Avrupa
Avrupa Parlamentosunda görev değişimi sancısı kapıda

Avrupa Parlamentosu milletvekilleri, Roberta Metsola’nın başkanlık koltuğunu koruyup koruyamayacağını ve üst düzey görevlerin siyasi gruplar arasındaki dağılımını belirleyecek sancılı bir pazarlık sürecinin gölgesinde yaz tatiline giriyor. Meclisin 31 Ağustos’ta yeniden açılmasıyla hız kazanacak müzakerelerde başkanlık, 14 başkan yardımcılığı, 26 komisyon başkanlığı ve 78 başkan yardımcılığı koltuğu yeniden dağıtılacak.
Avrupa Parlamentosu (AP) milletvekilleri, yaz tatiline girerken çözülmesi gereken kritik siyasi başlıklarla karşı karşıya.
Bu başlıklar arasında Sosyalistlerin Roberta Metsola’nın başkanlığına meydan okuyup okumayacağı, Metsola’nın siyasi ailesi Avrupa Halk Partisinin (EPP) koltuğu korumak için ne gibi tavizler vereceği ve her siyasi grubun meclisteki üst düzey pozisyonlardan aldığı payı nasıl koruyacağı yer alıyor.
Milletvekillerinin 31 Ağustos’ta görevlerine dönmesiyle birlikte, AP’nin dönem ortası yeniden yapılanmasına yönelik müzakereler yoğunlaşacak.
Süreçte başkanlık koltuğunun yanı sıra 14 başkan yardımcılığı, 26 komisyon başkanlığı, 78 komisyon başkan yardımcılığı ve nüfuzlu koordinatörlük görevleri yeniden belirlenecek.
Bu mücadele, 2024 seçimlerinden bu yana parlamentoya yön veren ittifakları test edecek ve sağ ile aşırı sağ grupların kurum yönetiminde daha etkin bir rol üstlenip üstlenmeyeceğini netleştirecek.
EPP lideri Manfred Weber, yaz öncesinde somut bir gelişme olmayacağını belirterek “sakin bir yaz” çağrısında bulunsa da altı haftalık tatilin, milletvekillerinin oy hesabı yapmasını, ittifak senaryoları geliştirmesini ve hangi pozisyonlar için mücadele edeceklerine karar vermesini engellemesi beklenmiyor.
Politico’ya konuşan 20 milletvekili, danışman ve AP yetkilisine göre, bu yaz döneminde parlamentonun gündemini meşgul edecek beş temel dosya öne çıkıyor.
EPP için öncelik: Metsola’yı koltukta tutmanın bedelini belirlemek
Milletvekillerinin büyük kısmı, AP Başkanı Roberta Metsola’nın üçüncü dönem için aday olacağını öngörüyor. Metsola henüz adaylığını resmi olarak açıklamasa da diğer siyasi gruplar hazırlıklarını bu ihtimale göre yürütüyor.
EPP için temel sorun, Sosyalistlerin (S&D), dönemin başında EPP ve liberal eğilimli Renew Europe ile yapılan ancak yayımlanmayan anlaşma uyarınca başkanlığın kendilerine geçmesi gerektiğini savunması olarak gösteriliyor.
Bu durum EPP’yi, Sosyalistlerin desteğini almak için ne kadar ileri gidebileceğini ya da bu desteğe gerçekten ihtiyaç duyup duymadığını değerlendirmeye zorluyor.
Pazarlık masasındaki en büyük ödüllerden biri, şu anda Metsola’nın eski özel kalem müdürü olan ve EPP’ye yakınlığıyla bilinen Alessandro Chiocchetti’nin yürüttüğü AP Genel Sekreterliği görevi olarak değerlendiriliyor. Siyasi gözlemciler, grubun kurumun en güçlü idari makamlarından birini devretmeye sıcak bakmayacağına dikkati çekiyor.
Sosyalistleri ikna etmek için ek başkan yardımcılıkları, komisyon başkanlıkları ya da genel müdürlük gibi üst düzey idari pozisyonlar da alternatifler arasında tartışılıyor.
Ancak iç değerlendirmeleri paylaşmak adına isimlerinin açıklanmasını istemeyen iki kıdemli EPP milletvekili, merkez solun şart koşacak kadar güçlü olmadığını savunarak bu tür taviz iddialarını gerçekçi bulmadıklarını ifade etti.
