Amerika
ABD Adalet Bakanlığından New York Times muhabirlerine celp

ABD Adalet Bakanlığı, New York Times muhabirlerine Katar’ın hediye ettiği başkanlık uçağının güvenlik sorunlarına ilişkin haberleri nedeniyle mahkeme celbi gönderdi. Hafta sonu dört gazetecinin evine tebliğ edilen belgelerle, muhabirlerin federal büyük jüri önünde ifade vermeye zorlanması hedefleniyor.
ABD Başkanı Donald Trump, Katar tarafından hediye edilen ve Air Force One olarak kullanılan uçağın güvenlik sorunlarına ilişkin haberleri nedeniyle New York Times muhabirlerine Adalet Bakanlığı aracılığıyla mahkeme celbi göndererek, yayın kuruluşuyla uzun süredir devam eden mücadelesinde yeni bir aşama başlattı.
New York Times tarafından yapılan açıklamada, hafta sonu dört muhabire gönderilen celplerle gazetecilerin çarşamba günü Manhattan’daki federal büyük jüri önünde ifade vermeye zorlandığı belirtildi. Birçok belgenin doğrudan gazetecilerin evlerine teslim edildiği kaydedildi.
Bir başkanlık yönetiminin, gizli hükümet kaynaklarını tespit etmek ve cezalandırmak amacıyla gazetecilere mahkeme celbi göndermesi ilk kez yaşanmıyor ancak uzmanlar, bir soruşturmaya doğrudan bu adımla başlanmasının son derece sıra dışı ve hukuka aykırı olduğunu vurguluyor.
Trump yönetiminin, ülkenin en köklü gazetelerinden biriyle yaşadığı gerilimdeki bu sert tırmanış, basın özgürlüğü savunucuları ile yönetim muhaliflerinin sert tepkisine yol açtı.
Soruşturmaya bu yöntemle başlanmasının yerleşik uygulamaları tersine çevirdiğini belirten Medya Hukuku Kaynak Merkezi Direktörü George Freeman, muhabirlere soruşturmanın sonunda değil, henüz başında celp gönderildiğine dikkati çekti.
Freeman, “Hukuk bu konuda nettir. Bir soruşturmada, özellikle gizli kaynaklara ulaşılmak isteniyorsa başvurulacak ilk yer değil, son yer muhabirler olmalıdır” değerlendirmesinde bulundu.
Basın özgürlüğü savunucuları, bu adımın hem bağımsız medya hem de hassas bilgilere erişimi olan kişiler üzerinde caydırıcı bir etki yaratmak amacıyla atıldığı uyarısını yapıyor. Bu durumun, Trump görevden ayrıldıktan sonra bile daha az şeffaf bir hükümet yapısına yol açabileceği ifade ediliyor.
Adalet Bakanlığı sözcüsü ise The Hill gazetesine yaptığı açıklamada, “Burada hedef muhabirler değil, gizli bilgileri sızdıran kişilerdir” ifadesini kullandı.
Sözcü, bakanlığın basının rolüne değer verdiğini ancak kurumun, devlet sırlarına erişim yetkisi verilen kişilerin bu bilgileri yasalara uygun şekilde kullanmasını sağlamakla yükümlü olduğunu kaydetti.
Açıklamada, “Bu süreçte her zaman doğal bir gerilim olabileceğini kabul ediyoruz ancak yasaları görmezden gelerek, yönetimde çalışan ve ulusal güvenliği etkileyen gizli bilgileri sızdırmakta sakınca görmeyen kişileri soruşturmaktan vazgeçmeyeceğiz” denildi.
Başkanların, hoşlarına gitmeyen haberleri engellemek amacıyla federal hükümetin yetkilerini kullanması ABD tarihinde yeni bir durum değil.
Eski başkanlar Barack Obama, George W. Bush ve Richard Nixon dönemlerinde de Adalet Bakanlığı gazetecilere mahkeme celbi göndermişti. Trump yönetimindeki Adalet Bakanlığı da daha önce ulusal güvenlik sızıntıları iddialarıyla ilgili olarak The Wall Street Journal ve The Washington Post muhabirlerine celp iletmişti.
Ancak birçok uzman, New York Times’a yönelik son hamlenin, hem zamanlaması hem de yönetim ile gazete arasındaki yakın geçmiş göz önüne alındığında farklı bir nitelik taşıdığı görüşünü paylaşıyor.
