Avrupa
Avrupa balıkçılık endüstrisi çiftçilerin protestosuna katılmak istiyor

Avrupa balıkçılık endüstrisinin temsilcileri, AB çiftçilerinin taleplerini paylaştıklarını ve ‘Brüksel diktası’ olarak adlandırdıkları duruma karşı Fransa ve İspanya’da düzenlenen ortak gösterileri desteklediklerini açıkladı.
Avrupa’da endüstriyel balıkçılığın ana lobisi olan Europêche’nin Genel Müdürü Daniel Voces de Onaíndi Euractiv’e yaptığı açıklamada, “Europêche, AB genelinde işletmelerimizi boğan dengesiz ve uygulanamaz Avrupa politikaları karşısında çiftçiler tarafından dile getirilen hayal kırıklığını tamamen paylaşıyor,” dedi.
9 Mart Cumartesi günü çiftçiler ve balıkçılar Fransa’nın kuzeyinde, Fransa’nın önde gelen balıkçı limanı Boulogne sur mer’de ortak bir gösteri düzenledi.
Fransız hükümetine muhalif çiftçi sendikaları La Coordination rurale (Kırsal Koordinasyon) ve Syndicat des chefs d’entreprises de la pêche (Balıkçılık Şirketi Yöneticileri Sendikası) tarafından organize edilen bu eşi benzeri görülmemiş eylem 150 traktörü ve onlarca balıkçıyı bir araya getirdi. Eylemcileri ortak sloganı ‘Brüksel diktasını’ durdurmak idi.
‘Çiftçilerin balıkçıların çıkarları ortak’
Coordination rurale tarafından yapılan basın açıklamasında tarım ve balıkçılığın ‘Brüksel’in artık halkını korumak yerine onları çarmıha geren diktatörlüğüyle feda ettiği iki paralel dünya’ olduğu belirtildi.
Göstericiler çevre standartlarına ve Avrupa bürokrasisine son verilmesini ve gelirlerin artırılmasını talep ediyor.
Benzer nedenlerle iki sektör 26 Şubat 2024 tarihinde Avrupa Komisyonu’nun İspanya’nın Madrid kentindeki temsilciliği önünde ortak bir gösteri düzenlemişti.
Europêche, Avrupalı balıkçılar ve çiftçilerin hem Ortak Tarım Politikası (CAP) hem de Ortak Balıkçılık Politikası (CFP) tarafından dayatılan aşırı Avrupa düzenlemeleri konusunda ‘ortak endişeleri’ olduğuna inanıyor.
Avrupa Komisyonu tarafından 21 Şubat’ta açıklanan ve ‘sürdürülebilir ve dirençli balıkçılık için deniz ekosistemlerinin korunması ve restore edilmesini’ amaçlayan deniz eylem planı bunun en somut örneği.
Plan, üye devletlerin deniz koruma alanlarında (MPA) dip balıkçılığını (taraklar, gırgırlar, troller vb.) yasaklamalarını öneriyor. Tasarı, deniz tabanını ve ekosistemleri korumak amacıyla 2030 yılına kadar deniz koruma alanlarında (MPA’lar) dip balıkçılığını yasaklamalarını öneriyor ve sektörde eleştirilere neden oluyor.
Balıkçılar rekabet güçlerinin azaldığına işaret ediyor
Copa ve Cogeca gibi tarımsal sendika temsilcilerinin Tarladan Sofraya stratejisini tarımsal rekoltede düşüşe (yaklaşık %15) neden olmakla suçlaması gibi, balıkçılık endüstrisi de Komisyon’un planının uygulanması halinde deniz ürünleri üretiminde %25’lik bir düşüş yaşanacağı uyarısında bulunuyor.
AB’ye tarım ürünleri ithalatının arttığına dikkat çeken balıkçılık sektörü temsilcileri, Avrupa’da tüketilen deniz ürünlerinin %70’inin üçüncü ülkelerden ithal edildiğinin altını çiziyor. Europêche, her iki sektörün de uluslararası rekabet karşısında rekabet güçlerini yeniden kazanmaları gerektiğine inanıyor.
İspanyol balıkçılar ise Fas’tan balık ithalatına karşı çıkarken, AB ile Krallık arasında yasal nedenlerle geçici olarak bloke edilen serbest ticaret anlaşmasının yenilenmesi 2024 yılında yeniden başlayabilir. Bu, çiftçilerin taleplerinin merkezinde yer alan bir konu.
