Bizi Takip Edin

Diplomasi

Rus ve Brezilyalı uzmanlar iki ülke ilişkilerini analiz etti

Yayınlanma

Rusya Uluslararası İlişkiler Konseyi (RIAC) ve Brezilya Uluslararası İlişkiler Merkezi (CEBRI) tarafından hazırlanan ortak rapor, iki ülkenin çok kutuplu dünya düzeni taahhütlerine rağmen ekonomik bağların zayıf kaldığını ortaya koydu. Brezilyalı uzmanlar ilişkileri “yarım kalmış işbirliği” olarak nitelerken, yaptırımlar ve lojistik engellerin ticareti sınırladığı belirtildi.

Rusya Uluslararası İlişkiler Konseyi (RIAC) ve Brezilya Uluslararası İlişkiler Merkezi (CEBRI) tarafından ortaklaşa hazırlanan “Brezilya ve Rusya İlişkileri: Siyasi Yakınlaşma ve Ekonomik Gelişme” başlıklı raporda, iki ülke arasındaki ilişkilerin büyük siyasi iddialar ile zayıf ticari-ekonomik sonuçlar arasındaki yapısal dengesizlik ve paradoksal durumla karakterize edildiği belirtildi.

İki ülkenin uzmanları mevcut ekonomik ilişkileri farklı yaklaşımlarla ele aldı. Rus analistler, artan dış baskılara rağmen bazı alanlardaki bağların derinliğini ve dayanıklılığını vurguladı.

CEBRI uzmanları ise ilişkileri, uluslararası alanda çok kutuplu dünya savunuculuğunun getirdiği dönemsel diplomatik yakınlaşmalar ile dış sınamalara karşı hassas olan ekonomik bağlardaki asimetrinin şekillendirdiği “yarım kalmış işbirliği” (incomplete cooperation) modeli olarak tanımladı.

Brezilyalı uzmanlar ilişkilerdeki yapısal engelleri sıraladı

CEBRI analistleri, modern dönemde Rusya ve Brezilya ilişkilerini tetikleyen temel faktörler arasında Sovyetler Birliği’nin dağılması, BRICS’in kuruluşu ve Ukrayna’daki çatışmayı gösterdi. Değerlendirmelere göre, bu faktörlerin hiçbiri tarafların işbirliği potansiyelini tam anlamıyla kullanmasını sağlayamadı.

Post-Sovyet döneminde Rusya’nın yaşadığı iç istikrarsızlık ile Brezilya’daki ekonomik reformlar, iki ülkenin birbirinden uzak durmasının sürmesine neden oldu.

BRICS’in kurulmasının işbirliğini derinleştirmek için bir fırsat sunduğunu kabul eden Brezilyalı uzmanlar, beklentilerin gerçek sonuçların önüne geçtiğini ifade etti.

Brezilya’daki yapısal kısıtlamalar ve siyasi değişimler, siyasi fikir birliğinin sürdürülebilir bir işbirliğine dönüşmesini engelledi.

Luiz Inacio Lula da Silva’nın 2022 yılındaki başkanlık seçimlerini kazanması Rusya ile yakınlaşmanın niteliğini etkiledi.

Birleşmiş Milletler’deki oylama analizleri, her iki ülkenin benzer pozisyonlar alarak çok kutuplu dünya düzeni savunucusu imajını güçlendirdiğini gösterse de raporda bu durumun yapısal olmaktan ziyade dönemsel bir nitelik taşıdığı aktarıldı.

Ukrayna’daki askeri operasyonların Rusya’yı yeni ortaklar aramaya yönelttiğini ve Brezilya’nın parçalanmış uluslararası sistemde pragmatik bir arabulucu olarak rolünü pekiştirdiğini belirten uzmanlar, ikili ekonomik işbirliğini derinleştirme fırsatlarının ise sınırlı olduğunu kaydetti.

Büyük Brezilya şirketleri, ABD ve Avrupalı ortaklarının uygulayabileceği ikincil yaptırım riskleri nedeniyle Rusya pazarında tam olarak faaliyet gösteremiyor.

