Avrupa
AB Adalet Divanından Katalan af yasasına onay

Avrupa Birliği Adalet Divanı, Katalan ayrılıkçılara yönelik tartışmalı af yasasının birlik hukukunun temel hükümlerini ihlal etmediğine karar verdi. Lüksemburg merkezli mahkeme, Katalonya’nın 2017 yılındaki bağımsızlık referandumunda kamu kaynaklarının kullanılmasının AB mali çıkarlarına zarar vermediğine ve affın terörle mücadele direktifine aykırı olmadığına hükmetti.
Avrupa Birliği’nin en yüksek mahkemesi, Katalan ayrılıkçılara yönelik tartışmalı af yasasının birliğin hukuk kurallarını ihlal etmediğine hükmederek bağımsızlık yanlısı lider Carles Puigdemont’un yıllar süren kaçışın ardından İspanya’ya dönüşüne zemin hazırladı.
Avrupa Birliği Adalet Divanının kararları, 2023 genel seçimlerinin ardından başbakanlık görevini sürdürebilmek için ihtiyaç duyduğu parlamento desteği karşılığında Katalan ayrılıkçıları affetmeyi kabul eden İspanya Başbakanı Pedro Sanchez için de büyük bir hukuki ve siyasi başarı anlamına geliyor.
Bu karar İspanya’da sert muhalefete yol açmış olsa da mahkemenin hükmü, hükümetin yasanın AB mevzuatına uygun olduğu yönündeki uzun süredir savunduğu tezini güçlendiriyor.
Birliğe yönelik mali zarar tespit edilmedi
Lüksemburg merkezli mahkeme tarafından açıklanan iki karardan ilki, Katalan liderlerin 2017 yılında düzenlediği gayrimeşru bağımsızlık referandumunun finansmanında kamu kaynaklarının kullanılmasının birliğin mali çıkarlarına zarar verip vermediği üzerine odaklandı.
İspanya Sayıştayı, referandum kampanyasını desteklemek için kullanılan ulusal bütçenin yerine dolaylı olarak AB fonlarının geçmiş olabileceğini veya bu durumun ülkenin birlik bütçesine katkı sağlama kabiliyetini zedelediğini öne sürmüştü.
Sayıştay, AB kaynaklarının bu şekilde usulsüz kullanılmasının af kapsamı dışında bırakılan bir suç teşkil edeceğini savunmuştu.
Ancak AB’nin en yüksek mahkemesi bu hukuki gerekçeyi reddederek birliğin mali kaynaklarının kullanımı ile gayrimeşru bağımsızlık referandumu arasındaki doğrudan bağı kopardı.
Yargıçlar kararlarında, “Birlik bütçesi üzerindeki olası etki, yalnızca ulusal bütçeye verilen zarardan kaynaklanamaz” ifadesine yer vererek birliğin mali çıkarlarının sadece gayrisafi milli hasıladaki düşüşle etkilenmiş sayılamayacağını kaydetti.
Bu karar, bugüne kadar aftan yararlanması engellenen Katalan liderler için büyük bir zafer teşkil ediyor.
Karar, İspanya Sayıştayının Puigdemont ve diğer Katalan yetkililere yönelik davasını sonlandırsa da Puigdemont hakkında 2023 yılında Yüksek Mahkemede açılan davayı etkilemiyor.
Yüksek Mahkeme yargıçları, kamu kaynaklarını kötüye kullanma suçlamasını gerekçe göstererek siyasetçiye af çıkarmayı şu ana kadar reddetti. Ancak ayrılıkçı lider, bu ret kararına karşı ülkenin Anayasa Mahkemesine başvurdu.
Anayasa Mahkemesi de kendi kararını açıklamadan önce Lüksemburg’un bu konudaki hükmünü bekliyordu. Yüksek Mahkemenin uygulamak zorunda kalacağı kesinleşmiş kararın bu sonbaharda çıkması bekleniyor.
Sanchez için siyasi kazanım
Lüksemburg mahkemesi, diğer kararında ise affın birliğin 2017 tarihli terörle mücadele direktifine aykırı olmadığına hükmetti.
İspanya yargısı, bağımsızlık referandumunun ardından barikatlar kurup yolları kapatarak terör suçlamasıyla yargılanan 12 ayrılıkçı protestocu için af çıkarılıp çıkarılamayacağını sorgulamıştı.
