Avrupa
AB yaptırımlarına taş koyan Yunan milyarder

Avrupa Birliği üyesi ülkelerin Rusya’ya yönelik hazırladığı 21. yaptırım paketi, Rus sıvılaştırılmış doğalgazının üçüncü ülkelere taşınmasının yasaklanması girişimi nedeniyle Yunanistan’ın engeline takıldı. Financial Times gazetesinin konuya aşina kaynaklara dayandırdığı haberine göre Atina, bu adımıyla Yunan armatör Georgios Prokopiu’ya ait Dynagas şirketinin ticari çıkarlarını korumayı hedefliyor.
Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkelerin Rusya’ya yönelik hazırladığı 21. yaptırım paketi, sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) taşımacılığına getirilmesi planlanan kısıtlamalar nedeniyle Yunanistan’ın engeline takıldı.
Financial Times (FT) gazetesinin konuya aşina kaynaklara dayandırdığı haberine göre Yunanistan, yaptırım paketinin Rus LNG’sinin üçüncü ülkelere nakledilmesini yasaklayan hükmüne karşı çıktı.
“Dynagas şirketini mahveder”
Kaynaklar, Yunanistan’ın bu diplomatik girişiminin arkasında, Yunan armatör Georgios Prokopiu’ya ait Dynagas gemicilik şirketini koruma amacının yer aldığını kaydetti. Yunanistan’ın AB Daimi Temsilcisi, çarşamba günü yapılan toplantıda meslektaşlarına, planlanan yaptırımların Dynagas şirketini mahvedeceğini ifade etti.
Denizcilik veri tabanı Equasis verilerine göre Dynagas, bünyesinde 27 gaz tankeri işletiyor. Bu gemiler arasında, Rusya’nın Yamal LNG tesisinin yer aldığı kutup bölgesindeki buzlu sularda güvenli operasyon yapabilmesi için özel olarak inşa edilen “Arc7” tipi tankerler de yer alıyor.
İş insanı Georgios Prokopiu, Yunan denizcilik şirketleri Dynacom, Dynagas Holding ve Sea Traders’ın mülkiyetini elinde bulunduruyor. Ayrıca halka açık olan Dynagas LNG Partners şirketinde de yüzde 43 oranında hisseye sahip. Forbes verilerine göre Prokopiu ve ailesinin toplam serveti 4,7 milyar dolar düzeyinde yer alıyor.
FT’ye konuşan Avrupalı diplomatlar, diğer üye ülkelerin Rusya’ya yönelik yaptırımlar uğruna kendi ticari çıkarlarından feragat ettiğini vurguladı.
AB tarafından önerilen yeni yaptırım taslağı, şirketlerin ikincil yaptırım riskiyle karşılaşmadan Rus petrolünü satın alabileceği ve taşıyabileceği tavan fiyat sınırının düşürülmesini de öngörüyor.
Üye ülkelerin daimi temsilcileri, müzakerelere zaman kazandırmak amacıyla var olan varil başına 44,1 dolarlık tavan fiyat sınırını acil kararla bir hafta daha uzatmak zorunda kaldı. FT, bu adım atılmasaydı ABD ile İran arasındaki gerilim nedeniyle petrol fiyatlarının keskin bir yükseliş kaydedebileceğini yazdı.
Yunan armatörler Rus petrolünden en az 3,8 milyar dolar kazandı
“Uzlaşı olmazsa B planına geçeriz”
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, yaptırımlar konusunda ortak bir uzlaşıya varılamamasından üzüntü duyduğunu belirtti. Kallas konuya ilişkin yaptığı değerlendirmede şu ifadeleri kullandı:
“Elbette üye devletlerin karşı çıkmak için farklı gerekçeleri var. Bizim amacımız bir anlaşmaya varmaktır. Eğer bir anlaşma sağlanamazsa, o zaman B planı üzerinde çalışmaya başlayacağız.”
Kallas, daha önce 13 Temmuz tarihinde yaptığı açıklamada, Rusya karşıtı yaptırımların Avrupa ekonomisine zarar verdiğini de kabul etmişti.
