Bizi Takip Edin

Avrupa

Estonya’dan nükleer silah konusunda belirsizlik önerisi

Yayınlanma

Estonya Savunma Bakanlığı, barış zamanında ülke topraklarında nükleer silah konuşlandırılması için parlamento onayını zorunlu kılan yasa tasarısına karşı çıktı. Bakanlığın hükümet oturumu gündeminde yer alan resmi görüşünde, nükleer caydırıcılıkta Rusya’ya karşı belirli bir belirsizlik düzeyinin korunması gerektiği vurgulandı.

Estonya Savunma Bakanlığı, barış döneminde ülke topraklarında nükleer silah konuşlandırılması için parlamento kararı alınmasını zorunlu kılan yasa tasarısını desteklemediğini açıkladı.

Bakanlığın konuya ilişkin resmi görüşü, hükümetin 16 Temmuz tarihli toplantı gündeminde yer aldı.

Bakanlık tarafından yapılan açıklamada, ABD’nin stratejik nükleer caydırıcılığının NATO üyeliğinin temel garantilerinden biri olduğu belirtilerek, “Rusya Federasyonu’nun bilgiye erişimini kolaylaştırmamak adına bu süreçte belirli bir düzeyde belirsizlik sağlanması gerekmektedir” ifadesine yer verildi.

Yasa tasarısının kabul edilmesi için parlamentoda iki okuma gerçekleştirilmesi gerektiğine işaret eden Savunma Bakanlığı yetkilileri, bu süreçteki siyasi tartışmaların NATO’nun nükleer caydırıcılık sisteminin birliğini zayıflatabileceğini kaydetti.

Bakanlık, yasal zorunlulukların ortaya çıkması halinde ihtiyaç duyulan anlarda nükleer silahların hızlı ve gizli şekilde konuşlandırılmasının imkansız hale geleceğini vurguladı.

Savunma Bakanlığı ayrıca, mevcut güvenlik koşulları göz önüne alındığında müttefiklerin nükleer silahlarla ilgili hukuki ve siyasi kısıtlamaları tam aksine azaltma eğiliminde olduğunu belirtti.

Finlandiya nükleer silah yasağını kaldırıyor

Estonya Dışişleri Bakanı Margus Tsahkna, şubat ayında yaptığı açıklamada ülkesinde nükleer silah konuşlandırılması ihtimalini dışlamamıştı.

Bakan Tsahkna, Tallinn yönetiminin yalnızca NATO müttefiki ülkelere ait nükleer silahları kabul etmeye hazır olduğunu ifade ederek, “Topraklarımızda nükleer silah konuşlandırılmasına karşı değiliz. Bunu engelleyen bir doktrinimiz yok” şeklinde konuşmuştu.

Kremlin ise Rusya’nın Estonya’ya ya da diğer Avrupa ülkelerine yönelik bir tehdit oluşturmadığını ancak kendi güvenliğini sağlamak için gerekli tedbirleri alacağını duyurdu.

Kremlin Sözcüsü Dmitri Peskov konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Estonya topraklarında bize yöneltilmiş nükleer silahlar yer alırsa, bizim nükleer silahlarımız da Estonya topraklarına yönelecektir” dedi.

Diğer yandan, Finlandiya’da nükleer silah yasağının kaldırılmasına yönelik yasal düzenlemeler 1 Temmuz tarihinde yürürlüğe girdi.

Finlandiya Savunma Bakanı Antti Häkkänen, yasağın kalkmasına rağmen nükleer silahların Finlandiya topraklarında kalıcı olarak konuşlandırılması ihtimalini dışladıklarını açıkladı.

Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitri Medvedev ise Finlandiya’nın nükleer silah yerleştirme yasağını kaldırmasının ardından Rusya’nın nükleer hedefleri listesine dahil edildiğini ifade etti.

