Diplomasi
Devlet içinde deprem: Ukrayna’da Yolsuzlukla Mücadele Bürosu’na operasyonun arkasında ne var?

Ukrayna, kendi kurumları arasında savaş döneminde eşine az rastlanır bir nüfuz savaşına sahne oluyor. Bir yanda yolsuzlukla mücadele etmek için bizzat Batı tarafından kurulan Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu (NABU), diğer yanda ise devletin bekasını korumakla görevli Ukrayna Güvenlik Servisi (SBU) var.
Dün SBU ve Başsavcılık, ülkenin farklı bölgelerindeki NABU dedektiflerine yönelik eş zamanlı operasyonlar düzenledi. SBU, yasaklı Yaşam İçin Muhalefet Platformu partisi milletvekili Fedor Hristenko’ya gıyabında vatana ihanet ve görevi kötüye kullanma suçlamaları yöneltti. Yıllar önce Ukrayna’yı terk etmiş olan Hristenko, SBU tarafından doğrudan bir “FSB ajanı” olarak nitelendirildi.
Ancak operasyonun en sarsıcı kısmı, NABU’nun üst düzey yöneticilerinden birinin, Ruslan Magomedrasulov’un gözaltına alınmasıydı. Dnipropetrovsk’ta görevli olan ve kurumun cephe hattındaki faaliyetlerini koordine eden Magomedrasulov’un, Rusya topraklarında ticari faaliyet yürüttüğü ve Rusya’dan kişilerle temas halinde olduğu iddia edildi. Bir başka iddiaya göre, bir NABU dedektifi, devrik Devlet Başkanı Viktor Yanukoviç’in çevresi aracılığıyla gizli bilgileri sızdırıyordu.
NABU ise bu baskınların mahkeme kararı olmaksızın yapıldığını savunarak, operasyonların hukuksuz olduğunu ilan etti.
Zelenskiy karşıtı ittifakın silahı olarak NABU
Ukrayna merkezli Strana.ua haber sitesine göre, bu operasyonlar buzdağının sadece görünen kısmı. Asıl mesele, Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy’ye karşı kurulmuş gizli bir ittifakın varlığı.
Söz konusu ittifak, eski Devlet Başkanı Pyotr Poroşenko ile geçmişte ABD Demokrat Partisi’ne yakın olan ve Batılı hibelerle finanse edilen “grant yapıları” (STK’lar ve aktivistler) arasında şekillendi.
2014’teki Maydan olaylarından sonra giderek güçlenen bu yapılar, Washington’ın Kiev üzerindeki etkisini artırmak, Zelensky’nin eylemlerini gözlemlemek ve gücünü sınırlamak için bir araç olarak kullanılıyordu. Bu ağ, özellikle NABU üzerinde ciddi bir nüfuza sahipti. Donald Trump’ın ABD’de iktidara gelmesiyle Dışişleri Bakanlığı ve ABD’nin Kiev Büyükelçiliği gibi kurumlardan gelen destekleri azalsa da, NABU içindeki etkilerini korumayı başardılar.
Bu grubun, Ukrayna hükümeti tarafından fiilen denetlenemeyen bir NABU kanadını kullanarak Başbakan Yardımcısı Oleksiy Çernişov hakkında bir yolsuzluk davası başlattığı iddia ediliyor. Bu sürece, Ukrayinska Pravda gazetesinin de sahibi olan Tomáš Fiala’nın medya holdingi gibi, “grant çevrelerine” yakın medya kuruluşları tarafından enformasyon desteği sağlandı.
Ayrıca, eski Savunma Bakanı Rüstem Umerov’a yönelik, cephedeki durum, yolsuzluk iddiaları ve ABD’de yaşayan ailesi üzerinden yürütülen karalama kampanyasının arkasında da aynı grubun olduğu öne sürülüyor. Zelensky yönetimi, Devlet Başkanlığı İdaresi Başkanı Andriy Yermak’a karşı Batı medyasında yürütülen olumsuz kampanyanın da bu ittifak tarafından organize edildiğine inanıyordu.

Strana.ua‘ya göre, Trump’ın Rusya’ya karşı söylemini sertleştirmesi ve Zelenskiy ile daha yakın temas kurmaya başlamasıyla Kiev’deki yönetim, artık Beyaz Saray’dan doğrudan bir tehdit gelmeyeceğini düşünerek bu aktivistlere karşı harekete geçme cesaretini buldu.