Sosyalistler, Metsola’nın kendileri yerine, arasında oldukça popüler olduğu sağ ve aşırı sağ grupların desteğine de yönelebileceğinin farkında bulunuyor.
Kalkınma Komisyonu Başkanı olan İrlandalı liberal milletvekili Barry Andrews, “EPP içinde birçok kişinin aşırı sağ ile resmi olarak çalışmaya açık olduğu görülüyor. Başkan Metsola’nın duruşunu netleştirmesi gerekiyor. Yeniden seçilmesi durumunda aşırı sağcılar parlamentoda üst düzey siyasi roller üstlenecek mi?” sorusunu yöneltti.
Olası bir uzlaşmanın EPP, Sosyalistler ve Renew arasında yazılı taahhütler içermesi bekleniyor. Renew lideri Valérie Hayer, başkan adaylarının Avrupa yanlısı çoğunluğun bir arada kalacağını garanti etmesi ve EPP’nin yasaları geçirmek için sağa yönelmekten vazgeçmesi gerektiğini savunuyor.
Sosyalistlerin ise dönemin başında imzalanan işbirliği anlaşmasının defalarca göz ardı edilmesini gerekçe göstererek genel bir ortaklık beyanı yerine, somut politika başlıklarında yazılı sözler talep edeceği belirtiliyor.
S&D Grubu Başkanı Iratxe García, Politico’ya yaptığı açıklamada, “Grubumuz her konuyu müzakere etmeye hazır. Görüşmeler sadece makamlarla ilgili olmayacak, siyasi taahhütleri de kapsayacak” dedi.
Sosyalistler için karar anı: Metsola’ya rakip çıkarılacak mı?
S&D grubunun en büyük ulusal delegasyonları arasındaki güç paylaşımı anlaşmasına göre, parlamento başkanlığının dönemin ortasında Almanya Sosyal Demokrat Partisine (SPD) geçmesi gerekiyor.
AP Başkan Yardımcısı ve eski Almanya Adalet Bakanı Katarina Barley, bu makam için en doğal aday olarak görülüyordu. Ancak Barley henüz adaylığını açıklamadı ve SPD, Metsola’nın favori olduğu bir yarışa girip girmemeyi tartışmaya devam ediyor.
Bazı gruplar, Sosyalistlerin seçimi kaybetme ihtimali olsa bile başkanlığı savaşmadan bırakmayacaklarını göstermek ve müzakere güçlerini artırmak için bir aday çıkarması gerektiğini savunuyor.
Buna karşın, sembolik bir aday göstermenin grubun zayıflığını ifşa edebileceğini ve müttefiklerinin EPP ile ayrı anlaşmalar yapmasının önünü açabileceğini düşünenler de bulunuyor.
S&D lideri García, konuya ilişkin kararın tatil sonrasında verileceğini belirtti.
Renew ve Yeşiller: EPP ile anlaşma zamanlaması
Renew ve Yeşiller, EPP’nin yasama süreçlerinde sağ ve aşırı sağ ile hareket ettiği dönemlerde çoğunlukla Sosyalistlerle ortak hareket etti. Ancak üst düzey görev paylaşımı mücadelesinde bu blokun korunması zor görünüyor.
Sosyalistlerin henüz bir aday belirlememesi ve Metsola’yı yenme şansının düşük görülmesi nedeniyle pek çok liberal ve Yeşiller milletvekili, EPP ile müzakerelere başlamak için beklemenin anlamsız olduğunu düşünüyor.
Kıdemli bir Renew milletvekili, “Renew gayriresmi olarak, pozisyonlarımızın korunması ve adil davranılması halinde Metsola’yı destekleyebileceğimizi iletiyor. Kör bir bağlılığımız yok ancak Metsola erişilebilir, saygın ve çalışkan bir isim” değerlendirmesinde bulundu.
Yeşiller grubunun da geçen hafta Strazburg’da strateji değerlendirmesi yaptığı öğrenildi. Toplantıda bir kesim Metsola ile erken bir anlaşma yapılmasını savunurken, diğer kesim bunun için henüz erken olduğunu dile getirdi.
Bir Yeşiller milletvekili Sosyalistlerin şansına ilişkin, “Hiç şansları yok” derken, bir diğeri “Zaten seçilecekse, neden şimdiden anlaşıp karşılığında bir şeyler almayalım?” sorusunu sordu.
