Bizi Takip Edin

Amerika

Díaz-Canel: ABD, Devrimci Küba’yı ele geçiremediği için öfke duyuyor

Yayınlanma

Küba Devlet Başkanı Miguel Díaz-Canel, faşizmin yeniden dirilmesine şahit olduklarını söylerken, ABD’nin Devrim’i 67 yıldır boğamaması nedeniyle “kızgın” olduğunu kaydetti.

Meksika’nın önde gelen solcu gazetesi La Jornada’ya konuşan Küba lideri, ABD’nin adaya karşı öfkesinin, doyumsuz sömürgeci iştahından ve 67 yıllık devrim süresince Washington’un bu Karayip ülkesini ele geçirememesinden kaynaklandığını vurguladu.

Washington ile Havana arasındaki görüşmelerin, her iki ülkenin egemenliğine ve siyasi sistemlerine saygı çerçevesinde nasıl ilerlediğini ayrıntılı olarak anlatan Díaz-Canel, “Meksika’ya, Meksika halkına, Meksika hükümetine tüm hayranlığımızı, saygımızı, sevgimizi ve bağlılığımızı sunuyoruz,” dedi.

1960 yılında, devrimin ilk yıllarında doğduğunu ve tarihsel bir tesadüf eseri, Playa Girón (Domuzlar Körfezi) zaferinin ertesi günü bir yaşına bastığını söyleyen Küba lideri, bugünkü Küba nüfusunun yüzde 80’inin devrimden sonra doğduğunun, dolayısıyla, yüzde 80’in tüm hayatlarını abluka altında geçirdiğini hatırlattı.

ABD’nin arzusunun her zaman Küba’nın kontrolünü ele geçirmek olduğuna işaret eden Díaz-Canel, mevcut bağlamın ise ABD’nin uluslararası hegemonyasının göreli olarak gerilediği bir konjonktüre tekabül ettiğini vurguluyor:

“… öncelikle, çok taraflılığı savunan ve uluslar için alternatif ilişkiler sunan güçlerin ortaya çıkması nedeniyle, ABD’nin dünya üzerinde uyguladığı hegemonik gücün zayıfladığını kabul etmeliyiz. Dahası, kapitalist sistemin çok boyutlu krizi, onu her zaman daha saldırgan ve aşırı muhafazakâr hale getirir. Daha irrasyonel ve faşist bir şekilde hareket eder. Faşizmin yeniden dirilişine tanık olduğumuza inanıyorum. Sonuç olarak, bu tutum, kendi kaderini tayin hakkını savunan, farklı bir modeli destekleyen ve emperyalist planların ezilmesine boyun eğmeyi reddeden herkesin gözden düşmesine yol açar. Bu tür kişiler daha sonra çeşitli şekillerde saldırıya uğrar: iktisadi, siyasi ve diplomatik baskıların yanı sıra medya manipülasyonu yoluyla.”

Küba’nın 67 yıldır abluka altında yaşamasına rağmen adil bir toplum inşa etmeyi başardığını savunan Devlet Başkanı, birçok kişinin Küba’nın iktisadi politikalarını sorguladığını, fakat kuşatma altındaki Küba ekonomisinin devasa bir sosyal programı sürdürebildiğini hatırlatt:

“Bu, direnişimize hayranlık ve takdir duygusu uyandırmıştır. Fakat bu sadece direniş değil; yaratıcı bir direniştir. Direnerek inşa edebildik, ilerleyebildik ve gelişebildik. Emperyalistler bundan hoşlanmadı.”

3 Ocak’ta Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun kaçırılmasını, “dünya için bir dönüm noktası” olarak nitelendiren Díaz-Canel, “Bu olay, bir süper gücün, hegemonyasını dayatma konusundaki dizginlenemez arzusuyla nasıl bir devlet başkanını kaçırıp ülkeden uzaklaştırdığını ve onu yalanlar, uydurmalar ve iftiralara dayalı bir yargılama için ABD’ye götürdüğünü gösteriyor,” dedi.

Bu olay yaşanırken, Küba’ya yakıt sevkiyatlarını kısıtladıklarını da hatırlatan Díaz-Canel, 29 Ocak’ta, Trump yönetiminin Küba’yı ABD’nin güvenliğine yönelik “olağanüstü ve istisnai bir tehdit” ilan eden bir başkanlık kararnamesi yayınlandığının altını çizdi.

