Bizi Takip Edin

Amerika

İstifa eden ABD Ulusal Terörle Mücadele Merkezi Direktörü Kent: İran savaşı Amerika için bir tuzak

Yayınlanma

ABD Ulusal Terörle Mücadele Merkezi (NCTC) Direktörü Joe Kent, İran ile devam eden savaşın ABD çıkarlarına aykırı olduğunu belirterek görevinden istifa etti. Sunucu Tucker Carlson’a konuşan Kent, Beyaz Saray’ın İsrail ve güçlü lobi faaliyetleri tarafından dezenformasyonla savaşa sürüklendiğini, istihbarat kurumlarının ise kritik soruşturmalarda engellendiğini açıkladı.

ABD Ulusal Terörle Mücadele Merkezi (NCTC) Direktörü Joe Kent, görevinden istifa ederek Washington koridorlarında derin bir çatlağı gün yüzüne çıkardı.

Tucker Carlson’a özel mülakat veren Kent, İran ile yürütülen savaşın hiçbir “yakın tehdit” unsuruna dayanmadığını ve tamamen kurgulanmış bir süreç olduğunu belirtti.

Carlson, mülakata başlarken Kent’in 2024 başında yaptığı uyarıların ne kadar isabetli çıktığını hatırlatarak “Joe Kent ne konuştuğunu biliyor; hayatının büyük bölümünü o bölgede geçirdi ve bu mevcut başkanlık başlamadan bir yıl önce uyarısını yapmıştı” dedi.

Kent, mülakatta savaşın arka planındaki dezenformasyon ağını, İsrail’in karar alma süreçleri üzerindeki baskısını ve NCTC’nin elindeki kritik verilerin nasıl baypas edildiğini ayrıntılarıyla paylaştı.

“İran ulusumuz için yakın bir tehdit oluşturmadı”

İstifa mektubunda yer alan en çarpıcı noktalardan biri olan “İran, ulusumuz için yakın bir tehdit oluşturmadı” ifadesini açıklayan Kent, bu sonuca ulaşmanın zor olmadığını kaydetti.

Dışişleri Bakanı, Başkan ve Temsilciler Meclisi Başkanı’nın açıklamalarına atıfta bulunan Kent, “Bu saldırıyı düzenledik çünkü İsrailliler düzenlemek üzereydi. Bu durum, İran’ın bize hemen saldırmayı planladığı yönündeki argümanı ortadan kaldırıyor; böyle bir tehdit basitçe mevcut değildi” diye konuştu. Kent, tarihin gerçek zamanlı olarak yeniden yazıldığını ancak eldeki verilerin net olduğunu vurguladı.

Carlson, Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun savaşın başında yaptığı “Başkan bilgece bir karar verdi; İsrail’in eyleme geçeceğini ve bunun Amerikan güçlerine saldırıyı tetikleyeceğini biliyorduk” şeklindeki açıklamasını hatırlattı.

Bunun üzerine Kent, Rubio’nun tasvir ettiği “yakın tehdidin” İran’dan değil, bizzat İsrail’den geldiğini belirtti.

Kent, “Ortadoğu politikamızdan kim sorumlu? Savaşa girip girmeyeceğimize kim karar veriyor? Bu vakada İsrailliler, İranlıların misilleme yapacağını bildiğimiz bir dizi olayı tetikleyen bu kararı bizzat sürükledi” dedi.

İsrail lobisi Washington’daki karar mercilerini kuşattı

Joe Kent, Washington’da de facto bir “İran’ın nükleer zenginleştirme yapamaz” politikası oluşturulduğunu, bunun ise resmi istihbarat kanalları yerine lobi faaliyetleri ve medya üzerinden yürütüldüğünü savundu.

“Demokrasileri Savunma Vakfı (FDD) gibi kurumlar, Wall Street Journal’da yayımlanan köşe yazıları ve medya üzerinden bir yankı odası yaratıldı” diyen Kent, bu dezenformasyon ağının Başkanı yanıltmak için kullanıldığını belirtti. Kent, nükleer zenginleştirmenin nükleer silahla aynı şey olmadığını ancak bu ayrımın kasıtlı olarak bulanıklaştırıldığını kaydetti.

