Bizi Takip Edin

Avrupa

AB “temiz sanayi” paketini açıkladı

Yayınlanma

AB yürütme organı, Avrupa’nın çevreyi en çok kirleten endüstrilerinin yeşil dönüşüme ulaşmasına yardımcı olacak planları ortaya koydu ama şirketlerden çevresel raporlama taleplerini azaltırken, iklim hedeflerinde rotasını koruyacağında ısrar etti.

Çarşamba günü “temiz sanayi anlaşmasını” yayınlayan Avrupa Komisyonu, çelik ve çimento gibi kirletici endüstrilerin net sıfır emisyon geleceğine geçiş yapmalarına yardımcı olacak ve elektrikli araç şarj noktaları üreten şirketler gibi “temiz teknoloji” şirketlerini destekleyecek bir planı olduğunu söyledi.

Komisyon dört ana hedefi ön plana çıkarıyor: yatırım yoluyla endüstriyel yenilikçiliğin teşvik edilmesi, düzenleyici yüklerin azaltılması, yüksek enerji fiyatlarının düşürülmesi ve yeni ticaret anlaşmaları yoluyla küresel rekabet gücünün artırılması için çaba gösterilmesi.

Komisyon ayrıca işletmeler ve tüketiciler için enerji faturalarını düşürmeyi amaçlayan bir planın yanı sıra küçük ve orta ölçekli işletmeler için çevresel raporlama gerekliliklerini gevşetmeye yönelik tartışmalı öneriler de yayınladı.

“Deregülasyon değil, uygulamaya geçiş”

Temiz sanayi anlaşması, AB’nin 2040 yılına kadar emisyonları %90 oranında azaltma hedefini teyit ediyor ve rüzgar santralleri ve diğer altyapı için daha hızlı izinler ve Avrupa’da üretilen temiz teknolojiyi desteklemek için kamu ihale kurallarının değiştirilmesi de dahil olmak üzere “yeşil geçişi” hızlandırmak için 40 farklı önlemi açıklıyor.

Avrupa Komisyonu’nun yeşil dönüşümden sorumlu başkan yardımcısı Teresa Ribera, “Temiz sanayi anlaşmasının Avrupa’nın iklim kriziyle mücadele için bir iş planı olduğunu düşünüyoruz,” dedi.

Ribera, AB’nin yeşil dönüşümde rotayı tersine çevirdiği yönündeki eleştirileri ise reddetti. Ribera, “Deregülasyon yapmıyoruz. Aksine uygulama aşamasına geçiyoruz,” iddiasında bulundu.

Komisyon, 100 milyar avroluk yeni ve yeniden düzenlenmiş kamu fonlarıyla yeni bir endüstriyel karbonsuzlaştırma bankası oluşturacağını ve bunun dolaylı olarak özel sektörden 400 milyar avro kaldıraç sağlayabileceğini söyledi.

Leyen, bu sadeleştirmenin rekabetçiliği yeniden tesis etmenin anahtarı olduğunu belirterek, Avrupalı firmalara yılda yaklaşık 6 milyar avro tasarruf sözü verdi.

Avrupa Yatırım Bankası (EIB) için, şebeke bileşeni üreticilerine garantiler sağlanması da dahil olmak üzere, üretimi artırmalarına olanak tanıyan daha büyük bir rolün ana hatları da çizildi. Uzmanlar, iklim hedeflerine ulaşmak için geniş elektrik şebekeleri ağları inşa etmek üzere yüz milyarlarca küresel yatırıma ihtiyaç olduğunu söylüyor.

AB’den yeni sanayi hamlesi: Altı adımlık plan açıklanacak

Avrupa Komisyonu, devlet yardımlarında da değişiklik yapacak

Rekabet politikasına da liderlik eden Ribera, yenilenebilir enerji ve endüstriyel dekarbonizasyonu hızlandırmak için haziran ayına kadar AB’nin devlet yardımı kurallarında değişiklik sözü verdi.

Aralık ayında bürokrasiyi azaltma gündemiyle göreve başlayan yeni Avrupa Komisyonu, eş zamanlı olarak küçük şirketler için çevresel raporlama ve durum tespiti kurallarının gevşetilmesine ilişkin ayrıntıları yayınladı ve sadece 2023 ve 2024’te kabul edilen yasaları geniş kapsamlı bir şekilde yeniden gözden geçirdi.

