Avrupa
Almanya’nın müstakbel dışişleri bakanı Johann Wadephul kim?

Almanya’da erken seçimlerin ardından hükümet kurma çalışmaları sürerken, Hristiyan Demokratlar (CDU) dışişleri bakanlığı görevi için Johan Wadephul’u aday gösterdi. CDU lideri ve müstakbel başbakan Friedrich Merz tarafından açıklanan bu adaylık, yaklaşık 60 yıl sonra dışişleri koltuğunun yeniden Hristiyan Demokratlara geçmesi anlamına geliyor.
Almanya’da erken seçimlerin ardından hükümet kurma çalışmaları devam ederken, Hristiyan Demokrat Birliği (CDU) dışişleri bakanlığı görevi için adayını belirledi.
CDU’nun küçük parti kongresinde 28 Nisan’da yapılan açıklamaya göre, dışişleri ve güvenlik konularından sorumlu, 62 yaşındaki Bundestag CDU/CSU ittifakı başkan yardımcısı Johan Wadephul, dışişleri bakanı adayı olarak gösterildi. Bu karar, müstakbel başbakan ve CDU lideri Friedrich Merz tarafından duyuruldu.
Hristiyan demokrat bir ismin Almanya dışişleri bakanlığı görevini üstlenmesi, yaklaşık 60 yıllık bir aradan sonra gerçekleşecek.
Son on yıllarda bu görev genellikle Sosyal Demokrat Parti (SPD) veya Yeşiller’e aitti. Son dört yıldır “feminist dış politikayı” savunan Annalena Baerbock da Yeşiller’dendi.
Kongrede CDU temsilcileri, ittifakın alacağı toplam on bakanlık koltuğundan bazıları için diğer bakan adaylarının isimlerini de açıkladı.
Aynı gün delegeler, SPD ile varılan koalisyon anlaşması metnini onayladı. SPD’nin ise anlaşmayı 30 Nisan’da onaylaması bekleniyor.
SPD’nin bakan adaylarının isimleri ise Merz’in Bundestag tarafından resmen başbakan olarak onaylanmasından bir gün önce, 5 Mayıs’ta belli olacak.
Almanya’da olağan seçimler Eylül 2025’te yapılacaktı. Ancak, Sonbahar 2024’te iktidardaki “trafik lambası” koalisyonunu (SPD, Yeşiller, Hür Demokrat Parti—FDP) oluşturan partiler arasında bütçe görüşmeleri sırasında çıkan anlaşmazlıklar koalisyonun dağılmasına yol açtı.
Aralık ayında Bundestag, Olaf Scholz hükümetine karşı güvensizlik oyu vererek erken seçimin önünü açtı.
Erken seçim 23 Şubat’ta yapıldı. Seçimi, yüzde 28,6 oy oranıyla Hristiyan Demokrat Birliği ve Hristiyan Sosyal Birliği (CDU/CSU) ittifakı kazandı.
Başbakan Scholz’un partisi SPD, yüzde 16,4 ile tarihinin en kötü sonucunu elde etti (2021 seçimlerinde SPD yüzde 25,7 ile birinci parti olmuştu).
“Trafik lambası” koalisyonunun diğer ortaklarının da desteği düştü: Yeşiller yüzde 11,6 oy alarak Bundestag’da 33 sandalye kaybetti, FDP ise yüzde 5’lik seçim barajını aşamadı.
Sağcı Almanya İçin Alternatif (AfD) partisi ise yüzde 20,8 oy oranıyla ilk kez ikinci sıraya yerleşti.
CDU/CSU ve SPD, 9 Nisan’da hükümet kurma konusunda anlaşarak koalisyon anlaşması taslağını sundu. İki ittifakın Bundestag’da toplam 328 sandalyesi bulunuyor; bu sayı, çoğunluk için gereken 316 sandalyenin üzerinde.
Wadephul’un kariyeri
Johan Wadephul, 1963 yılında Kuzey Denizi kıyısındaki Husum şehrinde (Schleswig-Holstein eyaleti) doğdu.
Meldorf’taki liseden mezun olduktan sonra CDU’nun gençlik teşkilatına katıldı ve Bundeswehr’de dört yıl sözleşmeli askerlik yaptı.
Ardından Kiel Üniversitesi Christian Albrecht’te hukuk eğitimi aldı ve 1996 yılında doktorasını tamamladı.
2009 yılına kadar sağlık ve sosyal hukuk alanında avukatlık yaparken, paralel olarak siyasi kariyerini de sürdürdü.