İki ülke arasındaki ticaret rotalarının büyük bölümü yaptırımlardan etkilendi. İsviçre-İtalya ortaklığı MSC, Danimarkalı Maersk, Fransız CMA CGM Group ve Alman Hapag-Lloyd gibi dünyanın en büyük deniz taşımacılığı şirketleri Rus kargolarını taşımayı reddetti.

İki ülke arasındaki ticaret hacmindeki artışa rağmen, ikili ticaretin yapısı asimetrik kalmaya devam ediyor. Brezilyalı ortaklar, bu durumun ticaret bağlarının gerçek anlamda çeşitlenmesinden ziyade tarafların ekonomik olarak birbirini tamamlamasını yansıttığını kaydetti. Brezilya’nın Rusya’ya ihracatı ağırlıklı olarak tarım ürünlerinden oluşuyor. Son yıllarda ihracatta soya fasulyesi yüzde 33, et yüzde 28 ve kahve yüzde 18 ile önemli yer tuttu. Rusya’nın Brezilya’ya ihracatı ise başta dizel yakıt, gübre ve endüstriyel ham maddeler olmak üzere sınırlı sayıdaki stratejik ürün grubuna dayanıyor. Rusya’nın Brezilya’ya yaptığı sevkiyatın yaklaşık yüzde 75’ini gübre oluşturuyor ve bu durum ticaretin tek bir sektörde yoğunlaştığını gösteriyor. Brezilya’nın 2025 yılında kabul ettiği Ulusal Gübre Planı’nın gelecek on yılda bu alandaki dışa bağımlılığı azaltmayı öngörmesi, ikili ticaret akışını gelecekte zayıflatabilecek bir unsur olarak değerlendiriliyor.

Brezilyalı analistlerin verilerine göre, 2021-2025 döneminde Rusya, Brezilya’nın ana silah tedarikçileri arasında yer almadı. Brezilya’nın Rusya karşıtı yaptırımlara katılmaması ve Kiev’e silah göndermemesine rağmen, Ukrayna’daki çatışmanın başlamasının ardından iki ülkenin savunma alanındaki ilişkileri sembolik bir nitelik kazanmaya başladı.

Brezilya Merkez Bankası verilerine göre, iki ülkenin birbirinin ekonomisine yaptığı doğrudan yabancı yatırımlar da sınırlı düzeyde kaldı. 2024 yılında Rusya’nın Brezilya’daki birikmiş doğrudan yabancı yatırım tutarı 38,73 milyon dolar olarak kaydedildi. Bu miktar, ülkedeki toplam yabancı yatırımların sadece yüzde 0,0044’üne karşılık geliyor. Aynı dönemde Brezilya’nın Rusya’daki yatırımları ise 1,69 milyon dolar (toplam yabancı yatırımların yüzde 0,00038’i) seviyesinde gerçekleşti.

CEBRI analistleri, Rusya-Brezilya ilişkilerinin seçici ve düzensiz bir etkileşim modeli sunduğunu, siyasi hırslar ile ekonomik sonuçlar arasında kalıcı bir uçurum olduğunu ifade etti. En belirgin yakınlaşma dönemsel diplomatik temaslarda görülürken, kurumsallaşma ve uzun vadeli koordinasyon gerektiren alanlarda işbirliğinin sınırlı kaldığı, asimetrik ekonomik yapının ise kazanımların eşitsiz dağılmasına yol açtığı belirtildi.

İşbirliğinin geliştirilmesi için farklı öneriler sunuldu

Brezilyalı uzmanlar, ilişkilerin geliştirilmesindeki temel zorluğun ekonomik ve teknolojik karşılıklı bağımlılık yapısının değiştirilmesi olduğunu kaydetti. Raporda, “Ülkelerin, ağırlıklı olarak doğal kaynakların ve düşük katma değerli malların ticaretine dayalı ilişkiler modelinden vazgeçmesi gerekmektedir” ifadesine yer verildi.

