Bizi Takip Edin

Diplomasi

Wang Yi: ABD, ticaret savaşlarıyla kendi itibarına zarar veriyor

Yayınlanma

Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, Rusya ziyaretinde Sputnik‘e verdiği röportajda, Pekin’in Ukrayna’da barış için diyaloğu desteklediğini belirtti. Wang, Trump yönetiminin ‘Önce Amerika’ politikasını ‘Amerikan zorbalığı’ olarak nitelendirerek eleştirdi ve ABD’nin ticaret savaşlarının küresel düzene ve kendi itibarına zarar verdiğini söyledi. Ayrıca, ABD’yi nükleer riskleri azaltmaya çağıran Wang, Çin-Rusya ilişkilerinin istikrar sağlayıcı rolünü vurguladı.

Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, Rus mevkidaşı Sergey Lavrov ve Devlet Başkanı Vladimir Putin dahil üst düzey Rus yetkililerle görüşmek üzere pazartesi günü Rusya’ya üç günlük resmi ziyaret başlattı.

Wang, Sputnik‘e verdiği özel ve kapsamlı röportajda dünya meselelerinin mevcut durumunu değerlendirdi.

Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, Sputnik‘e Ukrayna’da barış anlaşmasına varılması yönündeki mevcut çabalara ilişkin yaptığı yorumda, “Çin, uluslararası toplumla, özellikle de küresel Güney ülkeleriyle birlikte çözümde yapıcı rol oynamaya hazırdır,” dedi.

Wang, “Krizin nedenlerinin diyalog ve müzakereler yoluyla ortadan kaldırılmasını ve nihayetinde tüm taraflarca kabul edilebilir, adil, uzun vadeli, bağlayıcı bir barış anlaşmasına varılmasını savunuyoruz. Bu anlaşma, Avrasya’da ve tüm dünyada gerçekten kalıcı barış ve istikrarın sağlanmasını mümkün kılacaktır,” diye ekledi.

Wang, Çin’in krizin “ilk gününden itibaren” Ukrayna’da siyasi çözümü savunduğunu belirterek, ülkesinin aldığı tutumun “dünya toplumundaki ülkelerin çoğunluğunun beklentileriyle örtüştüğünü” vurguladı.

Başkan Trump’ın barış girişimine değinen Wang, Rusya ve Devlet Başkanı Putin’in her zaman diyaloğa açık olduğunu kaydetti ve barışa yönelik küçük adımların bile “yapıcı” ve “atılmaya değer” olduğunu söyledi.

Bakan, “Barışa yatarak ulaşamazsınız. Çalışmanız ve sıkı çalışmayla bunu başarmanız gerekir,” ifadesini kullandı.

Başkan Trump’ın Moskova ile ilişkileri yeniden kurma yönündeki mevcut çabalarına değinen Wang, Rusya-ABD ilişkilerinde normale dönüş adımlarının “büyük güçler arasındaki güç dengesini istikrara kavuşturmak için iyi olduğunu ve sıkıntılı uluslararası ortamda iyimserlik aşıladığını” söyledi.

Wang, “Modern dünya artan bir belirsizlik açığıyla karşı karşıya. Bu koşullarda, büyük ülkeler yükümlülüklerini yerine getirerek öngörülemez bir dünyada istikrar sağlayıcı faktör olarak hareket etmelidir,” değerlendirmesini yaptı.

Ayrıca Wang, “Rusya ve Amerika Birleşik Devletleri, önde gelen dünya güçleri ve BM Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri olarak, gezegendeki barış ve huzurdan, özellikle de küresel stratejik istikrar söz konusu olduğunda, önemli bir sorumluluk payı taşıyorlar,” ifadelerini kullandı.

Çin Dışişleri Bakanı, Trump’ın yeni dönemindeki ticaret savaşları hakkında yaptığı yorumda, “Washington, kendi sorunlarını çözmek yerine, sorumluluktan kaçmak ve suçu başkasına atmak için mümkün olan her yolu deniyor; gümrük vergilerine, hatta şantaj ve ültimatomlara başvuruyor,” dedi.

“ABD’nin kendisi hasta ama başkalarını tedavi olmaya zorluyor,” diyen Wang, Trump’ın ticaret savaşlarının “sadece küresel piyasaya ve ticaret düzenine değil, aynı zamanda ABD’nin itibarına da ciddi zarar vereceğini” vurguladı.

