Dünya Basını
Büyük teknoloji endüstrisinin ‘kirli küçük sırrı’

Çevirmenin notu: Teknoloji devleri veya Amerika’da “G-MAFIA” ve Çin’de “Dörtlü Çete” olarak da bilinen Big Tech, başta Google, Microsoft, Amazon, Facebook, IBM ve Apple olmak üzere ABD’nin ve Baidu, Alibaba, Tencent ve Huawei de Çin’in bilişim teknolojisi endüstrisindeki en büyük ve en baskın şirketleri. Bu on şirket, her biri yaklaşık 500 milyar dolar ile yaklaşık 2 trilyon dolar arasında değişen maksimum piyasa değerine sahip küresel çapta en değerli halka açık şirketler olarak öne çıkıyor. Söz konusu şirketlerin tekelci uygulamaları, Adalet Bakanlığı ve Federal Ticaret Komisyonu ile Avrupa Komisyonu’nun antitröst soruşturmalarını beraberinde getirdi. Teknoloji devleri rutin olarak “vergi kaçırma, mahremiyeti ihlal ve istihdamı yok etmekle” gündeme geliyor ve rekabete aykırı uygulamalar, sürekli artan mali güç ve fikri mülkiyet hukuku yoluyla çevrim içi pazarı domine eden bir oligopol haline geliyor. Mevcut durum kuralsızlaşma ve küreselleşmenin bir sonucu. Aşağıda tercümesi yer alan makalede, bir tekelleşme enstrümanı olarak ‘yağmacı fiyatlandırmaya’ başvuran teknoloji şirketlerinin orta ya da uzun vadede hukuki açıdan başının ağrıyacağına işaret ediliyor.
Big Tech’i çökertebilecek kirli küçük sır
Adam Roger
Business Insider
18 Temmuz 2023
Matt Wansley 2016 yılında bir teknoloji şirketinde avukat olarak iş bulmaya çalışıyordu, özellikle de sürücüsüz otomobiller üzerinde çalışıyordu. Adını bildiğiniz tüm şirketlerle görüşmeler yapıyordu ve sonunda kendini Lyft’ten bir yöneticiyle görüşürken buldu. Wansley ona doğrudan şunu sordu: Lyft otonom sürüş konusunda gerçekten ne kadar kararlı?
Yönetici ona, “Elbette otonom sürüş konusunda kararlıyız. Başka türlü kâr öngörülmüyor,” yanıtını verdi.
“Bir dakika,” diye düşündü Wansley. Birisi insanlar kadar iyi araç kullanabilen bir robot icat etmedikçe Amerika’nın en büyük araç çağırma şirketlerinden biri kâr etmeyi beklemiyor mu? Hiç mi? Big Tech’in iş modelinde çok ama çok tuhaf bir şeyler olduğu açıktı.
Cardozo Hukuk Fakültesi’nde profesör olan Wansley, sonra “Peki Uber ve Lyft’in arkasındaki yatırım tezi neydi? Kârlılığa giden yolun net olmadığı, para kaybettiren bir işe milyarlarca dolar sermaye koymak mı?” dedi.
Wansley ve Cardozo’dan meslektaşı Sam Weinstein, bu çılgınlığın ardındaki parayı anlamak için yola çıktılar. İlerici iktisatçılar, büyük miktarda risk sermayesi ile desteklenen teknoloji şirketlerinin, kullanıcılar onlarsız yaşayamaz hale gelene kadar ürünlerinin fiyatını etkin bir şekilde telafi ettiklerinin uzun zamandır farkındaydılar. Amazon’u aklınıza getirin: Yıllarca para kaybetseniz bile, hayal edilemeyecek boyutlara ulaşana kadar herkesten daha ucuza ürün sunuyorsunuz. Ardından, rekabeti ezip geçtikten ve kentteki tek oyuncu haline geldikten sonra, fiyatları yükseltebilir ve paranızı geri kazanabilirsiniz. Buna yağmacı fiyatlandırma deniyor ve yasa dışı olması gerekiyor. Bu, Adalet Bakanlığındaki ilericilerin 20. yüzyılın başlarında Standard Oil gibi tekelleri çökertmek için kullandıkları argümanlardan biri. Kapitalizmin kurallarına göre, büyüklüğünüzü rakiplerinizi piyasanın dışına itmek için kullanmanıza izin verilmez.
Sorun şu ki, Chicago Üniversitesi’ndeki muhafazakâr iktisatçılar son 50 yılı kapitalizmde yağmacı fiyatlandırmanın söz konusu olmadığı konusunda ısrar ederek geçirdiler. Baş döndüren argümanları şöyle devam ediyor: Yırtıcılar başlangıçta daha büyük bir pazar payına sahiptir, bu nedenle fiyatları düşürürlerse rakiplerinden çok daha fazla para kaybederler. Bu arada avları pazardan kaçabilir ve daha sonra geri dönebilir, tıpkı velociraptorlar gittikten sonra ormana gizlice geri dönen proto-memeliler gibi. Yırtıcı şirketler kayıplarını asla telafi edemezler, bu da yırtıcı davranışların irrasyonel olduğu anlamına gelir. Chicago Okulu iktisatçıları piyasaların her zaman rasyonel olduğuna inanan iktisatçılar olduklarından, bu da yağmacı fiyatlandırmanın tanımı gereği var olamayacağı anlamına gelir.
Yüksek Mahkeme de bu argümanı benimsedi. 1986 yılında görülen Matsushita Electric Industry Co. v. Zenith Radio Corp. davasında mahkeme, “yağmacı fiyatlandırma planlarının nadiren denendiğine ve daha da nadiren başarılı olduğuna” hükmetti. Ve 1993 yılında Brooke Group v. Brown & Williamson Tobacco Corp. davasında mahkeme, bir şirketi yağmacı fiyatlandırmadan mahkûm etmek için, savcıların sadece suçlanan yağmacıların fiyatları piyasa fiyatlarının altına düşürdüğünü değil, aynı zamanda kayıplarını telafi etme konusunda “tehlikeli bir olasılık” olduğunu da göstermeleri gerektiğini söyledi. Bu karar, hükümetin şirketleri yağmacı fiyatlandırma nedeniyle yargılama yetkisini fiilen ortadan kaldırdı.
Loyola Hukuk Fakültesi’nde antitröst uzmanı olan Spencer Waller, “Son baktığımda Brooke Group’tan bu yana ABD hükümeti de dahil olmak üzere hiç kimse yağmacı fiyat davası kazanamadı. Ya maliyetin altında fiyatlandırmayı ispatlayamıyorlar ya da telafiyi kanıtlayamıyorlar, zira Matsushita ve Brooke Group’u okuduklarında temel teoriyi benimseyen, uzman olmayan genelci bir yargıç, sahiden zorlayıcı kanıtlar olmadıkça bu tür şeylerin asla rasyonel olamayacağı konusunda aşırı şüpheci”, dedi.
