Bizi Takip Edin

Amerika

ABD Adalet Bakanlığından New York Times muhabirlerine celp

Yayınlanma

ABD Adalet Bakanlığı, New York Times muhabirlerine Katar’ın hediye ettiği başkanlık uçağının güvenlik sorunlarına ilişkin haberleri nedeniyle mahkeme celbi gönderdi. Hafta sonu dört gazetecinin evine tebliğ edilen belgelerle, muhabirlerin federal büyük jüri önünde ifade vermeye zorlanması hedefleniyor.

ABD Başkanı Donald Trump, Katar tarafından hediye edilen ve Air Force One olarak kullanılan uçağın güvenlik sorunlarına ilişkin haberleri nedeniyle New York Times muhabirlerine Adalet Bakanlığı aracılığıyla mahkeme celbi göndererek, yayın kuruluşuyla uzun süredir devam eden mücadelesinde yeni bir aşama başlattı.

New York Times tarafından yapılan açıklamada, hafta sonu dört muhabire gönderilen celplerle gazetecilerin çarşamba günü Manhattan’daki federal büyük jüri önünde ifade vermeye zorlandığı belirtildi. Birçok belgenin doğrudan gazetecilerin evlerine teslim edildiği kaydedildi.

Bir başkanlık yönetiminin, gizli hükümet kaynaklarını tespit etmek ve cezalandırmak amacıyla gazetecilere mahkeme celbi göndermesi ilk kez yaşanmıyor ancak uzmanlar, bir soruşturmaya doğrudan bu adımla başlanmasının son derece sıra dışı ve hukuka aykırı olduğunu vurguluyor.

Trump yönetiminin, ülkenin en köklü gazetelerinden biriyle yaşadığı gerilimdeki bu sert tırmanış, basın özgürlüğü savunucuları ile yönetim muhaliflerinin sert tepkisine yol açtı.

Soruşturmaya bu yöntemle başlanmasının yerleşik uygulamaları tersine çevirdiğini belirten Medya Hukuku Kaynak Merkezi Direktörü George Freeman, muhabirlere soruşturmanın sonunda değil, henüz başında celp gönderildiğine dikkati çekti.

Freeman, “Hukuk bu konuda nettir. Bir soruşturmada, özellikle gizli kaynaklara ulaşılmak isteniyorsa başvurulacak ilk yer değil, son yer muhabirler olmalıdır” değerlendirmesinde bulundu.

Basın özgürlüğü savunucuları, bu adımın hem bağımsız medya hem de hassas bilgilere erişimi olan kişiler üzerinde caydırıcı bir etki yaratmak amacıyla atıldığı uyarısını yapıyor. Bu durumun, Trump görevden ayrıldıktan sonra bile daha az şeffaf bir hükümet yapısına yol açabileceği ifade ediliyor.

Adalet Bakanlığı sözcüsü ise The Hill gazetesine yaptığı açıklamada, “Burada hedef muhabirler değil, gizli bilgileri sızdıran kişilerdir” ifadesini kullandı.

Sözcü, bakanlığın basının rolüne değer verdiğini ancak kurumun, devlet sırlarına erişim yetkisi verilen kişilerin bu bilgileri yasalara uygun şekilde kullanmasını sağlamakla yükümlü olduğunu kaydetti.

Açıklamada, “Bu süreçte her zaman doğal bir gerilim olabileceğini kabul ediyoruz ancak yasaları görmezden gelerek, yönetimde çalışan ve ulusal güvenliği etkileyen gizli bilgileri sızdırmakta sakınca görmeyen kişileri soruşturmaktan vazgeçmeyeceğiz” denildi.

Başkanların, hoşlarına gitmeyen haberleri engellemek amacıyla federal hükümetin yetkilerini kullanması ABD tarihinde yeni bir durum değil.

Eski başkanlar Barack Obama, George W. Bush ve Richard Nixon dönemlerinde de Adalet Bakanlığı gazetecilere mahkeme celbi göndermişti. Trump yönetimindeki Adalet Bakanlığı da daha önce ulusal güvenlik sızıntıları iddialarıyla ilgili olarak The Wall Street Journal ve The Washington Post muhabirlerine celp iletmişti.

Ancak birçok uzman, New York Times’a yönelik son hamlenin, hem zamanlaması hem de yönetim ile gazete arasındaki yakın geçmiş göz önüne alındığında farklı bir nitelik taşıdığı görüşünü paylaşıyor.

