Avrupa
Avrupalı otomobil üreticileri Çinli rakiplerine yöneliyor

Zor günler geçiren ve birçok üretim bandında üretimi durduran Avrupa otomotiv sektörü, durumu toparlamak için Çinli firmalara yöneliyor.
Financial Times’ta (FT) yer alan haberde başta İtalya olmak üzere birçok ülkede yer alan fabrikaların zor durumu anlatılıyor.
Örneğin, bir zamanlar yerel ekonominin motoru olan ve Roma’nın sadece 130 km güneydoğusunda yer alan Fiat’ın geniş Cassino otomobil fabrikası, neredeyse terk edilmiş gibi ıssız bir havaya bürünmüş durumda.
Fabrikanın 2.200 çalışanı ayda sadece birkaç gün işe çağrılıyor. 2026 yılının ilk yarısında sadece 6.700 otomobil üretildi ki bu rakam, 300.000 adetlik yıllık kapasitenin çok küçük bir kısmı.
40 yaşında ve üç çocuk annesi olan Denise Tisci, mayıs ayından beri hiç vardiyaya çıkmadı ve fabrikadaki diğer işçiler gibi devletin geçici işten çıkarma programına bağımlı durumda.
2007 yılından beri fabrikada çalışan Tisci, “Birçok şeyden tasarruf ettik, çocukları pizza yemeye götürmek gibi temel ve basit bir şeyden bile. Çocuklarımızın yüzüne bakmak zorunda kalmak çok aşağılayıcı,” diyor.
Fiat çalışanları, otomobil üreticisinin sahibi Stellantis’in, İspanya ve Fransa’da Leapmotor ve Dongfeng ile yaptığı son anlaşmalara benzer şekilde, Cassino fabrikası için bir Çin çözümü aramasını bekliyor.
Bu durum sadece Fiat’a özgü değil; çünkü giderek daha fazla Avrupalı otomobil üreticisi, kısmen bu bölgeye yaptıkları hızlı girişten kaynaklanan sorunları çözmek için Çinli rakiplerine yöneliyor.
Stellantis’in Avrupa operasyonları başkanı Emanuele Cappellano, FT’ye verdiği demeçte, şirketin Çin’deki son ortaklıkları hakkında şunları söyledi:
“Bu sadece hayatta kalmak ve yeni rakiplerimize yetişmek için bir yol değil, aynı zamanda Avrupa’da satış hacmini artırmak ve büyüme sağlamak için bir fırsat.”
Grubun İtalya’daki fabrikaları için tam kapanma seçeneği gündemden çıkarıldı ve Cappellano, Cassino için yıl sonuna kadar bir çözüm bulunacağını belirtti.
Şirket, zor günler geçiren Maserati markasını yeniden canlandırmak için bir ortak ararken, olası senaryo, halihazırda birlikte çalıştığı bir Çinli grupla işbirliği yapmak.
Bu, ya elektrikli araç (EV) ortak girişim ortağı Leapmotor ya da devlet şirketi Dongfeng olabilir.
Cassino Belediye Başkanı Enzo Salera, “Üretimini bu fabrikalara taşıyan herhangi bir iş ortağı bizim için sorun değil. Otomotiv sektöründeki kriz tüm ekonomiyi etkiliyor,” derken, yerel perakendeciler ve restoranların da bu durumdan ciddi şekilde etkilendiğini belirtti.
Avrupa otomotiv üretimi, kıtanın GSYİH’sinin yaklaşık yüzde 7’sini oluşturuyor ve yaklaşık 14 milyon kişiye istihdam sağlıyor.
Bölgedeki otomobil satışlarının hâlâ salgın öncesi seviyelerin yaklaşık 3 milyon altında kalması ve Çinli rakiplerin pazar payını artırması nedeniyle, diğer şirketler de hayatta kalmak için yeni stratejileri benimsemeye başladı.
Nissan, Birleşik Krallık’ta Chery ile işbirliği yapıyor; Volkswagen, Xpeng ile görüşmelerini sürdürüyor; Ford ise İspanya’da Geely ile bir anlaşma imzaladı.
Ford’un Avrupa başkanı Jim Baumbick, geçen hafta Geely ile yapılan iş birliğini açıklarken, “Avrupa’daki ortam sonsuza dek değişti. Hedef, en düşük maliyete ulaşmak,” demişti.
