Diplomasi
ABD, Rusya’nın ‘gölge filosu’ndan bir tankere daha el koydu

ABD Sahil Güvenliği, Venezuela’dan ayrılan ve Rusya’nın “gölge filosuna” ait olduğu belirtilen bir petrol tankerini Atlantik Okyanusu’nda alıkoydu. Trump yönetiminin gölge filo faaliyetlerini durdurma operasyonu kapsamında el konulan Olina, son bir haftada durdurulan beşinci tanker oldu.
ABD Sahil Güvenliği, Venezuela’dan ayrılan ve Rusya’nın “gölge filosuna” ait olduğu tespit edilen bir petrol tankerini Atlantik Okyanusu’nda ele geçirdi.
The Wall Street Journal’ın ABD’li yetkililere dayandırdığı haberine göre, Atlantik’te bordalanarak durdurulan “Olina” isimli tanker, daha önce “Mivera M” adını taşıyordu ve Rus petrolü taşıdığı gerekçesiyle yaptırım listesinde yer alıyordu.
Veriler, Doğu Timor bayrağı taşıyan geminin Rusya’nın Baltık ve Karadeniz limanlarından Çin, Hindistan ve Türkiye’ye petrol ve petrol ürünleri ihraç etmek için kullanılan gölge filonun parçası olduğunu gösteriyor.
Olina, son dönemde ABD Sahil Güvenliği tarafından el konulan beşinci tanker olarak kayıtlara geçti.
Abluka genişliyor: Kuzeyden Karayipler’e operasyon dalgası
ABD’nin deniz operasyonları sadece Atlantik ile sınırlı kalmadı. 7 Ocak’ta İzlanda açıklarında, donanma destekli bir operasyonla Venezuela’dan ayrıldıktan kısa süre sonra bayrağını Rusya bayrağıyla değiştiren “Bella 1” adlı gemi durdurulmuştu.
Ayrıca Karayip Denizi’nde Panama bayraklı “M Sophia” tankerine de benzer bir operasyon düzenlenmişti.
Reuters’a bilgi veren sektör kaynaklarına göre Olina, Nicolas Maduro’nun kaçırılmasının ardından ABD’nin deniz ablukasını yarmaya çalışan bir tanker filosunun parçası olarak geçen hafta Venezuela’dan ayrıldı.
Tankerin Sahil Güvenlik operasyonu sırasında üzerindeki yükü boşaltamadan Venezuela’ya geri dönmeye çalıştığı belirtildi.
Atlantik’te tanker kovalamacası: ABD Donanması Rus bayraklı gemilerin peşinde
Trump’ın gölge filo ile mücadele faaliyeti sürüyor
The New York Times’ın haberine göre ABD, dördü yakın zamanda bayrağını Rusya bayrağıyla değiştiren toplam 16 tankerden oluşan bir grubu takibe aldı.
ABD’li yetkililer, aralarında “Veronica” isimli geminin de bulunduğu bazı tankerlerin yakalanmamak için isimlerini “Galileo” gibi Rus isimleriyle değiştirdiğini ve liman kayıtlarını Soçi veya Taganrog olarak güncellediğini ifade etti.
Yetkililer, Donald Trump’ın daha önce ilan ettiği “gölge filoya karşı mücadele faaliyeti” kapsamında önümüzdeki günlerde yeni gemilerin ele geçirilmesinin beklendiğini vurguladı.
ABD’nin el koyduğu Marinera tankerinde kriz çözüldü: Rus mürettebat dönüyor
Diplomasi
Pekin’deki güvenlik konferansında İranlı ve Suudi heyetler tartıştı

Çin’deki güvenlik konferansında, Tahran’ın Suudi Arabistan’daki ABD üslerini hedef alması üzerinden sözlü tartışma yaşandı.
Pekin’de düzenlenen güvenlik konferansı Xiangshan Forumu’nun genel oturumu çarşamba günü hararetli bir tartışmaya sahne oldu. South China Morning Post’un haberine göre, üst düzey bir İranlı savunma yetkilisi ile Suudi Arabistanlı bir düşünce kuruluşu başkanı, Orta Doğu’daki çatışma konusunda karşılıklı suçlamalarda bulundu.