Önerileri sunan Komisyon üyeleri, Avrupa’nın yeşil dönüşümünü zayıflatmadıklarını, aksine işletmeleri dönüşüme katılmaya ve yeni bir jeopolitik gerçekliğe uyum sağlamaya teşvik ettiklerini savundular.

Sanayi stratejisinden sorumlu komisyon üyesi Stéphane Séjourné, “Avrupa kendini nasıl reforme edeceğini biliyor,” dedi. Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei’nin kısa bir süre önce bürokrasiyi azaltmanın bir sembolü olarak Elon Musk’a verdiği elektrikli alete atıfta bulunan komiser, “Elektrikli testeremiz yok. Ama bu işe öncülük eden yetkin insanlarımız var,” dedi.

AP milletvekili: Çevre mevzuatına dokunmak tabu olmamalı

Komisyon, 2023 yılında yürürlüğe girecek olan kurumsal sürdürülebilirlik raporlama yönergesinin iki yıl süreyle dondurulmasını ve küçük işletmelerin muaf tutulmasına ilişkin detaylı istişarelerin sürdürülmesini önerdi.

Benzer şekilde yetkililer, 1.000’den fazla çalışanı olan şirketlerin ürünlerinin çevre ve insan hakları üzerindeki etkilerini değerlendirmelerini gerektiren kurumsal sürdürülebilirlik durum tespiti direktifinin de, komisyon küçük şirketlerin yükünü hafifletmeye çalışırken bir yıl erteleneceğini söyledi.

KOBİ’ler halihazırda direktifin gerekliliklerinden muaf olsa da, birçoğu büyük şirketlere tedarik sağladıkları için külfetli kurallara takılacaklarını söylüyor.

Avrupa Parlamentosu’ndaki (AP) en büyük grup olan merkez sağ Avrupa Halk Partisi’nin (EPP) enerji ve endüstri sözcüsü Christian Ehler, çevre mevzuatının daha da basitleştirilmesinin “bir tabu olmaması gerektiğini” ve “geçmiş görev döneminden kalan bazı [diğer] çevre mevzuatının yeterli olup olmadığını düşünmemiz gerektiğini” söyledi.

Karbon vergisinde esneklik Avrupalı küçük ithalatçıları rahatlatacak

Bürokrasiyi azaltma gündemi, AB’nin karbon sınırı ayarlama mekanizmasına da genişletildi. Bu mekanizma, bloğa çelik, demir, alüminyum ve diğer “kirletici” ürünleri ithal eden şirketlerin karbon tarifesi ödemesini ve AB üreticileriyle fiyat farklılıklarını dengelemesini gerektiriyor.

Komisyon, en küçük ithalatçıları vergiden muaf tutacağını, bu önlemin ithalatçıların %90’ını, yani yaklaşık 190.000 şirketi etkileyeceğini ve yine de emisyonların %99’unu kapsayacağını söyledi.

Temiz sanayi anlaşması, 2040 yılına kadar yılda 260 milyar avro tasarruf sağlamayı amaçlayan bir “uygun fiyatlı enerji eylem planı” ile birlikte yayınlandı.

Çevre savunucuları faturaların azaltılması ve elektrifikasyonun hızlandırılmasına yönelik girişimleri memnuniyetle karşılarken, yurtdışında sıvılaştırılmış doğal gaz ihracat tesislerinin inşasına fon sağlanması önerisi karşısında endişelerini dile getirdiler.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen Antwerp’te yaptığı açıklamada iş dünyasına seslenerek, “Önünüzde çok fazla engel olduğunu biliyorum. Yüksek enerji fiyatları ve aşırı düzenleyici yükler üretim maliyetlerini artırdı. Bu durumu tersine çevirmeliyiz; Temiz Sanayi Anlaşması’nın temel amacı budur,” dedi.

Amerikan ve Çinli şirketlerden tepki

Öte yandan Çinli ve Amerikalı endüstri grupları, Avrupa Komisyonu’nun yeni temiz sanayi planında kamu ihalelerine teklif veren AB şirketlerini kayırmaya yönelik önerisini kınayarak, bunun ayrımcı olacağını ve bloğun ekonomisini karbonsuzlaştırma çabalarını engelleyeceğini savundu.

Temiz Sanayi Anlaşması, stratejik sektörlerde “Avrupa tercih kriterlerinin” önümüzdeki yıl bloğun Kamu İhale Çerçevesi’nin revizyonuna dahil edileceğini belirtiyor.

