Diplomasi
Washington, Japonya ve Filipinler ile yeni Camp David’e hazırlanıyor

ABD Başkanı Joe Biden 10 gün içinde Japonya Başbakanı Fumio Kishida ve Filipinler Devlet Başkanı Ferdinand Marcos Jnr ile Washington’da bir araya gelerek Asyalı müttefikleriyle Pekin’in etkisine karşı koyma çabalarını pekiştirecek.
Beyaz Saray, ilk ABD-Japonya-Filipinler zirvesinin sadece üçlü güvenlik, ekonomik ve teknolojik bağları değil, aynı zamanda “Hint-Pasifik ve dünya çapında barış ve güvenlik” konusundaki işbirliğini de geliştireceğini savundu.
Zirve, Güney Çin Denizi’nde Filipinlerle Çin arasındaki anlaşmazlıkların ve Tayvan Boğazı’ndaki gerginliklerin yükseldiği bir dönemde gerçekleşecek.
Analistlere göre toplantı aynı zamanda ABD ve anlaşmalı iki müttefiki için üçlü savunma düzenlemesini kurumsallaştırma ve Çin’e karşı bir güvenlik bağlarını daha da derinleştirme ‘fırsatı’ sunacak.
Çin’i çevreleme girişimlerinin son hamlesi
Pekin’in bu zirveyi, geçtiğimiz ağustos ayında ABD’nin ev sahipliğinde Japonya ve Güney Kore ile yapılan ve daha yakın güvenlik ortaklıklarını tetikleyen tarihi üçlü zirvenin yapıldığı Camp David’in bir benzeri olarak görmesi bekleniyor.
Nanjing Üniversitesi Uluslararası Çalışmalar Okulu dekanı Zhu Feng, South China Morning Post’a verdiği demeçte, Pekin’in 11 Nisan’daki zirveyi sadece ağustostakinin devamı ve uzantısı olarak değil, aynı zamanda ABD’nin Avustralya ve Birleşik Krallık’la yaptığı AUKUS gibi Çin’e karşı savunma ortaklıkları kurmaya yönelik son girişimi olarak görebileceğini söyledi.
Zhu Feng, “Çin’in bakış açısına göre nisan ayındaki liderler toplantısı, Washington’un Güney Çin Denizi’ndeki stratejik müdahalesini genişletmek için yaptığı jeopolitik hamlelerden biri” değerlendirmesinde bulundu ve Washington’un Çin’i toplu olarak çevrelemek için küçük bölgesel ittifaklar kurmaya hevesli olduğunu da sözlerine ekledi.
Zhu, önümüzdeki toplantının, kasım ayında San Francisco’da uzun zamandır beklenen ABD-Çin zirvesi ve o zamandan beri devam eden üst düzey diyaloglara rağmen Washington’un Pekin’i stratejik olarak çevrelemeye kararlılıkla devam etmesinin bir kanıtı olduğunu söyledi.
Üçlü savunma işbirliği
Zirve, ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’ın Washington’un “sarsılmaz kararlılığını” teyit etmek üzere geçen hafta Manila’ya gittiği sırada duyuruldu.
Ziyaret sırasında düzenlenen ortak basın brifinginde Blinken ve Filipinli mevkidaşı Enrique Manalo, üç liderin deniz güvenliği de dahil olmak üzere mevcut Filipin-ABD ve Filipin-Japonya ikili işbirliğinin tamamlayıcı unsurlarından “faydalanmayı” hedeflediklerini söyledi.
Blinken ayrıca Japonya ile üçlü bir ilişkinin “[Hint-Pasifik’te] daha da fazla istikrarın sağlanması ve barışın derinleştirilmesi için çok önemli bir platform” olacağını savundu.
Singapur’daki Nanyang Teknoloji Üniversitesi’nde (NTU) kamu politikaları ve küresel ilişkiler alanında doçent olan Kei Koga’ya göre Pekin’in tepkisi muhtemelen zirvenin sonucuna göre şekillenecek.
South China Morning Post’a konuşan Kei Koga, zirvenin diyalogla sınırlı kalması halinde olumsuz bir diplomatik tepkinin ortaya çıkabileceğini, ancak Güney Çin Denizi’nde daha fazla deniz işbirliği yapılacağına dair sinyaller alınması halinde daha güçlü bir tepkinin beklenebileceğini söyledi.