Milletvekillerini cezbeden unsurlar sadece başkanlık koltuğuyla sınırlı kalmıyor. Sosyalistler, Renew ve Yeşiller, normal şartlarda aşırı sağcı “Avrupa için Vatanseverler” veya “Egemen Uluslar Avrupası” gruplarına gitmesi gereken ancak “kordon sıhhi” (cordon sanitaire) adı verilen gayriresmi tecrit politikasıyla aşırı sağın elinden alınan kritik komisyon başkanlıklarını ve idari koltukları elinde tutuyor.
Mevcut tabloda Yeşiller kültür ve ulaştırma komisyonlarının başkanlıklarını korurken, Sosyalistler fazladan iki AP başkan yardımcılığına sahip bulunuyor. Metsola’yı desteklemek karşılığında bu kazanımları korumak, Yeşiller ve liberaller için kaybedilmesi muhtemel bir yarışta Sosyalistleri takip etmekten daha cazip bir seçenek olarak öne çıkıyor.
Aşırı sağcı Vatanseverler yönetimde yer arıyor
AP’nin en büyük üçüncü grubu konumundaki “Avrupa için Vatanseverler” ittifakı, mecliste herhangi bir başkan yardımcılığı veya komisyon başkanlığı görevini yürütemiyor.
Yasa tasarıları oylanırken aşırı sağa uygulanan tecrit duvarının çatırdamaya başlamasıyla birlikte grup, meclis yönetim organı olan 14 üyeli büroda temsil edilmek istiyor.
Vatanseverler grubunun idari yöneticisi Marieke Ehlers, ilkbaharda yaptığı açıklamada, “Büro bizi de ilgilendiren kararlar alıyor ancak orada bir başkan yardımcımız olmadığı için temsil edilmiyoruz. Her siyasi grubun bu organda temsil edilmesi gerekir” değerlendirmesini yapmıştı.
EPP lideri Weber, aşırı sağa yönetim yetkisi verilmesini kırmızı çizgisi olarak ilan etse de AP başkan yardımcılarının gizli oyla seçilmesi, EPP milletvekillerinin resmi bir anlaşma olmaksızın Vatanseverlerin adayına oy vermesini kolaylaştırabilir.
Kıdemli bir EPP milletvekili, “Yalnızca tek bir başkan yardımcılığı talep ederlerse, bunu elde etme olasılıkları oldukça yüksek” dedi.
Eylül ayında stratejisini belirlemesi beklenen Vatanseverlerin bu süreçteki başarısı, AP’deki tecrit politikasının idari yapıda geçerliliğini koruyup korumadığını da gösterecek.
Siyasi gruplarda liderlik yarışları
Dönem ortası yapılanması çerçevesinde AP’deki siyasi grupların kendi yönetim kadroları da yenilenecek, ancak mevcut liderlerin büyük kısmının yerini koruması bekleniyor.
Yeşiller grubunda, mayıs ayında istifa eden eş başkan Bas Eickhout’un yerine geçecek isim için arayış sürüyor. Adaylar arasında Danimarkalı milletvekili Kira Marie Peter-Hansen, Belçikalı Sara Matthieu ve AP Başkan Yardımcısı Nicolae Ștefănuță’nın adları geçiyor.
Yeşiller’in ekim ayında erken seçim yapma kararı alması üzerine, Sosyalistler ve Renew gruplarının da taze bir yetkiyle pazarlık masasına oturmak amacıyla liderlik seçimlerini öne çekmeyi değerlendirdiği belirtiliyor.
Sol grupta (The Left) ise dönemin başında varılan mutabakat gereği Alman milletvekili Martin Schirdewan’ın eş başkanlık görevini Syriza üyesi Konstantinos Arvanitis’e devretmesi gerekiyor. Ancak Syriza’nın Yunanistan seçimlerinde yaşadığı oy kaybı ve AP’deki sandalye sayısının azalması, görevi devralıp devralmaması gerektiği tartışmalarını beraberinde getirdi. Sol grubun ikinci büyük delegasyonu haline gelen İtalya’daki Beş Yıldız Hareketi ise yönetimde daha etkin bir rol talep ediyor.
Diğer gruplarda ise mevcut liderlerin konumları istikrarlı görünüyor.
On yılı aşkın süredir EPP’nin başında olan Manfred Weber’in değiştirilmesine yönelik bir eğilim bulunmuyor. Sosyalistlerin García ile devam etmesi, Renew grubunun ise Fransız delegasyonunun ağırlığından kaynaklanan bazı rahatsızlıklara rağmen Hayer ile yola devam etmesi bekleniyor.
