Amerika
ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Sullivan, Biden yönetiminin Çin stratejisini anlattı: Yeni bir Soğuk Savaş şart değil

ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan, Dış İlişkiler Konseyi’nde (CFR) Washington’ın Çin stratejisine dair açıklamalar yaptı. Sullivan, CFR’de 30 Ocak’ta yaptığı konuşmada, “Çin ile rekabetin çatışmaya, hasımlığa ya da yeni bir Soğuk Savaş’a yol açması gerekmiyor” dedi.
Konuşmasının temasını “son üç yılda stratejimizi nasıl uygulamaya çalıştığımızı ve 2024’te burada neler bekleyebileceğimizi perde arkasından sizlerle paylaşmak” şeklinde özetleyen Sullivan, Biden hükümetine girdikten sonra yaptıkları tespitleri sıraladı:
“Çin Halk Cumhuriyeti’nin (ÇHC) hem uluslararası düzeni yeniden şekillendirme niyetine hem de bunu yapabilecek ekonomik, diplomatik, askeri ve teknolojik güce sahip tek devlet olduğunu tespit ettik. ÇHC’nin yüksek teknolojide ABD’yi ‘yakalamaya ve geçmeye’ çalıştığını; tarihteki en büyük barış zamanı askeri yığınağını gerçekleştirdiğini; Güney ve Doğu Çin Denizleri ile Tayvan Boğazı da dahil olmak üzere içeride daha baskıcı, dışarıda ise daha iddialı olduğunu gördük. ÇHC’nin dünyaya olan bağımlılığını azaltırken dünyayı Çin’e daha bağımlı hale getirmek için çalıştığını gördük. Ve uluslararası sistemi kendi sistemine ve tercihlerine uygun hale getirmek için adımlar attığını gördük.”
“Ayrıca dikkatimizi çeken bir şey daha vardı ki o da ÇHC’nin Amerika Birleşik Devletleri’nin nihai bir gerileme içinde olduğuna inandığı idi: (onlara göre) endüstriyel tabanımızın içi boşaltılmıştı, müttefiklerimize ve ortaklarımıza olan bağlılığımız zayıflamıştı, Amerika Birleşik Devletleri yüzyılda bir görülen bir pandemiyi yönetmekte zorlanıyordu ve Pekin’deki pek çok kişi açıkça ‘Doğu’nun yükseldiğini ve Batı’nın düştüğünü’ ilan ediyordu.”
Göreve geldiklerinde, önceki yönetimden “Çin sorununun kapsamı ve doğasına ilişkin teşhisi güncellemiş ancak bu sorunu ele alacak strateji ve araçları yeterince geliştirmemiş bir yaklaşım” devraldıklarını söyleyen Sullivan, Trump yönetimini kastederek, “Bu yaklaşım zaman zaman rekabetçi olmaktan çok çatışmacı olmuş ve etkili bir Çin stratejisinin sürdürülmesi için kritik öneme sahip müttefik ve ortakları çoğu zaman göz ardı etmiştir” dedi.
Biden yönetiminin ÇHC ile ilgili daha önceki (Trump dönemi) yaklaşıma dönmek istemediğini kaydeden Sullivan; bu yaklaşımın “ÇHC’nin yörüngesi hakkında daha iyimser varsayımlara dayandığını ve bazen Amerikan ulusal çıkarlarını gözetmekten ziyade sürtüşmelerden kaçınmaya öncelik verdiğini” söyledi. Sullivan, Biden yönetiminde geliştirdikleri yaklaşımı ise şöyle tarif etti: “Rekabetçi konumumuzu güçlendirmeyi ve çıkarlarımızı ve değerlerimizi güvence altına almayı amaçlayan kendi yaklaşımımızı geliştirdik: yatırım yap, uyum sağla, rekabet et.”
“Geçtiğimiz üç yıl boyunca bu yaklaşımı hayata geçirdiklerini” söyleyen Sullivan, altyapı, çipler, bilim ve temiz enerji konularında “tarihi yasalarla Amerikan gücünün temeline geniş kapsamlı yatırımlar yaptıklarını” kaydetti.