AlixPartners’a göre, Avrupa otomotiv sektöründe tesis kullanım oranının yüzde 60’ın altında seyretmesi nedeniyle, toplamda yaklaşık 2,5 milyon araçlık üretim kapasitesi potansiyel olarak boşta kalmış durumda.
Stellantis, bazı sektör yöneticilerinin kısa vadeli bir çözüm olarak gördüğü fakat yerel tedarik zincirleri ve teknolojik bilgi birikimi güçlendirilmediği takdirde nihayetinde kendi kendini yok etmeye giden bir yol olarak değerlendirdiği bir stratejiye daha da ağırlık veriyor.
Stellantis, İspanya ve Fransa’daki fabrikalarında Leapmotor ve Dongfeng’i bu tesislerde model üretmeye davet etti.
Dongfeng anlaşması, Brittany bölgesindeki Rennes’te bulunan 1960’lardan kalma bir fabrikayı kurtarmaya yardımcı olabileceği için Fransa’daki işçiler tarafından da geniş çapta kabul gördü.
Ülkedeki diğer birçok Stellantis fabrikası gibi, bu fabrika da tek bir montaj hattına indirgenmiş ve çevresindeki araziler satılmıştı.
Stellantis’te Fransız CFE-CGE sendikasının temsilcisi Laurent Oechsel, “Şu anda Çin yapımı otomobiller limanlarımızda bulunuyor. Tekstil sektörünün bir dönem yaptığı gibi buna karşı mücadele etmeye devam etmek mi istiyoruz, yoksa Çinlilerle birlikte Fransa’da otomobil üretimine devam etmek mi istiyoruz?” diye soruyor.
Avrupalı politika yapıcılar, otomobil üreticileri ve sendikalar için önündeki zorluk, üretim ortaklıklarının istihdamı korurken, Çin teknolojisiyle bölgenin tedarik zincirlerini güçlendirmesini sağlamak.
Şu anda, Avrupa’da üretilmiş olarak tanıtılan birçok Çinli otomobil, çoğunlukla Çin’de üretilen parçalarla donatılıyor ve daha sonra son montaj için AB’ye sevk ediliyor.
İtalya Sanayi Bakanı Adolfo Urso, FT’ye verdiği demeçte şunları söyledi:
“Amaç, fabrikayı doldurup ayakta tutabilecek ve tedarik zincirini korumaya yardımcı olabilecek teknolojik bir endüstriyel ortaklık kurmaksa, bu memnuniyetle karşılanır. Tabii ki insanlar İtalya’ya üretim yapmak için geliyorsa; montaj yapmak için değil.”
Ortaklıklar otomobil üreticileri arasında olağan bir durum ama Avrupalı otomobil üreticileri, Çinli ortaklıklar sayesinde otomobil üretimini daha hızlı ve daha ucuza yapmayı öğrenmeyi umuyor.
Karşılığında ise Çinli markalar, kıtaya yönelik yatırım akışını artırmak, yeni istihdam olanakları yaratmak ve teknoloji ile beceri transferinin önünü açmak amacıyla Brüksel’in 2027 yılının ortalarında yürürlüğe koymayı planladığı katı yeni yerel içerik kuralları öncesinde Avrupa’daki üretimlerini artırmak istiyor.
Sanayi Hızlandırıcı Yasası kapsamında AB, otomobil parçalarının sübvansiyonlardan veya kamu ihalelerinden yararlanabilmesi için yüzde 70’lik bir yerel içerik eşiği getirilmesini öneriyor. Ayrıca ileride yerel batarya üretiminin de başlaması bekleniyor.
En büyük belirsizlikler arasında, Çinli şirketlerin teknolojik bilgi birikimini ve fikri mülkiyet haklarını ne ölçüde devredecekleri ve Avrupa menşeli bileşenleri ne kadar çabuk kullanmaya başlayacakları yer alıyor.
Hükümetin, pil üreticisi CATL, Chery ve MG’nin sahibi SAIC gibi Çinli şirketleri fabrika kurmaları için başarıyla ikna ettiği İspanya’da ise, teknoloji transferleri ile kullanılacak yerel işgücü ve bileşenlerin oranı konusunda henüz bir garanti alınamadı.
Stellantis, “talep azlığı” nedeniyle Torino’da Fiat 500’ün üretimini durduracak
Parça üreticilerinin istihdam ettiği işçi sayısı otomobil üreticilerinin istihdam ettiği işçi sayısının iki katı olduğu otomotiv tedarik zincirinde büyük bir endişe hakim.
