Bizi Takip Edin

Rusya

Rus basını, Maduro’nun kaçırılmasına nasıl tepki verdi?

Yayınlanma

ABD ordusunun Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’yu kaçırması, Rus basınında geniş yankı uyandırdı. Rusya Dışişleri Bakanlığı eylemi “silahlı saldırı” olarak nitelendirirken, önde gelen Rus analistler operasyonu Trump’ın “Monroe Doktrini”ni hayata geçirmesi ve Latin Amerika’da güç gösterisi yapması olarak yorumladı.

ABD Başkanı Donald Trump, bu sabah Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores’in Amerikan özel kuvvetlerince kaçırıldığını ve New York’a getirilerek burada yargılanacağını duyurdu.

Rusya Dışişleri Bakanlığı, Washington’ın eylemini “silahlı saldırı” olarak tanımladı ve Maduro ile eşinin derhal serbest bırakılmasını talep etti. Bakanlık açıklamasında, “İdeolojik husumet, iş pragmatizminin önüne geçti” ifadesine yer verildi.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Venezuela Devlet Başkan Yardımcısı Delcy Rodriguez ile görüşerek dayanışma mesajı verdi.

ABD’nin Maduro ve kurmayları hakkındaki iddianamesi açıklandı

Kommersant: “Bölgenin sahibinin kim olduğunu gösterme hamlesi”

Rusya’nın önde gelen gazetelerinden Kommersant, operasyonu Trump’ın Latin Amerika üzerindeki hakimiyetini pekiştirme çabası olarak değerlendirdi.

Gazeteye konuşan Russia in Foreign Affairs Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Fyodor Lukyanov, Trump’ın “Monroe Doktrini”ni bir slogandan öteye taşıyarak eyleme döktüğünü savundu.

Lukyanov, “Maduro’nun devrilmesi, tüm Latin Amerika’ya bölgenin sahibinin kim olduğunu ve onunla nasıl davranılması gerektiğini göstermeyi amaçlıyor” değerlendirmesinde bulundu. Lukyanov’a göre Trump, Venezuela’da rejim değişikliğini Irak veya Afganistan tarzı “sonsuz bir savaş” olarak değil, ulusal güvenlik meselesi olarak görüyor.

Aynı gazeteye konuşan Rusya Bilimler Akademisi Latin Amerika Enstitüsü Direktörü Dmitriy Rozental, Trump’ın başlangıçta Venezuela’ya saldırmayı planlamadığını, ancak iç siyasi nedenlerle bu yola başvurduğunu dile getirdi.

Rozental, “Trump’ın seçmen tabanını mobilize etmesi, sol rejimlere karşı olan Venezuela ve Küba diasporasının desteğini alması gerekiyordu” dedi. Rozental ayrıca, Rusya’nın seçeneklerinin kısıtlı olduğunu belirterek, “Rusya siyasi ve manevi destek verecektir ancak bunun ötesinde bir şey yapabileceğimizi söylemek zor” ifadelerini kullandı.

Rusya Uluslararası İlişkiler Konseyi Uzmanı Aleksey Naumov ise Kommersant’taki analizinde, “güçlü olanın haklı olduğu” yeni bir dünya düzenine işaret etti.

Naumov, “Tanrı genellikle büyük taburların yanındadır. Rusya için hayati savaşlar Latin Amerika kıyılarından uzakta yaşanıyor” diyerek, Moskova’nın sınırlı kaynaklarını Venezuela için harcamaması gerektiğini ima etti.

İzvestiya: “Petrol fiyatları varil başına 70-80 dolara yükselebilir”

İzvestiya gazetesi, operasyonun detaylarına ve olası sonuçlarına odaklandı. Gazeteye konuşan Yüksek Ekonomi Okulu (VŞE) analisti Tigran Meloyan, Venezuela hava savunma sistemlerinin çalışmamasını iki ihtimale bağladı: Elektronik harp ile körleştirme ya da Venezuela ordusu içindeki komutanların satın alınması. Meloyan, “Operasyonun başarısında insan faktörü belirleyici olmuş olabilir” dedi.

Gazeteye değerlendirmede bulunan Latin Amerika Merkezi Genel Müdürü Yegor Lidovskiy, iktidarın kağıt üzerinde Devlet Başkan Yardımcısı Delcy Rodriguez’e geçmesine rağmen, fiili gücün İçişleri Bakanı Diosdado Cabello’da olabileceğine dikkat çekti. Lidovskiy, Cabello’nun Hugo Chavez’in sağ kolu olduğunu ve ordu üzerinde etkili olduğunu hatırlattı.

