Bizi Takip Edin

Avrupa

Elon Musk, AfD’yi Trump’ın Avrupa’daki kalesi haline getiriyor

Yayınlanma

Elon Musk, Almanya için Alternatif Partisi’ne (AfD) desteğini artırıyor. Uzmanlara göre, Amerikalı milyarderin bu tutumu, federal parlamento seçimleri öncesinde Almanya’nın siyasi ortamını kökten değiştirebilir. Musk’ın, AB’nin kalbinde Trump yanlısı bir üs oluşturmaya çalıştığı belirtiliyor. Peki, bu planını hayata geçirebilecek mi ve bu durum Avrupa Birliği’nin geleceğini nasıl etkileyecek?

Amerikalı milyarder Elon Musk, AfD’nin Halle’de düzenlediği seçim mitingine video bağlantısıyla katıldı.

Seçmenlere hitap eden Musk, Almanların ülkelerinin geçmişi nedeniyle suçluluk hissetmemesi gerektiğini belirterek, Avrupa’nın en büyük kültürlerinden birine mensup olmaktan gurur duymaları gerektiğini söyledi.

Zeit gazetesinin aktardığına göre, etkinliğe 4 binden fazla kişi katıldı. Musk, konuşmasında mevcut Alman hükümetini de hedef aldı.

Özellikle, şu anki yönetimin “Alman halkının refahıyla ilgilenmediğini” ve “ifade özgürlüğünü agresif bir şekilde bastırdığını” vurgulayarak, AfD’nin bu durumla “mücadele etmesi, mücadele etmesi ve bir kez daha mücadele etmesi” gerektiğini söyledi.

Musk, AfD’ye hayranlık duyduğunu dile getirdi ve konuşmasının ardından partinin eş başkanı Alice Weidel, Donald Trump’ın seçim kampanyasındaki ünlü “Yeniden Büyük Amerika” (MAGA) sloganına ithafen “Almanya’yı yeniden büyük yapalım!” dedi.

Elon Musk daha önce de AfD’yi desteklemişti. Örneğin, 9 Ocak’ta X (eski adıyla Twitter) sosyal medya platformunda Weidel ile bir canlı yayın gerçekleştirmiş ve bu yayın büyük ilgi görmüştü. Bir saat boyunca Almanya’nın yasa dışı göç ve enerji politikası sorunlarını tartışmışlardı.

Musk’ın bu tutumu, Almanya Başbakanı Olaf Scholz tarafından sert bir şekilde eleştirildi. Scholz, “Medyada bu kadar etkili bir kişinin Avrupa’daki aşırı sağ partileri desteklemesi gerçekten endişe verici. Bu kınanması gereken bir durum,” dedi.

Almanya’nın yanı sıra İngiltere de Musk’ın faaliyetlerinden “nasibini alıyor.” Örneğin, Musk, sosyal medya hesapları üzerinden İngiliz Başbakan Keir Starmer’ın istifa etmesi çağrısında bulunmuştu. Bu nedenle pek çok Avrupalı mecra, Musk’ı modern demokrasinin önündeki en büyük tehdit olarak nitelendirdi.

Le Parisien gazetesi, Musk’ın “platformunu bir yankı odası olarak kullanarak Avrupa siyasetine müdahale ettiğini” yazdı.

Gözlemciler, Musk’ın özellikle genç İngilizler arasında giderek daha popüler hale gelmesinden de memnun değil. Times gazetesi, “Musk, İngiliz siyasetine yönelik eleştirel bir yorumcu olmanın ötesinde, artık ön planda yer alan bir aktör,” diye belirtti.

Alman siyaset uzmanı Alexander Rahr, Rusya’nın önde gelen diplomasi yayınlarından Vzglyad gazetesine verdiği demeçte, “Almanya’nın liberal elitleri tam anlamıyla şok içinde. Trump ekibinin, ki Elon Musk da bu ekibe dahil ediliyor, doğrudan Alman seçimlerine müdahale etmeye başlamasını beklemiyorlardı. Üstelik bu destek, her zaman normal karşılanan sistem partilerine değil, AfD gibi muhalefet partilerine yönelik,” dedi.