Washington’ın Ukrayna’daki sopası: NABU nasıl kuruldu?
Bugün bir ihanet yuvası olmakla suçlanan NABU ne olduğu ve nasıl ortaya çıktığına göz atmak faydalı olabilir. NABU, 2014’teki Maydan darbesinin ardından, Nisan 2015’te doğrudan ABD yönetiminin eliyle kurulmuş bir kurum.
Kuruluşundan itibaren ABD’nin Kiev Büyükelçiliği’nden hibe desteği alan ve talimatları doğrudan büyükelçilikten aldığı bilinen bu yapı, Ukrayna’daki yolsuzluk soruşturmalarını savcılığın elinden alarak kendi tekeline aldı. İlk yıllarda bu mekanizmadan FBI’ın elçilikteki temsilcisi Karen Greenway’in sorumlu olduğu biliniyor.
NABU’nun en büyük yetkisi, yolsuzluk şüphesi duyduğu kişilerin mal varlığını herhangi bir mahkeme kararına ihtiyaç duymadan dondurabilmesiydi. Bu “şüphe yeterli” prensibi, NABU’yu Washington için son derece kullanışlı bir araca dönüştürdü.
Son 10 yılda, ABD’nin veya büyük ulusötesi Amerikan şirketlerinin çıkarlarına aykırı hareket eden, ülkede istedikleri gibi at koşturmalarına engel olan tüm siyasetçiler ve sermayedarlar, bir bir yolsuzlukla suçlanarak tasfiye edildi.
‘Okyanus ötesi’ operasyon
Bu tezgahın nasıl işlediğine dair en çarpıcı örnek, NABU’nun ilk başkanı Artem Sıtnik’in karıştığı skandaldır. 2017’de ortaya çıkan ses kayıtlarında Sıtnik’in, 2016 ABD seçimlerinde Donald Trump’ın Ukrayna’daki ortaklarının ofis ve evlerinde, Hillary Clinton lehine kullanılabilecek suç belgeleri bulması için ABD’nin Kiev Büyükelçiliği’nden talimat aldığını itiraf ettiği duyuldu.
Trump’ın kampanya şefi Paul Manafort’un, eski Ukrayna Devlet Başkanı Viktor Yanukoviç’in Bölgeler Partisi’nden 12,7 milyon dolar aldığı iddiası, işte bu operasyonun bir ürünüydü. Bu iddianın kamuoyuna yayılması görevini ise o dönem Poroşenko Bloku’nda milletvekili olan “araştırmacı gazeteci” Sergey Leşçenko üstlendi. Nitekim Kiev Bölge İdare Mahkemesi, Aralık 2018’de Sıtnik ve Leşçenko’nun eylemlerinin “2016 ABD seçim sürecine müdahaleye yol açtığına ve Ukrayna devletinin çıkarlarına zarar verdiğine” hükmetti.
İlginç bir şekilde, bu mahkeme kararından kısa süre sonra FBI’daki görevini kaybeden Karen Greenway, “beklenmedik” bir şekilde NABU’da danışman olarak işe başladı. Mayıs 2019’da ise ABD’nin Kiev Büyükelçisi Marie Yovanovitch görevden alındı.
Trump’ın avukatı Rudy Giuliani, bunun sebebinin Yovanovitch’in 2016 seçimlerine Demokratlar adına müdahalede bulunması olduğunu savunmuştu. Sıtnik ise tüm bu skandallara ve hakkında açılan başka bir yolsuzluk davasından hüküm giymesine rağmen, Zelensky döneminde de koltuğunu korumayı başaran ender yetkililerden biri oldu.
Hunter Biden, Burisma ve sonsuza dek kapanan dosya
NABU’nun adı, uluslararası kamuoyunda en çok Biden ailesiyle anıldı. Maydan öncesi Çevre Bakanı olan Nikolay Zloçevskiy, en kârlı kaya gazı çıkarma lisanslarını kendi şirketi Burisma’ya vermişti. Darbeden sonra başının derde gireceğini anlayan Zloçevskiy, korunma kalkanı olarak dönemin ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden’ın oğlu Hunter Biden’ı, eski Polonya Cumhurbaşkanı Aleksander Kwaśniewski’yi ve dönemin ABD Dışişleri Bakanı John Kerry’nin kampanya yöneticisi Devon Archer’ı aylık 50 bin dolar maaşla şirketin yönetim kuruluna atadı.
