Avrupa
Almanya’da Wagenknecht partisinin geleceği

Almanya’da Sol Parti’nin (Die Linke) ve Alman siyasetinin önemli isimlerinden Sahra Wagenknecht ve arkadaşları, uzun süredir beklenen açıklamayı yaparak ‘Sahra Wagenknecht İttifakı – Akıl ve Adalet için’ (BSW) örgütünün kuruluşunu ilan etti.
Şu anda dernek statüsünde olan ve Amira Mohamed Ali’nin başkanlık edeceği BSW’nin ocak ayında partileşmesi ve haziran ayında Avrupa Parlamentosu (AP) seçimlerine katılması bekleniyor.
Dünkü basın toplantısında Sahra Wagenknecht, amacının geleneksel partilerden hayal kırıklığına uğramış ve AfD’nin ‘sert milliyetçiliği’ tarafından kenara itilmiş insanlara bir ses sunmak olduğunu söyledi.
Wagenknecht, AfD’ye ‘sağcı oldukları için değil, öfke ve çaresizlikten dolayı’ oy vermeyi düşünen insanlar için ‘ciddi bir adres’ olacağını da ekledi.
Wagenknecht, Almanya’nın en tanınmış şahsiyetlerinden biri ve ana akım siyasetten hayal kırıklığına uğramış seçmenler arasında büyük bir takipçi kitlesine sahip. Insa tarafından Pazar günü yapılan bir ankete göre Almanların yüzde 27’si onun liderliğindeki bir partiye oy verebileceğini söylüyor. Pazartesi günü yine aynı şirketin yaptığı yeni bir ankette ise Almanların yüzde 12’si Wagenknecht partisine oy vereceğini belirtti.
‘Sağ’dan ‘sol’a birlik
Financial Times’ta (FT) yer alan bir değerlendirmeye göre, BSW servet vergisi, eğitime büyük kamu yatırımları ve NATO karşıtlığı gibi ‘geleneksel sol’ fikirleri, mülteci sayıları arttıkça Alman siyasi gündeminin üst sıralarına yükselen ‘düzensiz göçü reddeden sağcı bir hareketle’ birleştiriyor.
Nitekim Wagenknecht, dünkü basın toplantısında, “Ülkemiz aşırı yük altında,” diyerek Almanya’da 700.000 konut, on binlerce öğretmen ve kreş eksiği olduğunu söyledi ve “Böyle bir durumda kitlesel göçe izin vermek sorumsuzluktur,” iddiasında bulundu.
Ukrayna’ya yönelik askeri yardımlara ve Rusya’ya yönelik iktisadi yaptırımlara da karşı çıkan Alman siyasetçi, COVID-19 salgını sırasında da muhalif bir duruş sergilemiş; aşı, kapanma ve maske zorunluluklarını reddetmişti.
Almanya’da Sarah Wagenknecht partisinin başarı şansı var mı?
‘Yaşam tarzı solculuğuna’ karşı Wagenknecht
Wagenknecht, 2021 yılında yayımlanan ve yayımlanır yayımlanmaz büyük tartışma yaratan kitabı Die Selbsgerechten’de (Kendini Beğenmiş) solun gündemde kalabilmesi için göç meselesindeki tutumunu değiştirmesi gerekiyordu. Die Linke’nin ‘açık sınırlar’ çağrısı yapan bir programını eleştiren Wagenknecht, partisinin bir zamanlar Volkspartei, yani bir kitle partisi olduğu Doğu’da destek kaybetmesinin nedeninin bu olduğunu yazıyordu.
Kitabında ‘kimlik siyaseti’ ve ‘liberal sol’ olarak nitelendirdiği görüşlere karşı çıkan Wagenknecht, bu akıma mensup olanları ‘yaşam tarzı solcuları’ olarak eleştiriyor ve karşılarına ‘kamu ruhu ve sosyal uyum i̇çi̇n bir karşı-program’ öneriyordu.