Politico dergisinin haberine göre, üye ülkelerin yeni yaptırım paketi üzerinde üç gün üst üste uzlaşmaya varamaması nedeniyle görüşmeler 22 Temmuz tarihine ertelendi. Haberde, yaptırım paketinin bloke edilmesinde başı çeken ülkelerin Yunanistan ve Avusturya olduğu kaydedildi.
Viyana yönetiminin onay vermek için Avusturya merkezli Raiffeisen Bank ile ilgili tazminat şartı koştuğu belirtiliyor. Avusturya, bankanın Rusya’daki iştirakine yönelik ihtiyati tedbir kararlarından doğan 2,44 milyar avroluk zararının tazmin edilmesini sağlayacak bir mekanizmanın yaptırım paketine eklenmesini talep ediyor.
Yunanistan ise AB’nin Ekim 2025 tarihinde üzerinde uzlaştığı, Rus LNG ticaretine yönelik daha önceki kısıtlamalar hakkındaki endişelerini dile getirdi. Politico’ya konuşan kaynaklar, Atina’nın bu itirazlarının henüz çözüme kavuşturulmadığını bildirdi.
Avrupa
Kanada; Birleşik Krallık, İtalya ve Japonya’nın savaş uçağı programına gözlemci oluyor

Kanada, Birleşik Krallık, İtalya ve Japonya’nın yürüttüğü Global Combat Air Programme’a (GCAP) gözlemci olarak katılma konusunda anlaşmaya vardı. Anlaşmanın gelecek salı günü Londra’da resmiyet kazanması ve duyurunun 20-24 Temmuz’da Birleşik Krallık’ta düzenlenecek Farnborough Uluslararası Havacılık Fuarı sırasında yapılması bekleniyor. Politico’ya konuşan yetkililere göre gözlemci statüsü Kanada’ya hassas proje bilgilerine erişim sağlayacak ancak mali yükümlülük ya da sözleşmelere katılım içermeyecek.
Kanada, Birleşik Krallık, İtalya ve Japonya’nın altıncı nesil savaş uçağı geliştirmek amacıyla yürüttüğü Global Combat Air Programme’a (GCAP) gözlemci olarak katılma konusunda anlaşmaya vardı.
Politico’ya konuşan yetkililerin verdiği bilgiye göre Ottawa, gelecek salı günü resmen programa gözlemci olarak kabul edilecek.
GCAP, Birleşik Krallık ve İtalya’nın kullandığı Eurofighter Typhoon ile Japonya’nın Mitsubishi F-2 savaş uçaklarının yerini alacak altıncı nesil savaş uçağını geliştirmeyi hedefliyor. Projenin uzun vadede ABD üretimi F-35’in yerini alması da öngörülüyor.
Yetkililerden birine göre Birleşik Krallık Savunma Bakanı Dan Jarvis, anlaşmayı resmileştirmek üzere Japonya Savunma Bakanı Şinciro Koizumi, İtalya Savunma Bakanı Guido Crosetto ve Kanada Savunma Bakanı David McGuinty’yi Londra’daki Savunma Bakanlığında ağırlayacak.
Haberde adı geçen diğer kaynaklar gibi bu yetkili de hassas hükümet görüşmelerini değerlendirebilmek için kimliğinin açıklanmaması şartıyla konuştu.
Kanada’nın gözlemci statüsü, GCAP’ın hassas proje bilgilerine erişim sağlayacak ancak Birleşik Krallık, İtalya ve Japonya’nın üstlendiği mali yükümlülükleri ya da sözleşmelere katılımı kapsamayacak. Buna karşın bu statünün gelecekte daha kapsamlı katılım için zemin hazırlaması amaçlanıyor.
İkinci yetkili, Kanada’nın projeye uçuş simülasyonu eğitim teknolojisiyle katkı sunmayı planladığını söyledi.
Duyurunun, 20-24 Temmuz tarihleri arasında Birleşik Krallık’ta düzenlenecek Farnborough Uluslararası Havacılık Fuarı sırasında yapılması bekleniyor.