Çin’in AB Ticaret Odası’ndan (CCCEU) bir sözcü Euractiv’e yaptığı açıklamada Brüksel’in önerisinin yabancı firmalara karşı ayrımcılığı yasaklayan Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) kurallarını ihlal etme riski taşıdığını söyledi.

Ayrıca Brüksel ile Pekin arasında zaten gergin olan ticari ilişkileri daha da kötüleştirebileceği uyarısında bulundular.

Sözcü, “Çin birçok stratejik sektörde kilit bir oyuncu olduğu için, bu tercihler Çinli firmaları dezavantajlı duruma düşürebilir, ticari gerilimleri tırmandırabilir ve DTÖ ilkelerini potansiyel olarak ihlal edebilir,” dedi.

AB’deki Amerikan Ticaret Odası (AmCham EU) da benzer şekilde Komisyonun önerisinden “endişe duyduğunu” belirtti.

“Güvenilir ortakların erişiminin kısıtlanması endüstriyel karbonsuzlaştırmayı yavaşlatacak, maliyetleri artıracak ve temiz geçişin verimliliğini azaltacaktır,” diyen AmCham EU, yine de Anlaşmanın AB’nin karbonsuzlaştırma çabalarına “önemli bir katkı” olduğunu ekledi.

Karbonsuzlaştırmada “Avrupa’da üretim” kriteri

Kamu İhale Çerçevesinin revizyonu, Komisyon tarafından önerilen ve önümüzdeki yıllarda AB firmalarının lehine olacak tek mevzuat değişikliği değil.

Her ne kadar Anlaşma’nın kendisinde yer almasa da, çarşamba günü yayınlanan Komisyon basın açıklamasında, hem özel hem de kamu alımlarında “Avrupa’da üretilme kriterlerinin” yaklaşmakta olan Endüstriyel Karbonsuzlaştırma Hızlandırıcı Yasası’na dahil edileceği belirtildi.

AB’nin yeşil teknolojilerine yönelik iç talebi artırmayı amaçlayan yasanın bu yılın son üç ayında resmen teklif edilmesi bekleniyor.

Euractiv’e konuşan bir AB yetkilisi yasaya atıfta bulunarak “Ürünün nerede üretildiği önemli olacak,” dedi.

Avrupa

Varşova-Kiev gerilimi iş anlaşmalarını zorlaştırabilir

Yayınlanma

Bloomberg’e göre, Polonya ile Ukrayna arasında Ukrayna Silahlı Kuvvetleri’ndeki bir birliğe Nazi işbirlikçisi Ukrayna İsyan Ordusu’nun (UPA) adının verilmesi nedeniyle yaşanan anlaşmazlık, Gdansk’ta düzenlenecek Ukrayna konferansını ve iki ülke arasındaki işbirliğini olumsuz etkileyebilir. Tartışma, özellikle Ukrayna’nın savaş sonrası yeniden inşası kapsamında planlanan ticari anlaşmalar açısından belirsizlik yaratıyor.

Bloomberg’in haberine göre, Ukrayna yönetiminin Ukrayna Silahlı Kuvvetleri’ndeki bir birliğe Ukrayna İsyan Ordusu’nun (UPA) adını vermesi nedeniyle Varşova ile Kiev arasında yaşanan anlaşmazlık, Polonya’nın Gdansk kentinde düzenlenecek Ukrayna konferansını ve iki ülke arasındaki ticari işbirliğini olumsuz etkileyebilir.

25 Haziran Perşembe günü başlaması planlanan iki günlük konferans, başlangıçta Polonyalı şirketlerin Rusya ile savaşın ardından Ukrayna’nın yeniden inşasına yönelik sözleşmeler elde etmesine yardımcı olmayı amaçlıyordu.

Ancak Polonya Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki’nin, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski’yi ülkenin en yüksek devlet nişanı olan Beyaz Kartal Nişanı’ndan mahrum bırakma kararının ardından Zelenski’nin konferansa katılımı belirsizliğini koruyor.

Daha önce İsviçre, Birleşik Krallık, Almanya ve İtalya’nın ev sahipliği yaptığı konferansın, siyasi anlaşmazlıklara rağmen liderlerin işbirliğini sürdürme kapasitesi açısından bir sınav niteliği taşıdığı belirtildi.