Bakan, “‘Önce Amerika’, özellikle diğer ülkelerin çıkarlarına zarar vererek, Amerikan zorbalığıyla başarılamaz,” diye ekledi.

Trump’ın gümrük vergilerinde iki kat artışı haklı çıkarmak için fentanil sorununu bahane olarak kullanmasının “hiçbir dayanağı olmadığını vurgulayan Wang, şunları söyledi: “Fentanilin kötüye kullanımı, Amerikalıların kendilerinin çözmesi gereken bir sorundur. Çin, dünyadaki hiçbir ülke gibi olmayan, sert ve kapsamlı bir uyuşturucu karşıtı politika izlemektedir. Yine de hümanizm ilkeleri doğrultusunda ABD’ye mümkün olan her şekilde yardım ettik. Nasıl karşılık verdiler? İyilikle değil, kötülükle ve gümrük vergilerinin mesnetsiz şekilde sıkılaştırılmasıyla.”

Wang, nükleer mesele ve Trump yönetiminin cephaneliklerin azaltılmasına yönelik son görüşmeleri hakkında yaptığı yorumda, ABD’nin küresel stratejik güvensizlik konusunda merkezi aktör olduğunu ve ulusal güvenlik stratejisinde nükleer silahların ağırlığını azaltması ve riskleri azaltmak için başka adımlar atması gerektiğini söyledi.

Wang, ABD’nin “nükleer paylaşım” ve “genişletilmiş nükleer caydırıcılık” politikalarının, küresel füze savunma sistemi kurma çabalarının ve ABD’nin kara konuşlu orta menzilli füzeleri ile diğer stratejik silahları başka ülkelerin sınırlarına yakın konuşlandırmasının küresel stratejik güvenliği “baltaladığını” da ekledi.

Wang, “Washington’u nükleer savaş risklerini azaltmak için ciddi çabalar göstermeye ve gezegenin nükleer silahlardan arındırılması hedefine ulaşmaya çağırıyoruz,” dedi.

Çin Dışişleri Bakanı, Avrasyalı komşular arasındaki özel ilişkinin üç karakteristik özelliğini vurguladı:

— “Ebedi dostlar ve asla düşman olmama” (2001 Rusya-Çin İyi Komşuluk, Dostluk ve İşbirliği Antlaşması‘nın temel ilkesi).

— “Eşitlik ve karşılıklı yarar sağlayan işbirliği.”

— “Üçüncü taraflara karşı ittifak kurmama, çatışmama ve yönelmeme.”

Bunun yanı sıra Wang, “Çin-Rusya ilişkileri başkaları için herhangi bir tehdit oluşturmuyor, dış müdahaleye maruz kalmaları ise söz konusu değil. Bu ilişkiler sadece büyük güçler arasında yeni tip ilişkilere modern bir örnek olmakla kalmıyor, aynı zamanda çalkantılı bir dünyada önemli bir istikrar sağlayıcı faktördür,” yorumunu yaptı.

Bunun yanı sıra Wang, bu yıl düşmanlıkların sona ermesinin 80. yıl dönümü münasebetiyle yaptığı yorumda, İkinci Dünya Savaşı sırasında “iyi ile kötü arasındaki acımasız savaşta Asya ve Avrupa’daki ana savaş cepheleri olarak hizmet veren” Çin ve Rusya’nın “faşizm ve militarizme karşı ortak mücadelede ana güçler olduğunu” söyledi.

Wang, iki ülkenin “savaşın sayısız kurbanı hakkındaki tarihi gerçeği koruması ve tarihini inkar etme, çarpıtma veya tahrif etme yönündeki her türlü girişim ve eyleme karşı çıkması gerektiğini” de sözlerine ekledi.

Rusya Çin’den ne bekliyor?

Diplomasi

Almanya ile Avusturya arasında BMGK kavgası

Yayınlanma

Almanya ile Avusturya arasında, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne (BMGK) kimin üye olacağı konusunda sert bir tartışma yaşanıyor.

POLITICO’da yer alan habere göre BMGK üyeliği için girişilen rekabette Avusturyalı yetkililer, “alaycı bir diplomasi ve basit bir mesaja” başvuruyor.

