Avrupa
Avrupa Parlamentosunda görev değişimi sancısı kapıda

Avrupa Parlamentosu milletvekilleri, Roberta Metsola’nın başkanlık koltuğunu koruyup koruyamayacağını ve üst düzey görevlerin siyasi gruplar arasındaki dağılımını belirleyecek sancılı bir pazarlık sürecinin gölgesinde yaz tatiline giriyor. Meclisin 31 Ağustos’ta yeniden açılmasıyla hız kazanacak müzakerelerde başkanlık, 14 başkan yardımcılığı, 26 komisyon başkanlığı ve 78 başkan yardımcılığı koltuğu yeniden dağıtılacak.
Avrupa Parlamentosu (AP) milletvekilleri, yaz tatiline girerken çözülmesi gereken kritik siyasi başlıklarla karşı karşıya.
Bu başlıklar arasında Sosyalistlerin Roberta Metsola’nın başkanlığına meydan okuyup okumayacağı, Metsola’nın siyasi ailesi Avrupa Halk Partisinin (EPP) koltuğu korumak için ne gibi tavizler vereceği ve her siyasi grubun meclisteki üst düzey pozisyonlardan aldığı payı nasıl koruyacağı yer alıyor.
Milletvekillerinin 31 Ağustos’ta görevlerine dönmesiyle birlikte, AP’nin dönem ortası yeniden yapılanmasına yönelik müzakereler yoğunlaşacak.
Süreçte başkanlık koltuğunun yanı sıra 14 başkan yardımcılığı, 26 komisyon başkanlığı, 78 komisyon başkan yardımcılığı ve nüfuzlu koordinatörlük görevleri yeniden belirlenecek.
Bu mücadele, 2024 seçimlerinden bu yana parlamentoya yön veren ittifakları test edecek ve sağ ile aşırı sağ grupların kurum yönetiminde daha etkin bir rol üstlenip üstlenmeyeceğini netleştirecek.
EPP lideri Manfred Weber, yaz öncesinde somut bir gelişme olmayacağını belirterek “sakin bir yaz” çağrısında bulunsa da altı haftalık tatilin, milletvekillerinin oy hesabı yapmasını, ittifak senaryoları geliştirmesini ve hangi pozisyonlar için mücadele edeceklerine karar vermesini engellemesi beklenmiyor.
Politico’ya konuşan 20 milletvekili, danışman ve AP yetkilisine göre, bu yaz döneminde parlamentonun gündemini meşgul edecek beş temel dosya öne çıkıyor.
EPP için öncelik: Metsola’yı koltukta tutmanın bedelini belirlemek
Milletvekillerinin büyük kısmı, AP Başkanı Roberta Metsola’nın üçüncü dönem için aday olacağını öngörüyor. Metsola henüz adaylığını resmi olarak açıklamasa da diğer siyasi gruplar hazırlıklarını bu ihtimale göre yürütüyor.
EPP için temel sorun, Sosyalistlerin (S&D), dönemin başında EPP ve liberal eğilimli Renew Europe ile yapılan ancak yayımlanmayan anlaşma uyarınca başkanlığın kendilerine geçmesi gerektiğini savunması olarak gösteriliyor.
Bu durum EPP’yi, Sosyalistlerin desteğini almak için ne kadar ileri gidebileceğini ya da bu desteğe gerçekten ihtiyaç duyup duymadığını değerlendirmeye zorluyor.
Pazarlık masasındaki en büyük ödüllerden biri, şu anda Metsola’nın eski özel kalem müdürü olan ve EPP’ye yakınlığıyla bilinen Alessandro Chiocchetti’nin yürüttüğü AP Genel Sekreterliği görevi olarak değerlendiriliyor. Siyasi gözlemciler, grubun kurumun en güçlü idari makamlarından birini devretmeye sıcak bakmayacağına dikkati çekiyor.