Polonya Doğu Araştırmaları Merkezi’nin verilerine göre Polonya, Ukrayna’daki en büyük onuncu yabancı yatırımcı konumunda bulunuyor.

Ukrayna ile İşbirliği Konseyi Başkanı Pawel Kowal, anlaşmazlık büyümeden önce yaptığı açıklamada, konferans sırasında enerjiden savunmaya kadar çeşitli sektörlerde onlarca sözleşmenin imzalanabileceğini söylemişti.

Bloomberg, Polonya inşaat sektörünün özellikle Ukrayna’daki altyapı projelerine yönelik sözleşmeler beklediğini aktardı. İnşaat şirketleri Budimex, Polimex-Mostostal ve AMW Sinevia işbirliği anlaşmaları yaparken, LPP, Pepco, Allegro ve PZU da Ukrayna’daki faaliyetlerini genişletiyor.

Bununla birlikte siyasi atmosferin iki ülke arasındaki ticari ilişkileri zorlaştırabileceği değerlendiriliyor. Polonya İnşaat İşverenleri Federasyonu Başkan Yardımcısı Damian Kazmierczak, “Her iki tarafta da artan siyasi ihtiyat, anlaşmaların sonuçlandırılmasını daha da zorlaştıracak. Ukraynalılar bizi açık kollarla karşılamıyor” dedi.

Nawrocki geçen hafta, Ukrayna Silahlı Kuvvetleri’ndeki bir birliğe “UPA Kahramanları” unvanı verilmesi nedeniyle Zelenski’nin nişanını geri aldı.

Polonya Savunma Bakanı Wladyslaw Kosiniak-Kamysz, “Aşılmaması gereken sınırlar vardır” açıklamasını yaptı. Polonya Dışişleri Bakanlığı da Ukrayna’nın Varşova Büyükelçisi Vasıl Bodnar’ı bakanlığa çağırdı.

Zelenski ise nişanı posta yoluyla Polonya’ya geri göndererek Ukrayna’nın Polonya halkına destek ve işbirliği için minnettar olduğunu söyledi.

Buna karşılık Polonya Cumhurbaşkanlığı Ofisi Bakanı Agnieszka Endziak, “UPA Kahramanları adının Ukrayna askeri birliğine verilmesiyle bağlantılı hakarete, ödülü kurye ile geri göndererek bir yenisini ekliyor” ifadelerini kullandı.

UPA, Rusya’da aşırılık yanlısı olarak tanınan ve yasaklanan Ukrayna Milliyetçileri Örgütü’nün (OUN) silahlı kanadı olarak faaliyet gösterdi.

İkinci Dünya Savaşı yıllarında Alman ordusuyla işbirliği yapan örgüt, ağırlıklı olarak Batı Ukrayna’da Sovyet yönetimine karşı mücadele yürüttü.

1942 ve 1943 yıllarında OUN-UPA birlikleri Volın bölgesindeki etnik Polonyalılara yönelik kitlesel katliamlar gerçekleştirdi. Polonyalı tarihçiler, Volın Katliamı’nda hayatını kaybedenlerin sayısını 50 bin ila 100 bin arasında tahmin ediyor.

Polonya Parlamentosu 2016 yılında bu olayları soykırım olarak tanıdı ve 11 Temmuz’u kurbanları anma günü ilan etti.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Avrupa sağı Trump’tan uzaklaşıyor

Yayınlanma

İtalya, Fransa ve Polonya’da da dahil olmak üzere 2027’de yaklaşan önemli seçimler nedeniyle, Avrupa sağı Donald Trump ile ilişkilerini yeniden değerlendiriyor.

Cluster17 tarafından ocak ayında yedi AB ülkesinde gerçekleştirilen bir anket, sağcı seçmenlerin genel nüfusa kıyasla Trump’a daha olumlu baktıklarını fakat bunların sadece azınlığının onu “Avrupa’nın dostu” olarak gördüğünü ortaya koydu.

Oranlar; Fransa’daki Ulusal Birlik (RN) seçmenleri arasında yüzde 18, İtalya’daki İtalya’nın Kardeşleri (FdI) seçmenleri arasında yüzde 23 ve Almanya için Alternatif (AfD) partisinin destekçileri arasında yüzde 25.