O dönem Obama yönetiminin Ukrayna dosyasından sorumlu olan Joe Biden, Burisma’yı soruşturmaya kalkan dönemin Ukrayna Başsavcısı Viktor Şokin’i, 1 milyar dolarlık kredi garantisini çekme tehdidiyle görevden aldırdığını daha sonra övünerek anlatacaktı. Şokin’in yerine gelen ve hukuk diploması dahi olmayan elektrik mühendisi Yuriy Lutsenko, beklendiği gibi Burisma soruşturmasını kapattı. Fakat 2019 seçimleri yaklaşırken Lutsenko, ABD büyükelçiliğinin kendisine “dokunulmayacaklar listesi” verdiğini itiraf ederek Burisma dosyasını yeniden açtı.
Zelenskiy hükümeti tarafından görevden alınan Lutsenko’nun yerine Ruslan Riboşabka getirildi. Riboşabka, 2 Eylül 2019’daki ilk iş gününde Burisma soruşturmasını durdurdu. Ancak muhalefet milletvekili Andrey Derkaç’ın Biden ve Burisma ile ilgili çok sayıda belge yayımlaması üzerine dosyayı yeniden açmak zorunda kaldı.
Baskı altında kalan Riboşabka, Şubat 2020’de görevden alınmadan önceki son icraatlarından birinde, Burisma dosyasını NABU’ya devretti. Bu hamle, dosyanın Ukrayna savcılarının elinden alınarak etkili bir şekilde sonsuza dek rafa kaldırılması anlamına geliyordu.
Bu hizmetin karşılığı gecikmedi. Joe Biden’ın Ocak 2021’de başkanlık koltuğuna oturmasından hemen sonra ABD Dışişleri Bakanlığı, “Yolsuzluğa Karşı Mücadelede Küresel Şampiyonlar” adıyla yeni bir ödül ihdas etti. Şubat 2021’de bu ödülü alan ilk 12 kişiden biri, Burisma dosyasını kapatan Ruslan Riboşabka oldu.
Diplomasi
İddia: Norveç Başbakanı Støre eski Rus yetkiliyle Oslo’da görüştü

Bloomberg, Norveç Başbakanı Jonas Gahr Støre’nin geçtiğimiz yaz aylarında Oslo’da üst düzey eski bir Rus yetkiliyle bir araya geldiğini yazdı. Habere göre bu görüşme, Støre ve Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb’ın büyük Avrupa güçlerini Ukrayna müzakerelerine dahil etmek için yürüttüğü diplomatik hazırlıklar dahilinde yapıldı.
Bloomberg’ün kaynaklara dayandırdığı haberine göre, Norveç Başbakanı Jonas Gahr Støre, geçtiğimiz yaz aylarında başkent Oslo’da üst düzey eski bir Rus yetkiliyle bir araya geldi.
Ajansa konuşan kaynak, eski Rus yetkilinin bu görüşmede Støre’ye Avrupa’nın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e ültimatom vermek yerine onunla diyalog kurması gerektiğini söylediğini aktardı.
Söz konusu temas, Støre ile Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb’ın, Ukrayna’daki çözüm müzakerelerine büyük Avrupa güçlerinin katılmasına zemin hazırlamak amacıyla yürüttüğü “mutfak diplomasisinin” parçasını oluşturuyor.
Norveç ve Finlandiya liderlerinin uzun bir ortak çalışma geçmişine sahip olduğuna dikkat çeken Bloomberg, ikilinin yirmi yıllık dostlukları sayesinde uluslararası siyasette sonuç aldığını yazdı.
Liderler daha önce, ABD Başkanı Donald Trump’ın Grönland’ı ele geçirme tehditleri üzerine kendisiyle müzakere girişimlerine öncülük etmiş, ayrıca yaklaşık 30 lideri gelişmiş yapay zeka modellerinin denetlenmesine yönelik anlaşmayı imzalamaya ikna etmişti.
Ajansa konuşan kaynak, iki liderin uyumunu şu sözlerle anlattı: “Birlikte harika çalışıyorlar. Stubb, Avrupa çapında ve küresel ölçekte büyük düşünmek istiyor; bu yaklaşım Støre’de de karşılık görüyor.”
Bloomberg’e bilgi veren iki ayrı kaynak ise liderlerin benimsediği ekip çalışması stratejisinin, zorlu müzakereler sırasında Stubb ve Støre’ye “birbirini kollama” ve üzerlerindeki baskıyı hafifletme imkanı tanıdığını savundu.
