Amerika
ABD Adalet Bakanlığından New York Times muhabirlerine celp

ABD Adalet Bakanlığı, New York Times muhabirlerine Katar’ın hediye ettiği başkanlık uçağının güvenlik sorunlarına ilişkin haberleri nedeniyle mahkeme celbi gönderdi. Hafta sonu dört gazetecinin evine tebliğ edilen belgelerle, muhabirlerin federal büyük jüri önünde ifade vermeye zorlanması hedefleniyor.
ABD Başkanı Donald Trump, Katar tarafından hediye edilen ve Air Force One olarak kullanılan uçağın güvenlik sorunlarına ilişkin haberleri nedeniyle New York Times muhabirlerine Adalet Bakanlığı aracılığıyla mahkeme celbi göndererek, yayın kuruluşuyla uzun süredir devam eden mücadelesinde yeni bir aşama başlattı.
New York Times tarafından yapılan açıklamada, hafta sonu dört muhabire gönderilen celplerle gazetecilerin çarşamba günü Manhattan’daki federal büyük jüri önünde ifade vermeye zorlandığı belirtildi. Birçok belgenin doğrudan gazetecilerin evlerine teslim edildiği kaydedildi.
Bir başkanlık yönetiminin, gizli hükümet kaynaklarını tespit etmek ve cezalandırmak amacıyla gazetecilere mahkeme celbi göndermesi ilk kez yaşanmıyor ancak uzmanlar, bir soruşturmaya doğrudan bu adımla başlanmasının son derece sıra dışı ve hukuka aykırı olduğunu vurguluyor.
Trump yönetiminin, ülkenin en köklü gazetelerinden biriyle yaşadığı gerilimdeki bu sert tırmanış, basın özgürlüğü savunucuları ile yönetim muhaliflerinin sert tepkisine yol açtı.
Soruşturmaya bu yöntemle başlanmasının yerleşik uygulamaları tersine çevirdiğini belirten Medya Hukuku Kaynak Merkezi Direktörü George Freeman, muhabirlere soruşturmanın sonunda değil, henüz başında celp gönderildiğine dikkati çekti.
Freeman, “Hukuk bu konuda nettir. Bir soruşturmada, özellikle gizli kaynaklara ulaşılmak isteniyorsa başvurulacak ilk yer değil, son yer muhabirler olmalıdır” değerlendirmesinde bulundu.
Basın özgürlüğü savunucuları, bu adımın hem bağımsız medya hem de hassas bilgilere erişimi olan kişiler üzerinde caydırıcı bir etki yaratmak amacıyla atıldığı uyarısını yapıyor. Bu durumun, Trump görevden ayrıldıktan sonra bile daha az şeffaf bir hükümet yapısına yol açabileceği ifade ediliyor.
Adalet Bakanlığı sözcüsü ise The Hill gazetesine yaptığı açıklamada, “Burada hedef muhabirler değil, gizli bilgileri sızdıran kişilerdir” ifadesini kullandı.
Sözcü, bakanlığın basının rolüne değer verdiğini ancak kurumun, devlet sırlarına erişim yetkisi verilen kişilerin bu bilgileri yasalara uygun şekilde kullanmasını sağlamakla yükümlü olduğunu kaydetti.
Açıklamada, “Bu süreçte her zaman doğal bir gerilim olabileceğini kabul ediyoruz ancak yasaları görmezden gelerek, yönetimde çalışan ve ulusal güvenliği etkileyen gizli bilgileri sızdırmakta sakınca görmeyen kişileri soruşturmaktan vazgeçmeyeceğiz” denildi.
Başkanların, hoşlarına gitmeyen haberleri engellemek amacıyla federal hükümetin yetkilerini kullanması ABD tarihinde yeni bir durum değil.
Eski başkanlar Barack Obama, George W. Bush ve Richard Nixon dönemlerinde de Adalet Bakanlığı gazetecilere mahkeme celbi göndermişti. Trump yönetimindeki Adalet Bakanlığı da daha önce ulusal güvenlik sızıntıları iddialarıyla ilgili olarak The Wall Street Journal ve The Washington Post muhabirlerine celp iletmişti.
Ancak birçok uzman, New York Times’a yönelik son hamlenin, hem zamanlaması hem de yönetim ile gazete arasındaki yakın geçmiş göz önüne alındığında farklı bir nitelik taşıdığı görüşünü paylaşıyor.
