Diplomasi
Xi, Kim ve Putin Zafer Günü için Kızıl Meydan’da buluşacak mı?

Kremlin’e göre Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ‘un önümüzdeki aylarda Rusya’yı ziyaret etmesi bekleniyor. 9 Mayıs’taki Zafer Günü töreni için Moskova’daki Kızıl Meydan’da Çinli ve Rus mevkidaşlarıyla bir araya gelebileceği yönünde söylentiler de var.
Uzmanlar, Kim’in Devlet Başkanları Xi Jinping ve Vladimir Putin ile birlikte podyuma çıkması halinde, üç liderin ilk kez kamuoyu önünde bir araya geleceğini ve bunun ABD baskısına karşı güçlü bir dayanışma ve meydan okuma sinyali olacağını söyledi.
Kremlin, Xi’nin önümüzdeki ayın başlarında, Sovyetler Birliği’nin İkinci Dünya Savaşı’nda Nazilere karşı zaferinin 80. yıldönümü münasebetiyle 9 Mayıs’ta düzenlenecek tören için Moskova’yı ziyaret edeceğini açıkladı.
Moskova’nın resmi Tass haber ajansına göre ise, Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Andrey Rudenko geçen ayın sonlarında yaptığı açıklamada Kim’in Rusya’ya yapması beklenen ziyaret için hazırlıkların halihazırda devam ettiğini söyledi.
Putin geçen yıl haziran ayında Pyongyang’a yaptığı nadir bir gezi sırasında Kim’i Moskova’yı ziyaret etmeye davet etmişti. Rusya Güvenlik Konseyi Sekreteri Sergei Şoygu da 21 Mart’ta Pyongyang’da Kim ile bir araya geldi ve Kuzey Kore liderine Putin’in mesajını iletti.
Üç gün sonra Kremlin sözcüsü Dmitry Peskov, Kim’in Rusya’yı ziyaret etmek için “geçerli” bir davet aldığını ve diplomatik kanallar aracılığıyla koordinasyonun devam ettiğini söyledi. Ancak Putin’in üst düzey güvenlik yardımcısı Şoygu’nun Kim’e yeni bir davet gönderip göndermediğini teyit etmekten kaçındı ve ekledi: “Henüz resmi bir açıklama yapmaya hazır değiliz.”
Kim, 2019 ve 2023 yıllarında zırhlı treniyle Rusya’nın Uzak Doğu bölgesine iki kez gitmiş olmasına rağmen Moskova’ya resmi bir ziyarette bulunmadı.
Vladivostok’taki Rusya Uzak Doğu Federal Üniversitesi’nde doçent olan Artyom Lukin, Kim’in çok sayıda dünya liderinin katıldığı çok taraflı bir toplantı olan 9 Mayıs etkinliğine gitmesinin Kuzey Kore geleneğinden bir kopuş olacağını söyledi.
“Kim Moskova’daki Zafer Günü geçit törenine gelirse, bu eşi benzeri görülmemiş bir şey olur. Bildiğim kadarıyla daha önce hiçbir Kuzey Kore lideri birden fazla devlet ve hükümet başkanının katıldığı uluslararası etkinliklere katılmadı” dedi.
South China Morning Post’a konuşan Lukin’e göre en az bir düzine liderin mayıs ayında Rusya’nın başkentinde olması muhtemel ve bu da Putin için Ukrayna savaşının ortasında bir başka yüksek profilli diplomatik zafer olacak.
Lukin Moskova’da düzenlenecek etkinliği, geçen yıl Kazan’da düzenlenen ve 20’den fazla üst düzey uluslararası delegasyonun katıldığı BRICS zirvesinin bir tekrarı olarak nitelendirdi.
Öte yandan AB Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, Avrupalı liderleri 9 Mayıs’ta Moskova’da düzenlenecek Zafer Günü kutlamalarına katılmamaları konusunda uyardı. Kallas, iderleri bunun yerine Kiev’i ziyaret ederek Ukrayna ile dayanışma göstermeye çağırdı.
George H.W. Bush ABD-Çin İlişkileri Vakfı’nda kıdemli araştırmacı olan Lee Seong-hyon, Kim ve Xi’nin mayıs ayındaki Moskova geçit töreninde birlikte görünme olasılığının “yüksek” olduğunu söyledi.