Buna karşın yüksek mahkeme yargıçları, af yasasının “terörle mücadeleye ilişkin direktifin etkililiğini azaltmadığını” belirtti ve yasanın amacının “uzlaşıyı” teşvik etmek olduğuna dikkati çekti.
Kararda, İspanya’nın bu yasayı “insan haklarını kasten ağır şekilde ihlal eden eylemlere” uygulama niyetinde olduğuna dair hiçbir kanıt bulunmadığı vurgulandı. Bu yaklaşımın, aktivistler için hızlı bir af sürecinin önünü açması bekleniyor.
Alınan kararlar Sanchez için de önemli bir dönüm noktası oldu. Katalanlara af çıkarma yönündeki 2023 tarihli mutabakat, Başbakan Sanchez’in daha önceki kamuoyu önündeki duruşundan ani bir geri adım atması anlamına gelmiş ve İspanyolların yarısından fazlasının bu adımı “adaletsiz” olarak nitelendirmesiyle ülke genelinde tepkiye yol açmıştı.
Mahkemenin kararı, Sanchez’in affın “yasal ve anayasaya uygun” olduğu yönündeki ısrarını teyit ederken Brüksel’in de genel affın bir “iç mesele” olduğu yönündeki duruşunu destekliyor.
Kararda, “Bir af yasasının onaylanması ve uygulanması üye devletlerin yetkisindedir. Adalet Divanının denetimi, yargısal koruma sorunlarının tespit edilmesi ve Birlik hukuku kurallarının etkililiğine uyulup uyulmadığının doğrulanması ile sınırlıdır” denildi.
Siyasetin dönüşüm için bir kaldıraç olduğunu belirten Sanchez, geçen yıl yaptığı açıklamada, affın “hiçbir zaman siyaset alanından çıkmaması gereken bir siyasi krizi” sona erdirmeye yardımcı olduğunu ifade etmişti.
Avrupa
Fransa’da sağcılar kamu medyasını tasfiye etmek istiyor

Fransa kamu televizyonu France Télévisions Üst Yöneticisi Delphine Ernotte, sağcı Ulusal Birlik partisinin iktidara gelmesi halinde kamu yayıncılığını özelleştirme vaadini yerine getirmesinin bu kurumları tamamen ortadan kaldıracağını açıkladı. Marine Le Pen ve müttefiklerinin devlet medyasını ilerici gündemi yaymakla suçladığı süreçte, kamu yayıncılığının geleceği cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde tartışmaya açıldı.
Fransa’da sağcı Ulusal Birlik partisi lideri Marine Le Pen iktidara yaklaşırken, kamu yayıncısı France Télévisions (France TV) Üst Yöneticisi (CEO) Delphine Ernotte, partinin kamu medyasını özelleştirme vaadinin gerçekleşmesi durumunda Fransız kamu medyasının yok olacağı uyarısını yaptı.
Ernotte, Politico’ya verdiği özel röportajda, “Fransa’da kamu yayıncılığıyla ne yapmayı planladığını açıkça söyleyen bir siyasi parti var: Özelleştirmek, ki bu gerçekte onu ortadan kaldırmak anlamına geliyor” dedi.
Marine Le Pen ve müttefikleri, Fransız devletini vergi mükelleflerinin parasını ilerici bir gündemi teşvik eden haber yayınlarını ve kültürel içerikleri finanse etmek için kullanmakla suçluyor.
Anketlerin Le Pen’i gelecek yıl yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimini kazanmaya yakın gösterdiği bu dönemde, Ulusal Birlik’in devlet tarafından finanse edilen medyayı özelleştirme veya dağıtma vaadi, gerçeğe dönüşmeye hiç olmadığı kadar yakın duruyor.
Avrupa genelindeki duruma değinen Ernotte, “Populist rejimlerde basın özgürlüğü bir tehdit olarak görülür. Bu yüzden kamu hizmetlerini farklı yollarla ele geçirmeye çalışırlar. İtalya’da yöneticileri atıyorlar, Çek Cumhuriyeti’nde ise finansmanı kesiyorlar” ifadelerini kullandı.
Ernotte bu sözleriyle, İtalyan devlet televizyonu RAI’ye yönelik siyasi müdahale iddialarına ve Prag yönetiminin kamu yayıncılığı lisans ücretlerini kaldırma girişimlerine atıfta bulundu.