Özgür Basın Vakfı Direktörü Seth Stern, salı günü The Hill’e yaptığı açıklamada, “Birçok yayın kuruluşu Trump hakkında eleştirel haberler yapıyor. Ancak New York Times, Trump için önem taşıyan kitleler üzerinde benzersiz bir etki ve saygınlığa sahip. Yine de hedef başka bir yayın kuruluşu olsaydı, Trump’ın farklı davranacağını hayal etmek zor” dedi.
Trump, geleneksel medya kuruluşlarıyla uzun süredir mücadele ediyor ancak özellikle New York Times’ın yönetimine yönelik haberlerine tepki gösteriyor. Gazeteyi “batmakta olan” ve “yalan haber yapan” bir mecra olarak nitelendiren Trump, sosyal medya paylaşımlarında muhabirleri doğrudan isimleriyle hedef alıyor.
Trump, geçen yılın sonlarında yeniden seçim kampanyasıyla ilgili yapılan haberler nedeniyle New York Times’a hakaret davası açmıştı. Yayın kuruluşu ise bu davaya mahkemede karşı koyacağını belirterek suçlamaların temelsiz olduğunu savunmuştu.
Mahkeme celpleri, yönetimin Trump’ın ikinci döneminde medya kuruluşları üzerindeki baskıyı artırmaya çalıştığı bir dönemde geldi.
Pentagon bu hafta, bilgi sızdıran kişileri tespit etmek ve yargılamak amacıyla özel bir görev gücü kurulduğunu duyurdu. Trump’ın atadığı Federal İletişim Komisyonu Başkanı da başkanı veya müttefiklerini eleştiren yayınlar yapan televizyon kanallarının lisanslarının incelemeye alınabileceği tehdidinde bulundu.
Gözlemciler, New York Times muhabirlerine gönderilen celplerin bu genel politika ile uyumlu olduğuna işaret ediyor.
New York Times Başhukuk Müşaviri David McCraw, federal kolluk kuvvetlerinin muhabirlerin kapısına dayanmasının, “Anayasa’ya ve onun koruduğu basın özgürlüğüne inanan her Amerikalının vicdanını yaralaması gerektiğini” ifade etti.
Basın özgürlüğünü savunan kuruluşlar da gazetenin tepkisine destek vererek, yönetimin bu adımının tehlikeli bir sınırı aştığını ve anayasanın birinci fıkrasındaki korumaları ihlal ettiğini belirtti.
Ulusal Basın Kulübü, belgelerin gönderilmesinden birkaç saat sonra yaptığı açıklamada, “Her Amerikalı neyin tehlikede olduğunu anlamalıdır. Federal ajanların ellerinde mahkeme celpleriyle gazetecilerin evlerine gitmesi, sıradan bir kolluk faaliyeti değildir” değerlendirmesini yaptı.
Trump’ın ikinci döneminde Beyaz Saray ile gerilimli ilişkiler yaşayan Beyaz Saray Muhabirleri Derneği de celpleri kınayarak, ilgili gazetecilerin “kamuoyunun, hükümetin nasıl çalıştığını bilme hakkını savunma görevlerini yaptıkları için hedef alındıklarını” kaydetti.
Adalet Bakanlığının soruşturmasında hedef alınan New York Times muhabirleri arasında Julian E. Barnes, Eric Lipton, Tyler Pager ve Eric Schmitt yer alıyor. Barnes, gazetenin Pentagon’un basın politikalarına karşı açtığı ayrı bir davada da davacı konumunda bulunuyor.
Gazeteciler geçen hafta yayımladıkları haberde, Trump’ın Katar’dan gelen yeni model uçakla Ankara’ya ulaşmasına rağmen, güvenlik önlemleri nedeniyle Türkiye’deki NATO zirvesinden eski Air Force One uçağıyla erken ayrılmak zorunda kaldığını yazmıştı.
Uçak değişikliği ve Trump’ın denizaşırı seyahat sırasında İran rejiminin hedefinde olduğunu kabul etmesi, hafta başında iki ülke arasında yaşanan karşılıklı askeri saldırıların ardından cumhurbaşkanına yönelik olası tehditler hakkındaki spekülasyonları artırmıştı.
George Freeman, “Yabancı bir ülkeden 400 milyon dolarlık bir uçak hediyesini kabul etmenin etik boyutları ve ardından vergi mükelleflerinin parasıyla modifiye edilen bu uçağın uçuşa uygun olmadığının anlaşılması, açıkça kamuoyunu ilgilendiren bir konudur” dedi.
Freeman, “Gazeteciliğin görevi, bu uçağın neden uçamaz durumda olduğuna ilişkin hem etik hem de mali durumu araştırmak ve gerçeği ortaya çıkarmaktır” diye ekledi.