Public First tarafından haziran ayında yapılan bir POLITICO anketinde ise, AfD seçmenlerinin yalnızca yüzde 31’i ve Ulusal Birlik seçmenlerinin yüzde 36’sı ABD’nin “güvenilir bir müttefik” olduğu görüşüne katıldığını belirtti.

Birleşik Krallık’ta Trump, Nigel Farage’ın Reform UK partisi için, özellikle kararsız seçmenler arasında bir yük haline geldi.

Bu durum Fransa için de geçerli: Bu ülkede ABD Başkanı, RN’nin kazanmaya çalıştığı merkez sağ seçmenler arasında popüler değil.

POLITICO’ya göre bu tepkiyi Washington için özellikle utanç verici kılan şey, Trump’tan uzaklaşan politikacıların tam da onun yönetiminin kazanmaya çalıştığı kişiler olması.

Geçen yıl yayınlanan Ulusal Güvenlik Stratejisi’nde Beyaz Saray, “vatansever Avrupa partilerinin artan etkisini” takdir etmişti.

Takip eden aylarda yönetim, bu söylemi, şu anda Trump’ın kendilerine oy kaybettirebileceğini düşünen hareketlere yönelik yüksek profilli kamuoyu destekleri ve perde arkası temaslar ile pekiştirdi.

En dikkat çeken örneklerden birinde, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, eski Başbakan Viktor Orbán’ın yeniden seçilme çabasını desteklemek üzere Macaristan’a gitti ve bunun “yapılması gereken doğru şey” olduğunu söyledi.

Fakat Macar liderin 16 yıllık iktidarı ezici bir yenilgiyle sona erdikten sonra, gelecek yılki en önemli siyasi görevleri hedefleyen çoğu aşırı sağcı lider, Trump’a yönelik tutumlarını ya yeniden gözden geçiriyor ya da tamamen tersine çeviriyor.

Bu değişim, aşırı sağın tarihsel olarak ABD başkanına karşı her zaman çok sıcak davrandığı İtalya ve Almanya’da özellikle dikkat çekici.

Başbakan Meloni, Trump’ı 2024’teki yeniden seçilmesinden dolayı tebrik eden ilk Avrupalı liderlerden biriydi.

Trump, transatlantik bir ticaret savaşını başlattığında ise Meloni kendisini, Avrupa ile Başkan arasında potansiyel bir köprü olarak konumlandırmıştı.

İkili arasındaki ilişki başlangıçta oldukça canlıydı. Geçen nisan ayında Beyaz Saray’da düzenlenen bir toplantıda Trump, Meloni’yi “çok özel bir kişi” olarak nitelendirmiş ve Roma’ya yönelik daveti kabul etmişti.

Günümüze geldiğimizde ise, Meloni’nin İran savaşına katılan ABD savaş uçaklarının İtalya’daki askeri üslerini kullanmasına izin vermemesi üzerine ikili artık kamuoyu önünde birbirlerine sert sözler sarf ediyor.

Bu arada Almanya’da İran savaşı, çatışma öncesinde zaten tırmanmakta olan Trump ile aşırı sağ arasındaki güven krizini daha da şiddetlendirdi.

Bu bahar, AfD liderleri, önemli bölgesel seçimler öncesinde parti yetkililerine ABD’ye yapılacak gezileri azaltmaları çağrısında bulundu.

Yine de Avrupa’daki tüm sağcı liderler bu ilişkiyi kamuoyu önünde yeniden değerlendiriyor değil. Örneğin Polonya’nın  milli-muhafazakâr Hukuk ve Adalet (PiS) partisi, Trump ile ilişkilerini hâlâ geliştiriyor.

Gelecek yıl parlamento seçimlerine gidecek olan Varşova, ABD’nin yakın bir siyasi ve askeri müttefiki ve hızla büyüyen silahlı kuvvetleri için Avrupa’nın en büyük Amerikan silah alıcılarından biri.

PiS’in desteklediği Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki, ülkenin en güçlü makamını elinde bulunduran Başbakan Donald Tusk ile mücadele ederken Trump ile olan bağlantılarını kullanmaya çalışıyor.

Cuma günü Varşova’da düzenlenen bir basın toplantısında, PiS lideri Jarosław Kaczyński, Nawrocki’nin “ABD başkanıyla olan mükemmel ilişkilerini” övdü ve Polonya’nın kalıcı bir ABD askeri üssü kurma girişiminin iddia edilen “başarısını” takdir etti.