Bağımsız sanayi uzmanı Leonid Hazanov ise İzvestiya’ya yaptığı açıklamada, krizin petrol sevkiyatını durdurabileceğini ve petrol fiyatlarının varil başına 70-80 dolara yükselebileceğini öngördü.

Moskovskiy Komsomolets: “Yarın Trump’ı da kaçırabilirler”

Diğer yandan Moskovskiy Komsomolets gazetesi, olayı uluslararası hukukun çöküşü olarak yorumladı. Gazetede Yekaterina Sajneva imzasıyla yer bulan analizde, “Bir devlet başkanını kaçırmak siyasi bir jest değil, egemenlik fikrine tükürmektir” ifadesi kullanıldı.

Yazar, bu durumun tehlikeli bir emsal oluşturduğunu belirterek şu uyarıda bulundu: “Bugün Maduro’yu ‘yanlış’ veya ‘gayrimeşru’ bulup kaçırıyorlar. Yarın Trump’ın kendisi de birileri tarafından ‘dünya demokrasisine tehdit’ olarak görülüp kaçırılabilir mi? Kurallar sadece bir taraf için işliyorsa, bu artık kural değil baskı aracıdır.”

Rıbar: “ABD’nin operasyonu askeri açıdan ders niteliğinde”

Rus askeri analiz kanalı Rıbar, ABD’nin Venezuela operasyonunu Rusya’nın Ukrayna’daki “özel askeri harekatı” ile kıyaslayan bir analiz yayımladı. Kanal, ABD’nin hazırlık sürecini ve güç kullanımını “örnek teşkil edici” bulduğunu belirtti.

Rıbar’ın analizinde şu ifadelere yer verildi:

“ABD, Venezuela’daki nokta atışı saldırılar ve özel kuvvetler operasyonu için, Rusya’nın Ukrayna’daki geniş çaplı kara harekatına ayırdığından daha fazla uçak tahsis etti. Eğer ‘Amerikalılar gibi yapmak’ istiyorsak, önce neyi yapabileceğimizi ayık bir kafayla analiz etmeliyiz.”

Kanal, Rusya ordusunun Gostomel ve Herson çıkarmalarındaki taktik başarılarının stratejik başarıya dönüşememesini, ABD’nin aksine yetersiz hava desteğine bağladı.

Amerikan finans devleri Maduro sonrası Venezuela’ya “çökme” hazırlığında

Vzglyad: “Venezuela ikinci bir Haiti olabilir”

Vzglyad gazetesine konuşan Amerikan uzmanı Malek Dudakov, operasyonun Venezuela’yı bir “batık devlet” (failed state) haline getirebileceği uyarısında bulundu.

Dudakov, “Venezuela, büyük bir Haiti veya Libya’ya dönüşebilir. Bu durumda yönetim, Trump’ın savaştığını iddia ettiği uyuşturucu kartellerinin eline geçer” dedi. Dudakov ayrıca, Rusya’nın bölgedeki kilit bir ortağını ve yatırımlarını kaybetme riskiyle karşı karşıya olduğunu vurguladı.

St. Petersburg Devlet Üniversitesi Profesörü Viktor Heyfets ise Vzglyad’daki yorumunda, Trump’ın amacının uzun süreli bir işgal değil, hızlı bir medya zaferi olduğunu belirtti. Heyfets, hava savunma sistemlerinin çalışmamasını ve korumaların ateş açmamasını şüpheli bularak, “Trump, Venezuela elitleriyle anlaşmış olabilir” tezini savundu.

TASS: “ABD, Rusya’ya karşı ‘Biz sizin işinize karışmıyoruz, siz de bizimkine karışmayın’ mı diyor?”

TASS haber ajansı analisti Andrey Surjansky, operasyonu “sonuçları geniş kapsamlı bir yıldırım savaşı (blitzkrieg)” olarak tanımladı.

Surjansky, Trump’ın “Monroe Doktrini”ni güncelleyerek “Donroe Doktrini” (Donald’ın Doktrini) haline getirdiğini öne sürdü.

Analist, Rus kamuoyunda tartışılan şu kritik soruyu gündeme getirdi:

“Trump’ın Venezuela’ya odaklanması, Ukrayna’daki ilgisini azaltır mı? Bu yeni doktrin, ‘Biz sizin işinize karışmıyoruz, siz de bizimkine karışmayın’ anlamına mı geliyor? Bu durumun Doğu Avrupa’ya nasıl yansıyacağını yakında göreceğiz.”