Özgür Basın Vakfı Direktörü Seth Stern, salı günü The Hill’e yaptığı açıklamada, “Birçok yayın kuruluşu Trump hakkında eleştirel haberler yapıyor. Ancak New York Times, Trump için önem taşıyan kitleler üzerinde benzersiz bir etki ve saygınlığa sahip. Yine de hedef başka bir yayın kuruluşu olsaydı, Trump’ın farklı davranacağını hayal etmek zor” dedi.
Trump, geleneksel medya kuruluşlarıyla uzun süredir mücadele ediyor ancak özellikle New York Times’ın yönetimine yönelik haberlerine tepki gösteriyor. Gazeteyi “batmakta olan” ve “yalan haber yapan” bir mecra olarak nitelendiren Trump, sosyal medya paylaşımlarında muhabirleri doğrudan isimleriyle hedef alıyor.
Trump, geçen yılın sonlarında yeniden seçim kampanyasıyla ilgili yapılan haberler nedeniyle New York Times’a hakaret davası açmıştı. Yayın kuruluşu ise bu davaya mahkemede karşı koyacağını belirterek suçlamaların temelsiz olduğunu savunmuştu.
Mahkeme celpleri, yönetimin Trump’ın ikinci döneminde medya kuruluşları üzerindeki baskıyı artırmaya çalıştığı bir dönemde geldi.
Pentagon bu hafta, bilgi sızdıran kişileri tespit etmek ve yargılamak amacıyla özel bir görev gücü kurulduğunu duyurdu. Trump’ın atadığı Federal İletişim Komisyonu Başkanı da başkanı veya müttefiklerini eleştiren yayınlar yapan televizyon kanallarının lisanslarının incelemeye alınabileceği tehdidinde bulundu.
Gözlemciler, New York Times muhabirlerine gönderilen celplerin bu genel politika ile uyumlu olduğuna işaret ediyor.
New York Times Başhukuk Müşaviri David McCraw, federal kolluk kuvvetlerinin muhabirlerin kapısına dayanmasının, “Anayasa’ya ve onun koruduğu basın özgürlüğüne inanan her Amerikalının vicdanını yaralaması gerektiğini” ifade etti.
Basın özgürlüğünü savunan kuruluşlar da gazetenin tepkisine destek vererek, yönetimin bu adımının tehlikeli bir sınırı aştığını ve anayasanın birinci fıkrasındaki korumaları ihlal ettiğini belirtti.
Ulusal Basın Kulübü, belgelerin gönderilmesinden birkaç saat sonra yaptığı açıklamada, “Her Amerikalı neyin tehlikede olduğunu anlamalıdır. Federal ajanların ellerinde mahkeme celpleriyle gazetecilerin evlerine gitmesi, sıradan bir kolluk faaliyeti değildir” değerlendirmesini yaptı.
Trump’ın ikinci döneminde Beyaz Saray ile gerilimli ilişkiler yaşayan Beyaz Saray Muhabirleri Derneği de celpleri kınayarak, ilgili gazetecilerin “kamuoyunun, hükümetin nasıl çalıştığını bilme hakkını savunma görevlerini yaptıkları için hedef alındıklarını” kaydetti.
Adalet Bakanlığının soruşturmasında hedef alınan New York Times muhabirleri arasında Julian E. Barnes, Eric Lipton, Tyler Pager ve Eric Schmitt yer alıyor. Barnes, gazetenin Pentagon’un basın politikalarına karşı açtığı ayrı bir davada da davacı konumunda bulunuyor.
Gazeteciler geçen hafta yayımladıkları haberde, Trump’ın Katar’dan gelen yeni model uçakla Ankara’ya ulaşmasına rağmen, güvenlik önlemleri nedeniyle Türkiye’deki NATO zirvesinden eski Air Force One uçağıyla erken ayrılmak zorunda kaldığını yazmıştı.
Uçak değişikliği ve Trump’ın denizaşırı seyahat sırasında İran rejiminin hedefinde olduğunu kabul etmesi, hafta başında iki ülke arasında yaşanan karşılıklı askeri saldırıların ardından cumhurbaşkanına yönelik olası tehditler hakkındaki spekülasyonları artırmıştı.
George Freeman, “Yabancı bir ülkeden 400 milyon dolarlık bir uçak hediyesini kabul etmenin etik boyutları ve ardından vergi mükelleflerinin parasıyla modifiye edilen bu uçağın uçuşa uygun olmadığının anlaşılması, açıkça kamuoyunu ilgilendiren bir konudur” dedi.