Çin ayrıca “denizdeki varlığını geçici olarak artırarak bu üçlü girişimlerin ne derece ciddi olabileceğini test edebilir” diye ekledi.
ABD, Japonya ve Filipinler’in halihazırda ikili savunma ilişkilerini geliştirdiği bir ortamda üçlü işbirliğini resmileştirmek için bu zirvede adım atacağı düşünülüyor.
Manila merkezli Uluslararası Kalkınma ve Güvenlik İşbirliği (IDSC) adlı düşünce kuruluşunun kurucu başkanı ve güvenlik stratejisti Chester Cabalza, önümüzdeki zirvenin birlikte çalışabilirliği geliştirmek amacıyla “üçlü bir savunma düzenlemesini resmileştirmek için en uygun zaman” olabileceğini söyledi.
Cabalza, “Ortaya çıkan bu üçlü, karşılıklı güven ve ortak tehdide dayalı savunma bağlarını derinleştirmek üzere bir stratejik ittifaklar ağı oluşturmak için kesinlikle yeni parametreler belirleyecektir” dedi.
Washington, Japonya-Filipinler savunma bağlarını teşvik ediyor
Japonya-Filipinler ilişkileri son yıllarda Washington’ın teşvikiyle daha da yakınlaştı ve Tokyo, Manila’nın ekonomik ve kalkınma girişimlerinin ana bağışçılarından biri oldu. Japonya’nın ilk denizaşırı güvenlik yardımı projesi de kasım ayında açıklanan kıyı radar sistemlerini güçlendirmeye yönelik 4 milyon ABD doları tutarındaki hibe ile Filipinler’e gitti.
Tokyo ve Manila ayrıca orduları için ortak tatbikat ve eğitimlerin önünü açabilecek karşılıklı bir erişim anlaşması üzerinde de görüşüyor. Bu anlaşma, İngiltere ve Avustralya’dan sonra Japonya için üçüncü anlaşma olacak.
Manila’nın halihazırda Washington ile 1999 yılında yürürlüğe giren ve ABD tarafının Filipinler’de ortak askeri tatbikat ve operasyonlara ev sahipliği yapmasına olanak tanıyan Ziyaret Kuvvetler Anlaşması kapsamında böyle bir anlaşması bulunuyor.
2014 yılında imzalanan Geliştirilmiş Savunma İşbirliği Anlaşması, ABD’nin Filipinler’deki askeri üslere erişimini genişletmenin yanı sıra, ABD askeri güçlerinin Filipinler’deki daimi olmayan varlığını da artırdı.
Çin Ulusal Güney Çin Denizi Araştırmaları Enstitüsü’nde yardımcı araştırma görevlisi olan Ding Duo, “daha önemli güvenlik ve savunma işbirliğini” ilerletmek için üçlü bir mekanizmanın oluşturulacağını tahmin ettiğini söyledi.
“Daha fazla ortak hava ve deniz devriyesi, askeri tatbikatların sıklığının artırılması, ekipman ve finansman için daha fazla destek ve Tayvan krizi söz konusu olduğunda silahlı kuvvetlerin birlikte çalışabilirliğinin artırılmasını içerebilir” diyen Ding, askeri yeteneklerin daha derin entegrasyonunun muhtemel olduğunu da sözlerine ekledi.
‘Bölgedeki gerginliği daha da artıracaktır’
Analistlere göre, zirvenin Çin için iyi bir haber olmayacağı ‘kesin’.
Hem Manila hem de Tokyo’nun Pekin ile sırasıyla Güney Çin Denizi ve Doğu Çin Denizi’nde toprak anlaşmazlıkları var. Bu arada ABD, bölgedeki müttefikleri aracılığıyla Çin’in etkisini bastırmaya ve ihtilaflı bölgelerde Çin’e karşı bölge ülkelerini ‘cesaretlendirmeye’ devam ediyor.
Pekin Washington’ın Hint-Pasifik’te bu stratejisini ‘çevreleme’ girişimi olarak nitelendirmiş, Beyaz Saray ise böyle bir niyetinin olmadığını savunmuştu.
Uzmanlar, bu zirve sonrası üçlünün tartışmalı su yolları ve Tayvan Boğazı konusunda Çin’e baskı uygulamak için hareketlerini koordine etmelerinin muhtemel olduğunu söyledi.