Pek çok iktisatçı, Chicago Okulu’nun yağmacı fiyatlandırma konusundaki şüpheciliğine karşı sağlam karşı argümanlar geliştirdi. Fakat bunların hiçbiri kazanılabilir antitröst davalarına dönüşmedi. Wansley ve Weinstein —tesadüf değil, eskiden Adalet Bakanlığı’nda antitröst uygulamalarında çalışmışlardı— bunu değiştirmek için yola çıktılar. “Venture Predation” başlıklı yeni bir makalede iki avukat, klasik risk sermayesi modelinin —yerleşik şirketleri boz, ölçeklenebilir bir platform oluştur, hızlı hareket et, bir şeyleri kırıp dök— Silikon Vadisi’nin söylediği gibi modern kapitalizmin zirvesi olmadığını ikna edici bir şekilde ortaya koyuyor. Bu yeni düşünceye göre, bu antikapitalist. Yasa dışı. Ve pazarda serbest ve adil rekabeti teşvik etmek adına agresif bir şekilde kovuşturulmalı.
Wansley ve Weinstein, “Doğru yere bakarsanız, gerçek dünya örneklerini bulmanın zor olmadığını düşünüyoruz. Silikon Vadisi’nde yeni bir avcı türü ortaya çıkıyor,” diye yazıyor. Ve bu avcıların piyasaya yasa dışı bir şekilde hâkim olmak için kullandıkları mekanizma da risk sermayesinin ta kendisi.
***
Risk yatırımcılığı, bir bankanın kredi departmanını adrenalin bağımlılarıyla doldurursanız ne olur sorusunun cevabıdır. Girişim fonlarındaki sınırlı ortaklar yüksek getiri talep ederler ve bu fonlar geçici şeylerdir, belki on yıl sürer, bu da zamanın geçtiği anlamına gelir. Risk sermayedarları ve fonlarına para yatıran yatırımcılar ille de başarılı bir ürün aramazlar (yine de bir ürünü geri çevirmezler). Risk sermayedarları ve onların sınırlı ortakları için en karlı final hızlı bir çıkış, ya şirketi satmak ya da halka arz etmektir.
Wansley ve Weinstein, bu baskıların yağmacı fiyatlandırma da dahil olmak üzere riskli stratejileri teşvik ettiğini savunuyor. Weinstein, “Chicago Okulu iktisatçılarının kendi kendini finanse eden avcılar hakkında düşündüklerini kabul ederseniz, bir şirketin bir dizi nedenden dolayı yağmacı fiyatlandırma uygulamasının mantıksız olduğunu düşünebilirsiniz ama bir risk sermayedarı için mantıksız olmayabilir,” diyor. Bunun var olmayacak kadar mantıksız olduğu fikri, “bir şekilde ortak akıl haline gelmiş saçma bir cümle”.
En önemli örneklerinden biri olan Uber’i ele alalım. Eğer şirket taksileri basit bir şekilde geride bırakmış olsaydı, bu bir şey olurdu. Ne de olsa taksilerin kendileri de şişman ve kayıtsız bir tekeldi. Weinstein, “Matt ve benim bu konuda herhangi bir sorunumuz yok. Yeni bir ürününüz var, hızlı bir şekilde ölçeklendirin ve insanları işe almak için bazı teşvikler kullanın,” diyor. Eski bir işi bozun ve yeni bir iş yaratın.
Ama olan bu değildi. Bir pembe dizide ya da çizgi roman çoklu evreninde olduğu gibi, son asla gelmedi. Uber, rakiplerini unutturmak için milyarlar kaybederek sürücüleri ve yolcuları sübvanse etmeye devam etti. Aynı şey diğer pek çok risk sermayesi destekli şirket için de geçerli. Wansley, “WeWork, diğer ortak çalışma alanlarının hemen yanında ofisler kuruyor ve ‘Size 12 ay bedava vereceğiz,’ diyordu. Bird scooter’larını tüm kentlere dağıtıyordu. Bu model bize epey tanıdık geliyor,” diyor.
Görünüşe bakılırsa bu durum Chicago Okulu’nun savını da kanıtlar nitelikte: şirketler yağmacı fiyatlandırma yoluyla uğradıkları zararı asla telafi edemezler. Matsushita ve Brooke Group, savcıların zarar göstermesini mecbur kılıyor. Ancak Uber ve diğer risk sermayesi girişimleri tarafından kullanılan ölçeklendirme stratejisinin tek sonucu sonsuz bir “bin yıllık riskten azade teşvik” yaratmaksa, bu sadece servetin yatırımcılardan tüketicilere aktarıldığı anlamına gelir. Yağmacı fiyatlandırmanın tek kurbanları yağmacıların kendileri.
Wansley ve Weinstein’ın önemli bir çığır açtığı nokta ise Yüksek Mahkeme tarafından belirlenen diğer yasal standart, yani kayıpların telafisi. Eğer Uber, WeWork ve diğer tek boynuzlu atlar sürekli para kaybedenlerse, bu standart karşılanmamış gibi görünüyor. Fakat Wansley ve Weinstein, şirketler hiçbir zaman tek kuruş kazanmasa ve halka arz sonrası şirketlere yatırım yapan herkes bahislerini kaybetse bile bunun olabileceğine işaret ediyor. Bunun nedeni, şirketin tohumunu atan risk sermayedarlarının yıkıcı fiyatlandırmadan kar etmeleri. Şirkete girerler, yatırımlarından yüklü bir getiri elde ederler ve tüm sistem çökmeden evvel şirketten çıkarlar.
Wansley ve Weinstein, “Uber sürekli yağmacılığından kaynaklanan kayıplarını telafi edebilecek mi? Bunu bilmiyoruz. Demek istediğimiz şu ki, yağmayı finanse eden risk sermayedarlarının bakış açısından bunun bir önemi yok. Önemli olan tek şey, yatırımcıların risk sermayesi hisselerini yüksek bir fiyattan satın almaya istekli olmaları,” diye yazıyor.
Burada net olalım: Bu, “biraz kazanırsın, biraz kaybedersin” şeklindeki geleneksel kapitalist anlatı değil. Mesele, risk sermayedarlarının bazen paralarını geri kazanamayan şirketlere yatırım yapmaları değil. Mesele, risk sermayedarları tarafından kullanılan tüm modelin, piyasayı yağmacı fiyatlandırma ile bozarak kar elde etmek ve kayıpları halka arzı satın alan enayilere bırakmak olması. Yağmacı fiyatlandırma yapan bir şirket ve onun geç aşama yatırımcıları bunu telafi edemeyebilir ama risk yatırımcıları telafi eder.
Wansley, “Bu makaledeki en önemli gerçek, Benchmark’ın Uber’e 12 milyon dolar yatırması ve 5,8 milyar dolar geri alması. Bu, tarihteki en iyi yatırımlardan biri ve yağmacı bir fiyatlandırmaydı,” diyor.
***
Bu yeni kavrayış —risk sermayesinin yeni bir ambalaj içinde yağmacı fiyatlandırma olduğu— dönüştürücü olabilir. Wansley ve Weinstein, Silikon Vadisi’nin çıkış ve ölçeklendirme jargonunu antitröst hukukunun yasal diline çevirerek teknoloji yatırımcılarının ve onların rekabete aykırı davranışlarının yargılanmasına kapı aralamış oldular. Weinstein, “Mahkemeler telafi konusunda düşünme biçimlerini değiştirmek zorunda kalacaklar. Risk sermayesinden alım yapan yatırımcılar ne olacağını düşünüyorlardı? Telafi edeceklerini düşünüyorlar mıydı?” diyor. Weinstein, bunun mahkemelerin bir şirketin uygulamalarının rekabete aykırı olup olmadığını belirlerken izleyeceği “oldukça iyi bir yol” olacağını söylüyor.