İstihbarat dünyasında kapasite ve niyetin her zaman tartışıldığını hatırlatan Kent, “İranlılar, özellikle Başkan Trump’ın liderliği altında gerilimi yükseltme basamaklarını çok hesaplı bir şekilde kullandılar. Trump göreve geldiğinde vekâlet savaşçılarını durdurmuşlardı çünkü Biden’ın zayıf olduğunu, ancak Trump’ın eylem adamı olduğunu biliyorlardı” ifadelerini kullandı.

Kent, İsrailli yetkililerin resmi kanalların dışına çıkarak doğrudan siyasi karar alıcılara “istihbarat kanallarına henüz girmemiş” bilgiler servis ettiğini ve bu durumun sağlıklı tartışma ortamını zehirlediğini vurguladı.

“Charlie Kirk cinayeti soruşturması bürokrasi tarafından engellendi”

Mülakatın en sarsıcı bölümlerinden birini, Trump’ın yakın danışmanlarından Charlie Kirk’ün suikasta uğraması ve NCTC’nin bu konudaki çalışmalarının durdurulması oluşturdu.

Kent, NCTC’nin yabancı bağlantıları araştırma yetkisi olduğunu ancak Kirk cinayeti soruşturmasında FBI ve Adalet Bakanlığı (DOJ) tarafından önünün kesildiğini açıkladı. “Veri paylaşımı taleplerimiz karşılanmadı, bürokrasi içinde bu taleplerin ölmesine izin verildi” diyen Kent, Kirk’ün İran’la savaşa en sert karşı çıkan isimlerden biri olduğunu hatırlattı.

Kent, “Charlie Kirk, İran’la savaşa karşı çıkan seslerin lideriydi. Ölmeden önce bana ‘Joe, bizi İran’la savaşa girmekten alıkoy’ demişti” sözleriyle Kirk’ün kararlı tutumuna dikkat çekti.

Kirk’ün suikastıyla ilgili yabancı bir bağın olup olmadığına dair ipuçları olduğunu ancak bunların peşinden gitmelerine izin verilmediğini belirten Kent, “Soruşturmanın Robinson davasını bozmaması gerektiği gibi yapay gerekçelerle durdurulduk. Oysa bir suikastın önceden bilindiğine dair internet verileri varken neden üzerine gidilmiyor?” diye sordu.

Kent, bu tür engellemelerin kamuoyunda “komplo teorileri” doğurduğunu ancak asıl sorunun hükümetin şeffaflıktan kaçınması olduğunu kaydetti.

Washington “sessiz bir darbe” ile nükleer tehdit algısı yarattı

Haziran 2025’te gerçekleştirilen “Midnight Hammer” Harekatı ile İran’ın nükleer kapasitesinin yok edildiğinin tüm ülkeye ilan edildiğini hatırlatan Carlson, altı ay sonra nasıl olup da yeniden bir “nükleer tehdit” ile savaşa girildiğini sordu.

Kent, bu sürecin tamamen kapalı kapılar ardında, dar bir danışman kadrosu tarafından yürütüldüğünü ve hiçbir muhalif sesin içeri alınmadığını belirtti.

Kent, “Bu son aşamada sağlıklı bir tartışma süreci işletilmedi. Planlama o kadar bölümlere ayrılmıştı ki savaş artık bir sonuç haline gelmişti” diye konuştu.

Kent’e göre, İran’ın dini lideri Ayetullah’ın öldürülmesi bölgedeki ılımlıları tasfiye etmekten başka bir işe yaramadı. “Ayetullah nükleer programı aslında dizginliyordu. Onu öldürerek İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) daha fazla güç verdik” diyen Kent, yeni nesil liderlerin çok daha radikal olacağı uyarısında bulundu.