İlk kez 2008 yılında dışişleri bakanlığı yaptıkları dönemde tanışan Stubb ve Støre, spora duydukları ortak ilgiyle yakınlaştı.
Fransa’da eğitim görmüş olmaları ve Fransızca bilmeleri de iki siyasetçiyi birleştiren diğer unsurlar arasında yer alıyor. Stubb, kaleme aldığı Alex adlı kitabında Støre’yi “iyi dostu” olarak tanımlamıştı.
Bloomberg’in haberinde, Stubb ve Støre’nin bu hafta Ukrayna’nın talebi üzerine Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile telefon görüşmesi yapmasının birçok müttefiki şaşırttığı vurgulandı.
Öte yandan ajans, söz konusu girişimin Avrupa’ya müzakere masasında yer alma konusunda yeni bir şans sunduğunun altını çizdi.
Ancak telefon trafiği bazı Avrupa ülkelerinin eleştirilerine yol açtı. Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, Finlandiya ve Norveç’in bu görüşmeyle ne elde etmeyi umduğunu anlamadığını belirterek Avrupa ülkelerinin ortak hareket etmesinin önemini vurguladı.
İsveç Başbakanı Ulf Kristersson da görüşme hakkında kendisine önceden bilgi verilmemesinden duyduğu memnuniyetsizliği dile getirdi.
Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius ise Moskova ile daha önce yürütülen müzakere girişimlerinin sonuçsuz kaldığına işaret etti.
İngiliz The Guardian gazetesi, telefon görüşmesinin doğurduğu gerilimin, Avrupa’nın Moskova ile kendi iletişim kanalını kurma çabalarını zorlaştırma tehdidi taşıyan görüş ayrılıklarını gözler önüne serdiğini yazdı.
Gazete bu durumu, hükümetlerin yalnızca Rus liderle temas kurma gerekliliği konusunda değil, aynı zamanda kendi adlarına kimin konuşacağı üzerinde de uzlaşmaya çalışmasına bağladı.
Financial Times (FT) gazetesi ise ülkelerin, Ukrayna müzakerelerinde kendi çıkarlarını Moskova ve Washington’a iletmek adına Putin ile nasıl temas kurulacağı konusundaki anlaşmazlıklar yüzünden “ikilemle” karşı karşıya kaldığını bildirdi.
Gazetenin verilerine göre ABD ve Ukrayna; İngiltere, Fransa ve Almanya’dan oluşan E3 grubunu müzakerelerde Avrupa’nın en olası temsilcileri olarak görüyor.
Ancak küçük devletler kendi çıkarlarının göz ardı edileceğinden endişe duyduğu için bu seçenek Avrupa içinde görüş ayrılıkları yaratıyor.
Diğer yandan Rusya Devlet Başkanı Yardımcısı Yuriy Uşakov, Putin’in Stubb ve Støre ile yaptığı telefon görüşmesine Avrupa Birliği (AB) liderlerinden olumsuz tepki gelmesini Moskova’nın beklemediğini açıkladı.
Avrupa’da Rusya Devlet Başkanı ile görüşmeler konusunda ortak tutum oluşmadığını belirten Uşakov, “orada çok seslilik ve kargaşa hakim olduğunu” ifade etti.
Diplomasi
Politico: ABD, Belarus gübresi için Litvanya’ya liman baskısı yapıyor

Politico’nun haberine göre ABD yönetimi, Belarus potasyumunun sevkiyatı için Klaipeda Limanı’nın açılması konusunda Litvanya’ya çağrıda bulunuyor. Kanada ile yaşanan tarife krizinin ardından alternatif gübre arayışına giren Washington, Avrupa Birliği yaptırımlarını aşmayı hedefliyor.
ABD yönetimi, Avrupa Birliği yaptırımlarını aşarak Belarus potasyumunun ihracatı için Klaipeda Limanı’nı açması yönünde Litvanya’ya baskı uyguluyor.
Politico’nun dört Avrupalı yetkiliye dayandırdığı haberde, ABD’nin Belarus Özel Temsilcisi John Cole’un Litvanyalı diplomatlarla Belarus mallarına yönelik ablukanın hafifletilmesi konusunu ele aldığı aktarıldı.
Gübre üretiminde temel bir bileşen niteliği taşıyan potasyumun küresel pazarının yaklaşık yüzde 20’sini Belarus kontrol ediyor.