CEBRI analistleri, dengeli ve sürdürülebilir bir ortaklık için şu koşulları öne çıkardı:

  • İkili ticaretin çeşitlendirilmesi,
  • Karşılıklı yatırımların artırılması,
  • Yüksek teknoloji sektörlerinde işbirliğinin geliştirilmesi,
  • Hizmet sektöründeki etkileşimin güçlendirilmesi,
  • İmalat sanayisinin daha karmaşık kollarında işbirliğinin genişletilmesi.

Bu süreç, bir yandan Rusya ekonomisinin Brezilya sermayesi dahil yabancı yatırımlara kademeli olarak açılmasını, diğer yandan Brezilya ürünlerinin Rusya pazarına erişiminin kolaylaştırılmasını öngörüyor. Ayrıca CEBRI uzmanlarına göre, Rusya’nın Brezilya’nın teknoloji sektörlerine yapacağı yatırımların artması, Brezilya’nın üretim potansiyelini güçlendirebilir.

Rus analistler ise aksine, işbirliğinin derinleşmesinin Rusya’nın rekabet avantajlarının belirgin olduğu geleneksel alanlardaki ticari etkileşimin genişletilmesiyle mümkün olduğunu savunuyor. Tahminlere göre, 2030 yılına kadar Brezilya’nın gübre talebi yüzde 20 oranında artacak ve ülke GSYH’sinin yüzde 25’ini oluşturan tarım-sanayi kompleksinin rolü daha da önem kazanacak. Rus şirketlerinin gübre üretimindeki payının artırılması ve tam döngülü üretim-lojistik zincirlerinin kurulması, Brezilya’nın Latin Amerika’nın diğer ülkelerine sevkiyatı artırmak için bir platform haline gelmesini sağlayabilir.

Rus uzmanlar, ihracat yapısının çeşitlendirilmesi fırsatlarını ortak yatırım projelerinin uygulanması ve yüksek teknoloji alanındaki işbirliğinin derinleştirilmesiyle ilişkilendiriyor. Rus küçük ve orta ölçekli işletmelerinin tüketim mallarını tanıtmak için çevrimiçi ticaret platformlarının kullanılması da yeni ve hızla gelişen bir etkileşim alanı olarak öne çıkıyor.

Rus uzmanlar, gelecek vadeden işbirliği alanlarını şu şekilde sıraladı:

  • Petrol ve gaz arama ve üretimi,
  • Uranyum ve lityum yataklarının işletilmesi,
  • Gübre üretimi ve petrol rafinaj tesislerinin modernizasyonu,
  • Tarım ticareti,
  • Yenilenebilir enerji kaynakları ve yeşil ekonomi,
  • Havacılık-uzay sanayisi ve nükleer enerji,
  • Ulaştırma ve lojistik,
  • Bilgi teknolojileri,
  • Savunma sanayisi.

Brezilya’da uranyum ve lityumun ortak üretimi konusunda Brezilya hükümeti, Rosatom bünyesindeki Rus Tenex şirketi ile görüşmeler yürütüyor. Raporda, Rusya’nın barışçıl nükleer teknoloji geliştirme deneyimini paylaşmaya, yapay zeka, dijital devlet hizmetleri ve otomasyon çözümlerinin çeşitli alanlarda uygulanmasına destek vermeye hazır olduğu belirtildi. Moskova ve Rio de Janeiro belediyeleri arasındaki temasların gösterdiği üzere, akıllı şehir teknolojileri dahil olmak üzere belediye düzeyindeki etkileşimin önemli bir potansiyele sahip olduğu kaydedildi.

Rus analistler ayrıca, Batı yaptırımlarının aşılması için alternatif ödeme mekanizmalarının kurulması gerektiğine işaret etti. Olası seçenekler arasında üçüncü ülkeler üzerinden ödeme yapılması, karşılıklı ticarette ulusal para birimlerinin kullanılması ve Rusya ihracatının ödemelerinde kısmen yuan kullanımına geçilmesi yer alıyor.

Sonuç olarak raporun yazarları, iki ülke ekonomilerinin birbirini tamamlayıcı nitelikte olmasının ve stratejik özerkliğe yönelik ortak ilginin, ilişkilerin düzensiz yapısına rağmen henüz hayata geçirilmemiş önemli bir potansiyel barındırdığını ortaya koyduğunu belirtti.