Avrupa

AB Adalet Divanından Katalan af yasasına onay

Yayınlanma

Avrupa Birliği Adalet Divanı, Katalan ayrılıkçılara yönelik tartışmalı af yasasının birlik hukukunun temel hükümlerini ihlal etmediğine karar verdi. Lüksemburg merkezli mahkeme, Katalonya’nın 2017 yılındaki bağımsızlık referandumunda kamu kaynaklarının kullanılmasının AB mali çıkarlarına zarar vermediğine ve affın terörle mücadele direktifine aykırı olmadığına hükmetti.

Avrupa Birliği’nin en yüksek mahkemesi, Katalan ayrılıkçılara yönelik tartışmalı af yasasının birliğin hukuk kurallarını ihlal etmediğine hükmederek bağımsızlık yanlısı lider Carles Puigdemont’un yıllar süren kaçışın ardından İspanya’ya dönüşüne zemin hazırladı.

Avrupa Birliği Adalet Divanının kararları, 2023 genel seçimlerinin ardından başbakanlık görevini sürdürebilmek için ihtiyaç duyduğu parlamento desteği karşılığında Katalan ayrılıkçıları affetmeyi kabul eden İspanya Başbakanı Pedro Sanchez için de büyük bir hukuki ve siyasi başarı anlamına geliyor.

Bu karar İspanya’da sert muhalefete yol açmış olsa da mahkemenin hükmü, hükümetin yasanın AB mevzuatına uygun olduğu yönündeki uzun süredir savunduğu tezini güçlendiriyor.

Birliğe yönelik mali zarar tespit edilmedi

Lüksemburg merkezli mahkeme tarafından açıklanan iki karardan ilki, Katalan liderlerin 2017 yılında düzenlediği gayrimeşru bağımsızlık referandumunun finansmanında kamu kaynaklarının kullanılmasının birliğin mali çıkarlarına zarar verip vermediği üzerine odaklandı.

İspanya Sayıştayı, referandum kampanyasını desteklemek için kullanılan ulusal bütçenin yerine dolaylı olarak AB fonlarının geçmiş olabileceğini veya bu durumun ülkenin birlik bütçesine katkı sağlama kabiliyetini zedelediğini öne sürmüştü.

Sayıştay, AB kaynaklarının bu şekilde usulsüz kullanılmasının af kapsamı dışında bırakılan bir suç teşkil edeceğini savunmuştu.

Ancak AB’nin en yüksek mahkemesi bu hukuki gerekçeyi reddederek birliğin mali kaynaklarının kullanımı ile gayrimeşru bağımsızlık referandumu arasındaki doğrudan bağı kopardı.

Yargıçlar kararlarında, “Birlik bütçesi üzerindeki olası etki, yalnızca ulusal bütçeye verilen zarardan kaynaklanamaz” ifadesine yer vererek birliğin mali çıkarlarının sadece gayrisafi milli hasıladaki düşüşle etkilenmiş sayılamayacağını kaydetti.

Bu karar, bugüne kadar aftan yararlanması engellenen Katalan liderler için büyük bir zafer teşkil ediyor.

Karar, İspanya Sayıştayının Puigdemont ve diğer Katalan yetkililere yönelik davasını sonlandırsa da Puigdemont hakkında 2023 yılında Yüksek Mahkemede açılan davayı etkilemiyor.

Yüksek Mahkeme yargıçları, kamu kaynaklarını kötüye kullanma suçlamasını gerekçe göstererek siyasetçiye af çıkarmayı şu ana kadar reddetti. Ancak ayrılıkçı lider, bu ret kararına karşı ülkenin Anayasa Mahkemesine başvurdu.

Anayasa Mahkemesi de kendi kararını açıklamadan önce Lüksemburg’un bu konudaki hükmünü bekliyordu. Yüksek Mahkemenin uygulamak zorunda kalacağı kesinleşmiş kararın bu sonbaharda çıkması bekleniyor.

Sanchez için siyasi kazanım

Lüksemburg mahkemesi, diğer kararında ise affın birliğin 2017 tarihli terörle mücadele direktifine aykırı olmadığına hükmetti.