Freeman, “Gazeteciliğin görevi, bu uçağın neden uçamaz durumda olduğuna ilişkin hem etik hem de mali durumu araştırmak ve gerçeği ortaya çıkarmaktır” diye ekledi.
Bu mahkeme celpleri, New York Times gazetecilerini gizli kaynaklarının kimliğini açıklamaya zorlamanın ilk adımı olabilir. Trump, mahkemelerin uygulamaktan kaçındığı bu yöntem hakkında uzun süredir kamuoyu önünde değerlendirmeler yapıyordu.
Seth Stern, “Donald Trump’ın sorunu gazetecilerle değil, gazetecilikle. Medyayı seviyor, kendisi de medyanın bir ürünü ancak araştırmacı gazeteciliğin can damarının kaynak gizliliği olduğunu çok iyi biliyor” dedi.
Amerika
Huang: Yapay zekayı sosyal medya gibi düzenlemeyin

Nvidia CEO’su Jensen Huang, yapay zekanın (AI) sosyal medya gibi düzenlenmemesi gerektiğini, çünkü AI’nın bir “ürün” değil, bir “teknoloji” olduğunu savundu.
İskoçya’nın Ayrshire bölgesindeki Dumfries House’da Kral III. Charles’ın düzenlediği bir yapay zeka etkinliğinde konuşan Huang, gazetecilere AI’nın “sosyal medyadan çok farklı” olduğunu ve şu anda AI ile ilgili güvenlik sorunlarının “piyasaya sürülmeye hazır olmayan ürünlerle ilgili” olduğunu belirtti.
Huang’ın bu açıklamaları, dünya çapında hükümetlerin AI’a düzenleyici kısıtlamalar getirip getirmeme konusunu tartıştığı ve Anthropic CEO’su Dario Amodei ile OpenAI CEO’su Sam Altman’ın da aralarında bulunduğu AI yöneticilerinin AI geliştirilmesinin yavaşlatılması çağrısında bulunmasının ardından geldi.
Huang, “Bir ürün olan sosyal medyadan farklı olarak, AI diğer tüm teknolojilerin ve ürünlerin arkasında yatan bir teknolojidir; dolayısıyla ürünler düzenlenmelidir,” dedi.
Yetkililerin, bir yapay zeka uygulamasının “yanlış gittiği” durumları izlemesi ve “yeni yasalar gerektiğinde mevcut yasalara eklemeler yapması” gerektiğini belirten Huang, sağlık, ulaşım ve eğlence gibi yapay zekanın kullanıldığı sektörlerde halihazırda mevcut düzenlemeler olduğuna da dikkat çekti.
Huang, kontrollü test laboratuvarlarında titiz test sistemlerine ihtiyaç olduğunu söyledi.
“Bu mühendislik, eski usul mühendislik. Bundan öte bir şey değil. Bundan daha azı da değil,” diyen CEO, sektörün “bu ürünleri halka sunmadan önce uygun şekilde test etme titizliğini” sağlaması gerektiğini ekledi:
“Bu, bilirsiniz, bir omletin piyasaya sürülmeye hazır olmaması, bir arabanın piyasaya sürülmeye hazır olmaması ya da bir uçak motorunun piyasaya sürülmeye hazır olmaması durumundan farklı değildir. Ürünü uygun şekilde test etmelisiniz.”
Huang, Kral Charles ile OpenAI ve Anthropic temsilcilerinin huzurunda etkinlikte yaptığı resmi konuşmada, piyasaya sürülmesi güvenli hale gelene kadar modelleri bekletme konusundaki görüşünü yineledi.
Nvidia şefi, “Bir ürün yeterince güvenli değilse, onu bekletmeli ve mühendislik çalışmalarına devam etmeliyiz. Bunu her zaman yaptık ve yapmaya devam etmeliyiz,” dedi.
Amerika
Mamdani: Netanyahu’yu protesto etmeyeceğim

New York Belediye Başkanı Zohran Mamdani, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun BM Genel Kurulu’nda yapacağı konuşmaya karşı düzenlenecek herhangi bir gösteriye katılmayı düşünmediğini söyledi.
Mamdani, İsrail başbakanına yönelik “kamusal ajitasyonu” desteklemediğini de vurguladı.
Jewish Insider’a göre bu, yazın başlarında yaptığı açıklamalara kıyasla açıkça daha ılımlı bir tutum sergilediğini gösteriyor.