‘İnanç, ulus, vatan’ gibi kavramların sol liberal tarafından ‘geri’ bulunduğunu belirten Alman siyasetçi, “Kimlik siyaseti, her biri kendisini toplumun çoğunluğundan ayıran ve mağduriyet iddiasını türettiği bir tuhaflıkta bir kimlik bulan, giderek daha küçük ve daha tuhaf azınlıklara odaklanmak anlamına gelir,” diye yazıyordu.
Wagenknecht’in kendi partisi Die Linke’ye yönelik eleştirileri de kitabındaki tezlerle uyumluydu. Wagenknecht, partinin ‘iktisadi adalet’ yerine ‘azınlık politikalarına’ çok fazla odaklandığını iddia ettiği yönü konusunda liderleriyle defalarca çatıştı.
Brüksel’in egemenliğine itiraz
Euractiv’in sorduğu bir soruya yanıt veren Wagenknecht, 2024 AP seçimlerinde iktidarın Brüksel’de tekleşmesine yönelik itirazı da yükselteceklerini söyledi.
“Daha fazla yetkinin Avrupa Komisyonu’na verilmesi gerektiğini düşünmüyoruz. Avrupa Komisyonu şirket lobicilerine yakın ve vatandaşlardan uzak,” diyen Alman siyasetçi, üye devletlerde daha fazla karar alınmasını istediğini sözlerine ekledi.
ABD ile Çin kapışmasına karşı ‘bağımsız’ Avrupa
Avrupa’nın ‘nispeten üzücü’ bir durumda olduğunu söyleyen Wagenknecht, tarafsız bir dış politikaya yönelmediği takdirde ‘ABD ve Çin arasında ezilmekten’ korktuğunu ifade etti.
Wagenknecht bu nedenle Rusya’ya yönelik yaptırımlara şiddetle karşı çıkıyor ve Ukrayna’da derhal ateşkes sağlanmasını savunuyor. Toplantıda Alman siyasetçi bu nedenle ‘Almanya’nın yeniden daha ucuz enerji elde etmesini’ sağlayacağı sözünü verdi.
Bu bağlamda Wagenknecht, KOBİ’leri büyük şirketlere karşı koruyacağını da açıkladı.
Sahra Wagenknecht: Ülkemizin siyasetçileri, Rusya’yı mahvetmek istiyorlar
Wagenknecht’e eleştiriler
Alman Demokratik Cumhuriyeti’nin (DDR) eski yönetici partisi Sosyalist Birlik Partisinin (SED) devamcısı Demokratik Sosyalizm Partisi (PDS) olarak kendini var ederken dönüşmüş Sol Parti’de Sahra Wagenknecht, ‘işçi sınıfından’ yana olduğunu söylüyor.
Öte yandan ‘villada yaşayan bir milyoner’ olduğu söylenen Wagenknecht’in ekonomi alanında doktorası var ve zamanının çoğunu Bundestag ve talk showlarda geçirmekle eleştiriliyor.
Wagenknecht, 2000’lerin başında PDS henüz Sol Parti’ye dönüşmemişken, partideki ‘komünist platform’un içerisindeydi. Eski SPD’li ve Sol Parti’nin kurucularından Oskar Lafontaine’in göçe karşı görüşlerinin Wagenknecht’i de etkilediğini ileri sürenler var.
Wagenknecht’in dönüşümü
Wagenknecht de 2012 yılında yayınladığı Freiheit statt Kapitalismus (Kapitalizm yerine Özgürlük) kitabında sosyalist Almanya savunusundan, ‘sosyal piyasa ekonomisi’ne, 1960’larda yaygınlaşan ‘ordoliberalizm’e yönelmiş görünüyor. Bu görüşte devlet, serbest piyasalara yardımcı olmak için açık bir biçimde müdahaleci yetenekler kazanıyor. CDU’lu Konrad Adenauer ve yine CDU’lu iktisatçı Ludwig Erhard’ın başını çektiği bu sistem, 50’li ve 60’lı yıllardaki ‘Alman mucizesi’nin arkasındaki fikir olarak gösteriliyor.