İran ile Suudi Arabistan’ın sadece birkaç yıl önce barış anlaşması imzaladığı kentte, Suudi düşünce kuruluşu Kral Faysal Araştırma ve İslami Çalışmalar Merkezi Başkanı Prens Turki el-Faysal, İran’ı “Arap devletlerinin egemenliğine” saygı göstermemekle suçladı.
Tahran’ın ABD’nin Arap müttefiklerine yönelik saldırılarına açıkça atıfta bulunan Prens Turki, Xiangshan Forumu’nda bunun son savaşta “[ABD’nin Arap müttefiklerinin] topraklarına ve varlıklarına yönelik saldırgan ve hukuka aykırı saldırılarla” doruğa ulaştığını söyledi.
İran Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanlığı Operasyonlardan Sorumlu Yardımcısı Tuğgeneral Muhammed Taki Osanlou ise Tahran’ın herhangi bir yanlış eylemde bulunduğu iddiasını hızla reddederek saldırıların ABD varlıklarını hedef aldığını söyledi.
Osanlou, “Hiçbir Arap ülkesine veya onların topraklarına saldırmadık. Yalnızca Arap ülkelerindeki ABD askeri üslerini vurduk” dedi.
“Sadece Suudi Arabistan’dakilere değil; Irak, Kuveyt ve Katar’daki ABD askeri üslerine de saldırılar düzenledik. Hedefimiz diğer Arap ülkeleri değil, Amerika Birleşik Devletleri’dir” diye ekledi.
İranlı askeri yetkili, güvenlik forumundaki konuşmasında yedinci ayına giren çatışmanın sorumluluğunu doğrudan ABD’ye yükledi.
Osanlou sesini yükselterek İran’ın kırmızı çizgilerini zorladığı gerekçesiyle ABD’yi sert biçimde eleştirirken, salondaki yüzlerce savunma yetkilisi ve araştırmacı sessizliğe büründü.
Osanlou, etkinliğin tercümanı aracılığıyla yaptığı konuşmada, “ABD’nin İran’a ve Orta Doğu’ya karşı işlediği suçları şiddetle kınıyoruz. Bölgede bölünmeleri derinleştirdi… Hegemonya arayışının amacı, dünya genelinde kendi tek taraflı hegemonik düzenini kurmaktır” dedi.
Osanlou, ABD’nin Orta Doğu’daki askeri varlığını geri çekmesi gerektiğini söyledi.
“ABD bölgede kaldığı sürece Orta Doğu’da barış veya istikrar olamaz” dedi.
İranlı yetkili ayrıca Tahran’ın, şubat ayında ABD ve İsrail’in düzenlediği saldırıların ardından büyük ölçüde kapatılan hayati önemdeki deniz ticaret yolu Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasına izin vermeyeceğini söyledi.
Osanlou, “Hürmüz Boğazı’nı nasıl açabiliriz? İran, bu savaşta ağır saldırıya uğrayan askeri kapasitesini oluşturmak için yüzlerce yıl boyunca çaba gösterdi. Bu nedenle boğazın yeniden açılmasına asla izin vermeyeceğiz” dedi.
Onlarca ülkeden araştırmacı ve yetkilinin katıldığı forumu Çin Savunma Bakanı Dong Jun, açılış konuşmasında “diyaloğa kapı açmak ve farklı sesleri dinlemek” için bir fırsat olarak nitelendirdi.
Çarşamba günkü genel oturum boyunca Prens Turki, İran’ı iki ülke arasında diplomatik ilişkilerin yeniden kurulmasına yönelik anlaşmayı ihlal etmekle birçok kez suçladı. Söz konusu anlaşma, yedi yıllık kopukluğun ardından 2023’te Pekin’de imzalanmıştı.
Prens Turki, anlaşmanın garantörü olarak Çin’in rol oynadığı göz önüne alındığında, İran’ın Suudi Arabistan’a saldırarak Çin’in konumunu hiçe saydığını söyledi.
Çin’in, her iki tarafın da anlaşmaya uymasını güvence altına almasını ve anlaşmayı ihlal eden tarafın İran mı yoksa Suudi Arabistan mı olduğunu belirlemesini umduğunu ifade etti.
Prens Turki ayrıca Batılı ülkeleri, özellikle de ABD ve Almanya’yı eleştirerek İsrail’e verdikleri desteğin bölgesel çatışmaları körüklediğini söyledi.