Kent, “Daha ılımlı birini öldürdüğünüzde, halk bayrak etrafında toplanır ve bir sonraki lider ne kadar sert olduğunu kanıtlamak zorunda kalır” diyerek stratejik hatanın altını çizdi.

“İran savaşı Çin’in elini güçlendiriyor”

Savaşın jeopolitik kazananının ABD değil, Çin olduğunu vurgulayan Kent, Washington’ın enerjisini ve kaynaklarını Ortadoğu’da tüketmesinin Pasifik’teki dengeleri bozduğunu belirtti.

“Çin, bizim ekonomik ve askeri olarak sahada erimemizi izliyor. Pasifik’teki sınırlarımız Çin saldırganlığına karşı savunmasız kalıyor” diyen Kent, küresel enerji akışının bozulmasının faturasını Amerikan halkının gıda ve yakıt fiyatlarında ödediğini kaydetti.

Kent, Hürmüz Boğazı’nın kapanmasının dünya ekonomisi için bir felaket olduğunu ve bu çatışmanın sonunda barışı kim sağlarsa bölgenin hakimi de o olacağını belirtti.

“Eğer Çin gelip enerji akışını geri yükler ve barışı sağlarsa, Basra Körfezi’nin kontrolü Çin’e geçer. Bu doğanın bir kanunudur: Çatışmayı bitiren yönetir” ifadelerini kullanan Kent, ABD’nin kendi vatandaşlarının çıkarlarını merkeze alan bir dış politikaya dönmesi gerektiğini savundu.

“Başkan Trump iradesini kullanmalı”

Joe Kent, içinde bulunulan felaket senaryosundan çıkışın hala mümkün olduğunu ancak bunun radikal kararlar gerektirdiğini belirtti. “Başkan Trump bu sorunu tek başına çözecek iradeye sahip tek lider” diyen Kent, çözüm için ilk adımın İsrail’e karşı net bir duruş sergilemek olduğunu savundu.

Kent, Trump’ın İsrail Başbakanı’nı arayarak “Yeter, artık savunmadayız. Saldırı operasyonlarına devam ederseniz tüm desteğimizi çekeriz” demesi gerektiğini ifade etti.

İkinci adım olarak Körfez müttefikleriyle ve doğrudan İran ile müzakere masasına oturulması gerektiğini kaydeden Kent, “İranlılar bu savaşın durmasını istiyor. Enerji sektörlerini yeniden inşa etmek istiyorlar. Sanayilerini dünya ekonomisine entegre etmeleri karşılığında tüm işlemlerin dolar üzerinden yapılması şartı getirilirse, bu Amerikan dolarının ve ulusal çıkarlarının kurtuluşu olur” diye konuştu. K

ent, mülakatın sonunda “Gerçeği söylemek özgürleştiricidir ve bu ülkeyi kurtaracak tek şey on yıllardır gecikmiş olan bu dürüstlüktür” diyerek sözlerini tamamladı.

Kent, istifasının Trump’a bir saldırı olmadığını, aksine onun “Önce Amerika” platformuna geri dönmesi için bir çağrı niteliği taşıdığını vurguladı.

Mülakat, Washington’daki yerleşik düzenin nasıl bir savaş döngüsü yarattığını ve bu döngüden çıkışın ancak halkın iradesiyle seçilmiş bir liderin bürokrasiye karşı koymasıyla mümkün olabileceği tespitiyle son buldu.

Amerika

ABD Temsilciler Meclisi, Trump’tan İran savaşını bitirmesini istedi

Yayınlanma

ABD Temsilciler Meclisi, Başkan Donald Trump’ın Kongre onayı olmadan İran’la yürüttüğü savaşı sona erdirmesini öngören savaş yetkileri kararını kabul etti. Karar, dört Cumhuriyetçi vekilin Demokratlara katılmasıyla 215’e karşı 208 oyla geçti ve Temsilciler Meclisi’nin çatışma konusunda ilk kez Beyaz Saray’a karşı çıkmasına işaret etti.