Dünyanın en büyük havacılık ve savunma sanayi etkinliklerinden biri kabul edilen fuara Japonya ve Kanada dahil NATO üyesi ve müttefik ülkelerden geniş heyetlerin katılması öngörülüyor. Kanada Savunma Bakanı McGuinty de fuarda yer alacak.
Kanada Başbakanı Mark Carney hükümeti, aylardır üç ortak ülkeyle projeye katılım konusunda görüşmeler yürütüyor.
Ottawa, Carney’nin şubat ayında açıkladığı savunma sanayi stratejisi kapsamında savunma tedarikini çeşitlendirmeyi hedefliyor.
İlk yetkili, Kanada hükümetinin altıncı nesil hava muharebe kabiliyetlerinin beşinci nesil platformların güçlü yönlerini daha gelişmiş görünmezlik özellikleri ve haberleşme sistemleriyle geliştirmesini, ayrıca yapay zeka, insanlı ve insansız platformların birlikte görev yapması ile çok alanlı bağlantı kabiliyetlerinde ilerleme sağlamasını beklediğini söyledi.
Kanada hâlihazırda Lockheed Martin üretimi beşinci nesil F-35 savaş uçaklarını tedarik ediyor.
Kanada’nın Birleşik Krallık Yüksek Komiseri Bill Blair, geçen ay Politico’ya verdiği röportajda ülkesinin üç GCAP ortağıyla “gelecekteki olası katılımı” konusunda görüşmeler yürüttüğünü söylemişti.
Blair, Kanada’nın “geleceğin bu kabiliyeti ve eğitim altyapısı için gerekli teknolojiler üzerinde çalışan şirketlere sahip olduğuna” inandığını belirterek, “Ayrıca Kanada’da bu malzemelerin test edilmesine yönelik çok önemli kaynaklarımız var” ifadelerini kullandı.
Birleşik Krallık hükümetinin 30 Haziran’da yayımladığı Savunma Yatırım Planı kapsamında GCAP’a gelecek dört yıl için 8,6 milyar sterlin ayrıldı.
Bunun ardından üç ortak ülke, Birleşik Krallık’tan BAE Systems, İtalya’dan Leonardo ve Mitsubishi Heavy Industries’in bağlı kuruluşu Japan Aircraft Industrial Enhancement Co. ortak girişimi Edgewing ile 4,6 milyar sterlin tutarında sözleşme imzaladı.
Japon hükümeti, seri üretimin 2035 yılında başlamasını öngören takvimin gecikebileceği endişesiyle yeni ülkelerin tam ortak olarak programa katılmasına mesafeli yaklaşıyor.
Avrupa
İngiltere, Ukrayna için balistik füze sözleşmesi imzaladı

İngiltere Savunma Bakanlığı, 50 yılı aşkın süredir ilk kez geliştirilecek yeni bir taktik kara balistik füzesinin tasarımı için çeşitli şirketlerle sözleşmeler imzaladı. Bloomberg’in haberine göre, Nightfall adı verilen proje kapsamındaki füzenin 2027 sonuna kadar Ukrayna’ya teslim edilmesi hedefleniyor.
İngiltere Savunma Bakanlığı, Ukrayna’ya teslim edilmek üzere 50 yılı aşkın süredir ilk kez geliştirilecek olan yeni bir taktik kara balistik füzesi için çeşitli şirketlerle sözleşmeler imzaladı.
Bloomberg’in konuya vakıf kaynaklara dayandırdığı haberinde, yeni füzenin 2027 yılı sonuna kadar hazır hale getirilmesinin planlandığı belirtildi.
Kaynaklar, İngiltere Savunma Bakanlığının tasarımı hızlandırmak ve füzeleri Ukrayna’ya bir an önce teslim edebilmek için Nightfall projesinin teknik şartnamesinde değişikliğe gittiğini aktardı.
Nightfall projesi, İngiltere Savunma Bakanlığının Ukrayna’ya gönderilecek bir kara balistik füzesinin hızlı bir şekilde geliştirilmesi amacıyla Ocak 2026’da açtığı yarışma kapsamında başlatıldı. Projenin teknik gereksinimleri arasında, elektronik harp engellemelerinin ve yoğun radyo elektronik parazitlerin olduğu koşullarda dahi çalışabilen mobil bir füze sisteminin oluşturulması yer alıyor.