Sosyalistleri ikna etmek için ek başkan yardımcılıkları, komisyon başkanlıkları ya da genel müdürlük gibi üst düzey idari pozisyonlar da alternatifler arasında tartışılıyor.
Ancak iç değerlendirmeleri paylaşmak adına isimlerinin açıklanmasını istemeyen iki kıdemli EPP milletvekili, merkez solun şart koşacak kadar güçlü olmadığını savunarak bu tür taviz iddialarını gerçekçi bulmadıklarını ifade etti.
Sosyalistler, Metsola’nın kendileri yerine, arasında oldukça popüler olduğu sağ ve aşırı sağ grupların desteğine de yönelebileceğinin farkında bulunuyor.
Kalkınma Komisyonu Başkanı olan İrlandalı liberal milletvekili Barry Andrews, “EPP içinde birçok kişinin aşırı sağ ile resmi olarak çalışmaya açık olduğu görülüyor. Başkan Metsola’nın duruşunu netleştirmesi gerekiyor. Yeniden seçilmesi durumunda aşırı sağcılar parlamentoda üst düzey siyasi roller üstlenecek mi?” sorusunu yöneltti.
Olası bir uzlaşmanın EPP, Sosyalistler ve Renew arasında yazılı taahhütler içermesi bekleniyor. Renew lideri Valérie Hayer, başkan adaylarının Avrupa yanlısı çoğunluğun bir arada kalacağını garanti etmesi ve EPP’nin yasaları geçirmek için sağa yönelmekten vazgeçmesi gerektiğini savunuyor.
Sosyalistlerin ise dönemin başında imzalanan işbirliği anlaşmasının defalarca göz ardı edilmesini gerekçe göstererek genel bir ortaklık beyanı yerine, somut politika başlıklarında yazılı sözler talep edeceği belirtiliyor.
S&D Grubu Başkanı Iratxe García, Politico’ya yaptığı açıklamada, “Grubumuz her konuyu müzakere etmeye hazır. Görüşmeler sadece makamlarla ilgili olmayacak, siyasi taahhütleri de kapsayacak” dedi.
Sosyalistler için karar anı: Metsola’ya rakip çıkarılacak mı?
S&D grubunun en büyük ulusal delegasyonları arasındaki güç paylaşımı anlaşmasına göre, parlamento başkanlığının dönemin ortasında Almanya Sosyal Demokrat Partisine (SPD) geçmesi gerekiyor.
AP Başkan Yardımcısı ve eski Almanya Adalet Bakanı Katarina Barley, bu makam için en doğal aday olarak görülüyordu. Ancak Barley henüz adaylığını açıklamadı ve SPD, Metsola’nın favori olduğu bir yarışa girip girmemeyi tartışmaya devam ediyor.
Bazı gruplar, Sosyalistlerin seçimi kaybetme ihtimali olsa bile başkanlığı savaşmadan bırakmayacaklarını göstermek ve müzakere güçlerini artırmak için bir aday çıkarması gerektiğini savunuyor.
Buna karşın, sembolik bir aday göstermenin grubun zayıflığını ifşa edebileceğini ve müttefiklerinin EPP ile ayrı anlaşmalar yapmasının önünü açabileceğini düşünenler de bulunuyor.
S&D lideri García, konuya ilişkin kararın tatil sonrasında verileceğini belirtti.
Renew ve Yeşiller: EPP ile anlaşma zamanlaması
Renew ve Yeşiller, EPP’nin yasama süreçlerinde sağ ve aşırı sağ ile hareket ettiği dönemlerde çoğunlukla Sosyalistlerle ortak hareket etti. Ancak üst düzey görev paylaşımı mücadelesinde bu blokun korunması zor görünüyor.
Sosyalistlerin henüz bir aday belirlememesi ve Metsola’yı yenme şansının düşük görülmesi nedeniyle pek çok liberal ve Yeşiller milletvekili, EPP ile müzakerelere başlamak için beklemenin anlamsız olduğunu düşünüyor.