Üst düzey bir Avusturyalı diplomatın ifadesiyle, Viyana “tam da Alman olmadığımız için” kendilerine oy verilmesini istiyor.

Habere göre bu alaycı esprinin ardında, normalde yakın müttefikler olarak görülen iki ülke arasında gerçek bir rekabet ve şiddetli bir çekişme yatıyor.

Almanya, Avusturya ve Portekiz olmak üzere üç AB ülkesi, bugün (3 Haziran) yapılacak Genel Kurul oylamasında BM’nin en güçlü organındaki iki geçici üye koltuğu için yarışıyor.

Portekiz, Portekizce ve İspanyolca konuşulan ülkelerle olan güçlü bağları sayesinde, 2027’de başlayacak iki yıllık dönem için genel olarak kesin aday olarak görülüyor.

Bu durumda, yakın tarihi ve kültürel bağlarla birbirine bağlı, ancak zaman zaman gerginlikler de yaşayan Almanya ve Avusturya, son koltuk için rekabet ediyor.

Almanya bu yarışta devasa bir güç olsa da, bu durum Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul’un Berlin’in adaylığını agresif bir şekilde savunmasını engellemedi.

Bu durum, Şansölye Friedrich Merz’in, Almanya’nın ihracat odaklı ekonomisini desteklemek ve küresel sahnedeki etkisini güçlendirmek için her türlü uluslararası etki kaynağını güvence altına alma kararlılığını yansıtıyor.

Wadephul, geçen hafta sonu Almanya’ya oy vermeleri için ülkelere lobi yapmak üzere New York’a uçtu.

Wadephul, varışının hemen ardından, “Küresel krizler söz konusu olduğunda Almanya, etkisini ortaya koymak istiyor. Bu, dünyanın üçüncü büyük ekonomisi için gayet uygun bir tutum,” dedi.

Buna karşılık Avusturyalı diplomatlar, nispeten küçük olmalarını bir erdem olarak sunuyorlar.

Bir Avusturyalı diplomat, “Bağlantısız ve askeri açıdan tarafsız küçük bir ülke olarak çok özel bir rol oynayabiliriz: Çünkü mesele siyasi ağır topların hakları değil, tüm devletler arasındaki hak dengesi,” dedi.

Öte yandan Alman ve Avusturyalı liderler, birbirlerini alt etmek için ne kadar çaba harcadıkları konusunda alışılmadık derecede açık sözlü davrandılar.

Merz salı günü Berlin’de, Almanya’nın adaylığını destekleyeceğini belirten Macaristan Başbakanı Péter Magyar’ın yanında yaptığı açıklamada, “Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’ndan geçici üye koltuğu için onay alabilmek amacıyla elimizden gelen her şeyi yaptık: federal dışişleri bakanı ve şahsım dahil olmak üzere kabinedeki birçok meslektaşımız da bu çabaya katıldı,” dedi.

Avusturyalı bir diplomata göre, Avusturya başbakanı ve dışişleri bakanı da yarışmayı kazanmak için “elinden geleni yaptı.”

Avusturya’nın BM Büyükelçisi Gregor Kössler, Avusturya haber kuruluşu Die Presse’ye verdiği röportajda, “perde arkasında sert müzakereler yapıldığını” söyledi:

“İnsanlar oyları kendi lehlerine çevirmeye ve destekçileri kendi saflarına çekmeye çalışıyor. Özellikle geride kaldığınızda, mevcut anlaşmaları bozmak için biraz daha fazla baskı yapmaya çalışabilirsiniz.”

Avusturyalı diplomatlar, tarafsızlıkları ve NATO üyeliği olmamalarının Afrika, Asya ve Latin Amerika ülkeleriyle ilişkilerinde kendilerine avantaj sağladığını söylüyor.

Avusturya tarafının bir başka açık avantajı da, Almanya’dan birkaç yıl önce 2027-2028 koltuğu için yarışa girmiş olması  ve kısmen bu nedenle, oylamada Almanya’yı yenme şanslarının gerçekçi olduğuna inanıyorlar.

Böyle bir sonuç Merz için bir “aşağılanma” olur. Berlin, on yıllardır her sekiz yılda bir Güvenlik Konseyi üyeliğini kazanmayı başardı.