Küba lideri, “en son bir damla yakıt aldıklarından bu yana neredeyse dört ay geçtiğini” söylerken, bu durumda, ekonomiyi ve halkın yaşamını geliştirmenin çok zor olduğunu, fakat ülkenin “dayandığını, işlediğini, hayal kurmaya ve plan yapmaya devam ettiğini” ve bu durumu kararlılıkla aşmak için daha fazla sosyal adalet sağlamayı hedeflediğini vurguladı:

“Devrimin bu 67 yılı boyunca ABD hükümetinin en büyük başarısızlığı, Küba’nın kontrolünü ele geçirememesidir. Bu öfke uyandırıyor. Bu duyguyu, bir generalin yıllar önce açıkladığı bir şeyle özdeşleştirmek istiyorum: Devrim zafer kazandığında ve bağımsızlık, egemenlik ve sosyal adalete yönelik bir dizi önlemi uygulamaya başladığında, Toprak Reformu Yasasını kabul ettiğinde, Rubicon’u geçti. O andan itibaren, devrimin ilerlemesi nedeniyle bizi asla affetmediler. Ardından abluka geldi, tüm bu yılların baskıları, çatışmanın şiddetlenmesi ve gözden geçirdiğimiz tüm bu tarih. Şüphesiz, bu başarısızlık öfkeye yol açtı.”

Annesinin bir öğretmen, babasının ise fabrika işçisi olduğunu hatırlatan Küba lideri, babaannesinin Küba’nın bağımsızlık kahramanı Jose Martí’nin büyük bir hayranı olduğunu, kendisini de “Martívari” bir şekilde yetiştirdiğini, şair Navarro Luna’nın kızı olan teyzesinin de komünist bir aktivist olarak gelişimini etkilediğini söyledi:

“Halkın duygularıyla büyüdüm. Çocukluğumda ve gençliğimde devrimin ilerlemesine ve dönüşümlerine tanık oldum. Bu nedenle kendimi o büyüme sürecinin bir ürünü olarak görüyorum. Bu sürecin devam etmesini, büyümesini ve katkıda bulunmaya devam etmesini sağlamak için büyük bir kararlılığım var, böylece hayallerimizin durma noktasına geldiği bu aşamayı aşabilelim. Size bunu tüm samimiyetimle söylüyorum: Sonuna kadar harekete geçmeye hazırım. Küba halkına, devrime, devrimin liderliğine ve tarihimize karşı büyük bir bağlılığım var.”

Adadaki enerji sorununa da değinen Devlet Başkanı, elektrik üretim ihtiyacının tamamını yerli üretimle karşılayamadıklarını, ayrıca diğer iktisadi faaliyetler ve ülkenin günlük yaşamı için de yakıta ihtiyaç duyduklarını söyledi.

Enerji ablukasının her şeyden önce “bir halk olarak insan haklarımızın açık bir ihlali ve uluslararası hukukun ihlali” olduğunu hatırlatan Díaz-Canel, hatta bunun “kapitalizmin mantığına bile aykırı” olduğuna işaret ederek, “Serbest ticaret ve serbest piyasadan bu kadar çok bahsedenler, bize suç niteliğinde bir enerji ablukası dayatıyorlar,” dedi.

Díaz-Canel, yenilenebilir enerjiye yönelmenin yanı sıra, yerli ham petrol ve eşlik eden gaz üretimini daha da teşvik etmek için çalıştıklarını vurguladı.

Küba’daki özel sektörün de, “sosyal sorumluluğa güçlü bir bağlılıkla” yenilenebilir enerji projelerini desteklediğini kaydeden Küba lideri, ayrıca bu özel sektöre, çeşitli süreçleri yürütmek için yakıt ithal etme imkanı verdiklerini duyurdu.

İktisadi liberalleşme ve piyasa mekanizmalarının sosyalist ekonomi üzerindeki etkilerine de değinen Küba lideri, Altıncı Parti Kongresinde başlayan ve derinleşen iktisadi ve sosyal modeli “güncelleme sürecini yürüttüklerini” belirtti.

Küba’ya özgü özelliklerle hızlandırmayı hedefledikleri bir dizi dönüşüm gerçekleştirdiklerini savunan Díaz-Canel, bunun “taklit” olmadığını, Küba’ya ait fakat Çin ve Vietnam modelleriyle ortak unsurları olan bir sistem olduğunu söyledi:

“Örneğin, toplumun yönlendirici gücü olarak Komünist Parti’nin liderliği Anayasamızda güvence altına alınmıştır. Güçlü bir devlet. Verimli bir hükümet. Bürokrasiden arındırılmış, çevik bir kamu yönetimi. Merkezi planlama ile piyasa arasında uygun bir ilişki. Spekülasyonu önlemek için gerekli piyasa düzenlemeleri. Devlet ve devlet dışı sektörler arasında uyum. Tüm iktisadi aktörlerin ülkenin iktisadi ve sosyal kalkınmasına katkıda bulunması.”