Özgür Basın Vakfı Direktörü Seth Stern, salı günü The Hill’e yaptığı açıklamada, “Birçok yayın kuruluşu Trump hakkında eleştirel haberler yapıyor. Ancak New York Times, Trump için önem taşıyan kitleler üzerinde benzersiz bir etki ve saygınlığa sahip. Yine de hedef başka bir yayın kuruluşu olsaydı, Trump’ın farklı davranacağını hayal etmek zor” dedi.

Trump, geleneksel medya kuruluşlarıyla uzun süredir mücadele ediyor ancak özellikle New York Times’ın yönetimine yönelik haberlerine tepki gösteriyor. Gazeteyi “batmakta olan” ve “yalan haber yapan” bir mecra olarak nitelendiren Trump, sosyal medya paylaşımlarında muhabirleri doğrudan isimleriyle hedef alıyor.

Trump, geçen yılın sonlarında yeniden seçim kampanyasıyla ilgili yapılan haberler nedeniyle New York Times’a hakaret davası açmıştı. Yayın kuruluşu ise bu davaya mahkemede karşı koyacağını belirterek suçlamaların temelsiz olduğunu savunmuştu.

Mahkeme celpleri, yönetimin Trump’ın ikinci döneminde medya kuruluşları üzerindeki baskıyı artırmaya çalıştığı bir dönemde geldi.

Pentagon bu hafta, bilgi sızdıran kişileri tespit etmek ve yargılamak amacıyla özel bir görev gücü kurulduğunu duyurdu. Trump’ın atadığı Federal İletişim Komisyonu Başkanı da başkanı veya müttefiklerini eleştiren yayınlar yapan televizyon kanallarının lisanslarının incelemeye alınabileceği tehdidinde bulundu.

Gözlemciler, New York Times muhabirlerine gönderilen celplerin bu genel politika ile uyumlu olduğuna işaret ediyor.

New York Times Başhukuk Müşaviri David McCraw, federal kolluk kuvvetlerinin muhabirlerin kapısına dayanmasının, “Anayasa’ya ve onun koruduğu basın özgürlüğüne inanan her Amerikalının vicdanını yaralaması gerektiğini” ifade etti.

Basın özgürlüğünü savunan kuruluşlar da gazetenin tepkisine destek vererek, yönetimin bu adımının tehlikeli bir sınırı aştığını ve anayasanın birinci fıkrasındaki korumaları ihlal ettiğini belirtti.

Ulusal Basın Kulübü, belgelerin gönderilmesinden birkaç saat sonra yaptığı açıklamada, “Her Amerikalı neyin tehlikede olduğunu anlamalıdır. Federal ajanların ellerinde mahkeme celpleriyle gazetecilerin evlerine gitmesi, sıradan bir kolluk faaliyeti değildir” değerlendirmesini yaptı.

Trump’ın ikinci döneminde Beyaz Saray ile gerilimli ilişkiler yaşayan Beyaz Saray Muhabirleri Derneği de celpleri kınayarak, ilgili gazetecilerin “kamuoyunun, hükümetin nasıl çalıştığını bilme hakkını savunma görevlerini yaptıkları için hedef alındıklarını” kaydetti.

Adalet Bakanlığının soruşturmasında hedef alınan New York Times muhabirleri arasında Julian E. Barnes, Eric Lipton, Tyler Pager ve Eric Schmitt yer alıyor. Barnes, gazetenin Pentagon’un basın politikalarına karşı açtığı ayrı bir davada da davacı konumunda bulunuyor.

Gazeteciler geçen hafta yayımladıkları haberde, Trump’ın Katar’dan gelen yeni model uçakla Ankara’ya ulaşmasına rağmen, güvenlik önlemleri nedeniyle Türkiye’deki NATO zirvesinden eski Air Force One uçağıyla erken ayrılmak zorunda kaldığını yazmıştı.

Uçak değişikliği ve Trump’ın denizaşırı seyahat sırasında İran rejiminin hedefinde olduğunu kabul etmesi, hafta başında iki ülke arasında yaşanan karşılıklı askeri saldırıların ardından cumhurbaşkanına yönelik olası tehditler hakkındaki spekülasyonları artırmıştı.