Kanalın Seine Nehri’ne bakan genel merkezinde konuşan Ernotte, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un görev süresi gelecek yıl sona erdiğinde Elysée Sarayı’nda kimin oturacağından bağımsız olarak, odak noktasının France TV’yi gelecekteki başarılara hazırlamak olduğunu dile getirdi.
Ernotte, “Benim işim siyasi değil. Görevim, sağdan sola kadar tüm siyasi görüşlere saygı duyarak bu bağımsız şirketi çalışır vaziyette tutmaktır” dedi.
Eski bir telekomünikasyon yöneticisi olan Ernotte, 2015 yılında France TV’nin yönetimini üstlendi ve devlet kontrolündeki yayıncıyı televizyon ile dijital yayın platformlarında ayda 45 milyon tekil ziyaretçiye ulaşan bir dev haline getirdi.
“Dix pour cent” (Call My Agent) gibi popüler yapımlara imza atan medya şirketinin ana haber bülteni, Ernotte’un ifadesine göre alanında en çok güvenilen yayın olarak kabul ediliyor.
Buna karşın France TV, geleneksel özel medya şirketleri ve yeni nesil dijital yayın platformlarıyla zorlu bir izleyici rekabeti yürütüyor.
Hızla değişen medya ortamında bütçe dengesini korumakta zorlanan kurum hakkında, Fransa Sayıştayı tarafından geçen yıl hazırlanan raporda, şirketin ekonomik modelinin “uzun vadede sürdürülemez” olduğu tespitine yer verildi.
“Güvenilirliği sarsmayı hedeflediler”
Ernotte, her iki kurumu da canlandırmak amacıyla France TV ile ülkenin kamu radyosu Radio France’ı birleştirme yönündeki uzun süredir gündemde olan öneriyi desteklediğini belirtti.
Ancak Fransa’nın büyük bir bütçe açığıyla karşı karşıya olması, savunma ve yeşil dönüşüm gibi diğer öncelikli alanlara kaynak aktarma ihtiyacı nedeniyle kâr getirmeyen kamu medyasını hedef tahtasına koyuyor.
Nisan ayında kamu medyasının tarafsızlığı ve finansmanını inceleyen parlamento araştırma komisyonunun sağcı raportörü, bütçelerin kesilmesini ve birden fazla televizyon kanalının birleştirilmesini önermişti.
Bir Fransız telif hakkı ve yazarlar birliği, bu adımın Fransız kamu medyasını “mahvedeceğini” açıklamıştı.
Söz konusu komisyonda ifade veren medya yöneticilerinden biri olan Ernotte, soruşturmanın sonuçlarına katılmadığını vurguladı.
Ernotte, sağcı milyarder Vincent Bolloré’nin medya imparatorluğuna ait yayın organlarında bu konunun geniş yer bulmasının kamuoyunda olumsuz bir hava yarattığını ve France TV’nin güvenilirliğine zarar verdiğini kaydetti.
Ernotte, “Amaç, özelleştirmeyi gerçekleştirebilmek için kamu yayıncılığının güvenilirliğini sarsmaktı. Ben süreci bu şekilde okudum” diye konuştu.
Bolloré’ye ait yayın organlarından Le Journal du Dimanche, Europe 1 ve CNews ise yaptıkları ortak açıklamada, “Kamu yayıncılığına ilişkin bir parlamento araştırma komisyonunun faaliyetleri doğası gereği yüksek düzeyde kamu yararı taşımaktadır. Bunları yaymak ve haberleştirmek, her yazı işleri kadrosunun Fransız kamuoyunu bilgilendirme yönündeki temel görevinin bir parçasıdır” savunmasını yaptı.
Kısa süre önce kıtadaki kamu medyası ittifakı olan Avrupa Yayın Birliği (EBU) Başkanlığına dördüncü kez seçilen Ernotte, bu rolünü Avrupa’nın haberciliği yerli ve yabancı tehditlere karşı korunması gereken bir “kritik altyapı” olarak görmesini sağlamak için kullanmak istiyor.
EBU Başkanı olarak yıl sonuna kadar gözden geçirilmesi beklenen Görsel-İşitsel Medya Hizmetleri Direktifi’ne odaklanacağını belirten Ernotte, önceliklerinin Fransız ve Avrupa içeriklerinin platformlarda görünür olmasını sağlamak ile yayıncıların içerikleri yapay zeka ve dijital platformlar tarafından kullanıldığında adil bir ödeme almalarını güvence altına almak olduğunu söyledi.