Cassino fabrikası için metal çamurluk üreten bir şirkette çalışan 62 yaşındaki Marco Leone, “Tedarik zincirinde çalışan bizler risk altında olabiliriz,” dedi.
Benzer endişeler, Nissan’ın gelecek yıldan itibaren Sunderland fabrikasındaki üretimi Chery ile paylaşma anlaşmasını da çevreliyor.
Görüşmelerden haberdar olan kaynaklar, Jaecoo ve Omoda markalarının da sahibi olan Çinli grup için üç modelin üretileceğini belirtti.
AutoAnalysis danışmanlık şirketini yöneten otomotiv üretim uzmanı Ian Henry, “Diyelim ki ilk yıl, otomobiller esasen Çin’den gelen kitlerden üretiliyor. Bu, montaj hattındaki işçiler için harika bir durum fakat Nissan’ın pres atölyesi, karoseri atölyesi ve boyahane çalışanları ile yerel dış tedarikçiler için mutlaka o kadar da iyi olmayabilir,” diye uyarıyor.
Henry, Chery’nin AB’ye ihracat yapabilmesi için yerelleştirme oranını hızla artırması gerektiğini ama zaman çizelgesinin belirsiz olduğunu ve Birleşik Krallık’ta üretilen otomobillerin “Made in Europe” çerçevesine dahil edilip edilmeyeceği konusunda görüşmelerin sürdüğünü ekledi.
Görüşmelere yakın bir kaynak, Birleşik Krallık’taki tedarikçilerden yararlanmanın daha yüksek maliyetinin de bir sorun olduğunu belirtti.
Çinli otomobil yöneticileri, yerel tedarik zincirlerini kullanmaya kararlı olduklarını vurguluyorlar fakat bu geçişin bir gecede gerçekleşmeyeceğini kabul ediyorlar.
Chery International’ın icra başkan yardımcısı Charlie Zhang, FT’ye yaptığı açıklamada şöyle dedi:
“Yerelleştirme kademeli bir süreç; bu süreç takvime göre değil, tedarik zincirlerinin olgunluğuna, maliyet yapılarına ve yerel endüstriyel ekosistemin bir parçası olmaya hazır olup olmadığımıza göre ölçülür.”
Analistlere göre, Çin’deki durgun talep ve ihracatı artırma baskısı, Avrupa’daki yerelleşmeyi engelleyen başlıca faktörler.
Hükümetin üreticilere atıl kapasitelerini kullanmaları yönünde baskı yapmasıyla, Çin’in küresel ihracatı bu yıl yüzde 41 artarak 10 milyon adedin üzerine çıkacak.
Kepler Cheuvreux’un otomotiv araştırma başkanı Thomas Besson, “Çin’deki yerel talep beklentilerin çok altında kaldığı için Çinli otomobil üreticileri üzerinde ihracat yapma baskısı çok daha büyük. Çinli otomobil üreticileri, bu konuyu ve niyetlerini sıkça dile getirmelerine rağmen, Avrupa’da henüz ciddi miktarda otomobil üretmeye başlamadılar,” diyor.
“Made in Europe” önerileri, Avrupa’da otomobil üretiminin maliyetlerini daha da artıracak ve satış hacmi daha küçük olan bazı Çinli üreticileri, Avrupa’daki sübvansiyonlardan yararlanmaktan vazgeçip yakın vadede ihracata devam etmeye zorlayacaktır.
Bir Çinli otomobil üreticisinin üst düzey yöneticisi, “Eğer mali açıdan çok pahalı hale gelirse, gümrük vergisini öder ve [Çin’den] otomobil sevkiyatına devam ederiz,” dedi.
BYD gibi bazı Çinli otomobil üreticileri için işbirlikleri stratejik açıdan mantıklı gelmiyor.
BYD’nin uluslararası faaliyetlerden sorumlu en üst düzey yöneticisi Stella Li, bir ortak girişimi “imkansız” olarak nitelendirerek, “Bence kendi başımıza yönetmek daha iyi. İzin istemek çok zor. Biz kararlarımızı beş dakika gibi bir sürede alıyoruz,” diyor.
BYD, bu yılın sonuna kadar Macaristan’da araçlarının seri üretimine başlamayı planlıyor. Fakat “Made in Europe” önerisi, şirketi daha önce duyurulduğu gibi Türkiye’deki fabrikayı tamamlamadan önce İspanya veya Fransa’da ikinci bir tesis aramaya zorladı.