Diplomasi

Vance: İran ile gerilimi düşürecek bir kanal kurmak istiyorduk ve bunu başardık

Yayınlanma

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, İsviçre’de İran tarafı ile yürütülen maraton barış görüşmelerinin ardından, iki ülke orduları arasında Doha merkezli yeni bir güvenlik ve çatışmasızlık kanalı kurulması konusunda ilkesel olarak uzlaşıldığını açıkladı.

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, İsviçre’de Pakistan ve Katar’ın ara buluculuğunda İranlı muhataplarıyla gerçekleştirilen maraton barış görüşmelerinin ardından, dönüş yolunda Air Force Two uçağında UnHerd editörü Sohrab Ahmari’ye özel mülakat verdi.

İsviçre’deki diplomatik temasları değerlendiren Vance, müzakerelerden somut bir kazanımla ayrıldıklarını ifade etti.

Görüşmelerin en büyük çıktısının ABD ve İran askeri yapıları arasında doğrudan bir iletişim mekanizması kurulması yönündeki ilkesel uzlaşı olduğunu belirten Vance, “Ortaya koymak istediğimiz şeylerden biri, İran tarafında çatışmayı azaltacak bir kanal oluşturulmasıydı. Bunu başardık. Onlar da ‘Tamam, güzel, Devrim Muhafızları Ordusu’ndan (DMO) birini Doha’da CENTCOM’dan biriyle vakit geçirmesi için göndereceğiz’ dediler ve bu anlaşmazlıkların çoğunu bu şekilde çözeceğiz” ifadelerini kullandı.

Söz konusu askeri kanal, Trump yönetiminin İran ile girdiği sıcak savaş döneminde dış müdahalelere karşı mesafeli duruşuyla bilinen ve yönetim içindeki “itidalliler” ekibinin lideri olarak görülen Vance için siyasi bir dönüm noktası teşkil ediyor.

İlk bombaların düşmesinin hemen ardından diplomasinin sorumluluğunu üstlenen Vance, İsviçre’nin yemyeşil yamaçlarında yer alan Luzern Gölü kıyısındaki lüks bir tesiste İranlı muhataplarıyla bir araya geldi.

Zirvenin perde arkasında ise dikkat çekici diplomatik temaslar yaşandı. Otel lobisinde dört ülkenin diplomatları ve basın mensupları saatlerce vakit geçirirken, Farsça bilen gazeteci Ahmari, İranlı yetkililerin aralarındaki konuşmalara şahit oldu.

Bir İranlı diplomatın, “Tüm dünya bundan yoruldu, inşallah burada bir şeyler başaracağız” demesi, Tahran’ın kamuoyuna yansıyan soğuk açıklamalarının aksine bir anlaşmaya duyduğu isteğe işaret etti. Diğer yandan bir devlet televizyonu muhabirinin, Lübnan Hizbullahı ile ilişkili “direniş cephesi medyası bizi yakından izliyor” uyarısı, Tahran’ın da kendi müttefiklerinin baskısı altında olduğunu gösterdi.

Zirvede iki taraf delegelerinin 48 saat boyunca bir arada kalması, arızalı asansör hakkında yapılan şakalar ve basın ordusunu uzak tutma çabaları gibi insani temaslar, iki ülke arasında bir “yarı-normalleşme” sürecinin ilk işaretlerini verdi. Ancak bu durum zaman zaman protokol krizlerine de yol açtı.

Pazar günü dört ülkenin liderlerinin katıldığı quadrilateral toplantı öncesinde, Vance ile İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Galibaf ve Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi arasında beklenen el sıkışma gerçekleşmedi. Arakçi salona girip hızlıca çıktı, Galibaf ise başlangıçta ortalıkta görünmedi.

Daha sonra basının dışarı çıkarılmasının ardından Galibaf ve Arakçi salona geçti ancak ikili el sıkışma kamuoyunun gözünden uzak kaldı. ABD’deki şahin yorumcular bu durumu Vance için bir “aşağılanma” olarak sunsa da, taraflar o gün zaten doğrudan ikili formatta görüşmüştü.