Bu yaklaşımın sonuç verdiğine inandıklarını belirten Sullivan şöyle devam etti:
“Amerika Birleşik Devletleri’nde yarı iletken ve temiz enerji üretimine yönelik büyük ölçekli yatırımlar 2019’dan bu yana 20 kat arttı. Yeni imalat projeleri için yapılan inşaat harcamaları şimdiden iki katına çıktı. Ve önümüzdeki on yıla baktığımızda, az önce bahsettiğim tarihi mevzuatta yapılan yatırımlar sayesinde 3,5 trilyon dolarlık yeni kamu ve özel sektör yatırımı yapılacağını tahmin ediyoruz.
Yurtdışında, Hint-Pasifik müttefiklerimiz ve ortaklarımızla bağlarımızı birkaç yıl önce pek mümkün olmayan, hatta düşünülemeyecek şekillerde güçlendirmeye çalıştık. AUKUS’u başlattık. Dörtlüyü yükselttik. Vietnam, Filipinler, Hindistan, Endonezya ve diğerleriyle ilişkilerimizi geliştirdik. Japonya ve Kore Cumhuriyeti ile Başkan Biden’ın Camp David’de ev sahipliği yaptığı tarihi bir zirve ile sonuçlanan tarihi bir üçlü başlattık. ASEAN’ın yanı sıra Pasifik Adaları liderleriyle de zirveler düzenledik.
Bölgesel müttefiklerimiz ve ortaklarımız ise Amerika’nın ekonomik canlılığına güveniyorlar. Yönetimin başlangıcından bu yana Amerika Birleşik Devletleri’ne yaklaşık 200 milyar dolarlık yatırım yapacaklarını açıkladılar.
Ayrıca Avrupa ve Hint-Pasifik ittifaklarımızı birbirine bağlamak için çalıştık. G7 ortaklarımızla birlikte ekonomilerimizin riskini azaltmak ve stratejik bağımlılıklardan uzaklaşmak yerine çeşitlendirmek için ortak adımlar attık. Müttefiklerimiz ve ortaklarımızla birlikte Tayvan Boğazı’nda barış ve istikrarın korunmasının önemini vurguladık.
Şirketlerimizin geliştirmekte olduğu ileri ve hassas teknolojilerin bir zafiyet kaynağı haline gelmemesi için de çok çalıştık. Kilit teknolojiler üzerinde dikkatlice uyarlanmış ihracat kısıtlamaları uyguladık; gelişmiş yarı iletken üretim araçlarına odaklandık.
Ayrıca, teknoloji alanında endişe yaratan giden yatırımları düzenlemek ve gelen yatırımların gelişen ulusal güvenlik sorunlarını gerçekten ele aldığından emin olmak için CFIUS’un kritik teknolojilere odaklanmasını güçlendirmek üzere adımlar attık.”
Bu adımların korumacılıkla ilgili olmadığını savunan Sullivan, bu hamlelerin uzun vadede “ulusal güvenliğimiz için kritik öneme sahip” olduğunu belirtti.
Salgın sonrası en güçlü toparlanmayı yaşadıklarını söyleyen Sullivan, ekonomistlerin yıllardır söylediğinin aksine ÇHC’nin bu on yıl içinde ya da bir sonraki on yıl içinde GSYH’de ABD’yi geçeceği tahminlerinin ise artık ‘uzak’ ihtimal olduğunu belirtti.
Sullivan ‘kritik bir nokta’ olduğuna işaret ederek, Amerika’nın şu anda “bir kez daha esneklik ve yeniden keşfetme kapasitesini gösterdiğini” vurguladı.
Sullivan kritik olduğunu düşündüğü noktayı ise şöyle açtı:
“Rekabetçi konumumuzu iyileştirmek için bu adımları atarken, bunu dünyanın en önemli ilişkilerinden birine – belki de dünyanın en önemli ilişkisine – istikrar kazandıracak şekilde yapmayı hedefledik. Aslında, yurtiçindeki yatırımlarımızın ve yurtdışındaki müttefik ve ortaklarımızla bağlarımızı derinleştirmeye yönelik çalışmalarımızın ÇHC ile daha etkili bir diplomasi için gerekli koşulları yarattığına inanıyoruz… ÇHC ile ilişkilerimizdeki rekabetçi yapısal dinamikler konusunda netiz. Ancak aynı zamanda ABD ve ÇHC’nin ekonomik olarak birbirlerine bağımlı olduklarının ve ulus ötesi sorunları ele alma ve çatışma riskini azaltma konusunda ortak çıkarlara sahip olduklarının da farkındayız.