Bu mahkeme celpleri, New York Times gazetecilerini gizli kaynaklarının kimliğini açıklamaya zorlamanın ilk adımı olabilir. Trump, mahkemelerin uygulamaktan kaçındığı bu yöntem hakkında uzun süredir kamuoyu önünde değerlendirmeler yapıyordu.
Seth Stern, “Donald Trump’ın sorunu gazetecilerle değil, gazetecilikle. Medyayı seviyor, kendisi de medyanın bir ürünü ancak araştırmacı gazeteciliğin can damarının kaynak gizliliği olduğunu çok iyi biliyor” dedi.
Amerika
Sam Altman, “AI ebeveynlik” tartışması başlattı

OpenAI CEO’su Sam Altman, şirketin ChatGPT Work uygulaması için ebeveynlik işlevlerinin yerini alacak bir ajan olarak bahsedince büyük bir tartışma başladı.
Cuma günü X’te yaptığı paylaşıma yapılan alaycı yorumlar, orijinal gönderiden daha fazla beğeni aldı.
Altman’a yönelik eleştirilerden birinde, “Gerçek insan ilişkilerinin yerine yapay zeka kullanmak, bunun için olabilecek en kötü kullanım örneği,” yazıyordu.
Öte yandan yapay zeka yöneticileri, “meşgul ebeveynlerin” parasını istiyor ve aile yönetimi için yapay zeka kullanım örneklerinden bazıları diğerlerinden daha fazla ilgi görüyor.
New Yorker dergisi yakın zamanda yayınladığı bir makalede, yapay zekanın “ev işlerinin yarattığı zihinsel yükten” kurtulmayı paraya dönüştürmeye çalıştığı sayısız yolu ele aldı.
Kadınların ve annelerin hedef alınması şu gerekçeye dayandırılıyor: “Kadınlar, erkeklere kıyasla yapay zekayı daha az kullanıyor ve ev işlerinde daha fazla zihinsel çaba sarf ediyor. Yapay zeka tabanlı “aile asistanı”, bu iki uçurumu da kapatmayı vaat ediyor.”
AI destekli aile destek uygulamaları arasında Ollie, Cozi (mottosu: “Aile hayatı. Basitleştirilmiş”) ve Ava (mottosu: “Unutulan daha az doğum günü, daha çok sihir”), Maple (mottosu: “Modern ailelerin işletim sistemi”) yer alıyor.
Bu uygulamalar, e-postalardan ve takvimlerden veri alarak önemli günlük etkinlikler hakkında aile üyelerine kısa mesajlar gönderebilir, doğum günlerini hatırlayabilir, paylaşılabilir listeleri yönetebilir ve kayıt tarihleri ile fatura son ödeme tarihlerini işaretleyebilir.
Ollie’nin kurucusu Bill Lennon, uygulamanın ev işleriyle ilgili idari yükün bir kısmını üstlenerek “ailelere önemli olan şeylere daha fazla zaman kazandırdığını” söylüyor.
Skylight ve Cozyla gibi AI ile geliştirilmiş akıllı takvimler ise, tüm aile üyelerinin işlerini takip edebilmesi için paylaşımlı görseller oluşturur ve aynı zamanda ödül takipçisi ve fotoğraf albümü olarak da kullanılabilir.
Anneleri tüketici olarak ele alan bir risk sermayesi şirketinin kurucusu Allison Stern, kısa süre önce Fortune dergisine yazdığı yazıda annelerin “arayüzlere değil, sonuçlara ihtiyacı olduğunu” belirtti.
“Her şey annede başlıyor” iddiasında bulunan Stern, “ABD’de hane halkı harcamalarının %85’ini anneler gerçekleştiriyor ve yıllık tüketici harcamalarının yaklaşık 2,4 trilyon dolarlık kısmını onlar kontrol ediyor,” dedi.
Çocuk bakımı ve ebeveynlik alanlarında yapay zeka kullanımına ilişkin yakın zamanda yapılan bir pazar analizi, bu sektörün 2035 yılına kadar yaklaşık 42 milyar dolarlık bir değere ulaşacağını öngördü.
Amerika
Gençler bütçe yetersizliğinden ilk buluşmaya çıkamıyor

New York’ta akşam yemeği, kokteyl ve sinema biletinden oluşan standart bir buluşmanın maliyeti yükselirken, Z Kuşağı yüksek masraflar nedeniyle ilişki kurmakta zorlanıyor. Araştırmalar, 22 ile 35 yaş arasındaki bekar gençlerin yarısından fazlasının parasızlığı buluşmaların önündeki en büyük engel olarak gördüğünü gösteriyor. Artan kiralar ve sosyal medya baskısı, kentteki gençlerin romantik yaşamını kısıtlıyor.