Wagenknecht’in, kapitalizmin ‘Altın Çağ’ı ile bağlantılı SPD-CDU karması bir rota izlemek istediği anlaşılıyor. Nitekim Wagenknecht’in kitaplarındaki izlek, işçilere seslenen bir sol siyasetçiden, kapitalizmin günümüzde aldığı biçiminin ‘girişimcilere’, ‘rekabete’ ve ‘verimliliğe’ verdiği zararı anlatan, tam da kitaptaki anlamıyla bir ‘popülizme’ dönüştüğüne işaret ediyor.
Bu noktada, Wagenknecht partisinin esas seslendiği kitlenin işçilerden ziyade, Alman ekonomisinin bel kemiği olarak görülen Mittelstand ile KOBİ’ler olacağını tespit etmek zor değil.
Avrupa
Commerzbank-UniCredit anlaşması Avrupa’nın bankacılık sektörünü dönüştürebilir

İtalya merkezli UniCredit, başarılı devralma teklifi sayesinde Alman Commerzbank’ın oy haklarının yarısına biraz az bir kısmını elde etti.
German Foreign Policy’deki habere göre İtalyan bankası, 2027 yılındaki yıllık hissedarlar genel kurulunda Almanya’nın en büyük ikinci özel bankasının denetim kurulu ve yönetim kurulunun kontrolünü ele geçirebilecek.
UniCredit bu çabasında, Japon Nomura, Fransız BNP Paribas ve birkaç ABD bankası da dahil olmak üzere uluslararası finans kurumlarından oluşan bir ağ tarafından destek gördü.
Bu durum, Almanya ve İtalya’nın büyük bankaları arasında yaklaşık iki yıldır süren iktidar mücadelesine son vermekle kalmıyor, aynı zamanda Avrupa bankacılık sektöründe devam eden konsolidasyonu da vurguluyor.
UniCredit kendini yeni bir Avrupa bankacılık grubu olarak konumlandırırken, Almanya giderek daha fazla savunma pozisyonuna geçiyor.
Almanya’daki küçük ve orta ölçekli işletmelerin önemli bir kredi kaynağı ve Frankfurt finans merkezinin temel taşlarından Commerzbank, yabancı kontrol altına giriyor.
Bu çatışma, finans sektörünün Avrupa entegrasyonu ile iktisadi merkezleri üzerindeki kontrolünü korumaya çalışan ulus devletlerin çıkarları arasındaki gerilimi ortaya koyuyor.
UniCredit çoğunluk hissesini elde etti
Mayıs ayı başında UniCredit, temmuz ayı başında süresi dolan bir devralma teklifi sunmuştu. Teklif kapsamında, her bir Commerzbank hissesi karşılığında 0,485 adet kendi hissesini önermişti.
Teklif süresi dolduktan sonra, UniCredit, hisse değişim teklifi yoluyla Commerzbank hisselerinin yüzde 17,6’sını elde ettiğini duyurdu.
Bu, Frankfurt merkezli bankadaki hisselerini yüzde 26,77’den yüzde 44,37’ye çıkardı ve yaklaşık iki yıldır süren devralma mücadelesini kazanmasını sağladı.
UniCredit’in türev araçlar yoluyla elinde bulundurduğu yüzde 3,22’lik hisse de eklendiğinde, toplam hisse oranı yüzde 47,59’a ulaşıyor.
Kendi verilerine göre, Commerzbank’ın elinde bulunan kendi hisseleri oy hakkı sağlamadığından, bu oran yüzde 49,65’lik oy hakkına karşılık geliyor.
Buna ek olarak, UniCredit, Commerzbank hisselerinin %13’üne karşılık gelen türev araçlara da sahip ama bu hisseler de oy hakkı sağlamıyor.
2027 ilkbaharında yapılacak bir sonraki yıllık genel kurul toplantısında, denetim kurulundaki on hissedar temsilcisinden sekizi yeniden seçime aday olacak.
UniCredit, yıllık genel kuruldaki çoğunluğu sayesinde bu pozisyonların dağılımını önemli ölçüde etkileyebilir.
Teklife yönelik “piyasa manipülasyonu” eleştirileri
O zamandan beri, devralma teklifi ile bağlantılı olarak piyasa manipülasyonu iddiaları gündeme getirildi.
Fakat kimliği belirsiz kişiler aleyhine şikayette bulunan Commerzbank Genel İş Konseyi, hukuki açıdan yenilgiye uğradı.