Ancak analistler, ortaya çıkan bloğun bölgedeki gerilimi daha da tırmandırabileceği uyarısında bulundu.
Çin Ulusal Güney Çin Denizi Araştırmaları Enstitüsü’nden Ding, Çin’i hedef alan böyle bir bölgesel güvenlik ve savunma ortaklıkları ağının bölgesel bağları daha da gereceğini ve denizlerde sürtüşme riskini artıracağını söyledi.
Ding, ittifakın Çin’i egemenlik haklarını savunmaktan caydırmayacağını ancak başka kaygıları olduğunu belirtti.
Ding, “Pekin, bu tür ittifaklar gibi soğuk savaş benzeri blok çatışmalarının geri dönmesinden daha çok endişe duyuyor, bu da Hint-Pasifik’teki jeopolitik bölünmeleri ve antagonizmaları şiddetlendirecek ve sonuçlarına bölge katlanmak zorunda kalacak” dedi.
Başkanlık seçimleri öncesi
Analistlere göre, zirvenin arkasındaki bir diğer itici güç de ABD ve Japonya’da yaklaşan başkanlık seçimleri ve bu ülkelerdeki iktidarların yakında el değiştirebilecek olması.
Kasım ayında yapılacak ABD başkanlık seçimlerinde Biden ile selefi Donald Trump arasında bir rövanş mücadelesi yaşanacakken, Kishida’nın iktidardaki Liberal Demokrat Parti’deki liderliği, parti içi bağış toplama skandalı nedeniyle eylül ayında yapılacak bir oylamada test edilecek.
Singapur’dan Kei Koga, “Bu üçlü çerçeveleri kurumsallaştırarak, liderlik değişiminden etkilenmeyecek şekilde ilişkiyi sağlamlaştırmayı amaçlıyorlar” dedi.
Diplomasi
Ermenistan’da balık üreticileri ihracat krizi nedeniyle ayakta

Ermenistan’daki balık üreticileri, Rusya pazarının kapanması ve AB pazarına ihracatın henüz fiilen mümkün olmaması nedeniyle hükümet binası önünde protesto düzenledi. Ellerinde kalan 15 bin ton canlı balık ve Rusya sınırından dönen ürünler için vize başvurusunda bulunan üreticiler, acil destek talep ediyor.
Ermenistan’da faaliyet gösteren balık üreticileri, Rusya pazarının tamamen kapanması ve yeni açıldığı duyurulan Avrupa Birliği (AB) pazarına fiilen ihracat yapılamaması gerekçesiyle başkent Erivan’daki hükümet binası önünde protesto gösterisi başlattı.
Taleplerini iletmek üzere başbakan yardımcılarından biriyle görüşmek isteyen üreticiler, sektörün büyük bir çıkmaza girdiğini belirtiyor.
Ermenistan Balıkçılık Birliği Başkanı Gor Grigoryan, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, AB pazarının kendileri için şu aşamada ulaşılamaz olduğunu kaydetti.
Grigoryan, “Elimizde şu anda 15 bin ton canlı balık stoğu var ve bu hacmin Avrupa pazarında eritilmesi gerçekçi değil. Ayrıca Rusya sınırından geri çevrilen ve soğuk hava depolarında bekletilen ürünlerimiz bulunuyor” dedi.
Yeni pazarlara açılma adımlarını olumlu bulduklarını ancak bu pazarlarda kalıcı olana kadar ayakta kalabilmek için devlet desteğine ihtiyaç duyduklarını belirten Grigoryan, Avrupa’daki tüketicilerin Ermenistan balığını hazırda beklemediğini ve bunun için titiz bir çalışma yürütülmesi gerektiğini vurguladı.
Grigoryan, bazı balıkçılık işletmelerinin 2025 yılında AB pazarına ihracat yapabilmek amacıyla başvuru gerçekleştirdiğini, fakat şu ana kadar herhangi bir tescil veya onay işleminin yapılmadığını aktardı.
Ermeni ihracatçıların uzun yıllar boyunca yaptıkları pazar analizleri sonucunda Rusya yönüne odaklandıklarını belirten birlik başkanı, bu ana rotanın artık tamamen kapalı olduğunu hatırlattı.