Kıdemli bir Renew milletvekili, “Renew gayriresmi olarak, pozisyonlarımızın korunması ve adil davranılması halinde Metsola’yı destekleyebileceğimizi iletiyor. Kör bir bağlılığımız yok ancak Metsola erişilebilir, saygın ve çalışkan bir isim” değerlendirmesinde bulundu.
Yeşiller grubunun da geçen hafta Strazburg’da strateji değerlendirmesi yaptığı öğrenildi. Toplantıda bir kesim Metsola ile erken bir anlaşma yapılmasını savunurken, diğer kesim bunun için henüz erken olduğunu dile getirdi.
Bir Yeşiller milletvekili Sosyalistlerin şansına ilişkin, “Hiç şansları yok” derken, bir diğeri “Zaten seçilecekse, neden şimdiden anlaşıp karşılığında bir şeyler almayalım?” sorusunu sordu.
Milletvekillerini cezbeden unsurlar sadece başkanlık koltuğuyla sınırlı kalmıyor. Sosyalistler, Renew ve Yeşiller, normal şartlarda aşırı sağcı “Avrupa için Vatanseverler” veya “Egemen Uluslar Avrupası” gruplarına gitmesi gereken ancak “kordon sıhhi” (cordon sanitaire) adı verilen gayriresmi tecrit politikasıyla aşırı sağın elinden alınan kritik komisyon başkanlıklarını ve idari koltukları elinde tutuyor.
Mevcut tabloda Yeşiller kültür ve ulaştırma komisyonlarının başkanlıklarını korurken, Sosyalistler fazladan iki AP başkan yardımcılığına sahip bulunuyor. Metsola’yı desteklemek karşılığında bu kazanımları korumak, Yeşiller ve liberaller için kaybedilmesi muhtemel bir yarışta Sosyalistleri takip etmekten daha cazip bir seçenek olarak öne çıkıyor.
Aşırı sağcı Vatanseverler yönetimde yer arıyor
AP’nin en büyük üçüncü grubu konumundaki “Avrupa için Vatanseverler” ittifakı, mecliste herhangi bir başkan yardımcılığı veya komisyon başkanlığı görevini yürütemiyor.
Yasa tasarıları oylanırken aşırı sağa uygulanan tecrit duvarının çatırdamaya başlamasıyla birlikte grup, meclis yönetim organı olan 14 üyeli büroda temsil edilmek istiyor.
Vatanseverler grubunun idari yöneticisi Marieke Ehlers, ilkbaharda yaptığı açıklamada, “Büro bizi de ilgilendiren kararlar alıyor ancak orada bir başkan yardımcımız olmadığı için temsil edilmiyoruz. Her siyasi grubun bu organda temsil edilmesi gerekir” değerlendirmesini yapmıştı.
EPP lideri Weber, aşırı sağa yönetim yetkisi verilmesini kırmızı çizgisi olarak ilan etse de AP başkan yardımcılarının gizli oyla seçilmesi, EPP milletvekillerinin resmi bir anlaşma olmaksızın Vatanseverlerin adayına oy vermesini kolaylaştırabilir.
Kıdemli bir EPP milletvekili, “Yalnızca tek bir başkan yardımcılığı talep ederlerse, bunu elde etme olasılıkları oldukça yüksek” dedi.
Eylül ayında stratejisini belirlemesi beklenen Vatanseverlerin bu süreçteki başarısı, AP’deki tecrit politikasının idari yapıda geçerliliğini koruyup korumadığını da gösterecek.
Siyasi gruplarda liderlik yarışları
Dönem ortası yapılanması çerçevesinde AP’deki siyasi grupların kendi yönetim kadroları da yenilenecek, ancak mevcut liderlerin büyük kısmının yerini koruması bekleniyor.