Commerzbank yönetimi de UniCredit’in açıklamalarını defalarca eleştirdi ve konuyu Almanya’nın finansal düzenleme kurumu BaFin’in dikkatine sundu.
Düzenleme kurumuna göre, teklif edilen hisselerin büyük bir kısmı UniCredit ile bağlantılı bankalar ve piyasa katılımcılarına ait.
Commerzbank’ın görüşüne göre, ödünç alınan hisselerin ne ölçüde teklif edildiği ve hangi riskten korunma anlaşmalarının yürürlükte olduğu konusunda şeffaflık bulunmuyor.
Japonya’dan Nomura, ABD’den Citigroup ve Fransa’dan BNP Paribas’ın UniCredit ile Commerzbank hisselerini içeren takas işlemleri gerçekleştirdiği biliniyor.
Bu bankaların yanı sıra UniCredit, Jefferies ve Bank of America gibi diğer finans kurumlarına da güvenebilir.
UniCredit’e bağlı bankalar, belirli bir zamanda Commerzbank hisselerinin ek yüzde 13’üne erişim imkânı sağlıyor.
Alman hükümeti bankanın yönetiminden atılabilir
Haziran ortasında UniCredit, Commerzbank’ın denetim kurulu ve yönetim kurulunu değiştirme tehdidinde bulundu.
Fakat bunu gerçekleştirebilmesi için, bu büyük İtalyan bankasının, Alman federal hükümeti tarafından atanan iki denetim kurulu üyesini de değiştirmesi gerekecek.
Commerzbank’ın devlet tarafından kurtarılmasının ardından Alman hükümeti, denetim kuruluna iki temsilci atama hakkını güvence altına almıştı.
UniCredit şimdi, yıllık genel kurulda “hissedarlardan yeterli destek” alması koşuluyla, “denetim kuruluna tüm hissedar temsilcilerini seçebilecek konumda” olacağını açıkladı.
UniCredit’in 2027 yılı yıllık genel kurulunda Commerzbank’ın denetim kurulu ve yönetim kurulunu gerçekten değiştirmesi halinde, bu durum federal hükümet için bir hakaret niteliğinde olacak.
Zira bu, federal hükümet tarafından 2029 yılına kadar atanan denetim kurulu üyelerini de etkileyecek.
Commerzbank’ın Alman ekonomisindeki kritik rolü
Frankfurt finans merkezi için tüm bu gelişme ciddi bir sorun teşkil ediyor.
Commerzbank, Alman finans sektörünün temel kurumlarından biri ve Almanya’daki küçük ve orta ölçekli işletmelerle (KOBİ’ler) derin ilişkilere sahip.
Banka, UniCredit’in bir şubesi haline gelirse, gelecekte önemli kredi kararları Frankfurt yerine Milano’da alınacak.
Sonuç olarak, Frankfurt finans merkezi etkisini, karar verme yetkisini ve iktisadi egemenliğini yitirecek.
Commerzbank’a göre, banka Almanya’nın dış ticaretinin yaklaşık yüzde 30’unu yürütüyor. Bankanın birçok çalışanı bunu önemli bir rekabet avantajı olarak görüyor.
Commerzbank, büyük uluslararası bankalarda genellikle kendilerine uygun bir irtibat noktası bulamayan çok sayıda küçük ve orta ölçekli işletmenin uluslararası ticari faaliyetlerini destekliyor.
Avrupa bankacılık sisteminde “konsolidasyon” eğilimi
Commerzbank’ın devralınması, Alman siyasi çevrelerinde yaygın bir direnişle karşılaşmış olsa da, iktisatçılar tarafından, özellikle de diğer AB ülkelerinden gelenler tarafından güçlü bir şekilde destekleniyor.
Örneğin, Alman Ekonomi Uzmanları Konseyi Başkanı Monika Schnitzer, iktisadi açıdan sınır ötesi birleşmeleri incelemek ve bunları refleks olarak reddetmemek için iyi nedenler olduğuna inanıyor.