Bu unsurların birleşiminin “sürdürülebilir, sosyal adalet içeren, kapsayıcı ve eşitlikçi bir kalkınmaya” ulaşmalarını sağlaması gerektiğini belirten Küba lideri, gıda egemenliğini elde etmeyi, bilim ve inovasyonu güçlendirmeyi ve Küba toplumunda “dijital dönüşüm ve yapay zeka süreçlerini geliştirmeyi” istediklerini kaydetti:

“Evrensel kamu sosyal hizmetlerini güçlendirmeye, eğitim, sağlık, spor ve kültür haklarını güvence altına almaya ve her sektörde ekonomimizi canlandırmaya devam etmeliyiz; aynı zamanda uluslararası işbirliğini sürdürmeliyiz. İşte bu, ilerlediğimiz yoldur. Bunu çok zor koşullar altında yapıyoruz, çünkü tüm bunlar yatırım gerektiriyor, dönüşümler ve bürokrasilerin ve kökleşmiş alışkanlıkların ortadan kaldırılmasını gerektiriyor. Ve bunu, abluka yoğunlaşırken, kuşatma altında olduğumuz bir durumun ortasında yapıyoruz.”

Son yıllarda, “geçici ya da daha uzun süreli olarak yurtdışında ikamet eden Kübalıların ve Küba ailelerinin sayısının arttığını” kabul etmek gerektiğini vurgulayan Díaz-Canel, hükümetin “onları dinlemeye, onlara kucak açmaya, hizmet ve destek sağlamaya ve onlara iktisadi ve sosyal modelimize katılma ve ülkenin kalkınmasına katkıda bulunma fırsatı vermeye” kararlı olduğuna dikkat çekti.

Öte yandan Devlet Başkanı, “Yurtdışında ikamet eden Kübalıların, Küba dışındaki çevrelerin çıkarlarına hizmet eden, sosyopolitik sistemi değiştirmeyi amaçlayan politikalara veya yıkıcı programlara bağlı sermayeyle ilişkilendirilmesini önlemek için tüm gözlemlerimiz önemli. Uyanık ve kontrolcü olmalıyız,” dedi.

ABD ile yapılan görüşmeler hakkında ayrıntı vermeyen Díaz-Canel, “yanlış anlamalar” nedeniyle “gizliliğe” önem verdiklerini hatırlattı.

“Başkan Díaz-Canel bu diyalog sürecinin önünde bir engel mi, yoksa lehine bir faktör mü?” sorusuna ise Küba lideri şu yanıtı verdi:

“Küba’da bu tür süreçler kişiselleştirilemez. Küba’da, halkına karşı da hesap verebilir olan kolektif bir liderlik vardır. Halkın, yani ulusun en yüksek organı olan Halk Gücü Ulusal Meclisinin önünde hesap vermeliyiz. Benim savunduğum, hepimizin kolektif olarak savunduğu şey, tek bir bireyin amacı veya fikri değil. Bu, devrimin tutarlı bir uygulaması. Kuşkusuz, bunun etrafında bir medya manipülasyonu olduğu fark ediliyor. Bazen size bir etiket takıyorlar, sizi az ya da çok bir bürokrat, bir engel ya da esnek olmayan biri olarak nitelendiriyorlar. Bunun, ülkemize karşı yürütülen geleneksel olmayan savaşı güçlendirmek için kullanılan bir medya manipülasyon stratejisinin parçası olduğuna inanıyorum; bu stratejinin temel bir unsuru var: itibar suikastı.”

ABD ile diyaloğa girme kararının “kolektif bir karar” olduğunun altını çizen Küba lideri, kendisinin veya ülkede herhangi bir zamanda bu düzeyde bir sorumluluk pozisyonunda bulunabilecek herhangi birinin görevine devam etmesinin halka, Halk Gücü Ulusal Meclisindeki halkın temsilcilerine bağlı olduğunu vurgulayarak, “[Bu karar] ABD’ye [ait] değil,” diye ısrar etti.

Küba’nın karşı karşıya bulunduğu zorlukları açık yüreklilikle kabul eden Díaz-Canel, yaşadıkları sıkıntıları şöyle sıraladı:

“Hayat çok zor. Küba halkı cömert, destekleyici, dirençli ve beceriklidir. 30, hatta 40 saat süren elektrik kesintileri yaşadığımız yerler var. Bugün, yakıt kıtlığı nedeniyle insanların ulaşım ve işe gitme imkânları kısıtlı. Sabahın erken saatleri çok yorucu geçiyor çünkü, az da olsa elektrik varsa, yemek pişirme, yiyecekleri saklama ve evdeki diğer günlük işleri yapma zamanı.