Kuzey Kore, Rusya-Ukrayna savaşının başlamasından bu yana Moskova’ya daha da yakınlaştı. Geçen yıl Putin’le imzaladığı, karşılıklı savunma maddesini de içeren kapsamlı askeri anlaşmayla bağlar daha da güçlendi, hatta Kim’in Ukrayna’ya Rusya saflarında savaşmak üzere binlerce asker gönderdiği iddia edildi.
Kim, geçen ay Şoygu ile yaptığı görüşmede Rusya’ya tereddütsüz desteğini ifade etti. Rusya’nın eski savunma bakanı da, Moskova’nın, iki ülkeden birinin saldırıya uğraması halinde karşılıklı yardım sözü veren anlaşmaya “kayıtsız şartsız” uyacağını teyit etti.
Sözcü Peskov’a göre, Putin ayrıca ABD Başkanı Donald Trump’ı şubat ayındaki ilk resmi telefon görüşmelerinde Moskova’ya davet etti, ancak şu ana kadar herhangi bir anlaşma yapılmadı.
Doç. Dr. Artyom Lukin, Xi’nin Zafer Günü podyumu Kim ile paylaşmayı kabul edeceğine dair şüphelerini dile getirerek Pyongyang’ın Pekin için stratejik öneminin abartıldığını savundu.
“Pekin-Pyongyang ilişkilerinden bahsetmişken, Kuzey Kore’nin Çin için yüksek stratejik değerini ortaya koyan geleneksel bilgeliğin yeniden incelenmesi gerektiğini iddia ediyorum. Bence Kuzey’in Çin için meşhur jeopolitik ‘tampon’ olarak önemi azalıyor” dedi.
“Çin’in artık tamponlara ihtiyacı yok. Herhangi birinin Kuzey Kore üzerinden Çin’e saldırmaya kalkışması pek düşünülemez. Çin tamponlardan ziyade pazarlarla ve henüz kendisinin sahip olmadığı ileri teknolojilere erişimle ilgileniyor. Bu bakımdan Kuzey Kore neredeyse değersizdir,” dedi Lukin.
The Post gazetesi şbat ayında Çin’in İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinin 80. yıldönümünü anmak üzere bir askeri geçit töreni düzenleyeceğini bildirmişti. Geçit töreni ya da kimlerin davet edildiğine dair resmi bir doğrulama yapılmadı ancak 10 yıl önce düzenlenen benzer bir etkinliğe Güney Kore Devlet Başkanı Park Geun-hye katılmış ancak Kuzey Kore lideri katılmamıştı.
Pekin’deki Renmin Üniversitesi’nde uluslararası ilişkiler profesörü olan Shi Yinhong da Çin-Kuzey Kore ilişkilerinin durumu göz önüne alındığında, Çin liderinin Moskova’daki etkinlikte Kim ile birlikte görünmekten kaçınmasının muhtemel olduğunu söyledi.
Pekin ve Pyongyang arasındaki ilişkilerin Kuzey Kore’nin Rusya ile askeri ittifakı ve Ukrayna savaşına doğrudan katılımı, Pyongyang’ın tekrarlanan nükleer denemeleri ve Güney Kore ile alevlenen olaylar nedeniyle gerildiğini kaydetti. Shi, “Çin-Kuzey Kore ilişkilerinin şu anda iyi olduğu söylenemez” dedi.
Shi ayrıca Putin’in hem ABD hem de Çin ile ilişkileri tehlikedeyken Kim’i Moskova’daki askeri geçit törenine davet etmesinin akıllıca olup olmayacağını sorguladı.
“Ukrayna meselesi nedeniyle ABD-Rusya ilişkilerinin kırılgan ve hassas durumu göz önüne alındığında Putin’in Kim’in Moskova’yı ziyaret etmesini istemesi pek olası değil. Ayrıca, gergin Çin-Kuzey Kore ilişkileri Putin’in kasıtlı olarak garip bir durum yaratmasını olanaksız kılıyor” dedi.
“Kim’in ziyaretinin Kuzey Kore’nin Rusya ile askeri işbirliği üzerinde çok az önemli etkisi olsa da, Rusya’nın hem Çin hem de ABD ile olan çok önemli ilişkilerinde zorluklara yol açabilir. Putin’in Kim’i bilerek davet edeceğinden şüpheliyim” dedi.