Ona göre, Avrupa finans piyasası yeterince entegre değil. Ayrıca, Alman bankalarının uluslararası standartlara göre çok verimsiz olduğunu ve bu nedenle büyük küresel bankalara karşı pek rekabetçi olmadıklarını savunuyor.
Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) Başkanı Christine Lagarde (Fransa), 2024 gibi erken bir tarihte, büyük ABD bankalarıyla rekabette Avrupa bankalarını güçlendirmek için sınır ötesi banka birleşmelerinin “arzu edilir” olduğunu belirtmişti.
İspanyol ECB Başkan Yardımcısı Luis de Guindos da Alman hükümetinin olumsuz tutumunu eleştirdi.
Son olarak, Handelsblatt gazetesinde yayınlanan bir köşe yazısında, Almanya Federal Meclisi Başkan Yardımcısı Omid Nouripour (İttifak 90/Yeşiller) bile federal hükümeti tutarsızlıkla suçladı.
Nouripour, hükümetin AB zirvelerinde bir bankacılık birliğini savunurken, somut bir sınır ötesi banka birleşmesine “ulusal mülkiyet zihniyetinin refleksiyle” tepki gösterdiğini öne sürdü. Nouripour, federal hükümeti, Avrupa entegrasyonunu “soyut kaldığı sürece” övmekle eleştirdi.
AB Rekabet Komiseri Teresa Ribera da üye devletleri sınır ötesi banka birleşmelerini desteklemeye çağırdı. Ribera, “Üye devletler, kamu yararı için bu tür işlemleri memnuniyetle karşılamalı,” dedi.
Berlin’den uzlaşma sinyalleri
Alman federal hükümeti, UniCredit’in başarılı devralma teklifine başlangıçta olumsuz tepki gösterdi.
Federal Maliye Bakanlığı, “Federal hükümetin bakış açısına göre, UniCredit’in agresif ve düşmanca yaklaşımı kabul edilemez olmaya devam ediyor,” açıklamasında bulundu.
Aynı zamanda, İtalyan bankasının Commerzbank’taki hisseleri için yaptığı devralma teklifini reddetti.
Geçen hafta, Şansölye Friedrich Merz, parlamentonun yaz tatili öncesinde yaptığı konuşmada, federal hükümetin, diğer hissedarların “önemli bir kısmının” aksine, UniCredit’in teklifini kabul etmediğini ve kendi hisselerini elinde tuttuğunu yineledi.
Ama aynı konuşmada Merz, yeni bir üslup benimsedi ve “Bu birleşmeyi engellemiyoruz,” diye güvence verdi.
Handelsblatt gazetesine göre, devralma koşulları şu anda federal hükümet içinde müzakere ediliyor.
Bunlar arasında, diğer hususların yanı sıra, Commerzbank’ın Alman küçük ve orta ölçekli işletmeler için kilit bir kredi kuruluşu olarak kalması talebi de yer alıyor.
Buna ek olarak, federal hükümet, finans kurumunun eski genel merkezi olan Frankfurt’un banka için önemli bir merkez olarak kalmasını talep ediyor.
UniCredit’in Almanya genel merkezi, 2005 yılında HypoVereinsbank’ın satın alınmasından bu yana Münih’te bulunuyor.
Avrupa
Kuzey Akım sanığı sabotaj sırasında Ukrayna istihbaratına çalıştığını söyledi

Kuzey Akım doğalgaz boru hatlarına düzenlenen sabotaja ilişkin davada İtalya’da tutuklu bulunan Ukraynalı Sergey Kuznetsov’un, saldırı döneminde Ukrayna Silahlı Kuvvetleri’nde görev yaptığı ve Ukrayna Güvenlik Servisi (SBU) için çalıştığı bildirildi. Almanya Başsavcılığının Stern dergisinin ulaştığı iddianamesine dayanan haberde, Kuznetsov’un eşiyle yaptığı ve dinlemeye takılan telefon görüşmelerinde komutanı olarak bahsettiği Roman Çervinski ile iletişim kurmak istediği kaydedildi.