Okul yılımızın işleyişini uyarlama zorunda kaldık. Bu, tüm öğretim kadrosundan büyük bir çaba gerektiriyor ve gençlerimizi ve çocuklarımızı etkiliyor. Bugün, sağlık sistemimiz çok büyük sıkıntılar yaşıyor. Bu enerji ablukasının ne kadar suç niteliğinde olduğuna bir bakın. Abluka olmasaydı, ameliyat bekleme listelerini ortadan kaldırabilecek kapasiteye sahip, bunu nasıl yapacağını bilen, sağlam bir sağlık sistemine sahip bir ülkeden bahsediyoruz.

Gıda üretme çabalarımızda, bazen gıdamız var ama nakliye için yakıtımız olmadığı için dağıtmakta zorlanıyoruz. İnsanlar pişirme yöntemlerini değiştirmek zorunda kaldı. Her Küba mutfağı odun veya kömür sobası haline geldi. Apartmanlarda bunu yapmak çok zor. Ortak mutfaklar ortaya çıktı. Herkes birbirine saygı duyuyor, herkes yardım ediyor. Ama karşılaştığımız zorluklara bir bakın. Soruyorum, kaç kişi böyle bir duruma dayanabilir?”

Dolayısıyla, bu durumun, bu karmaşıklığın ortasında bir hoşnutsuzluk olduğunu kabul eden Küba lideri, “Kimse tüm bunları yaşarken mutlu olamaz,” dedi.

Küba hükümetinin “halkı üzmek için” çalışmadığını, aksine, bu çok karmaşık durumun ortasında çözümler bulmak için çalıştığını hatırlatan Díaz-Canel, “Bizim insancıl bir misyonumuz var; bu durum bizi derinden üzüyor. Biz bu halkın bir parçasıyız,” ifadelerini kullandı ve şöyle devam etti:

“Bu tırmanışın Küba halkına karşı bir savaş eylemi olduğu anlaşılmalı. Ayrıca bu ablukaya eşlik eden ve hükümete karşı protestolar olabilecek olaylardan yararlanmaya çalışan medya manipülasyonu da var. Memnuniyetsiz insanların çoğu, bir sorunu olduğu için, uzun süreli bir elektrik kesintisi yaşadığı için, günlerdir elektriğini geri getiremediğimiz için memnuniyetsiz. Parti, hükümet ve ülkenin kurumlarına gidiyorlar. Kendilerini temsil eden kurumlara gidiyorlar. Bu kurumlara güveniyorlar. Gidiyorlar ve bu kurumların liderleri onlarla yüzleşiyor. Durumu açıklıyorlar ve mümkün olduğunda, halkı da dahil ederek durumu yatıştırmaya çalışıyorlar.”

“İrademiz var,” diyen Küba lideri, her zaman “daha fazla halk katılımı için alanlar ve iyileştirmeleri gereken mekanizmalar” olduğunu kaydetti.

“Küba’da başarısız bir devlet [failed state]var mı?” sorusuna ise Devlet Başkanı, bunun “çok ikiyüzlü ve adaletsiz bir kavram” olduğuna işaret ederek cevap verdi:

“Ne tuhaf bir başarısız devletiz biz! Tutarlılığımızı, yönümüzü ve uyumumuzu koruyoruz; direniyoruz. Bir halk olarak bir araya gelmeye ve tüm dünyayla dayanışmayı sürdürmeye devam ediyoruz. Tecrit içinde değiliz. Dünya bizi başarısız bir devlet olarak görmüyor. Aksine, bu kadar çok zorlama, baskı ve saldırganlığın ortasında yaratıcı direniş temelinde nasıl işleyişimizi sürdürebildiğimizi görüyor. Ve bu, halkımızın birliğinin gücüyle ilgili.”

Devrimin liderlerinin, yerel, belediye, il ve ulusal düzeylerde bu yerleri ziyaret edip halkla etkileşime girmesinin çok yaygın bir durum olduğuna işaret eden başkan, kendisinin de Küba Komünist Partisi’nden yoldaşları ile birlikte çalıştığı bir sisteminin olduğunu, sistematik olarak illere giderek belediyeleri ziyaret ettiğini vurguladı.