Vance, İran ile diyalog kurmanın zorluklarına değinirken ilk temaslarını hatırlattı:

“Onlarla ilk kez İstanbul’da masaya oturduğumuzda bu neredeyse bir performans gibi hissettirdi; belirli şeyleri dışa vurmaları gerekiyordu, bizi bazı konularda suçlamak zorundaydılar ve ilerlemek zordu. Ancak daha sonra aslında bir sohbet gerçekleştirebileceğimiz iyi bir noktaya ulaştık. Bu sefer de benzer bir unsur vardı: ‘Bunu biz istemedik ama İran ulusu büyüktür, vesaire, vesaire. Ancak barış hakkında konuşmaktan mutluluk duyarız.'”

“Muhtıra nükleer anlaşmadan çok daha jenerik bir belgedir”

Vance, İsviçre’de üzerinde çalışılan mutabakat muhtırasının (MOU) Barack Obama dönemindeki nükleer anlaşma (Kapsamlı Ortak Eylem Planı – KOEP) ile karşılaştırılmasına karşı çıkarak şunları söyledi:

“KOEP ile yapılan karşılaştırmada hoşuma gitmeyen çok şey var ancak bunlardan biri, MOU’nun KOEP’e göre çok daha jenerik bir belge olmasıdır. Bu gerçekten kurucu bir belgedir: Boğaz’ı açalım, birbirimize ateş etmeyi bırakalım ve bir nükleer anlaşma yapıp yapamayacağımızı göreceğiz. Onların perspektifinden ise ‘Ablukayı kaldıralım, birbirimize ateş etmeyi bırakalım ve bir yaptırım anlaşması olup olamayacağını göreceğiz’ şeklindedir. Temel olarak çıkış noktası burasıdır.”

İranlıların bu kez KOEP’ten kökten farklı öneriler sunduğunu belirten Vance, “Çok daha sıkı bir denetim rejimi ve İslam Cumhuriyeti’nin elindeki mevcut zenginleştirilmiş uranyum stokunun ortadan kaldırılmasını öneriyorlar. İşin diğer boyutu ise ABD ve dünya ile temelden dönüşmüş bir ilişki istiyorlar ancak ortada nerede buluşabileceğimizi henüz bilmiyorum” değerlendirmesinde bulundu.

Körfez ülkelerinin de bu yeni diplomatik yaklaşıma sıcak baktığını ifade eden Vance, “Arap ülkeleri bunu takdir ediyor çünkü İranlılarla bizzat görüşüyorlar. Körfez İşbirliği Konseyi içindeki açık ara en şahin ve en İsrail yanlısı ülke olan BAE, İranlılarla, hatta DMO ile daha önce hiç yapılmamış görüşmeler gerçekleştiriyor. Çeşitli ekonomik teşvikler hakkında konuşuyorlar ve İranlılar da ‘Tamam, evet, tüm bunları yapmaya hazırız’ diyor” bilgisini paylaştı.

“Tüm tarafların meşru müdafaa hakkı var ancak biz gerilimi düşürmek istiyoruz”

Lübnan’daki durum ve İsrail’in pozisyonu hakkında da konuşan Vance, zirve sonundaki basın toplantısında meşru müdafaa hakkına dair yeni bir perspektif sundu:

“İsrail ve bölgedeki diğer tüm uluslar meşru müdafaa hakkına sahiptir. Ancak biz herkesin bu meşru müdafaa hakkına, gerilimi nasıl düşüreceğimizi konuştuğumuz bir arka planda sahip olmasını sağlamak istiyoruz.”

Vance, bu yaklaşımın sadece İsrail için değil, bölgedeki diğer ülkeler için de ilk kez bu düzeyde dillendirildiğini belirterek, Lübnan’daki ateşkes sürecine ilişkin şu güncel bilgileri verdi:

“Şu anda Lübnan’daki ateşkesin fiilen korunduğu 48 saati geride bıraktığımızı düşünüyorum. Daha beş gün önce Katarlılar ve Pakistanlılar beni arıyordu. Dört-beş gün önceki durum ile üç hafta öncesini yan yana koyduğumda, evet can sıkıcı gelişmeler oluyor ve üzerinde çalışmaya devam edeceğiz ama birkaç hafta öncesine göre çok daha iyi bir durumdayız. Bu sadece sürekli devam eden bir süreçtir.”