Kuzey Akım doğalgaz boru hatlarına yönelik sabotaj soruşturmasında sanık konumunda yer alan Ukrayna vatandaşı Sergey Kuznetsov’un, patlamaların gerçekleştiği dönemde Ukrayna ordusunda görev yaptığını ve Ukrayna Güvenlik Servisi (SBU) bünyesinde çalıştığını söylediği aktarıldı.
Almanya Başsavcılığının, Stern dergisinin eline geçen iddianamesine dayandırılan haber N-tv tarafından yayımlandı.
Söz konusu ifadelerin, Kuznetsov’un İtalya’da gözaltında bulunduğu sırada eşiyle yaptığı telefon görüşmelerinin dinlenmesiyle elde edildiği ifade edildi.
Yayınlanan bilgilere göre Kuznetsov, eşiyle gerçekleştirdiği konuşmalarda ülkesi ve devlet başkanı tarafından yalnız bırakıldığını düşündüğünü dile getirdi. Kuznetsov’un ayrıca komutanı olarak adlandırdığı Roman isimli bir kişiyle temas kurmak istediği kaydedildi.
Soruşturma makamları, metinde adı geçen kişinin Ukrayna istihbarat birimlerinin eski çalışanı Roman Çervinski olabileceğini değerlendiriyor.
Çervinski, Kuznetsov’un yakalanmasının ardından yaptığı açıklamada, boru hatlarına düzenlenen patlamalar sırasında sanığın kendi komutası altında olduğunu beyan etmişti.
Almanya Başsavcılığı tarafından hazırlanan belgede, 26 Eylül 2022 tarihinde gerçekleşen hat patlamalarında Ukrayna devlet kurumlarının olası dahiliyetine işaret eden çeşitli verilerin yer aldığı belirtildi.
Birkaç hafta önce hazırlandığı bildirilen iddianamenin henüz mahkeme tarafından resmi olarak onaylanmadığı aktarıldı.
Yayımlanan haberde, soruşturma mercilerinin elinde Kuznetsov aleyhine doğrudan deliller yerine yalnızca dolaylı kanıtlar yer aldığı vurgulanırken, bu iddianamenin Alman adli makamları tarafından boru hattı sabotajına ilişkin sunulan ilk resmi suçlama olduğu kaydedildi.
Die Zeit ve Sueddeutsche Zeitung gazeteleri, 1 Temmuz tarihinde Alman savcılığının Sergey Kuznetsov’a karşı resmi suçlamada bulunduğunu yazmıştı.
Sanığa, sivil enerji altyapısına saldırmak, sabotaj grubunu sevk etmek ve boru hatlarına yönelik eylemin gerçekleştirildiği değerlendirilen Andromeda isimli yatı komuta etmek suçlamaları yöneltilmişti.
Almanya Federal Mahkemesinin verilerine göre sabotajın, bir istihbarat operasyonu kapsamında yabancı bir devlet adına yürütülmüş olma ihtimali üzerinde duruluyor.
Ukrayna vatandaşı Kuznetsov, geçtiğimiz yılın ağustos ayında İtalya’da yakalanmıştı.
The Wall Street Journal gazetesi, sanığın Ukrayna Silahlı Kuvvetleri ile SBU bünyesinde görev aldığını ve eylemi düzenleyen ekibi yönettiğini yazmıştı. İtalya’daki mahkeme, ekim ayında Kuznetsov’un Almanya’ya iade edilmesine karar vermişti.
Rusya Federal Güvenlik Servisi (FSB) yaşanan patlamaları uluslararası terör eylemi kategorisinde değerlendirmişti.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Kuzey Akım hatlarının işlevsiz kalmasının bazı aktörlerin çıkarına olduğunu belirterek patlamalardan Anglo-Saksonları sorumlu tutmuştu.
Putin, eylemin Ukraynalı sabotajcılar tarafından gerçekleştirildiğine dair iddiaları bütünüyle asılsız olarak nitelemişti.
Kiev yönetimi de daha önce yapılan açıklamalarda Kuzey Akım boru hatlarına düzenlenen saldırıyla herhangi bir bağlantısı bulunmadığını bildirmişti.