On yıllar boyunca ÇHC’yi şekillendirmek ya da değiştirmek için gösterilen açık ya da zımni çabaların başarılı olmadığının farkındayız. ÇHC’nin öngörülebilir gelecekte de dünya sahnesinde önemli bir oyuncu olmasını bekliyoruz. Bu da rekabet ederken bile birbirimizle yan yana yaşamanın yollarını bulmamız gerektiği anlamına geliyor.
ÇHC ile rekabet çatışmaya, karşı karşıya gelmeye ya da yeni bir Soğuk Savaş’a yol açmak zorunda değildir. Amerika Birleşik Devletleri bir yandan rekabeti sorumlu bir şekilde yönetirken diğer yandan da kendi çıkarlarını ve değerlerini, müttefiklerinin ve ortaklarının çıkarlarını ve değerlerini ilerletmek için adımlar atabilir. Bunların her ikisini de yapabilmek yaklaşımımızın merkezinde yer almaktadır.”
Sullivan, soyut bir slogan gibi görünen “rekabeti yönetmek” kavramının eyleme nasıl dönüştüğünü anlamanın en iyi yolunun ise 2023’e yakından bakmaktan geçtiğini söyledi. Geçen sene iki ülke arasındaki yoğun diplomasi trafiğini özetleyen Sullivan, o dönemde çokça eleştirildiklerini, ancak “bu yoğun diplomasinin, ilişkileri düzeltmekten ziyade zorlu meseleleri yönetmekle ilgili” olduğunu ifade etti.
“Yönetilen meseleleri” ise şöyle sıraladı:
“ÇHC’nin Rusya’nın Ukrayna’ya karşı savaşına verdiği destek ve Boğazlar arası meseleler de dahil olmak üzere farklılıklarımız konusunda doğrudan davrandık.
Dışarıya giden yatırımlara getirilen kısıtlamalar ve ihracat kontrollerimizdeki güncellemeler gibi ulusal güvenlik odaklı tedbirlerden geri adım atmadık. Bunun yerine bu toplantıları, bu tedbirlerin ne olduğunu ama en az bunun kadar önemli olarak ne olmadığını, yani ÇHC’nin refahını ve kalkınmasını baltalamaya yönelik bir girişim olmadığını açıklamak için fırsat olarak kullandık. Bu tedbirler böyle değildi ve bu oturumlarda muhataplarımıza bunu açıkça anlattık.
Bu toplantıları aynı zamanda çıkarlarımızın örtüştüğü konularda koordinasyon sağlamak için de kullandık.”
Sullivan, çıkarların örtüştüğü noktalara da değindi: Narkotikle mücadele, askeri kanalların yeniden açılması, yapay zekanın risklerini yönetmek, iklim krizi.
İki büyük güç arasındaki stratejik rekabete özgü sürtüşmeleri yönetmek için “detaylı ve inatçı” bir diplomasi gerektiğini vurgulayan Sullivan, “Bu çabanın önündeki bazı riskler öngörülemeyebilir, sürpriz olabilir. Güney ve Doğu Çin Denizi’ndeki sürtüşmeler, ekonomik ve teknolojik hamleler ve karşı hamleler gibi diğer riskler ise daha kolay fark edilebilir” dedi.
En önemli riskin ise Tayvan Boğazı’ndaki bir kriz olabileceğini bu yüzden bu konuda yoğun diplomasinin yanı sıra caydırıcılığı da yoğunlaştırmak gerektiğini söyledi.
Sullivan, Çin’e yönelik 2024 stratejilerini ise şöyle anlattı:
“Son üç yıldır olduğu gibi önümüzdeki yıl da insan hakları ihlalleri, zorla çalıştırma ve nükleer silahların yayılmasını önleme konularında harekete geçmeye devam edeceğiz. ÇHC’nin Rusya’nın Ukrayna’ya karşı savaşına verdiği destek ve Rusya’nın savunma sanayi üssünü yeniden oluşturmasına yardımcı olma çabaları konusunda dikkatli olacağız ve karşılık vermek için gerekli tedbirleri alacağız.