Turki, ABD’nin 2003’te Irak’ı işgal etmesinin komşu ülkeler arasındaki bazı ittifakların çökmesine yol açtığını ve bunun da İran’la müttefik güçlü vekil güçlerin yükselişine zemin hazırladığını belirtti.
Hem Prens Turki hem de Osanlou, Orta Doğu meselelerinin çözümüne yönelik Pekin’in önerilerine atıfta bulundu ve bu önerilere destek verdi.
Suudi boru hattına saldırılar sonrası Çin’de petrol fiyatları rekor kırdı
Diplomasi
ABD ile Almanya savunma sanayii işbirliğini derinleştirecek

Pentagon şefi Pete Hegseth ile Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, iki ülkenin “savunma sanayii tabanlarının entegrasyonu” konusunda anlaştı.
Hegseth, Başkan Donald Trump’ın Almanya’yı takip ettiğini ve silahlanma çabalarını desteklediğini söyledi.
Almanya’nın savunma harcamalarının artık Trump tarafından belirlenen GSYİH’nin yüzde beşi hedefine doğru ilerlediğini kaydeden Pentagon şefi, “bunu takdir ettiklerini” belirtti.
İki bakan arasında imzalanan mutabakat zaptının amacı, “transatlantik endüstriyel üretim ve bakım kapasitelerini desteklemek için savunma sektöründe ikili işbirliğinin güçlendirilmesi” olarak tanımlanıyor.
ZEIT’a göre Alman hükümeti, sık sık NATO’ya gizlice sırtını dönmüş gibi davranan ve tutarsız hareket eden bir ABD başkanı karşısında, Almanya’nın en önemli ortağı olan ABD’ye artık güvenemeyeceğini aylardır kamuoyuna ima etse de, bildiride şöyle deniyor:
“Almanya ve ABD, Atlantik’in her iki yakasındaki mevcut siyasi zorlukların sağlam, karşılıklı yarar sağlayan ve sıkı bir şekilde entegre edilmiş bir savunma sanayi tabanını gerektirdiği konusunda mutabık kalmaktadır.”
ABD’nin NATO elçisi Whitaker: Avrupa’da ABD’nin rolünü Almanya üstlenmeli
Mutabakat zaptında, her iki ülkenin “yüksek performanslı sanayilerinin”, “en son teknolojiye sahip silah sistemleri, bileşenleri ve karmaşık mühimmatın üretiminde” gelecekte birbirlerini “daha da yakından tamamlayabileceği” söyleniyor.
Anlaşma, Aşağı Ren bölgesindeki Weeze’de F-35 savaş uçağı için gövde parçalarının üretimi ve Yukarı Bavyera’daki Schrobenhausen’de Patriot GEM-T hava savunma sistemi için güdümlü füzeler üretme tesisinin inşası gibi devam eden işbirliği projelerinden de bahsediyor.
Buna ek olarak, henüz üzerinde anlaşmaya varılmamış projeler de bulunuyor. Bunlar arasında ATACMS ve Stinger hava savunma füzeleri ile AMRAAM havadan havaya güdümlü füzeler alanındaki işbirlikleri yer alıyor.
Pistorius, Alman topraklarında Amerikan füzelerinin de üretilmesi önerisine büyük ilgi olduğunu savundu ve bunun ittifak için büyük bir fayda ve Bundeswehr (Alman Silahlı Kuvvetleri) için pek çok avantaj anlamına geldiğini kaydetti.
Bunlar arasında istihdam ve refah, belirlenmiş stratejik yön ve alınacak önlemler, Kuvvet Yapısı Gözden Geçirme (Force Posture Review) ve Derin Vuruş Kabiliyeti (Deep Strike Capability) bulunuyor.
Pistorius, “sıkı ve başarılı endüstriyel ortaklığı” övdü ve şöyle ekledi:
“Kaynaklarımızı daha da yakından birleştirirsek, bizim ve NATO ortaklarımızın caydırıcılık ve savunma için acilen ihtiyaç duyduğu sistemleri daha hızlı ve daha büyük miktarlarda sağlayabiliriz.”
Almanya savunmada ABD’yi tutabilmek için ortak silah üretimi istiyor
Alman bakana göre bu, sadece Almanya’nın operasyonel hazırlığını değil, aynı zamanda “Amerika Birleşik Devletleri’nin ve tüm ittifakın” hazırlığını da güçlendirecek.
Önümüzdeki cuma günü Pistorius, Fort Worth’ta sipariş edilen 35 F-35A avcı uçağının ilkini sembolik olarak teslim alacak.
Öte yandan CH-47F Chinook nakliye helikopterleri, P-8A Poseidon deniz devriye uçakları ve bunlara eşlik eden MQ-9B insansız hava araçları, Tomahawk seyir füzeleri ya da bunların Typhon fırlatıcıları henüz teslim edilmedi.
ABD ve ABD Başkanı’nın güvenilirliğinin sorgulanması konusunda sorulduğunda, Almanya Savunma Bakanlığı uzun süredir sorunsuz askeri işbirliğine işaret ederek yanıt veriyor.
Sözlü atışmalar bir yana, her şey plana göre ilerlemektedir. Pistorius, özellikle Fransızlar tarafından savunulan, Avrupa’nın ABD silahlarından bağımsız olması fikrinin bir savunucusu değil.
Ona göre, ABD başkanını ve dolayısıyla Amerikan askeri gücünü Avrupa’ya en güçlü şekilde bağlayan şey, tam da Atlantik’in ötesinden gelen silah anlaşmaları.
Pistorius, Pete Hegseth ile yaptığı görüşmenin ardından memnuniyetle, “Almanya hakkında tek bir eleştirel söz bile duymadım. Hiçbir şekilde,” diye konuştu.
Diplomasi
İngiltere, Kanada öncülüğündeki savunma bankasına katılabilir

İngiliz yetkililer, Birleşik Krallık’ın Kanada öncülüğündeki küresel bir savunma bankasına katılması yönündeki önerileri inceliyor.
Birleşik Krallık Başbakanı Andy Burnham, Temmuz ayında Kanadalı mevkidaşı Mark Carney ile Savunma, Güvenlik ve Dayanıklılık Bankası (DSRB) girişimini görüşmüştü.
Savunma Bakanı Wes Streeting ise geçen hafta bu girişimin sağlayabileceği “muazzam faydalar”dan övgüyle bahsetmişti.
Konuya yakın kaynakların Financial Times’a (FT) bildirdiğine göre, Birleşik Krallık şu anda bu bankaya katılma fikrini ciddiyetle değerlendiriyor ve yetkililerin katılımın nasıl işleyebileceğini inceliyor.
Bir hükümet yetkilisi, “Bu konuyu aktif olarak araştırıyoruz. İlgileniyoruz,” dedi.
Bir başka üst düzey İşçi Partisi yetkilisi ise, Keir Starmer’ın yönetiminin girişimi reddetmiş olmasına rağmen, “bu fikrin yeniden oldukça gündeme geldiğini” ifade etti.
Söz konusu kişi, önerinin Birleşik Krallık’ın 2030 yılına kadar GSYİH’sinin yüzde 3’ünü savunmaya ayırma hedefine ulaşmasına potansiyel olarak yardımcı olabileceğini belirtti ve Birleşik Krallık hükümetindeki üst düzey yetkililerin de “bunun iyi bir uluslararası işbirliği örneği olduğunu düşündüklerini” ekledi.
Fakat yetkililer, Londra’da öneriye ilişkin henüz herhangi bir karar alınmadığını vurguladı.
Dünya Bankası model alınarak kurulan bir kredi kurumu olan DSRB, savunma girişimleri için “uzun vadeli, düşük maliyetli finansman” sağlama sözü verdi.
Banka, Kanada ve Avrupa ülkelerinin NATO kapsamında savunmaya yıllık 850 milyar avro ek harcama yapma taahhütlerini yerine getirmelerine yönelik nakit desteği sağlamayı hedefliyor.
Fransa ve Almanya gibi büyük Avrupa güçleri ile Birleşik Krallık, bu teklife katılmadı.
Bu hafta Fransa ve Birleşik Krallık’ı ziyaret eden Carney, FT’ye verdiği röportajda Avrupa’yı Kanada ile ekonomik ve güvenlik ittifakını derinleştirmeye çağırdı. Carney ayrıca bu ziyareti DSRB’yi tanıtmak için de kullanıyor.
Çarşamba günü Burnham ile Carney’nin bir araya geleceği görüşmede DSRB’nin gündemin üst sıralarında yer alması bekleniyor.
Her ikisi de Everton Futbol Kulübü taraftarı olan iki lider, Liverpool’da birlikte bir maçı izlemeye hazırlanıyor.
Britanya Maliye Bakanı John Healey ile Kanadalı mevkidaşı François-Philippe Champagne’ın da perşembe günü Londra’da yapacakları görüşmede bu öneriye değinmeleri bekleniyor.
Bir İngiliz askeri yetkili, “Konunun görüşülmesi planlanıyor. Fakat şu anda kesinleşmiş bir şey yok,” dedi.
JPMorgan, Commerzbank, Deutsche Bank ve ING, DSRB’nin finansal destekçileri arasında yer alıyor.
Temmuz ayında Ankara’da düzenlenen NATO zirvesinde Kanada, Arnavutluk, Belçika, Yunanistan, Letonya, Lüksemburg, Romanya, Türkiye ve Ukrayna, DSRB’yi “kurma konusunda ortak niyetlerini” açıklamıştı.
Haziran ayında FT’ye bir makale yazan Başbakan Carney ve Lüksemburg Başbakanı Luc Frieden, DSRB’nin üye bankaların savunma amaçlı olarak şu anda verdiklerinin iki katından fazla kredi vermesine olanak tanıyacağını belirtti.
İngiltere’nin DSRB’ye katılma fikri Starmer yönetimi döneminde değerlendirilmişti. Fakat nihayetinde İngiltere’nin, dönemin maliye bakanı Rachel Reeves’in öncülüğünü yaptığı bir finansman girişimi olan Çok Taraflı Savunma Mekanizması’nı (MDM) tercih etmesi nedeniyle rafa kaldırılmıştı.
Kanada, yeni İngiliz hükümetinin savunma bankasına katılmasını istiyor
MDM, tedarik ve stoklamayı güçlendirmeyi amaçlıyor. Reeves, bu mekanizmanın İngiltere’nin “vergi mükellefleri için paranın karşılığını daha iyi almasını” sağlarken, “savunmayı finanse etmek için düşük faizle borçlanmamızı da hayati bir şekilde mümkün kılacağını” vurgulamıştı.
Birleşik Krallık, Hollanda, Polonya ve Finlandiya’nın da katıldığı MDM’ye başlangıç olarak 400 milyon sterlin taahhüt etmişti.
İngiliz yetkililer salı günü, Birleşik Krallık’ın MDM’ye bağlılığını sürdürdüğünü vurguladı.
Bazı İngiliz hükümet yetkilileri, bu iki girişimin birleşebileceğine inanıyor. Bu senaryo, Reeves’in kendisi tarafından Temmuz ayında görevinden ayrılmadan kısa bir süre önce ortaya atılmıştı.
Fakat diğerleri, girişimlerin farklı roller üstleneceğini ve bu nedenle ayrı varlıklar olarak kalırken birbirleriyle uyumlu bir şekilde çalışabileceklerini vurguladı.
Bir Birleşik Krallık hükümet sözcüsü şunları söyledi:
“Savunma sanayi kapasitesini artırmak için uluslararası ortaklarımızla birlikte çalışmaya tam olarak kararlıyız. Çok Taraflı Savunma Mekanizması ile Savunma Güvenliği Dayanıklılık Bankası’nın birbirini tamamlayıcı nitelikte olmasını sağlamak için Kanadalı müttefiklerimizle yakın işbirliği içindeyiz.”
Avrupa1 hafta önceAvrupa savunma sanayii Ukrayna’ya yetişemiyor
Avrupa1 hafta önceKoçbaşı olarak AfD
Avrupa1 hafta önceCDU, AfD’yi durdurmak için yeni göç planı hazırlıyor
Asya1 hafta önceÇin’in HQ-17AE kısa menzilli hava savunma sistemi Pakistan’ın İHA savunmasını güçlendirecek
Ortadoğu1 hafta önceİsrail Deniz Kuvvetleri Komutanı, Türkiye’yi tehdit etti
Dünya Basını2 hafta önceÇin-Mısır ortak tatbikatı, Pekin’in askeri erişiminin göstergesi
Amerika2 hafta önceKıyamete beş kala – 3: Kapitalizmin (önlenemeyen) ölümleri
Diplomasi2 hafta önceXi Jinping 10 yıl sonra Kahire’de: Hedef stratejik ortaklık