Rahr, “Ana akım medya bu süreçte milyarderi karalamaya başladı. Ona ‘faşist’ diyorlar, ancak AfD seçmenleri Güney Afrika kökenli Musk’a olan sempatilerini kaybetmiyor. Musk, Alman gelenekçileri ve liberaller arasındaki mücadelenin içine bilinçli olarak girdi ve bu durum, Donald Trump yönetiminin tutumu hakkında çok şey söylüyor,” diye ekledi.

Rahr, “AfD’nin Almanya’daki muhaliflerinin savunma hattı hala oldukça zayıf. Özellikle Berlin’in Moskova ile gergin ilişkileri devam ederken, yeni Amerikan yönetimine saldırmaktan korkuyorlar. Alman liberallerin tüm umudu, ABD’nin derin devletinin er ya da geç Cumhuriyetçileri durdurabileceği yönünde,” değerlendirmesini yaptı.

Rusya’daki Avrupa Araştırmaları Merkezi’nde araştırmacı olan Artyom Sokolov da Elon Musk’ın AfD’ye desteğinin, partinin destekçileri için büyük bir hediye olduğunu söyledi.

Sokolov, “AfD seçmenleri bu olayı bir adalet zaferi olarak görüyor. Daha dün, Batılı liderler ve iş insanları Almanya’daki sağ partilerle temas kurmaktan çekiniyordu, bugün ise ABD’nin en büyük milyarderi onlar için konuşuyor,” dedi.

Almanya’daki siyasi atmosferin kökten değişiğine işaret eden Sokolov, “Musk, AfD ile etkileşim kurmanın istenmediği yönündeki Alman siyasetinin sessiz kuralını delmeyi başardı. Parti, gazete manşetlerine girdi, herkesin dilinde; bu da onun potansiyel bir müttefik olarak rolünün giderek artacağı anlamına geliyor,” diye vurguladı.

Sokolov, “Diğer partilerin de er ya da geç AfD ile etkileşimi artırma cazibesine kapılabileceğini düşünüyorum. Ayrıca partinin, ülkenin doğusundaki bölgesel seçimlerde bir dizi zaferi de var. Yakın gelecekte federal düzeyde de başarılarını genişletmeleri mümkün,” diye ekledi.

Bunun yanı sıra Sokolov, “Elbette AfD uzun süredir Amerikalı ortaklara güvensizlik temelinde açıklamalar yapıyordu. Parti üyeleri, Washington ile diyaloğun yeniden gözden geçirilmesi çağrısında bulunmuştu. Ancak Elon Musk ile ilişkilerini geliştirmeleri bu çizgiyle çelişmiyor. Sonuçta parti, Joe Biden yönetiminin liberal diktesine karşı çıkıyordu,” hatırlatmasını yaptı.

Sokolov, şöyle devam etti: “Bugün ABD aktif bir dönüşüm sürecine girdi. Donald Trump’ın yeni Amerika’sı, Alman sağcılar tarafından tamamen farklı bir perspektiften değerlendirilecek. AfD, Cumhuriyetçilerle ortak noktalarının çok olduğunun farkında; bu da Berlin ve Washington arasındaki ilişkilerin ‘yeniden başlatılabileceği’ anlamına geliyor,” diye ekledi.

Son olarak Sokolov, “Bu süreçte CDU, SPD ve Yeşiller gibi partiler, yaklaşan federal seçimlerin sonucu konusunda ciddi endişe duyuyor. Beyaz Saray’ın yeni sahipleriyle nasıl ilişki kuracaklarını tam olarak anlayamıyorlar. AfD’nin Trump ekibiyle iyi ilişkileri onları şaşkına çevirdi. Alman siyasi elitleri tam bir kafa karışıklığı içinde,” yorumunu yaptı.