George Freeman, “Yabancı bir ülkeden 400 milyon dolarlık bir uçak hediyesini kabul etmenin etik boyutları ve ardından vergi mükelleflerinin parasıyla modifiye edilen bu uçağın uçuşa uygun olmadığının anlaşılması, açıkça kamuoyunu ilgilendiren bir konudur” dedi.

Freeman, “Gazeteciliğin görevi, bu uçağın neden uçamaz durumda olduğuna ilişkin hem etik hem de mali durumu araştırmak ve gerçeği ortaya çıkarmaktır” diye ekledi.

Bu mahkeme celpleri, New York Times gazetecilerini gizli kaynaklarının kimliğini açıklamaya zorlamanın ilk adımı olabilir. Trump, mahkemelerin uygulamaktan kaçındığı bu yöntem hakkında uzun süredir kamuoyu önünde değerlendirmeler yapıyordu.

Seth Stern, “Donald Trump’ın sorunu gazetecilerle değil, gazetecilikle. Medyayı seviyor, kendisi de medyanın bir ürünü ancak araştırmacı gazeteciliğin can damarının kaynak gizliliği olduğunu çok iyi biliyor” dedi.

Amerika

Brezilya’da ikinci tur süreci nasıl işleyecek?

Avatar photo

Yayınlanma

Brezilya’da ikinci turda hangi aday listesinin geçerli oyların çoğunluğunu elde edeceği belirlenecek.

Micaela Ovelar, São Paulo

Brezilya’da cumhurbaşkanlığı seçimi, Liberal Parti (PL) Senatörü Flávio Bolsonaro ile İşçi Partisi (PT) mensubu Cumhurbaşkanı Luiz Inácio Lula da Silva arasında yapılacak ikinci turda karara bağlanacak. Tüm oy verme makinelerindeki oyların sayılmasıyla birlikte Bolsonaro, 4 Ekim’de yapılan ilk turu geçerli oyların yüzde 47,03’ünü alarak tamamladı ve yüzde 45,16 oy alan Lula’nın önüne geçti. Hiçbir aday seçimi ilk turda kazanmak için gereken çoğunluğu sağlayamadığından, iki aday 25 Ekim’de ikinci turda karşı karşıya gelecek.

Bolsonaro 56 milyon 104 bin 503 oy alırken Lula 53 milyon 879 bin 538 oyda kaldı. İki aday arasındaki fark 2 milyon 224 bin 965 oy, yani yaklaşık 1,87 yüzde puan oldu. Böylece Bolsonaro, ikinci tura ilk turun birincisi olarak giriyor.

Seçimlerde yasama organı üyeleri ve eyalet valilerinin büyük bölümü de belirlendi. Brezilya’nın en büyük seçmen kitlesine sahip eyaleti São Paulo’da Vali Tarcísio de Freitas (Republicanos), ilk turda yeniden seçilmeyi başardı. Ülke genelinde 20 eyalette valilik seçimleri ikinci tura kalmadan sonuçlandı.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin sonuçları

Önde gelen iki aday, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde kullanılan geçerli oyların toplam yüzde 92,19’unu aldı. Diğer adaylar ise oyların yüzde 7,81’ini paylaştı.

Avante partisinden Augusto Cury, yaklaşık yüzde 2,89 oyla (3 milyon 448 bin 569) üçüncü sırada yer aldı. Onu yüzde 2,24 (2 milyon 675 bin 887) oyla Missão partisinden Renan Santos ve yüzde 2,18 (2 milyon 605 bin 148) oyla Sosyal Demokrat Parti’den (PSD) Ronaldo Caiado izledi. Novo partisinden Romeu Zema ise yüzde 0,27 (326 bin 488) oy aldı. Bu adayların hiçbiri ikinci tura kalamadı.

Cury ve Santos daha sonra ikinci tura kalan iki adaydan hiçbirini desteklemeyeceklerini açıkladı. Ancak bu açıklamalar, destekçilerinin 25 Ekim’de nasıl oy kullanacağını belirlemiyor. Elenen adaylara verilen oyların otomatik olarak Bolsonaro’ya veya Lula’ya aktarılacağı varsayılamaz.

Kesinleşen oy sayımı, seçim öncesindeki son anketlerden de farklı bir tablo ortaya koydu. Söz konusu anketlerde Lula yüzde 45, Bolsonaro ise yüzde 42 oyla gösteriliyordu. Seçim sonuçlarında ise Bolsonaro küçük bir farkla öne geçti.