Venezuela’nın fiili lideri Rodriguez: Ülkemizin tek başkanı Maduro’dur

Rusya

Rusya Merkez Bankası faiz indirimlerine ara verdi

Yayınlanma

Rusya Merkez Bankası, bir buçuk yıldır devam eden parasal gevşeme adımlarını durdurarak politika faizini yüzde 14 seviyesinde sabit tuttu. Merkez Bankası Başkanı Elvira Nabiullina, 2027 yılındaki yüzde 4 enflasyon hedefine bağlı kalabilmek adına para politikasındaki sıkı duruşun korunacağını açıkladı.

Rusya Merkez Bankası, bugünkü yönetim kurulu toplantısında politika faizini yıllık yüzde 14 seviyesinde sabit bıraktı. Bu adım, bankanın bir buçuk yıldır sürdürdüğü parasal gevşeme döngüsündeki ilk duraklama oldu.

Vedomosti gazetesinin anketine katılan 30 ekonomistin 23’ü faizin sabit tutulacağını öngörmüştü. Geriye kalan uzmanların yedisi 25 baz puanlık indirimle faizin yüzde 13,75’e çekilmesini beklerken, bir analist 50 baz puanlık daha sert bir indirim olasılığına işaret etmişti.

Merkez Bankası yayımladığı karar metninde, ülke ekonomisinin üçüncü çeyrek genelinde ılımlı bir hızla büyüdüğünü ancak son aylarda fiyat baskılarının hissedilir derecede arttığını belirtti.

Yıllıklandırılmış baz enflasyon artışının yüzde 5 ila 6 bandına tırmandığını hesaplayan regülatör, bu gelişmede bazı sektörlerdeki üretim kapasitelerinin geçici kaybı ile motorin, benzin ve sebze-meyve fiyatlarındaki sert dalgalanmaların belirleyici olduğunu bildirdi. Kurumun verilerine göre yıllık enflasyon 7 Eylül itibarıyla yüzde 6,3 düzeyine ulaştı.

Karar metninde, orta vadeli projeksiyonlarda enflasyonu yukarı çeken unsurların dezenflasyonist etkilere ağır bastığı kaydedildi.

İç talebin beklenenden güçlü seyretmesi durumunda arz-talep dengesizliğinin büyüyeceğini vurgulayan banka, ücret artışlarının emek verimliliğini aşması, jeopolitik gerginlikler ve küresel ekonomideki zayıflamanın maliyetleri artırdığına dikkat çekti.

Tüketici, iş dünyası ve piyasa aktörlerinin enflasyon beklentilerinin yüksek kalmaya devam ettiği, bu durumun da maliyetlerin etiketlere doğrudan yansımasını hızlandırabileceği ifade edildi.

Merkez Bankası Başkanı Elvira Nabiullina, kararın ardından düzenlediği basın toplantısında yaz aylarında fiyat artışlarının hız kazandığını söyledi.

Haziran ayında akaryakıt fiyatlarının doğrudan yarattığı etkinin daha sonra şirket maliyetleri üzerinden dolaylı bir baskıya dönüştüğünü belirten Nabiullina, “Para politikasının tek seferlik etkenleri kontrol etme gücü yok; ancak bu faktörlerin kalıcı hale gelmesini engellemek için ılımlı sıkı parasal koşulları sürdürmek zorundayız” dedi.

Nabiullina, faiz indirimlerinin otomatik gerçekleşmeyeceğini, atılacak adımların enflasyon beklentileri ile risk dengelerine bağlı kalacağını ve nihai hedefin 2027’de yüzde 4 enflasyona ulaşmak olduğunu dile getirdi.

Merkez Bankası, bütçe politikasının geleceğine dair riskleri de hatırlattı.

Temmuz ayındaki temel senaryo, faiz dışı yapısal bütçe açığının 2029 yılına kadar kademeli biçimde sıfırlanmasını öngörüyordu.

Hükümetin parlamentonun alt kanadı Devlet Duması’na sunacağı yeni orta vadeli bütçe taslaklarında daha yüksek bir açık öngörülmesi halinde, temel senaryodan daha sıkı bir para politikası uygulanabileceği kaydedildi.