Tüm Avrupalı otomobil üreticileri Çinli ortaklıklar aramıyor. Bazı analistler, şirketlerin kendi başlarına piyasa değişikliklerine daha hızlı tepki verebileceğini ve Çinli ortaklarının Avrupa’da başarılı olacağının garantisi olmadığını söylüyor.
JPMorgan analisti José Asumendi, “Bağımsız kalan şirketlerin çok daha fazla kontrolü olduğunu düşünüyorum,” dedi.
Avrupa
Rheinmetall satış tahminlerini düşürdü

Rheinmetall, Almanya’nın milyarlarca avroluk bir fırkateyn projesini iptal etmesinin ardından bu yıl 300 milyon avroluk bir satış kaybı beklediğini açıkladı.
Alman silah devi perşembe günü satış tahminlerini aşağıya çekti ve önceki 14 milyar ile 14,5 milyar avro aralığındaki tahmininden gerileyerek, yıl sonu gelirlerinin 13,7 milyar ile 14,2 milyar avro arasında olacağını belirtti.
Şirket, 15 milyar avroluk F126 programının iptal edilmesinin orta ve uzun vadeli etkilerinin “şu anda analiz edildiğini” belirtti.
Berlin’in haziran ayında F126 projesini iptal etmesinin ardından Rheinmetall hisseleri sert bir düşüş yaşadı ve bu yıl yaklaşık dörtte bir oranında değer kaybetti.
Rheinmetall, proje için 15 milyar avroluk bir teklif sunmuş ve yatırımcılara ana yüklenici olacağından son derece emin olduğunu belirtmişti.
Şirket perşembe günü yaptığı açıklamada, iptal edilen projenin 2030 yılına kadar hedeflenen 50 milyar avroluk yıllık ciroya yüzde 3’ten az katkı sağlamasının beklendiğini belirtti.
Bu aksiliklere rağmen Rheinmetall, yılın ilk yarısında toplam satışlarını yüzde 39 artırarak 5 milyar avronun üzerine çıkardı.
Sipariş defteri büyümeye devam ederek, geçen yılın ilk yarısındaki 56 milyar avrodan 80 milyar avronun üzerine çıktı.
Rheinmetall’in, Avrupa’daki savunma harcamalarındaki patlamayı somut kâra dönüştürebileceğini göstermeye çalıştığı için önemli bir gösterge olan faaliyet marjı, bir yıl önceki yüzde 12’den yüzde 15’e yükseldi.
Şirketin hisseleri perşembe günü erken saatlerdeki işlemlerde yüzde 1,6 değer kazandı.
CEO Armin Papperger, şirketin yeni denizcilik bölümünün “geleceğe baktığını” belirterek, “Yüksek düzeyde uzmanlığa sahip güvenilir bir ortak olarak mevcut denizcilik siparişlerimizi yerine getirmek ve uluslararası sahnede yeni siparişler elde etmek için yoğun bir şekilde çalışıyoruz,” diye ekledi.
Düsseldorf merkezli tank, mühimmat ve topçu silahları üreticisi, mart ayında tarihindeki ilk tersaneyi satın aldı.
Naval Vessels Lürssen’in 1,5 milyar avroya satın alınması, kısmen grubun, maliyet artışlarına ve gecikmelere yol açan bir dizi sorunun içine saplanmış olan Hollandalı denizcilik grubu Damen’den altı adet F126 fırkateyni inşa etme projesini devralacağı beklentisiyle gerçekleşti.
Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, F126 projesini iptal ederek bunun yerine Alman gemi üreticisi TKMS’den en fazla sekiz fırkateyn almayı tercih etti.
Pistorius, bu gemilerin daha ucuza ve daha hızlı teslim edileceğini belirtti.
Projenin iptal edilmesi kararı, Papperger’in Rheinmetall’daki stratejisi ve güvenilirliği konusunda şüpheler uyandırdı.
Avrupa
AB’nin yeni biyometrik sınır sistemi yaz yoğunluğunda bazı havalimanlarında askıya alındı

Avrupa Birliği’nin Nisan ayında tam işlevselliğe kavuşan yeni biyometrik sınır geçiş sistemi, yaz aylarındaki yolcu yoğunluğunun yol açtığı uzun kuyruklar nedeniyle Paris, Amsterdam, Frankfurt, Brüksel ve Milano dahil çeşitli büyük havalimanlarında geçici olarak devre dışı bırakıldı. Politico’nun havayolu şirketlerine ve sınır muhafızlarına dayanarak aktardığı habere göre Avrupa Komisyonu, turizm sektörünün baskısı üzerine 6 Eylül’e kadar geçerli kolaylaştırıcı tedbirler devreye soktu.