ABD Temsilciler Meclisi çarşamba günü, Başkan Donald Trump’ın Kongre yetkilendirmesi olmadan İran’la yürütülen savaşı sona erdirmesini zorunlu kılacak tedbiri kabul etti.

Bu oylama, alt kanadın çatışma konusunda ilk kez Beyaz Saray’a karşı çıkması anlamına geliyor.

Temsilciler Meclisi, savaş yetkileri kararını dört Cumhuriyetçi vekilin desteğiyle 215’e karşı 208 oyla kabul etti.

Daha önceki üç başarısız girişimde karara karşı oy kullanan Maine Demokratı Jared Golden da bu kez tutumunu değiştirerek destek verdi. Böylece Demokrat Parti saflarında konuya ilişkin tam birlik sağlandı.

Kentucky’den Cumhuriyetçi Temsilci Thomas Massie, Pensilvanya’dan Brian Fitzpatrick, Michigan’dan Tom Barrett ve Ohio’dan Warren Davidson Demokratlarla birlikte karar lehine oy kullandı.

Kararın kabul edilmesinin ardından Demokrat vekiller salonda alkışlarla tepki verdi.

Oylamanın, Kongre üyeleri Memorial Day tatili için Washington’dan ayrılmadan önce yapılması planlanıyordu. Ancak Temsilciler Meclisi’ndeki Cumhuriyetçi liderler, kararı engelleyecek yeterli sayıya sahip olmadıklarının anlaşılması üzerine oylamayı son anda gündemden çıkardı. Birden fazla Cumhuriyetçi vekil oturuma katılmamıştı. Diğer bazı Cumhuriyetçilerin de kararı desteklemesi bekleniyordu.

ABD Senatosu da mayıs ayında Trump’ın İran konusundaki yetkilerini sınırlamayı amaçlayan benzer bir düzenlemeyi ilerletmişti.

Dört Cumhuriyetçi senatör, bir Demokrat dışında tüm Demokratlarla birlikte hareket ederek sürecin ilerlemesini sağlamıştı. Yedi başarısız oylamanın ardından gelen bu gelişmede üç Cumhuriyetçi senatörün yokluğu da etkili olmuştu.

Ancak Senato’daki usul oylaması yalnızca olası kabul sürecinin ilk aşamasıydı. Cumhuriyetçilerin önümüzdeki günlerde tasarıyı engellemek için yeniden fırsat bulması bekleniyor.

Senato’nun Temsilciler Meclisi’nden geçen versiyonu ne zaman oylayacağı ise henüz netleşmedi. Temsilciler Meclisi Demokrat liderleri yayımladıkları açıklamada Senato Cumhuriyetçilerine “doğru olanı yapmaları” çağrısında bulundu.

Bazı Cumhuriyetçilerin savaşa verdiği destek, çatışmanın 1973 tarihli Savaş Yetkileri Yasası’nda öngörülen 60 günlük süreyi aşmasının ardından zayıflamaya başladı. Söz konusu yasa, Kongre savaş için yetki vermemişse başkanın silahlı kuvvetleri çatışma alanından çekmesini öngörüyor.

Çatışma 1 Mayıs’ta bu süreyi aşmıştı. Ancak Trump yönetimi, nisan ayının başlarında yürürlüğe giren kırılgan ateşkesin süre hesabını durdurduğunu belirtti. Buna rağmen her iki taraf da o tarihten sonra saldırılar gerçekleştirdi.

Trump yönetimi ayrıca 1973 tarihli Savaş Yetkileri Yasası’nın Anayasa’ya aykırı olduğunu ifade ediyor. Ancak bu görüş şimdiye kadar herhangi bir mahkeme tarafından test edilmedi.

Trump’ın İran konusundaki askeri yetkilerini sınırlayan girişimlere destek veren Cumhuriyetçiler, savaşın Kongre onayı olmadan sürdürülmesinden ve çatışmayı sona erdirecek bir stratejinin bulunmamasından rahatsızlık duyuyor.