Konuyla ilgisi olmayan bir basın toplantısının ardından Mamdani, Netanyahu’nun 23 Eylül’de New York’a gelmesi ve ertesi gün uluslararası zirvede yapacağı konuşmaya karşı beklenen protestolara katılmayacağına dair bilgileri doğruladı.
Ayrıca, İsrail karşıtı solcu müttefiklerini de sokağa çıkmaya çağırmadığını vurguladı.
Mamdani, “BM Genel Kurulu’nda düzenlenecek herhangi bir protesto eylemine katılma niyetim yok. New Yorkluları hiçbir zaman protesto etmeye teşvik etmedim,” dedi.
Bu yorumların üslubu ve ifade biçimi, Temmuz ayında bir muhabirin Netanyahu’nun ziyaretiyle ilgili olarak yerel muhaliflerin duygularını nasıl dile getirebilecekleri konusunda kendisine ısrarla soru sorduğu zamanki açıklamalardan belirgin bir şekilde farklılık gösteriyor.
Mamdani o zaman şöyle konuşmuştu:
“Protestolar, şehrimizin temel taşlarından biridir. Her zaman şunu söylemişimdir: Anayasamıza saygı duyduğumuzda, Birinci Madde’ye de saygı duyarız. Ve burada, New York Şehri’nde, bunu her zaman uygulayabileceğiniz bir yer olacaktır.”
Geçen yıl belediye başkanlığı yarışında İsrail’e yönelik hücumlarıyla dikkat çeken demokratik sosyalist, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin Netanyahu hakkında çıkardığı tutuklama emrinin yerine getirilmesi gerektiğine inandığını söylemişti.
Çarşamba günü, önümüzdeki hafta gerçekleşmesi muhtemel protestolarla ilgili basının tekrar tekrar sorduğu sorulara belediye başkanı, yalnızca “görüşlerim, düşüncelerim ve değerlendirmelerim konusunda çok net olduğumu” söyledi.
Başkan, olası gösterilerle ilgili daha önceki açıklamalarının sadece Birinci Anayasa Maddesine desteğini teyit etmek amaçlı olduğunu belirtti.
Belediye Başkanı, “Odak noktam, şehrimizin dünyanın dört bir yanından gelecek temsilcileri ağırlamaya hazır olmasını ve New Yorkluların güvenliğini sağlamak. Şu anda, bildiğimiz kadarıyla beklenen herhangi bir tehdit yok ve güvenliği ve emniyeti sağlayabileceğimizden emin olmaya devam ediyoruz,” dedi.
Belediye Başkanı ayrıca, iki Modern Ortodoks gündüz okulunun (Manhattan’daki Ramaz Okulu ve Bronx’taki SAR Gündüz Okulu) cuma günü Gracie Mansion’ın önünde düzenlenecek bir dua gösterisine katılacağı haberine de yanıt verdi.
Bazıları bu eylemi, belediye başkanının Siyonizm konusundaki görüşlerine yönelik bir protesto olarak yorumladı.
Mamdani, etkinliğe herhangi bir itirazda bulunmadı ama o saatte resmi konutta olmayacağını belirtti:
“Onları memnuniyetle karşılıyorum. Amacı ne olursa olsun, Gracie Mansion’ın dışında bunu yapmak için yeterli alan ve imkânları var. Sanırım onlar orada oldukları sırada ben muhtemelen şehrin başka bir yerinde olacağım.”
Amerika
Amerikan zenginleri Cumhuriyetçilere bağış yağdırıyor

Amerika’nın büyük bağışçıları, bu yılki Kongre seçimlerinde Donald Trump’ın Cumhuriyetçilerini ezici bir çoğunlukla destekliyor.
Silikon Vadisi’nden Wall Street’e kadar milyarderler, partinin ara seçim kampanyasına finansal destek sağlıyor.
Financial Times’ın (FT) analizine göre, ülkenin en büyük 20 bağışçısından 16’sı Cumhuriyetçi kampanyaya para aktardı. George Soros ise Demokratların en öne çıkan destekçisi.
Diğer büyük bağışçılar ise kripto para birimi ve kumarın düzenlemelerinin kaldırılmasını savunan ya da yapay zekayı destekleyen adaylara para aktardı.
Bu bulgular, sonucu şekillendirmek için devasa meblağların aktarıldığı bir başka ABD seçimi olduğunu ortaya koyuyor.