KDHC’nin Güney ve Doğu Çin Denizlerinde ve Tayvan Boğazında provokasyonları devam ederse, dünyanın en önemli su yollarında barış ve istikrara yönelik riskleri geri püskürtmek ve dile getirmek için müttefiklerimiz ve ortaklarımızla yakın bir şekilde çalışacağız. Uluslararası hukukun izin verdiği her yerde uçarak, yelken açarak ve faaliyet göstererek bölgede seyrüsefer özgürlüğünü desteklemeye devam edeceğiz. Ve ulusal güvenliğimizi korumak üzere tasarlanmış özel ulusal güvenlik tedbirlerini uygulamaya devam edeceğiz.
Bunu yaparken bile, her iki tarafın da farklılık alanlarını yönetmesine ve çıkarlarımızın örtüştüğü alanlarda işbirliğinin önünü açmasına yardımcı olan ÇHC ile yoğun etkileşim hızını sürdürmeyi hedefleyeceğiz.
İkili ilişkilerde daha önceki dönemlerden kalma ve artık modası geçmiş yapı ve mekanizmaları yeniden yaratmayı planlamıyoruz. Ve kesinlikle sırf diyalog olsun diye diyalogla ilgilenmiyoruz. Ancak, çıkarlarımızı ilerletmek ve sonuçlara ulaşmak için ayrı, dikkatle seçilmiş alanlarda belirli sayıda çalışma düzeyinde istişareler başlatmanın ve yönlendirmenin değerli olduğunu düşünüyoruz. Bugün narkotikle mücadele konusunda kullandığımız yaklaşım budur.
Önümüzdeki dönemde, çatışma riskini azaltmak amacıyla kriz iletişim mekanizmalarını derinleştirmek için ÇHC ile birlikte çalışabileceğimizi umuyoruz. İklim, sağlık güvenliği, küresel makroekonomik istikrar ve yapay zekanın yarattığı riskler gibi yeni zorluklar konusunda koordinasyon sağlamaya hazırız. Ayrıca Kızıldeniz’den Kore Yarımadası’na kadar zorlu bölgesel ve küresel meseleler hakkında Pekin ile konuşacağız. Ayrıca insanlar arası ilişkiler de dâhil olmak üzere bir dizi ikili meselede ilerleme kaydetmek için çalışacağız.”
Sullivan, anlattığı bu yaklaşımın yeni olmadığını, aksine köklerinin “onlarca yıllık tarihe, diplomasiye ve zor kazanılmış deneyimlere” dayandığını söyleyerek, yaklaşan seçimlere rağmen bu yaklaşıma bağlı kalacakları mesajını verdi:
“Bu stratejiye bağlı kalmaya niyetliyiz. Çıkarlarımızı korumak ve müttefiklerimizi savunmak için yapmamız gerekenleri yaparken aynı zamanda Çin ile rekabeti sadece ABD’nin değil küresel istikrarın da yararına olacak şekilde etkin bir şekilde yönetmek niyetindeyiz. Bu bizim taahhüdümüzdür. Biz de bunu yapmaya çalıştık.”
Amerika
Trump, dizel ihracatının yasaklanmasını destekliyor

ABD Başkanı Donald Trump, dizel ihracatının yasaklanmasını talep ettiğini açıkladı.
Hazine Bakanı Scott Bessent ise yönetimin tam ya da kısmi bir yasağın uygulanabilir olup olmadığını incelediğini doğruladı.
Trump’ın bu desteği, yakıt ihracatını kısıtlama çağrılarına direnen yönetim için bir dönüm noktası niteliğinde.
Çünkü rekor seviyedeki dizel fiyatları çiftçileri ve kamyoncuları zor durumda bırakırken, ara seçimler öncesinde Cumhuriyetçilerin endişelerini de artırıyor.
İktisatçılar ve enerji analistleri, bu adımın kısa vadede Amerikalılar için dizel fiyatlarını düşürebileceğini fakat muhtemelen küresel olarak fiyatları artıracağını ve bunun sonunda ABD’yi de etkileyeceğini belirtiyor.
Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy ile birlikte düzenlediği basın toplantısında, diğer Cumhuriyetçiler tarafından desteklenen dizel yasağını onaylayıp onaylamadığı sorulduğunda Trump, kendisinin de bunu talep ettiğini söyledi ve şunları söyledi:
“Dizel göndermeyelim demiştim. Çok fazla dizel üretiyoruz ve bu, normal otomobil benzini üzerinde biraz etki yaratabilir; çünkü bunu yaptığınızda, bunun bir tür akış, bir denge olduğunu bilirsiniz. Ama hayır, ben de bunu talep ettim. Ekibime bu talebimi ilettim.”