Kullandığı potasyumun neredeyse tamamını ithal eden ABD, sevkiyatın yaklaşık yüzde 80’ini Kanada’dan karşılıyor.
Ağustos ayında Ottawa yönetimi ile yürütülen ticaret müzakerelerinin kesilmesi ve karşılıklı gümrük tarifelerinin yeniden devreye girmesi üzerine Washington, hammadde temininde alternatif kaynak arayışına girdi.
ABD Başkanı Donald Trump, geçen ay yaptığı açıklamada Minsk yönetimiyle “kapsamlı bir anlaşma” üzerinde çalıştıklarını duyurmuştu.
Trump, Amerikalı çiftçilerin şu anda Kanadalı şirketlere ödediğinden “çok daha düşük bir fiyata” potasyum satın almayı hedeflediklerini dile getirdi.
Hazırlanan planın hayata geçmesi ise gübrelerin Klaipeda Limanı ya da bölgedeki diğer limanlar üzerinden gemilere yüklenmesine bağlı kalıyor.
Avrupa Birliği’nin yürürlükteki yaptırımları, üye ülkelerin limanlarından Belarus menşeli malların sevk edilmesini yasaklıyor. Kısıtlamaların uzatılmasına dair bir sonraki kararın şubat ayında alınması bekleniyor.
2027 yılının ilk yarısında AB dönem başkanlığını üstlenecek Litvanya’nın ise bu yaptırımları veto etme yetkisi mevcut.
ABD, Belarus’un potasyum sektörüne yönelik ilk yaptırımları 2021 yılında devreye sokmuştu.
Washington yönetimi birkaç yıl sonra, Aralık 2025’te Belarus potasyum endüstrisine uyguladığı kısıtlamaları hafifletme sürecine girdi.
Financial Times’ın aktardığına göre, Amerikan kısıtlamalarının yumuşatılmasının ardından Belarus potasyumunun ilk partisi 22 Ekim’de ABD’ye sevk edildi. Bu sevkiyat, iki ülke arasında 2021 yılından bu yana gerçekleşen ilk teslimat oldu.
Öte yandan Belarus Cumhurbaşkanı Aleksandr Lukaşenko, üretilen tüm miktarın bu yıl için önceden sözleşmeye bağlandığını gerekçe göstererek Belarus’un Batı pazarlarına potasyum gübresi gönderemeyeceğini ifade etti.
Diplomasi
Trump baskı yaptı, Kiev Rus petrol rafinerilerini vurmayı durdurdu

Trump’ın küresel akaryakıt fiyatlarını artırdığı gerekçesiyle yürüttüğü baskı sonuç verdi ve Ukrayna, Rus petrol rafinerilerine yönelik saldırılarına gayriresmi olarak ara verdi. Wall Street Journal’ın haberine göre 3 Kasım’daki ABD Kongresi ara seçimlerine kadar sürmesi beklenen duraklama öncesinde Washington, Kiev’den saldırıları 30 günlüğüne kesmesini istedi.
The Wall Street Journal (WSJ) gazetesinin haberine göre ABD, Rusya’daki petrol rafinerilerine düzenlenen Ukrayna saldırılarının durdurulması için ABD Başkanı Donald Trump’ın haftalarca sürdürdüğü baskı sonucunda amacına ulaştı.
Gazeteye konuşan kaynakların belirttiğine göre saldırılardaki “gayriresmi ara” en azından 3 Kasım’da yapılacak ABD Kongresi ara seçimlerinin sonuna kadar sürecek, hatta bu süreyi de aşabilecek.
Kiev yönetimi ise saldırıların durdurulduğuna dair resmi bir açıklama yapmadı.
Son haftalarda Kiev’den Rus petrol rafinerilerini vurmayı bırakmasını talep eden Trump, küresel akaryakıt fiyatlarındaki artıştan Ukrayna’yı sorumlu tutuyordu.
Gazetenin görüşlerine başvurduğu enerji uzmanları ise fiyat artışını ağırlıklı olarak ABD’nin İran’a karşı yürüttüğü savaşa bağlıyor.
WSJ’nin iki Amerikalı yetkiliye dayandırdığı haberine göre ABD Özel Temsilcisi Jared Kushner, 20 Ekim’de Oslo’da Ukrayna lideri Vladimir Zelenskiy ile yapılan görüşmede Trump’ın talebini yineledi.