Avrupalı Muhafazakarlar ve Reformistler (ECR) ile Vatanseverler gruplarının yönetiminde de köklü bir değişiklik öngörülmüyor. Siyasi grup liderlerinin büyük kısmı yaz tatiline kendi koltuklarını güvenceye almış olarak girerken, diğer görevlerin paylaşımı için yürütülecek çetin pazarlıklara hazırlanıyor.
Avrupa
Alman özel kuvvetleri Rusya ile savaşa hazırlanıyor

Almanya Özel Kuvvetler Komutanlığı, eğitim programını Rusya ile olası bir çatışma senaryosuna göre yeniden yapılandırarak arazide uzun süreli muharebe hazırlıklarına odaklandı. Dört saat içinde intikal kabiliyetine sahip yaklaşık 1500 kişilik birlikte, aşırı soğuk hava şartları ve konvansiyonel ordu tehditlerine karşı eğitimler ağırlık kazandı.
Almanya Özel Kuvvetler Komutanlığı (KSK), eğitim ve harekât doktrinini Rusya ile olası bir savaş senaryosuna göre baştan aşağı yeniliyor.
Bild gazetesine konuşan KSK Komutanı Tuğgeneral Andreas Kühne, planlama ve tatbikatlarda doğrudan Rusya’yı hasım olarak merkeze aldıklarını söyledi.
Özel kuvvetlerin geçmişte operasyonlarını çoğunlukla üç gün gibi kısa süreler için planlayıp ardından üsse dönecek şekilde kurguladığını hatırlatan Kühne, yeni dönemde askerlerin arazide çok daha uzun süre kalmak zorunda kalacağını, harekâtın ilk aşamasında görev süresinin tamamen belirsiz olabileceğini dile getirdi.
Almanya’nın Baltık ülkelerinde icra edilen tatbikatlar sırasında özel kuvvetlerinin kabiliyetlerini sahada gösterdiğini belirten Kühne, bu caydırıcılığın NATO’ya yönelik bir saldırının ağır kayıplara yol açacağı konusunda Moskova’ya açık bir mesaj vermeyi amaçladığını vurguladı.
Alman komutan, “Putin bizim muharebe gücümüzü biliyor” diye konuştu.
Yeni eğitim programı, Alman komandolarını tanklar, ağır topçu bataryaları, insansız hava araçları ve gelişmiş elektronik harp sistemlerine sahip konvansiyonel bir orduyla çatışmaya hazırlıyor.
Birlikler aynı zamanda aşırı soğuk hava şartlarında hayatta kalma ve savaşma talimleri yaparak NATO’nun doğu kanadındaki operasyonel senaryolara odaklanıyor.
Rusya ile sıcak bir çatışma çıkması durumunda KSK’nin Alman ordusunun ana muharip unsurlarından daha önce harekete geçmesi planlanıyor.
Özel kuvvetler, Litvanya’da konuşlu bulunan 45. Zırhlı Tugay muharebeye girmeden önce sahada kendilerine verilen kritik görevleri tamamlamayı hedefliyor.
Kühne, birliğin alarm verilmesini izleyen dört saat içinde Stuttgart’tan havalanabilecek intikal hazırlığına sahip olduğuna dikkat çekti.
Aşırı sağ tartışmalarından konvansiyonel savaşa
Karargâhı Calw kentindeki Zeppelin kışlasında yer alan KSK bünyesinde yaklaşık 1500 personel görev yapıyor, ancak bu kadronun yalnızca üçte biri doğrudan komando sınıfında muharip askerlerden oluşuyor.
Kadro doluluk oranı yüzde 70 ile yüzde 80 arasında seyreden birliğe girmek için başvuran adayların sadece yüzde 15’inden biraz fazlası zorlu eleme sürecini geçebiliyor.
Muharebe hazırlığı kapsamında personelin her yıl eğitimlerde 500 bin civarında fişek harcadığı belirtilirken, askerler yoğun güç geliştirme, yüzme ve göğüs göğüse çarpışma eğitimlerinden geçiyor.
Kurulduğu 1996 yılından bu yana rehinelerin kurtarılması, terörle mücadele, çatışma bölgelerinden tahliye operasyonları ve düşman hatlarının gerisinde keşif görevleri icra eden KSK, Afganistan’da da Taliban’a karşı savaştı.