Rusya Federal İstatistik Servisi (Rosstat) verileri, 1-7 Eylül haftasında tüketici fiyatlarının yüzde 0,05 arttığını gösterdi. Fiyatlar 25-31 Ağustos haftasında yüzde 0,01 gerilemiş, 18-24 Ağustos haftasında ise yüzde 0,01 yükselmişti.

Yılbaşından 7 Eylül’e kadar olan dönemde kümülatif fiyat artışı yüzde 4,72 olarak kaydedildi; bu oran geçen yılın aynı döneminde yüzde 4,03 seviyesindeydi.

Ağustos ayında halkın enflasyon beklentisi yüzde 14,7’den yüzde 13,7’ye inse de geçmiş yılların yüksek seyrini korudu. İş dünyasının önümüzdeki üç aya ilişkin fiyat artışı beklentisi ise yüzde 5,8’den yüzde 6,2’ye çıktı.

Piyasa uzmanları, faiz indirimine verilen aranın regülatöre lojistik ve yakıt altyapısındaki aksaklıkların enflasyonist etkilerini tartma fırsatı sunacağı görüşünde birleşiyor.

Vedomosti gazetesine konuşan İK Region Analiz Departmanı Direktörü Valeriy Vaysberg, bütçe kuralı belirsizliği, akaryakıt piyasasındaki hassas denge ve 1 Ekim’de yürürlüğe girecek kamu hizmeti tarife zamlarının karar üzerinde etkili olduğunu belirtti.

Sberbank Makroekonomik Araştırmalar Merkezi ile VTB analistleri, yıl sonuna kadar politika faizinin yüzde 13,5 ila 13,75 seviyelerine çekilebileceğini tahmin ediyor.

Sovcombank Başanalisti Mihail Vasilyev ise jeopolitik risklerin sürmesi ve rubledeki değer kaybının devamı halinde bankanın yılı yüzde 14 faizle kapatabileceğini savundu.

Okumaya Devam Et

Rusya

Bir komplonun anatomisi

Yayınlanma

Rus istihbaratının İngiltere’nin Moskova Büyükelçisine yönelik hazırlanan suikast girişimini engellemesi, Londra’nın kurguladığı Ukrayna politikasının kontrol edilemez bir aşamaya sürüklendiğini gösteriyor. Geçmişin imparatorluk refleksleriyle şekillenen bu hamle, İngiliz dış politikasında bugüne dek az maliyetle yüksek etki üretme aracı olarak görülüyordu. Moskovskiy Komsomolets gazetesinin genel yayın yönetmeni ve başyazarı Mihail Rostovskiy, Rusya ile Batı arasında doğrudan savaş zemini arayan Ukraynalı odakların provokasyonlarının, Londra’yı kendi planladığı stratejinin kurbanı olma ihtimaliyle karşı karşıya bıraktığına dikkat çekiyor. Rostovskiy’e göre diplomatik misyona dönük bu son tertip, söz konusu bölgesel politikanın artık İngiltere açısından denetlenemez güvenlik riskleri taşıdığının somut bir işareti.


Bir komplonun anatomisi: İngiltere’nin Moskova Büyükelçisine yönelik suikast girişimi neye işaret ediyor?

Mihail Rostovskiy
Moskovskiy Komsomolets
10 Eylül 2026

Londra’dan bakıldığında dünya şöyle görünür: Birinci evren kuralı; Ukrayna iyidir, Rusya kötü. İkinci evren kuralı; Moskova daima yalan söyler, Kiev daima doğruyu. Üçüncü evren kuralı; şayet gerçekler birinci ve ikinci kuralla uyuşmuyorsa, kuralları bir kez daha oku ve gerçeğe bakışını bu kurallara göre yeniden şekillendir.

Hayır, bu bir “felsefe yapma” çabası değil. FSB’nin, Ukraynalı bir blog yazarının Moskova’daki İngiliz Büyükelçiliği bünyesinde devşirdiği bir güvenlik görevlisi aracılığıyla misyon şefini ve beraberindeki bazı elçilik çalışanlarını öldürmeyi planladığı yönündeki açıklamasına, İngiliz siyasi zümresinin nasıl bir tepki vereceğini önceden kestirme denemesidir.

Şayet olgular belirlenmiş “doğru” ideolojiyle örtüşmüyorsa, vay olguların haline… Onları derhal yalan, provokasyon, dezenformasyon ve benzeri yaftalarla geçiştirirler. Yine de Londra’da karar verici konumda bulunanların zihninde bir çentik, bir tortu kalacağını umut ediyorum. Zira işin doğrusu, Britanya’da “bilmesi gerekenler”, ellerinin altındaki Ukraynalı himayelilerinin ne mal olduğunu gayet iyi bilir.