Cumhurbaşkanlığı seçimlerine doğru giderken Ernotte, yetkililerin kamu yayıncılarına yabancı müdahalelerle mücadele etmeleri için daha fazla imkan tanımasını talep ediyor.
France TV, Fransız hükümetinin yabancı müdahaleyle mücadele kurumu Viginum ile işbirliği yapıyor ancak Ernotte, seçim hafta sonlarında uygulanan yayın yasaklarını yabancı müdahale girişimlerini ifşa etmek amacıyla delebilmek için denetleyici kurumlardan özel izin istediklerini ifade etti.
Ernotte sözlerini, “Bunu yapmanın bir yolunu bulmalıyız. Çünkü kendimizi manipüle ettirmemiz düşünülemez” diyerek tamamladı.
Avrupa
İngiltere çelik üreticisi British Steel’i kamulaştırdı

İngiltere hükümeti, Scunthorpe’taki tesislerin kapanmasını ve 4 bin istihdamın kaybını önlemek amacıyla müdahale etmesinden 15 ay sonra British Steel’i resmen kamu mülkiyetine geçirdi. Başbakan Keir Starmer, Çinli Jingye grubuna ait fabrikanın devralınmasının ulusal çıkarlar doğrultusunda olduğunu açıkladı.
İngiltere hükümeti, Scunthorpe kentindeki çelik tesislerinin kapanmasını ve 4 bin çalışanın işini kaybetmesini engellemek için başlattığı müdahaleden 15 ay sonra, British Steel şirketini resmen kamu mülkiyetine geçirdi.
Başbakan Keir Starmer, Çelik Sanayii Kamulaştırma Yasası’nın kraliyet onayı almasının ardından başbakanlık dönemindeki son önemli icraatlarından biri olarak, fabrikanın Çinli sahibi Jingye grubundan devralınmasının ulusal çıkarlar için gerekli olduğunu belirtti.
İşçi Partisi hükümeti, Jingye grubunun Lincolnshire’daki yüksek fırınları korumaya yönelik adım atmadan çekilme tehdidi üzerine, geçen yılın nisan ayında British Steel’in kapanmasını önlemek amacıyla parlamentoyu olağanüstü toplantıya çağırmıştı.
Bu adım atılmasaydı, İngiltere’nin demir cevherinden birincil çelik üreten son tesisi de faaliyetlerini durdurmak zorunda kalacaktı.
Şirket o tarihten bu yana Jingye grubunun tepkisine rağmen hükümet yetkililerinin yönetiminde bulunuyordu. Ancak Çinli şirket, kamulaştırma kararına kadar ekonomik ortak payını elinde tutmaya devam etti.
Hükümet yetkilileri, herhangi bir tazminat ödenip ödenmeyeceğini belirlemek üzere bağımsız bir değerleme uzmanı atanacağını açıkladı.
Jingye grubu ise kendi Birleşik Krallık mali raporlarında ve WeChat sosyal medya hesabında, faaliyetlerini durdurmaya hazır olmasına rağmen British Steel’in yüksek tazminat hak eden değerli bir varlık olduğunu savunuyordu.
The Guardian gazetesinin aktardığına göre Başbakan Starmer konuya ilişkin açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“British Steel, ulusumuzun dokusunun bir parçası ve İngiltere’nin sanayi gücünün temel taşıdır. Alınan karar Birleşik Krallık’ta çelik üretiminin geleceğini güvenceye alıyor, nitelikli iş güçlerini koruyor ve hayati önem taşıyan ulusal kabiliyetimizi muhafaza ediyor. Bu hükümet, İngiliz sanayisini desteklemek, ekonomimizi güçlendirmek ve güvendiğimiz sektörlerin gelecekte de gelişmesini sağlamak için her zaman ulusal çıkarlar doğrultusunda hareket edecektir.”
Hükümet tarafından yapılan açıklamada, yürütülen kapsamlı görüşmelere rağmen Jingye grubu ile hem şirketin geleceğini güvence altına alacak hem de mükelleflerin çıkarlarını koruyacak bir anlaşmaya varılamadığı kaydedildi.
Çelik işçilerini temsil eden sendikalar, istihdamın korunması amacıyla atılan bu adımdan memnuniyet duyduklarını açıkladı.
Community Sendikası Genel Sekreter Yardımcısı Alasdair McDiarmid, binlerce işin korunmasına yardımcı olacak ve ekonominin ile ulusal güvenliğin bağımlı olduğu çelik üretim kabiliyetini muhafaza edecek bu kamulaştırma kararı için minnettar olduklarını bildirdi.