Avrupa

Çin’in ihracat gücü ve değer kaybeden yuan Avrupa’yı zorluyor

Yayınlanma

Çin, gümrük tarifesi gerilimlerine ve enerji sıkıntılarına rağmen bu yıl da 1 trilyon doların üzerinde ticaret fazlası verme yolunda ilerlerken, değerinin altında kalan yuan üzerindeki tartışmalar yeniden alevleniyor. Ülkenin elektrikli araç ihracatındaki hızlı yükseliş Alman otomotiv devi Volkswagen gibi üreticileri ciddi istihdam kesintilerine zorluyor.

Çin’in ihracat lokomotifi, gümrük tarifesi gerilimlerini ve enerji sıkıntılarını geride bırakarak bu yıl da 1 trilyon doların üzerinde yeni bir ticaret fazlasına doğru ilerlerken, değerinin altında kalmaya devam eden yuanı yeniden küresel tartışmaların odağına taşıyor.

Dünyanın gözü ABD üzerindeki gelişmelerde kalmaya devam etse de en büyük ikinci ekonomi hızla büyümeyi sürdürüyor.

Ülkenin küresel piyasalardaki etkisi, Washington kaynaklı her gelişme kadar derin ve yaygın hissediliyor.

Pandemiden bu yana yaşanan jeopolitik gerilimler, Çin’deki konut krizi, demografik gerileme ve Washington ile yürütülen ikili ticaret savaşları, bazı çevrelerin halen yüzyılın en büyük ekonomik şoku olarak nitelendirdiği gerçeği gölgelemeye yetmedi.

Çin ekonomisi, küresel ölçekte yankı uyandıran güçlü veriler açıklamaya devam ediyor.

Çin Gümrük Genel Müdürlüğü tarafından salı günü açıklanan verilere göre, haziran ayı ihracatı dolar bazında geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 27 artış göstererek son dört ayın en güçlü performansını kaydetti ve mayıs ayındaki artış hızını geride bıraktı.

Yapay zeka sektöründeki hareketliliğin çip ve teknoloji ekipmanı ticaretine yansımasıyla ithalat da beklentileri aşarak yıllık yüzde 36 artışla son beş yılın en yüksek seviyesine ulaştı.

Çin’in ticaret fazlası mayıs ayındaki 105 milyar dolar seviyesinden haziranda 126 milyar dolara yükseldi. Yılın ilk yarısındaki toplam dış ticaret fazlası, ithalatın ihracata kıyasla birkaç aydır daha hızlı büyümesine rağmen 576 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti.

Bu rakam geçen yılın aynı döneminde 586 milyar dolar olarak kayıtlara geçmişti. Mevcut tablo, geçen yıl elde edilen 1,19 trilyon dolarlık rekor ticaret fazlasının bu yıl da yakalanabileceğine işaret ediyor.

Söz konusu büyüme yalnızca Çin’in kritik bileşenlerdeki ABD kısıtlamalarını aşmak için kendi teknoloji ekosistemini kurmaya çalıştığı yapay zeka yarışı ve teknoloji mücadelesiyle sınırlı kalmıyor.

Ülkede elektrikli araç satışlarının hız kazanmasıyla, Çin tarihinde ilk kez tek bir ayda 1 milyon adetten fazla otomobil ihraç edildi.

Geçen yılın başındaki aylık ihracat hacmini neredeyse ikiye katlayan bu artışın büyük kısmı Avrupa, Latin Amerika ve Ortadoğu pazarları tarafından absorbe edildi.

Alman otomotiv sektöründe zorlu dönem

Reuters köşe yazarı Mike Dolan’ın değerlendirmesine göre Çin’in hızla artan otomobil ihracatı en çok Avrupalı üreticileri etkiliyor.

Alman otomotiv devi Volkswagen, yoğun rekabet ve transatlantik ticaret gerilimlerine ayak uydurabilmek adına yaklaşık 50 bin kişilik ek istihdam kesintisine gidebileceğini duyurdu.