İspanya yargısı, bağımsızlık referandumunun ardından barikatlar kurup yolları kapatarak terör suçlamasıyla yargılanan 12 ayrılıkçı protestocu için af çıkarılıp çıkarılamayacağını sorgulamıştı.

Buna karşın yüksek mahkeme yargıçları, af yasasının “terörle mücadeleye ilişkin direktifin etkililiğini azaltmadığını” belirtti ve yasanın amacının “uzlaşıyı” teşvik etmek olduğuna dikkati çekti.

Kararda, İspanya’nın bu yasayı “insan haklarını kasten ağır şekilde ihlal eden eylemlere” uygulama niyetinde olduğuna dair hiçbir kanıt bulunmadığı vurgulandı. Bu yaklaşımın, aktivistler için hızlı bir af sürecinin önünü açması bekleniyor.

Alınan kararlar Sanchez için de önemli bir dönüm noktası oldu. Katalanlara af çıkarma yönündeki 2023 tarihli mutabakat, Başbakan Sanchez’in daha önceki kamuoyu önündeki duruşundan ani bir geri adım atması anlamına gelmiş ve İspanyolların yarısından fazlasının bu adımı “adaletsiz” olarak nitelendirmesiyle ülke genelinde tepkiye yol açmıştı.

Mahkemenin kararı, Sanchez’in affın “yasal ve anayasaya uygun” olduğu yönündeki ısrarını teyit ederken Brüksel’in de genel affın bir “iç mesele” olduğu yönündeki duruşunu destekliyor.

Kararda, “Bir af yasasının onaylanması ve uygulanması üye devletlerin yetkisindedir. Adalet Divanının denetimi, yargısal koruma sorunlarının tespit edilmesi ve Birlik hukuku kurallarının etkililiğine uyulup uyulmadığının doğrulanması ile sınırlıdır” denildi.

Siyasetin dönüşüm için bir kaldıraç olduğunu belirten Sanchez, geçen yıl yaptığı açıklamada, affın “hiçbir zaman siyaset alanından çıkmaması gereken bir siyasi krizi” sona erdirmeye yardımcı olduğunu ifade etmişti.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Almanya’da KOBİ inovasyon desteklerinin kesilmesine tepki

Yayınlanma

Almanya Federal Hükümetinin küçük ve orta büyüklükteki işletmelere yönelik Merkezi KOBİ İnovasyon Programı (ZIM) başvurularını aniden durdurma kararı, ülkedeki sanayi ve ticaret odalarında büyük tepkiyle karşılandı. Federal Ekonomi Bakanlığının 7 Temmuz Salı günü saat 12.00 itibarıyla yeni başvuru alımını durdurması üzerine Almanya Sanayi Federasyonu (BDI) ve Alman Sanayi ve Ticaret Odası (DIHK), kararın geri alınması yönünde çağrıda bulundu.

Almanya Federal Hükümetinin küçük ve orta büyüklükteki işletmelerin (KOBİ) araştırma kurumları ve üniversitelerle ortak projelerini destekleyen en önemli teşvik mekanizması Merkezî KOBİ İnovasyon Programı’nı (ZIM) aniden durdurması, ülkedeki iş dünyası örgütlerinin tepkisini çekti.

Federal Ekonomi Bakanlığının, 7 Temmuz Salı günü saat 12.00’den itibaren yeni teşvik başvurusu kabul edilmeyeceğini şok bir kararla açıklamasının ardından, Alman sanayisinin çatı kuruluşu BDI ve Alman Sanayi ve Ticaret Odası (DIHK) ardı ardına eleştiri açıklamaları yayımladı.

Ekonomi Bakanlığı, Handelsblatt gazetesine yaptığı açıklamada, yeni başvuruların kabul edilmesinin ancak anayasal bütçe görüşmelerinde yeni ödenek aktarılması durumunda “2027 başından itibaren” mümkün olabileceğini bildirdi. Programın tamamen ne zaman veya hangi koşullarda yeniden açılacağı ise henüz netlik kazanmadı.