Maduro’yu savunurken hayatını kaybeden 32 Kübalı devrimciden de bahseden Küba lideri şunları kaydetti:

“Biz inançtan hareketle dayanışma gösterdik. Martí’nin ‘vatan insanlıktır’ diye bir sözü var. Fidel bunu enternasyonalizm, uluslararası dayanışma kavramıyla geliştirdi. Bunu en üst düzeye çıkardı. Che’nin örneği de var. Hiçbir ülkeye işgal etmek için gitmedik. Bir ülkeyi savunmak için eylemlere katıldığımızda, bu o ülkenin talebi üzerine oldu. Angola’dan ve Afrika’dan sadece ölülerimizi alıyoruz; hiçbir servet almıyoruz. Karşılığında hiçbir şey almıyoruz, sadece takdir ediliyoruz. Damarlarımızda Afrika kanı akıyor. Bu bizim kökenimizde var. Küba kimliğinin oluşumunda var.

(…)

Biz her zaman haklı davaların yanında durduk. Filistin halkını, Sahrawi halkını savunduk. ABD ile savaş sırasında Vietnam’ı savunduk. Karayipler ve Amerika kıtasının entegrasyonunu savunduk. Kıta düzeyinde, birçok ülkenin Küba yöntemini kullanarak okuma yazma bilmeyenleri ortadan kaldırmasına olanak tanıyan misyonlar geliştirdik. Mucize Operasyonu, bölgemizdeki milyonlarca insana görme yetisini geri kazandırdı. Her kıtadan binlerce gence öncelikle ücretsiz eğitim sağladık. Bu karmaşık durumun ortasında bile, Latin Amerika Tıp Öğrencileri Okulu gibi bir projeyi sürdürüyoruz.”

Kübalı gençlerin, bugün devrimi paylaşan nesillerin, Filistin halkının maruz kaldığı soykırıma tanık olarak doğup büyüdüklerini kaydeden Devlet Başkanı, Fidel Castro’nun uluslararası ölçekte, uluslararası forumlarda Filistin halkına karşı işlenen soykırımı en şiddetle kınayan kişilerden biri olduğunu hatırlattı.

Bugün dünyada bir duygu olarak harekete geçen şeyin, Küba nesilleri arasında, özellikle de gençler arasında “halihazırda var olan bir inanç” olduğunu hatırlatan Díaz-Canel, Küba gençleri arasında son zamanlarda yaşanan olayların, bu anti-emperyalist inançları daha da güçlendirdiğini söyledi:

“Filistin meselesinin ötesinde, küresel olarak yayılmaya başlayan ve çok taraflılığı savunan, militarizm ve saldırganlığa karşı çıkan, daha kapsayıcı ve adil bir uluslararası iktisadi düzeni savunan bu fikir ve inançların olgunlaşması, Küba’yı referans noktası olarak alıyor. Bunlar, Küba’nın her zaman savunduğu değerler. Küba şovenizmi olmadan, kendi ulusal sürecimiz içinde bu inançların gelişmesi sayesinde uluslararası alanda öncü bir rol oynadık.”

Dolayısıyla Díaz-Canel’e göre mesele, Küba’nın devrimci pratiğine, tarihsel deneyimine ve mücadelesine dayanarak bu pozisyonu nasıl radikalleştireceği ve dünya çapında birçok insan arasında yayılmasına ve anlaşılmasına nasıl katkıda bulunacağı. Küba lideri, Küba’nın dünyaya “katkısının” bu olabileceğini düşünüyor.

Amerika

Petrol fiyatlarındaki artış Pentagon bütçesini zorluyor

Yayınlanma

Küresel petrol fiyatlarındaki yükseliş nedeniyle 4 ila 6 milyar dolarlık bütçe açığıyla karşı karşıya kalan ABD Savaş Bakanlığı, askeri seyahat ve eğitim bütçelerinde kesintiye gidiyor. Kara Kuvvetleri onlarca eğitim programını iptal edip helikopter uçuş saatlerini düşürürken, Deniz ve Hava Kuvvetleri de Ortadoğu’daki operasyonel maliyetler sebebiyle bütçe sınırlarına yaklaşıyor.

Küresel petrol fiyatlarındaki yükseliş, ABD Savaş Bakanlığında (Pentagon) mali baskıyı artırarak bütçe planlamalarını zorlaştırıyor. Ordu genelinde oluşan bütçe açığı nedeniyle askeri eğitimlerin iptal edildiği, helikopter uçuş saatlerinin düşürüldüğü ve birliklerin seyahat faaliyetlerinin kısıtlandığı bildirildi.