Yeşiller grubunda, mayıs ayında istifa eden eş başkan Bas Eickhout’un yerine geçecek isim için arayış sürüyor. Adaylar arasında Danimarkalı milletvekili Kira Marie Peter-Hansen, Belçikalı Sara Matthieu ve AP Başkan Yardımcısı Nicolae Ștefănuță’nın adları geçiyor.
Yeşiller’in ekim ayında erken seçim yapma kararı alması üzerine, Sosyalistler ve Renew gruplarının da taze bir yetkiyle pazarlık masasına oturmak amacıyla liderlik seçimlerini öne çekmeyi değerlendirdiği belirtiliyor.
Sol grupta (The Left) ise dönemin başında varılan mutabakat gereği Alman milletvekili Martin Schirdewan’ın eş başkanlık görevini Syriza üyesi Konstantinos Arvanitis’e devretmesi gerekiyor. Ancak Syriza’nın Yunanistan seçimlerinde yaşadığı oy kaybı ve AP’deki sandalye sayısının azalması, görevi devralıp devralmaması gerektiği tartışmalarını beraberinde getirdi. Sol grubun ikinci büyük delegasyonu haline gelen İtalya’daki Beş Yıldız Hareketi ise yönetimde daha etkin bir rol talep ediyor.
Diğer gruplarda ise mevcut liderlerin konumları istikrarlı görünüyor.
On yılı aşkın süredir EPP’nin başında olan Manfred Weber’in değiştirilmesine yönelik bir eğilim bulunmuyor. Sosyalistlerin García ile devam etmesi, Renew grubunun ise Fransız delegasyonunun ağırlığından kaynaklanan bazı rahatsızlıklara rağmen Hayer ile yola devam etmesi bekleniyor.
Avrupalı Muhafazakarlar ve Reformistler (ECR) ile Vatanseverler gruplarının yönetiminde de köklü bir değişiklik öngörülmüyor. Siyasi grup liderlerinin büyük kısmı yaz tatiline kendi koltuklarını güvenceye almış olarak girerken, diğer görevlerin paylaşımı için yürütülecek çetin pazarlıklara hazırlanıyor.
Avrupa
AB’nin genişlemesi için “şimdi ya da asla” zamanı geldi

Financial Times’a göre Avrupa Birliği, 13 yıldır yeni üye kabul etmemesinin ardından genişlemeyi hızlandırma baskısıyla karşı karşıya. Rusya ve Çin’le rekabet bu baskıyı artırırken, birlik içinde yeni üyelerin kabulü konusunda görüş birliği yok. Karadağ reformların yarıdan fazlasını tamamlayarak adaylar arasında önde bulunurken, Ukrayna ile Moldova müzakerelere başladı.
Avrupa Birliği, yeni üyeleri şimdi kabul etmek ile genişlemeyi ertelemek arasında bir tercihle karşı karşıya. Financial Times (FT), aday ülkelerdeki kaynaklara ve AB yetkililerine dayandırdığı “Şimdi ya da asla. AB yeni üyeler kabul etme konusunda ciddi mi?” başlıklı haberinde, 13 yıldır birliğe hiçbir yeni ülkenin katılmamasının Brüksel üzerindeki baskıyı artırdığını yazdı.
Şu anda Karadağ, Ukrayna, Moldova, Arnavutluk, Sırbistan, Kuzey Makedonya, Bosna-Hersek ve Kosova üyelik için sırada bekliyor.
FT’ye göre bu ülkeler arasında Karadağ önde bulunuyor. Ülke reformların yarıdan fazlasını tamamladı; AB, Karadağ’ın üyeliğine ilişkin mevzuatı hazırlamaya başladı ve bütçesinde bu amaçla kaynak ayırdı. Ukrayna ile Moldova ise üyelik müzakerelerine başladı.