“Hükümet yanlış yerde tasarruf yapıyor”

Almanya Sanayi Federasyonu (BDI) Genel Müdürü Holger Lösch, Handelsblatt gazetesine yaptığı açıklamada, başvuruların durdurulmasının çok yanlış bir sinyal olduğunu vurguladı.

Kararın özellikle yeni araştırma ve geliştirme projelerine başlamak isteyen yüksek inovasyon potansiyeline sahip orta ölçekli firmaları doğrudan vurduğunu belirten Lösch, şu ifadeleri kullandı:

“ZIM, teknoloji ayrımı gözetmeyen ve başvuru süreci son derece kolay yürütülen yapısıyla firmalarımız için hayati bir destek programıdır. Federal Hükümet bu kararla yanlış yerde tasarruf yapıyor. Küresel rekabet gücümüz doğrudan yenilikçi gücümüze bağlıdır. Hükümet, orta ölçekli işletmelerin yatırımlarını ve büyümesini zayıflatmak yerine tam aksine güçlendirmelidir.”

Sanayicilerin tepkisi, Federal Başbakan Friedrich Merz’in mayıs ayında düzenlenen Hannover Fuarı’ndaki (Hannover Messe) açıklamalarıyla da çelişiyor.

Başbakan Merz, söz konusu fuarda yaptığı konuşmada, “Federal Hükümet, izlediği politikalarla Almanya’nın başarılı ve yenilikçi bir sanayi ve ticaret merkezi olarak kalması için gereken her şeyi yapacaktır” güvencesini vermişti.

DIHK kararın derhal geri alınmasını istiyor

Alman Sanayi ve Ticaret Odası (DIHK) da hükümetin bu kısa vadeli kararından vazgeçmesi gerektiğini açıkladı.

DIHK Bölüm Başkanı Sebastian Bolay, Merkezi KOBİ İnovasyon Programı’nın Federal Hükümet tarafından orta ölçekli işletmelere yönelik yürütülen en başarılı inovasyon teşviklerinden biri olduğunu ispatladığını hatırlattı.

Bolay, “Hükümet, KOBİ’lerin yenilikçi projelerini sekteye uğratmamak adına bu ani başvuru durdurma kararını derhal geri almalıdır. ZIM, işletmelerin yeni ürün, yöntem ve hizmetler geliştirmesinde ve bunları araştırma kurumlarıyla birlikte pazarlanabilir aşamaya getirmesinde rüştünü ispatlamış bir araçtır” dedi.

Araştırmalar programın yüksek verimliliğini kanıtlıyor

Avrupa Ekonomik Araştırmalar Merkezi (ZEW) tarafından yapılan etki analizi ve değerlendirme raporları da programın başarısını ortaya koyuyor.

ZEW verilerine göre, 2020 ile 2023 yılları arasında ZIM kapsamında firmalara sağlanan her 1 avroluk devlet desteği, küçük ve orta ölçekli işletmelerin araştırma ve geliştirme faaliyetlerine kendi kaynaklarından ilave 1,90 avro daha harcamasını sağladı.

Araştırma, programın oldukça az bir bürokratik yükle yüksek verimlilik sağladığını, buna karşılık doğrudan vergi indirimi yoluyla sağlanan diğer araştırma desteklerinin yeni yatırımları tetiklemede aynı başarıyı gösteremediğini ortaya koyuyor.

DIHK Temsilcisi Bolay, bu veriler ışığında programın, KOBİ’lerin inovasyon sürecinde karşılaştıkları engelleri aşmasında kritik öneme sahip olduğunu belirterek, “Bu beklenmedik durdurma kararı işletmelerde büyük bir belirsizlik yarattı. Mevcut ekonomik durgunluk döneminde bu karar çok yanlış bir adımdır. Federal Hükümet, başvuru değerlendirme süreçlerinin kesintisiz devam edebilmesi için bütçeden gerekli kaynakları acilen tahsis etmeli ve şirketlere planlama güvencesi vermelidir” çağrısında bulundu.