New York’ta iki kişilik bir akşam yemeği 130 dolar, bir kokteyl 20 dolar, sinema bileti ise 28 dolar seviyesinde seyrediyor. Yetişkinliğe adım atan Z Kuşağı için romantizmin maliyeti, ilişki kurma yolunda ciddi bir engel oluşturuyor.
Brigham Young Üniversitesi ile Aile Araştırmaları Enstitüsünün gerçekleştirdiği ankete dayandırılan The New York Times haberine göre, 22 ila 35 yaş arasındaki bekar gençlerin yarısından fazlası para eksikliğini buluşmaların önündeki temel engel olarak tanımlıyor.
New York kentinde bu durum özellikle keskin bir boyut kazanıyor.
Aylık kira giderlerinin bütçenin büyük kısmını yuttuğu kentte, dışarıda geçirilen sıradan bir akşam bile mali bir sınamaya dönüşüyor.
Complex medya şirketinin sunucusu Jillian Hardeman-Webb ile New York Belediye Başkanı Zoran Mamdani arasındaki diyalog da tablonun derinliğini yansıtıyor.
Sunucu Hardeman-Webb, “New Yorkluların bu koşullarda aşkı bulması nasıl beklenebilir? Karşındaki insanın seni irrite ettiğini daha yeni anlamaya başlamışken tüm paranı harcamış oluyorsun” ifadelerini kullandı.
Belediye Başkanı Mamdani ise bu duruma, “Bu şehirde yaşamak pahalı. Bu şehirde sevmek ise daha da pahalı” sözleriyle karşılık verdi.
Z Kuşağı üyesi New Yorklu kadınlar, düğün masraflarını ödemenin ve gelecekteki çocukların bakımını üstlenmenin “ulaşılmaz göründüğünü” aktarıyor.
Kadınlar, erkeklerin hesabı bölüşmeyi her geçen gün daha sık teklif ettiğini, bunun geçmişte nadir görülen bir durum olduğunu kaydediyor.
BMO Financial Group verilerine atıfta bulunan haberde, Z Kuşağı mensubu Amerikalıların ulaşım ve hazırlık masrafları dahil bir buluşma için harcadığı ortalama tutarın 200 doları aştığı ifade ediliyor.
Kentte ücretsiz müzeler, parklar ve bütçe dostu etkinlikler bulunsa da sosyal medyanın ve “kahve buluşmalarının çıtayı düşürdüğünü” savunan blog yazarlarının yarattığı baskı gençlerin kaygı düzeyini artırıyor.
Brigham Young Üniversitesinden Profesör Brian Willoughby, bugünün kuşağının ebeveynlerine kıyasla çok daha karmaşık bir gerçeklikle karşı karşıya olduğunu belirterek şunları söyledi:
“Bu sadece bir akşam yemeğinden ibaret değil. Çöpçatanlık uygulaması Hinge için ödenen 30 dolarlık abonelik, kıyafetler ve doğru kişiyi bulmak için yapılan sonsuz kaydırmalar da bunun bir parçası.”
Bununla birlikte, çok sayıda genç New Yorklu fahiş masraflar nedeniyle buluşmalardan tamamen vazgeçiyor.
İçecekler dahil iki kişilik bir akşam yemeği 150 doları geçerken, ulaşım ve hazırlık aşamasıyla birlikte akşamın ortalama harcaması 200 dolara ulaşıyor. Asgari ücretin biraz üzerinde kazanan gençler kendilerini “istenmeyen” hissediyor.
Daha yüksek gelire sahip çiftler dahi dışarıda romantik bir akşam geçirme sıklığının ayda birin altına düştüğünü, evde yemek pişirmenin daha kolay olduğunu kabul ediyor.
Ekonomistler de konuya ilişkin bir kısır döngüye dikkat çekiyor. Gençlerin kirayı bölüşmek ve yılda 25 bin dolardan fazla tasarruf etmek için bir partnere ihtiyaç duyduğu, ancak bir partner bulmak için gereken yatırımı karşılayamadığı vurgulanıyor.
Kent sakinleri “Burada buluşmaya çıkmak berbat bir şey” sözleriyle şikayetlerini dile getirirken, yüksek maliyetler, zayıf istihdam piyasası ve uygulamaların yarattığı bıkkınlık romantizmi Z Kuşağının ertelemek zorunda kaldığı bir lükse dönüştürüyor.