İş Dünyası Bakanı Peter Kyle, Scunthorpe’taki bu tesisi kamulaştırma gerekçelerini açıklarken, “Bu tesisin yok olması durumunda, demiryollarımızda ve inşaat sektörümüzde kullanılan üretim türü için uluslararası pazarların ve diğer ülkelerin arzına muhtaç hale gelirdik” dedi.
Yüksek fırınların uzun vadede birincil çelik üretimine devam edip etmeyeceği yönündeki soru üzerine Kyle, Times Radio’ya yaptığı açıklamada, “Gelecekte bu durum, işletmenin kendisi ve hükümet tarafından belirlenecek bir karar olacaktır. Ancak çelik stratejimizin temel amacı yeşil çeliğe geçiş yapmaktır. Uzun vadede birincil talep bu alandadır ve ben bu tesisin, çelik satın alan şirket ve kuruluşların ihtiyaç duyduğu modern üretimi yapmasını istiyorum” değerlendirmesinde bulundu.
Gelecek hafta başbakanlık görevini devralması beklenen Andy Burnham ve yeni hükümet için bu kamulaştırma kararı son zorlu süreç olmayacak.
British Steel’in eskiyen yüksek fırınlarının değiştirilmesi gerekiyor ve çevre kirliliğini azaltacak elektrikli ark fırınlarının kurulmasını içeren karbonsuzlaştırma planının maliyetinin 1 milyar sterlinin üzerinde olacağı öngörülüyor.
Sektör temsilcisi UK Steel kuruluşunun Genel Direktörü Gareth Stace, British Steel’in, ülkenin sanayi direnci, ulusal güvenliği ve gelecekteki ekonomik büyümesi için kritik öneme sahip ray ve kiriş gibi uzun ürünleri üreten tek İngiliz üretici olduğunu vurguladı.
Stace, “British Steel’in kamu mülkiyetine geçirilmesi doğru bir adımdır. Gelecek hafta göreve başlayacak yeni hükümetin önceliği, şirketi ticari sürdürülebilirliğe kavuşturacak, düşük karbonlu modern çelik üretimine yatırımı güvence altına alacak ve sektörün gelişmesi için gereken rekabetçi iş ortamını yaratacak uzun vadeli bir planı hayata geçirmek olmalıdır” dedi.
Avrupa
Kanada; Birleşik Krallık, İtalya ve Japonya’nın savaş uçağı programına gözlemci oluyor

Kanada, Birleşik Krallık, İtalya ve Japonya’nın yürüttüğü Global Combat Air Programme’a (GCAP) gözlemci olarak katılma konusunda anlaşmaya vardı. Anlaşmanın gelecek salı günü Londra’da resmiyet kazanması ve duyurunun 20-24 Temmuz’da Birleşik Krallık’ta düzenlenecek Farnborough Uluslararası Havacılık Fuarı sırasında yapılması bekleniyor. Politico’ya konuşan yetkililere göre gözlemci statüsü Kanada’ya hassas proje bilgilerine erişim sağlayacak ancak mali yükümlülük ya da sözleşmelere katılım içermeyecek.
Kanada, Birleşik Krallık, İtalya ve Japonya’nın altıncı nesil savaş uçağı geliştirmek amacıyla yürüttüğü Global Combat Air Programme’a (GCAP) gözlemci olarak katılma konusunda anlaşmaya vardı.
Politico’ya konuşan yetkililerin verdiği bilgiye göre Ottawa, gelecek salı günü resmen programa gözlemci olarak kabul edilecek.
GCAP, Birleşik Krallık ve İtalya’nın kullandığı Eurofighter Typhoon ile Japonya’nın Mitsubishi F-2 savaş uçaklarının yerini alacak altıncı nesil savaş uçağını geliştirmeyi hedefliyor. Projenin uzun vadede ABD üretimi F-35’in yerini alması da öngörülüyor.
Yetkililerden birine göre Birleşik Krallık Savunma Bakanı Dan Jarvis, anlaşmayı resmileştirmek üzere Japonya Savunma Bakanı Şinciro Koizumi, İtalya Savunma Bakanı Guido Crosetto ve Kanada Savunma Bakanı David McGuinty’yi Londra’daki Savunma Bakanlığında ağırlayacak.