Trump’ın yanında oturan Bessent, yönetimin “genel rafineri kapasitesi açısından bunun uygulanabilir olup olmadığını ve tam ya da kısmi bir yasağın işe yarayıp yaramayacağını” incelediğini söyledi.
Böyle bir kararın zaman çizelgesi sorulduğunda Trump, “Hızlı olacak, öyle ya da böyle” diye yanıtladı.
Cumhuriyetçi Senatör Chuck Grassley, yurt içindeki fiyatları düşürmeyi umarak dizel ihracatının engellenmesini önerdi ve tarım eyaletlerinden gelen diğer Cumhuriyetçiler de bu öneriye hızla destek verdi.
Yeniden seçilme yarışında zorlu bir mücadele veren Cumhuriyetçi Temsilci Ashley Hinson, pazartesi günü İran’daki savaşı sert bir dille eleştirirken dizel ihracatının yasaklanmasını talep etti.
Michigan ve Louisiana’daki Cumhuriyetçiler de aynı tavrı sergiledi. Senato Çoğunluk Lideri John Thune geçen hafta, ihracat yasağına “açık” olduğunu belirtmişti.
Yasak, aksi takdirde ABD’den ihraç edilecek olan dizeli ülkede tutacak ve bu da kısa vadede yurtiçi arzı artırarak fiyatları düşürebilir.
Fakat analistler, bunun küresel dizel fiyatlarını yükseltebileceği ve nihayetinde artan maliyetlerin ABD ekonomisine yansıyabileceği konusunda uyarıyor.
ABD, küresel piyasaların aksaması endişesi nedeniyle enerji ihracatına yönelik tam yasaklara nadiren başvuruyor.
İçişleri Bakanı Doug Burgum geçen hafta, fiyatların düşmesi durumunda yönetimin bir ihracat yasağını değerlendireceğini söylemiş ama “durumun böyle olmadığını” savunmuştu.
6,50 dolarlık dizel fiyatının yarattığı siyasi gerilim, ihracat yasağının nihayetinde ters tepebileceği yönündeki petrol piyasası analistleri arasındaki geniş konsensüsü hızla gölgeliyor.
Trump’ın, bir yasağı uygulamaya koymasına olanak tanıyabilecek olağanüstü yetkileri bulunuyor.
Kongre de aynı amaca ulaşmak için bir yasa çıkarabilir ama Senato’daki Cumhuriyetçiler bu önlem konusunda ciddi ölçüde bölünmüş durumda.
Senatör Lisa Murkowski (Alaska), yasağın küresel piyasaları sarsmaya değip değmeyeceğini sorguladı ve bunu “kısa vadeli” bir fayda olarak nitelendirerek … “aslında pek bir fark yaratmayacağını” savundu.
Senatör John Cornyn (Teksas) ise bunu bir “hile” olarak nitelendirdi.
Amerikan Petrol Enstitüsü (API) CEO’su Mike Sommers, ABD’nin enerji ihracatının kısıtlanmasının “sorunu daha da ağırlaştıracağını”, rafineri sektöründeki zorlukları artıracağını ve nihayetinde tüketicilere zarar vereceğini söyledi.
Sommers, “Çözüm, daha fazla arz ve daha fazla esnekliktir; zor bir durumu daha da kötüleştirme riski taşıyan yeni kısıtlamalar değil,” dedi.
Amerika
Meksikalı karteller, Ukrayna’da savaşan paralı askerleri bünyesine katıyor

Latin Amerika uyuşturucu kartelleri, Ukrayna’daki savaştan dönen tecrübeli Kolombiyalı savaşçıları para veya baskı yoluyla bünyesine katarak insansız hava aracı kapasitesini genişletiyor. The Washington Post’un aktardığı ABD istihbarat değerlendirmelerine göre suç örgütleri, gelişmiş dron teknolojileri ve elektronik harp taktikleriyle donanıyor.
Latin Amerika merkezli uyuşturucu kartelleri, Ukrayna’daki savaştan edinilen tecrübeleri kendi bünyelerine katarak insansız hava araçlarının (İHA) kullanımında yeni yöntemleri hızla benimsiyor.
The Washington Post (WP) gazetesinin ABD makamlarının kurum içi değerlendirmesine dayandırdığı haberine göre, organize suç örgütleri özellikle modern muharebe sahasında dron kabiliyetlerini geliştiren yabancı savaşçıları hedef alıyor.
