Avrupa
AB’nin yeni dijital sınır sistemi tek yumurta ikizlerini karıştırdı

Avrupa Birliği’nin biyometrik verilere dayalı yeni Giriş-Çıkış Sistemi, tek yumurta ikizlerini ayırt edemeyerek seyahatlerde aksamalara yol açtı. İngiliz bir yolcunun Romanya sınırında, Amsterdam’a giden ikizinin verileri nedeniyle alıkonulması, sistemin güvenilirliğini ve teknik altyapısını yeniden tartışmaya açtı.
Avrupa Birliği’nin (AB) seyahat işlemlerini kolaylaştırmak amacıyla uygulamaya koyduğu yeni dijital sınır sistemi Giriş-Çıkış Sistemi (EES), tek yumurta ikizlerini birbirine karıştırarak yeni bir teknik aksaklığa yol açtı.
Fiziki pasaport damgalarını biyometrik verilerle desteklenen AB genelindeki bir veri tabanıyla değiştirmeyi hedefleyen sistem, dört yıllık gecikmenin ardından 10 Nisan’da faaliyete geçti.
Ancak sistemin yürürlüğe girmesinden bu yana yolcular, yüz taraması ve parmak izi işlemleri için uzun kuyruklarda beklemek zorunda kalıyor.
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen de bu ayın başlarında yaptığı açıklamada, sistemde henüz çözülmemiş “teknik sorunlar” olduğunu ve üzerinde “epey çalışma yapılması” gerektiğini kabul etti.
Sınır kapılarındaki uzun kuyrukların yanı sıra, sistemin teknik işleyişindeki eksiklikler de yolcuların mağdur olmasına yol açıyor. Mayıs ayı sonunda Romanya’nın Cluj-Napoca kentinden İngiltere’ye uçmaya çalışan İngiliz bir kadın yolcu, sınır polisi tarafından sorguya çekildi.
Romanya makamları, Politico çalışanı olan kadını, Nisan 2026’da gerçekleştirdiği Amsterdam seyahatinin ardından çıkış kaydının yapılmadığı gerekçesiyle Schengen bölgesinde yasa dışı şekilde kalmakla suçladı.
Ancak sorgulanan kadının söz konusu tarihte Amsterdam’a hiç gitmediği, seyahati gerçekleştiren kişinin tek yumurta ikizi olduğu anlaşıldı.
Gelecekte sınır kapılarında sorun yaşamamak ve kardeşinin gizliliğini korumak adına adının açıklanmasını istemeyen yolcu, Rumen yetkililer tarafından yaklaşık 15 dakika boyunca sorgulandı.
Yetkililere bir ikizi olduğunu söyleyen yolcu, başlangıçta pasaportunu başkasına ödünç vermekle suçlandı. Olay anında İngiltere’de olan ikizinin ise Romanya’ya hiç gitmediği belirlendi.
Yüz taraması ve benzer kimlik bilgileri sistemi yanılttı
EES’nin, iki kadını birbirine karıştırmasının arkasında, sistemdeki kayıtlı verilerin benzerliği yer alıyor. Sistemde iki kadının yüz taramalarının yanı sıra yalnızca soyadları, doğum tarihleri ve uyrukları uyuşuyor.
İki kardeşin parmak izleri, ilk isimleri ve pasaport numaraları ise tamamen farklılık gösteriyor. Rumen yetkililerin sorgulamasının ardından kadının uçuşuna izin verilirken, yolcu gelecekteki seyahatlerine ilişkin endişelerinin sürdüğünü ifade etti.
Lüksemburg Üniversitesi Siber Politika Kürsü Başkanı Niovi Vavoula, yaşanan bu durumun, üye devletlerin sistemi hatalı uygulamasından kaynaklanmış olabileceğini belirtti.
EES’nin teknik detayları konusunda karar mercilerine danışmanlık yapan Vavoula, durumun Amsterdam’daki çıkış kontrolünün düzgün kaydedilmemesinden ve Romanya makamlarının Cluj-Napoca’daki yetersiz denetiminden kaynaklanabileceğini vurguladı.
Amsterdam’daki çıkış işleminin, sistemin henüz tam hazır olmadığı veya istasyonda bir arıza yaşandığı 12 Nisan tarihinde, yani sistemin açılışından hemen sonra yapıldığına dikkat çeken Vavoula, yeni sistemlerde bu tür durumların yaygın olduğunu kaydetti.