Aynı zamanda, parti anketlerde Demokratların gerisinde kalmasına rağmen en zengin bağışçıların nasıl Cumhuriyetçilere yöneldiğini de gösteriyor.
Bu durum, Kamala Harris’in Trump’tan önemli ölçüde daha fazla para toplayıp harcadığı ama yine de kaybettiği 2024 başkanlık seçimlerinden bir tersine dönüşü de işaret ediyor.
1980’den beri ABD’li zenginlerin bağışlarını inceleyen Stanford Üniversitesi siyaset bilimci Adam Bonica, “Gördüğünüz şey, beklentilerden hafif bir sapma,” dedi.
En büyük bağışçıların Cumhuriyetçilere yönelmesi olağandışı bir durum değil fakat Bonica’ya göre bu seçimdeki denge “özellikle çarpık.”
Para çeşitli kanallardan akıyor. En büyük bağışçılardan bazıları adayları doğrudan finanse ediyor. Bazıları ise kripto para gibi sektörler etrafında devasa seçim fonları oluşturuyor.
Daha küçük bir milyarder grubu ise Super PAC (Siyasi Eylem Komitesi) ağlarını kullanarak fonları Temsilciler Meclisi ve Senato yarışlarına aktarıyor ve paranın ekstra etkiye sahip olduğu ön seçimlere öncelikle müdahale ediyor.
FT’nin en son beyanlara dayalı analizine göre, mevcut 2025-26 seçim döngüsü için toplanan 2,8 milyar doların üçte birinden fazlası, en büyük 20 mega bağışçıdan geliyor.
30’dan fazla Temsilciler Meclisi ve Senato seçim yarışında, dış kaynaklı harcamaların üçte birinden fazlası, gelirlerinin en az yüzde 80’ini her biri en az 5 milyon dolar bağışlayan kişiler olarak tanımlanan “mega bağışçılardan” alan gruplardan geldi.
Seçim kampanyası harcamalarını izleyen kâr amacı gütmeyen kuruluş OpenSecrets’in araştırma direktörü Brendan Glavin, “Artık bu ultra zengin mega bağışçılara yönelik ve onlara bağımlı bir sisteme sahibiz,” dedi.
Önde gelen Cumhuriyetçi bağışçılar, Trump’ın 2024 başkanlık kampanyasını destekleyen Süper PAC “Maga Inc.”’e de milyonlarca dolarlık bağışta bulundu.
Bu kuruluşun seçim kampanyası bütçesi şu anda 400 milyon dolara ulaşmış durumda.
Özel çıkar grupları da katkıda bulundu. Kripto girişimcileri Cameron ve Tyler Winklevoss yaklaşık 11 milyon dolar bağışladı.
Silikon Vadisi’nin önde gelen isimleri Marc Andreessen ve Ben Horowitz ile eşleri 18 milyon dolar bağışlarken, OpenAI’ın kurucu ortağı Greg Brockman ve eşi ise 25 milyon dolar bağışladı.
Maga Inc, şu ana kadar sadece 10,8 milyon dolar harcayarak Teksas, Tennessee ve Güney Carolina’da Trump’a yakın Cumhuriyetçileri destekledi.
Yeni bir grup olan No Going Back Pac Inc, 1 Eylül’de kurulduğundan bu yana onlarca Temsilciler Meclisi ve Senato yarışında 89 milyon dolardan fazla reklam harcaması yaptı. Bu tutarın en az 10 milyon doları Pazartesi gününden bu yana kullanıldı.
Maga Inc, bu grupla olan bağlarını doğrulamamış olsa da, her ikisi de aynı sayman, adres ve mevduat bankasını paylaşıyor.
Trump’ın 2024 seçim kampanyasına 250 milyon dolardan fazla harcayan Elon Musk, ara seçimlerde Cumhuriyetçilere verdiği desteği de artırıyor.
Dünyanın en zengin adamı, çoğunlukla geçen yıl olmak üzere America Pac’a yaklaşık 50 milyon dolar bağışladı ve grup bu paranın neredeyse tamamını Haziran sonuna kadar harcadı.
Super PAC, Eylül başında 8 milyon doların üzerinde bir reklam kampanyası başlattı. ABD basını, Tesla ve SpaceX patronunun 2026 seçimleri için 100 milyon dolar harcayabileceğini bildirdi.