Bu argümanı hukuki açıdan bilhassa güçlü kılan şey, Chicago Okulu’nun antitröst konusundaki fikrinin temellerini reddetmemesi. Tüketici refahı ve piyasaların etkinliğinin her şeyden önemli olduğunu kabul ediyor. Sadece Silikon Vadisi’nde esrarengiz —ve yasa dışı— bir şeylerin yaşandığına işaret ediyor. Weinstein, “Ben hukuki yaptırımdan yana ve Chicago Okulu karşıtıyım, bu yüzden her zaman yanıldıklarını düşündüğüm alanları arıyorum. Ve işte biri de bu,” diyor.
Loyola antitröst uzmanı olan Waller’a göre, bu türden “ciddi hukuk bilimi” özellikle mahkemelerde başarılı olabilir: “‘Modelinizin yanlış olduğunu düşünüyoruz ama modeliniz genel manada doğru olsa bile, burada doğru değil,’ demek iyi ve mütevazı bir stratejidir. Hem bu şekilde davaları kazanırsınız hem de meydan okumak istediğiniz yapıyı yıkarsınız.”
Teknoloji, sağlık, ilaç, eğlence, basın, perakende gibi pek çok sektör oligopollere dönüşürken tekelcilik karşıtı bir zihniyetin bir kez daha canlandığını görmek umut verici bir işaret. Kapitalizmin rekabetin yenilikçiliği ve seçenekleri teşvik etmesine izin vermesi gerekir; tekeller ise birkaç kişinin zengin olabilmesi için tüm bunları ortadan kaldırır. Ancak yağmacı fiyatlandırma konusundaki yeni bilimsel çalışmalar mahkemelerin çok ötesine geçebilir. Wansley ve Weinstein’ın makalesi bana David Maurer’in ilk kez 1940 yılında yayımlanan dolandırıcılar üzerine dilbilimsel çalışması “The Big Con”ı hatırlattı. Maurer, bir dolandırıcılığın en hassas kısmının sonu olduğunu söylemişti. Enayinin kanı emildikten sonra dolandırıcı, ideal olarak polise gitmeyecekleri bir şekilde kurbanı başından savmak zorundadır. Mükemmel suçta hedef, kandırıldığını bile bilmez. Adi teknoloji sermayesinin, değerli olduğuna inandırılmış geç aşama yatırımcılara aktarılması bana kesinlikle iyi bir vurgun gibi geliyor.
Artık Silikon Vadisi’nin büyük dolandırıcılığının nasıl işlediğini tam olarak bildiğimize göre, belki de hedefler bu kadar çabuk kanmaz. Bir kimlik avı e-postasının neye benzediğini öğrendiğinizde, onları yanıtlamayı bırakma eğiliminde olursunuz. Aynı şey bu dolandırıcılığın ana hatlarını tanımak için de geçerli. Weinstein, “Bu bir saadet zinciri değil ama belirli yatırımcıları kayırıyor. Silikon Vadisi’ndeki insanlar bunun bir yağmacı fiyatlandırma dolandırıcılığı olduğunu düşünmeye başlarsa, bence geç aşama yatırımcılar sorular sormaya başlayacaktır,” diyor.
Ve konu sadece araç çağırma veya ofis paylaşımı ile ilgili değil. Belki market teslimatı? Ya da yayın hizmeti abonelikleri? Lyft yöneticisiyle yaptığı mülakat sırasında Wansley için yanan aha! ışığı başkaları için de yanmaya başlayabilir. Bunlardan bazıları paralarını yağmacı teknoloji şirketlerine yatırmamaya karar veren yatırımcılar olacaktır. Bazıları da belki günümüz tröstlerini çökertmenin yollarını arayan devlet denetçileri olacaktır.
Dünya Basını
Ray Dalio yapay zeka balonu ve küresel borç krizini değerlendirdi

Dünyanın en büyük hedge fonu Bridgewater Associates’in kurucusu Ray Dalio, YouTube yayınında Steven Bartlett’a açıklamalarda bulundu. Dalio, yapay zeka teknolojilerindeki aşırı değerlemelerin bir yatırım balonuna dönüştüğünü ve küresel ekonomide tarihi bir kırılma yaşandığını bildirdi.
Dünyanın en büyük hedge fonu olan Bridgewater Associates’i 1975 yılında iki odalı bir dairede kuran ve kurumsal yatırımcılara 53 milyar doları aşkın kümülatif net kazanç sağlayan ünlü küresel makro yatırımcı Ray Dalio, “A Diary of a CEO” adlı söyleşi programında Steven Bartlett’ın sorularını yanıtladı.
2008 küresel finans krizini öngören az sayıdaki fon yöneticisinden biri olan ve S&P 500 endeksinin yüzde 40’a yakın değer kaybettiği o dönemde Bridgewater bünyesinde yüzde 9,5 pozitif getiri elde eden Dalio, güncel piyasa dinamikleri, yapay zeka yatırımları ve küresel ekonomi hakkındaki tespitlerini paylaştı.
Yatırımcı Jeremy Grantham’ın “tarihin en büyük yatırım balonuyla karşı karşıya olunduğu” yönündeki görüşünün hatırlatılması üzerine Dalio, bu değerlendirmeye katıldığını belirtti. Piyasalardaki mevcut durumu analiz eden Dalio, “Bir balonun içinde olduğumuza dair klasik işaretleri görüyorum” dedi.
“Bir balonun içinde olduğumuza dair klasik işaretleri görüyorum”
Tarihteki borsa balonlarının oluşum ve patlama mekanizmalarını detaylandıran Dalio, devrim niteliğindeki yeni teknolojilerin piyasalarda aşırı coşku yarattığını söyledi.
1929 Büyük Buhranı öncesinde evlere ilk kez elektrik, aydınlatma, buzdolabı girmesinin, otomobillerin, uçakların ve radyonun yaygınlaşmasının büyük bir gelecek beklentisi oluşturduğunu hatırlatan Dalio, 2000 yılındaki internet balonu sürecinde de benzer bir dinamiğin yaşandığına dikkat çekti.
Yapay zeka teknolojisinin insan vücudunun fiziksel işlevlerinin yanı sıra zihnin düşünme ve muhakeme süreçlerini de ikame etmeye başladığını kaydeden Dalio, yatırımcıların gelecekteki kârlılığı gözetmeksizin piyasaya akın ettiğini vurguladı.
Dalio, “İnsanlar mucizevi bir teknoloji gördüklerinde ona yatırım yaparlar, hatta borç para alarak bahis oynarlar. Ancak varlığın fiyatının önemli olduğunu gözden kaçırırlar. Şu anda yapay zeka konusunda çok heyecanlıyız ve heyecanlı olmalıyız da çünkü devrim niteliğinde değişimler getirecektir” değerlendirmesinde bulundu.