Avusturya’ya karşı alınacak bir yenilgi, sadece acı verici bir diplomatik gerileme anlamına gelmekle kalmayacak, aynı zamanda Avrupa içinde Almanya’nın liderlik rolünü yeniden tesis etme vaadiyle seçimlere katılan Merz’e yönelik iç eleştirilerin daha da artmasına yol açacak.

Bu durum, Wadephul’un New York’ta neden yoğun bir kampanya yürüttüğünü açıklamaya yardımcı oluyor.

Wadephul’un çabalarına aşina olan temsilcilere göre, bakan cuma gününden bu yana BM’de yaklaşık 80 bakan veya büyükelçi ile yüz yüze görüştü. Hangi teşvikleri sunduğu ise belirsiz.

Bu tür durumlarda diplomatlar genellikle oy takası yaparlar; şimdiki desteği karşılığında gelecekte destek vaat ederler.

Geniş bir uluslararası etki alanına sahip önde gelen bir BM bağışçısı olan Almanya’nın, Avusturya’dan daha fazla etki gücü olabilir.

Wadephul ayrıca yumuşak güç yoluyla ikna etmeye çalıştı. Pazartesi gecesi, Alman dışişleri bakanı BM Meydanı’nda bir caz grubu, Alman sosisleri ve bir dondurma standının yer aldığı büyük bir resepsiyon düzenledi.

191 BM üye ülkesi arasında yapılacak oylama, iki ülke Güvenlik Konseyi üyeliği için gerekli olan üçte iki çoğunluğu elde edene kadar turlar halinde gerçekleştirilecek.

Oylama gizli şekilde yapılacak; bu durum, hem Berlin hem de Viyana’dan gelen diplomatların, kimsenin itibarını zedelemeden son dakikaya kadar ülkeleri ikna etme şansı gördükleri için rekabeti kızıştırıyor gibi görünüyor.

Oylamada belirleyici olabilecek faktörlerden biri, İran’daki savaşın başlangıcında Merz’in uluslararası hukuka yönelik aşağılayıcı sözleri.

Bir diğeri ise, birçok üye ülkenin, Almanya’nın, İsrail’in Gazze ve Lübnan’daki askeri operasyonları sırasında sivil kayıpları kınamakta isteksiz olduğunu düşünmesi.

Fakat Avusturya da geleneksel olarak İsrail’in Avrupa’daki en güçlü destekçilerinden biri.

Fakat Wadephul, son günlerde Lübnan’daki İsrail operasyonunu daha sert bir dille eleştirdi ve pazar günü yaptığı bir açıklamada, İsrail ordusunun ülkenin güneyine ilerlemesinden duyduğu “ciddi endişeyi” dile getirerek, İsrail liderlerine “sivilleri ve sivil altyapıyı korumaları” çağrısında bulundu.

Salı günü ise Almanya’nın “uluslararası hukukun savunucusu” olacağını söyledi.

Fakat nihayetinde çarşamba günkü yarışın sonucu, yarış öncesinde süren kıyasıya diplomasi mücadelesinde hangi tarafın daha iyi performans göstereceğine bağlı olarak belirlenebilir.

Salı günü New York’ta Wadephul, Avusturya’nın öfkesini kesin olarak uyandıracak bir argüman ortaya attı: “BMGk’da iki küçük AB ülkesinin (Portekiz ve Avusturya) yer almasını istemiyorsanız, bunun yerine bizi seçin.”

BM genel merkezinin önünde gazetecilere yaptığı açıklamada, “Birçok ülke için, Güvenlik Konseyi’nde daha küçük bir Avrupa ülkesinin ve Almanya’nın yer alması gibi karma bir yaklaşım doğru çözüm olabilir,” dedi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD, Somaliland’in bağımsızlığını tanımayacak

Yayınlanma

ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından Kongre’ye sunulan raporda, tek taraflı bağımsızlık ilan eden Somaliland’in net bir şekilde Somali Federal Cumhuriyeti’nin bir parçası olduğu vurgulandı. Kongre kaynakları, Donald Trump yönetiminin Somaliland’ı bağımsız bir devlet olarak tanıma niyetinde olmadığını belirtti.