Bu açıklama, şirketin önümüzdeki yıllarda iş gücünü 100 bin kişi azaltmayı planladığı yönündeki raporları da doğrular nitelikte oldu.

Alman üreticiler aynı zamanda Çin’in durgun seyreden iç pazarında da satış yapmakta zorlanıyor. BMW, geçen ay Çin’e yapılan ihracattaki düşüş nedeniyle beklenmedik bir kâr uyarısında bulunmuştu.

Bu durum, euro bölgesi ve özellikle Almanya üzerinde büyük bir baskı oluşturuyor. Batıda ABD tarifeleri, doğuda ise Çin ithalatı arasında sıkışan bölge ekonomisi, aynı zamanda Ortadoğu’daki gerilimlerin tetiklediği enerji fiyatlarındaki yeni artış eğilimiyle de mücadele ediyor.

Hem ekonomik hem de siyasi açıdan karmaşık olan bu sorunun kolay bir çözümü bulunmuyor. Avrupa, Çin’in batarya teknolojisine ihtiyaç duyarken, kendi yüksek teknoloji endüstrilerini korumakta geç kaldığını düşünüyor ve otomotiv sektörünün geleceğinden endişe ediyor. Avrupalı politika yapıcılar, döviz kurlarını ancak yeni yeni sorunun ve potansiyel çözümün bir parçası olarak değerlendirmeye başlıyor.

Yuanın serbest dalgalanması gündemde

Avrupa’daki en önemli tartışma konularından birini döviz kuru oluşturuyor. Almanya Başbakanı Friedrich Merz, şubat ayındaki Pekin ziyaretinde bu konuyu gündeme getirmiş ve bu hafta yaptığı açıklamada, değerinin oldukça altında kalan yuanın rekabet şartlarını bozduğunu yinelemişti.

Merz, yuanın değer kazanmasının Çin’in daha sert ticari yaptırımlarla karşılaşmasını engelleyebileceğini savundu.

Merz pazartesi günü yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

“Çin ile diyaloğu bir çözüme doğru yönlendirmeye çalışıyoruz. Bu, Çin’i sermaye piyasalarındaki rekabet çerçevesinde kendi para biriminin serbestçe dalgalanmasına izin vermesi konusunda ikna etme girişimidir.”

Yuan bu yıl hem euro hem de dolar karşısında bir miktar değer kazandı. Ancak Avrupa’nın Çin ile olan ticaret açığı iki katından fazla artmasına rağmen, euro/yuan kuru on yıl öncesine göre daha yüksek bir seviyede bulunuyor. Bazı ekonomistler, pandemiden sonra üretici fiyat enflasyonunda yaşanan farklılıklar nedeniyle euronun reel anlamda salgın öncesine göre yüzde 40’a yakın değer kazandığını tahmin ediyor.

Deutsche Bank stratejisti Shreyas Gopal tarafından hazırlanan bir analiz, Avrupa’nın bir “Çin Şoku 2.0” süreciyle karşı karşıya olduğunu gösteriyor.

Çeşitli değerleme modellerini kullanan Gopal, yuanın bu yıl euro karşısında yüzde 5 değer kazanmasına rağmen halen yüzde 15 oranında düşük değerli olduğunu belirtiyor. Bu seviyenin en son 2005-2008 dönemindeki uç noktalarda görüldüğünü ve bu durumun yükünü en çok Almanya’nın çektiğini ekliyor.

Gopal, “Modellerimizin neredeyse tamamı, yuanın euro karşısındaki düşük değerinin, varsayımsal bir Alman markı karşısında çok daha belirgin olduğunu gösteriyor” değerlendirmesini yapıyor.

Küresel piyasaların odağı Wall Street, Silicon Valley ve Washington’daki gelişmelere odaklanmış olsa da Çin’in ihracata dayalı devlet destekli ekonomik modeli, yüzyılın en güçlü küresel ekonomik güçlerinden biri olmaya devam ediyor.