Vavoula, Romanya makamlarının da Cluj-Napoca’da görevlerini tam olarak yerine getirmediğini belirterek şu değerlendirmede bulundu:
“EES yönetmeliklerine göre, yetkililer bir yolcunun kimliğini yalnızca yüz tanıma görseline dayanarak tespit etmemeli, bunu parmak izi veya pasaport bilgileriyle de eşleştirmelidir. Anlatılanlar, yetkililerin farklı süreçleri ayırt etme konusunda iyi eğitilmediğini ve tek kimlik tespiti yöntemi olarak yüz görüntülerine güvendiğini gösteriyor. Sınır yetkililerinin pasaport bilgilerini kontrol etmemesi ve sistemin yeni olmasından kaynaklı sorunları göz ardı etmesi, ilk kanıta güvenip diğer her şeyi yok sayan ‘çapa hatası’ psikolojisini yansıtıyor.”
“Komisyon bireysel vakalar hakkında yorum yapmaz”
Avrupa Komisyonu sözcüsü ise konuya ilişkin yaptığı açıklamada, Komisyonun bireysel vakalar hakkında yorum yapmadığını belirterek, “EES’ye kaydedilen verilerden üye devletler sorumludur ve Komisyonun bu verilere erişimi yoktur” dedi.
Sözcü, Schengen bölgesine girişlerde yolcuların pasaport bilgilerinin yanı sıra ilk kez dış sınırdan geçiyorlarsa biyometrik verilerini de sunmak zorunda olduklarını, bunun her yolcunun ayrı ayrı tanımlanmasını sağladığını ifade etti.
Ayrıca, verilerinin işlenmesiyle ilgili endişesi olan yolcuların, sınır kapılarındaki veya merkezdeki yetkili makamlara başvurarak kişisel verilerinin düzeltilmesini talep etme hakkına sahip olduğunu ekledi.
EES, Brexit sebebiyle özellikle İngiltere vatandaşları üzerinde ciddi bir etki yaratıyor. Sistem yalnızca AB ve Schengen bölgesi dışından gelen ziyaretçilere uygulanıyor. Bu durum, AB üyesi ülkelere yoğun insan akışı olan komşu ülkelerin vatandaşlarını muaf tutarken, İngiliz vatandaşlarını kapsam içine alıyor.
İngiltere vatandaşları, yalnızca 2024 yılında AB ülkelerine 63 milyondan fazla seyahat gerçekleştirdi.
İngiltere’nin, Londra St Pancras Uluslararası Tren İstasyonu ve Manş Tüneli’nde “ortak kontrollü” sınır sistemine sahip olması sebebiyle, yolcular AB pasaport kontrollerinden İngiliz topraklarında geçiyor.
Bu da yeni sistemden kaynaklanan aksaklıkların doğrudan İngiltere topraklarında hissedilmesine yol açıyor.
İngiltere Ulaştırma Bakanı Heidi Alexander, yaz dönemindeki yoğunluk öncesinde sistemdeki aksaklıkları görüşmek üzere salı günü AB Ulaştırma Komiseri Apostolos Tzitzikostas ile bir araya geldi.
İngiltere, EES’nin yürürlüğe girmesiyle limanlarda ve uluslararası tren istasyonlarında kapasiteyi artırmak amacıyla kendi bütçesinden toplam 30,5 milyon sterlinlik ödenek ayrıldığını duyurmuştu.
Avrupa
MI6, eski BND Başkanı’nın gizli bilgileri sızdırmasından endişe ediyor

Başta MI6 olmak üzere İngiliz istihbarat kurumları, modern Alman tarihinin en büyük casusluk skandalında gizli bilgilerinin veya casuslarının ele geçirilip geçirilmediğini araştırıyor.
Almanya’nın dış istihbarat servisinin (BND) eski başkanı August Hanning ile sadece Manfred D olarak adı geçen kurumun şu anki üst düzey yetkilisi, salı günü casusluk ve vatana ihanet şüphesiyle gözaltına alındı.
Hanning, 16 yıl boyunca Manfred D aracılığıyla binlerce gizli belgeyi yasadışı olarak topladığı ve bu sırların bir kısmını yabancı bir güce sattığı suçlamasıyla karşı karşıya.
Alman güvenlik kaynakları, ikilinin ele aldığı bazı üst düzey bilgilerin yurtdışındaki ortak istihbarat teşkilatlarından geldiğini belirterek, İngiliz ve Amerikan istihbaratının sızdırılmış olabileceği ihtimalini gündeme getirdi.
Bu durum, sahada faaliyet gösteren ajanlar ya da muhbirler gibi ABD ve İngiliz insan kaynaklarının, paylaşılan bilgiler yoluyla kimliklerinin ortaya çıkabileceği endişelerini de beraberinde getirdi.