Washington yönetimi, Somali’nin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne destek verdiğini ilan etti. Bu hamle, tek taraflı bağımsızlık ilan eden Somaliland ile geçen yıl bu bölgeyi resmi olarak tanıyan ilk devlet olan İsrail’e yönelik büyük bir darbe olarak değerlendiriliyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından hazırlanan ve “Somaliland ile Geliştirilmiş ABD İlişkileri İçin Potansiyel Alanlar” başlığını taşıyan rapor, 1 Haziran’da Kongre’ye sunuldu ve 2 Haziran’da basına sızdı.

Bakanlık raporda, Somaliland’in net bir şekilde Somali Federal Cumhuriyeti’nin bir parçası olduğunu vurguladı.

Raporda ilişkilerin çerçevesine dair şu ifadelere yer verildi:

“Bu yasal çerçeve dahilinde ABD, Somaliland ile olumlu ve yapıcı ilişkilerini sürdürmekte ve Somaliland makamlarıyla işbirliği için ek fırsatları araştırmaya devam etmektedir. Ancak bölgedeki güvenlik kaygıları ve Somaliland’in statüsüne ilişkin anlaşmazlıklar ile yerel yönetimin ulusal makamlarla işbirliği yapmayı reddetmesi; yatırım, bankacılık ve ticaret alanlarında ciddi zorluklar teşkil etmektedir.”

Trump yönetimi tanımaya sıcak bakmıyor

ABD Kongresi’nden bir kaynak, salı günü Middle East Eye (MEE) haber sitesine yaptığı açıklamada, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin Somaliland’ı bağımsız bir devlet olarak tanıma niyetinde olmadığını belirtti.

Söz konusu kaynak, “Eski Trump dönemi yetkilileri Tibor Nagy ve Peter Pham’ın da aralarında bulunduğu bazı lobiciler, Somaliland tarafında ABD’nin kendilerini tanıyacağına dair umutları artırmış olsa da Başkan Trump’ın bu yönde bir adım atacağına dair hiçbir zaman somut bir işaret yoktu” dedi.

Konuyla ilgili değerlendirmede bulunan ve ismini açıklamak istemeyen bir Somali politika danışmanı ise, Kongre’ye sunulan bu yeni raporun Washington tarafından tanınma beklentilerine ağır bir darbe indirdiğini söyledi.

Danışman, bu gelişmeyi “Somaliland’in ABD tarafından tanınmasına yönelik süregelen tüm umutları tamamen boşa çıkarabilecek, son derece kritik ve bağlayıcı bir ilan” olarak nitelendirdi.

İsrail ile Somaliland arasındaki güvenlik ortaklığı

Somaliland, 1991 yılında tek taraflı bağımsızlık ilan etmesinden bu yana, hiçbir Birleşmiş Milletler (BM) üyesi devlet tarafından tanınmasına ve Somali hükümetinin sürekli muhalefetine rağmen, kendi yönetim kurumları ve güvenlik yapılarıyla de facto (fiili) bir devlet olarak faaliyet ediyordu.

Ancak geçen yılın sonlarında İsrail, Somaliland’i bağımsız bir devlet olarak resmi olarak tanıyan ilk ülke oldu. Somali hükümetinin yanı sıra Türkiye dahil bölgedeki birçok ülke İsrail’in bu hamlesini kınadı.

Nisan ayında Somali, İsrail’in Somaliland’e bir büyükelçi atamasını da kınayarak karşılık verdi. Aynı ay içinde Mogadişu yönetimi, İsrail bandıralı veya İsrail bağlantılı gemilerin Babülmendep Boğazı’ndan geçişini yasakladığını duyurdu.

Yemen’deki Ensarullah hareketi liderliğindeki silahlı kuvvetler de Somali’deki her türlü İsrail varlığını hedef alma sözü verdi.

İsrail’in Kanal 12 televizyonu, haftalar önce yayımladığı bir haberde, Somaliland’in Yemen’den gelen bu tehditlere karşı Tel Aviv ile bir güvenlik ortaklığı arayışında olduğunu aktardı. Bu çerçevede, İsrailli yetkililerin son aylarda Somaliland’e ziyaretler gerçekleştirdiği bildiriliyor.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

AB, Trump’ın yeni tarife tehditlerine tepki gösterdi

Yayınlanma

Avrupa Komisyonu, Trump yönetiminin, Brüksel’in zorla çalıştırma yoluyla üretilen malların ithalatını yasaklamadığını tespit etmesinin ardından, AB’ye yüzde 10’luk yeni bir gümrük vergisi uygulama planlarını eleştirdi.