ABC News’in Savaş Bakanlığı kayıtlarına dayandırdığı verilere göre, ordunun benzin ve jet yakıtı dahil 24 farklı yakıt türü için ödediği ortalama varil fiyatı, geçen yılın ekim ayında 154,14 dolar iken nisan ayında 195,72 dolara yükseldi. Altı ay içinde gerçekleşen yaklaşık yüzde 27’lik bu artış, yılda ortalama 80 milyon varil yakıt tüketen Pentagon’a bu yıl en az 1 milyar dolarlık öngörülemeyen ek mali yük getirdi.

Komutanlar, yakıt fiyatlarının yanı sıra personelin eğitim alanlarına taşınmasında kullanılan sivil akaryakıt ve ticari uçak bileti maliyetlerindeki artışla da mücadele ediyor. Bütçe baskısı nedeniyle nisan ayından bu yana birliklerin seyahatleri incelemeye alınırken, birçok birimin eğitim seyahatlerini azalttığı veya iptal ettiği belirtildi.

ABD Kara Kuvvetleri Sözcüsü Yarbay Orlando Howard, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, enerji piyasasındaki dalgalanmaların nakliye maliyetlerini doğrudan etkilediğini ifade etti. Howard, “Kritik operasyonları ve savaşa hazırlık seviyesini koruyabilmek adına personel ve ekipman seyahatlerinde tasarruf tedbirlerine öncelik veriyoruz” dedi.

Bütçe açığı askeri eğitim programlarını durdurdu

Sızan iç yazışmalar ve ABD’li yetkililerin verdiği bilgilere göre, 30 Eylül’de sona erecek mali yıl için 4 ila 6 milyar dolarlık bütçe açığıyla karşı karşıya kalan Kara Kuvvetleri, eğitim programlarında kesintiye gitti. Bütçe açığının nedenleri arasında Orta Doğu’daki operasyonlar, ABD’nin güney sınırındaki askeri misyonlar ve yaz aylarında asker sayısının iki katına çıkarılarak 5 bine ulaştırılması planlanan Washington’daki Ulusal Muhafız görevleri gösterildi.

Bu durumun bir sonucu olarak, aralarında sağlık personeli, istihkam birlikleri ve topçu sınıflarının da bulunduğu onlarca eğitim programı ve kurs iptal edildi. Helikopter uçuş saatlerinde kısıtlamaya gidilirken, iç yazışmalar birçok uçuş mürettebatının artık sadece yasal olarak zorunlu olan asgari uçuş sınırında kalabildiğini gösteriyor.

Yapılan iç değerlendirmeler, bütçe kesintilerinin önümüzdeki yıl Avrupa’ya konuşlandırılması planlanan ve Teksas’ta konuşlu 70 bin askerden oluşan 3. Zırhlı Kolordu gibi büyük birliklerin yetersiz eğitimle konuşlanmasına yol açabileceğini ortaya koyuyor. Hazırlanan raporda, etkilenen birliklerin savaş öncesi eğitim seviyesine dönmesinin bir yıldan fazla sürebileceği uyarısı yapıldı.

Deniz ve Hava Kuvvetleri de bütçe sınırlarına yaklaşıyor

Bütçe darboğazı sadece Kara Kuvvetleri ile sınırlı kalmıyor. Deniz Operasyonları Şefi Amiral Daryl Caudle, mayıs ayında Temsilciler Meclisi Silahlı Hizmetler Komitesi’ne verdiği brifingde, Orta Doğu’daki yoğun askeri varlık nedeniyle donanmanın bütçesinin temmuz veya ağustos aylarında tükenmeye başlayacağını duyurdu. Caudle, “Orta Doğu’da büyük bir deniz gücümüz var. Çok güçlü şekilde operasyon yürütüyoruz ama bunun operasyonel bir maliyeti var. Yaz aylarında bütçe tükeneceği için temmuz ayından itibaren eğitim, operasyon ve sertifikasyon süreçlerini değiştirmek zorunda kalacağım” ifadelerini kullandı.

Hava Kuvvetleri de bütçe tahminlerinin üzerinde yakıt tüketimi kaydediyor. Hava Kuvvetleri Kurmay Başkanı General Kenneth Wilsbach, mayıs ayında senatörlere yaptığı açıklamada, bölgedeki operasyonel hareketlilik sebebiyle uçakların öngörülenden yüzde 10 daha fazla yakıt tükettiğini, bunun da ek yakıt maliyeti anlamına geldiğini belirtti.

Yıllık ortalama 227 milyon galon dizel ve 2,2 milyar galon jet yakıtı tüketen Pentagon, federal hükümetin en büyük enerji tüketicisi konumunda bulunuyor. Diğer askeri birimlere kıyasla daha küçük bir ölçeğe sahip olan Deniz Piyadeleri (Marines) ise şu an için dikkate değer bir bütçe açığı yaşamadıklarını ve eğitim kesintisine gitmediklerini bildirdi.