1997-2000 yılları arasında CDU’nun Schleswig-Holstein eyaleti genel sekreterliği görevini yürüttü, ardından iki yıl boyunca eyalet teşkilatı başkanlığı yaptı. 2006 yılında ise Rendsburg-Eckernförde belediyesinde CDU ilçe teşkilatı başkanı oldu.
Wadephul, Bundestag’a ilk kez 2009 yılında girdi ve başlangıçta sosyal işler ve Avrupa Birliği (AB) komitelerinde görev aldı.
Dış politika konularıyla 2013 seçimlerinden sonra ilgilenmeye başladı; Dış İlişkiler Komitesine (Orta Doğu konularıyla ilgilendi) girdi ve Avrupa Konseyi Parlamenter Asamblesi’nde üye yardımcısı oldu.
2017 parlamento seçimlerinin ardından Wadephul, Bundestag’da CDU/CSU ittifakı başkan yardımcılığı görevine getirildi ve savunma, dış politika ve güvenlik konularına odaklandı.
Son dönem Bundestag’da da aynı görevi yürüten Wadephul, aynı zamanda Almanya-Güney Kafkasya parlamento grubunun başkanı ve NATO Parlamenter Asamblesi’ndeki Alman heyetinin başkanıydı.
Rusya’nın Ukrayna’daki askeri müdahalesinin başlamasının ardından Berlin’in kararıyla feshedilen Alman-Rus kamu forumu Petersburg Diyaloğu’nun yönetim kurulu üyesiydi.
Hatta siyasetçinin resmi internet sitesinde, Petersburg Diyaloğu’nun “tasfiye memuru” olarak kendisinin belirtildiği görülüyor.
Askeri müdahalenin başlamasının ardından Wadephul, Rusya’nın eylemlerini kınadı ve Almanya’nın Rusya politikasının yeniden değerlendirilmesi gerektiğini savundu.
Bu amaçla özel bir komisyon kurulmasını önerdi. Wadephul, “Çok mu saf davrandık? Durumu doğru değerlendirdik mi?” diyerek fikrini açıkladı.
Bu yılın ocak ayında Wadephul, Ukrayna Devlet Başkanlığı İdaresi başkanı Andriy Yermak adına konuşan Rus telefon şakacıları Vovan ve Lexus’un kurbanı oldu.
Görüşme sırasında siyasetçi, Ukrayna’ya uzun menzilli Taurus füzeleri gönderilmesine sıcak baktığını belirtti (Scholz bu adıma sürekli karşı çıkarken, Merz tam tersi bir pozisyon alıyordu).
Fakat Alman askeri birliğinin Ukrayna’ya gönderilmesinin karmaşık hukuki prosedürler ve kamu desteğinin olmaması nedeniyle mümkün olmadığını kabul etti.
Sumi oblastında 13 Nisan’da düzenlenen saldırının ardından Almanya’da Taurus füzelerinin gönderilmesi tartışması yeniden alevlendi.
Wadephul, bu konuda sosyal demokratlarla anlaşmaya varmayı umduğunu söyledi ve “Friedrich Merz, Rusya üzerinde baskı aracı olarak Taurus’u kullanmaya hazır olduğunu teyit etti. Bu önemli bir sinyal,” dedi.
Almanya’da Paskalya: Artık tank üzerinde tavşan şekerlemeleri satılıyor
Almanya’nın dış politikasındaki olası değişiklikler
Stern dergisi, Wadephul döneminde Almanya’nın uluslararası arenadaki pozisyonunun güçlenmesini beklediğini vurguladı.
Wadephul, koalisyon anlaşmasının sunumuna ilişkin bir toplantının kulisinde, “Son yıllarda Dışişleri Bakanlığı kendisini bir tür düzeltici organ olarak görüyordu. Artık böyle olmamalı,” diye konuştu.
Bu açıklama, diğer devletlerle iletişiminde sık sık ahlak dersi vermekle suçlanan Baerbock’a yönelik bir gönderme olarak algılandı.
Gazeteciler, bunun Wadephul döneminde feminist dış politika gündeminin muhtemelen geri plana atılacağı anlamına geldiğini tahmin ediyor.
Welt gazetesi ise, yeni dışişleri bakanını “sert bir takım oyuncusu” olarak nitelendiriyor ve bununla Merz ile olan yakın bağını ima ediyor.