Gazetenin aktardığına göre aday ülkeler, Brüksel’in verdiği sözlerin gerçeğe dönüşüp dönüşmeyeceğinden kuşku duyuyor. AB içinde de görüş birliği yok. Bazı ülkeler yeni üyelerin kabulünü desteklerken, bazıları birliğin genişlemenin getireceği yükü kaldıramayacağından endişe ediyor.
AB’nin genişlemeden sorumlu komiseri Marta Kos, genişleme meselesinin artık ekonomiyle değil güvenlikle ilgili olduğunu söyledi. Kos, “Mesele, Avrupalıların yeni gerçeklikler içinde nasıl birlikte çalışabileceği” dedi.
Kos’a göre amaç, başta Rusya ve Çin olmak üzere diğer dünya güçleriyle rekabet edebilecek bir Avrupa oluşturmak.
Viyana’dan analist Ilir Deda da FT’ye yaptığı değerlendirmede AB açısından “şimdi ya da asla” anının geldiğini söyledi. Deda, “AB genişlemeye başlamazsa bu, içeride ve dışarıda kendisine duyulan güvene darbe vuracak” dedi.
Bazı ülkeler aşamalı bütünleşmeyi tartışıyor
AB’deki bazı siyasetçi ve yetkililer, aday ülkelere doğrudan tam üyelik vermek yerine aşamalı bütünleşme seçeneğini öneriyor. Sırbistan da bu yaklaşımı kabul eden ülkeler arasında yer alıyor.
Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vučić, “Bize açık sınırlar ve pazarı verin, başka hiçbir şeye ihtiyacımız yok” dedi.
İrlanda’nın da aralarında bulunduğu diğer Avrupa ülkeleri ise eski usulün korunmasında ısrar ediyor: Önce bütün reformların tamamlanması, ardından üyeliğin gerçekleşmesi.
Haziran ayında Şansölye Friedrich Merz’in “AB-Batı Balkanlar” zirvesi öncesinde sunduğu, Ukrayna’nın oy hakkı olmadan AB’ye üye olmasını öngören plan diğer Avrupalı liderler arasında geniş çaplı eleştiriyle karşılaştı. Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski de planı reddetti.
Geçen sene Kremlin Sözcüsü Dmitri Peskov, Ukrayna’nın Avrupa Birliği’ne muhtemel üyeliğinin ülkenin egemenlik hakkı olduğunu söylemişti. Peskov, bunun askeri bir ittifaka üyelik meselesi olmadığını belirtmişti.
Avrupa
Polonya, Ukrayna üzerindeki Rus füzelerinin vurulmasını tartışmaya açtı

Polonya Dışişleri Bakanı Radosław Sikorski, Rus füzelerinin daha sonra muhtemelen Polonya üzerinde değil, Ukrayna üzerinde vurulmasının ciddi biçimde tartışılması gerektiğini söyledi. Açıklama, Ukrayna’ya Patriot füzeleri sağlanması tartışmaları ve 30 Temmuz gecesi Polonya hava sahasında belirlenen tanımlanamayan cismin ardından yapıldı.
Polonya Dışişleri Bakanı Radosław Sikorski, Ukrayna’ya Patriot füzeleri sağlanması tartışmalarını değerlendirirken Rus füzelerinin daha sonra muhtemelen Polonya üzerinde değil, Ukrayna üzerinde vurulmasının ciddi biçimde ele alınması gerektiğini söyledi.
Bankier.pl portalının aktardığına göre Sikorski, “Bu Rus füzelerini daha sonra, belki de Polonya üzerinde değil de Ukrayna üzerinde vurmanın daha iyi olup olmadığının kesin biçimde söylenip söylenemeyeceği meselesi, partiler arası siyasi mücadelenin rehinesi haline gelmemesi gereken son derece ciddi bir tartışmanın konusudur” dedi.
Polonya Dışişleri Bakanı’na göre Ukrayna’nın şu anda Rus füzelerine karşı koruması yok.