Boulogne-sur-Mer’deki gösteri sırasında Kırsal Koordinasyon Pas-de-Calais başkanı Jean-Louis Fenart, “Balıkçılarla aynı mücadeleyi veriyoruz çünkü sorunlar aynı. Dört yıl önce Boulogne-sur-Mer’de 25 metrenin altında 80 balıkçı teknesi vardı, şimdi sadece 15 tane var. Bence tarım için de aynı şey olacak. Aile çiftçiliğinde de aynı şey olacak, serbest ticaret yüzünden yok olacaklar,” dedi.
Yeşil Mutabakat’a karşı ortak ses
Regülasyon ve serbest ticaretin yanı sıra balıkçılar da maaşlarının artması ve yakıt vergilerinin düşmesi konusunda çiftçilere katılıyor. Buna ek olarak, balıkçılık sektörüne özgü sorunlar da var.
Europêche, Avrupa balıkçılık endüstrisinin de AB yetkililerine ‘sosyo-ekonomik ve gıda güvenliği boyutlarını güçlendirerek AB Yeşil Mutabakatı ve AB Ortak Balıkçılık Politikasının farklı hedeflerini yeniden dengeleme’ çağrısında bulunduğunu belirtti.
Avrupa Parlamentosu üyelerinin 18 Ocak’ta kendi inisiyatifleriyle hazırladıkları raporda önerdikleri esasen buydu; Komisyon ve CFP’den filo rekabetçiliğine ve bazı çevresel yasakların terk edilmesine odaklanan yeni bir yönlendirme talep ediliyordu.
Raporda ayrıca, mevcut Komisyon Üyesi aynı zamanda Çevre portföyüne de sahip olduğu için, bir sonraki Komisyon’un sadece balıkçılığa adanmış bir Komisyon Üyesi ataması çağrısında bulunuluyor.
Avrupa
Çin’in ihracat gücü ve değer kaybeden yuan Avrupa’yı zorluyor

Çin, gümrük tarifesi gerilimlerine ve enerji sıkıntılarına rağmen bu yıl da 1 trilyon doların üzerinde ticaret fazlası verme yolunda ilerlerken, değerinin altında kalan yuan üzerindeki tartışmalar yeniden alevleniyor. Ülkenin elektrikli araç ihracatındaki hızlı yükseliş Alman otomotiv devi Volkswagen gibi üreticileri ciddi istihdam kesintilerine zorluyor.
Çin’in ihracat lokomotifi, gümrük tarifesi gerilimlerini ve enerji sıkıntılarını geride bırakarak bu yıl da 1 trilyon doların üzerinde yeni bir ticaret fazlasına doğru ilerlerken, değerinin altında kalmaya devam eden yuanı yeniden küresel tartışmaların odağına taşıyor.
Dünyanın gözü ABD üzerindeki gelişmelerde kalmaya devam etse de en büyük ikinci ekonomi hızla büyümeyi sürdürüyor.
Ülkenin küresel piyasalardaki etkisi, Washington kaynaklı her gelişme kadar derin ve yaygın hissediliyor.
Pandemiden bu yana yaşanan jeopolitik gerilimler, Çin’deki konut krizi, demografik gerileme ve Washington ile yürütülen ikili ticaret savaşları, bazı çevrelerin halen yüzyılın en büyük ekonomik şoku olarak nitelendirdiği gerçeği gölgelemeye yetmedi.
Çin ekonomisi, küresel ölçekte yankı uyandıran güçlü veriler açıklamaya devam ediyor.
Çin Gümrük Genel Müdürlüğü tarafından salı günü açıklanan verilere göre, haziran ayı ihracatı dolar bazında geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 27 artış göstererek son dört ayın en güçlü performansını kaydetti ve mayıs ayındaki artış hızını geride bıraktı.
Yapay zeka sektöründeki hareketliliğin çip ve teknoloji ekipmanı ticaretine yansımasıyla ithalat da beklentileri aşarak yıllık yüzde 36 artışla son beş yılın en yüksek seviyesine ulaştı.
Çin’in ticaret fazlası mayıs ayındaki 105 milyar dolar seviyesinden haziranda 126 milyar dolara yükseldi. Yılın ilk yarısındaki toplam dış ticaret fazlası, ithalatın ihracata kıyasla birkaç aydır daha hızlı büyümesine rağmen 576 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti.