Haberde adı geçen diğer kaynaklar gibi bu yetkili de hassas hükümet görüşmelerini değerlendirebilmek için kimliğinin açıklanmaması şartıyla konuştu.
Kanada’nın gözlemci statüsü, GCAP’ın hassas proje bilgilerine erişim sağlayacak ancak Birleşik Krallık, İtalya ve Japonya’nın üstlendiği mali yükümlülükleri ya da sözleşmelere katılımı kapsamayacak. Buna karşın bu statünün gelecekte daha kapsamlı katılım için zemin hazırlaması amaçlanıyor.
İkinci yetkili, Kanada’nın projeye uçuş simülasyonu eğitim teknolojisiyle katkı sunmayı planladığını söyledi.
Duyurunun, 20-24 Temmuz tarihleri arasında Birleşik Krallık’ta düzenlenecek Farnborough Uluslararası Havacılık Fuarı sırasında yapılması bekleniyor.
Dünyanın en büyük havacılık ve savunma sanayi etkinliklerinden biri kabul edilen fuara Japonya ve Kanada dahil NATO üyesi ve müttefik ülkelerden geniş heyetlerin katılması öngörülüyor. Kanada Savunma Bakanı McGuinty de fuarda yer alacak.
Kanada Başbakanı Mark Carney hükümeti, aylardır üç ortak ülkeyle projeye katılım konusunda görüşmeler yürütüyor.
Ottawa, Carney’nin şubat ayında açıkladığı savunma sanayi stratejisi kapsamında savunma tedarikini çeşitlendirmeyi hedefliyor.
İlk yetkili, Kanada hükümetinin altıncı nesil hava muharebe kabiliyetlerinin beşinci nesil platformların güçlü yönlerini daha gelişmiş görünmezlik özellikleri ve haberleşme sistemleriyle geliştirmesini, ayrıca yapay zeka, insanlı ve insansız platformların birlikte görev yapması ile çok alanlı bağlantı kabiliyetlerinde ilerleme sağlamasını beklediğini söyledi.
Kanada hâlihazırda Lockheed Martin üretimi beşinci nesil F-35 savaş uçaklarını tedarik ediyor.
Kanada’nın Birleşik Krallık Yüksek Komiseri Bill Blair, geçen ay Politico’ya verdiği röportajda ülkesinin üç GCAP ortağıyla “gelecekteki olası katılımı” konusunda görüşmeler yürüttüğünü söylemişti.
Blair, Kanada’nın “geleceğin bu kabiliyeti ve eğitim altyapısı için gerekli teknolojiler üzerinde çalışan şirketlere sahip olduğuna” inandığını belirterek, “Ayrıca Kanada’da bu malzemelerin test edilmesine yönelik çok önemli kaynaklarımız var” ifadelerini kullandı.
Birleşik Krallık hükümetinin 30 Haziran’da yayımladığı Savunma Yatırım Planı kapsamında GCAP’a gelecek dört yıl için 8,6 milyar sterlin ayrıldı.
Bunun ardından üç ortak ülke, Birleşik Krallık’tan BAE Systems, İtalya’dan Leonardo ve Mitsubishi Heavy Industries’in bağlı kuruluşu Japan Aircraft Industrial Enhancement Co. ortak girişimi Edgewing ile 4,6 milyar sterlin tutarında sözleşme imzaladı.
Japon hükümeti, seri üretimin 2035 yılında başlamasını öngören takvimin gecikebileceği endişesiyle yeni ülkelerin tam ortak olarak programa katılmasına mesafeli yaklaşıyor.
Görüş2 hafta önceZirve Salonunda Konuşulmayacak Hikâye: NATO Üyeliğinin Gerçek Bedeli
Diplomasi1 hafta önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Görüş1 hafta önceAnkara’nın ikinci zirvesi: 22 yılın ardından NATO, kuralları yeniden yazan bir Türkiye’ye dönüyor
Amerika1 hafta önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Dünya Basını2 hafta önceİran Ali Hamaney’e veda ediyor: Yas, hafıza ve sessizlik
Asya1 hafta önceXi, bilim ve teknoloji inovasyonuyla Çin modernleşmesinin ilerletilmesi çağrısı yaptı
Dünya Basını1 hafta önceABD, Venezuela’daki depremi fırsata çeviriyor
Diplomasi1 hafta önceNATO liderleri Ankara Deklarasyonu’nu kabul etti