Füzenin ilk testlerinin 12 ay içinde başlaması planlanıyor. Projenin başlangıç aşamasında menzilin 600 kilometrenin üzerinde olması öngörülüyordu.
Ancak şartnamede yapılan değişikliklerin ardından füzenin menzili 500 kilometreye, harp başlığının ağırlığı ise 300 kilogramdan 200 kilograma düşürüldü.
Ukrayna, bir diğer önemli askeri destek adımını da Fransa ile attı. Ukrayna ve Fransa, 14 Temmuz’da silah üretimi alanındaki işbirliklerini genişletmek üzere bir anlaşmaya vardı.
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin açıklamasına göre Paris yönetimi, Kiev’e uzun menzilli SCALP seyir füzeleri ile AASM Hammer güdümlü uçak bombalarının üretimi için lisans vermeyi planlıyor.
Fransa’nın ayrıca İtalya ile ortaklaşa üretilen Aster 30 hava savunma füzelerinin imalat sürecine de katılım sağlayacağı kaydedildi.
Avrupa
AB Adalet Divanından Katalan af yasasına onay

Avrupa Birliği Adalet Divanı, Katalan ayrılıkçılara yönelik tartışmalı af yasasının birlik hukukunun temel hükümlerini ihlal etmediğine karar verdi. Lüksemburg merkezli mahkeme, Katalonya’nın 2017 yılındaki bağımsızlık referandumunda kamu kaynaklarının kullanılmasının AB mali çıkarlarına zarar vermediğine ve affın terörle mücadele direktifine aykırı olmadığına hükmetti.
Avrupa Birliği’nin en yüksek mahkemesi, Katalan ayrılıkçılara yönelik tartışmalı af yasasının birliğin hukuk kurallarını ihlal etmediğine hükmederek bağımsızlık yanlısı lider Carles Puigdemont’un yıllar süren kaçışın ardından İspanya’ya dönüşüne zemin hazırladı.
Avrupa Birliği Adalet Divanının kararları, 2023 genel seçimlerinin ardından başbakanlık görevini sürdürebilmek için ihtiyaç duyduğu parlamento desteği karşılığında Katalan ayrılıkçıları affetmeyi kabul eden İspanya Başbakanı Pedro Sanchez için de büyük bir hukuki ve siyasi başarı anlamına geliyor.
Bu karar İspanya’da sert muhalefete yol açmış olsa da mahkemenin hükmü, hükümetin yasanın AB mevzuatına uygun olduğu yönündeki uzun süredir savunduğu tezini güçlendiriyor.
Birliğe yönelik mali zarar tespit edilmedi
Lüksemburg merkezli mahkeme tarafından açıklanan iki karardan ilki, Katalan liderlerin 2017 yılında düzenlediği gayrimeşru bağımsızlık referandumunun finansmanında kamu kaynaklarının kullanılmasının birliğin mali çıkarlarına zarar verip vermediği üzerine odaklandı.
İspanya Sayıştayı, referandum kampanyasını desteklemek için kullanılan ulusal bütçenin yerine dolaylı olarak AB fonlarının geçmiş olabileceğini veya bu durumun ülkenin birlik bütçesine katkı sağlama kabiliyetini zedelediğini öne sürmüştü.
Sayıştay, AB kaynaklarının bu şekilde usulsüz kullanılmasının af kapsamı dışında bırakılan bir suç teşkil edeceğini savunmuştu.
Ancak AB’nin en yüksek mahkemesi bu hukuki gerekçeyi reddederek birliğin mali kaynaklarının kullanımı ile gayrimeşru bağımsızlık referandumu arasındaki doğrudan bağı kopardı.
Yargıçlar kararlarında, “Birlik bütçesi üzerindeki olası etki, yalnızca ulusal bütçeye verilen zarardan kaynaklanamaz” ifadesine yer vererek birliğin mali çıkarlarının sadece gayrisafi milli hasıladaki düşüşle etkilenmiş sayılamayacağını kaydetti.