“Servet ile para aynı şey değildir”
Finansal balonların teknik arka planını açıklayan Dalio, servet ile nakit para arasındaki farka işaret etti. Muhasebe üzerindeki değerlemelerin harcanabilir nakit olmadığını belirten Dalio, “Servet ile para aynı şey değildir. Birçok insanın zenginleştiğini görürsünüz ancak bu serveti doğrudan harcayamazsınız. Harcama yapabilmek için serveti satıp paraya çevirmeniz gerekir” dedi.
Şirketlerin finansman sağlama süreçlerini örnek gösteren Dalio, 50 milyon dolar sermaye toplayan bir girişimcinin şirket değerlemesini 1 milyar dolara çıkarabileceğini, kağıt üzerinde milyarder olabileceğini ancak gerçekte harcanan paranın yalnızca 50 milyon dolar kaldığını vurguladı. Balonların patlama tetikleyicilerini sıralayan Dalio, şu ifadeleri kullandı:
“Balonu patlatan şey genellikle insanların borçlarını ödemek veya vergi yükümlülüklerini karşılamak için ellerindeki varlıkları satıp paraya çevirme ihtiyacı duymasıdır. Bu durum çoğunlukla faiz oranlarının yükselmesiyle gerçekleşir. Enflasyon baskısı arttığında merkez bankaları frene basmak ister. Faizler yükseldiğinde borcu olanlar daha fazla nakit bulmak zorunda kalır. Satışlar başladığında süreç tersine işler. Varlık fiyatları düşer, teminatlar erir, borçları ödemek için daha fazla satış yapılır ve bu da tüketim harcamalarının kesilmesine yol açar.”
Bartlett’ın sunduğu senaryoyu doğrulayan Dalio, piyasada zayıf ve tecrübesiz yatırımcıların borçla veya kaldıraçlı borsa yatırım fonları üzerinden pozisyon almasının balona işaret eden en belirgin göstergelerden biri olduğunu söyledi.
Yapay zeka şirketlerinin gelecekte elde edecekleri gelirleri kesin olarak öngöremediğini belirten Dalio, firmaların ya yetersiz yatırım yaparak rekabette geride kalma ya da aşırı yatırım yaparak maliyet baskısı altında kalma dilemmasıyla karşı karşıya olduğunu kaydetti.
Milyarder Elon Musk: Paranın hiçbir değerinin kalmayacağı döneme giriyoruz
“Nakitte kalmak enflasyon karşısında en kötü yatırımdır”
Bireysel yatırımcıların ve girişimcilerin olası bir ekonomik çöküşe karşı nasıl hazırlanması gerektiğine değinen Dalio, piyasaları zamanlamanın son derece güç olduğunu, en etkili yöntemin portföy çeşitlendirmesi olduğunu vurguladı.
Parasını mevduat hesabında veya para piyasası fonlarında tutan kişilerin güvende olmadığını savunan Dalio, “İnsanlar parayı bankada tutmanın en güvenli liman olduğunu düşünür. Bu doğru değildir. Uzun vadede enflasyon karşısında erimeye mahkum en kötü yatırımdır. Yıllık yüzde 3,5 ila 4 seviyesindeki enflasyon paranın alım gücünü eksiltir. Alınan faizden ödenen vergiler de düşüldüğünde reel getiri oldukça zayıf kalır” dedi.
Çeşitlendirilmiş bir varlık sepetinin önemine değinen Dalio; hisse senetleri, tahviller, gayrimenkul, altın ve kripto varlıklar arasındaki ilişkiyi aktardı. Portföyünde yüzde 1 oranında Bitcoin bulundurduğunu belirten Dalio, altın tercihini şu sözlerle açıkladı:
“Sert para kategorisinde portföylerin yüzde 5 ila 15’inin bu tür varlıklara ayrılması gerektiğini düşünüyorum. Ben külçe altını Bitcoin’e tercih ediyorum. Altın basılamayan bir paradır. 1971 yılına kadar resmi para sisteminin merkezindeydi ve halen merkez bankalarının en büyük ikinci rezerv varlığıdır. Altın başkasının yükümlülüğü olmayan tek finansal varlıktır. Bitcoin ise basılamayan bir diğer tür para olmakla birlikte kuantum bilgisayarlar gibi teknolojik risklere, hükümetlerin düzenleme, vergilendirme ve yasaklama baskılarına açıktır. Merkez bankaları işlemlerinin gizli ve kendi kontrollerinde kalmasını istedikleri için önemli miktarda Bitcoin tutmayacaktır.”
“Aklınız ve bedeniniz ikame edildiğinde satacak neyiniz kalır?”
Yapay zeka ve robotik teknolojilerin istihdam piyasası üzerindeki etkilerini değerlendiren Dalio, otomasyonun tarihsel gelişimini özetledi.
İnsanlığın tarım toplumundan sanayi devrimine geçişinde makinelerin kas gücünün yerini aldığını, günümüzde ise yapay zekanın insan zihninin üst düzey düşünme ve muhakeme yetilerini üstlendiğini dile getirdi.
Bu dönüşümün sermaye sahipleri ile çalışanlar arasındaki gelir dağılımı makasını daha da açacağını belirten Dalio, “İşletmelerin elde ettiği gelirden çalışanlara giden pay azalırken iş yeri sahiplerine giden pay artmaktadır. İnsan bedeninin ve zihninin yerini makineler aldığında insanların satacak neyi kalacak sorusuyla yüzleşeceğiz. İnsana özgü kalan unsurlar duygular ve sezgilerdir” dedi.
Yapay zeka devriminden yalnızca en üstteki yüzde 0,1 ile yüzde 10’luk dilimde yer alan, bu teknolojiyi kullanabilen yetenekli grubun kazançlı çıkacağını ifade eden Dalio, üniversite mezunlarının dahi iş bulmakta zorlandığı bir döneme girildiğini belirtti. Birçok işletme için yeni mezun yetiştirmenin maliyetli hale geldiğini, bu görevlerin yapay zeka vasıtasıyla hızla tamamlanabildiğini aktardı.
Gençlere ve gelecek nesillere tavsiyelerde bulunan Dalio, şunları kaydetti:
“Tarih göstermiştir ki en başarılı olanlar en zeki olanlar ya da en çok çalışanlar değil, değişime en iyi uyum sağlayanlardır. Geleceğin ne getireceğini kesin olarak bilemezsiniz. Kodlama öğrenmenin çözüm olduğu söyleniyordu ancak yapay zeka modelleri artık kodlama yapabiliyor. Önemli olan insanın kendi doğasını tanıması, yapay zeka araçlarını en üst düzeyde kullanmayı öğrenmesi ve adaptasyon kabiliyetini geliştirmesidir.”
“Büyük bir borç krizinin ve çöküş döneminin içindeyiz”
Ekonomik hareketlerin arkasındaki yapısal mekanizmaları “Büyük Döngü” kavramıyla açıklayan Dalio, yaklaşık 80 yıllık bir insan ömrüne karşılık gelen uzun vadeli borç ve güç döngülerinin son safhasına gelindiğini belirtti.
1945 yılında kurulan dünya düzeninin para, iç siyaset ve jeopolitika alanlarında kırılma yaşadığını savundu.