Komisyonun Baş Sözcüsü Yardımcısı Olof Gill yaptığı açıklamada, “Komisyon, soruşturmanın ön bulgularını dikkatle inceleyecek ve ABD yönetimi ile diyaloğunu sürdürecektir. Bununla birlikte, AB bu gerekçelerle uygulanan gümrük vergilerini haksız bulmaktadır,” dedi.

ABD Ticaret Temsilciliği Ofisi, salı günü geç saatlerde yayınlanan bir raporda, Avrupa Birliği, Kanada ve Meksika dahil olmak üzere başlıca ticaret ortaklarına yüzde 10’luk gümrük vergisini yeniden uygulamak istediğini belirtti.

Ofis, bu ülkelerin zorla çalıştırma yoluyla üretilen malları yasaklayan yasaları uygulamadıklarını tespit etmişti.

Bu, ABD Başkanı Donald Trump’ın şubat ayında ABD Yüksek Mahkemesi tarafından iptal edilen küresel gümrük vergilerini yeniden yürürlüğe koymak amacıyla, yönetimin bu bahar 1974 Ticaret Yasası’nın 301. maddesi kapsamında başlattığı iki geniş kapsamlı ticaret soruşturmasından biri.

Şu anda yürürlükte olan yüzde 10’luk geçici gümrük vergisi temmuz ayında uygulanacak ve ardından 301. maddeye dayalı gümrük vergisi devreye girecek.

Avrupa Parlamentosu Ticaret Komitesi Başkanı Bernd Lange, Yüksek Mahkemedeki yenilginin ardından Washington’un “gümrük vergisi politikasını sürdürmek için yeni yasal dayanaklar arayışında olduğunu” savundu.

Lange, X’te yayınladığı bir yazıda şunları söyledi:

“AB’yi zorla çalıştırmaya karşı yeterince önlem almamakla suçlamak saçma. AB, zorla çalıştırılarak üretilen ürünlere karşı dünyanın en katı kurallarını benimsemiştir. Bu, daha önce karara bağlanmış olan gümrük vergileri için gerçekleri yasal bir gerekçeye uydurmaya çalışmak gibi görünüyor.”

Gill, AB’nin 2024 yılında zorla çalıştırma ile üretilen ürünleri yasaklayan bir yönetmelik kabul ettiğini ve “tedarik zincirlerinde zorla çalıştırmanın ortadan kaldırılması” şeklindeki bu ortak hedefin, Turnberry anlaşmasını detaylandıran geçen ağustos tarihli AB-ABD ortak bildirisinde de yer aldığını vurguladı.

Fakat AB’nin zorla çalıştırma yönetmeliği, ancak Aralık 2027’den itibaren geçerli olacak. ABD Ticaret Temsilciliği, bloktan gelen mallara yüzde 10 gümrük vergisi uygulamak için bu gerekçeyi öne sürüyor.

Raporda, “Avrupa Birliği zorla çalıştırma içeren ürünlerin ithalatını yasaklamış olsa da, bu yasak 14 Aralık 2027’ye kadar yürürlüğe girmeyecek. Yukarıdakiler ışığında, USTR, Avrupa Birliği’nin zorla çalıştırma içeren ürünlerin ithalatını yasaklayan düzenlemesini etkili bir şekilde uygulamadığını tespit etmiştir,” deniyor.

Geçen temmuz ayında İskoçya’da varılan anlaşma uyarınca, AB, ABD’den gelen sanayi ürünlerine yönelik ithalatı kaldırmayı kabul ederken, çoğu Avrupa ürününe yüzde 15’lik bir gümrük vergisi tavanı uygulanacaktı.

Avrupa Parlamentosu, 16 Haziran’da Turnberry anlaşmasını yürürlüğe koyacak yasa tasarısı üzerinde nihai oylamayı gerçekleştirecek ve Trump’ın son gümrük vergisi hamlesi, Avrupa Parlamentosu üyelerinin anlaşmaya karşı muhalefetini sertleştirebilir.

Washington’dan gelen son açıklama, AB Ticaret Bakanı Maroš Šefčovič’in Paris’teki OECD bakanlar toplantısı sırasında ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer ile görüşmesinden birkaç saat önce geldi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English