Rusya Federal Veterinerlik ve Bitki Sağlığı Gözetim Servisi (Rosselhoznadzor), haziran ayı başında Ermenistan’dan yapılan balık ve balık ürünleri ithalatına yönelik sertifikasyon işlemlerini geçici olarak askıya almış, 26 Haziran itibarıyla da kısıtlamaları sektörün tamamını kapsayacak şekilde genişletmişti.
Rusya Tüm Balıkçılık İşletmeleri, Girişimcileri ve İhracatçıları Birliği Başkanı German Zverev, Ermenistan’ın Rusya için önemli bir alabalık tedarikçisi olduğunu ancak bu kısıtlamaların Rusya içinde bir arz sıkıntısı yaratmayacağını belirtmişti. Zverev, Erivan için ise Rusya pazarının hayati önem taşıdığına dikkat çekmişti.
Buna karşın Ermenistan Ekonomi Bakanı Gevorg Papoyan, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, AB pazarının Ermeni balıklarına açıldığını ve Ermeni şirketlerin tarihte ilk kez AB ülkelerine balık ile balık ürünleri gönderme hakkı elde ettiğini duyurmuştu.
Ermenistan, son yıllarda AB ile yakınlaşma politikasını sürdürüyor. Ülke parlamentosu 2025 yılında Avrupa entegrasyon sürecini başlatan yasayı kabul etmiş olsa da hükümet yetkilileri, üyeliğin ülke ekonomisi için taşıdığı önem nedeniyle Avrasya Ekonomik Birliği’nden (AEB) şu aşamada çıkmayı planlamadıklarını defalarca yineledi. Başbakan Nikol Paşinyan ise AB üyeliğini stratejik bir hedef olarak tanımlamaya devam ediyor.
Ermenistan’ın Batı ile entegrasyon adımlarının hız kazanması, Moskova ile ilişkilerde soru işaretlerini beraberinde getirdi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Ermenistan tarafının AB ile AEB arasında bir an önce net bir seçim yapması gerektiğini belirterek, bu durumda “yumuşak ve medeni bir ayrılığın” mümkün olabileceğini ifade etmişti.
Mayıs ayında ise AEB üyesi Rusya, Belarus, Kazakistan ve Kırgızistan liderleri, Ermenistan’a AB ile birlik arasında seçim yapacağı bir referandumu gecikmeden düzenlemesi çağrısında bulunmuştu.
Rusya, son aylarda balık ürünlerinin yanı sıra Ermenistan’dan ithal edilen taze sebze, meyve, çiçek ve alkollü içecekler gibi diğer ürün gruplarına da çeşitli kısıtlamalar getirdi.
Rosselhoznadzor Başkanı Sergey Dankvert, bu kararların arkasında siyasi nedenler bulunmadığını, sorunun Ermenistan’daki üretim süreçlerindeki yapısal aksaklıklardan kaynaklandığını savundu.
Dankvert, ülkede çok sayıda küçük üretici bulunmasına rağmen etkin bir kooperatifleşme ve iç denetim mekanizmasının bulunmadığını işaret etti.
Avrupa Komisyonu ise Rusya’nın attığı bu adımları “ekonomik baskı” olarak nitelendirerek, Ermenistan için bir destek paketi hazırladıklarını ve Ermeni ürünlerinin Avrupa pazarına erişimini kolaylaştıracak önlemler üzerinde çalıştıklarını açıkladı.
Reuters’ın aktardığı resmi istatistiklere göre, 2025 yılında Ermenistan’ın dış ticaretinin yaklaşık yüzde 35’i Rusya ile gerçekleştirilirken, Avrupa Birliği’nin payı yüzde 11 civarında kaldı.
Diplomasi
Panama ile Çin denizcilik anlaşmasını yeniliyor

Panama, Çin limanlarında kendi bandırasını taşıyan gemilere gümrük tarifelerinde öncelik ve bürokratik kolaylık sağlayan deniz taşımacılığı anlaşmasını yenilemek üzere Pekin yönetimiyle uzlaştı. Panama Dışişleri Bakanlığının resmi açıklamasıyla duyurulan gelişme, Panama Kanalı’ndaki iki limanın işletme hakkına sahip Hong Kong merkezli bir şirketin imtiyaz sözleşmesinin iptal edilmesinin ardından yaşanan gerilimi takip ediyor.