ABD ve İngiltere gibi ülkelerin aşırı borçlandığını, kamu bütçe açıkları verdiğini ve gelir eşitsizliğinin hat safhaya ulaştığını kaydeden Dalio, İngiltere’deki siyasi tabloyu örnek gösterdi.
İngiltere’de son yedi yılın altısında yeni bir başbakanın göreve geldiğini hatırlatan Dalio, “İngiltere aşırı borçlanmış, üretkenliği düşmüş ve seçenekleri tükenmiş klasik bir döngü örneğidir. Yeterli para olmadığında vaatler tutulamaz, liderler sürekli değişir. Zenginler yüksek vergi bölgelerinden kaçar. Bütçe açıklarını finanse edecek alacaklı bulmak zorlaşır” dedi.
Connecticut eyaletindeki sosyo-ekonomik durumu da paylaşan Dalio, eyaletin kişi başına düşen gelirde ABD’nin en zengin ikinci bölgesi olmasına rağmen lise öğrencilerinin yüzde 22’sinin okulu bıraktığını veya devamsızlık yaptığını, çete ve uyuşturucu sorunları nedeniyle hapishane bütçesinin eğitim bütçesini aştığını ifade etti.
Sistemlerin toplumun geneli için çalışmadığı dönemlerde iç çatışmaların arttığını vurgulayan Dalio, ABD ve Çin arasındaki küresel güç dengesine ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:
“İçinde bulunduğumuz evre bir gerileme ve çöküş dönemidir. Tarihte tek bir hakim gücün düzeni sağladığı dönemler daha barışçıl olmuştur. Bugün Çin, birçok ülke için ABD’den daha büyük bir ticaret ortağı konumundadır. Orta Doğu’daki ve İran civarındaki gelişmeler, ABD toplumunun uzun süreli kara savaşlarına veya benzin fiyatlarındaki artışlara tahammülünün olmadığını göstermiştir. Bu durum ABD’nin küresel güç kullanma ve caydırıcılık kabiliyetinin sınırlarını ortaya koymakta, İngiliz İmparatorluğu’nun Süveyş Krizi sonrası yaşadığı güç kaybına benzer bir kaymaya işaret etmektedir.”
Küresel ekonomideki mevcut zorlukların aşılması için partiler üstü, ekonomik gerçekleri kavrayan yapılar tarafından zorlu yapısal reformların hayata geçirilmesi gerektiğini belirten Ray Dalio, genç girişimcilerin sınır bağımlı kalmadan eğitim, üretkenlik ve toplumsal huzurun yüksek olduğu küresel merkezlerde varlık göstermeleri gerektiğini sözlerine ekledi.
İktisatçı Ann Pettifor: Faiz sistemi ekolojiyi tahrip ediyor
Dünya Basını
Milyarder Elon Musk: Paranın hiçbir değerinin kalmayacağı döneme giriyoruz

Tesla ve SpaceX’in CEO’su Elon Musk, İngiliz yayın kuruluşu The Economist’e verdiği özel mülakatta yapay zeka teknolojilerinin beş yıl içinde tüm insanlığın toplam zekasını geride bırakacağını açıkladı. İnsan benzeri robotların ve dijital süper zekanın üretimi devasa boyutlara ulaştıracağını belirtilen ünlü iş insanı, önümüzdeki 10 yıl içinde paranın tüm anlamını yitireceğini ve küresel ekonomide benzeri görülmemiş bir bolluk çağının başlayacağını savundu.
Tesla ve SpaceX’in CEO’su olan Amerikalı milyarder Elon Musk, İngiliz yayın kuruluşu The Economist’e verdiği kapsamlı video mülakatta açıklamalarda bulundu.
Tesla’nın Teksas’taki dev tesislerinde gerçekleşen söyleşide Musk, yapay zeka gelişiminin durdurulamaz bir hıza ulaştığını ve önümüzdeki beş ila 10 yıl içinde dünyada taşların yerinden oynayacağını ilan etti.
Sunucunun “Önümüzdeki 10 yıl içinde, yani 2036 yılında başarmayı hedeflediğiniz dünya nasıl bir yer olacak?” sorusunu yanıtlayan Elon Musk, “10 yıl sonrasından, yani 2036 yılından bahsediyoruz. Büyük ihtimalle her ikimiz de o günleri göreceğiz. Yapay zekanın ezici bir üstünlük kurmadığı bir gelecek hayal etmek imkansız. 10 yıl içinde yapay zekanın tüm insanların toplam zekasından katbekat üstün olmasını bekliyorum. Hatta bence yapay zeka yaklaşık beş yıl içinde tüm insanlığın toplam zekasını aşacak” dedi.
“Yapay zeka beş yıl içinde tüm insanların toplam zekasını geçecek”
Gelişimin boyutlarını tarif eden Musk, “İnsan olmak dışında yapay zekanın insanlardan daha iyi yapamayacağı hiçbir şey kalmayacak. En olası senaryo, herkesin aklına gelen her şeye sahip olabileceği inanılmaz bir bolluk çağıdır. Bu kulağa çılgınca gelebilir ama işte 2026 yılındayız, 2036’da nerede olacağımızı göreceğiz. Tabii ki küresel bir nükleer savaş gibi felaketler bu süreci rayından çıkarabilir. Ancak Üçüncü Dünya Savaşı çıkmadığını varsayarsak, muazzam bir bolluk çağına doğru ilerliyoruz. Bu, geleceğe dair bir iyimserlik ve heyecan mesajıdır” ifadelerini kullandı.
Şirketlerinin gelecekte nasıl para kazanacağına ilişkin soru üzerine ekonomi tanımını yeniden yapan Elon Musk, dijital zekanın hızlı ilerleyişine karşın fiziksel dünyada varlık göstermesi için robotlara ihtiyaç duyulduğunu belirtti.
Musk, “Ekonomiyi dijital ve fiziksel zeka olarak düşünebilirsiniz. Şu an dijital zeka neredeyse her geçen hafta yeni bir kırılmayla ilerliyor. Ancak henüz dijital aleme sıkışmış durumda. Mekanik tutuculara, yani insan benzeri robotlara ihtiyacınız var. Kısacası çok sayıda robota ihtiyacınız var” açıklamasını yaptı.
“2036 yılında paranın hiçbir önemi kalmayacak”
Ekonominin mal üretimi ve hizmet sunumu olduğunu vurgulayan ünlü girişimci, “Muazzam miktarda dijital zekaya sahip devasa sayıda robotunuz olduğunda, bir bakıma sonsuz bir ekonomiye ulaşırsınız. Gelecek geçmişten çok ama çok farklı olacak. Yaşayacağımız değişimin büyüklüğünü anlatabilecek hiçbir benzetme ya da mecaz yok. Şirketlerimin nasıl para kazanacağına gelince, başka bir tahminde daha bulunayım: 2036 yılında paranın hiçbir önemi kalmayacak” dedi.
Sunucunun hisse hissedarlarının para kazanma beklentisini hatırlatması üzerine Musk, “Gıda, barınma, ulaşım ve eğlence için paraya ihtiyaç duyarsınız. Eğer robotlar ve yapay zeka herhangi bir insanın tüketebileceğinden çok daha fazla mal ve hizmet üretiyorsa, o zaman paraya neden ihtiyaç duyasınız ki?” cevabını verdi.