Bunların neye muktedir olduklarını bilmemek ya da bu konuda samimi bir yanılgıya düşmek için İngilizlerin elinde türlü “mini imparatorluklar” kurma, entrikalar çevirme ve “etki operasyonları” yürütme hususunda fazlasıyla tecrübe birikimi var. Emekli ABD Dışişleri Bakanı Dean Acheson, 1962 yılında Amerikan ordusunun subay ocağı West Point’te yaptığı konuşmada, “Büyük Britanya bir imparatorluk kaybetti, fakat henüz kendine uygun yeni bir rol bulamadı” demişti.

Resmi Londra’nın en geç bu yüzyılın başlarında, hatta belki çok daha evvel başlattığı Ukrayna projesi, İngiliz dış politika seçkinlerinin kendilerine o “uygun yeni rolü” bulma arayışlarının bir parçası. Ada’nın siyaset sınıfı penceresinden bakıldığında bu projenin bir hayli cazip yönü var (ya da vardı).

İngilizler devamlılığı, gelenekleri ve “üzerinde güneş batmayan imparatorluk” günlerine yapılan atıfları sever. Ukrayna’yı Rusya’dan koparmayı hedefleyen bir proje; Lord Palmerston, Benjamin Disraeli ya da Lord Salisbury gibi 19. yüzyılın önde gelen Londralı devlet adamlarınca da gayet iyi anlaşılırdı.

Bu yüzyılın önemli bir kesitinde Sisli Albion tahtında oturan Kraliçe Victoria, Rus imparatorluk ailesinin yakın bir akrabası olmasına karşın iflah olmaz bir Rus karşıtıydı. Bu gelenekler ölmedi; İngiliz siyaset sınıfının bilinçaltında pusuda bekliyor ve nispeten elverişli ilk fırsatta gün yüzüne çıkıyor.

Dışişleri, ordu ve benzeri kurumların bütçelerinde sürekli kısıntıya giden bugünün Londrası için “nispeten elverişli fırsat”, çoğunlukla dış politikada çok az masrafla son derece mühim işler başarma imkânı anlamına gelir. İngilizler de Ukrayna projelerini işte böyle, “az maliyetli ama son derece etkili” bir hamle olarak görüyordu. Acaba hâlâ öyle mi görüyorlar, yoksa durum geçmişte mi kaldı? Asıl can alıcı soru burada düğümleniyor.

2022’de, askeri harekâtın öncesinde ve sonrasında, hem emekli hem muvazzaf bir dizi İngiliz generali, Londra ile Moskova arasında doğrudan bir askeri çatışma ihtimaline dair peş peşe karanlık kehanetlerde bulundu. Sözgelimi o yılın haziran ayında Genelkurmay Başkanı Sır Patrick Sanders, “Avrupa’da yeniden savaşmaya” hazır olmaları gerektiğini söyleyerek İngiliz askerlerinin “içini kararttı”.

Sanders’a göre, “müttefiklerle omuz omuza savaşabilecek ve Rusya’yı muharebede mağlup edebilecek bir orduyu gecikmeksizin inşa etme zarureti” vardı. Bu tür sert çıkışları tamamen mutlak gerçek saymak gerekmez. Britanya silahlı kuvvetlerinin mevcudu bugünlerde 140 bin sınırında geziniyor.

Eski dönemlerle kıyaslandığında bu rakam devede kulak kalır. Haliyle İngiliz ordu lobicileri, en azından bu mütevazı sayının daha da erimesini önlemek, hatta mümkünse savunma harcamalarındaki kısıntı eğilimini tersine çevirmek için “Rus tehdidi” söylemini sürekli devreye sokuyor.

Ne var ki belirli bir gaye uğruna başlatılan siyasi süreçler, bir noktadan sonra denetimden çıkarak kendi iç dinamiklerini üretme eğilimi taşır. İngiltere’nin Moskova Büyükelçisine yönelik engellenen suikast planı, Londra’nın yürüttüğü Ukrayna projesinde tam olarak bu kırılmanın yaşandığına dair bir başka işarettir.

İngiliz çıkarları zaviyesinden bakıldığında bu proje, şimdiye dek çoğunlukla “her kazancı elde edelim ama hiçbir bedel ödemeyelim” mantığıyla sürdürüldü. Ancak mevcut dönemin ayırt edici vasfı, Rusya ile Batılı devletler arasındaki kontrolsüz gerilim riskinin giderek tırmanmasıdır.