Szacki, “Polonyalıların çoğunluğu hâlâ, bizi güvende tutan şeyin Polonya’daki Amerikan askerlerinin varlığı olduğunu düşünüyor,” dedi.

Cluster17 anketinde, Polonyalı katılımcıların yüzde 17’si Trump’ın “Avrupa’nın dostu” olduğunu belirtti ki bu, ankete katılan yedi AB ülkesi arasında en yüksek oran.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Deutsche Bank, altın fiyatı tahminlerini yüzde 22’ye varan oranlarda indirdi

Yayınlanma

Deutsche Bank, ABD Merkez Bankasının para politikasına yönelik endişeler ve azalan yatırımcı talebi nedeniyle altın fiyatı tahminlerini üçüncü çeyrek için yüzde 22, dördüncü çeyrek için yüzde 17 düşürdü. Bankanın analisti Michael Hsueh, faiz artışlarının sürmesi halinde altının ons fiyatının 3 bin 800 dolara kadar gerileyebileceğini öngördü.

Deutsche Bank, altın fiyatlarına yönelik üçüncü ve dördüncü çeyrek tahminlerini sırasıyla yüzde 22 ve yüzde 17 oranında düşürdü. Yapılan bu revizyona gerekçe olarak, ABD para politikasına ilişkin endişeler ve daralan yatırım talebi gösterildi.

Bloomberg’in aktardığına göre, Deutsche Bank Analisti Michael Hsueh, üçüncü çeyrek için altın fiyatı tahminini önceki öngörüsünün yüzde 22 altında bir seviye olan ons başına 4 bin 300 dolara çekti.

Analist, dördüncü çeyrek tahminini ise önceki beklentisinin yüzde 17 altında kalan 4 bin 800 dolar seviyesine indirdi.

Revize edilen her iki hedef seviye de altının mevcut fiyatı olan yaklaşık 4 bin 110 dolara kıyasla bir artışa işaret etse de önceki tahminlere göre çok daha az iyimser bir tablo ortaya koydu.

Deutsche Bank’ın daha ihtiyatlı bir yaklaşıma geçmesi, geçen hafta yıllık tahminini ons başına 500 dolar düşürerek 4 bin 900 dolara çeken Goldman Sachs’ın adımını izledi.

Goldman Sachs da revizyon kararına gerekçe olarak ABD Merkez Bankasının (Fed) bu yıl faiz indirimine gitmesini beklememesini göstermişti.

Altın fiyatları içinde bulunulan çeyrekte yaklaşık yüzde 12 oranında değer kaybetti. Orta Doğu’daki çatışmalar başlangıçta enerji fiyatlarının yükselmesine yol açarken, bu durum para politikasının daha da sıkılaştırılacağı beklentilerini artırdı.

Analist Hsueh, “Fed politikasının yeniden değerlendirilmesi ve ABD’deki güçlü makroekonomik veriler, altın fiyatlarındaki düşüşte temel rolü oynadı” değerlendirmesinde bulundu.

Fed, son toplantısında faiz oranını değiştirmeyerek sabit tutmuş ancak faiz artırımına yönelik desteğin arttığı yönünde işaretler vermişti. Kurumun yeni başkanı Kevin Warsh da fiyat istikrarını yeniden sağlama sözü vermişti.

Deutsche Bank’ın dördüncü çeyreğe ilişkin baz senaryo tahmini, Fed’in faiz oranlarını değiştirmeyeceği varsayımına dayanıyor.

Ancak Hsueh, regülatörün üç ila dört kez faiz artırımına gitmesi durumunda, bir ons altının fiyatının yaklaşık 3 bin 800 dolara kadar gerileyebileceği uyarısında bulundu.

Hsueh, altınla desteklenen borsa yatırım fonlarından (ETF) devam eden çıkışların, değerli metal için alışılagelmiş desteğin şu anda mevcut olmadığını gösterdiğini yazdı.

Analist ayrıca, Çin’deki fiziki altın fiyatlarının Comex fiyatlarına göre iskontolu seyretmesinin, bu ülkeden yapılacak ithalatın da piyasayı desteklemeyeceğine işaret ettiğini belirtti.

Diğer taraftan analist, “Tek güçlü destek noktası merkez bankalarının talebi olmaya devam ediyor ve bu durumun bir süre daha böyle sürmesini bekliyoruz” değerlendirmesini ekledi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English