Bu rakam geçen yılın aynı döneminde 586 milyar dolar olarak kayıtlara geçmişti. Mevcut tablo, geçen yıl elde edilen 1,19 trilyon dolarlık rekor ticaret fazlasının bu yıl da yakalanabileceğine işaret ediyor.
Söz konusu büyüme yalnızca Çin’in kritik bileşenlerdeki ABD kısıtlamalarını aşmak için kendi teknoloji ekosistemini kurmaya çalıştığı yapay zeka yarışı ve teknoloji mücadelesiyle sınırlı kalmıyor.
Ülkede elektrikli araç satışlarının hız kazanmasıyla, Çin tarihinde ilk kez tek bir ayda 1 milyon adetten fazla otomobil ihraç edildi.
Geçen yılın başındaki aylık ihracat hacmini neredeyse ikiye katlayan bu artışın büyük kısmı Avrupa, Latin Amerika ve Ortadoğu pazarları tarafından absorbe edildi.
Alman otomotiv sektöründe zorlu dönem
Reuters köşe yazarı Mike Dolan’ın değerlendirmesine göre Çin’in hızla artan otomobil ihracatı en çok Avrupalı üreticileri etkiliyor.
Alman otomotiv devi Volkswagen, yoğun rekabet ve transatlantik ticaret gerilimlerine ayak uydurabilmek adına yaklaşık 50 bin kişilik ek istihdam kesintisine gidebileceğini duyurdu.
Bu açıklama, şirketin önümüzdeki yıllarda iş gücünü 100 bin kişi azaltmayı planladığı yönündeki raporları da doğrular nitelikte oldu.
Alman üreticiler aynı zamanda Çin’in durgun seyreden iç pazarında da satış yapmakta zorlanıyor. BMW, geçen ay Çin’e yapılan ihracattaki düşüş nedeniyle beklenmedik bir kâr uyarısında bulunmuştu.
Bu durum, euro bölgesi ve özellikle Almanya üzerinde büyük bir baskı oluşturuyor. Batıda ABD tarifeleri, doğuda ise Çin ithalatı arasında sıkışan bölge ekonomisi, aynı zamanda Ortadoğu’daki gerilimlerin tetiklediği enerji fiyatlarındaki yeni artış eğilimiyle de mücadele ediyor.
Hem ekonomik hem de siyasi açıdan karmaşık olan bu sorunun kolay bir çözümü bulunmuyor. Avrupa, Çin’in batarya teknolojisine ihtiyaç duyarken, kendi yüksek teknoloji endüstrilerini korumakta geç kaldığını düşünüyor ve otomotiv sektörünün geleceğinden endişe ediyor. Avrupalı politika yapıcılar, döviz kurlarını ancak yeni yeni sorunun ve potansiyel çözümün bir parçası olarak değerlendirmeye başlıyor.
Yuanın serbest dalgalanması gündemde
Avrupa’daki en önemli tartışma konularından birini döviz kuru oluşturuyor. Almanya Başbakanı Friedrich Merz, şubat ayındaki Pekin ziyaretinde bu konuyu gündeme getirmiş ve bu hafta yaptığı açıklamada, değerinin oldukça altında kalan yuanın rekabet şartlarını bozduğunu yinelemişti.
Merz, yuanın değer kazanmasının Çin’in daha sert ticari yaptırımlarla karşılaşmasını engelleyebileceğini savundu.
Merz pazartesi günü yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:
“Çin ile diyaloğu bir çözüme doğru yönlendirmeye çalışıyoruz. Bu, Çin’i sermaye piyasalarındaki rekabet çerçevesinde kendi para biriminin serbestçe dalgalanmasına izin vermesi konusunda ikna etme girişimidir.”
Yuan bu yıl hem euro hem de dolar karşısında bir miktar değer kazandı. Ancak Avrupa’nın Çin ile olan ticaret açığı iki katından fazla artmasına rağmen, euro/yuan kuru on yıl öncesine göre daha yüksek bir seviyede bulunuyor. Bazı ekonomistler, pandemiden sonra üretici fiyat enflasyonunda yaşanan farklılıklar nedeniyle euronun reel anlamda salgın öncesine göre yüzde 40’a yakın değer kazandığını tahmin ediyor.
Deutsche Bank stratejisti Shreyas Gopal tarafından hazırlanan bir analiz, Avrupa’nın bir “Çin Şoku 2.0” süreciyle karşı karşıya olduğunu gösteriyor.
