Bizi Takip Edin

Amerika

ABD’de 100’ü aşkın Demokrat İsrail’e yardımları kesme yönünde oy verdi

Yayınlanma

ABD Temsilciler Meclisinde İsrail’e yönelik yardımların kesilmesini öngören yasa tasarısı değişikliği, Demokrat Partili milletvekillerinin neredeyse yarı yarıya bölünmesine yol açarak reddedildi. Cumhuriyetçi Milletvekili Thomas Massie tarafından sunulan ve kabul edilmesi beklenmeyen tasarı değişikliği için 103 Demokrat kabul, 98 Demokrat ret ve 10 Demokrat çekimser oy kullandı.

ABD Temsilciler Meclisinde, İsrail’e yönelik Amerikan yardımlarının kesilmesini öngören bir yasa tasarısı değişikliği Demokrat milletvekillerini neredeyse eşit oranda ikiye böldü.

Oylama sonucu, partinin tabanından gelen baskıların siyasi dengeleri nasıl değiştirdiğini gösterdi.

CNN’in haberine göre Cumhuriyetçi Milletvekili Thomas Massie öncülüğünde sunulan ve geçme ihtimali bulunmayan sembolik tasarı değişikliği, 104 kabul oyuna karşı 314 ret oyuyla reddedildi.

Oylamada 10 milletvekili ise çekimser kaldı. Demokrat Partili vekillerden 103’ü tasarı lehine oy kullanırken, 98’i karşı çıktı.

Cumhuriyetçi Parti kanadından tasarıyı destekleyen tek isim ise değişikliği teklif eden Massie oldu.

Dışişleri Bakanlığı ve ulusal güvenlik birimlerinin 2027 mali yılı bütçe tasarısına eklenmek istenen değişiklik, ilgili bütçeden İsrail’e kaynak aktarılmasını yasaklamayı ve Yabancı Askeri Finansman Programı’nı, İsrail için ayrılan tutara denk gelen 3,3 milyar dolar düzeyinde azaltmayı öngörüyordu.

Demokrat liderler karşı karşıya geldi

Oylama, Demokrat Parti lider kadrosundaki görüş ayrılıklarını da su yüzüne çıkardı. Temsilciler Meclisi Demokrat Azınlık Lideri Hakeem Jeffries ve Demokrat Grubu Başkanı Pete Aguilar tasarı değişikliğine karşı oy kullanırken, Demokrat Grup Disiplin Kurulu Başkanı Katherine Clark ve eski Meclis Başkanı Nancy Pelosi kabul oyu verdi.

Oylamada çekimser kalan 10 Demokrat milletvekili Ami Bera, Shontel Brown, Janelle Bynum, Sarah Elfreth, Jared Huffman, Betty McCollum, Kelly Morrison, Chris Pappas, Linda Sánchez ve Mike Thompson olarak sıralandı.

Demokrat Azınlık Lideri Jeffries, milletvekillerine gönderdiği mektupta, tasarı değişikliğinin çok geniş kapsamlı olduğunu belirterek insani yardım, mültecilerin yerleştirilmesi, barış inşası ve ABD büyükelçilik faaliyetleri gibi uzun soluklu girişimleri engelleyebileceğini ifade etti.

Jeffries, aşırı sağcı Binyamin Netanyahu hükümeti konusunda gerekli değişimi sağlamanın daha kararlı yolları olduğunu belirterek, “Cumhuriyetçi liderler, kendilerinin de desteklemediği bu değişikliği tamamen partizanca nedenlerle bir silah gibi kullanmaya çalışıyor” değerlendirmesinde bulundu.

Vance: İsrail destekli kampanya İran mutabakatını sabote ediyor

“Mevcut durum sürdürülemez”

Kabul oyu veren Katherine Clark ise yaptığı açıklamada, tasarı değişikliğinin çok geniş kapsamlı olduğunu ve Cumhuriyetçilerin siyasi rant elde etme çabasını yansıttığını kabul etmekle birlikte farklı bir sonuca vardığını kaydetti.

Clark, “Ancak mevcut durumun sürdürülemez olduğu açıktır. ABD yasalarına, çıkarlarına ve değerlerine uymayan hiçbir ülkeye askeri yardımlar için açık çek vermemeliyiz. Netanyahu hükümeti bu standardı karşılayamadı” dedi.