Birlik, birkaç yıl önce aşırı sağcı skandallarla sarsılmış ve lağvedilme tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştı.
Bu süreçte askerler arasında Nazi selamı verilmesi, domuz kafalarıyla eğlence düzenlenmesi, mühimmatların gizemli şekilde kaybolması ve bir askerin evinde yasa dışı silah ve patlayıcı deposu ele geçirilmesi kamuoyunda büyük tepki topladı.
Skandalların ardından 2020 yılında KSK’nin bir bölüğü tamamen dağıtıldı. Komutan Kühne, benzer disiplin suçları ve aşırı sağcı vakaların günümüzde son derece azaldığını, ancak bu tür eğilimlerin bütünüyle ortadan kalkmadığını kabul ediyor.
Almanya cephesinde Rusya’ya yönelik hazırlıklar yalnızca kara unsurlarıyla da sınırlı değil. Haziran ayında Almanya Hava Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Holger Neumann, Rusya’nın NATO topraklarına saldırması halinde Alman savaş uçaklarının Rus askeri hedeflerine doğrudan saldırı düzenlemeye hazır olduğunu açıklamıştı.
Neumann; Kaliningrad bölgesi, Kola Yarımadası, Sankt Petersburg çevresi ve Karadeniz’deki noktaları olası hedefler arasında sayarak “Topraklarımızın her karışını savunacağız” ifadelerini kullanmıştı.
Avrupa
Bakanlıklarda yarı yarıya tensikat: Hollanda bürokrasiyi yapay zekaya devrediyor

Hollanda hükümeti, yapay zeka entegrasyonu ve bürokrasiyi azaltma reformu kapsamında 25 bin kamu çalışanının işine son vermeyi planlıyor. Bakanlıklar ve teftiş kurumlarında yüzde 60’a varan tensikat öngören planla, 2035’ten itibaren her yıl 3,5 milyar avro tasarruf hedefleniyor.
Hollanda hükümeti, kamu sektöründe verimliliği artırmak ve yapay zeka teknolojilerini devreye sokmak amacıyla yaklaşık 25 bin memurun görevine son vermeye hazırlanıyor.
Bloomberg’in aktardığı plana göre Lahey yönetimi, kamu kadrolarında gidilecek bu tensikatla 2027 yılına kadar her yıl 900 milyon avro, 2035 yılından itibaren ise yıllık 3,5 milyar avro tasarruf sağlamayı hedefliyor.
İşten çıkarmalar öncelikli olarak bakanlıkları, denetim müfettişliklerini ve idari icra kurumlarını kapsayacak.
Ancak planlanan kesintiler her kamu kurumuna aynı oranda yansımayacak; polis teşkilatı ile savunma sektörü kapsamlı tensikat dalgasından daha az etkilenecek.
Etkin Yönetimden Sorumlu Devlet Sekreteri Eric van den Burg, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Merkezi hükümetin gerçekten verimli çalışması; daha yalın, daha akıllı ve daha küçük hale gelmesi için zor kararlar alacağız” ifadelerini kullandı.
Hükümet verilerine göre ülkedeki kamu personeli sayısı, geçmiş hükümetlerin kadroları daraltma yönündeki vaatlerine rağmen 2025 yılının sonu itibarıyla rekor düzeye çıkarak 160 bine ulaştı.
Bu rakam, kamudaki çalışan sayısının 2018 yılına kıyasla yüzde 41 oranında arttığını gösteriyor.
Eric van den Burg’un parlamentoya sunduğu mektupta yer alan ayrıntılar, bakanlıkların, denetim birimlerinin ve icra dairelerinin belirli kollarında personel sayısının yüzde 45 ila 60 oranında azaltılabileceğini ortaya koyuyor.
Yönetim, idari yükü hafifleterek gereksiz bürokratik prosedürleri yürürlükten kaldırmayı ve kamu çalışanlarının iş verimini yükseltmeyi hedefliyor.
Reformun temel ayaklarından birini, işlevsiz hale gelen ya da aşırı bürokratik yük yaratan 500 kural ve düzenlemenin tamamen iptal edilmesi oluşturuyor.
Hükümet, yasal mevzuatı ve işleyiş kurallarını sadeleştirerek yeni personel ihtiyacını asgari düzeye indirmeyi ve kamu kurumlarında yapay zekadan daha yaygın biçimde faydalanmayı amaçlıyor.