Okumaya Devam Et

Avrupa

AB’nin yeni dijital sınır sistemi tek yumurta ikizlerini karıştırdı

Yayınlanma

Avrupa Birliği’nin biyometrik verilere dayalı yeni Giriş-Çıkış Sistemi, tek yumurta ikizlerini ayırt edemeyerek seyahatlerde aksamalara yol açtı. İngiliz bir yolcunun Romanya sınırında, Amsterdam’a giden ikizinin verileri nedeniyle alıkonulması, sistemin güvenilirliğini ve teknik altyapısını yeniden tartışmaya açtı.

Avrupa Birliği’nin (AB) seyahat işlemlerini kolaylaştırmak amacıyla uygulamaya koyduğu yeni dijital sınır sistemi Giriş-Çıkış Sistemi (EES), tek yumurta ikizlerini birbirine karıştırarak yeni bir teknik aksaklığa yol açtı.

Fiziki pasaport damgalarını biyometrik verilerle desteklenen AB genelindeki bir veri tabanıyla değiştirmeyi hedefleyen sistem, dört yıllık gecikmenin ardından 10 Nisan’da faaliyete geçti.

Ancak sistemin yürürlüğe girmesinden bu yana yolcular, yüz taraması ve parmak izi işlemleri için uzun kuyruklarda beklemek zorunda kalıyor.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen de bu ayın başlarında yaptığı açıklamada, sistemde henüz çözülmemiş “teknik sorunlar” olduğunu ve üzerinde “epey çalışma yapılması” gerektiğini kabul etti.

Sınır kapılarındaki uzun kuyrukların yanı sıra, sistemin teknik işleyişindeki eksiklikler de yolcuların mağdur olmasına yol açıyor. Mayıs ayı sonunda Romanya’nın Cluj-Napoca kentinden İngiltere’ye uçmaya çalışan İngiliz bir kadın yolcu, sınır polisi tarafından sorguya çekildi.

Romanya makamları, Politico çalışanı olan kadını, Nisan 2026’da gerçekleştirdiği Amsterdam seyahatinin ardından çıkış kaydının yapılmadığı gerekçesiyle Schengen bölgesinde yasa dışı şekilde kalmakla suçladı.

Ancak sorgulanan kadının söz konusu tarihte Amsterdam’a hiç gitmediği, seyahati gerçekleştiren kişinin tek yumurta ikizi olduğu anlaşıldı.

Gelecekte sınır kapılarında sorun yaşamamak ve kardeşinin gizliliğini korumak adına adının açıklanmasını istemeyen yolcu, Rumen yetkililer tarafından yaklaşık 15 dakika boyunca sorgulandı.

Yetkililere bir ikizi olduğunu söyleyen yolcu, başlangıçta pasaportunu başkasına ödünç vermekle suçlandı. Olay anında İngiltere’de olan ikizinin ise Romanya’ya hiç gitmediği belirlendi.

Yüz taraması ve benzer kimlik bilgileri sistemi yanılttı

EES’nin, iki kadını birbirine karıştırmasının arkasında, sistemdeki kayıtlı verilerin benzerliği yer alıyor. Sistemde iki kadının yüz taramalarının yanı sıra yalnızca soyadları, doğum tarihleri ve uyrukları uyuşuyor.

İki kardeşin parmak izleri, ilk isimleri ve pasaport numaraları ise tamamen farklılık gösteriyor. Rumen yetkililerin sorgulamasının ardından kadının uçuşuna izin verilirken, yolcu gelecekteki seyahatlerine ilişkin endişelerinin sürdüğünü ifade etti.

Lüksemburg Üniversitesi Siber Politika Kürsü Başkanı Niovi Vavoula, yaşanan bu durumun, üye devletlerin sistemi hatalı uygulamasından kaynaklanmış olabileceğini belirtti.