Clark, değişikliğin tümüne veya Cumhuriyetçilerin niyetine katılmasa da gidişatın değişmesi gerektiğine inandığı için kabul oyu verdiğini bildirdi.

Eski Meclis Başkanı Nancy Pelosi de güçlü ABD-İsrail ilişkilerine ve iki devletli çözüme bağlı olduğunu hatırlatarak, mevcut tasarı değişikliğinin Meclis için talihsiz bir seçim sunduğunu belirtti.

Pelosi, Ortadoğu’da adil ve kalıcı bir barış için ABD politikasının değişmesi gerektiğini vurgulayarak şunları kaydetti:

“ABD, güvenlik ve istikrarın gücü olmalıdır. Amerikan halkı haklı olarak sürekli savaş döngüsünün sona ermesini talep ediyor ve Netanyahu hükümeti mevcut gidişatını sürdüremez. Bu nedenle, bu değişiklik kötü tasarlanmış olsa bile, vereceği mesaj sebebiyle kabul oyu veriyorum.”

Trump silah şirketlerine milyonlarca dolarlık yatırım yapmış

Amerika

ABD’de Lindsey Graham’in koltuğu için yarışan adaylar başa baş

Yayınlanma

ABD’nin Güney Carolina eyaletinde hayatını kaybeden Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham’in yerine geçecek ismi belirlemek için yapılacak ön seçim öncesinde yürütülen ankete göre yarışta belirgin bir favori aday öne çıkmadı. Emerson College ve Nexstar Media ortaklığıyla yayımlanan ankette, potansiyel adaylardan hiçbirinin yüzde 20 barajını aşamadığı ve yüzde 17,9 ile en yüksek oranı kararsız seçmenlerin oluşturduğu görüldü.

ABD’de geçen günlerde hayatını kaybeden Cumhuriyetçi Güney Carolina Senatörü Lindsey Graham’in Kongre’nin üst kanadı Senatodaki koltuğunu devralacak adayın belirleneceği ön seçim yarışı öncesinde yapılan yeni bir anket, seçmenlerin net bir favorisinin olmadığını ortaya koydu.

Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham, Senatodaki beşinci dönemi için kampanya yürüttüğü sırada, aort yırtılması nedeniyle 71 yaşında ani bir şekilde yaşamını yitirmişti.

Emerson College Polling ve Nexstar Media tarafından perşembe günü yayımlanan anket sonuçlarına göre, potansiyel adayların hiçbiri katılımcılar arasında belirgin bir üstünlük sağlayamadı ve hiçbir isim yüzde 20 oranına ulaşamadı.

Ankette en çok tercih edilen yanıt, yüzde 17,9 ile “kararsızım” seçeneği oldu.

Aday adayları arasında Temsilciler Meclisi Üyesi Cumhuriyetçi Ralph Norman yüzde 16,4 destekle yarışı önde götürürken iş insanı ve kilise diyakozu Mark Lynch yüzde 12,5 destek oranıyla ikinci sırada yer aldı.

Diğer aday adaylarından Temsilciler Meclisi Üyesi Nancy Mace yüzde 10,1, Vali Yardımcısı Pamela Evette yüzde 9,9, Temsilciler Meclisi Üyesi Russell Fry yüzde 9,4, Güney Carolina Valisi Henry McMaster yüzde 7,7 ve eski Temsilciler Meclisi Üyesi Mark Sanford ise yüzde 5,4 oranında destek topladı.

Vali McMaster tarafından pazartesi günü ölen ağabeyinin yerine geçici olarak atanan ve görev süresi 3 Ocak 2027 tarihine kadar devam edecek olan mevcut Senatör Darline Graham Nordone ise ankete katılanların yüzde 5,9’unun desteğini aldı.

Güney Carolina seçmenlerinin kasım ayındaki genel seçim pusulasında yer alacak yeni Cumhuriyetçi adayı belirlemesi amacıyla 11 Ağustos tarihinde özel bir ön seçim gerçekleştirilecek.