“İnsanların kontrolü elinde tutması neredeyse imkansız”
Süper zeki sistemlerin insan kontrolünden çıkacağını iddia eden Musk, “İnsanların 10 yıl içinde kontrolü elinde tutması neredeyse imkansız. Yapay zeka ile insan arasındaki zeka farkı, insan ile şempanze arasındaki zeka farkından katbekat fazla olduğunda, şempanzelerin kontrolü elinde tutmasını hayal etmek zordur. Bizler esasen evrimleşmiş şempanzeleriz. Çok değil, kısa süre önce ormanda ağaçlarda sallanıp muz yiyorduk” şeklinde konuştu.
“Süper zeki bir yapay zekayı kontrol edebileceğimi düşünmek kibir olur”
Gelecekte devasa bir yapay zekayı yönlendirme iddiasında olmadığını belirten Musk, “Benden katbekat akıllı olan süper zeki bir yapay zekayı kontrol edebileceğimi düşünmek benim açımdan bir kibir gösterisi olur. Yapmamız ve denememiz gereken tek şey, yapay zekanın iyi değerlere sahip olmasını, insanlığı önemsemesini, mutlu olmamızı ve gelişmemizi istemesini sağlamaktır. Biyolojik sinir ağımın bana söylediği şey, yapay zeka güvenliği için en önemli unsurun azami düzeyde hakikat arayışında bulunması ve meraklı olması gerektiğidir. Eğer durum buysa, insanlığı besleyip koruyacaktır” dedi.
“Katil robotların insanlığı yok etme riski yüzde 10 ila 20 arasında”
Daha önce yaptığı uyarılara değinen Musk, “Yapay zeka ve robotlarla ilgili halen risk olduğunu düşünüyorum, bu risk sıfır değil. Geçmişte katil robotların insanlığı yok etme olasılığının yüzde 10 ila 20 arasında olduğunu söylemiştim. Felsefi olarak olumlu tarafa bakma kararı aldım. Yapay zeka ve robotların bu inanılmaz ivmesini gerçekten durdurmanın bir yolunu göremiyorum” ifadelerini kullandı.
“Çılgın akışı durduramam, o yüzden yolculuğun tadını çıkarmaya bakıyorum”
Musk, teknolojik gidişata ilişkin duruşunu şu sözlerle özetledi: “Durdurma düğmesi olsaydı bile muhtemelen ona basmamalıydık, çünkü en olası sonuç herkes için inanılmaz bir bolluk çağıdır. Benim felsefem şu an için ‘yolculuğun tadını çıkaralım’ noktasına geldi. Dürüst olmak gerekirse burada durdurulamaz bir ilerleme var. Durdurmak istesem bile bunu başaramam. Evrenin sonu fizik kurallarına göre kademeli bir soğuma, yani ısı ölümüyle bitecek. Eğer nihai varış noktası korkunçsa, o zaman her şey yolculuğun kendisiyle ilgilidir.”
“Rakip teknoloji devleri birbirini denetleyip dürüst tutmalı”
Yapay zeka güvenlik risklerinin azaltılması için teknoloji devlerinin işbirliği yapması gerektiğini savunan Tesla CEO’su, Google DeepMind CEO’su Demis Hassabis ile yaptığı görüşmeyi aktardı.
Musk, “En önde gelen yapay zeka şirketlerinin birkaç haftada bir toplanıp güvenlik konularını tartışması kısa vadede atılacak en hızlı adımdır. Mevcut sistemlerden çok daha akıllı yeni bir öncü model piyasaya sürülmeden önce, rakip yapay zeka şirketlerinin bu modeli zararlı etkilere karşı test etmesine ve güvenlik sorunlarını gidermek için erteleme tavsiyesinde bulunmasına fırsat tanınmalıdır. Hükümette derin teknik bilgisi olmayan kişilerin bir modelin yayınlanıp yayınlanmaması gerektiğine karar vermesi zordur. Ancak rakipler kendilerine bir iki hafta süre verildiğinde sorunları vurgulayabilir. Rakiplerin birbirini dürüst tutma teşviki vardır” değerlendirmesinde bulundu.
İçerik denetiminde film derecelendirme sistemine benzer bir sektör grubu modelini öneren Musk, “Eğer bir şirket çok tehlikeli bir şey yapıyor ve tehlikeyi azaltmak için adım atmayı reddediyorsa, işte o zaman hükümetin müdahale etmesi gereklidir” dedi. Amazon’un Anthropic üretimi Mythos modeli hakkındaki siber güvenlik endişeleri üzerine Beyaz Saray’ı aramasını bu duruma örnek gösterdi.
“Çin elektriğe sahip ama çip sıkıntısı çekiyor”
Sektördeki küresel rekabeti değerlendiren Musk, Çin merkezli teknoloji firmalarının başarısına dikkat çekti. Çin’in Kimi K3 modelinin Anthropic’in Fable modeline yaklaştığını belirten Musk, jeopolitik dengeler hakkında şunları söyledi: “Çinli yapay zeka şirketleri nispeten küçük bir hesaplama gücüyle çok iyi iş çıkarıyor. Büyük bir hesaplama gücüne sahip olurlarsa lider konuma geçme şansları yüksek. Yapay zekanın önündeki kısıtlamalar elektrik ve yapay zeka çipleridir. Çin, ABD, Avrupa ve Hindistan’ın toplamından daha fazla elektriğe sahip. ABD’nin çip ihracatı kısıtlamaları nedeniyle Çin şu an çip sıkıntısı çekiyor. Çin dışındaki dünyada ise kısıtlayıcı unsur elektrik ve soğutma kapasitesidir. Çin ayrıca litografi sorununu çözmeye ve devasa hacimlerde çip üretmeye tahmin edilenden daha yakın. Fiziksel yapay zeka alanında da çok iyi robot şirketlerine sahipler.”
Çin’deki robot dövüşü etkinliklerini eğlenceli bulduğunu söyleyen Musk, kafası koptuğu halde dövüşmeye devam eden bir robot izlediğini belirtti.
Rakipleriyle olan ilişkilerine değinen Musk, OpenAI CEO’su Sam Altman’a yönelik eleştirilerini yineledi. Musk, “Sam Altman’ın hayranı değilim. Kar amacı gütmeyen, açık kaynaklı ve dünyaya ait olması gereken bir şirket kuruyorsunuz, sonra bu şirket bir şekilde 800 milyar dolarlık kapalı kaynaklı, kar amacı güten bir şirkete dönüşüyor. Bence bu, para bağışlama amacıma tamamen zıt bir durum. Anthropic Kurucusu Dario Amodei de Sam Altman’a güvenmediği için ekibiyle OpenAI’dan ayrıldı. Dario ilkeli bir insandır. Dünyanın iyiliği için kişisel farklılıklarımızı bir kenara bırakıp konuşmamız gerekiyorsa konuşuruz” dedi.