Okumaya Devam Et

Amerika

Trump, kömür sektörüne 700 milyon dolarlık yeni destek planlıyor

Yayınlanma

ABD Başkanı Donald Trump, kömür santrallerini desteklemek üzere yaklaşık 700 milyon dolarlık bir kaynak aktarmak için Soğuk Savaş döneminden kalma ulusal savunma yetkilerini kullanmayı planlıyor.

Konu hakkında bilgi veren bir ABD’li yetkili, Trump’ın bugün (4 Haziran) başkanlara ulusal güvenlikle ilgili endüstriler üzerinde geniş yetki veren 1950 tarihli Savunma Üretim Yasasını yürürlüğe koyacağını duyurabileceğini söyledi.

Yetkili, bu yasa kapsamında bir düzineden fazla kömür santralinin modernizasyonu, Batı Kıyısında devasa bir kömür ihracat terminali inşa edilmesi ve yeni santrallerin inşası için kurumsal fonlarla eş finansman sağlanmasının planlandığını belirtti.

700 milyon doların yarısından fazlası 13 kömür santralinin modernizasyonuna ayrılacak, 185 milyon dolar Alaska, Maryland ve Batı Virginia’daki kömür tesisleri için kurumsal fonlara eş finansman sağlayacak ve 75 milyon dolar ise uzun süredir gündemde olan Kuzey Kaliforniya’daki West Gateway ihracat terminalini destekleyecek.

Söz konusu kişi, başkanın açıklamasını önceden bozmamak için isminin açıklanmaması şartıyla konuştu ve ayrıntıların hâlâ değişebileceği konusunda uyarıda bulundu.

Trump yönetimi, enerji tüketimi yüksek yapay zeka veri merkezlerini ayakta tutmak için iç talebi göz önünde bulundururken ve büyük fosil yakıt rezervlerine sahip yabancı rakipleri marjinalize etmeyi hedefliyor.

Fakat kömürün ABD’deki kullanımı sürekli bir düşüş eğiliminde. ABD Enerji Enformasyon İdaresine göre, bir zamanlar ABD’deki elektrik üretiminin yarısından fazlasını karşılayan kömür, son yıllarda bu oranın beşte birinin altına düştü.

Elektrik üreticileri, fosil yakıtların küresel ısınmaya olan etkisinden ve kırılgan küresel tedarik zincirlerine artan bağımlılıktan endişe duyarak, büyük ölçüde daha ucuz doğalgaza ve yenilenebilir kaynaklara geçiş yaptı.

Okumaya Devam Et

Amerika

Cumhuriyetçiler, veri merkezleri karşıtı tepkiyi Çin’in kışkırttığına inanıyor

Yayınlanma

ABD Temsilciler Meclisi’nde Cumhuriyetçi bir lider, Çin’den para alan kuruluşların veri merkezlerine karşı yurt içindeki muhalefeti körüklediğini ve cezalandırılması gerektiğini söyledi.

Temsilciler Meclisi Yollar ve Araçlar Komitesi Başkanı Jason Smith, bir röportajda Çin’in, Amerikan halkını yapay zeka geliştirme açısından hayati öneme sahip veri merkezlerine karşı kışkırtmak için çok sayıda kâr amacı gütmeyen kuruluşa finansman sağladığını ileri sürdü.

Kendi soruşturmalarını başlatan Smith, Hazine Bakanı Scott Bessent’ten bu kuruluşların vergi muafiyetini kaldırmasını istiyor ve hükümetin “ulusal ve iktisadi güvenliğimizi tehlikeye atan” gruplara fiilen yardım etmemesi gerektiğini savunuyor.

Smith, “Çin’in hesaplama alanında hakimiyet kurmak istediği için veri merkezlerine karşı protestolar düzenleyen ABD’li kâr amacı gütmeyen kuruluşlara gelen Çin kaynaklı paranın izini sürdük. Eğer Amerikan halkı arasında ayrılık ve kaos tohumları ekebilirlerse, yapay zeka yarışında [Amerika’yı] yavaşlatacaklar ve kazanacaklar. Tetikte olmalıyız,” dedi.

Smith’in yorumları sorulduğunda, bir Hazine sözcüsü yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“Vergi muafiyeti, yabancı etkiler için bir kalkan değildir. Yabancı çıkarları ilerletmek için hayır kurumlarını kötüye kullanan kuruluşlar, yasalarımızı, demokrasimizi ve halkın güvenini sarsmaktadır.”