Bu devletlerin arasında yalnızca Büyük Britanya yok; fakat Londra’nın listenin en tepelerinde yer aldığı kesin. Bu durum da onu, Rusya ile Batı arasındaki doğrudan askeri çatışma ihtimalini bir emrivakiye dönüştürmek isteyen Ukraynalı çevreler için cazip bir hedef haline getiriyor.

İngiltere’nin Moskova Büyükelçisine yönelik önlenen suikast girişimini bir uyarı levhası olarak okumak gerekir. Londra’nın Ukrayna projesi artık “ucuza kapatılmış verimli bir yatırım” olmaktan çıkmıştır. Projenin o pek övülen “ucuzluğu”, her an etraftaki her şeyi havaya uçurabilecek bir tehlike barındırıyor.

Okumaya Devam Et

Rusya

FSB: Ukrayna İngiltere’nin Moskova Büyükelçisine saldırı planladı

Yayınlanma

Rusya Federal Güvenlik Servisi (FSB), İngiltere’nin Moskova Büyükelçisi Nigel Casey ve diğer diplomatlara saldırı hazırlığı yaptığı gerekçesiyle bir güvenlik görevlisini gözaltına aldı. Şüphelinin Ukrayna istihbaratı adına hareket eden bir yayıncıya bilgi sızdırdığı ve vatana ihanet suçlamasıyla soruşturulduğu açıklandı.

Rusya Federal Güvenlik Servisi (FSB), Ukrayna’nın İngiltere’nin Moskova Büyükelçisi Nigel Casey’ye yönelik bir saldırı hazırlığı içinde olduğunu açıkladı.

Kurum, başkent Moskova’daki İngiltere Büyükelçiliğini koruyan güvenlik şirketinde görev yapan 45 yaşındaki bir Rus vatandaşını gözaltına aldığını açıkladı.

FSB, şüphelinin Ukrayna Güvenlik Servisi (SBU) ile işbirliği yaptığını savunuyor. Rus istihbaratının iddiasına göre zanlı, Büyükelçi Nigel Casey ve elçilik bünyesindeki diğer diplomatik temsilcilere yönelik saldırılarda kullanılmak üzere bilgi topladı.

FSB, gözaltına alınan şahsın diplomatların ikametgah adreslerini, büyükelçiliğin güvenlik sistemine ilişkin verileri ve burada düzenlenen etkinliklere dair detayları karşı tarafa aktardığını bildirdi.

Açıklamada, şüphelinin talimatları SBU adına hareket eden ve “Apostol Dmitriy” takma adıyla bilinen Ukraynalı internet yayıncısı Dmitriy Karpenko üzerinden aldığı kaydedildi.

Rus istihbaratı, planlanan eylemlerin ardından suçun Moskova yönetimine yıkılmasının hedeflendiğini kaydetti. FSB’ye göre amaç; İngiltere’yi Rusya ile doğrudan silahlı bir çatışmaya çekmek, Kiev’e yönelik silah sevkiyatını artırmak ve Rusya’ya karşı yaptırımları sertleştirmekti.

Zanlı hakkında Rusya Ceza Kanunu’nun vatana ihanet suçunu düzenleyen 275. maddesi kapsamında ceza davası açıldı ve ön soruşturma süreci başlatıldı.

Rus istihbarat servisi, güvenlik görevlisi ile Karpenko arasında geçtiği iddia edilen yazışmaların ekran görüntülerini de kamuoyuyla paylaştı.

Söz konusu kayıtlarda elçilik korumasının; büyükelçilik konutunda yaşayanların listesini, telefon numaralarını, misyon şefinin programını, geliş-gidiş saatlerini ve aralarında İsrail ile İsveç büyükelçileriyle yapılan görüşmelerin de yer aldığı etkinlik planlarını ilettiği görülüyor. FSB ayrıca zanlının istihbaratın öne sürdüğü iddiaları yinelediği bir video kaydı da yayımladı.

Açıklamasının sonunda Rus vatandaşlarına uyarıda bulunan FSB, Karpenko ve diğer Ukrayna yanlısı yayıncılarla her türlü temasın kesilmesini istedi.

Servis, bu kişilerin Rusya vatandaşlarını müebbet hapis cezası gerektiren vatana ihanet ve diğer ağır suçlara alet ettiğini savundu.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English