Bazıları savaşın kamuoyundaki düşük desteğinin ve ekonomik sonuçlarının, kasım ayında yapılacak ara seçimlerin ardından Cumhuriyetçilerin Kongre üzerindeki kontrolünü sürdürme ihtimaline zarar verebileceğinden endişe ediyor.

Senato adaylığı için kampanya yürüten Iowa Cumhuriyetçisi Ashley Hinson, geçen hafta bir seçim etkinliğinde yaptığı özel bir görüşmede savaşın “önümüzdeki birkaç haftanın ötesine” uzaması halinde siyasi açıdan yük haline gelebileceğini söyledi.

CBS News’in ulaştığı ses kaydına göre Hinson, savaşın devam etmesinin “siyasi bir yükümlülük” oluşturabileceğini ifade etti.

Trump ise geçen ay yaptığı açıklamada ara seçimler öncesinde İran’la anlaşmaya varmak konusunda acele etmediğini söyledi.

Trump, “Herkes ‘Ara seçimler geliyor, acele ediyorum’ diyor. Hiç acelem yok” ifadelerini kullandı.

Çarşamba günü kabul edilen karar, Nisan ayında Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komisyonu’nun kıdemli Demokrat üyesi New York Temsilcisi Gregory Meeks tarafından sunuldu.

Karar, Kongre savaş ilan etmediği veya askeri güç kullanımına yetki vermediği sürece başkana “Amerika Birleşik Devletleri Silahlı Kuvvetlerini İran’la yürütülen çatışmalardan çekme” talimatı veriyor.

Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı olan Florida Cumhuriyetçisi Brian Mast ise çarşamba günü daha önce yaptığı açıklamada kararı “aptalca bir siyasi oylama” olarak nitelendirdi.

Mast, kararın “başkanın İran’la yürüttüğü müzakerelerde elini zayıflattığını” söyledi.

Oylamanın ardından konuşan Meeks ise savaş yetkileri kararlarının İran’la yürütülen müzakerelerde başkanı zayıflattığı yönündeki değerlendirmeyi reddetti.

Demokratların İran savaşını sona erdirmek için benzer oylamaları gündeme getirip getirmeyeceği sorulduğunda Meeks, gazetecilere, “Görevimizi yapmayı sürdüreceğimizi bekleyebilirsiniz” dedi.

Meeks, “Anayasal sorumluluklarımızı yerine getirmeye devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

Mayıs ayında da benzer bir savaş yetkileri kararına destek veren Fitzpatrick ise, “Yasa yasadır” dedi.

Fitzpatrick, “Yasaya uymak zorundayız. Yürürlükte bir yasa var” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyetçi vekil sözlerini şöyle sürdürdü:

“Önünüzde iki seçenek var. Ya yasaya uyarsınız ya da yasayı değiştirirsiniz. Yasayı ihlal edemezsiniz. Bu bir seçenek değil.”

20 Mayıs’taki genel kurul görüşmeleri sırasında Demokratlar, Cumhuriyetçilerin neden Trump’ın İran’a yönelik askeri operasyonlarına hukuki çerçeve sağlayacak bir askeri güç kullanım yetkisi oylaması düzenlemediğini sorguladı.

Meeks, “Cumhuriyetçi meslektaşlarım bunun haklı olduğuna inanıyorsa, askeri güç kullanım yetkisini öngören bir tasarıyı genel kurul gündemine getirmeliler” dedi.

Barrett tarafından mayıs ayının başlarında sunulan böyle bir askeri güç kullanım yetkisi tasarısının ise şimdiye kadar kayda değer destek toplamadığı belirtiliyor.

Cumhuriyetçilerle birlikte hareket eden Kaliforniyalı bağımsız Temsilci Kevin Kiley ise Kongre’nin yetkisini ortaya koyması için “daha iyi araçlar” bulunduğunu söyledi.