ABD’deki kâr amacı gütmeyen kuruluşlara karşı yasal işlem başlatılması önemli bir adım ve teknoloji sektörünün iç muhalefeti aşmasına yardımcı olacak.

Hukuk uzmanları ayrıca bunun, Trump yönetiminin vergi kanununu siyasi amaçlar için bir silah olarak kullanmasının bir başka örneği olabileceği konusunda uyarıyor.

Vergi Mükellefleri Hakları Merkezi’nin yönetici direktörü Nina E. Olson, “İnsanlar, hoşlanmadıkları fikirlerin veya vergi mükelleflerinin peşine düşmek için vergi kanununu veya IRS’i [İç Gelir Servisi] kullanmadan önce iki kez düşünmelidir. Bu, vergi dairesine karşı güvensizliği besler ve mevzuata uyumu olumsuz etkiler… ve iktidardan düştüğünüzde aleyhinize kullanılabilir,” dedi.

Smith daha önce, Şanghay’da yaşayan eski teknoloji devi ve ABD vatandaşı Neville Roy Singham’dan aldıkları bağışlar nedeniyle BreakThrough News ve Tricontinental haber sitelerinin yanı sıra aktivist grup The People’s Forum’u hedef almıştı.

Smith, talep ettiği iç mali kayıtları teslim etmeyi reddederlerse bu gruplara mahkeme celbi göndereceği tehdidinde bulunmuştu.

Politika yapıcılar, ülke genelinde ortaya çıkan devasa yeni veri merkezlerine yönelik halkın endişesiyle boğuşuyor.

Geçen yılın sonundan bu yana en az 14 eyalet, bu tesisler için kısıtlamalar veya yasaklar önerdi.

Ülke genelinde ise onlarca belediye bunları çoktan yürürlüğe koydu.

Gallup’a göre, Amerikalıların yaklaşık 10’da 7’si artık yakınlarında yapay zeka veri merkezlerinin inşasına karşı çıkıyor.

Teknoloji şirketleri, yaklaşan yapay zeka patlamasını desteklemek için 2030 yılına kadar yaklaşık 7 trilyon dolarlık yeni fiziksel altyapı yatırımını hedefliyor.

Bazı Kongre üyeleri ve uzmanlar, yeni hükümet engellerinin ilerlemeyi durdurabileceğinden ve Çinli teknoloji firmalarıyla rekabet eden ABD’yi zayıflatabileceğinden endişe ediyor.

Smith, veri merkezlerine yönelik iç muhalefet hakkında, “Bunun kesinlikle yabancı aktörler tarafından kışkırtıldığına inanıyorum,” dedi.

Eleştirmenler, veri merkezlerine yönelik iç direniş için, kamu hizmetleri fiyatları ve çevre üzerindeki etkileri de dahil olmak üzere bir dizi başka açıklamaya işaret etti.

Anketler, birçok Amerikalının, işlerini kaybetme korkusu ve diğer birçok endişe nedeniyle, yapay zekadan fayda göreceklerine henüz ikna olmadıklarını gösteriyor.

Smith, veri merkezi muhalefetinden doğrudan Çin’i sorumlu tutan şu ana kadar en üst düzey Cumhuriyetçi gibi görünüyor, ancak son zamanlarda birkaç kişi daha benzer iddialarda bulundu. 

İçişleri Bakanı Doug Burgum geçen hafta, veri merkezi muhalefetini körüklemede “yabancı kaynaklı propaganda”nın rolünden bahsetti ve “Shark Tank” programından milyarder Kevin O’Leary, Utah’ta 40.000 dönümlük bir veri merkezine karşı çıkan muhalefetten Çin Komünist Partisi’ni sorumlu tuttu.

Bitcoin Policy Institute de geçen ay, İsviçreli, İngiliz ve Çinli milyarderlerin “veri merkezi karşıtı kampanyayı yönlendiren” gruplara aktardığı milyarlarca doları ortaya koyan bir rapor yayınladı.

Bu rapor, birçok iddianın temelini oluşturuyor. Wired da geçen ay, ABD kolluk kuvvetlerinin “teknoloji karşıtı aşırılıkçılığı” soruşturduğunu bildirdi.

Smith, yapay zeka rekabetinin öneminin Hazine Bakanlığı’nın harekete geçmesi gerektiğini gösterdiğini savunuyor ve komitenin bulgularının sonuçlarını kamuoyuna duyurmak için baskı yapacağını söylüyor.

Smith, “Tetikte olmalıyız. Bunu kamuoyuna duyurmaya devam edeceğiz, çünkü bu delilik,” dedi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English