Seul’deki Yonsei Kuzey Kore Araştırmaları Enstitüsü’nde doçent ve müdür yardımcısı olan Paik Woo-yeal de Kim’in Moskova’ya olası gelişinin, Pekin’in çok konuşulan Çin-Rusya-Kuzey Kore ittifakıyla resmi olarak ilişkilendirilmek istememesi nedeniyle Çin’i “oldukça garip bir duruma” sokacağını söyledi.
“Çin şu anda aynı anda hem Rusya hem de Kuzey Kore ile aynı çerçevede yer almak istemiyor” dedi.
Kuzey Kore’nin Moskova’ya doğrudan seyahat edebilecek özel bir uçağı bulunmuyor. Kim ilk kez 2018’de Dalian’da Xi ile görüşmek üzere havayoluyla uçmuş, bir ay sonra da Çin’den ödünç aldığı bir uçakla Trump ile görüşmek üzere Singapur’a gitmişti.
Kim, Pekin, Rusya ve 2019’da Hanoi’de Trump’la yapacağı ikinci zirve de dahil olmak üzere diğer yurtdışı ziyaretlerinin çoğunda ailesine ait zırhlı treni kullandı.
Babası Kim Jong-il 2001 yılında Moskova’ya zırhlı trenle gitmiş ve gidiş-dönüş 23 gece geçirmişti.
Diplomasi
Polonya, Venezuela’dan kripto parayla petrol alırken 424 milyon dolar kaybetti

Polonya devlet enerji grubu Orlen, Venezuela’dan kripto para aracılığıyla petrol ithal etme girişimi sırasında en az 424 milyon dolar kayba uğradı. İsviçre ve Dubai üzerinden yürütülen operasyonda 230 milyon dolarlık avans aracı şirketlere teslim edilmesine rağmen sevkiyat gerçekleşmedi.
Polonya devlet enerji grubu Orlen, kripto para birimiyle yaklaşık 6 milyon varil Venezuela petrolü satın alma girişimi neticesinde en az 424 milyon dolar kaybetti.
İngiliz ekonomi gazetesi Financial Times’ın yürüttüğü araştırmaya dayandırdığı haberine göre, aracılar üzerinden aktarılarak USDT cinsine çevrilen fonların ardından petrol sevkiyatı gerçekleşmedi.
Gazetenin ulaştığı verilere göre, Orlen’in İsviçre merkezli ticaret kolu Orlen Trading Switzerland (OTS), Kasım 2023’te Dubai merkezli Hannon International şirketiyle 345 milyon dolarlık Merey 16 tipi ham petrol alımı için sözleşme imzaladı.
İşlemden 25 ila 30 milyon dolar kar sağlamayı hedefleyen OTS, Dubai merkezli aracı kuruluşa 230 milyon dolar avans aktardı.
Venezuela tarafı ödemeyi sadece kripto para birimi USDT ile kabul edeceğini bildirdi. Hannon, para birimini dönüştürmek amacıyla Dubai’deki diğer aracı kuruluşlara transferler gerçekleştirdi.
Bu kuruluşlardan biri 135 milyon dolar tahsil etmesine karşın, Hannon’un verilerine göre satıcıya yalnızca 85 milyon USDT iletti. Farklı bir şirkete gönderilen 30 milyon dolar ise Venezuela’ya hiç ulaşmadı.
Hannon temsilcileri Ocak 2024’te bizzat Venezuela’ya giderek aracılara on milyonlarca USDT erişimi barındıran USB bellekler teslim etti. Bir komisyoncuya önce 60 milyon USDT, ardından 50 milyon USDT daha verildi; ancak petrol yine teslim edilmedi.
Aynı dönemde Orlen’in kiraladığı üç süpertanker, Aralık 2023’te Jose terminaline vardı ve haftalarca yükleme yapılmadan bekledi. Teslimat süresi 19 Aralık’ta dolarken, Orlen gemilerin rıhtımdaki bekleme süresi nedeniyle ilave maliyetlerle karşılaştı.
OTS, Ocak ayında Hannon ile 1 milyon varillik ham petrol için yeni bir mutabakata varmayı denedi ancak ham maddedeki kirlilik sebebiyle anlaşmadan çekildi.
Taraflar daha sonra 1 milyon varil akaryakıt sevkiyatı üzerinde anlaştı. Mart ayında Orlen’in bir gemisi, kararlaştırılan miktarın yarısını oluşturan yaklaşık 500 bin varillik yükü alabildi.
OTS, 28 Mart’ta ilk sözleşmeyi tek taraflı feshetti. Şirket içi hesaplamalara göre Hannon ile yürütülen operasyonların lojistik maliyeti 72 milyon dolara ulaştı.