Oyların coğrafi dağılımı, Lula’nın ülkenin kuzeydoğusunda önde olduğunu, Bolsonaro’nun ise güneydeki üç eyalette, Paraná, Santa Catarina ve Rio Grande do Sul’da üstünlük sağladığını gösterdi. Ülke genelinde Bolsonaro 14 eyalette ve Federal Bölge’de, Lula ise 12 eyalette ilk sırada yer aldı. Ancak bu sonuçlar, eyaletlerdeki zaferlere ayrı ayrı seçici kurul oyları kazandırmıyor; bütün oylar ülke çapındaki tek bir cumhurbaşkanlığı seçim sonucuna dahil ediliyor.

Seçim sistemi nasıl işliyor?

Brezilya’da cumhurbaşkanı ve cumhurbaşkanı yardımcısı, iki turlu seçim sistemiyle ortak bir aday listesi üzerinden seçiliyor. Bir aday listesinin ilk turda kazanabilmesi için geçerli oyların yarısından fazlasını alması gerekiyor. Boş ve geçersiz oylar bu hesaplamaya dahil edilmiyor. Hiçbir aday bu eşiği aşamazsa en fazla oy alan iki aday ikinci tura kalıyor.

4 Ekim’de yapılan seçimlerde cumhurbaşkanlığının yanı sıra eyalet valilikleri, Temsilciler Meclisi, Senato ve eyalet ya da Federal Bölge yasama organları için de oy kullanıldı. Temsilciler Meclisi’nin 513 sandalyesinin tamamı ve 81 sandalyeli Senato’nun 54 sandalyesi için seçim yapıldı. Senato üyelerinin üçte ikisinin yenilendiği seçimlerde, her eyalette ve Federal Bölge’de seçmenler iki farklı senatör adayı için oy kullandı.

Brezilya topraklarında oy verme işlemi Brasília saatiyle 17.00’de sona erdi. Bunun ardından seçim yetkilileri oy sayım sonuçlarını yayımladı. Portekizce kısaltması TSE olan Yüksek Seçim Mahkemesi, sonuçları resmî seçim sonuçları internet sitesi ve mobil uygulaması üzerinden kamuoyuyla paylaşıyor.

25 Ekim’de yapılacak ikinci turda cumhurbaşkanlığının yanı sıra ikinci tur gerektiren eyalet valiliği seçimleri de sonuçlanacak. Yasama organı seçimleri ise ilk turdaki oylarla belirleniyor ve ikinci tura taşınmıyor.

Seçime katılım ve sandığa gitmeyenler

Cumhurbaşkanlığı seçiminde yaklaşık 125,3 milyon kişi oy kullandı. Bu sayı, yüzde 78,92’lik bir katılım oranına karşılık geliyor. Yaklaşık 33,5 milyon kayıtlı seçmen sandığa gitmedi ve seçime katılmama oranı yüzde 21,08 olarak gerçekleşti.

Oy sayımında ayrıca yaklaşık 2,3 milyon boş oy ve 3,67 milyon geçersiz oy kaydedildi. Bu iki kategori birlikte kullanılan oyların yaklaşık yüzde 4,77’sini oluşturdu. Böylece cumhurbaşkanlığı seçiminde yaklaşık 119,3 milyon geçerli oy kullanılmış oldu. Bolsonaro’nun yüzde 47,03’lük ve Lula’nın yüzde 45,16’lık oy oranları, kullanılan bütün oylar ya da kayıtlı seçmenlerin tamamı üzerinden değil, bu geçerli oy toplamı üzerinden hesaplanıyor.

Sandığa gitmemek, boş veya geçersiz oy kullanmaktan farklıdır. Sandığa gitmeyen seçmen oy kullanmamıştır. Boş veya geçersiz oy veren seçmen ise seçime katılmış, ancak herhangi bir aday lehine geçerli bir tercih yapmamıştır. Bu iki gruptaki seçmenlerin de otomatik olarak kararsız seçmen şeklinde tanımlanmaması gerekir.

4 Ekim’de oy kullanmayan seçmenler, ikinci turda yeniden sandığa gitme fırsatına sahip olacak. Ancak ilk tur sonuçları, bu seçmenlerden kaçının ikinci turda oy kullanacağını veya hangi adayı tercih edeceğini ortaya koymuyor.