Çeşitli değerleme modellerini kullanan Gopal, yuanın bu yıl euro karşısında yüzde 5 değer kazanmasına rağmen halen yüzde 15 oranında düşük değerli olduğunu belirtiyor. Bu seviyenin en son 2005-2008 dönemindeki uç noktalarda görüldüğünü ve bu durumun yükünü en çok Almanya’nın çektiğini ekliyor.
Gopal, “Modellerimizin neredeyse tamamı, yuanın euro karşısındaki düşük değerinin, varsayımsal bir Alman markı karşısında çok daha belirgin olduğunu gösteriyor” değerlendirmesini yapıyor.
Küresel piyasaların odağı Wall Street, Silicon Valley ve Washington’daki gelişmelere odaklanmış olsa da Çin’in ihracata dayalı devlet destekli ekonomik modeli, yüzyılın en güçlü küresel ekonomik güçlerinden biri olmaya devam ediyor.
Peterson Uluslararası Ekonomi Enstitüsü ekonomisti Arvind Subramanian, sıkı düzenlemeler ve döviz kontrolleriyle desteklenen bu modelin, orta ölçekli güçlerin ekonomik beklentilerini aşındıran üçüncü bir Çin şokuna yol açtığını savunuyor.
Subramanian, Project Syndicate için kaleme aldığı makalede, “Küresel lider olan ABD’yi kendi gücünü sorgular hale getirmek ve aynı zamanda Avrupa’nın en büyük gücü Almanya’yı ekonomik olarak sarsmak, tarihte benzeri az görülen bir gelişmedir. Çin’in bu ekonomi modeli, bu milenyumda dünyayı değiştirmek adına ABD’deki ekonomik gelişmelerden veya Fed politikalarından daha büyük bir etki yarattı” ifadelerine yer verdi.
Döviz kurları bu küresel dengeyi tek başına değiştirmek için küçük bir araç gibi görünse de çözümün önemli bir parçası olarak kabul ediliyor.
Bu noktada Avrupa, son dönemde nadir görülen bir biçimde, ABD Başkanı Donald Trump ile aynı fikirde birleşiyor.
Avrupa
Deutsche Bank’ın Frankfurt ofisinde polis araması

Almanya’nın Frankfurt kentindeki Deutsche Bank ofisinde savcılık talimatıyla polis tarafından arama gerçekleştirildi. Arama işlemi, yerel mahkemenin geçen ay düzenlediği arama kararı doğrultusunda bankanın Taunusanlage bölgesindeki şubesinde yapıldı. Frankfurt Başsavcılığı, soruşturmanın selameti gerekçesiyle operasyonun içeriğine dair detaylı bilgi paylaşmadı.
Almanya’nın Frankfurt kentindeki Deutsche Bank ofisinde polis tarafından arama gerçekleştirildi.
N-tv televizyon kanalının savcılık yetkililerine dayandırdığı haberine göre operasyon, yerel mahkemenin geçen ay çıkardığı arama kararı doğrultusunda bankanın Taunusanlage bölgesindeki şubesinde yapıldı.
Savcılık yetkilileri, soruşturmanın gidişatını korumak amacıyla şu aşamada olaya ilişkin daha fazla ayrıntı açıklanamayacağını bildirdi.
Ocak ayındaki kara para aklama aramaları
Almanya Federal Kriminal Dairesi (BKA) ekipleri, bu yılın ocak ayında da Deutsche Bank’ın Frankfurt’taki genel merkezinde ve Berlin’deki şubesinde aramalar yapmıştı.
Savcılık o dönemde yapılan aramaları, kara para aklama şüphesiyle bankanın bazı çalışanları ile kimliği henüz belirlenemeyen kişilere yönelik yürütülen bir soruşturmayla gerekçelendirmişti.
Der Spiegel gazetesinin haberine göre savcılık, bankanın geçmişte kara para aklama amacıyla kullanıldığından şüphelenilen yabancı şirketlerle ticari ilişkiler yürüttüğünü kaydetmişti.
Frankfurt Bölge Mahkemesinin kararıyla yapılan bu operasyonun, Süddeutsche Zeitung gazetesine göre 2013 ile 2018 yılları arasında gerçekleştirilen para transferlerini kapsadığı belirtilmişti.
Aramaların ardından açıklama yapan Deutsche Bank sözcüsü, bankanın savcılıkla tam bir işbirliği içinde olduğunu duyurmuştu.
Bu gelişmelerin ardından Deutsche Bank hisseleri yaklaşık yüzde 3 değer kaybetmişti.