Gazete, “O bir takım oyuncusu, solo değil, son derece sadık ve bazen Almanya’yı önümüzdeki dört yıl boyunca temsil edecek biri için fazla göze batmayan biri,” diyerek onu tanımlıyor ve dış politika konularındaki kilit kararların Dışişleri Bakanlığı’ndan ziyade başbakanlıkta alınacağını ekliyor.
Wadephul, Avrupa başkentlerine hazırlık ziyaretleri gerçekleştirdi. 24 Nisan’da Londra’da İngiltere Dışişleri Bakanı David Lammy ile görüştü; bu görüşme, ABD, Ukrayna ve Avrupa temsilcilerinin çözüm konulu istişarelerinden bir gün sonra gerçekleşti. 11 Nisan’da ise Paris’e gitmişti.
Frankfurter Allgemeine Zeitung (FAZ) gazetesinin belirttiğine göre, görevden ayrılan ve müstakbel Alman hükümetlerinin temsilcileri, Ukrayna’daki çözümle ilgili konularda yakın işbirliği içinde çalışıyor.
Wadephul, gazeteye yaptığı açıklamada, “Almanya, Fransa, İngiltere, Ukrayna ve ABD arasında ortak bir pozisyon oluşturmak için yoğun bir koordinasyon yürütülüyor. Amaç, ABD’nin bu ortak pozisyonla Moskova ile müzakerelere başlaması,” ifadelerini kullandı.
Geçen günlerde Deutschlandfunk‘a verdiği mülakatta Wadephul, Almanya’nın “Rusya’nın hibrit saldırılarına” maruz kalmaya devam ettiği sürece Moskova ile ilişkilerin normalleşmesinin mümkün olmadığını belirtmiş, ancak “Rusya ile müzakere masasına oturmanın da gerekli olduğunu” kabul etmişti.
FAZ‘a verdiği mülakatta ise Wadephul, Kremlin’in tüm Doğu Avrupa’ya hakim olmak istediği görüşünü dile getirdi ve “Bu nedenle Almanya’nın özgürlüğü bugün Donbass’ta savunuluyor,” diye vurguladı.
ABD ile ilişkilere gelince, Wadephul da Merz gibi ikna olmuş bir transatlantikçi olarak kabul ediliyor.
Müstakbel bakan, Donald Trump’ın radikal gümrük vergisi politikası hakkında Welt‘e verdiği demeçte, Washington ile müzakere etmenin gerekliliğine işaret etti ve “Aynı zamanda, müzakereler sorunsuz gitmezse kendimizi savunabileceğimizi de belirtmeliyiz,” diye ekledi.
Wadephul, yeni yönetim altında ABD’nin NATO’nun yanında durduğuna inandığını ifade etti. Bununla birlikte, son Washington açıklamalarından bazılarının “endişe verici” olduğunu ve gerçek müttefikler arasındaki işbirliği ruhuna uymadığını değerlendirdi.
Aynı mülakatta Wadephul, Almanya’nın daha fazla stratejik bağımsızlığa hazırlanması gerektiği görüşünü dile getirdi. Wadephul, “Avrupa’nın egemen olması için pek çok neden var,” diye devam etti.
Öte yandan Politico dergisi, Almanya’nın yeni dışişleri bakanının, ABD’nin Avrupa’dan giderek uzaklaştığı bir ortamda Washington ve Paris ile stratejik uyum içinde dış politika yürüteceğini belirtiyor.
Bununla birlikte, derginin değerlendirmesine göre, Wadephul döneminde Berlin, kritik sektörlerdeki Çin yatırımları üzerinde daha sıkı kontrol ve AB ülkeleri arasında teknoloji ihracatı ve altyapı koruması alanında daha yakın koordinasyon konusunda ısrarcı olacak.
Sonuç olarak, Çin ile yakın bağları olan Alman sanayisinin ticari diplomasiden, öncelikle güvenliğe odaklanan ekonomik politikaya geçmesi gerekecek.
CDU lideri Friedrich Merz’in Almanya başbakanı olarak resmen atanması 6 Mayıs’ta gerçekleşecek; adaylığının Bundestag tarafından onaylanması ve ardından federal cumhurbaşkanı tarafından tasdik edilmesi gerekiyor.
Avrupa
Alman hükümeti savunma startup’larına doğrudan sermaye yatırımı yapacak

Alman hükümeti, devletin savunma sektöründeki girişimlere doğrudan sermaye katılımı yapmasına olanak tanıyan bir yatırım fonu kuracağını açıkladı.