İran rejiminin ideolojik temellerinin ve sertlik yanlılarının varlığının farkında olduğunu belirten Vance, temkinli bir iyimserlik içinde olduğunu ifade ederek, “Geçmişe göre kesinlikle daha farklı bir tonda konuşuyorlar. Bunun doğru olmasının pek çok nedeni var. Ancak bu eyleme dökülecek mi, nihai anlaşma genel hatlarıyla vadettikleri bazı hususları gerçekten karşılayacak mı, işte çözmemiz gereken asıl büyük soru işareti budur” dedi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Yapay zeka veri merkezleri iklim davalarının hedefinde

Yayınlanma

Yapay zekanın hızlı büyümesiyle sayıları artan veri merkezleri, yüksek enerji ve su tüketimleri nedeniyle dünya genelinde iklim davalarının hedefi haline geliyor. Londra Ekonomi Okulu’nun yayımladığı yıllık iklim davaları raporuna göre Şili’den İrlanda’ya ve ABD’ye kadar pek çok ülkede çevre örgütleri ve yerel halk, dijital altyapı projelerini yargıya taşıyor.

Yapay zeka sistemlerinin çalışmasını sağlayan veri merkezlerinin hızlı artışı, çevresel konularda giderek daha fazla hukuki mücadeleye konu oluyor.

The Guardian gazetesinin Londra Ekonomi Okulu (LSE) tarafından hazırlanan yıllık iklim davaları incelemesine dayandırdığı habere göre, Şili’den İrlanda’ya ve ABD’ye kadar geniş bir coğrafyada sivil toplum kuruluşları, yerel halk ve çevre aktivistleri; yüksek enerji tüketimi, su kullanımı ve bunlara bağlı iklim riskleri nedeniyle veri merkezlerinin inşasını ve işletilmesini mahkemeler yoluyla engellemeye çalışıyor.

Araştırmacılar, 2015 yılından bu yana dünya genelinde açılan yaklaşık 3 bin 600 iklim davasını analiz ederek veri merkezleriyle bağlantılı davaların sayısında artış yaşandığını tespit etti.

Hukuki süreçlerin odağında ise enerji tedarik kaynakları, sunucuları soğutmak için kullanılan su miktarı ve çevre kirliliği gibi başlıklar yer alıyor.

Bu alandaki ilk davalardan biri, Şili’nin başkenti Santiago’da Google’ın projesine karşı açıldı.

Yerel halk ve belediye yetkilileri, 2020 yılında Cerrillos bölgesinde büyük bir veri merkezi kurulması için verilen inşaat iznine, halihazırda kuraklıkla mücadele eden kentin su kaynaklarını tehlikeye attığı gerekçesiyle itiraz etti.

Mahkeme, projenin iklim üzerindeki etkilerinin yetersiz düzeyde değerlendirildiğine hükmederek kararın yeniden gözden geçirilmesini talep etti.

Şili ve İrlanda’da projelerin çevresel etkileri yargıya taşındı

Araştırma raporu yazarlarının veri merkezleri konusundaki küresel çatışmaların merkezlerinden biri olarak nitelediği İrlanda’da ise durum daha keskin bir boyutta seyrediyor.

Raporda paylaşılan verilere göre, ülkede tüketilen toplam elektrik enerjisinin yüzde 20’sinden fazlası bu sektöre ayrılmış durumda.

Hükümetin sektörü daha da büyütme planlarına karşın, çevre örgütleri yeni tesislerin yenilenebilir kaynaklara geçiş yapana kadar birkaç yıl daha fosil yakıt kullanmasına izin veren resmi kararlara karşı yargı yoluna gidiyor.

ABD ve İngiltere’deki davalar şirketleri taahhüt vermeye zorluyor

ABD’de de veri merkezlerine yönelik çevresel gereklilikler sıkılaşıyor. California eyaletine bağlı Pittsburg şehri yetkilileri, yeni bir veri merkezine yenilenebilir enerji kullanma ve ekipman soğutma işlemleri için geri dönüştürülmüş su tercih etme yükümlülüğü getirdi.