Eski bir MI6 istihbarat subayı olan Matthew Dunn, İngiliz istihbarat servislerinin BND ile paylaşılan her şeyi titizlikle inceleyeceğini ve riskleri değerlendireceğini söyledi.
Dunn şöyle dedi:
“Şu anda MI6 içinde, çok güvenilir bir irtibat ortağıyla paylaşılan istihbaratı titizlikle inceleyen ve bunların herhangi birinin MI6’e bağlı faaliyetleri ve kişileri tehlikeye atıp atmadığını değerlendiren büyük bir iç güvenlik incelemesi yapıldığına şüphe yok.”
Bununla birlikte, eski casus, bu durumun kurumun BND ile ilişkilerini etkilemesi halinde “çok şaşıracağını” belirtti ve iki kurumun işbirliği içinde olacağını düşündüğünü ifade etti.
İstihbarat paylaşımı sırasında, kaynaklarla ilgili bilgilerin sansürlenmesi de dahil olmak üzere “otomatik denetim ve dengeleme” mekanizmalarının devreye sokulmasının standart bir uygulama olduğunu açıkladı.
Skandalla ilgili haberler Batı istihbarat camiasını şoke etti. Kaynaklar, iddia edilen ihlali yabancı bir güç için büyük bir başarı olarak nitelendirirken, bunun Batı istihbarat paylaşım ittifakına ciddi zarar verebileceğini belirtti.
MI6 ve GCHQ’nun yanı sıra birçok ABD kurumunun da, söz konusu dönemde Avrupalı müttefiklerle paylaşılan tüm hassas bilgilere ilişkin sistematik bir iç inceleme yürüttüğü düşünülüyor.
The Telegraph’ın edindiği bilgilere göre, bu kurumların öncelikli odak noktası, iddia edilen sızıntı nedeniyle tehlikeye girmiş olabilecek kaynakları korumak olarak anlaşılıyor.
Benzer denetimlerin, Almanya’nın tüm istihbarat paylaşım ortakları ve müttefikleri tarafından da gerçekleştirilmesi muhtemel.
Alman yetkililerin güvenlik ihlalini muhataplarına ne zaman bildirdikleri belirsiz olmakla birlikte, bunun salı günkü gözaltılardan önce olduğu anlaşılıyor.
Alman basını, sızdırılan bilgiler arasında İran nükleer programı, Rus ordusu ve yabancı ortak kurumlara ait gizli belgelerle ilgili ayrıntıların yer aldığını bildirdi.
Açıklamada, söz konusu belgelerin çoğunun “federal istihbarat servisi tarafından yalnızca iç amaçlarla, özellikle de yürütme organına yönelik istihbarat brifingleri için kullanılmak üzere hazırlanmış gizli bilgiler içerdiği” belirtildi.
Savcılığa göre, Hanning bu bilgileri özel danışmanlık faaliyetlerinde kullandı.
Açıklamada, “Bir olayda Hanning, Manfred D tarafından sağlanan gizli istihbaratı, yabancı bir istihbarat servisinin bir yetkilisi için bir analiz hazırlamak amacıyla kullandı,” denildi.
Yetkililer, bu bilgilerin hedeflenen alıcıya ulaşıp ulaşmadığını henüz tespit edemedi. Salı gecesi Der Spiegel, söz konusu analizin Azerbaycan istihbarat servisi için hazırlandığını bildirdi.
Azerbaycan’ın Rusya, İsrail, Türkiye ve ABD’nin yanı sıra diğer ülkelerle de güvenlik ve istihbarat ortaklıkları var.
Hanning, Almanya’daki ulusal güvenlik tartışmalarında Moskova konusunda şahin bir tutum sergilemişti.
2024 yılında The Telegraph’a verdiği bir röportajda, ülkesinin “naif” davrandığını ve olası bir savaşın gerçekliği karşısında “uyandırılması” gerektiğini belirtmişti:
“İnsanlar ciddi bir tehlike olduğunun farkında değil – özellikle Doğu Almanya’da ve aşırı sol ile aşırı sağdaki Almanya için Alternatif (AfD) partisi içinde Rusya’ya sempati duyuluyor; bu partinin bazı kesimleri Rusya’ya yönelik yaptırımların sona erdirilmesini talep ediyor.”
The Insider’a göre, Hanning, BND’den ayrıldıktan sonra Rusya’ya en az yedi kez seyahat etti.