Financial Times, Orlen’in Hannon’a devrettiği 230 milyon doları tahsil etmek amacıyla tahkim sürecini sürdürdüğünü aktarıyor.
Hannon, OTS’nin doğrudan işlem yapamaması nedeniyle aracı rolü üstlenerek USDT üzerinden petrol temin etmeye çalıştığını savunuyor.
Orlen ise üçüncü tarafların sürece dahil olup olmamasından bağımsız olarak, Hannon’un yükümlülüğünü yerine getirmek zorunda olduğunu belirtiyor.
Varşova Savcılığı, OTS operasyonlarının finanse edildiği 600 milyon dolarlık nakit havuzunun denetiminde ihmal olup olmadığını tespit etmek üzere Orlen’in eski yöneticileri hakkında soruşturma yürütüyor.
OTS’nin eski yöneticisi Samer Awad ve diğer eski idareciler, yöneltilen kötü yönetim suçlamalarını reddediyor.
Sözleşmenin iptalinden sonra, Orlen’in daha önce kiraladığı gemilerden biri yüksek yoğunluklu ağır Venezuela petrolünü yüklemeyi başardı.
Polonya hükümetinin tespitlerine göre Orlen’in toplam zararı en az 1,6 milyar zlotiyi (424 milyon dolar) buluyor.
Hükümet, bu meblağın nakliye, hukuk ve kötü yönetimden kaynaklanan diğer tüm harcama kalemlerini içerdiğini vurguluyor. Olay, Polonya tarihindeki en büyük şirket krizleri arasında yer alıyor.
Öte yandan, ABD Başkanı Donald Trump Ağustos sonunda Venezuela ile bir anlaşma sağlandığını, söz konusu mutabakatın bu ülkenin 65 milyar varili aşkın petrol rezervinin ABD denetimine geçmesini öngördüğünü duyurmuştu.
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise mutabakatın Washington yönetimine istikrarlı hammadde arzı ile uygun fiyatlı petrole erişim sağlayacağını; Venezuela tarafına yaklaşık 100 milyar dolarlık özel yatırım çekeceğini, binlerce yüksek ücretli istihdam yaratacağını ve ülke ekonomisinin yeniden toparlanmasını destekleyeceğini kaydetti.
Diplomasi
Pentagon raporu: İran savaşında ABD üsleri vuruldu, mühimmat stoğu eridi

ABD Savaş Bakanlığı denetim raporu, İran savaşının ilk dört ayında Amerikan ordusunun cephane darboğazı yaşadığını ve onlarca hava aracını kaybettiğini ortaya koydu. Bölgedeki diplomatik ve askeri üslerde ağır yıkım meydana gelirken, onarım harici operasyonel maliyet 33,4 milyar dolara ulaştı.
ABD Savaş Bakanlığı Genel Müfettişliği, İran ile yürütülen çatışmalara dair ilk özel denetim raporunu yayımladı. Belgede, ABD ordusuna ait mühimmat stoklarındaki erime, üslerde meydana gelen yıkım ve hava aracı kayıpları resmi verilerle kayıt altına alındı.
Savaşın başladığı 28 Şubat ile 30 Haziran arasındaki dönemi inceleyen çalışma; ABD ve İsrail öncülüğündeki askeri harekatın maliyetini, kapsamını ve operasyonel neticelerini ortaya koyuyor.
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) yetkilileriyle yapılan görüşmelere dayanan raporda, İran’ın Kuveyt, Bahreyn, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Irak, Umman ve Ürdün’deki Amerikan üslerini hedef aldığı; yüzlerce bina ve yapıyı yıktığı veya ağır hasara uğrattığı kaydedildi.
Amerikan televizyonları NBC News ve CNN‘in aktardığı raporda, çatışmalar ilerledikçe kritik mühimmat stoklarının azaldığı ve tedarik zincirinde tıkanıklıklar yaşandığı kabul edildi.
Savaş Bakanlığının bu açığı kapatmak amacıyla tedarik ve üretim takvimlerini öne çekmeye, stratejik parça ve cephaneyi önceden depolamaya çalıştığı ifade edildi.
Savaş Bakanı Pete Hegseth, daha önce stokların kritik seviyeye indiği yönündeki iddiaları reddetmişti. ABD Başkanı Donald Trump ise pazartesi günü yaptığı açıklamada, ülkesinin “tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar çok, üstün nitelikli silah ürettiğini” savundu ve sevkiyatın sürdüğünü dile getirdi.