Avrupa
Zelenskiy protestoların ardından Sırskiy’yi görevden aldı

Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, günlerdir süren sokak protestolarının ardından Genelkurmay Başkanı Aleksandr Sırskiy’yi görevden alarak yerine Mihaylo Drapatıy’ı atadı. Görevden alma kararı, popüler siyasetçi Mihaylo Fedorov’un savunma bakanlığından alınmasıyla başlayan ve protestolara dönüşen askeri yönetim anlaşmazlığının ardından geldi.
Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, göstericilerin günlerdir süren baskısının ardından Genelkurmay Başkanı Aleksandr Sırskiy’yi görevden aldı.
Zelenskiy, Telegram kanalı üzerinden yaptığı açıklamada, yeni Genelkurmay Başkanı’nın Mihaylo Drapatıy olacağını duyurdu.
Zelenskiy, geçen hafta popüler siyasetçi Mihaylo Fedorov’u Savunma Bakanı görevinden aldıktan sonra, 2024 yılından bu yana görevde olan komutana yönelik eleştirilere rağmen başlangıçta Sırskiy’yi makamında tutmuştu.
Henüz 35 yaşında olan Fedorov, görevden alınmasının ardından Sovyet döneminde yetişmiş olan Sırskiy ile aralarındaki anlaşmazlığı kamuoyuna taşıdı. İkili arasındaki görüş ayrılığı esas olarak savaşın yürütülmesine ilişkin yöntem tartışmasından kaynaklanıyordu.
Fedorov, özellikle Batı’da da takdir toplayan Ukrayna insansız hava araçlarının Rus hedeflerine yönelik operasyonlarını savunuyordu.
Devlet Başkanı Zelenskiy, görevden ayrılan generale hizmetleri için teşekkür etti ve askeri başarılarını takdir etti.
X platformunda paylaşımda bulunan Zelenskiy, Fedorov’un görevden alınmasına karşı devam eden protestolar nedeniyle günlerdir askeri yetkililerle görüşmeler yürüttüğünü bildirdi.
Cumartesi günü yayınladığı günlük video mesajında sokak eylemlerine değinen Zelenskiy, halkın ne söylediğini duyduğunu ifade etti.
Hem Fedorov hem de Sırskiy ile uzun görüşmeler yaptığını belirten Zelenskiy’nin sözcüsü Dmitriy Litvin, salı akşamı Fedorov ile bir görüşme daha gerçekleştirildiğini aktardı. Fedorov’un üstleneceği yeni role ilişkin başlangıçta bir bilgi verilmedi.
Gösteriler devam ediyor
Ukrayna’nın başkenti Kiev’de ve diğer şehirlerde çoğunluğu gençlerden oluşan binlerce kişi, Fedorov’un görevden alınmasını protesto etmek amacıyla altı gün boyunca gösteri yaptı.
Göstericiler Fedorov’un göreve iade edilmesini isterken, temel talepleri Genelkurmay Başkanı Sırskiy’nin görevden ayrılması yönündeydi. Askeri çevrelerden ise Sırskiy’ye açık destek açıklamaları geldi.
Fedorov’un boşalttığı Savunma Bakanlığı koltuğunu cuma günü vekaleten istihbaratçı Yevheniy Hmara devraldı. Zelenskiy’nin, Hmara’nın adaylığını parlamentoya sunması ve milletvekillerinin onayını alması gerekiyor.
Görüş2 hafta önceAnkara’nın ikinci zirvesi: 22 yılın ardından NATO, kuralları yeniden yazan bir Türkiye’ye dönüyor
Diplomasi2 hafta önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Amerika2 hafta önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Asya2 hafta önceXi, bilim ve teknoloji inovasyonuyla Çin modernleşmesinin ilerletilmesi çağrısı yaptı
Diplomasi1 hafta önceFT: Çin’e bağımlılığı azaltmanın Batı’ya maliyeti 23 trilyon doları aşabilir
Diplomasi2 hafta önceNATO liderleri Ankara Deklarasyonu’nu kabul etti
Görüş2 hafta önceTahran’da iki kritik isimle konuştum: İran kendisini nasıl görüyor?
Diplomasi2 hafta önceAnkara’daki NATO zirvesinde hangi silah anlaşmaları yapıldı?