Avrupa Birliği’nin yeni biyometrik sınır geçiş sistemi EES (Giriş/Çıkış Sistemi), yaz aylarındaki yolcu yoğunluğunun yol açtığı uzun kuyruklar nedeniyle Paris, Amsterdam, Frankfurt, Brüksel ve Milano başta olmak üzere çeşitli büyük havalimanlarında geçici olarak devre dışı bırakıldı.
Politico, gelişmeyi havayolu şirketlerine ve sınır muhafızlarına dayanarak aktardı.
Air France-KLM, Politico’ya şu açıklamayı yaptı: “Yoğun yaz aylarında kuyruklar oluştuğunda, Paris ve Amsterdam’daki hublarımızda kesintisiz transit akışını sağlamak amacıyla sistemi kapatıyoruz.” Yayın organının aktardığına göre biyometrik kontroller Frankfurt, Brüksel ve Milano’da da askıya alındı.
Avrupa Komisyonu 6 Eylül’e kadar esneklik tanıdı
Avrupa Komisyonu, turizm sektörünün baskısı üzerine 6 Eylül’e kadar geçerli kolaylaştırıcı tedbirleri devreye soktu. Komisyon sözcüsü Guillaume Mercier, “EES tüzüğü, olağanüstü koşullarda biyometrik veri kaydının geçici olarak askıya alınmasına imkân tanıyan bir hüküm içermektedir” dedi.
Sekiz AB üyesi ülke ve İsviçre ise bu esnekliklerin 6 Eylül’ün ötesine taşınması için girişim başlattı.
Kuyrukların temel nedenlerinden biri personel yetersizliği. Yeni sistemde yolcuların usulüne uygun biçimde kayıt altına alınabilmesi için önemli sayıda personel gerekiyor.
Milano Malpensa Havalimanı’ndan edinilen bilgiye göre sınır kontrol ekiplerinde şu anda yaklaşık 35 kişi görev yapıyor; ancak yoğun saatlerde uzun kuyruk oluşturmaksızın EES’in gerektirdiği tüm kontrollerin eksiksiz yürütülmesi için en az 10-15 kişi daha gerekiyor.
Brüksel Havalimanı’nda biyometrik veri toplama askıya alma işlemleri, yaz mevsimi başlamadan önce başladı. Tetikleyen olay, tek bir günde 600 yolcunun uçağını kaçırmasıydı. Belçika polisi ise biyometrinin devre dışı bırakılmasının güvenliği zedelemediğini vurguladı; yolcuların EES’e her koşulda kaydedildiğini ve belge bilgilerini sisteme girdiğini belirtti.
The Economist, AB havalimanlarındaki durumu Temmuz başında “karmaşa” olarak nitelendirerek haberleştirmişti. Avrupa havalimanları birliği ACI Europe’un Genel Direktörü Stefan Schulte, self-servis terminallerinin kararsız çalıştığını belirtti; sıcak havalarda ise parmak izi tarayıcılarının veri okumayı durdurduğunu söyledi.
Schulte, yazılım aksaklıkları nedeniyle yolcuların zaman zaman kayıt işlemini baştan tekrar yapmak zorunda kaldığını da ekledi. Lufthansa Genel Direktörü Karsten Spohr ise biyometrik kontrollerdeki gecikmeler yüzünden bazı yolcuların aktarma uçuşlarını kaçırdığını açıkladı.
Haberde ayrıca biyometrik kontrollerin kimlik sahteciliği vakalarını tespit etmeye olanak tanıdığı belirtiliyor; bu tür vakaların biyometri olmadan “büyük olasılıkla fark edilmeyeceği” kaydediliyor.
Pek çok havalimanı, liman, sınır kapısı ve demiryolu istasyonunun yeni gereksinimlere uyum sağladığı, ancak yoğun turistik noktalar başta olmak üzere bazı yerlerde saatlerce süren kuyrukların oluştuğu aktarılıyor.