Kiley, Kongre’nin bütçe üzerindeki yetkisine atıfta bulunarak, “Fonların nasıl kullanılacağı konusunda yönlendirme yapma imkanımız var” dedi.

Kiley, “İnsanların eldeki bütün araçları kullanmak istemesini anlıyorum. Ancak Kongre’nin burada gerçekten etkili sonuçlar doğurabilecek gözetim araçlarını ve Anayasa’nın birinci maddesinden kaynaklanan yetkilerini kullanması gerektiğine inanıyorum” ifadelerini kullandı.

Okumaya Devam Et

Amerika

Hackerlar, Meta AI’ı “kandırarak” kullanıcı hesaplarını ele geçirdiler

Yayınlanma

Bilgisayar korsanlarının, Meta’nın yapay zeka destek ekibini (Meta AI) ünlü hesapları ele geçirmelerine yardım etmeleri için “kandırdığı” ortaya çıktı.

Henüz kaç hesabın etkilendiği belli değil ama mağdurlar arasında Barack Obama’nın Beyaz Saray hesabı, ABD Uzay Kuvvetleri’nin başçavuşu ve güvenlik araştırmacısı olan eski bir Meta çalışanı da bulunuyor gibi görünüyor.

Hackerların sosyal medya paylaşımlarının da gösterdiği gibi, Meta’nın sohbet robotunu kandırmak şaşırtıcı derecede kolaydı.

404 Media’ya göre, hackerlar ilk olarak bir VPN kullanarak kendilerini hedef hesap sahibinin bulunduğu coğrafi bölgedeymiş gibi gösterdiler ve böylece otomatik hesap korumalarını atlattılar.

Ardından, Meta AI Destek Asistanı’ndan hesaba yeni bir e-posta adresi eklemesini istediler ve botun bir kod göndermesini sağladılar.

Kodu ele geçiren hacker, şifre sıfırlama talebinde bulunabildi; bot da bunu yeni e-posta adresine göndererek hesabın kontrolünü devretti.

Fakat bot artık hackerlara kapılarını ardına kadar açmayacak. Dün bir Meta sözcüsü, sorunun “çözüldüğünü ve etkilenen hesapları güvence altına aldıklarını” söyledi.

Botun yaptığı bu hata, önemli iş fonksiyonlarını yapay zeka ajanlarına devretme gibi giderek yaygınlaşan uygulamanın risklerini ortaya koyuyor.

Instagram, birçok kullanıcının hesabının ele geçirilmesine yol açan güvenlik sorununu çözdüğünü açıkladı.

Hafta sonu boyunca, Reddit’teki birçok kullanıcı Instagram hesaplarının ele geçirildiğini iddia etti ve X’teki bir dizi kullanıcı da benzer hesap ele geçirme olaylarına karşı uyarıda bulundu.

Güvenlik araştırmacısı Jane Wong, kendi Instagram hesabının da ele geçirildiğini söyledi.

Wong, “Şifrem benden habersiz değiştirildi ve dün boyunca farklı şifre sıfırlama girişimleri aldım. Oldukça endişe verici,” dedi.

Okumaya Devam Et

Amerika

Trump, yapay zeka kararnamesini imzaladı

Yayınlanma

ABD Başkanı Donald Trump, yapay zeka şirketlerinden, modellerin tam olarak piyasaya sürülmeden önce yeteneklerini değerlendirmek üzere federal hükümete modeller sunmalarını talep eden bir başkanlık emri imzaladı.

Emirde, şirketlerden gönüllülük esasına dayalı olarak, bir modelin “gelişmiş siber yeteneklerini” değerlendirmek ve modelin “kapsam dahilindeki öncü model” olarak kabul edilip edilmeyeceğini belirlemek üzere bir karşılaştırmalı değerlendirme sürecine katılmaları isteniyor.