Kamuda yapay zekaya dayalı küçülme eğilimi farklı ülkelerde ve özel sektörde de adımlar atılmasına yol açıyor.
Özbekistan’da Ekim 2025 tarihinde ulusal mevzuat veri tabanında yayımlanan Cumhurbaşkanı Şavkat Mirziyoyev imzalı kararnameyle, yapay zeka uygulamalarına geçiş paralelinde 2 binden fazla kamu görevlisinin kadrosunun tasfiye edileceği duyurulmuştu.
Öte yandan teknoloji devleri Microsoft ve Meta da yapay zeka alanındaki yüksek maliyetli yatırımları nedeniyle iş gücünde kesintiye gitme kararı almıştı.
Avrupa
Fonların gölgedeki patronu: Davalar İngiliz milyarderin peşini bırakmıyor

Yönettiği 12 milyar dolarlık fon ağına rağmen kamuoyundan gizlenen İngiliz milyarder Peter de Putron, Williams Formula 1 takımı ve ABD’deki 2,8 milyar dolarlık enerji projesini kapsayan davalar nedeniyle gündemde. Mahkemelerin ifade çağrıları, Jersey Adası’ndaki adresinde bulunamayan ve Birleşik Krallık siyasetine milyonluk bağışlar yapan milyarderin gizlilik kalkanını zorluyor.
Finans piyasalarında algoritmik işlemlerle devasa bir servet edinen İngiliz milyarder Peter de Putron, onlarca yıldır kamuoyunun radarından titizlikle kaçmayı başardı.
İnternette tek bir karesi dahi yer almayan, randevu adreslerini buluşmaya birkaç dakika kala bildiren ve eski tanıdıklarının bile telefon numarasına ulaşamadığı finansçı, iş dünyasının en kapalı figürlerinden biri olarak biliniyor.
Fakat Formula 1 takımı Williams’ı ve ABD’deki dev bir veri merkezi yatırımını kapsayan yargı süreçleri, gizem perdesini aralamaya başladı.
Financial Times’ın haberine göre, mahkemelerden çıkan celp ve inceleme kararları, de Putron’u iş ağının ayrıntılarını ve kişisel bilgilerini açıklamaya zorlayabilir.
De Putron’un servetinin omurgasını, Londra merkezli G-Research şirketi oluşturuyor. Finans piyasaları için alım satım yazılımları ve tahmin modelleri üreten bu yapı, hisse senedi alıp satmıyor; yalnızca verileri tarayıp piyasa hareketlerini öngören algoritmalar hazırlıyor.
Şirketin rakiplerinden biri, bu modelleri kullanan ve de Putron ile bağlantılı olan yatırım fonunun 10 milyar dolar ile 12 milyar dolar arasında varlık yönettiğini tahmin ediyor.
G-Research bünyesinde üretilen tahminler, doğrudan Birleşik Krallık dışındaki ilişkili şirketlere iletiliyor. Financial Times, bu yapının milyardere operasyonlarının kayda değer bölümünü düşük vergili yargı bölgelerinden yürütme imkanı verdiğini yazıyor.
Örneğin bağlantılı şirketlerden biri, şirket sahipliğine dair şeffaflık kurallarının oldukça gevşek tutulduğu Marshall Adaları’nda tescil edilmiş vaziyette.
İlk yatırım fonunu 1997 yılında Amerikalı milyarder George Soros’un desteğiyle kuran de Putron, zamanla odağını tümüyle bilgisayar algoritmalarıyla yürütülen ticarete çevirdi.
Finansçı, 2001 senesinde daha sonra G-Research adını alacak olan Gloucester Research şirketini hayata geçirdi. O tarihten bu yana kişisel hayatını neredeyse mutlak bir gizlilikle yürütüyor.
Gazeteye konuşan kaynaklar, de Putron’un toplantılara katılacak kişilerden elektronik cihaz getirmemelerini talep ettiğini aktarıyor.
The Wall Street Journal’a konuşan bir tanıdığı ise milyarderin katıldığı ender bir etkinlikte hem iç mekanda hem dışarıda çıkarmadığı şapkası, trençkotu ve güneş gözlükleriyle adeta klasik bir casus kılığında dolaştığını anlatıyor.
Benzer bir tecrit kültürü G-Research içinde de geçerli. Çalışanların şirket içi bilgileri dışarı aktarması kesin bir dille yasaklanırken, işten ayrılanların rakip kurumlara geçişi de ağır sözleşme şartlarıyla sınırlandırılıyor.