Haber kapsamında ABD’li beş yetkili ve bir Meksikalı hükümet temsilcisiyle görüşen gazete, Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşta muharebe tecrübesi edinen kişilerin kartellere katılımının resmi makamlarda derin endişe yarattığını aktardı.
Kaynakların verdiği bilgilere göre Meksikalı karteller, Ukrayna’dan dönen Kolombiyalılara doğrudan para teklif ediyor veya bu kişileri işbirliğine zorluyor.
ABD’li bir yetkili, suç örgütlerinin kendileriyle bağlantılı şahısları birer yıllık sözleşmeler kapsamında bizzat çatışma bölgesine gönderdiğini de ileri sürdü.
Karteller bu transferler sayesinde radyo frekansı değiştirme ve elektronik harp sistemlerini aşma taktiklerini derinlemesine inceliyor.
Ağlar aynı zamanda havada daha uzun süre kalabilen ve daha yüksek miktarda patlayıcı taşıma kapasitesine sahip gelişmiş hava araçları satın alıyor.
Meksika istihbaratından bir yetkili, en az bir kartelin altı ila sekiz pervaneli hava araçlarına sahip olduğunu açıkladı. Bu araçların havada birkaç saat kalabildiği ve yaklaşık 68 kilograma denk gelen 150 pound yük taşıyabildiği bildirildi.
Yetkili, bir diğer suç örgütünün ise hafif silahlarla donatılabilecek dronlar temin etmek üzere temsilcilerini Çin’e yolladığını belirtti.
ABD Dışişleri Bakanlığı, savaş meydanında kazanılan bu askeri becerilerin suç örgütlerine aktarılma riskini azaltmak amacıyla hem ABD kolluk kuvvetleriyle hem de Ukrayna tarafıyla ortak temas yürüttüğünü duyurdu. Bakanlık, savaş boyunca ortaya çıkan dron savar tecrübelerini de mercek altına alıyor.
Karteller insansız hava araçlarını halihazırda güvenlik güçlerinin operasyonlarını izlemek ve ABD-Meksika sınırındaki kaçakçılık rotalarını belirlemek amacıyla sahaya sürüyor.
ABD ordusu, 24 Ağustos ile 4 Eylül tarihleri arasında kartellerle bağlantılı olduğu düşünülen 11 dronun lazer savunma sistemleriyle imha edildiğini açıkladı.
ABD Kuzey Komutanlığı eski Komutanı Glen VanHerck, ana tehdidin doğrudan sınır hattında ortaya çıkmayacağı görüşünü dile getirdi. VanHerck, patlayıcı yüklü bu hava araçlarının öncelikle Meksika güvenlik güçlerine ve rakip suç örgütlerine karşı kullanılacağını hesaplıyor.
Çatışma verilerini izleyen ACLED projesinin kayıtları, Kolombiya’daki iç çatışmalarda silahlı dron kullanımının 2024 yılındaki 38 vakadan 2025 yılında 149’a çıktığını gösteriyor. Gazetenin aktardığı verilere göre, Eylül 2026 başı itibarıyla bu sayı 200 vakayı geride bıraktı.
Eski Kolombiya Devlet Başkanı Gustavo Petro, Mayıs ayında yaptığı açıklamada Ukrayna’daki çatışmalarda yer alan Kolombiya vatandaşlarının sayısının 7 bini aştığını belirtmişti.
Bu kişileri paralı asker olarak niteleyen Petro, yürütülen faaliyetlerin yasa dışı olduğuna dikkat çekerek vatandaşlarına ülkeye dönme çağrısı yapmıştı.
The Economist dergisine konuşan uzmanlar ise 2022 yılından bu yana en az 3 bin Kolombiyalının Ukrayna saflarına geçtiğini tahmin ediyor.
Yüksek maaşlar, Kolombiya’da eski askerlere yönelik devlet desteğinin yetersizliği ve isyancı örgütlerle mücadele tecrübesi taşıyan uzmanlara duyulan talep bu yönelimin temel gerekçeleri arasında sayılıyor. Asker temini faaliyetlerinin bir bölümünün sosyal medya platformları üzerinden organize edildiği kaydediliyor.
Amerika
İran savaşına Cumhuriyetçi destek hızla eriyor

ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a karşı yürüttüğü savaşa kendi partisinden gelen Cumhuriyetçi destek hızla azalıyor.