Ukrayna savaşı ve Donald Trump döneminde ABD’nin güvenlik garantilerinin güvenilirliğine dair şüpheler nedeniyle harekete geçen Almanya ve diğer Avrupa hükümetleri, on yıllardır süren yetersiz yatırımların ardından savunma kapasitesini yeniden inşa etmek için adımlar atıyor.
Bu fon, Ekonomi Bakanlığı’nın öncülüğünde yürütülen ve yeni kurulan şirketlerin finansmana erişimini iyileştirmeyi, vasıflı işgücünü çekmeyi ve bürokrasiyi azaltmayı amaçlayan daha geniş kapsamlı bir startup stratejisinin bir parçası.
Reuters’ın elde ettiği bir hükümet belgesine göre, güvenlik ve savunma sektöründeki startup’lar ve büyümekte olan şirketler, Almanya’nın güvenlik ve savunma hazırlığını güçlendirmede giderek daha önemli bir rol oynuyor.
Alman yapay zeka savunma şirketi Helsing ve otonom kara sistemleri girişimi ARX Robotics, savaşın hızlı konuşlandırılabilir teknolojiler için bir test alanı haline geldiği Ukrayna’da savaş alanında kullanılmak üzere sistemler tedarik etti.
Bu durum, genç Avrupalı şirketlerin geleneksel tedarik kanallarından daha hızlı bir şekilde yetenekler sunabileceğini göstermeye yardımcı oluyor.
Sermayeye erişimi iyileştirmek amacıyla hükümet, açık askeri uygulamaları olan ürün ve hizmetler geliştiren “girişimlere ve büyüme aşamasındaki şirketlere yönelik doğrudan federal yatırımlar için yeni bir araç” kuracağını açıkladı.
Fonun değeri henüz açıklanmadı.
2026 yılının ilk yarısında Almanya’da 3.053 girişim kuruldu. Bu rakam, 2025 yılının ikinci yarısına göre %52 artışa işaret ediyor.
Bu girişimler, 2024 yılında 2020’ye kıyasla %26 daha fazla kişiyi istihdam etti.
Ekonomi Bakanı Katherina Reiche ntv kanalına yaptığı açıklamada, “Amerika Birleşik Devletleri’ne baktığımızda, [Almanya’daki] startup’lara akan özel sermayenin çok yetersiz olduğunu görüyoruz,” dedi.
Almanya, başarılı startup’ları büyüme şirketlerine dönüştürme konusunda hâlâ zorluklar yaşıyor.
Rapora göre, risk sermayesi yatırımları 2025 yılında 7,2 milyar avroya (8,21 milyar dolar) ulaştı. Bu rakam, ABD ve İngiltere’deki seviyelerin çok altında.
Almanya’nın özel sermaye ve risk sermayesi birliği BVK, bu stratejinin Almanya’nın bir startup merkezi olarak konumunu güçlendirmede önemli bir adım olduğunu ve “özellikle finansman konusunda doğru kaldıraçlara odaklandığını” belirtti.
Strateji ayrıca teknoloji ve biyoteknoloji gibi sektörler için daha fazla özel sermaye harekete geçirmeyi hedefliyor.
2021 yılında başlatılan ve Alman hükümeti tarafından desteklenen bir risk sermayesi programı olan Future Fund, 2030’un ötesine uzatılacak.
Avrupa
Sırskiy görevden ayrılışı sonrası ilk açıklamayı yaptı

Ukrayna Genelkurmay Başkanlığı görevinden ayrılan Aleksandr Sırskiy, kararın ardından yayımladığı ilk mesajda hangi makamda bulunursa bulunsun Ukrayna’ya hizmet etmeyi sürdüreceğini bildirdi. Eski Başkomutan, görev süresi boyunca ordunun yapısında gerçekleştirilen reformları ve İnsansız Sistemler Kuvvetleri gibi yenilikleri sıraladı.
Ukrayna Silahlı Kuvvetleri Başkomutanlığı görevinden ayrılan Aleksandr Sırskiy, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamada, üstlendiği makam ne olursa olsun Ukrayna’ya hizmet etmeye devam edeceğini belirtti.
Geniş çaplı bir çatışma sırasında orduya liderlik etmenin her subay için en yüksek sorumluluk olduğunu vurgulayan Sırskiy, 2014 yılından bu yana sürecin içinde yer aldığını kaydetti.
Komuta dönemindeki gelişmeleri değerlendiren Sırskiy, yapılan değişikliklerin yalnızca muharebe sahasını değil, ordunun temel yapısını da kapsadığını ifade etti.