Sistemin geçmişi
2017 yılında kabul edilen EES, sınır hizmetlerinin hazırlıksızlığı gerekçesiyle birkaç kez ertelendi. Sistem, geçen yılın Ekim ayında aşamalı olarak işletime girdi.
EES, AB dışından gelen yolcuların pasaportlarına basılan mühürlerin yerini elektronik kayıt yöntemiyle aldı.
Schengen bölgesine ilk girişte yolcuların pasaport, yüz ve parmak izi taratması gerekiyor; sonraki seyahatlerde bu veriler kimlik doğrulama amacıyla kullanılıyor.
Sistem, Nisan ayında tam kapasitede çalışmaya başladı.
Avrupa
Almanya adım adım zorunlu askerliğe gidiyor

Almanya’da Aile Bakanlığı, zorunlu askerlik hizmetinin yeniden getirilmesi için Anayasa’nın öngördüğü zorunlu bir ön koşul olan alternatif sivil hizmetin yeniden canlandırılması üzerinde şimdiden çalışmaya başladı.
Federal hükümet, zorunlu askerliğin geri getirilmesi durumunda yeni bir sivil hizmet sisteminin uygulanması için önlemler alıyor.
Federal Aile Bakanlığı, geçtiğimiz aylarda 23 büyük dernek ve kuruluşa, zorunlu askerlik hizmetinin yeniden getirilmesi durumunda askerlik hizmetini reddedene ne tür imkanlar sunabilecekleri konusunda anket yapıldığını doğruladı.
Bir bakanlık sözcüsü, “23 dernekten 22’si, askerlik yükümlülüğünün yeniden yürürlüğe girmesi durumunda altyapılarının ve görev yerlerinin prensipte hazır olduğunu ve askerlik yerine sivil hizmet yapanlara çok çeşitli imkanlar sunabileceğini belirtti,” dedi.
Federal Meclis’teki Hıristiyan Demokrat Birlik (CDU) ve Hıristiyan Sosyal Birliği (CSU) Grup Başkanı Thorsten Frei, yeni bir sivil hizmetin olası olarak yürürlüğe girmesi ihtimaline karşı önlemler alınmasını “çok akıllıca ve doğru” buluyor.
CDU’lu siyasetçi, RTL ve ntv kanallarıyla yaptığı görüşmede, askerlik hizmetine geri dönüş konusundaki tartışmalarda şu anda yeni bir gelişme olmadığını belirtti.
Fakat Frei, “Her ihtimale karşı, kararların hızlı bir şekilde alınması gerekebileceğini asla göz ardı edemeyiz. O zaman bunun doğuracağı sonuçların da net olması gerekir,” diye vurguladı.
Muhalefetten, zorunlu sivil hizmetin yeniden getirilmesi olasılığına yönelik eleştiriler geliyor.
Sol Parti lideri Ines Schwerdtner, “Devletin gençlere hayatlarının bir yılını nasıl geçireceklerini dikte etmemesi gerektiğini” vurguladı. Bu durum, zorunlu askerlik için olduğu kadar zorunlu sivil hizmet için de geçerli.
Schwerdtner’e göre gençler, “federal hükümetin yıllardır tasarruf politikalarıyla mahvettiği bir sosyal devletin boşluklarını doldurmak için” kullanılmamalı.
Parti başkanı, Funke Medya Grubu’na verdiği demeçte, bakım hizmetleri, acil yardım hizmetleri ve sosyal kurumlarda “devlet tarafından zorunlu kılınan ucuz işgücüne” ihtiyaç olmadığını vurguladı.
FDP Genel Sekreteri Martin Hagen, Federal Aile Bakanlığı’nın hazırlıklarını, CDU-SPD koalisyon hükümetinin başarısızlığını kabul etmesi olarak görüyor.
Yeni bir sivil hizmet planlarının şimdiden hazırlandığını belirten Hagen, bunun koalisyon hükümetinin “Bundeswehr’in hedef kadro sayısına gönüllülük yoluyla ulaşma çabalarına hiçbir güven duymadığını” gösterdiğini söyledi.
Hagen, CDU/CSU ve SPD’nin “Bundeswehr’i çekici bir işveren haline getirmeyi ve gençleri askerlik hizmetine heveslendirmeyi” başaramadığı için eleştirdi.
Almanya Sosyal Yardım Derneği (SoVD) de endişelerini dile getirdi ve Sol Parti Genel Başkanı Schwerdtner ile benzer argümanlar öne sürdü.