Adaylardan hiçbirinin gerekli çoğunluğu sağlayamaması durumunda ise 25 Ağustos’ta ikinci tur oylamaya gidilecek.

Emerson College Polling ve Nexstar Media ortaklığıyla 14 ve 15 Temmuz tarihlerinde düzenlenen kamuoyu araştırması, Güney Carolina’da ön seçime katılması muhtemel 500 Cumhuriyetçi seçmenle yapıldı.

Çalışmanın hata payı ise artı veya eksi yüzde 4,3 olarak açıklandı.

Lindsey Graham’a muhtaç olan sistem

Okumaya Devam Et

Amerika

Anthropic CEO’sundan yapay zeka düzenlemeleri için büyük bağış

Yayınlanma

Yapay zeka şirketi Anthropic’in Üst Yöneticisi Dario Amodei, yapay zekaya yönelik güvenlik düzenlemelerini savunan adayları destekleyen Public First adlı siyasi eylem komitesine mayıs ayında 1 milyon dolar bağışladı. ABD Federal Seçim Komisyonunun açıkladığı yeni kayıtlarda yer alan bu miktar, Amodei’nin kayıtlara geçen ilk yedi haneli siyasi bağışı oldu.

Yapay zeka şirketi Anthropic’in Üst Yöneticisi (CEO) Dario Amodei, şirketin yapay zekaya yönelik güvenlik düzenlemeleri getirilmesi hedefiyle aynı görüşleri paylaşan adayları destekleyen Public First adlı süper PAC’e (siyasi eylem komitesi) mayıs ayında 1 milyon dolar bağışladı.

ABD Federal Seçim Komisyonunun (FEC) çarşamba gecesi geç saatlerde yayımladığı kayıtlara göre, bu destek Amodei’nin kayıtlara geçen ilk yedi haneli siyasi bağışı niteliğini taşıyor.

Anthropic CEO’su, daha önce Demokrat siyasetçilere daha düşük miktarlarda bağışlar yapmıştı.

Yapay zeka yöneticisinin yaptığı bu büyük finansal destek, Anthropic ile yapay zeka kurallarını destekleyen adayları öne çıkarmak için kurulan harcama grupları ağı arasındaki bağı daha da güçlendirdi.

Bu bağış, Public First ve Anthropic çizgisine yakın diğer organizasyonların, ağır yapay zeka düzenlemelerine karşı çıkan rakip sanayi süper PAC ağı Leading the Future ile mücadele ettiği bir dönemde yapıldı.

Her iki taraf, emekli olacak Demokrat Milletvekili Jerry Nadler’ın New York’taki koltuğu için yapılan ve yakından takip edilen ön seçimde karşı karşıya gelen adaylara milyonlarca dolar akıttı.

Amodei’nin yaptığı bağış, Public First’ün kendi çatısı altında yer alan Jobs and Democracy süper PAC’ine 3 milyon dolardan fazla kaynak aktarmasından birkaç hafta önce gerçekleşti.

Jobs and Democracy, New York Eyalet Meclisi Üyesi Demokrat Alex Bores’un Nadler’ın koltuğu için yürüttüğü ön seçim kampanyasına destek amacıyla toplam 12 milyon dolar harcadı.

Bores’un haziran ayında az farkla kaybettiği bu seçim yarışı, yapay zeka endüstrisi içindeki savaşan gruplar arasında bir vekalet savaşı işlevi gördü.

Bores’un eyalette bir yapay zeka güvenlik yasası kaleme almış olması, OpenAI Başkanı Greg Brockman ile risk sermayesi şirketi Andreessen Horowitz’in finansal olarak desteklediği Leading the Future grubunun Bores’un kaybetmesi için 8 milyon dolar harcamasına yol açtı.

FEC’in çarşamba günü yayımladığı kayıtlar, diğer beş Anthropic çalışanının da New York’taki ön seçimden önceki günlerde Public First grubuna toplamda 2 milyon dolardan fazla bağış yaptığını gösterdi.

Kayıtlarda ayrıca, Google DeepMind bünyesindeki bir çalışandan gelen 250 bin dolarlık bir bağış ile Anthropic’in en büyük rakibi olarak görülen OpenAI’daki bir çalışandan gelen 5 bin dolarlık bağış da yer aldı.