Dünyada ilk kez ayrı bir askeri birlik olarak İnsansız Sistemler Kuvvetlerinin kurulduğunu ve bu yapının münferit birimlerden tam teşekküllü bir sisteme dönüştürüldüğünü bildirdi.
Eski Başkomutan ayrıca İnsansız Hava Savunma Sistemleri Komutanlığının, dron önleme müfrezelerinin ve kademeli hava savunma ağının oluşturulduğunu hatırlattı.
Ukrayna’da Genelkurmay Başkanı Sırskiy’nin görevden alınması protestoları durduracak mı?
Sırskiy, Ukrayna ordusunun kolordu yapısına geçirildiğini, karargâhlara muharebe tecrübesi olan subayların atandığını ve komuta kademesine getirilme şartı olarak cephe hizmetinin zorunlu kılındığını aktardı.
Son yıllarda yürütülen tüm operasyonların detaylarını paylaşamayacağını belirten Sırskiy, bu süreçleri tarihin anlatacağını ifade etti. Temel ilkesinin savaşmak olduğunu vurgulayan Sırskiy, bu anlayışın taşıdığı unvandan bağımsız olduğunu ekledi.
Sırskiy’nin görevi bırakması, eski Ukrayna Savunma Bakanı Mihaylo Fedorov ile yaşadığı gerilimin ve Fedorov’un istifasının ardından düzenlenen protestoların arkasından geldi.
Ukrayna Silahlı Kuvvetlerinin yeni başkomutanı Müşterek Kuvvetler Komutanı Mihail Drapati olacak. Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, kadro değişikliklerinin 22 Temmuz tarihinde resmiyete kavuşacağını duyurdu.
Ocak 2026’dan bu yana Savunma Bakanlığını yürüten Fedorov, hükümet değişikliğinin ardından temmuz ayı ortasında görevinden ayrılmıştı.
Altı aylık çalışma süresince bakanlığın NATO standartlarına uyarlanmasını tamamlayamadığını, tüm tedarik süreçlerini ihalelere devredemediğini ve karar alma mekanizmalarında sorumluluk sistemini kuramadığını açıklamıştı.
Görevi bırakmasının ardından Fedorov, Sırskiy’nin görevden alınması yönünde açık çağrıda bulundu. Başkomutanı, orduyu değişen çatışma koşullarına hızla adapte edememekle suçlayan Fedorov, mevcut yönetim altında Ukrayna Silahlı Kuvvetlerinin esneklik kazanamadığını öne sürdü.
Eski Bakan, askeri yönetimin kendi ekibinin girişimlerini engellediğini ve Sırskiy’nin sunduğu ultimatoyumun süreçte belirleyici olduğunu iddia etti.
Devlet Başkanı Zelenskiy, Fedorov ile Sırskiy arasındaki iletişim kopukluğunu doğrulayarak, iki ismin kendisinin aracılığı olmadan neredeyse hiç temas kurmadığını belirtti.
Ukrayna basınında yer alan bilgilere göre Zelenskiy, iktidar partisinin milletvekilleriyle yaptığı basına kapalı toplantıda normal şartlarda her iki ismin de aynı anda değiştirilmesi gerektiğini, ancak mevcut koşullarda bunu eş zamanlı yapamadığını dile getirdi.
Fedorov’un istifasının ardından Kiev, Lviv, Odessa, Harkov ve Dnipro gibi kentlerde gösteriler düzenlendi. Göstericiler eski bakanın hükümete dönmesini ve Sırskiy’nin görevden alınmasını talep etti.
Ukrayna Parlamentosunun internet sitesinde de Fedorov’un görevde kalmasını isteyen bir imza kampanyası başlatıldı.
Ayrılık kararından birkaç gün önce açıklama yapan Sırskiy, Fedorov ile olan ilişkilerini kriz olarak nitelendirmediğini ve görüş ayrılıklarını çalışma sürecinin parçası olarak gördüğünü kaydetmişti.
Sert bir tutum sergilemiş olabileceğini kabul eden Sırskiy, kişisel çekişmeler yerine ordunun faaliyetlerine odaklanılması gerektiğini ifade etmişti.
Avrupa
Viktor Orban sonrası AB’de Rusya yaptırımlarında fikir tıkanıklığı

Avrupa Birliği ülkelerinin ulusal çıkarları, Rusya’ya yönelik 21’inci yaptırım paketinin onaylanmasını zorlaştırıyor. Politico’ya konuşan yedi kaynak, üye devletlerin direnci sebebiyle taslaktaki kısıtlama maddelerinin zayıflatıldığını bildirdi. Yunanistan, Bulgaristan ve Avusturya’nın itirazları sebebiyle uzlaşma sağlanamazken nihai görüşmeler 22 Temmuz tarihine ertelendi.