Polonya Dışişleri Bakanlığı, 31 Temmuz’da “Polonya topraklarına bir füzenin düşmesiyle bağlantılı olarak” Rusya’nın büyükelçisini çağırdı. Polonya Başbakanı Donald Tusk ise ülkenin doğusunda meydana gelen patlamanın ardından Varşova’nın “aceleci sonuçlara varmayacağını” söyledi, ancak Rusya’nın muhtemel dahli üzerinde durdu.
Tusk, “Ayrıntılı soruşturma tamamlanana kadar aceleci sonuçlara varmayalım. Tam olarak hangi mühimmatın ateşlendiğinden yüzde 100 emin olmak istiyoruz” dedi.
Rus ordusu, 30 Temmuz gecesi Kiev’de ve Ukrayna’nın batısındaki Lviv, İvano-Frankivsk ve Rivne bölgelerinde, ayrıca Odessa’da Ukrayna Silahlı Kuvvetleri için silah üreten işletmelere geniş çaplı saldırı düzenledi.
Rusya Savunma Bakanlığı, saldırıların yalnızca Ukrayna’nın askeri ve enerji tesisleriyle bunlara bağlı altyapıyı hedef aldığını vurguluyor.
Polonya komutanlığının açıklamasına göre 30 Temmuz gecesi saat 03.40’ta Polonya hava sahasında batıya doğru ilerleyen tanımlanamayan bir cisim belirlendi.
Cismi teşhis etmek ve önlemek üzere bir F-16 savaş uçağı havalandırıldı. Polskie Radio’nun aktardığına göre cisim saat 03.46’da radardan kayboldu.
Polonya’nın doğusundaki Lublin Voyvodalığı’nda güçlü bir patlama sesi duyuldu. Olay yerine giden polis ekipleri, Tarnawa-Kolonia ile Tokary yerleşimleri arasında bir çukur ve tanımlanamayan bir cisme ait dağılmış parçalar buldu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Romanya’daki dron olayı hakkında yaptığı açıklamada, “Şu ya da bu hava aracının hangi menşeden olduğunu, o hava aracı üzerinde inceleme yapılana kadar kimse söyleyemez” dedi.
Putin, Finlandiya’ya ve Baltık ülkelerine de “Ukrayna dronlarının girdiğini” belirterek, “İlk tepki tam da şimdi Romanya’da olduğu gibiydi. Eyvah. Ruslar geliyor, Ruslar vuruyor. Sonra kısa bir süre içinde bunun Rus hava araçlarıyla hiçbir ilgisi olmadığı ortaya çıkıyordu. Bunlar Ukrayna menşeli dronlardı. Rotalarını şaşırmışlardı” diye konuştu.
Putin daha önce de Rusya’nın Avrupa’da dronlarla vurulacak hedefleri bulunmadığını ve Rusya’nın “Lizbon’a kadar uçabilen” dronlara sahip olmadığını söylemişti.
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da Rusya’nın Avrupa ve NATO ülkelerine hiçbir zaman dron ya da füze yöneltmediğini söylemişti.
Lavrov, “Biz hiçbir zaman sivil hedeflere saldırmıyoruz, olaylar meydana geliyor, ancak biz hiçbir zaman gökyüzüne kasıtlı ateş açmıyoruz ve dronlarımızı ya da füzelerimizi Avrupa’da bulunan devletlere ve Kuzey Atlantik İttifakı ülkelerine hiçbir zaman yöneltmiyoruz” demişti.
Kremlin ise ABD’nin Ukrayna’ya Patriot üretim lisansı verme kararı aldığı yönündeki haberlerin ardından şu açıklamayı yapmıştı:
“Patriot’a gelince, evet, bu apaçık bir gerçek: ABD Ukrayna’ya silah ve askeri teknoloji sevkiyatını bütün hızıyla sürdürüyor. Gerçekten de böyle, bunu biliyoruz. Pembe gözlük takmıyoruz, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin de bunu çok iyi biliyor.”