Panama hükümeti, Çin limanlarında Panama bandıralı gemilere çeşitli avantajlar sunan deniz taşımacılığı anlaşmasının yenilenmesi konusunda Çin yönetimiyle mutabakata varıldığını açıkladı.
Söz konusu uzlaşı, Panama Kanalı bünyesindeki iki limanın işletme imtiyazına sahip olan Hong Kong merkezli bir şirketin sözleşmesinin iptal edilmesini takiben, Panama bandıralı gemilerin Çin limanlarında daha sıkı denetimlerle karşı karşıya kaldığı yönündeki şikayetlerin ardından geldi.
Panama Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan yazılı açıklamada, geçen hafta Pekin’de gerçekleştirilen müzakerelerin ardından iki ülkenin “uzlaşıya vardığı” ve anlaşmanın “yenilenme prosedürlerinin başlatılacağı” ifade edildi.
Bu yıl süresi dolacak olan mevcut anlaşma, Çin limanlarında Panama bayrağı taşıyan gemilere yönelik gümrük tarifelerinde tercihli kolaylıklar ve daha sade bürokratik kurallar sunuyor.
Yerel basında çıkan haberlere göre, 2026 yılında yaklaşık 500 Panama gemisi Çin limanlarında denetlenmek üzere alıkonulmuştu.
Ancak Dışişleri Bakan Vekili Carlos Hoyos pazartesi günü yaptığı açıklamada, bu denetim sayılarının artık “tarihi seviyelere” geri döndüğünü belirtti.
Çin’in Panama gemilerine yönelik denetimleri sıkılaştırması, Orta Amerika ülkesindeki bir mahkemenin, kanal bünyesindeki iki terminali işleten Hong Kong merkezli CK Hutchison şirketinin iştiraki Panama Ports Company’nin sözleşmesini iptal etme kararının ardından yoğunlaşmıştı.
Öte yandan, ABD Başkanı Donald Trump, Panama Kanalı’nın Çin tarafından yönetildiği argümanıyla bu kritik su yolu üzerinde kontrol sağlama girişimlerinde bulunmuştu.
Buna karşın Panama Kanalı, Panama hükümetinden özerk olan bağımsız bir devlet kurumu tarafından idare ediliyor.
Diplomasi
Ukrayna askeri komutasında idari kriz

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, eski Savunma Bakanı Mihaylo Fedorov’un hükümete dönmeyi reddetmesi üzerine askeri komuta kademesinde derinleşen bir krizle karşı karşıya kaldı. Financial Times’ın batılı yetkililere dayandırdığı habere göre, Kiev’e destek veren ülkeler orduda acilen istikrar sağlanmasını ve güvenilir isimlerin göreve getirilmesini talep ediyor.
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, eski Savunma Bakanı Mihaylo Fedorov’un hükümete geri dönmeyi kabul etmemesiyle birlikte askeri komuta kademesinde derinleşen bir krizle karşı karşıya.
Financial Times (FT) gazetesinin konuya vakıf kaynaklara dayandırdığı haberine göre, bu durum Zelenskiy’nin Genelkurmay Başkanı Oleksandr Sırskiy’nin geleceğine yönelik karar alma sürecini daha da zorlaştırıyor.
Ukrayna’ya destek veren batılı ortaklar, Zelenskiy yönetimine silahlı kuvvetlerle ilgili sorunları bir an önce çözüme kavuşturma çağrısı yaptı. Gazeteye konuşan batılı bir yetkili, “Biz sizin ana finansörünüzüz ve bize istikrar gerekiyor. Tanıdığımız, güvendiğimiz ve birlikte çalışabileceğimiz insanlara ihtiyacımız var” ifadesini kullandı.
Protestolar 16 şehre yayıldı
Fedorov’a destek amacıyla 16 Temmuz Perşembe günü Kiev’de başlayan protestolar en az 16 şehre yayıldı. Yaşanan bu süreç, Zelenskiy’nin Genelkurmay Başkanı Sırskiy ile ilgili kararsızlığını derinleştirdi.
FT, bu düzeyde bir askeri yöneticinin görevden alınmasının devletin savunma kabiliyetine zarar verme riski taşıdığını, ancak değişim taleplerinin yanıtsız bırakılmasının da Zelenskiy’nin halk desteğini daha fazla düşürebileceğini belirtiyor.