São Paulo ve eyaletlerdeki sonuçlar

São Paulo, seçime yaklaşık 34,1 milyon kayıtlı seçmenle girdi. Bu sayı, Brezilya’daki toplam seçmenlerin yaklaşık yüzde 21,5’ine karşılık geliyor. Ülkenin en büyük seçmen kitlesine sahip eyaleti olan São Paulo, Rio de Janeiro, Minas Gerais ve Espírito Santo ile birlikte Güneydoğu bölgesini oluşturuyor. Ulusal seçmen kitlesi içindeki ağırlığı, São Paulo’yu cumhurbaşkanlığı seçim sonuçlarının değerlendirilmesinde özellikle önemli hale getiriyor.

Eyaletteki valilik seçimi ilk turda sonuçlandı. Republicanos partisinden Tarcísio de Freitas, geçerli oyların yaklaşık yüzde 63’ünü (14 milyon 491 bin 874) alarak yeniden vali seçildi. De Freitas, İşçi Partisi’nin (PT) adayı Fernando Haddad’ı (8 milyon 423 bin 656 oy) geride bıraktı. İki aday arasındaki fark yaklaşık 26 yüzde puan oldu.

Brezilya genelinde 4 Ekim’de 20 eyalette valilik seçimi ilk turda sonuçlandı. Bu, 1994’ten bu yana yapılan seçimlerde ilk turda sonuçlanan en yüksek valilik seçimi sayısı oldu. Böylece 2022’de ilk turda sonuçlanan 15 valilik seçimi ve daha önce 2010’da kaydedilen 18 seçimlik rekor geride bırakıldı.

İlk turda kazanan diğer adaylar arasında Minas Gerais’te Cleitinho Azevedo, Paraná’da Sérgio Moro ve Rio Grande do Sul’da Luciano Zucco yer aldı. İşçi Partili mevcut valiler Jerônimo Rodrigues, Elmano de Freitas ve Rafael Fonteles de sırasıyla Bahia, Ceará ve Piauí eyaletlerinde yeniden seçilmeyi başardı.

Altı bölgede valilik seçiminin ikinci tura kaldığı kesinleşti: Acre, Amazonas, Espírito Santo, Rio Grande do Norte, Tocantins ve Federal Bölge.

Rio de Janeiro’daki durum

Rio de Janeiro’da Douglas Ruas yüzde 49,27, Eduardo Paes ise yüzde 42,76 oy aldı. Anthony Garotinho’nun, adaylığının reddedilmesine ilişkin itirazını geri çekmesi, geçerli oy hesabına hangi oyların dahil edileceğini değiştirebilir. Bu durum Ruas’ın oy oranını ilk turda kazanmak için gereken eşiğin üzerine çıkarabilir.

Rio de Janeiro’daki seçim henüz kesinleşmiş değil. Çünkü seçim makamlarının vereceği bir karar, toplam geçerli oy sayısını etkileyebilir. Seçim yetkililerinin resmî işlem yapması gerektiğinden, yarışın ilk turda sonuçlandığı henüz söylenemiyor.

Bununla birlikte, seçim yargısının, Bolsonaro’nun partisi PL’nin de adayı olan Douglas Ruas’ın ilk turda kazandığını ilan etmesi oldukça muhtemel görünüyor.

Yurt dışındaki Brezilyalı seçmenler

TSE verilerine göre, yurt dışında kayıtlı Brezilyalı seçmenler de cumhurbaşkanlığı seçimlerine katıldı. 186 şehirde yaklaşık 341 bin 800 kişi oy kullandı. Yurt dışında oy kullanma hakkına sahip seçmen sayısı ise yaklaşık 916 bin 500’dü.

Ülke genelindeki sonucun aksine, yurt dışındaki oy sayımında Lula öne çıktı. Lula 157 bin 387 oyla yurt dışında kullanılan geçerli oyların yüzde 47,57’sini alırken Bolsonaro yaklaşık 143 bin 900 oyla yüzde 43,49’da kaldı. Lula 64 ülkede, Bolsonaro ise 37 ülkede birinci sırada yer aldı.

Oyların dağılımı ülkeden ülkeye önemli farklılıklar gösterdi. Bolsonaro, ABD’de yüzde 61,10, Japonya’da ise yüzde 71,76 oy aldı. Lula ise Portekiz’de yüzde 52,45, Arjantin’de yüzde 64,44, Kanada’da yüzde 57,75 ve Almanya’da yüzde 71,93 oyla öne geçti.