Politico’nun yedi farklı kaynağa dayandırdığı habere göre, Avrupa Birliği üyesi ülkeler, Rusya’ya uygulanması planlanan 21’inci yaptırım paketi üzerinde uzlaşma sağlamakta zorluk çekiyor.
Budapeşte’de Viktor Orban’ın başbakanlık görevinden ayrılmasının ardından Macaristan’ın diğer üye ülkeler için yaptırımları reddetme hususunda bir “siper” olma niteliğini kaybetmesi, kısıtlama kararlarının kabulünü daha karmaşık bir sürece sürükledi.
Görüşmelere katılan bir AB diplomatı, daha önce hazırlanan 20 yaptırım paketinin ardından kolay çözümlerin kalmadığını belirterek, “Artık üye devletlerin doğrudan ulusal çıkarlarıyla daha sık karşı karşıya geliyorsunuz, bu nedenle bir denge kurulması gerekiyor” değerlendirmesini yaptı.
Kaynaklar, yeni pakette yer alan birden fazla maddesinin üye ülkelerin müdahaleleri sonucu zayıflatıldığını veya metinden tamamen çıkarıldığını aktardı.
Dünyanın en büyük ticaret filosuna sahip olan Yunanistan, AB şirketlerinin üçüncü ülkelere Rus sıvılaştırılmış doğal gazı (LNG) taşımasının yasaklanmasına karşı çıkıyor.
Atina yönetimi, bu kısıtlamanın tankerleri bayrak değiştirmeye ve yaptırım denetiminin imkansız olduğu hukuki alanlara kaymaya zorlayacağından endişe ediyor.
Yunan hükümeti ayrıca Rus petrolüne uygulanan tavan fiyat mekanizmasının süresinin uzatılması hususunda da kaygılarını dile getirdi.
Bir Yunan diplomat, durumdan çıkış yolu aradıklarını fakat yaşananların Avrupa Komisyonu ile temel ekonomik çıkarların karşı karşıya geldiğini gösterdiğini ifade etti.
Diğer üye ülkeler de kendi ekonomik ve siyasi öncelikleri doğrultusunda kısıtlama taslağına itiraz ediyor. Bulgaristan, Rus Ortodoks Kilisesi Patriği Kirill’in yaptırım listesine dahil edilmesini engelledi.
Avusturya ise Raiffeisen Bank’ın çıkarlarını korumak amacıyla Rusya’da kalan varlıkları için tazminat talep ediyor ve bu talebi dondurulan Rus fonlarının kullanımıyla şartlandırıyor.
Tüketici fiyatlarındaki olası artış kaygısı sebebiyle, Rus balık ithalatının aşamalı olarak azaltılmasına yönelik maddeler de bazı üye ülkelerin baskısı üzerine taslaktan çıkarıldı.
Avrupa Komisyonu, 21’inci yaptırım paketinin hazırlıklarına mayıs ayı sonunda başladı. AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kallas, 13 Temmuz tarihinde yaptığı açıklamada üye ülkelerin henüz ortak bir karara varamadığını duyurdu.
Kallas, uygulanan kısıtlamaların Avrupa ekonomisine de zarar verdiğini kabul etti. Yeni kısıtlama paketini onaylama girişimlerinin 22 Temmuz tarihinde yeniden yapılması planlanıyor.
Görüş2 hafta önceAnkara’nın ikinci zirvesi: 22 yılın ardından NATO, kuralları yeniden yazan bir Türkiye’ye dönüyor
Diplomasi2 hafta önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Amerika2 hafta önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Asya2 hafta önceXi, bilim ve teknoloji inovasyonuyla Çin modernleşmesinin ilerletilmesi çağrısı yaptı
Görüş2 hafta önceTahran’da iki kritik isimle konuştum: İran kendisini nasıl görüyor?
Diplomasi1 hafta önceFT: Çin’e bağımlılığı azaltmanın Batı’ya maliyeti 23 trilyon doları aşabilir
Diplomasi2 hafta önceNATO liderleri Ankara Deklarasyonu’nu kabul etti
Diplomasi2 hafta önceAnkara’daki NATO zirvesinde hangi silah anlaşmaları yapıldı?