WSJ’ye konuşan kaynaklardan biri bu görüşmeyi “çok sert” diye nitelendirdi.
Amerikalı yetkililerden birinin aktardığına göre toplantıya uzaktan katılan Kushner, Washington’a duyulan minnettarlığın bir göstergesi olarak Ukrayna’ya petrol rafinerisi saldırılarını 30 günlüğüne durdurmayı önerdi.
WSJ’nin belirttiğine göre uydu internet sistemi Starlink’in çalışmasındaki kısıtlamalar da Kiev’in tutumunu etkiledi.
14 Ekim’de başlayan bu kısıtlamalar Ukrayna’nın insansız hava araçlarını kullanmasını zorlaştırdı.
Hizmetin tam kapasiteyle çalışmasına ancak on gün sonra, Trump’ın SpaceX CEO’su Elon Musk’a başvurmasıyla geri dönülebildi.
Gazetenin haberine göre Ukrayna’nın Avrupalı müttefikleri de ABD’deki oylama tamamlanana kadar rafineri saldırılarına ara verilmesini tavsiye etti.
Gazete, Starlink’teki kesintinin ve ABD’nin Kiev’e desteği kesme tehditlerinin sonucunda Ukrayna’nın Beyaz Saray’a duyduğu güvenin daha da sarsıldığı değerlendirmesini yaptı.
Enerji ateşkesi tartışmaları Rus motorini anlaşmasının gölgesinde yürüdü
Trump, 11 Ekim’de Rusya ve Ukrayna’nın enerji tesislerine yönelik saldırıları durdurma konusunda anlaştığını duyurmuştu.
Ukrayna lideri Vladimir Zelenskiy ise Amerikalı mevkidaşının sözlerini ilk kez duyduğunu söylemiş, ancak Rusya’nın da kabul etmesi şartıyla ateşkese hazır olduğunu dile getirmişti.
Rusya Devlet Başkanı Sözcüsü Dmitriy Peskov da 13 Ekim’de enerji ateşkesine ilişkin temasların sürdüğünü doğrulamıştı.
Buna rağmen ertesi gün Rusya Başbakan Yardımcısı Aleksandr Novak, Ryazan ve Saratov bölgelerindeki petrol rafinerilerine saldırılar düzenlendiğini açıkladı.
Ryazan Bölgesi Valisi Pavel Malkov ise 15 Ekim sabahı insansız hava aracı saldırısının ardından yerel petrol rafinerisi arazisinde yangın çıktığını duyurdu.
Devlet Başkanı Vladimir Putin de enerji altyapısına yönelik saldırıların sorun yarattığını ancak cephedeki durumu etkilemediğini söylüyordu.
Putin 1 Ekim’de yaptığı açıklamada “Bizim petrol rafinerilerimizde de tablo aynı. Petrol rafinerilerini vurmaya başladılar ve amaçlarını doğrudan ekonomimize zarar vermek olarak açıkladılar. Amaçlarına ulaştılar mı? Kısmen, çünkü tahminlerimize göre gayrisafi yurt içi hasılanın yaklaşık yüzde 1’ini kaybettik. Üstelik bunu bilinçli yaptılar, bunlar sivil hedefler, sivil hedefleri vurdular. Peki ne oldu? Birebir karşılığını aldılar” dedi.
Enerji ateşkesi görüşmeleri, Moskova ile Washington arasında 9 Ekim’de varılan Rus motorini tedariki anlaşmasının gölgesinde yürütüldü.
Zelenskiy bu anlaşmayı ABD’nin ihaneti olarak nitelendirmişti.
Amerika2 hafta önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Diplomasi5 gün önce“Küresel Britanya” ve Kürt Reçetesinin İzleri
Dünya Basını1 hafta önceProf. Wolff: Batı sömürgeciliğin sonuna geldiğini inkar ediyor
Görüş1 hafta önceFransa sokaklarında kaos ve hesaplaşma
Söyleşi1 hafta önce“AfD, Alman büyük sermayesindeki iç çelişkinin bir ifadesi”
Dünya Basını1 hafta önceAmerika inkâr girdabında: Üç düşünürden sistemin çöküşüne dair uyarılar
Dünya Basını1 hafta önce“Tescilli aşırı sağcı”: Alman parti sisteminin bumerangı
Amerika2 hafta önceMilenyum kuşağı tarihin en büyük nostalji dalgasını başlattı