Eski istihbarat şefi, bu seyahatlerin tamamını 2015 ile 2019 yılları arasında gerçekleştirdi ve çoğu zaman Moskova’da sadece bir gün geçirdi.
Avrupa
Yunanistan’da binlerce kişi Rubio’nun gelişini protesto etti

6 Ekim öğleden sonra Atina’nın merkezinde binlerce kişi ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun ülkeye gelişini protesto etti.
Tüm İşçilerin Militan Cephesi (PAME) ve Yunanistan Komünist Partisi (KKE) tarafından düzenlenen eylemde “Kasap Rubio’ya yer yok!”, “Ölüm üsleri Yunanistan’dan defolsun!” ve “Kârları için savaşlara karışmayın” sloganları atıldı.
Marco Rubio, Yunanistan-ABD Stratejik Diyaloğu’nun yeni turu kapsamında Yunanistan’ı ziyaret etti.
Yunanistan’ın başkentindeki tüm birincil düzey işçi sendikalarını bir araya getiren, ülkenin en büyük işçi merkezi Atina İşçi Merkezi Başkanı Giorgos Stefanakis mitingde ana konuşmayı yaptı.
Stefanakis, “Biz işçiler, Yunan burjuvazisiyle birlikte halkları yıkıma ve emperyalist savaşın yaygınlaşmasına sürükleyenleri kabul etmiyoruz. Halk sizi istemiyor; üslerinizi toplayın ve Yunanistan’dan defolun!” dedi.
St. Benetatos, Yunan Uluslararası Gerginliğin Azaltılması ve Barış Komitesi (EEDYE) Sekreterliği adına bir selamlama konuşması yaptı.
KKE Merkez Komitesi Genel Sekreteri Dimitris Koutsoumbas da sendika mitingine katıldı. KKE tarafından yapılan açıklamada, Rubio’nun Yunanistan’da “persona non grata” olduğunu söyledi.
Sintagma Meydanı’nda çevik kuvvet kordonları ve göz yaşartıcı gazlı polis saldırısına rğamen göstericiler ABD Büyükelçiliği’ne doğru yürüyüş düzenledi.
KKE’nin aktardığına göre yoğun polis gücü, Sintagma Meydanı’ndan yola çıkan büyük gösteriyi defalarca durdurmaya çalıştı ama bunu ancak üçüncü denemede, Atina’nın merkezi caddelerinde kurdukları üçüncü barikatta başardı.
KKE milletvekilleri de olay yerindeydi ve polisin geri çekilmesini talep ettiler. Gösteriyi bastırma planı başarısız oldu; zira polis yürüyüşün ABD Büyükelçiliği’ne ulaşmasını engellese de, onlarca gösterici, polisi hazırlıksız yakalayan bir hamle ile ABD Büyükelçiliği’ne ulaştı.
Orada pankartlar açarak yasakları delen PAME ve KKE üyeleri, “Halkların katillerine ne toprak ne de su” mesajını ilettiler.
KKE açıklamasında şunlar söylendi:
“KKE, ABD Dışişleri Bakanı M. Rubio’nun Yunanistan’a gelişine karşı sendikalar ve kitle örgütleri tarafından düzenlenen mitinge halkın ve gençlerin kitlesel katılımını selamlamaktadır. Mitingin kitlesel katılımla gerçekleşmesi ve göstericilerin, yasaklara ve polisin kışkırtıcı tavrına rağmen ABD Büyükelçiliği önünde mesajlarını iletmiş olmaları, ülkemizin bölgedeki ABD’nin enerji ve askeri planlarına daha fazla dahil olmasına yönelik militan bir kınama ve muhalefet mesajı vermektedir. Bu planlar, mevcut Yeni Demokrasi hükümeti tarafından da desteklenmekte olup, halk halihazırda bunun bedelini ağır bir şekilde ödemektedir.”
Selanik, Patras ve Yunanistan’ın diğer birçok şehrinde de büyük gösteriler düzenlendi.
Avrupa
AB’den ABD misillemesini engellemeyi amaçlayan yeni vergi hamlesi

Avrupa Birliği, ABD yönetiminin misilleme tehditlerini önlemek amacıyla yalnızca Amerikan teknoloji devlerini değil, tüm büyük şirketleri kapsayan genel bir vergi getirmeyi planlıyor. Financial Times gazetesinin haberine göre yıllık geliri 100 milyon euroyu aşan kuruluşları hedefleyen teklif, AB’nin 2028 yılından itibaren bütçesine yılda yaklaşık 60 milyar euro kazandırmayı amaçlıyor.