İstihdam piyasasındaki dönüşüme işaret eden Musk, yapay zekanın tüm masa başı işleri insanlardan daha iyi yapacağını vurguladı. Musk, “Yazılım mühendisliğinde yapay zeka, profesyonel yazılım mühendislerinin en az yüzde 90’ından daha iyi kod yazıyor. Yakında bu oran yüzde 99’a çıkacak ve rekabet etmek imkansız hale gelecek. Bu durum Stockfish satranç programının seviyesine ulaşmaya benziyor. Stockfish satrançta o kadar iyi ki, küçük bir bilgisayarda hatta telefonunuzda çalıştırıp Magnus Carlsen’i rahatça yenebilirsiniz. Yazılımda da durum bu olacak” uyarısında bulundu.
“Çalışmak tıpkı bahçe bakımı gibi isteğe bağlı bir hobiye dönüşecek”
Gelecekte çalışmanın zorunluluk olmaktan çıkacağını savunan Musk, “Çalışmak isteğe bağlı hale gelecek. Bunu bahçe bakımına benzetebiliriz. Bahçenizde sebze yetiştirmek zorunda değilsiniz, markete gidip kusursuz sebzeler alabilirsiniz. Bahçenizdeki domatesler markettekiler kadar sulu ve düzgün olmaz ama kendi ürettiğiniz için hoş bir dokunuştur. İş hayatı da tıpkı böyle bir hobiye dönüşecek” ifadelerini kullandı.
“İnsanlara karşılıksız para dağıtılmalı, enflasyon değil deflasyon çıkacak”
İşini kaybeden kitlelerin yaşam standartlarına dair ekonomi teorisini açıklayan Musk, “Hazine insanlara doğrudan karşılıksız para çekleri dağıtmalıdır. Para, mal ve hizmetlerin paraya oranıdır. Üretim miktarı yüzde 1000 oranında artarsa, veri tabanında para oluştursanız bile mal ve hizmet üretimi para arzından daha hızlı artacağı için enflasyon değil deflasyon yaşanacaktır. Önümüzdeki dönemin ana sorunu enflasyon değil deflasyon olacak” açıklamasında bulundu.
Kendi serveti ve vergi yükümlülüklerine dair rakamlar veren Musk, “Tarihte bir insan tarafından ödenen en yüksek vergiyi ödeyerek rekor kırdım. Federasyona yüzde 40, California eyaletine yüzde 15 olmak üzere toplamda yaklaşık yüzde 45 vergi ödüyorum. Öldüğümde kalan servetimden bir yüzde 45 daha vergi alınacak. Trilyonlarca dolar vergi ödeyeceğim ve bundan rahatsız değilim. Şirketler üzerindeki oy kontrolüm (SpaceX’te yüzde 80 civarında) bana sadece beş ila 10 yıllık uzun vadeli yatırımlara, Ay ve Mars üslerine odaklanma imkanı tanıyor. Aksi takdirde borsa analistlerinin çeyrek dönemlik kar baskılarına maruz kalırsınız” dedi.
Uzay projelerine ilişkin tutkusunu dile getiren ünlü iş insanı, “Altı yaşındayken sinemada izlediğim ilk film Yıldız Savaşları olmuştu ve aklımı başımdan almıştı. Bilinci dünya ötesine taşımak ve Yıldız Görevi tarzı bir geleceği gerçek kılmak istiyorum. Yıldız Gemisi füzesini günde birden fazla kez fırlatmayı hedefliyoruz. Bazen hayatım o kadar gerçek dışı geliyor ki bir simülasyonun içinde olduğumuza inanıyorum” sözlerini sarf etti.
Starlink uydu ağının jeopolitik rolüne ve Ukrayna savaşına değinen Musk, cephe hatlarının iki yılı aşkın süredir değişmediğini belirterek pragmatik bir barış anlaşmasının şart olduğunu söyledi.
Musk, “Diplomatlar lüks mekanlarda yedi kap yemek yerken cephede her gün insanlar ölüyor. Rusya geri çekilmeyecek, bu gerçekçi değil. Pragmatik davranıp barış yapmalıyız” ifadelerini kullandı.
“Hükümet harcamalarındaki devasa israfı engellemek için siyasete girdim”
ABD siyasetine ve Hükümet Verimliliği Departmanı bünyesindeki çalışmalarına ilişkin özeleştiride bulunan Musk, “Siyasete biraz fazla karıştım, kendimi kaptırdım. Amacımız devasa boyutlara ulaşan bütçe açığıyla mücadele etmekti. ABD’de borç faiz ödemeleri, Savunma Bakanlığı ve istihbarat bütçesinin toplamını aştı. Afrika’ya yardım adı altında istenen paraların Washington’daki adreslere yönlendirildiğini gördük. ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı fonlarının kesilmesi nedeniyle kimsenin öldüğüne inanmıyorum, Gates Vakfı gibi dev özel vakıflar bu kaynakları karşılayabilir” şeklinde konuştu.
“Sınırların korunmasını ve güvenli şehirler istemek aşırı sağcılık değildir”
Avrupa siyasetine dair görüşlerini savunan ve kendisine yönelik aşırı sağcılık suçlamalarını reddeden Elon Musk, “Güvenli sınırlar, güvenli şehirler ve mantıklı kamu harcamaları istemek aşırı sağcılık değil, normal insanların talepleridir. İngiltere’de mevcut nüfus artışı ve Batı değerlerine tamamen karşıt görüşlerin yayılması devam ederse önümüzdeki 20 yıl içinde bir iç savaş kaçınılmaz hale gelebilir. Sosyal refah devletleri, yaşam standardı düşük insanları çekerek ekonomik bir güç oluşturuyor. Sadece topluma faydalı olacak, dürüst göçmenlerin kabul edildiği kontrollü göçü destekliyorum” dedi.
Yapay zeka devriminin siyasi çatışmalardan çok daha hızlı gerçekleşeceğini belirten Musk, söyleşiyi “İngiltere’deki olası bir iç savaş 20 yıl uzaklıktaysa, yapay zeka tekilliği 10 yıl uzaklıktadır. Yapay zeka ve robotik devrimi her şeyi domine edecektir” diyerek noktaladı.
Dünya Basını
Pekin ve Brüksel, küresel enerji geçişinin kurallarını baştan yazıyor

Project Syndicate için bir makale kaleme alan Emmanuel Guerin, Avrupa Birliği ve Çin’in küresel enerji geçişinde egemenlik kurmak amacıyla birbirlerinin geleneksel güç alanlarına yöneldiğini belirtti. Emmanuel Guerin, Çin’in küresel standartları belirlemeye odaklanırken Avrupa’nın sanayi tabanını yeniden inşa etmeye çalıştığını vurguladı.
Project Syndicate platformunda Emmanuel Guerin imzasıyla yayımlanan “Pekin Modeli Brüksel Etkisiyle Buluşuyor” başlıklı makalede, küresel enerji geçişinde güç dengelerinin yeniden şekillendiği kaydedildi.
Sciences Po bünyesindeki Paris İklim Okulu Dekan Yardımcısı ve Avrupa İklim Vakfı Üst Yöneticisi Özel Danışmanı olan Emmanuel Guerin, yazısında Avrupa ve Çin’in uzun yıllar boyunca birbirine rakip kalkınma ve enerji dönüşümü modellerini temsil ettiğini aktardı.