Aynı zamanda birçok eyalette, artan bilişim kapasitesi ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla fosil yakıt tabanlı enerji altyapılarının inşasını onaylayan düzenleyici kurumlara karşı açılan davalar inceleniyor.

Elon Musk’ın Mississippi eyaletindeki şirketi xAI’a ait bir proje de hukuki baskıyla karşı karşıya kaldı.

Davacılar, şirketin gerekli çevre izinlerini almadan metan jeneratörleri kullandığını ve böylece Temiz Hava Yasası’nı ihlal ettiğini savunuyor. ABD Adalet Bakanlığı ise projenin ekonomi için taşıdığı önemi vurgulayarak projeyi savundu.

Benzer uyuşmazlıklar Avrupa genelinde de yaşanıyor.

Birleşik Krallık’ta aktivistler, Buckinghamshire bölgesinde planlanan devasa ölçekteki bir veri merkezi projesinin çevresel değerlendirme raporunun yeniden incelenmesini sağladı.

Yargılama sürecinin ardından resmi makamlar onay sürecindeki eksiklikleri kabul ederken, yüklenici firma ek çevre taahhütleri üstlenmeyi kabul etti.

Araştırmayı hazırlayan uzmanlara göre bu davalar, yargı süreçlerinin hızla büyüyen dijital altyapıyı düzenlemede yeni bir araç haline geldiğini gösteriyor.

Projeler tamamen durdurulmasa bile, açılan davalar şirketleri ve resmi makamları iklim risklerini göz önünde bulundurmaya, kaynak tüketimi verilerini şeffaf şekilde açıklamaya ve enerji stratejilerini yeniden değerlendirmeye zorluyor.

The Guardian’ın aktardığına göre, araştırmanın ortak yazarlarından Londra Ekonomi Okulu Öğretim Üyesi Doç. Dr. Joana Setzer konuya ilişkin olarak, “Burada mesele mutlaka gelişimi durdurmak değil, fosil yakıtlara olan bağımlılığın daha da kalıcı hale gelmesini önlemektir” ifadelerini kullandı.

Setzer, “Bu, son derece yüksek enerji tüketen projeleri, tam da şu an imkan varken yenilenebilir enerji kaynaklarına yönlendirmek için bir fırsattır” değerlendirmesinde bulundu.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Lukaşenko: Savaşa dahil olmak istemiyoruz ancak Rusya ile birlikteyiz

Yayınlanma

Belarus Devlet Başkanı Aleksandr Lukaşenko, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski’nin temsilcileriyle Minsk’te bir araya geldiğini ve kendilerine sert bir uyarı ilettiğini açıkladı. Kiev ile yürütülen temaslara değinen Lukaşenko, Belarus’un çatışmaya dahil olmak istemediğini ancak her koşulda Rusya’nın yanında yer alacağını vurguladı.

Belarus Devlet Başkanı Aleksandr Lukaşenko, Minsk’te Moskova Bölge Valisi Andrey Vorobyov ile gerçekleştirdiği görüşmede, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski’nin temsilcilerini kabul ettiğini ve kendilerine net uyarılarda bulunduğunu açıkladı.

Ukrayna tarafını makul bir şekilde anlaşmaya davet eden Lukaşenko, Minsk’in çatışmanın içine çekilmek istenmediğini belirtirken, Rusya ile olan müttefiklik bağlarına sadık kalacaklarını kaydetti.

“Savaşın niteliği anında değişir, bu çok farklı bir savaş olur”

Lukaşenko, Minsk’te Ukrayna cumhurbaşkanlığı temsilcileriyle yapılan görüşmenin detaylarını paylaştı.

Görüşmede, Belarus’u çatışmanın içine çekme girişimlerinin savaşın seyrini kökten değiştireceğine dair doğrudan bir uyarı ilettiğini aktaran Lukaşenko, şu ifadeleri kullandı:

“Kısa süre önce burada Zelenski’nin temsilcileri vardı, kendilerine doğrudan söyledim: ‘Arkadaşlar, başkanınıza iletin; eğer bizimle bu şekilde konuşabileceğini ve üstelik bizi savaşa sürükleyebileceğini düşünüyorsa, savaşın niteliğinin anında değişeceğini anlamalıdır. Bu çok farklı bir savaş olur.'”