Public First, eski Oklahoma Demokrat Milletvekili Brad Carson tarafından yönetilen ve bir 501(c)(4) (sosyal refah örgütü) statüsünde yer alan Public First Action çatı grubunun bünyesinde faaliyet gösteriyor.

Anthropic, şubat ayında Public First Action’a 20 milyon dolar aktarmıştı ancak grup, bu fonun yalnızca yapay zeka politikası konusunda kamuoyunu bilgilendirme amacıyla sınırlandırıldığını ve siyasi amaçlarla kullanılamayacağını belirtiyor.

Bores’un seçimi kaybetmesine rağmen Public First, Leading the Future ile giriştiği bu mücadeleden, kamuoyunun algısını daha sıkı yapay zeka kuralları lehine çevirmeyi başardığı inancıyla ayrıldı.

Ancak FEC kayıtları, grubun tüm kaynaklarını Bores’a yatırma stratejisinin, gelecekteki mücadelelerde kendisini mali açıdan zayıf bırakabileceğine işaret ediyor.

Leading the Future grubunun beyanlarına göre, yapay zeka yanlısı endüstri grubu daha önce topladığı 75 milyon doların üzerinde yeni bir kaynak yaratmadı. Buna karşın haziran ayının sonunda grubun kasasında hala 31 milyon dolar bulunuyordu ve bağlı iki süper PAC bünyesinde de milyonlarca dolar daha saklanıyordu.

Public First Action ile bağlantılı üç süper PAC’in banka hesaplarındaki toplam miktar ise yalnızca 1,8 milyon dolar seviyesinde kaldı.

Public First Action geçen yılın sonlarında kurulmasından bu yana 80 milyon dolar topladığını belirtse de bu kaynağın bir kısmı halihazırda harcandı ve kalan payın bir kısmının da siyasi kampanyalarda kullanılmasına yönelik kısıtlamalar mevcut.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD’den Fransa ve Avustralya’ya ilaç fiyatı tarifesi tehdidi

Yayınlanma

ABD hükümeti, küresel ekonomilerin ilaç harcamalarını artırmasını sağlamak amacıyla gümrük tarifelerini baskı unsuru olarak kullanırken yaptırımlardan kaçınmak isteyen Fransa ve Avustralya ile yoğun müzakereler yürütüyor. ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer, Washington’ın adil olmayan ticari engeller oluşturan ülkelere tek taraflı gümrük tarifesi uygulanmasına izin veren 301. Madde soruşturması tehdidini masada tuttuğunu teyit etti.

ABD hükümeti, küresel ekonomilerin patentli ilaçlara daha fazla bütçe ayırmasını sağlamak amacıyla gümrük tarifelerini baskı aracı olarak kullanıyor.

Bu kapsamda ABD’nin ekonomik yaptırımlarından kaçınmak isteyen Fransa ve Avustralya, Washington ile yoğun müzakereler yürütüyor.

ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer salı günü yaptığı açıklamada, Washington’ın adil olmayan ticari engeller yaratan ülkelere karşı tek taraflı gümrük tarifeleri uygulanmasına olanak tanıyan Soruşturma Yasası’nın 301. Maddesi’ni devreye sokma tehdidini teyit etti.

Trump yönetimi, yabancı hükümetlerin devlet destekli sağlık sistemleri aracılığıyla ilaç fiyatlarını kasıtlı olarak baskıladığını, bu durumun da küresel ilaç araştırma ve geliştirme harcamalarının yükünü adaletsiz şekilde Amerikalı tüketicilerin üzerine yıktığını savunuyor.

Diplomatik gerilimin temelinde, ABD Ticaret Temsilcisi Greer’ın 18 Haziran 2026’da Almanya’ya karşı resmen 301. Madde soruşturması başlatması yer alıyor.

Avrupa’nın en büyük ekonomisi olan Almanya, sağlık bütçesindeki 20 milyar avroluk açığı kapatabilmek amacıyla yenilikçi ilaçlarda daha yüksek indirimler öngören bir yasal düzenleme hazırlamıştı.