Ardından, şirketlerin bu modelleri daha geniş bir kitleye sunmayı planladıkları tarihten en fazla 30 gün önce bu modellere erişim talep ediyor ve hükümetin erken erişim hakkı alacak “güvenilir ortakları” seçmesine olanak tanıyor.

Kararnamede şöyle deniyor.

“Bu bölümdeki hiçbir hüküm, sınır modeli dahil olmak üzere yeni yapay zeka modellerinin geliştirilmesi, yayınlanması, piyasaya sürülmesi veya dağıtımı için zorunlu bir hükümet lisanslama, ön onay veya izin şartı oluşturulmasına yetki verdiği şeklinde yorumlanamaz.”

Trump, o dönemde gazetecilere verdiği demeçte, önde gelen teknoloji şirketlerinin CEO’larıyla imza törenini “kararnamenin bazı yönlerini beğenmediği”için ertelediğini söylemişti.

Somut ayrıntılar açısından yetersiz olan salı günkü kararname, ABD’deki yapay zeka geliştirme çalışmaları için kritik bir anda yayınlandı.

Pazartesi günü Anthropic, Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonuna halka arz için gizli başvuruda bulunduğunu açıkladı. Rakip OpenAI da bu yıl içinde olası bir halka arz için hazırlıklarını sürdürüyor.

SpaceX, kendi AI laboratuvarı SpaceXAI’nin sahibi olarak, her ikisini de halka arz konusunda geride bırakmaya hazırlanıyor. Şirketin değerini 1 trilyon doların çok üzerine çıkarabilecek halka arzın önümüzdeki hafta gerçekleşmesi bekleniyor.

AI patlaması sırasında servetlerin hızla arttığı teknoloji sektörü, Beyaz Saray’ın AI konusundaki tutumunda merkezi bir rol oynadı.

Musk’ın uzun süredir müttefiki olan risk sermayedarı David Sacks, bu yılın başlarında görevine son verilene kadar ilk kripto ve yapay zeka sorumlusu olarak görev yaptı. 

Fakat Sacks’ın, Musk ve Meta CEO’su Mark Zuckerberg ile birlikte geçen ay Trump yönetimini arayarak, başkanın imzalamaya hazırlandığı önceki yapay zeka başkanlık kararnamesine karşı lobi yaptığı bildirildi.

Salı günkü kararname, Anthropic’in yazılımdaki zayıflıkları ve güvenlik açıklarını tespit etmede üstün bir model olan Claude Mythos Preview’u duyurarak bu yılın başlarında hükümet yetkililerini ve Wall Street’i şaşırtmasının ardından geldi.

Şirket, Project Glasswing adlı siber güvenlik girişiminin bir parçası olarak bu modelin kullanıma sunulmasını seçkin bir grup şirketle sınırladı ve bu girişimi salı günü genişletti.

Mythos’un piyasaya sürülmesi, Anthropic ile Beyaz Saray Özel Kalem Müdürü Susie Wiles ve Hazine Bakanı Scott Bessent dahil olmak üzere Trump yönetiminin üst düzey üyeleri arasında birkaç yüksek profilli toplantı düzenlenmesine yol açtı.

Trump’ın yapay zeka kararnamesi, yönergeler ve diğer kılavuzların geliştirilmesi için çeşitli zaman dilimlerini özetliyor ve özellikle Savunma Bakanlığı’ndan bilgi sistemlerinin siber savunmasına öncelik vermesini istiyor.

Savunma Bakanlığı, Mythos’u piyasaya sürmeden kısa bir süre önce bu girişimi bir tedarik zinciri riski olarak nitelendirerek, Anthropic’in öncü modellerinden aktif olarak uzaklaşmaya çalıştı.

Bu tanımlama, Anthropic’in ABD ulusal güvenliğini tehdit ettiği anlamına geliyor ve savunma müteahhitlerinin kurumla yaptıkları çalışmalarda şirketin teknolojisini kullanmalarını yasaklıyor.

Anthropic, bu tanımlamayı geri aldırmak için Trump yönetimine dava açtı ve bu dava halen devam ediyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English