Avrupa
Brunner: AB, sınır kontrolü konusunda komşularına güvenemez

AB Göç Komiseri Magnus Brunner, dış sınırların kontrolünün komşu ülkelerin iyi niyetine bağlı olması halinde, bloğun izinsiz göçe karşı savunmasız kalacağı uyarısında bulundu.
Brunner’in açıklamaları, Fas’tan İspanya’nın Ceuta eksklavına yönelik büyük bir göç dalgasının yaşanmasından bir hafta sonra, Avrupa Parlamentosu’nun sivil özgürlükler komitesinin olağanüstü toplantısında geldi.
Bu olay, AB’nin sınırlarını nasıl güvence altına alması gerektiği konusundaki tartışmaları yeniden alevlendirdi.
Brunner şunları söyledi:
“Son birkaç gün içinde Ceuta’da gördüklerimiz… dayanıklılığımızın ve aynı zamanda dış sınırlarımızın güvenliğinin bir sınamasıydı. Elbette komşularımızla işbirliği yapmalıyız. Fakat kontrol, tek bir komşu devletin iyi niyetine bağlı olduğu sürece, biz … savunmasız kalırız.”
Brunner, geçen hafta Ceuta’da yaklaşık 72.000 göçmenin İspanyol eksklavına zorla girmesiyle yaşanan olayları, “kaçakçılıkla mücadele etmek için güçlü ve etkili bir araca ve farklı araçlara ihtiyacımız olduğunun somut kanıtı” olarak nitelendirdi.
Toplantıya katılan Ceuta Belediye Başkanı Juan Jesús Vivas, kitlesel sınır geçişi sırasında yaklaşık 100 kişinin hayatını kaybettiğini ve 3.000 ile 5.000 arasında kişinin bu eksklavda kaldığını belirtti.
Brunner, AB’nin blokla sınırı olan ülkelerin işbirliğini sağlamak için elindeki tüm etki araçlarını kullanması gerektiğini söyledi:
“Mesele, ortaklarla yapılan çalışmaları daha da güçlendirmek… Bu yasadışı göçü durdurmak, etkili geri dönüşleri sağlamak ve insanların kendi ülkelerinde doğru fırsatlara kavuşmasını sağlamak için kapsamlı ortaklıkları pekiştirerek göç diplomasisini hızlandırmamız gerekiyor.”
Brunner, AB dışı ülkelerle işbirliğinin “çünkü buradaki amaç, bu tür olayların bir daha asla yaşanmamasını sağlamak” olduğu için hayati önem taşıdığını belirtti.
Muhafazakâr Avusturyalı komisyon üyesinin partisinden arkadaşı Entegrasyon Bakanı Claudia Bauer ise perşembe günü yaptığı yazılı açıklamada, İspanyol basınına atıfta bulunarak Ceuta’da 15 Ağustos’ta “başka bir toplu geçiş girişimi” yaşanabileceği uyarısında bulundu.
“Başka bir toplu geçiş girişimi olduğuna dair haberler ışığında, İspanya Afrika’daki enklavlarında sınır korumasını derhal ve önemli ölçüde güçlendirmeli ve bu sefer sınırların aşılmayacağından emin olmalıdır.”
Dünya Basını2 hafta önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi1 hafta öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Dünya Basını2 hafta önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Dünya Basını2 hafta önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Avrupa2 hafta önce‘Yeraltı ülkesi’ geri geliyor: İsviçre sığınaklarında yeni ‘savaş düzenlemesi’
Dünya Basını5 gün önceMilyarder Elon Musk: Paranın hiçbir değerinin kalmayacağı döneme giriyoruz
Asya1 hafta önceÇin, ileri düzey çip üretimi açısından kritik önemedeki yerli litografi makinelerinin seri üretimine başladı
Dünya Basını1 hafta önceABD-Japonya ittifakını savaşa hazır hâle getirmek için altı maddelik plan