Avrupa Birliği (AB), ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin tepkisini çekmeden birliğin bütçe gelirlerini artırmak amacıyla büyük şirketlere yönelik genel bir kurumlar vergisi getirmeyi değerlendiriyor.
Financial Times’ın (FT) altı Avrupalı yetkiliye dayandırdığı habere göre Brüksel, Washington’ın misilleme tehditleri nedeniyle yalnızca ABD merkezli teknoloji devlerini hedef almaktan kaçınan yeni formüller üzerinde duruyor.
Avrupa Komisyonu, Washington’ın dijital hizmet vergisi uygulayan ülkelere karşı misilleme tehditlerinin ardından Apple, Meta ve Google gibi şirketlerden daha fazla gelir elde etmenin yollarını arıyor.
Yeni vergi arayışları, AB üyelerinin ortak bütçe üzerinde müzakereler yürüttüğü, harcama kısıtlamalarıyla karşılaştığı ve çok uluslu şirketlerin vergilendirilmesine yönelik küresel girişimlerin tıkandığı bir dönemde gerçekleşiyor.
Yıllık geliri 100 milyon euronun üzerindeki şirketler hedefleniyor
Brüksel’deki müzakereler, “Avrupa İçin Kurumsal Kaynak” (Core) olarak bilinen teklif üzerindeki değişikliklere odaklanıyor.
Tasarı, AB sınırları içinde faaliyet gösteren ve yıllık geliri 100 milyon euronun üzerinde olan tüm şirketlerin her yıl tek seferlik bir vergi ödemesini öngörüyor.
Bir AB yetkilisi, planlanan düzenlemeye ilişkin olarak, “Bazı başkentler, Amerikalıları kızdırmak istemedikleri için yalnızca dijital hizmetleri hedef alan bir vergiye karşı çıkıyor. Core yaklaşımına itiraz eden ülke sayısı ise daha fazla. Çözüm, verginin kapsamını neredeyse tüm büyük şirketleri içerecek şekilde genişletmek” değerlendirmesinde bulundu.
Core vergisinin, AB’nin ortak bütçesine 2028 yılından itibaren yıllık yaklaşık 60 milyar euro kaynak aktarması planlanan beş yeni merkezi gelir kalemi arasında yer aldığı belirtiliyor.
ABD misillemesi ve orta ölçekli işletmeler endişe yaratıyor
AB üyesi ülkelerin çoğunluğunda söz konusu verginin Avrupa’daki orta ölçekli işletmeleri yabancı rakipleri karşısında dezavantajlı duruma düşüreceği görüşü hakim.
Yetkililer, orta ölçekli işletmeleri kapsam dışı bırakacak şekilde gelir eşiklerinin değiştirilmesinin daha fazla üye ülkenin desteğini sağlayabileceğini dile getiriyor. Ancak kaynaklar, ABD’nin olası ticari misillemelerinden çekinilmesi nedeniyle planın gerekli desteği görmesinin zor olduğunu kaydediyor.
Daha önce dijital hizmet vergisi getiren Fransa, İtalya, İspanya ve Avusturya, ABD’nin ticari soruşturmalarıyla karşı karşıya kalmıştı.
Ticari gerilimin tırmandığı geçen yılın ilkbahar aylarında Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, ABD tarifelerine karşı dijital reklam gelirlerinin vergilendirilmesini (“Amazon vergisi”) gündeme getirmiş, ardından taraflar 2025 yazında bir ticaret anlaşmasına varmıştı.
ABD Başkanı Donald Trump, bu yılın haziran ayında yaptığı açıklamada, Amerikan şirketlerine dijital hizmet vergisi uygulanması halinde Avrupa ülkelerinden ithal edilecek tüm ürünlere yüzde 100 gümrük vergisi getirme tehdidinde bulunmuştu.
Dünya Basını2 hafta önceTarihçi Emmanuel Todd: Avrupa Rusya konusunda tehlikeli bir fanteziye kapıldı
Diplomasi1 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Diplomasi2 hafta öncePalantir nasıl Ukraynalıları kobay faresine dönüştürdü?
Asya1 hafta önceKuzey Kore’den Batı hava savunmasını zorlayacak yeni taktik
Görüş6 gün önceEast-West Forum: Dünyanın artık kaçınamayacağı bir diyalog
Diplomasi2 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da kapılarını açıyor
Dünya Basını2 hafta önceProf. Sachs: Trump’ın Genel Kurul konuşması diplomasi standartlarını sarstı
Rusya2 hafta önceRusya’dan notlar: Siperler, kuryeler ve 9. Duma seçimleri