Yurt dışında kullanılan oylar ayrı bir seçim olarak değerlendirilmek yerine, ülke genelindeki cumhurbaşkanlığı seçim sonucuna dahil ediliyor.

Brezilya, ilk turda Bolsonaro’nun önde tamamladığı seçimlerin ardından 25 Ekim’de yapılacak ikinci tura hazırlanıyor. Ancak cumhurbaşkanlığını kimin kazanacağı henüz belli değil. İkinci turda hangi aday listesinin geçerli oyların çoğunluğunu elde edeceği belirlenecek.

Okumaya Devam Et

Amerika

Trump İran füzesi üzerinden Los Angeles ve San Diego sözlerini yineledi

Yayınlanma

ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın Los Angeles ve San Diego’yu hedef alabileceğine ilişkin ifadelerini Teksas’taki mitinginde yineleyerek böyle bir senaryoya izin vermeyeceklerini savundu. Eyalet yöneticileri Trump’ın görevden alınması için anayasal süreç çağrısı yaparken Beyaz Saray açıklamaların arkasında durdu.

ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın Los Angeles ve San Diego kentlerini hedef alabileceği yönündeki sözlerini Teksas’taki seçim mitinginde yineledi. Trump, böylesi bir senaryonun gerçekleşmesine izin vermeyeceklerini savundu.

San Antonio kentindeki mitingde konuşan Trump, “Travma mı görmek istiyorsunuz? Sorun mu görmek istiyorsunuz? Geçen gün de söyledim, bırakın gelirken San Diego’ya ya da Los Angeles’a bir füze atsınlar. Bir korku filmi mi görmek istiyorsunuz? Bırakın San Diego’yu vursunlar. Bırakın Los Angeles’ı vursunlar” dedi.

Trump sözlerini, “Kötü şeylerin yaşandığını mı görmek istiyorsunuz? Bir ülkenin serbest düşüşe geçtiğini mi görmek istiyorsunuz? Bunun olmasına izin vermeyeceğiz” diye sürdürdü.

Kaliforniyalı yöneticilerden sert tepki geldi

Trump, pazartesi günü Nebraska’daki seçim etkinliğinde İran’ın Los Angeles ve San Diego’yu “yok edebileceğini” öne sürmüş, bu açıklamalar Kaliforniya eyaletindeki yöneticilerin tepkisini çekmişti.

Demokrat Partili Kaliforniya Valisi Gavin Newsom, The Hill’e yaptığı açıklamada Trump’ın “akıl hastası” olduğunu ileri sürerek ABD Anayasası’nın 25. Ek Maddesi’nin işletilmesi çağrısında bulundu.

Los Angeles Belediye Başkanı Karen Bass sözleri “tehlikeli ve güvenliğimizi tehlikeye atabilecek nitelikte” diye nitelerken, San Diego Belediye Başkanı Todd Gloria kentin “ikincil hasar olmadığını” belirtti.

Beyaz Saray eleştirileri reddetti

Beyaz Saray yönetimi ise açıklamalara yönelik tepkilere karşı çıktı. Beyaz Saray İletişim Direktörü Steven Cheung, X hesabından yaptığı paylaşımda medyadaki tepkilerin gerçeği yansıtmadığını savundu.

Cheung, “Başkan Trump nükleer silaha sahip bir İran durdurulmasaydı ABD kentlerinin tehdit altında kalacağını açıkça ifade etti. Başkan sayesinde Amerika daha güvenli bir yer. İran’ın nükleer gücü, donanması, hava kuvvetleri ve parası yok” değerlendirmesinde bulundu.

Okumaya Devam Et

Amerika

Trump’ın sözleri California’yı ayağa kaldırdı: “Kentler feda edilemez”

Yayınlanma

Donald Trump’ın miting konuşmasında İran’ın Los Angeles ve San Diego kentlerini hedef alabileceğini ima etmesi, California Valisi Gavin Newsom’ın ABD Anayasası’nın 25. Maddesi’ni gündeme getirmesine yol açtı.

ABD Başkanı Donald Trump’ın bir ara seçim mitinginde İran’ın Los Angeles ve San Diego kentlerini hedef almasına izin verebileceğini ima etmesi, California’daki Demokrat siyasetçilerin ve en az bir Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi adayının sert tepkisine yol açtı.