Peterson Uluslararası Ekonomi Enstitüsü ekonomisti Arvind Subramanian, sıkı düzenlemeler ve döviz kontrolleriyle desteklenen bu modelin, orta ölçekli güçlerin ekonomik beklentilerini aşındıran üçüncü bir Çin şokuna yol açtığını savunuyor.

Subramanian, Project Syndicate için kaleme aldığı makalede, “Küresel lider olan ABD’yi kendi gücünü sorgular hale getirmek ve aynı zamanda Avrupa’nın en büyük gücü Almanya’yı ekonomik olarak sarsmak, tarihte benzeri az görülen bir gelişmedir. Çin’in bu ekonomi modeli, bu milenyumda dünyayı değiştirmek adına ABD’deki ekonomik gelişmelerden veya Fed politikalarından daha büyük bir etki yarattı” ifadelerine yer verdi.

Döviz kurları bu küresel dengeyi tek başına değiştirmek için küçük bir araç gibi görünse de çözümün önemli bir parçası olarak kabul ediliyor.

Bu noktada Avrupa, son dönemde nadir görülen bir biçimde, ABD Başkanı Donald Trump ile aynı fikirde birleşiyor.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Deutsche Bank’ın Frankfurt ofisinde polis araması

Yayınlanma

Almanya’nın Frankfurt kentindeki Deutsche Bank ofisinde savcılık talimatıyla polis tarafından arama gerçekleştirildi. Arama işlemi, yerel mahkemenin geçen ay düzenlediği arama kararı doğrultusunda bankanın Taunusanlage bölgesindeki şubesinde yapıldı. Frankfurt Başsavcılığı, soruşturmanın selameti gerekçesiyle operasyonun içeriğine dair detaylı bilgi paylaşmadı.

Almanya’nın Frankfurt kentindeki Deutsche Bank ofisinde polis tarafından arama gerçekleştirildi.

N-tv televizyon kanalının savcılık yetkililerine dayandırdığı haberine göre operasyon, yerel mahkemenin geçen ay çıkardığı arama kararı doğrultusunda bankanın Taunusanlage bölgesindeki şubesinde yapıldı.

Savcılık yetkilileri, soruşturmanın gidişatını korumak amacıyla şu aşamada olaya ilişkin daha fazla ayrıntı açıklanamayacağını bildirdi.

Ocak ayındaki kara para aklama aramaları

Almanya Federal Kriminal Dairesi (BKA) ekipleri, bu yılın ocak ayında da Deutsche Bank’ın Frankfurt’taki genel merkezinde ve Berlin’deki şubesinde aramalar yapmıştı.

Savcılık o dönemde yapılan aramaları, kara para aklama şüphesiyle bankanın bazı çalışanları ile kimliği henüz belirlenemeyen kişilere yönelik yürütülen bir soruşturmayla gerekçelendirmişti.

Der Spiegel gazetesinin haberine göre savcılık, bankanın geçmişte kara para aklama amacıyla kullanıldığından şüphelenilen yabancı şirketlerle ticari ilişkiler yürüttüğünü kaydetmişti.

Frankfurt Bölge Mahkemesinin kararıyla yapılan bu operasyonun, Süddeutsche Zeitung gazetesine göre 2013 ile 2018 yılları arasında gerçekleştirilen para transferlerini kapsadığı belirtilmişti.

Aramaların ardından açıklama yapan Deutsche Bank sözcüsü, bankanın savcılıkla tam bir işbirliği içinde olduğunu duyurmuştu.

Bu gelişmelerin ardından Deutsche Bank hisseleri yaklaşık yüzde 3 değer kaybetmişti.

Deutsche Bank, şüpheli kara para aklama vakalarını yetkililere geç bildirdiği gerekçesiyle son yıllarda defalarca para cezasına çarptırıldı.