Belarus lideri, Kiev yönetiminin bu uyarıya yanıt verdiğini belirterek, “Bu arada bir cevap aldık, bunu anlıyorlar” dedi.

“Savaşa dahil olmamıza gerek yok”

Belarus’un çatışmalara doğrudan taraf olmasını istemediğini vurgulayan Lukaşenko, Rusya’nın Minsk Büyükelçisi Boris Grizlov’un Belarus’u savaşa sokmak için süreç yürüttüğü yönündeki iddiaları reddetti.

Lukaşenko, konuya ilişkin şunları söyledi:

“Savaşa dahil olmamıza gerek yok. Boris Vyaçeslavoviç’in bizi savaşa sürüklemek için süreci organize ettiğine yönelik iddialarla bizi buraya itmeye çalışmayın. Bakın, biz Rusya Başkanı ile bu konuyu bin kez görüştük.”

“Gelin insani bir şekilde anlaşalım”

Ukrayna’nın “büyük bir oyunda koz olarak kullanıldığını” ifade eden Lukaşenko, Kiev yönetimine ültimatomlar ve çatışmacı söylemler yerine içerikli müzakereler yürütme çağrısında bulundu. Lukaşenko, şöyle konuştu:

“Hadi arkadaşlar, anlaşalım. Esaslı bir şekilde anlaşmamız gerekiyor, tozu dumana katmaya, bağırmaya, Rus usulü yumruk atmaya çalışmaya gerek yok. Gelin insani bir şekilde anlaşalım.”

Belarus’un Rusya ve kendilerinin kandırılmayacağına dair güvenceler içeren bir barışa ihtiyaç duyduğunu dile getiren Lukaşenko, “Bunu gizlemiyorum. Barış, sadece barış. Ancak bizimle oynamayacaklarına ve bizi bir kez daha kandıramayacaklarına dair tam bir garantiyle. Çünkü Rusya’nın aldatılması her şeyden önce Belarus’u vuracaktır. Biz vatanımızın en ön cephesindeyiz” ifadelerini kullandı.

“Her durumda Rusya’nın yanında olacağız”

Moskova ile olan stratejik ortaklık ve yakın iş birliği politikasının değişmeyeceğini teyit eden Lukaşenko, ülkesinin duruşunu şu sözlerle özetledi:

“Bizim duruşumuz barışçıldır. Ancak her durumda Rusya’nın yanında olacağız. Başka türlüsü olamaz.”

İki ülke arasındaki gerilim, son dönemde yaşanan askeri hareketlilik ve karşılıklı suçlamaların ardından tırmandı. 17 Haziran’da Belaruslu çocuk futbol takımını Gelencik’e taşıyan otobüse düzenlenen Ukrayna menşeili insansız hava aracı (İHA) saldırısında, çocuklara refakat eden bir kişi hayatını kaybetmiş, altısı çocuk olmak üzere sekiz kişi yaralanmıştı. Bu olaydan birkaç gün önce, Ukrayna sınırından yaklaşık 100 kilometre mesafedeki aynı bölgede düzenlenen drone saldırılarında Miratorg şirketi çalışanı üç kişi yaşamını yitirmişti. Lukaşenko bu saldırılardan Ukrayna’yı sorumlu tutarak açıklama talep ederken, Ukrayna tarafı iddiaları reddetmişti.

Gelişmelerin ardından 19 Haziran’da Zelenski, Minsk yönetimine Rus askeri teçhizatlarının sınırdan çekilmesi yönünde bir ültimatom vermiş ve Kiev’in Rus savunma sanayisiyle çalışan Belaruslu şirketleri hedef alabileceğini ima etmişti. Zelenski, 24 Haziran’da yaptığı açıklamada ise imha etmekle tehdit ettiği Rus yönlendirme ve aktarıcı istasyonlarının faaliyetlerinin durdurulduğunu iddia etmişti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English