Ofis içi bilgi akışını kesmek amacıyla departmanlar arasına katı bariyerler örülmüş durumda; çalışanlar diğer birimlerin ne tür projeler üzerinde çalıştığını dahi göremiyor.
Şirket, verileri korumak için özel olarak geliştirilmiş yüksek güvenlik altyapıları kullanıyor.
Hukuki ihtilaflar gizlilik kalkanını zorluyor
Milyarderin yatırımları finans piyasalarıyla sınırlı kalmadı.
De Putron, savunma sanayisine teknoloji geliştiren girişimlere ve Formula 1 takımı Williams’ın sahibi Dorilton Capital’a sermaye sağladı.
Financial Times ayrıca, de Putron ile ABD’nin Güney Carolina eyaletinde 2,8 milyar dolarlık devasa bir veri merkezi ve 460 megavatlık enerji santrali inşaatını finanse eden NorthMark şirketi arasında bağlar saptadı.
Fakat her iki yatırım da de Putron’un adını yargı kayıtlarına taşıdı. Güney Carolina’daki projeye karşı çıkan bölge sakinleri, inşaat şirketinin projenin gerçek boyutlarını gizlediğini öne sürerek dava açtı.
Formula 1 kanadında ise Williams takımının eski pazarlama direktörü Claudia Schwarz, Dorilton ve doğrudan de Putron aleyhine dava açtı.
Yargılama sürecinde mahkeme de Putron’un ifadesinin alınmasına izin verdi. Ancak tebligat memurları, Manş Denizi’ndeki Jersey Adası’nda kayıtlı adrese iki kez gitmelerine karşın milyardere resmi evrakı teslim edemedi. Hukukçular, bu süreçlerin финансисті gizlilik kalkanını delmeye mecbur bırakabileceğini değerlendiriyor.
De Putron’un ilişkiler ağı Birleşik Krallık siyasetine ve sivil toplumuna kadar uzanıyor.
Financial Times verilerine göre, milyarderin kontrolündeki şirketler İngiltere Muhafazakar Partisi’ne yaklaşık 1 milyon sterlin bağışladı.
Eşi Hayley de Putron adına kurulan yardım vakfı ise İngiliz kraliyet ailesinin himayesindeki kuruluşlara milyonlarca sterlinlik kaynak aktardı.
Hatta 2017 yılında dönemin Galler Prensi Charles, Hayley de Putron’a yardımlarından ötürü açık teşekkür iletmişti.
İngiliz The Guardian gazetesinin 2016 tarihli araştırması da milyardere ait şirketlerin Muhafazakar Parti kasasına yüz binlerce sterlin yatırdığını ve İngiltere’nin Avrupa Birliği ile ilişkilerini sorgulayan düşünce kuruluşlarına sermaye aktardığını ortaya koymuştu.
Bu kuruluşların başında gelen Open Europe’a doğrudan Gloucester Research üzerinden aktarılan tutar yaklaşık 700 bin sterline ulaşıyor.
De Putron aynı zamanda eski Birleşik Krallık Bakanı Andrea Leadsom ile akrabalık bağı taşıyor; finansçı, Leadsom’ın kız kardeşiyle evli.
Eldeki kayıtlar, Leadsom ile eşinin geçmiş yıllarda de Putron’a ait şirketlerde yöneticilik yaptığını gösteriyor.
Eski bakan ise akrabasının bağışlarının siyasi kariyerinde rol oynadığı iddialarını reddediyor.
Amerika1 hafta önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını2 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Diplomasi3 gün önce“Küresel Britanya” ve Kürt Reçetesinin İzleri
Dünya Basını6 gün önceProf. Wolff: Batı sömürgeciliğin sonuna geldiğini inkar ediyor
Ortadoğu2 hafta önceIsrael Hayom yazdı: İsrailli istihbaratçılar yıllardır Riyad’da
Ortadoğu2 hafta önceINSS: ABD gerileyen bir güç; artık etnik Yahudi kimliği demokratik normları önceliyor
Ortadoğu1 hafta önceMısır parlamentosu, Suudi Arabistan’a asker gönderme oylamasını erteledi
Ortadoğu2 hafta önceForeign Policy: Trump Ortadoğu’da mezhep hatlarını yeniden açıyor