Trump iki hafta önce de benzer haberlere tepki göstererek mühimmatın “neredeyse sınırsız” olduğunu öne sürmüştü.
Denetim raporuna göre çatışmaların ilk dört ayı ABD bütçesine yaklaşık 33,4 milyar dolarlık doğrudan yük getirdi. Yıkılan askeri altyapının imar masraflarını içermeyen bu faturanın 22,3 milyar dolarını harcanan mühimmat, 3,7 milyar dolarını teçhizat kaybı, 7,4 milyar dolarını ise diğer giderler oluşturdu.
NBC News temmuz ayında, iç hesaplamalara hakim yetkililere dayanarak asıl maliyetin 80 ila 100 milyar doları bulabileceğini aktarmıştı. Pentagon ise aynı dönemde harcamayı 37,5 milyar dolar olarak duyurmuş, ancak bu toplama hava araçlarının ikamesi, üslerin tamiri ve azalan cephanenin yenilenmesi dahil edilmemişti.
Resmi kayıtlarda askeri hava filosunun gördüğü zarar da detaylandırıldı. Dört adet F-15E taarruz uçağı ile bir F-35A savaş uçağının kullanılamaz hale geldiği veya ağır darbe aldığı aktarıldı.
Bir A-10 Warthog, 12 adet KC-135 yakıt ikmal uçağı ve dokuz farklı hava aracı tamamen kaybedildi. Kongre Araştırma Servisi verilerine göre haziran sonuna kadar 30’u aşkın MQ-9 insansız hava aracı da düşürüldü.
İran ve bölgedeki müttefik unsurların saldırıları, CENTCOM’un operasyon merkezlerini, personelini ve ikmal depolarını tahliye etmesine yol açtı.
CNN’in geçtiği ayrıntılara göre ordu, tıbbi tahliye helikopterlerini Irak ve Kuveyt’ten çekmek zorunda kaldı. Hava unsurlarının güvenli hatlara kaydırılmasıyla yaralı nakilleri karayoluna ve bölgedeki yerel ambulanslara devredildi.
Çatışmaların başında 20 bini aşkın askeri ve diplomatik personelin görev yeri değiştirildi; Avrupa üslerinden operasyonları desteklemek için 5 bine yakın uçuş icra edildi.
Tahribat deniz gücünü de etkiledi. İran’ın Bahreyn’deki ana ABD donanma lojistik üssünü insansız hava araçları ve balistik füzelerle vurduğu doğrulandı.
ABD Deniz Kuvvetleri Bakan Vekili Hung Cao merkezin “yerle bir edildiğini” kaydederken, ikmal operasyonları Hint Okyanusu’ndaki Diego Garcia Adası’na taşındı. Bu durum deniz birliklerinin lojistik döngüsünü 14 ila 18 güne çıkardı, posta dahil temel hizmetlerde aksamalar yarattı. CNN’in haberine göre istihbarat ve ordu çevreleri, personelin bölgede kalıcı olarak azaltılması seçeneğini değerlendiriyor.
ABD Dışişleri Bakanlığı ile ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı (USAID) müfettişlerinin katkı sunduğu veriler, diplomatik misyonlardaki fiziki hasarın 184 milyon dolar olduğunu gösterdi.
Durma noktasına gelen inşaat projelerinin yarattığı 25 milyon dolarlık fatura ile hariciyedeki zarar 208 milyon doları aştı.
Riyad Büyükelçiliği mart başında iki insansız hava aracıyla vurulurken, yerleşkede CIA operasyonlarına ayrılan birim hasar gördü.
Dubai Konsolosluğu darbe aldı; faaliyetlerini askıya alan Kuveyt Büyükelçiliği ise acil durum seviyesinde ancak haziran sonunda açılabildi.
Irak’taki tesislere 600’den fazla saldırı gerçekleştiği ve 157 milyon dolarlık hasarla en büyük faturanın bu ülkede çıktığı aktarıldı. Bölgedeki 3 bin 500 diplomatik çalışan ve ailesi zorunlu tahliye protokolüyle tahliye edildi.
Hazırlanan denetim belgesinde, harekatın ilk aşamasında İran’da bir ilkokulun hedef alınmasına değinilmedi.
Ordunun bu bombalamaya ilişkin yürüttüğü iç soruşturma henüz tamamlanmadı.