Deutsche Bank, şüpheli kara para aklama vakalarını yetkililere geç bildirdiği gerekçesiyle son yıllarda defalarca para cezasına çarptırıldı.
Bu gecikmeler sebebiyle Almanya Federal Finansal Denetim Otoritesi (BaFin), soruşturma süreçlerini izlemek üzere 2018 yılından 2024 yılının sonuna kadar bankaya özel bir temsilci atamıştı.
Banka yakın dönemde, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın amcasının dahil olduğu iddia edilen para transferlerinde muhabir banka olarak rol oynadığı gerekçesiyle 7 milyon avro para cezası ödemek zorunda kalmıştı.
Süddeutsche Zeitung gazetesinin haberine göre banka yönetimi, Esad’ın amcasının hiçbir zaman doğrudan kendi müşterileri olmadığını savunmuştu.
CumCum soruşturmasının arka planı
Köln Savcılığına bağlı ekipler, polis ve vergi müfettişleriyle birlikte Ekim 2022’de de Deutsche Bank genel merkezine operasyon düzenlemişti.
Yetkililer, yabancı yatırımcıların bankalar aracılığıyla temettü vergisinden kaçınmasını sağlayan “CumCum” sistemi dahil olmak üzere kamu bütçesine zarar veren şüpheli işlemlerle ilgili delil aramıştı.
Banka temsilcileri o dönemde de yetkililerle işbirliği yaptıklarını açıklamış ancak detay vermekten kaçınmıştı.
WDR ve Süddeutsche Zeitung gazetelerinin kendi araştırmalarına dayandırdığı mart ayı haberlerine göre adli makamlar, Almanya’nın bu en büyük bankasının 2009 ile 2015 yılları arasında CumCum işlemleri vasıtasıyla devlet kasasından haksız yere yaklaşık 600 milyon avro elde edip etmediğini incelemeyi sürdürüyor.
Avrupa
Ukraynalı askerlik yükümlülerine AB korumasında yeni şart

Avrupa Birliği üyesi ülkeler, savaştan kaçan Ukraynalılar için uygulanan geçici koruma statüsünün süresini 4 Mart 2028 tarihine kadar uzatma kararı aldı. Alınan yeni kararla birlikte, Ukrayna’nın savunma ihtiyaçları gözetilerek askerlik yükümlülüğünü yerine getirmeyen yeni başvuru sahiplerine geçici koruma statüsü verilmeyecek.
Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkeler, Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik askeri müdahalesi nedeniyle ülkelerinden ayrılmak zorunda kalan Ukraynalılara sağlanan geçici koruma statüsünün 4 Mart 2028 tarihine kadar uzatılması konusunda mutabakata vardı.
AB Konseyi tarafından yapılan açıklamada, söz konusu kararın AB’nin Ukrayna’ya ve halkına gerektiği sürece destek verme taahhüdünün bir parçası olduğu kaydedildi.
Koruma statüsünün bir yıl daha uzatılmasının, savaştan kaçan tüm Ukraynalılara netlik ve öngörülebilirlik sağlayacağı belirtildi.
Bununla birlikte üye ülkeler, yerinden edilmiş kişilerin korunması ihtiyacı ile Ukrayna’nın “Rusya’ya karşı kendisini savunma ihtiyacı” arasındaki dengeyi gözeterek yeni bir düzenlemeye gitti.
Buna göre geçici koruma statüsü, yalnızca Ukrayna’daki askeri yükümlülüklerine uyan kişilere verilecek.
“Ukrayna’nın meşru ihtiyaçlarına saygı duyuyoruz”
Karara ilişkin değerlendirmelerde bulunan İrlanda Adalet, İçişleri ve Göç Bakanı Jim O’Callaghan, “Ukrayna’ya yönelik desteklerinin sarsılmaz” olduğunu vurguladı. O’Callaghan, şu ifadeleri kullandı:
“Savaştan kaçan kişilere sunduğumuz koruma statüsünü bir yıl daha uzatarak Mart 2028’e kadar geçerli kılma kararı aldık. Bu adım, AB içinde güvenli bir sığınak bulan kişilere istikrar sağlayacaktır. Verdiğimiz mesaj net: Ukrayna’nın yanında durmaya devam ediyoruz. Bu desteğin bir parçası olarak, Ukrayna’nın kendisini savunabilmesini de güvence altına almak istiyoruz. Bu nedenle geçici koruma mekanizmamız, Ukrayna’nın meşru savunma ihtiyaçlarına saygı duymaktadır.”