EES’nin teknik detayları konusunda karar mercilerine danışmanlık yapan Vavoula, durumun Amsterdam’daki çıkış kontrolünün düzgün kaydedilmemesinden ve Romanya makamlarının Cluj-Napoca’daki yetersiz denetiminden kaynaklanabileceğini vurguladı.

Amsterdam’daki çıkış işleminin, sistemin henüz tam hazır olmadığı veya istasyonda bir arıza yaşandığı 12 Nisan tarihinde, yani sistemin açılışından hemen sonra yapıldığına dikkat çeken Vavoula, yeni sistemlerde bu tür durumların yaygın olduğunu kaydetti.

Vavoula, Romanya makamlarının da Cluj-Napoca’da görevlerini tam olarak yerine getirmediğini belirterek şu değerlendirmede bulundu:

“EES yönetmeliklerine göre, yetkililer bir yolcunun kimliğini yalnızca yüz tanıma görseline dayanarak tespit etmemeli, bunu parmak izi veya pasaport bilgileriyle de eşleştirmelidir. Anlatılanlar, yetkililerin farklı süreçleri ayırt etme konusunda iyi eğitilmediğini ve tek kimlik tespiti yöntemi olarak yüz görüntülerine güvendiğini gösteriyor. Sınır yetkililerinin pasaport bilgilerini kontrol etmemesi ve sistemin yeni olmasından kaynaklı sorunları göz ardı etmesi, ilk kanıta güvenip diğer her şeyi yok sayan ‘çapa hatası’ psikolojisini yansıtıyor.”

“Komisyon bireysel vakalar hakkında yorum yapmaz”

Avrupa Komisyonu sözcüsü ise konuya ilişkin yaptığı açıklamada, Komisyonun bireysel vakalar hakkında yorum yapmadığını belirterek, “EES’ye kaydedilen verilerden üye devletler sorumludur ve Komisyonun bu verilere erişimi yoktur” dedi.

Sözcü, Schengen bölgesine girişlerde yolcuların pasaport bilgilerinin yanı sıra ilk kez dış sınırdan geçiyorlarsa biyometrik verilerini de sunmak zorunda olduklarını, bunun her yolcunun ayrı ayrı tanımlanmasını sağladığını ifade etti.

Ayrıca, verilerinin işlenmesiyle ilgili endişesi olan yolcuların, sınır kapılarındaki veya merkezdeki yetkili makamlara başvurarak kişisel verilerinin düzeltilmesini talep etme hakkına sahip olduğunu ekledi.

EES, Brexit sebebiyle özellikle İngiltere vatandaşları üzerinde ciddi bir etki yaratıyor. Sistem yalnızca AB ve Schengen bölgesi dışından gelen ziyaretçilere uygulanıyor. Bu durum, AB üyesi ülkelere yoğun insan akışı olan komşu ülkelerin vatandaşlarını muaf tutarken, İngiliz vatandaşlarını kapsam içine alıyor.

İngiltere vatandaşları, yalnızca 2024 yılında AB ülkelerine 63 milyondan fazla seyahat gerçekleştirdi.

İngiltere’nin, Londra St Pancras Uluslararası Tren İstasyonu ve Manş Tüneli’nde “ortak kontrollü” sınır sistemine sahip olması sebebiyle, yolcular AB pasaport kontrollerinden İngiliz topraklarında geçiyor.

Bu da yeni sistemden kaynaklanan aksaklıkların doğrudan İngiltere topraklarında hissedilmesine yol açıyor.

İngiltere Ulaştırma Bakanı Heidi Alexander, yaz dönemindeki yoğunluk öncesinde sistemdeki aksaklıkları görüşmek üzere salı günü AB Ulaştırma Komiseri Apostolos Tzitzikostas ile bir araya geldi.

İngiltere, EES’nin yürürlüğe girmesiyle limanlarda ve uluslararası tren istasyonlarında kapasiteyi artırmak amacıyla kendi bütçesinden toplam 30,5 milyon sterlinlik ödenek ayrıldığını duyurmuştu.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English