Bu gecikmeler sebebiyle Almanya Federal Finansal Denetim Otoritesi (BaFin), soruşturma süreçlerini izlemek üzere 2018 yılından 2024 yılının sonuna kadar bankaya özel bir temsilci atamıştı.

Banka yakın dönemde, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın amcasının dahil olduğu iddia edilen para transferlerinde muhabir banka olarak rol oynadığı gerekçesiyle 7 milyon avro para cezası ödemek zorunda kalmıştı.

Süddeutsche Zeitung gazetesinin haberine göre banka yönetimi, Esad’ın amcasının hiçbir zaman doğrudan kendi müşterileri olmadığını savunmuştu.

CumCum soruşturmasının arka planı

Köln Savcılığına bağlı ekipler, polis ve vergi müfettişleriyle birlikte Ekim 2022’de de Deutsche Bank genel merkezine operasyon düzenlemişti.

Yetkililer, yabancı yatırımcıların bankalar aracılığıyla temettü vergisinden kaçınmasını sağlayan “CumCum” sistemi dahil olmak üzere kamu bütçesine zarar veren şüpheli işlemlerle ilgili delil aramıştı.

Banka temsilcileri o dönemde de yetkililerle işbirliği yaptıklarını açıklamış ancak detay vermekten kaçınmıştı.

WDR ve Süddeutsche Zeitung gazetelerinin kendi araştırmalarına dayandırdığı mart ayı haberlerine göre adli makamlar, Almanya’nın bu en büyük bankasının 2009 ile 2015 yılları arasında CumCum işlemleri vasıtasıyla devlet kasasından haksız yere yaklaşık 600 milyon avro elde edip etmediğini incelemeyi sürdürüyor.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Ukraynalı askerlik yükümlülerine AB korumasında yeni şart

Yayınlanma

Avrupa Birliği üyesi ülkeler, savaştan kaçan Ukraynalılar için uygulanan geçici koruma statüsünün süresini 4 Mart 2028 tarihine kadar uzatma kararı aldı. Alınan yeni kararla birlikte, Ukrayna’nın savunma ihtiyaçları gözetilerek askerlik yükümlülüğünü yerine getirmeyen yeni başvuru sahiplerine geçici koruma statüsü verilmeyecek.

Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkeler, Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik askeri müdahalesi nedeniyle ülkelerinden ayrılmak zorunda kalan Ukraynalılara sağlanan geçici koruma statüsünün 4 Mart 2028 tarihine kadar uzatılması konusunda mutabakata vardı.

AB Konseyi tarafından yapılan açıklamada, söz konusu kararın AB’nin Ukrayna’ya ve halkına gerektiği sürece destek verme taahhüdünün bir parçası olduğu kaydedildi.

Koruma statüsünün bir yıl daha uzatılmasının, savaştan kaçan tüm Ukraynalılara netlik ve öngörülebilirlik sağlayacağı belirtildi.

Bununla birlikte üye ülkeler, yerinden edilmiş kişilerin korunması ihtiyacı ile Ukrayna’nın “Rusya’ya karşı kendisini savunma ihtiyacı” arasındaki dengeyi gözeterek yeni bir düzenlemeye gitti.

Buna göre geçici koruma statüsü, yalnızca Ukrayna’daki askeri yükümlülüklerine uyan kişilere verilecek.

“Ukrayna’nın meşru ihtiyaçlarına saygı duyuyoruz”

Karara ilişkin değerlendirmelerde bulunan İrlanda Adalet, İçişleri ve Göç Bakanı Jim O’Callaghan, “Ukrayna’ya yönelik desteklerinin sarsılmaz” olduğunu vurguladı. O’Callaghan, şu ifadeleri kullandı:

“Savaştan kaçan kişilere sunduğumuz koruma statüsünü bir yıl daha uzatarak Mart 2028’e kadar geçerli kılma kararı aldık. Bu adım, AB içinde güvenli bir sığınak bulan kişilere istikrar sağlayacaktır. Verdiğimiz mesaj net: Ukrayna’nın yanında durmaya devam ediyoruz. Bu desteğin bir parçası olarak, Ukrayna’nın kendisini savunabilmesini de güvence altına almak istiyoruz. Bu nedenle geçici koruma mekanizmamız, Ukrayna’nın meşru savunma ihtiyaçlarına saygı duymaktadır.”