California Valisi Demokrat Gavin Newsom, The Hill gazetesine yaptığı açıklamada Trump’ın “akıl hastası” olduğunu savunarak ABD Anayasası’nın 25. Maddesi’nin işletilmesi çağrısında bulundu.

Newsom, yaptığı yazılı açıklamada “25. Madde’nin vakti geldi!” ifadesini kullandı.

Vali Newsom, salı günkü çağrısından önce pazartesi günü sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda da Trump’ı “dengesiz ve tehlikeli” olarak nitelemişti.

2028 başkanlık seçimlerinde Demokrat Parti’nin güçlü aday adayları arasında gösterilen Newsom’a Beyaz Saray Sözcüsü Davis Ingle tepki gösterdi. Ingle, “Gavin Newscum Amerika’nın en kötü ve muhtemelen en aptal valisidir” dedi.

California’daki yerel yöneticiler ve adaylar tepkili

Trump’ın sözlerine eyalet genelinde farklı kademelerden tepkiler geldi. Los Angeles Belediye Başkanı Demokrat Karen Bass, açıklamaların tehlikeli olduğunu ve kent sakinlerinin güvenliğini zedeleyebileceğini dile getirdi.

San Diego Belediye Başkanı Demokrat Todd Gloria ise yayımladığı mesajda Trump’a seslenerek “Kentimizi pervasız savaş söylemlerinizin dışında tutun” dedi.

San Diego bölgesinden Temsilciler Meclisi üyeliği için yarışan Cumhuriyetçi aday Jim Desmond da partisinin liderine açıkça karşı çıktı.

Desmond, sosyal medyada yaptığı paylaşımda, hiçbir Amerikan kentinin gözden çıkarılamayacağını ve hiçbir ailenin ikincil hasar muamelesi göremeyeceğini belirterek başkana kesin bir dille katılmadığını vurguladı.

Cumhuriyetçi stratejistler ara seçim riskine işaret ediyor

Başkanın sözleri, Cumhuriyetçilerin kendi tabanını sandığa taşımakta zorlandığı bir süreçte Demokrat seçmeni hareketlendirme riski yaratıyor.

Californialı Cumhuriyetçi stratejist Matthew Klink, “Başkanın sözleri Nebraska’da alkış alabilir ancak California’da seçmenlerin Trump’tan neden nefret ettiğini bir kez daha gösteriyor” değerlendirmesini yaptı.

Eyaletteki 48. Seçim Bölgesi’nde yarışan Jim Desmond’ın durumu da tartışılan başlıklar arasında yer alıyor. Kıdemli Cumhuriyetçi stratejist Rob Stutzman, zorlu yarışlara giren parti adaylarının başkanla aralarına yeniden mesafe koymak zorunda kalacağını söyledi.

Başka bir Cumhuriyetçi stratejist ise Desmond’ın bu açıklamayla, Demokratların “Trump’ın noter tasdik memuru olacağı” yönündeki suçlamalarını boşa düşürebileceğini savundu.

Trump’ın eski kampanya danışmanlarından biri de sözlerin şaka yollu söylendiğini ancak seçime bir ay kala dikkat dağıtıcı bir etki yarattığını kaydetti.

Beyaz Saray İletişim Direktörü Steven Cheung, sosyal medyada yaptığı açıklamada basında çıkan haberlerin gerçekleri yansıtmadığını savundu.

Cheung, Trump’ın nükleer bir İran durdurulmasaydı ABD şehirlerinin tehdit altında kalacağını kastettiğini belirterek, başkanın politikaları sayesinde ülkenin daha güvenli hale geldiğini ifade etti.

Demokrat stratejistler ise California liderlerinin tutumunu destekliyor. Stratejist Joel Payne, Trump’ın kendi vatandaşlarına zarar gelmesini dile getirmesini kabul edilemez olarak nitelerken, Newsom’ın eski danışmanı Garry South da Los Angeles’ın İran dışındaki en büyük İranlı göçmen nüfusuna ev sahipliği yaptığını hatırlattı.

Trump’ın Nebraska mitingine giderken South Carolina Demokrat Senato adayı Annie Andrews hakkında transfobik bir ifade kullanması da seçim sürecindeki gerilimleri tırmandıran bir diğer başlık oldu.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English