Kripto sektörü, Trump döneminde artan etkisini kullanarak sektörü destekleyen adayları desteklemek için seçimlerin en büyük siyasi kampanya fonlarından birini oluşturdu.
Kripto para odaklı bir “Super Pac” olan Fairshake, bireysel bağışlar yoluyla 99 milyon dolardan fazla kaynak topladı.
Bu miktarın neredeyse tamamı Coinbase, Ripple ve Andreessen Horowitz gibi bir avuç şirket ve yatırımcıdan geldi.
Columbia Üniversitesi Hukuk Fakültesi profesörü Richard Briffault, bu siyasi harcamaların, Washington’un yapay zeka, büyük teknoloji şirketleri ve dijital para birimleri konusunda hayati kararlar aldığı bir dönemde gerçekleştiğini belirtti.
Fairshake, Illinois’ten Alabama ve Teksas’a kadar uzanan seçim yarışlarında, her iki partiden de adayları destekleyen ve hepsi kripto paraları tanıtmak ve savunmak amacıyla kurulmuş olan Super PAC’lere 65 milyon dolar aktardı.
Bazı milyarderler ayrıca birden fazla Super PAC’i finanse ederek, kendileri ile seçmeye çalıştıkları aday arasına bir katman daha ekledi.
Upper Midwest bölgesinden gelen deniz taşımacılığı devleri Uihlein ailesi, Wisconsin ve Kentucky’deki Cumhuriyetçi ön seçimlere odaklanan iki kampanya grubunu neredeyse tamamen finanse etti.
Illinois’in milyarder Demokrat valisi ve potansiyel 2028 başkan adayı JB Pritzker, Demokrat Juliana Stratton’ın ABD Senatosu adaylığını desteklemek için 9 milyon dolara yakın harcama yapan bir Super Pac’ın topladığı paranın yaklaşık yüzde 80’ini sağladı.
Bir başka Cumhuriyetçi milyarder destekçi olan Citadel CEO’su Ken Griffin, ülke çapındaki seçim yarışlarına müdahale etmek için çeşitli araçlar kullandı.
Griffin, Wyoming ve Tennessee’deki adayları destekleyen “Fighting for Wyoming” ve “American Patriots” gruplarının tek destekçisi.
Ayrıca Alaska’da Cumhuriyetçi senatör Dan Sullivan’a karşı Demokrat rakibine karşı yaklaşık 2,8 milyon dolar harcayan bir grubun topladığı fonların yaklaşık üçte birini sağlamış.
Zengin bağışçıların paralarının yoğunlaşması, parti içi yarışın fiilen kimin Kongre’ye gireceğini belirleyebildiği, Demokratlar ya da Cumhuriyetçilerin kesin olarak kazandığı bölgelerdeki ön seçimlerde özellikle belirgin.
Stanford Üniversitesi’nden Bonica, bağışçıların bu ön seçimlerde erken dönemde yapılan harcamaların genel seçimlere kıyasla daha verimli olabileceğini fark etmiş olabileceğini söyledi.
Pritzker’ın sağladığı fon, Stratton’ın Illinois’ta zafere ulaşmasına yardımcı oldu. Teksas’ta ise, büyük ölçüde teknoloji milyarderi Reid Hoffman tarafından finanse edilen Lone Star Rising PAC, Demokrat Senato adayı James Talarico’yu desteklemek için 15 milyon dolar harcadı.
Bu tutarın 1,5 milyon doları, Hoffman’ın Talarico’nun ön seçim kampanyasına yaptığı katkıydı.
Avrupa1 hafta önceAvrupa savunma sanayii Ukrayna’ya yetişemiyor
Avrupa1 hafta önceKoçbaşı olarak AfD
Avrupa1 hafta önceCDU, AfD’yi durdurmak için yeni göç planı hazırlıyor
Asya1 hafta önceÇin’in HQ-17AE kısa menzilli hava savunma sistemi Pakistan’ın İHA savunmasını güçlendirecek
Ortadoğu1 hafta önceİsrail Deniz Kuvvetleri Komutanı, Türkiye’yi tehdit etti
Dünya Basını2 hafta önceÇin-Mısır ortak tatbikatı, Pekin’in askeri erişiminin göstergesi
Amerika2 hafta önceKıyamete beş kala – 3: Kapitalizmin (önlenemeyen) ölümleri
Asya2 gün önceDeepSeek mühendisi: “Gelecek ya komünizm olacak ya Cyberpunk”