Ayrıca, Rusya ile yaşanan silahlı çatışma döneminde kariyer basamaklarını tırmanan genç subayların üst kademelerde görev alma talebi her geçen gün artıyor.
Gazeteye konuşan kaynaklar, bu yeni nesil komutanların muharebe sahasının değişen gerçeklerini ve yeni teknolojileri daha iyi kavradığını aktarıyor.
Zelenskiy’nin Fedorov’a geniş yetkiler sunmak istediği, ancak eski bakanın sadece Savunma Bakanlığı görevine dönmeye sıcak baktığı ifade ediliyor.
Ukrayna lideri, Fedorov’a doğrudan devlet başkanına bağlı çalışabileceği, savunmada inovasyon ve askeri reform süreçlerini denetleyebileceği Ulusal Güvenlik ve Savunma Konseyi (SNHB) bünyesinde bir pozisyon önerdi.
Bu formüle göre Fedorov, Savunma Bakanlığı ve ordunun idari yapısı dışında kalarak savunma teknolojileri programlarını yönetebilecek, uzun menzilli silah üretimini artırma çabalarını koordine edebilecek ve askeri sanayiye yabancı yatırım çekme görevini üstlenebilecekti.
Kaynaklar, Zelenskiy’nin Fedorov ile hafta sonu görüştüğünü ve istifasından bu yana kendisiyle neredeyse her gün temas halinde olduğunu belirtiyor. Devlet başkanının sunduğu diğer alternatif görevlerin tamamı da Fedorov tarafından geri çevrildi.
Sırskiy ve Fedorov arasındaki doktrin ayrılığı
Eski Savunma Bakanı Fedorov geçen hafta görevinden ayrılmış, yerine bu yılın başından beri Ukrayna Güvenlik Servisini (SBU) yöneten Yevgeniy Hmara atanmıştı.
İstifasının ardından Fedorov, Genelkurmay Başkanı Sırskiy’i yolsuzluk ve “stratejik öngörüsüzlükle” suçlayarak görevden alınması çağrısı yapmıştı. Fedorov ayrıca, genelkurmay başkanının Zelenskiy’e bir “ültimatom” vererek kendisinin görevden alınmasını talep ettiğini öne sürmüştü.
FT’nin analizine göre iki isim arasında ciddi bir askeri doktrin ayrılığı bulunuyor. Sırskiy ordunun “mümkün olduğunca uzun süre mevzilerini koruması ve daha fazla insanı seferber etmesi” gerektiği yönündeki yaklaşıma dayanırken, Fedorov askeri yapıda teknolojik inovasyonların uygulanmasını, robotik sistemlerin ve insansız hava araçlarının kullanımına öncelik verilmesini ve ordunun genel bir reform sürecinden geçirilmesini savunuyordu.
Ukrayna merkezli Insider.ua internet sitesi ve gazeteci Vitaliy Glagola, 20 Temmuz’da devlet başkanlığı ofisi ile savunma bakanlığındaki kaynaklarına dayanarak Sırskiy’nin o gün görevden alınacağını iddia etmişti.
Ukrayna Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanlığı ise daha sonra yaptığı açıklamada generalin görevden alındığı yönündeki iddiaların gerçeği yansıtmadığını ve Sırskiy’nin görevine devam ettiğini duyurmuştu.
Ukrayna’da kabine revizyonu: Savunma Bakanı Fedorov görevden alındı
Görüş2 hafta önceAnkara’nın ikinci zirvesi: 22 yılın ardından NATO, kuralları yeniden yazan bir Türkiye’ye dönüyor
Diplomasi2 hafta önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Amerika2 hafta önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Asya2 hafta önceXi, bilim ve teknoloji inovasyonuyla Çin modernleşmesinin ilerletilmesi çağrısı yaptı
Diplomasi1 hafta önceFT: Çin’e bağımlılığı azaltmanın Batı’ya maliyeti 23 trilyon doları aşabilir
Diplomasi2 hafta önceNATO liderleri Ankara Deklarasyonu’nu kabul etti
Görüş1 hafta önceTahran’da iki kritik isimle konuştum: İran kendisini nasıl görüyor?
Diplomasi2 hafta önceAnkara’daki NATO zirvesinde hangi silah anlaşmaları yapıldı?