SoVD Yönetim Kurulu Başkanı Michaela Engelmeier, zorunlu sivil hizmetin devletin gençlerin özgürlüğüne ve yaşam planlarına önemli bir müdahale olacağını söyledi.
O da yeni bir sivil hizmetin, ucuz işgücü elde etmek ve düzenli istihdamı ikame etmek için suistimal edilebileceği konusunda uyarıda bulundu. Bunun yerine, federal hükümetin yeni bir sivil hizmete odaklanmak yerine gönüllü çalışmayı güçlendirmesi gerektiğini belirtti.
junge Welt’e (jW) göre Alman medyası bu adımı alkışlıyor ve bazıları artık sadece gençler için değil, herkes için daha fazla zorunlu hizmet biçimi talep ediyor.
Neue Ruhr Zeitung (NRZ) gazetesinin de kabul ettiği gibi, hükümetin planları “genel askere alma uygulamasının yaklaştığı” anlamına geliyor.
“Rusya’dan gelen tehdit ve NATO’nun değişen hedefleri nedeniyle” bu zorunlu hizmetlerin gerekli olduğu savunuluyor.
Die Rheinpfalz gazetesi, mevcut tartışmada “gönüllü toplum hizmeti yılı”nın “ne yazık ki göz ardı edildiğini” üzülerek belirtiyor ve Alman hükümetinin gerekçesini tekrar ediyor:
“Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik acımasız saldırısıyla Avrupa’da sonsuz barış umudu paramparça olduğundan beri, Almanya’nın yeniden daha fazla askere ihtiyacı var.”
Bu fikrin “bugün her zamankinden daha mantıklı” olduğunu savunan gazete şöyle devam ediyor:
“Herkes okul, mesleki eğitim ve üniversite arasında birkaç ayını topluma adıyor. Elbette bu sürenin orduda mı, yoksa bir hastanede, huzurevinde ya da itfaiye istasyonunda mı geçirileceğine karar vermek her bireye kalmıştır.”
Redaktionsnetzwerk Deutschland’da (RND) bile, yalnızca vicdani retçiler için yeni bir sivil hizmet programını tartışmak yerine, “toplumsal hizmet süresi ya da genel bir zorunlu hizmet yılı konusunda temel ve kapsamlı bir tartışma” başlatılması gerektiği görüşü hakim.
RND’nin Berlin bürosu müdür yardımcısı, zorunlu hizmetin “kamuoyunun kabulünü” gerektirdiğini söylüyor. “Evrensel bir zorunlu hizmet yılının büyük potansiyeli” ve “ülkenin güvenliğine ve istikrarına kişisel olarak katkıda bulunma kesinliği”, Almanya’nın yeni zorunlu askerlik virajına doğru önemli gerekçeler olarak öne çıkıyor.
RND, erkekler ve kadınların yanı sıra gençlerin ve yaşlıların da bu plana dahil olacağını yazıyor ve insanların nihayet “devlet için –ve dolayısıyla kendileri için– bir şeyler yapabileceklerini” söylüyor.
Zorunlu askerlik Temmuz 2011’de askıya alınmıştı; bu, pratikte askerlik ve sivil hizmetin kaldırılması anlamına geliyordu. Sivil hizmetin yerine Federal Gönüllü Hizmeti getirildi.
Bu yılın başından itibaren yeni bir askerlik hizmeti yürürlüğe girdi. Bu düzenlemenin temelini, 2008 ve sonrasında doğan genç erkekler için zorunlu sağlık muayenesi oluşturuyor. Böylelikle, ordunun güçlendirilmesi amacıyla gönüllüler toplanması hedefleniyor.
Hedef aralıklarına ulaşılamaması durumunda, Federal Meclis “ihtiyaç temelli zorunlu askerlik” kararı alabilir.
Dünya Basını1 hafta önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi7 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Dünya Basını1 hafta önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Dünya Basını1 hafta önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Avrupa1 hafta önce‘Yeraltı ülkesi’ geri geliyor: İsviçre sığınaklarında yeni ‘savaş düzenlemesi’
Dünya Basını2 hafta önceProf. Pape: İran savaş öncesinden daha güçlü
Asya1 hafta önceÇin, ileri düzey çip üretimi açısından kritik önemedeki yerli litografi makinelerinin seri üretimine başladı
Diplomasi1 hafta önceABD, Rusya ve Ukrayna’ya hava ateşkesi sunacak