Amerika
Trump, Exxon ve Chevron’a çattı

ABD Başkanı Donald Trump, yüksek benzin fiyatları nedeniyle Exxon Mobil ve Chevron’a yönelik baskıyı artırdı.
Başkan, Amerikalılar benzin istasyonlarındaki yüksek fiyatlarla boğuşurken, uzun süredir sektörde müttefiki olan bu şirketleri “çok fazla para kazanmakla” suçladı.
Büyük petrol şirketleri, Orta Doğu’daki arz kesintileri nedeniyle yükselen ham petrol fiyatları ve rafinerilerin hızla artan kâr marjlarının desteğiyle rekor düzeyde çeyrek kârları açıkladı.
Bu durum, şirketleri hedef tahtasına oturtmuş durumda; zira Trump yönetimi, ara seçimler öncesinde yüksek benzin fiyatlarını düşürmek için çaba gösterdiğini kanıtlama konusunda artan bir baskı ile karşı karşıya.
Trump, pazartesi günü Oval Ofis’te gazetecilere yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Bir kıtlığı bahane ederek çok fazla para kazanıyorlar. Bundan hoşlanmıyorum ve bunu söyleyecek en son kişi ben olmalıyım çünkü ben serbest piyasa ekonomisinin en büyük savunucusuyum; benden daha büyük kimse yok.”
Trump, cuma günü her ikisi de güçlü kazançlar açıkladığı için ABD’nin en büyük iki petrol üreticisini isimleriyle özellikle hedef aldı.
Başkan, “Chevron, çok fazla para. Exxon Mobil, çok fazla, çok fazla para. Bunun bir kısmını halka geri vermeliler ve perakende fiyatını, tüketici fiyatını düşürseler iyi olur,” dedi.
ABD’deki ortalama perakende benzin fiyatı, geçtiğimiz hafta boyunca galon başına 4,10 dolar civarında seyretti.
Bu fiyat, şubat ayında ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarını başlatmasından önce 3 doların altındaydı.
Haziran sonunda Trump, ham petrol fiyatları düştüğü halde benzin fiyatlarını yeterince hızlı düşürmedikleri gerekçesiyle büyük petrol şirketleri hakkında soruşturma açılması için Adalet Bakanlığı’na talimat vermişti.
Benzin fiyatları genellikle büyük petrol üreticileri tarafından değil, benzin istasyonlarının sahibi olan ve çoğu zaman tek başına faaliyet gösteren perakendeciler tarafından belirleniyor.
İki şirketin CEO’ları cuma günü yapılan kazanç açıklamalarında, rafineri kapasitesi yetersizliğinin sonbahar boyunca benzin fiyatlarını yüksek tutabileceğini belirtti.
Büyük petrol üreticilerini temsil eden Amerikan Petrol Enstitüsü’nün sözcüsü Andrea Woods, yaptığı açıklamada, yüksek fiyatların “tek bir şirketten değil, küresel arz, talep ve Hürmüz Boğazı ile diğer kritik nakliye rotaları etrafındaki süregelen belirsizlikten kaynaklandığını” belirtti.
Woods, “Sektörümüz, tüketicilere uygun fiyatlı ve güvenilir enerji sunma hedefini paylaşıyor,” dedi.
Trump ayrıca pazartesi sabahı bir sosyal medya paylaşımında, şirketin rekor kıran çeyreğini kendi yönetiminin politikalarına atfetmemesi nedeniyle Chevron CEO’su Mike Wirth’i eleştirdi.
Trump, “Onun bahsetmeyi uygun bir şekilde unuttuğu tek şey, TRUMP Yönetimi’nin dehası, öngörüsü, gücü ve istikrarı olmasaydı, Petrol Sektörü’nün ve ülkemizin kendisinin ÖLMÜŞ olacağıdır!” diye yazdı ve tüm petrol şirketlerinin “tüketicilerin (perakende!) petrol fiyatlarını HEMEN DÜŞÜRMELERİ” gerektiğini ekledi.
Dünya Basını1 hafta önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi5 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Dünya Basını1 hafta önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Dünya Basını1 hafta önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Avrupa1 hafta önce‘Yeraltı ülkesi’ geri geliyor: İsviçre sığınaklarında yeni ‘savaş düzenlemesi’
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı
Dünya Basını2 hafta önceProf. Pape: İran savaş öncesinden daha güçlü
Asya1 hafta önceÇin, ileri düzey çip üretimi açısından kritik önemedeki yerli litografi makinelerinin seri üretimine başladı