Ukrayna’nın değişen savunma ihtiyaçlarının dikkate alındığı vurgulanan açıklamada, gelecekte geçici koruma hakkının yalnızca Ukrayna’daki askeri yükümlülüklerini yerine getiren kişilere tanınacağı belirtildi.
Bu sınırlamanın yalnızca geçici koruma için yeni başvuruda bulunacak kişileri kapsayacağı, AB ülkelerinde halihazırda bu statüden yararlanan Ukraynalıları etkilemeyeceği bildirildi.
Askerlik yükümlülüğü nasıl belgelenecek?
Uygulamada, Ukrayna’dan gelen ve geçici koruma talep eden kişilerin askeri yükümlülüklerini yerine getirdiklerini kanıtlamaları gerekecek.
Bu kanıt, Ukrayna makamları tarafından pasaporta vurulan ve ülkeden yasal yollarla çıkış yapıldığını, dolayısıyla askeri yükümlülüklerin yerine getirildiğini gösteren çıkış damgasıyla sağlanabilecek.
Başvuru sahipleri ayrıca, askeri yükümlülüklerden muaf tutulduklarını veya bu yükümlülüklere uyduklarını gösteren basılı ya da elektronik bir belgeyi de yetkililere sunabilecek.
Mart 2022’den bu yana uygulanan ve son olarak 4 Mart 2027 tarihine kadar uzatılan geçici koruma mekanizmasından, AB genelinde 4 milyondan fazla Ukraynalı sığınmacı yararlanıyor.
31 Mayıs 2026 itibarıyla AB genelinde geçici koruma kapsamında bulunan Ukraynalıların sayısı 4,38 milyon olarak kayıtlara geçti.
Geçici koruma statüsü, ülkelerine dönemeyen ve AB’ye toplu halde gelen yerinden edilmiş kişilere acil ve kolektif koruma sağlıyor.
Bu statüden yararlanan kişiler, AB genelinde oturum izni, iş gücü piyasasına ve konut imkanlarına erişim, tıbbi yardım, sosyal refah yardımları ve çocukların eğitime erişimi gibi haklardan eşit şekilde faydalanabiliyor.
AB Konseyi, geçici koruma statüsünün uzatılmasına ilişkin kararı önümüzdeki haftalarda resmi olarak kabul edecek. Karar, AB Resmi Gazetesi’nde yayımlanmasının ertesi günü yürürlüğe girecek.
AB’nin olağanüstü durumlarda devreye soktuğu bir acil durum mekanizması olan geçici koruma yönergesi ilk olarak 2001 yılında, Batı Balkanlar’daki silahlı çatışmalar nedeniyle yaşanan büyük göç dalgasının ardından kabul edilmiş, ancak ilk kez Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik askeri müdahalesi üzerine etkinleştirilmişti.
AB Konseyi, Ukrayna’daki koşulların geçici koruma statüsünün kademeli olarak sonlandırılmasına uygun hale geleceği dönem için hazırlık amacıyla Eylül 2025’te koordineli bir geçiş yaklaşımı üzerinde anlaşmıştı.
Bu yaklaşım, uygun koşulları taşıyan kişilerin istihdam, eğitim veya aile birleşimi gibi gerekçelerle daha uzun vadeli yasal oturum statülerine geçmesini öngörüyor.
Plan ayrıca, koşulların elverdiği durumlarda Ukrayna’ya sürdürülebilir bir geri dönüş ve yeniden entegrasyonun sağlanmasına yönelik tedbirleri içeriyor.
Görüş2 hafta önceZirve Salonunda Konuşulmayacak Hikâye: NATO Üyeliğinin Gerçek Bedeli
Diplomasi1 hafta önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Görüş1 hafta önceAnkara’nın ikinci zirvesi: 22 yılın ardından NATO, kuralları yeniden yazan bir Türkiye’ye dönüyor
Amerika1 hafta önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Dünya Basını2 hafta önceİran Ali Hamaney’e veda ediyor: Yas, hafıza ve sessizlik
Asya1 hafta önceXi, bilim ve teknoloji inovasyonuyla Çin modernleşmesinin ilerletilmesi çağrısı yaptı
Dünya Basını1 hafta önceABD, Venezuela’daki depremi fırsata çeviriyor
Diplomasi1 hafta önceNATO liderleri Ankara Deklarasyonu’nu kabul etti