Washington ise Almanya’nın bu politikasını ağır bir ihlal olarak nitelendirdi. ABD hükümetinin güçlü şekilde desteklediği ilaç lobisi, devlet eliyle getirilen fiyat sınırlarının, firmaları yeni nesil hayati ilaçları geliştirmek için gereken gelirden mahrum bıraktığını öne sürüyor.

Pfizer ve AstraZeneca yöneticileri, ilaç harcamalarının artırılmaması durumunda yeni tedavi yöntemlerinin Avrupa pazarına sunulmasını geciktirebilecekleri yönünde işaretler verdi.

Birleşik Krallık ise nisan 2026’da ABD’nin baskılarına boyun eğerek Ulusal Sağlık Servisinin ilaç harcamalarını önemli ölçüde artırmayı ve üretici iadelerini azaltmayı kabul eden tarihi bir anlaşmaya imza attı.

Londra bu adımla gümrük yaptırımlarını en az 2029 yılına kadar ertelemeyi başardı.

Benzer bir 301. Madde soruşturmasından ve bunun sonucunda şarap, uçak parçaları ve lüks tüketim malları gibi ihraç ürünlerine yönelik yıkıcı gümrük vergilerinden çekinen Paris yönetimi, bir uzlaşı formülü bulmak üzere Washington’a müzakere heyeti gönderdi.

Diğer yandan Greer, gelecekteki soruşturmalar için doğrudan Avustralya’yı hedef göstererek ülkenin İlaç Yardımları Programı kapsamındaki fiyatlandırma yapısını mercek altına aldıklarını açıkladı.

301. Madde kaldıracının işleyişi

1974 tarihli Ticaret Yasası, yabancı bir ülkenin politikalarının ABD ticaretine karşı “mantıksız veya ayrımcı” olduğuna karar verilmesi durumunda ABD Başkanına doğrudan müdahale yetkisi tanıyor.

Washington yönetimi, yabancı ülkelerin ilaç fiyat kontrollerini haksız ticari uygulama olarak sınıflandırarak Dünya Ticaret Örgütünü devre dışı bırakıyor ve doğrudan ekonomik gücünü kullanıyor.

Almanya ve Fransa ile yürütülen görüşmelerin başarısızlıkla sonuçlanması halinde ABD, Avrupa’nın ihracat sektörlerine yüzde 10 ile yüzde 100 arasında değişen oranlarda gümrük vergisi getirmeyi planlıyor.

Greer, Washington’ın Birleşik Krallık ile yapılan anlaşmaya benzer müzakereleri tercih ettiğini ancak yönetimin “uygun yük paylaşımını” zorunlu kılmak için tarifeleri devreye sokmaya tamamen hazır olduğunu vurguladı.

ABD’nin küresel ilaç ekonomisini yeniden şekillendirme çabaları, gelişmekte olan ülkeler açısından ciddi riskler barındırıyor.

Birleşik Krallık, Almanya ve Fransa gibi büyük ekonomilerin fiyat kontrollerini kaldırarak patentli ilaçlara daha yüksek ücretler ödemesi durumunda, ilaçların küresel taban fiyatlarının yükselmesi bekleniyor.

Kısıtlı sağlık bütçeleriyle mücadele eden Afrika ülkeleri için bu durumun sonuçları ağır olabilir. Kenya ve Nijerya gibi hükümetler, temel kamu sağlığı hizmetlerini sürdürebilmek için büyük oranda jenerik ilaç ithalatına ve toplu alım anlaşmalarına bel bağlıyor.

Çok uluslu ilaç devlerinin gelir modellerini tamamen yüksek gelirli Batı pazarlarına göre şekillendirmesi durumunda, Nairobi veya Lagos gibi merkezlerde onkoloji ve nadir hastalıklar için geliştirilen ileri düzey tedavilere erişim gecikebilir ya da bu ilaçların maliyeti devletlerin bütçe kapasitesini aşabilir.

Sağlık ekonomistleri, ABD’nin bu stratejisinin küresel tıp alanındaki sosyal sözleşmeyi temelinden sarstığını ve ilaç fiyatlandırmasını ulusal bir sağlık politikası meselesi olmaktan çıkarıp uluslararası bir ticaret savaşı aracına dönüştürdüğünü belirtiyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English