Bu karar, bugüne kadar aftan yararlanması engellenen Katalan liderler için büyük bir zafer teşkil ediyor.
Karar, İspanya Sayıştayının Puigdemont ve diğer Katalan yetkililere yönelik davasını sonlandırsa da Puigdemont hakkında 2023 yılında Yüksek Mahkemede açılan davayı etkilemiyor.
Yüksek Mahkeme yargıçları, kamu kaynaklarını kötüye kullanma suçlamasını gerekçe göstererek siyasetçiye af çıkarmayı şu ana kadar reddetti. Ancak ayrılıkçı lider, bu ret kararına karşı ülkenin Anayasa Mahkemesine başvurdu.
Anayasa Mahkemesi de kendi kararını açıklamadan önce Lüksemburg’un bu konudaki hükmünü bekliyordu. Yüksek Mahkemenin uygulamak zorunda kalacağı kesinleşmiş kararın bu sonbaharda çıkması bekleniyor.
Sanchez için siyasi kazanım
Lüksemburg mahkemesi, diğer kararında ise affın birliğin 2017 tarihli terörle mücadele direktifine aykırı olmadığına hükmetti.
İspanya yargısı, bağımsızlık referandumunun ardından barikatlar kurup yolları kapatarak terör suçlamasıyla yargılanan 12 ayrılıkçı protestocu için af çıkarılıp çıkarılamayacağını sorgulamıştı.
Buna karşın yüksek mahkeme yargıçları, af yasasının “terörle mücadeleye ilişkin direktifin etkililiğini azaltmadığını” belirtti ve yasanın amacının “uzlaşıyı” teşvik etmek olduğuna dikkati çekti.
Kararda, İspanya’nın bu yasayı “insan haklarını kasten ağır şekilde ihlal eden eylemlere” uygulama niyetinde olduğuna dair hiçbir kanıt bulunmadığı vurgulandı. Bu yaklaşımın, aktivistler için hızlı bir af sürecinin önünü açması bekleniyor.
Alınan kararlar Sanchez için de önemli bir dönüm noktası oldu. Katalanlara af çıkarma yönündeki 2023 tarihli mutabakat, Başbakan Sanchez’in daha önceki kamuoyu önündeki duruşundan ani bir geri adım atması anlamına gelmiş ve İspanyolların yarısından fazlasının bu adımı “adaletsiz” olarak nitelendirmesiyle ülke genelinde tepkiye yol açmıştı.
Mahkemenin kararı, Sanchez’in affın “yasal ve anayasaya uygun” olduğu yönündeki ısrarını teyit ederken Brüksel’in de genel affın bir “iç mesele” olduğu yönündeki duruşunu destekliyor.
Kararda, “Bir af yasasının onaylanması ve uygulanması üye devletlerin yetkisindedir. Adalet Divanının denetimi, yargısal koruma sorunlarının tespit edilmesi ve Birlik hukuku kurallarının etkililiğine uyulup uyulmadığının doğrulanması ile sınırlıdır” denildi.
Siyasetin dönüşüm için bir kaldıraç olduğunu belirten Sanchez, geçen yıl yaptığı açıklamada, affın “hiçbir zaman siyaset alanından çıkmaması gereken bir siyasi krizi” sona erdirmeye yardımcı olduğunu ifade etmişti.
Görüş2 hafta önceZirve Salonunda Konuşulmayacak Hikâye: NATO Üyeliğinin Gerçek Bedeli
Diplomasi1 hafta önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Görüş1 hafta önceAnkara’nın ikinci zirvesi: 22 yılın ardından NATO, kuralları yeniden yazan bir Türkiye’ye dönüyor
Amerika1 hafta önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Dünya Basını2 hafta önceİran Ali Hamaney’e veda ediyor: Yas, hafıza ve sessizlik
Asya1 hafta önceXi, bilim ve teknoloji inovasyonuyla Çin modernleşmesinin ilerletilmesi çağrısı yaptı
Dünya Basını1 hafta önceABD, Venezuela’daki depremi fırsata çeviriyor
Diplomasi1 hafta önceNATO liderleri Ankara Deklarasyonu’nu kabul etti