Ukrayna’nın değişen savunma ihtiyaçlarının dikkate alındığı vurgulanan açıklamada, gelecekte geçici koruma hakkının yalnızca Ukrayna’daki askeri yükümlülüklerini yerine getiren kişilere tanınacağı belirtildi.

Bu sınırlamanın yalnızca geçici koruma için yeni başvuruda bulunacak kişileri kapsayacağı, AB ülkelerinde halihazırda bu statüden yararlanan Ukraynalıları etkilemeyeceği bildirildi.

Askerlik yükümlülüğü nasıl belgelenecek?

Uygulamada, Ukrayna’dan gelen ve geçici koruma talep eden kişilerin askeri yükümlülüklerini yerine getirdiklerini kanıtlamaları gerekecek.

Bu kanıt, Ukrayna makamları tarafından pasaporta vurulan ve ülkeden yasal yollarla çıkış yapıldığını, dolayısıyla askeri yükümlülüklerin yerine getirildiğini gösteren çıkış damgasıyla sağlanabilecek.

Başvuru sahipleri ayrıca, askeri yükümlülüklerden muaf tutulduklarını veya bu yükümlülüklere uyduklarını gösteren basılı ya da elektronik bir belgeyi de yetkililere sunabilecek.

Mart 2022’den bu yana uygulanan ve son olarak 4 Mart 2027 tarihine kadar uzatılan geçici koruma mekanizmasından, AB genelinde 4 milyondan fazla Ukraynalı sığınmacı yararlanıyor.

31 Mayıs 2026 itibarıyla AB genelinde geçici koruma kapsamında bulunan Ukraynalıların sayısı 4,38 milyon olarak kayıtlara geçti.

Geçici koruma statüsü, ülkelerine dönemeyen ve AB’ye toplu halde gelen yerinden edilmiş kişilere acil ve kolektif koruma sağlıyor.

Bu statüden yararlanan kişiler, AB genelinde oturum izni, iş gücü piyasasına ve konut imkanlarına erişim, tıbbi yardım, sosyal refah yardımları ve çocukların eğitime erişimi gibi haklardan eşit şekilde faydalanabiliyor.

AB Konseyi, geçici koruma statüsünün uzatılmasına ilişkin kararı önümüzdeki haftalarda resmi olarak kabul edecek. Karar, AB Resmi Gazetesi’nde yayımlanmasının ertesi günü yürürlüğe girecek.

AB’nin olağanüstü durumlarda devreye soktuğu bir acil durum mekanizması olan geçici koruma yönergesi ilk olarak 2001 yılında, Batı Balkanlar’daki silahlı çatışmalar nedeniyle yaşanan büyük göç dalgasının ardından kabul edilmiş, ancak ilk kez Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik askeri müdahalesi üzerine etkinleştirilmişti.

AB Konseyi, Ukrayna’daki koşulların geçici koruma statüsünün kademeli olarak sonlandırılmasına uygun hale geleceği dönem için hazırlık amacıyla Eylül 2025’te koordineli bir geçiş yaklaşımı üzerinde anlaşmıştı.

Bu yaklaşım, uygun koşulları taşıyan kişilerin istihdam, eğitim veya aile birleşimi gibi gerekçelerle daha uzun vadeli yasal oturum statülerine geçmesini öngörüyor.

Plan ayrıca, koşulların elverdiği durumlarda Ukrayna’ya sürdürülebilir bir geri dönüş ve yeniden entegrasyonun sağlanmasına yönelik tedbirleri içeriyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English