Askerlerin yıpranma payına yer vermeyen raporda, uzun süreli görevin ardından San Diego’ya dönmek üzere yola çıkan USS Abraham Lincoln uçak gemisindeki koşullar da kapsam dışında kaldı.
Diplomasi
Avustralya, AB ile ilişkilerde Kanada’yı takip edecek

Avustralya, ABD ile giderek tırmanan bir ticaret anlaşmazlığıyla karşı karşıya kalması nedeniyle Kanada’nın AB ile daha yakın ilişkiler kurma çabalarına destek veriyor.
Wall Street Journal’ın, Kanada’nın AB’de “ortak üye” statüsünü değerlendirdiğini bildirmesinin ardından, Başbakan Mark Carney ülkesinin tam üyelikten ziyade blokla “benzersiz bir ittifak” kurmayı hedeflediğini açıklamıştı.
Avustralya Ticaret Bakanı Don Farrell da salı günü Sydney Morning Herald gazetesine verdiği demeçte, “Aynı görüşteyiz. Carney’in atacağı adımları büyük bir ilgiyle takip edeceğiz,” dedi.
Farrell, Avustralya’nın AB ile daha derin bir ilişki kurmak için aktif olarak çaba gösterip göstermediği veya bunun ne şekilde gerçekleşebileceği konusunda ayrıntılı bilgi vermedi.
Avustralya, Washington ile uzun süredir devam eden güvenlik anlaşmasına ve serbest ticaret anlaşmasına rağmen, ABD’nin ihracat ürünlerine uyguladığı gümrük vergileriyle karşı karşıya kalmasının ardından ticaretini çeşitlendirmeye çalışıyor.
WSJ’ye göre Kanada ve AB, yapay zeka, enerji, savunma ve kritik mineraller gibi kilit sektörlerdeki Kanadalı mal, hizmet ve işçilerin serbest dolaşımına izin vermeyi görüşüyor ve bu da fiilen AB sınırını kaydırmak anlamına geliyor.
Kanada, AB’ye üyeliği değil, “benzersiz bir ittifak” kurmayı hedefliyor
Görüşmeler, denizaltı kabloları, veri merkezleri, bulut depolama, uydu ağları ve enerji nakil tesisleri gibi ortak altyapı projelerini de kapsıyor.
Gazete, ismi açıklanmayan iki yetkiliye atıfta bulunarak, Carney’in Kanadalıların AB’de vizesiz olarak yaşamasına ve çalışmasına izin verilmesi konusunda AB liderleriyle, özellikle de Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile düzenli olarak görüşmeler yaptığını bildirdi.
Farrell, mesafeler göz önüne alındığında fiber optik kablolar hariç olmak üzere, AB ile gelecekteki düzenlemelerde tüm seçeneklere açık olduğunu belirtti:
“Dünya, korumacılar ve serbest ticaret yanlıları olarak ikiye ayrılıyor. Son 50 yıldır Avustralya’nın refahının tamamen dünyayla olan ilişkilerimize bağlı olduğu tartışılmaz bir gerçek.”
Avustralya ve AB, sekiz yıllık müzakerelerin ardından Mart ayında bir serbest ticaret anlaşması imzaladı.
Bu anlaşma, neredeyse tüm mallardaki gümrük vergilerini kaldırdı ve AB’nin Avustralya’nın kritik minerallerine erişimini potansiyel olarak kolaylaştırdı.
Avrupa1 hafta önceAvrupa savunma sanayii Ukrayna’ya yetişemiyor
Avrupa1 hafta önceKoçbaşı olarak AfD
Avrupa1 hafta önceCDU, AfD’yi durdurmak için yeni göç planı hazırlıyor
Asya1 hafta önceÇin’in HQ-17AE kısa menzilli hava savunma sistemi Pakistan’ın İHA savunmasını güçlendirecek
Ortadoğu6 gün önceİsrail Deniz Kuvvetleri Komutanı, Türkiye’yi tehdit etti
Asya2 hafta önceABD’nin baskısıyla karşı karşıya kalan Japonya Merkez Bankası kritik bir karar aşamasında
Dünya Basını2 hafta önceÇin-Mısır ortak tatbikatı, Pekin’in askeri erişiminin göstergesi
Amerika2 hafta önceKıyamete beş kala – 3: Kapitalizmin (önlenemeyen) ölümleri