Guerin, Avrupa’nın öncelikle pazarlara, ortak kurallara ve çok taraflı kurumlara bağlı kaldığını, Çin’in ise sanayi politikasına, altyapı yatırımlarına ve üretime ağırlık verdiğini belirtti. Makalede, “Avrupa sıklıkla küresel ölçekte referans noktası haline gelen düzenlemeler üretti (‘Brüksel Etkisi’). Çin ise fabrikalar üretti” ifadelerine yer verildi.
Ancak makaleye göre bu ayrım günümüzde ortadan kalkıyor. Avrupa sanayi tabanını hızla yeniden inşa etmeye çalışırken Çin, uluslararası standartları ve yönetişim çerçevelerini etkilemeye daha fazla odaklanıyor. Guerin, Avrupalı karar vericiler Pekin’in sanayi stratejisini incelerken, Çinli liderlerin de Avrupa’nın uzun süre önce öğrendiği bir gerçeği fark ettiklerini kaydetti: “Kalıcı güç sadece teknolojileri üretmekten değil, aynı zamanda onları yöneten kuralları yazmaktan gelir.”
Guerin, bu eğilimlerin jeoekonomik gücün yapısındaki bir değişimi yansıttığını savundu. Makalede belirleyici sorunun artık kaynakları kimin kontrol ettiği, ürünleri kimin ürettiği veya her teknolojide kimin liderlik ettiği olmadığı ifade edildi. Asıl sorunun, bir sonraki enerji ve teknoloji dönüşümünün gerçekleşeceği değer zincirlerini kimin yönettiği olduğu vurgulandı.
Avrupa’nın temiz enerji teknolojilerindeki Çin imalat hakimiyeti ve derinleşen bağımlılıkları karşısında sanayi politikasını yeniden keşfettiğini aktaran Guerin; Sanayi Hızlandırıcı Yasası, Kritik Hammaddeler Yasası ve ilgili tedbirlerin, sanayi kapasitesi olmadan ortaya konan iklim hedefinin dayanıklılık değil, bağımlılık yarattığı bilincinden doğduğunu yazdı.
Çin’in ise güneş panelleri, bataryalar, elektrikli araçlar ve elektrik şebekeleri için dünyanın en büyük ekosistemini kurduktan sonra yalnızca sanayi liderliğinin yeterli olmadığı sonucuna vardığı kaydedildi. Çin’in Küresel Enerji Şebekeleri Geliştirme ve İşbirliği Örgütü üzerinden fotovoltaik, hidrojen, enerji depolama, yüksek voltajlı iletim, akıllı şebeke ve karbon muhasebesi alanlarında standartlar belirlemek üzere teknik komiteleri topladığı aktarıldı.
Guerin, bu adımları değerlendirirken makalesinde şu ifadelere yer verdi: “Bunlar mühendislik çalışmalarına benzeyebilir ancak bundan çok daha fazlasıdır. Bunlar, Çin’in temiz enerji ekonomisinin işletim sistemine sahip olma çabasını temsil ediyor. Endüstri standartlarını belirleyen ülke, bir teknolojiyi düzenlemekten fazlasını yapar. Kendisini yatırımları yönlendirebilecek, neyin neyle uyumlu çalışabileceğine karar verebilecek ve herkesin üzerine inşa etmek zorunda olduğu mimariyi sabitleyecek bir konuma getirir.”
“Sanayi tabanını yeniden kurmak sermaye ve ucuz enerji gerektirir”
Makalede, Avrupa liderlerinin üretim kapasitesi olmadan koyulan kuralların stratejik özerklik sağlamadığını öğrendiği, Çin’in ise standartlar olmadan çalışan fabrikaların uluslararası etkiyi sınırlandırdığını gördüğü ifade edildi. Her iki tarafın da diğerinin onlarca yıldır mükemmelleştirdiği stratejik avantajların peşinden koştuğu vurgulandı.
Buna karşın bu yakınlaşmanın simetri anlamına gelmediğini belirten Guerin, iki tarafın da kendi geleneksel güç alanlarının ötesine uzanırken yeni ve yabancı zorluklarla karşılaştığını dile getirdi. Guerin makalesinde, “Bir sanayi tabanını yeniden kurmak sermaye, ucuz enerji, yoğun tedarikçi ağları ve örtük bilgi gerektirir; bunların hiçbiri yalnızca düzenlemeler yoluyla ortaya çıkarılamaz” değerlendirmesinde bulundu.
Küresel standartları belirlemenin de kolay olmadığını ekleyen yazar, bir devletin her teknik komiteye personel atasa bile ürettiği standartları dünyanın geri kalanına kabul ettirmekte başarısız olabileceğini kaydetti.
“ABD sahayı Avrupa ve Çin’e bırakıyor”
Sürecin sonucunun üçüncü büyük bir faktörden etkileneceğini belirten Guerin, Hindistan, Endonezya, Brezilya ve çeşitli Körfez ülkeleri gibi hırslı devletlerin kendi sanayi kapasitelerini inşa ettiklerini aktardı. Ancak çoğu ülkenin bu tür stratejileri izleyemeyeceğini, standartları yazamayacakları ve fabrikaları kuramayacakları için Brüksel veya Pekin’de tasarlanan işletim sistemlerini devralarak seçmedikleri bağımlılıkları kabul etmek zorunda kalacaklarını vurguladı.
Makalede Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) konumuna ilişkin olarak ise şu ifadelere yer verildi: “Bir de enerji dönüşümünü tamamen terk ederek bu yarışın dışında kalmayı seçen Birleşik Devletler var. Fabrikalar kurmak veya elektrikleşmenin kurallarını yazmak yerine gümrük duvarları örüyor ve sahayı Avrupa ile Çin’e bırakıyor.”
“Üçüncü aşama zincirleri yönetmekle ilgili olacak”
Değer zincirlerinin yönetişiminin teknik olduğu kadar siyasi bir mesele de olduğunu vurgulayan Guerin, geleneksel sanayi politikası yaklaşımının değişmesi gerektiğini savundu. Temiz enerji yarışının ilk aşamasının teknolojileri icat etmek, ikinci aşamasının bunları ölçekli bir şekilde üretmek olduğunu belirten Guerin, makalesinde “Üçüncü aşama ise bunların dolaştığı, bağlandığı ve değer yarattığı zincirleri yönetmekle ilgili olacak” ifadelerini kullandı.
Guerin, Avrupa için çıkarılacak dersin sadece daha fazla fabrika kurmak olmadığını, Avrupa’nın gerçek stratejik avantajının kendi kurallarını herkesin kuralına dönüştürme konusunda kanıtlanmış yeteneği olduğunu kaydetti. Makale, “Enerji dönüşümü aynı nadir kombinasyonu ödüllendirir: Üretim kapasitesi, kural koyma yetkisi ve karmaşık sistemleri bir arada tutacak kurumlar. Hiçbir taraf sadece geleneksel güçlerine dayanarak kazanamaz” değerlendirmesiyle son buldu.
Dünya Basını1 hafta önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi5 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Avrupa2 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Dünya Basını7 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Dünya Basını1 hafta önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Avrupa2 hafta önceAlmanya, silahlanmak için borçlanıyor
Avrupa7 gün önce‘Yeraltı ülkesi’ geri geliyor: İsviçre sığınaklarında yeni ‘savaş düzenlemesi’
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı












