Bizi Takip Edin

Avrupa

AB’nin Balkanlar zirvesinden ‘ortak pazara entegrasyon’ çıktı

Yayınlanma

Avrupa Birliği liderleri Pazartesi günü altı Balkan ülkesine, birliğe tam üyelikleri öncesinde, reformlar karşılığında AB ortak pazarının bir kısmını açan yeni bir büyüme planı sundu.

Arnavutluk, Bosna, Kosova, Karadağ, Kuzey Makedonya ve Sırbistan’ın AB’ye entegrasyonu, ‘Berlin Süreci’ olarak adlandırılan yıllık görüşmelerin bir parçası olarak Pazartesi günü Arnavutluk’un başkenti Tiran’da düzenlenen bir zirvede ele alındı.

Toplantıya Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve Avrupa Konseyi Başkanı Charles Michel’in yanı sıra Almanya Şansölyesi Olaf Scholz da katıldı.

Ukrayna savaşı, Balkanların AB’ye entegrasyonunu birliğin gündeminin en üst sıralarına taşıdı. AB, 2013’te Hırvatistan’ın birliğe alınmasından bu yana durmuş olan genişleme sürecini yeniden canlandırmaya çalışıyor.

Altı Balkan ülkesi birliğe entegrasyon konusunda farklı aşamalarda bulunuyor. Sırbistan ve Karadağ birkaç yıl önce, Arnavutluk ve Kuzey Makedonya geçen yıl üyelik müzakerelerine başlarken, Bosna ve Kosova entegrasyon sürecinde henüz ilk adımlarını atmış durumda.

Zirvede konuşma yapan Şansölye Scholz, “Berlin süreci sadece bölgesel işbirliğinin tüm potansiyelini ortaya çıkarmak için değil, aynı zamanda tüm Batı Balkan ülkelerinin entegrasyonunu hızlandırmak için de en iyi araçtır,” dedi.

Fon akışı ‘reformlara’ bağlı

Leyen ise AB’nin bu ülkelere yönelik yeni iktisadi büyüme planının, yapılacak reformlar karşılığında bu ülkelerin AB ortak pazarının bazı bölümlerine girmelerine izin vereceğini söyledi.

Von der Leyen, ülkelerin mal ve hizmetler, karayolu taşımacılığı, enerji, elektrik, gümrük işbirliği, e-ticaret ve nakitsiz ödemeler alanlarında AB pazarına katılabileceklerini söyledi.

Leyen, talep edilen reformları hızla yerine getiren ülkelerin yatırım alacağını söyledi. Komisyon Başkanı, AB liderlerinin 2 milyar avro hibe ve 4 milyar avro kredi olmak üzere 6 milyar avroluk bir yatırım paketi önerdiklerini söyledi. Leyen, zirvenin sonunda düzenlenen basın toplantısında, “Fonlar reformların gerçekleştirilmesi üzerine serbest bırakılacak. Yani şarta bağlı,” dedi.

AB, üç yıl önce taahhüt ettiği 30 milyar avroluk yatırımın 16 milyar avrosunu bölgeye aktarmış durumda. Leyen, “Batı Balkanlar’daki potansiyeli gerçekten değerlendirmek ve bölgeyi Avrupa ortak pazarına yaklaştırmak zorundayız,” dedi.

Kosova sorununda ilerleme yok

Öte yandan Sırbistan-Kosova anlaşmazlığı Brüksel için engel yaratmaya devam ediyor. Geçen ay Kosova’nın kuzeyinde etnik Sırplarla polis arasında yaşanan çatışma sonucunda 4 kişinin ölmesi üzerine AB arabuluculuğundaki siyasi diyalog mekanizması askıya alındı.

Scholtz hem Sırbistan hem de Kosova’ya ‘müzakere masasına dönmeleri’ çağrısında bulunarak ‘birlikte çalışmaya ve düşmanlıkların üstesinden gelmeye duyulan acil ihtiyacın’ altını çizdi.

Öte yandan Euractiv’e konuşan Alman hükümetinin Batı Balkan ülkeleri özel temsilcisi Manuel Sarrazin’e göre Almanya bölgesel bir konferans ya da Kosova-Sırbistan diyaloguna yeni bir yaklaşım fikrini desteklemiyor.

Konferans fikrini Arnavutluk Başbakanı Edi Rama ortaya atmıştı. Sarrazin ise “İyi bir anlaşma yaptıktan sonra yeni bir şey icat etmenin mantıklı olduğuna inanmıyorum,” dedi.

Kurti’ye göre Belgrad anlaşmayı reddetti

Kosova Başbakanı Albin Kurti’ye göre ise Sırbistan, Berlin Süreci zirvesinde AB’nin kolaylaştırıcı olduğu temel anlaşmayı ve Ohri anlaşmasını imzalama şansına sahipti fakat bunu reddetti.

Anlaşma ve ekleri, iki ülke arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesine yönelik AB destekli bir diyalog sırasında sözlü olarak kabul edilmişti. Fakat Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksander Vucic, Kosova’nın ilgisine rağmen anlaşmayı imzalamayı reddetti.

Vucic, zirveye katılmak yerine Çin’e gitmeyi tercih etti ve Tiran’a Sırbistan Başbakanı Ana Brnabic’i gönderdi.

Avrupa

Almanya, Litvanya’daki tugay için zorunlu atama planlıyor

Yayınlanma

Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, Litvanya’da görev yapacak Alman tugayının personel açığını zorunlu görevlendirmelerle kapatmayı planlıyor. Bild’in kaynaklarına göre sonbaharda başlayabilecek görevlendirmeler 1000’e kadar askeri kapsayabilir ve tugayın personelinin yüzde 20’sine ulaşabilir.

Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, Litvanya’da konuşlandırılacak Alman tugayının personel ihtiyacını karşılamak amacıyla zorunlu görevlendirme sistemine geçilmesi talimatını verdi.

Bild gazetesinin ulaştığı kaynaklara dayandırdığı habere göre, ilk zorunlu atamaların sonbahar aylarında başlaması ve bin askeri kapsaması bekleniyor.

Berlin yönetiminin açıkladığı takvime göre Almanya, 2027 yılının sonuna kadar Litvanya’ya 4 bin 800 asker konuşlandırmayı hedefliyor.

Pistorius’un bu birliği bütünüyle gönüllü personelle oluşturmayı planladığı, ancak başvuru sürecinin ağır ilerlediği belirtiliyor.

Ağustos ayı itibarıyla kadroların yalnızca yaklaşık yüzde 60’ı doldurulabildi. Orduda özellikle bilişim uzmanı, lojistik personeli, aşçı ve er kadrolarında ciddi açıklar göze çarpıyor.

Savunma Bakanı Pistorius daha önceki açıklamalarında zorunlu atamaların bin kişinin altında kalabileceğini dile getirmişti.

Bild’in aktardığı güncel verilere göre ise zorunlu görevlendirmeler tugay mevcudunun yüzde 20’sine kadar ulaşabilir. Almanya ordusu Federal Savunma Gücü (Bundeswehr), bu oranı yüzde 10 seviyesine çekmeyi hedefliyor.

NATO’nun doğu kanadını tahkim etme gayesi taşıyan proje kapsamında, 2027 yılı sonuna kadar Belarus sınırına yakın noktalara yaklaşık 5 bin Alman askerinin yerleştirileceği bilgisi Mayıs ayı başında kamuoyuna yansımıştı.

Litvanya Savunma Bakanı Robertas Kaunas Temmuz ayı sonunda yaptığı açıklamada, gerekli altyapı hazırlıklarının takvimin önünde ilerlediğini ve inşaatın birinci etabının planlanandan on ay önce tamamlandığını duyurdu.

Buna karşılık Alman ordusu, kadroların tamamlanması konusunda ciddi bir zaman baskısı altında bulunuyor. Personel kararlarının netleşmesi için sadece birkaç ay kaldı.

Berlin’in 2027 sonuna kadar savaşa hazır bir tugay kurma taahhüdünü “ne pahasına olursa olsun” yerine getirmeyi amaçladığı vurgulanıyor.

Gönüllü sayısını artırmak amacıyla askerlere ve ailelerine tanıtım gezileri sunulmasını da içeren geniş kapsamlı tanıtım kampanyaları yürütüldü.

Öte yandan Bild, tugayın askeri teçhizat temininde de aksaklıklar yaşandığına, özellikle hava savunma sistemlerinin teslimatında gecikmeler görüldüğüne dikkat çekiyor.

Zorunlu atama kapsamına girecek askerlere bu karara itiraz etme hakkının tanınacağı ve Litvanya’ya olası taşınma sürecini planlamaları için kendilerine süre verileceği kaydediliyor.

Bundeswehr’in ilk askeri strateji belgesinde, Alman ordusunun Avrupa’nın en güçlü düzenli ordusu haline gelmesi hedefleniyor.

Savunma Bakanı Pistorius, muvazzaf asker sayısının 260 bine çıkarılmasını, yedek güçlerle birlikte ordudaki toplam kadın ve erkek mevcudunun 460 bine ulaştırılmasını amaçladıklarını söyledi. Yeni askeri stratejinin odak noktasında “Rusya’dan gelen tehditlere karşı koyma” yaklaşımı yer alıyor.

Pistorius geçen yılın Kasım ayında NATO için son barışçıl yazın geride kaldığını ve yakında bir savaş çıkabileceğini öne sürmüştü.

Almanya dış istihbarat teşkilatı başkanı Martin Jäger de aynı dönemde Rusya’nın ittifakla doğrudan bir çatışmaya girebileceği yönündeki görüşünü paylaşmıştı.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Avrupa’da savunma şirketlerinin satışında ABD’ye karşı temkinli tutum

Yayınlanma

Avrupa’da hükümetlerin stratejik sektörlerde kontrolü elde tutma ve Washington’a bağımlılığı azaltma hedefi, savunma şirketlerinin ABD’ye satış süreçlerini zora sokuyor. Financial Times gazetesinin haberine göre olası hükümet engellerinden çekinen şirket sahipleri, Amerikan sermayesi yerine Avrupalı yatırımcıları tercih etmeye yöneliyor.

Avrupa’da hükümetlerin stratejik sektörler üzerindeki denetimi koruma ve ABD’ye olan bağımlılığı azaltma arayışı, savunma ve teknoloji şirketlerinin Amerikalı yatırımcılara satışında temkinli bir yaklaşımı beraberinde getiriyor.

Financial Times (FT) gazetesinin haberine göre Avrupalı savunma şirketlerinin sahipleri, olası satış süreçlerinin hükümetlerin engeline takılmasından çekiniyor. Bu durum, bazı şirket sahiplerinin Avrupalı alıcıları öncelikli tutmasına yol açıyor.

Örneğin İHA tespit sistemleri üreten Hollanda merkezli Robin Radar Systems şirketinin sahibi, firmayı Avrupalı bir yatırımcıya devretmeyi istiyor.

Şirket için en az 2 milyar dolar gelir bekleyen yatırım fonu Parcom, Amerikan savunma devlerine yapılacak bir satışın hükümet nezdinde itirazlara yol açabileceği endişesini taşıyor.

Avrupa ülkeleri savunma, ileri teknoloji ve enerji gibi güvenlik ve ekonomi açısından kritik alanlardaki satın alma işlemlerini çok daha sıkı denetliyor.

Bu nedenle şirketler, satış planlarını henüz resmi süreç başlamadan hükümet yetkilileri ve askeri kanatla ele alıyor. Yatırımcılar ise onay alabilmek adına kritik teknolojileri ve istihdamı Avrupa sınırları içinde tutma taahhüdü veriyor.

Boston Consulting Group’un (BCG) Birleşik Krallık Havacılık ve Savunma Sanayii Birimi Yöneticisi Diana Dimitrova, hükümetlerin bu yaklaşımını “Avrupa hükümetlerinin tutumu giderek netleşiyor: Burada üretin ve burada bırakın” sözleriyle özetliyor.

Benzer bir süreç kıtadaki diğer anti-dron üreticilerini de etkiliyor. Yatırım şirketi Bridgepoint, Danimarkalı MyDefence firmasını yaklaşık 1 milyar dolar değerlemeyle satışa hazırlarken Polonyalı Advanced Protection Systems (APS) de satış ihtimalini değerlendiriyor.

Polonya’nın dron savunma mimarisinde yer alan ve stratejik şirketler listesine dahil edilen APS’in olası satışının Varşova yönetimi tarafından engellenebileceği kaydediliyor.

Amerikan sermayesine yönelik artan temkinlilik, Avrupa ile Washington arasında güvenlik alanında yeniden tanımlanan dengelerle eş zamanlı ilerliyor.

Politico’nun ocak ayındaki haberinde, taraflar arasındaki görüş ayrılıkları nedeniyle AB içinde ABD’nin yer almadığı ve 30’u aşkın ülkeyi kapsayan bir işbirliği zemininin tartışıldığı aktarılmıştı.

Buna paralel olarak Washington, Avrupa ülkelerinin kendi savunma harcamalarını ve sorumluluklarını artırmasını talep ediyor.

Alman Die Welt gazetesi mayıs ayında ABD’nin Avrupa’daki askeri varlığını azaltmayı planladığını yazarken, FT ise ağustos ayında Pentagon’un aralık ayında tamamlayacağı kuvvet konuşlandırma planı çerçevesinde Washington’ın müttefiklerinden askeri kapasite artışını hızlandırmalarını istediğini duyurmuştu.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Alman süt devi Müller, CDU’ya AfD ile işbirliği önerdi

Yayınlanma

Müller süt ürünleri grubunun çoğunluk hissedarı Theo Müller, Şansölye Merz’in SPD’yi koalisyondan çıkarması ve değişken çoğunluklarla yönetmesi gerektiğini söyledi.

Welt am Sonntag gazetesine verdiği demeçte Müller, “Böylece geriye sadece AfD kalır,” dedi ve “ideal senaryo” olarak CDU-AfD ittifakını ifade eden “Siyah ve Mavi”yi savunarak, “O zaman Almanya kısa sürede tekrar rayına oturur,” iddiasında bulundu.

Saksonya-Anhalt’taki seçim zaferinin ardından, arkadaşı olduğunu iddia ettiği AfD lideri Alice Weidel’e bir mektup yazdığını belirten Müller, “Bu sansasyonel başarı için tebrikler!” dedi.

Müller, Saksonya-Anhalt vatandaşlarının tüm ülkeye bir mesaj gönderdiğini söyledi ve “Mevcut politikalarla işler eskisi gibi devam edemez,” iddiasında bulundu.

AfD’nin hangi tutumlarını reddettiği sorulduğunda Müller, “AB’den veya avrodan ayrılmak benim için çok aşırı bir adım olur,” cevabını verdi.

CDU’nun Bavyera’daki kardeş partisi CSU’nun üyesi olan Müller, AfD’nin “tersine göç” terimi üzerine yapılan tartışmayı abartılı olarak nitelendirdi.

Ünlü Alman patron Müller’den CDU-AfD koalisyonu çağrısı

Partinin seçim bildirgesini okuduğunu söyleyen süt devi, “Tersine göç şu anlama gelir: Burada kalma hakkı olan herkes bu hakkı kullanabilir ve bu hakka sahip olmayanlar —çünkü Almanya’da yasadışı olarak bulunuyorlar— ülkeyi terk etmek zorundadır. Bu apaçık ortada,” dedi.

Müller, borç yasağı, enerji dönüşümüne son verilmesi, sübvansiyonların kademeli olarak kaldırılması, daha kısıtlayıcı bir göç politikası ve kalkınma yardımının durdurulmasının yanı sıra, Rusya’ya karşı savaşta Ukrayna’ya destek çağrısında bulundu.

Alman patron, enerji dönüşümünü “hiçliğe doğru bir dönüş” olarak nitelendirdi.

Müller, karbon kredisi ticaretinin, besleme tarifelerinin ve yenilenebilir enerjiye yönelik sübvansiyonların kaldırılmasını önerdi:

“Bunların hepsi ortadan kalkabilir. Bu ‘hiçliğe doğru dönüş’ şimdiye kadar yarım trilyon avroya mal oldu. Bu 500 milyar demek! Ve 2050’ye kadar 5 trilyon avroya daha mal olması bekleniyor.”

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English