CNN/SSRS tarafından 22 Eylül’de yayımlanan ankete göre Trump’ın savaşı yönetme biçimini onaylayan Cumhuriyetçilerin oranı mart ayında yüzde 73 iken eylülde yüzde 60’a geriledi.
45 yaşın altındaki Cumhuriyetçiler ile MAGA hareketi dışında kalan Cumhuriyetçi seçmenlerin çoğunluğu artık Trump’ın savaş politikasını onaylamıyor.
ABD’lilerin dörtte üçü, İran savaşının insani ve mali bedeline değmediğini düşünüyor.
Yaklaşık yedi aydır devam eden savaşla ilgili olarak katılımcıların yüzde 78’i Trump’ın çatışmayı sona erdirmek için yeterince çaba göstermediğini belirtti. Yaklaşık her üç kişiden ikisi ise ABD’nin savaşı kazandığı görüşüne katılmadı.
Trump’ın genel dış politika yönetimini onaylayanların oranı yüzde 29’da kaldı. Bu, CNN’in Trump’ın iki başkanlık dönemi boyunca kaydettiği en düşük oran oldu.
İsrail’i ‘düşman’ olarak görenlerin oranı rekor düzeyde
İsrail’i ABD’nin düşmanı olarak tanımlayanların oranı, CNN’in 2000 yılından bu yana yaptığı anketlerdeki en yüksek seviyeye çıktı. Bu oran, Mart 2025’te kaydedilen düzeyin yaklaşık iki katına ulaştı.
Reuters/Ipsos’un 1.277 yetişkinle yaptığı ayrı bir ankette ise Trump’ın genel destek oranı bir hafta içinde yüzde 35’ten yüzde 32’ye geriledi. Bu, Trump’ın siyasi kariyerinde ölçülen en düşük destek oranı oldu.
Cumhuriyetçi seçmenlerin hayat pahalılığı konusundaki memnuniyetsizliği de artıyor. Trump’ın bu alandaki performansını onaylayanların oranı yalnızca yüzde 17’de kaldı.
Hayat pahalılığı, seçmenlerin 3 Kasım’daki ara seçimler öncesinde en önemli sorun olarak gördüğü başlık olurken savaşın başlamasından bu yana akaryakıt fiyatlarının hızla yükselmesi Cumhuriyetçi tabandaki rahatsızlığı artırdı.
Yüzde 82 savaşın uzun süreceğini düşünüyor
Trump bu ayın başında savaşın seçimlerden “hemen sonra” sona ereceğini söyledi. Ancak ankete katılanların yüzde 82’si çatışmaların uzun süre devam edeceğini düşünüyor.
Tahran ise ABD’nin askeri ve ekonomik baskısı karşısında geri adım atacağına yönelik herhangi bir işaret vermedi.
Wall Street Journal 10 Eylül’de yayımladığı haberinde, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve diğer üst düzey yetkililerin Trump’ı özel görüşmelerde uyardığını bildirmişti.
Yetkililerin, İran’ın Washington’ın askeri ve ekonomik baskısına direnmeye devam edebileceğini ve bu baskıyı Trump’ın görev süresinin sona ereceği Ocak 2029’dan sonra bile göğüsleyebileceğini söylediği aktarıldı.
Ortadoğu2 hafta önceİsrail Deniz Kuvvetleri Komutanı, Türkiye’yi tehdit etti
Asya1 hafta önceDeepSeek mühendisi: “Gelecek ya komünizm olacak ya Cyberpunk”
Dünya Basını1 hafta önceİktisatçı Milanovic: Küresel neoliberalizm bitti, yeni bir evreye geçtik
Asya2 hafta önceİran ile Çin arasında milyarlarca dolarlık gizli ticaret ağı
Rusya1 hafta önceFransa, Rus milyarder Usmanov için AB yaptırımlarının kalkmasını istedi
Avrupa1 hafta önceWolfgang Streeck: Oyun zamanı sona erdi, durum ciddi
Asya2 hafta önceYatırımcılar DeepSeek payı için yüksek komisyonları göze alıyor
Asya2 hafta önceÇin ve Rusya arasındaki Sibirya’nın Gücü 2 boru hattı görüşmeleri fiyat anlaşmazlığı nedeniyle tıkandı












