Bizi Takip Edin

AMERİKA

Elon Musk, Hunter Biden, Ukrayna ve bazı ‘tesadüfler’

Yayınlanma

Elon Musk’ın “Twitter Belgeleri” adıyla yayınladığı iç yazışmaların ABD Başkanı Joe Biden’ın oğlu Hunter Biden ile ilgili olması, Beyaz Saray’ı da meşhur “sosyal medya kavgasının” içine çekti.

Ekim ayında Twitter’ı satın alarak platformun yeni patronu olan Musk’ın, geçen hafta serbest gazeteci Matt Taibbi üzerinden yayınladığı iç yazışmalar, sansür tartışmalarını yeniden alevlendirdi.

Yazışmalar, eski Twitter yönetiminin, Hunter Biden ile ilgili skandal haberleri 2020 ABD seçimleri öncesinde sansürlediğini gösteriyordu.

Son günlerde Julian Assange ve Edward Snowden ile ilgili online anketler açarak dikkat çeken Musk’ın kendisi de yayınladığı iç bu yazışmalarla ifşacılığa soyunmuş durumda. Peki daha ilk ifşasında neden Hunter Biden’ı seçti?

Beyaz Saray Basın Sekreteri Karine Jean-Pierre, buna “büyük bir tesadüf” diyor. Düzenlediği basın toplantısında Jean-Pierre, “Bunu ilginç bir tesadüf olarak görüyoruz ve dikkat dağıtıcı bir hamle” ifadelerini kullandı.

Gerçekten tesadüf mü? 

Jean-Pierre bunu tesadüf olarak görse de Musk, Hunter Biden ile ilgili haberlerden ilk kez bahsetmiyor.

Bilakis, Twitter’ı satın almayı teklif ettikten yalnızca birkaç gün sonra Hunter Biden haberlerinin sansürlenmesinin yanlış olduğunu söylemişti.

Podcast yayıncısı Saagar Enjeti’yle sosyal medya hesabından sohbet eden Musk, 26 Nisan’da Enjeti’ye yanıt olarak yazdığı tweet‘inde şu ifadeleri kullanmıştı:

Büyük bir gazetenin Twitter hesabını, gerçek bir haber yayınladığı için askıya almak inanılmaz derecede uygunsuzdu.”

Ne sansürü, ne gazetesi?

İki sene hem insanlık hem de gezegen için çok kısa bir zaman dilimi. Ama konu siyaset, hele de dış siyaset olunca büyük skandalların bile unutulmasına yetiyor.

Bu yüzden önce kısaca Hunter Biden’ı ve şu sansür meselesini hatırlayalım.

Joe Biden’ın başı, küçük oğlu Hunter ile yıllardır dertte.

Ağabeyinin 2015’te beyin kanseri nedeniyle ölmesinin ardından yengesiyle beraber olan, kuzeniyle fuhuş pazarlığı yapan, uyuşturucu bağımlısı Hunter, 2019’da Rus uyuşturucu kaçakçılarıyla takılırken sızmış ve bilgisayarını çaldırmıştı.

Aslında Hunter’ın daha önce de bu şekilde 3 bilgisayarını çaldırdığı biliniyordu.

Asıl tartışma ise ABD’nin çok okunan tabloid gazetelerinden New York Post’un Hunter’a ait olduğu iddia edilen bilgisayarlardan birinin bir tamirciye bırakılan harddisk’inden alınan yazışmaları Ekim 2020’de yayınlamasıyla başladı.

Bu yazışmalar, Biden ailesinin Ukrayna’da karıştığı yolsuzlukları gözler önüne seriyordu ve başkanlık seçimlerine sadece birkaç hafta kalmıştı.

Seçimlerin seyrini değiştirebilirdi

Bu yazışmalar, Hunter Biden’ın, yönetim kurulunda olduğu Ukraynalı enerji firması Burisma’dan aylık 50 bin dolar maaş aldığını ve şirket hakkında soruşturma yürüten başsavcı Viktor Şokin’i kovması için Ukrayna’ya baskı yaptığını gösteriyordu.

Buna göre Joe Biden da, dönemin Ukrayna Başkanı Petro Poroşenko ve Başbakan Arseniy Yatsenyuk’un Şokin’i görevden alması için nüfuzunu kullanmıştı.

Biden kanadının sözcüsü Andrew Bates ise, o dönem başkan adayı olan Biden’ın takviminde böyle bir görüşmenin yer almadığını söyleyerek iddiaları reddetmişti.

New York Post, belgeleri nereden buldu?

İddiaya göre söz konusu harddiskin içindeki bilgileri John Paul Mac Isaac adlı bir bilgisayar tamircisi kopyalamıştı. Isaac bu diski kendini Hunter Biden diye tanıtan birinin bıraktığını ama almaya kimsenin gelmediğini öne sürmüştü.

Tamirci kimse gelmeyince dönemin ABD Başkanı Donald Trump’ın kişisel avukatı Rudy Giuliani’nin avukatı Robert Costello’ya ulaşıp belgeleri verdiğini ve FBI’ı da bilgilendirdiğini söylüyor.

Cumhuriyetçilere yakınlığıyla bilinen New York Post da bu yazışmaları Giuliani’den aldığını savunuyor.

Bütün bu olayların Kasım 2020 seçimlerinden sadece bir ay önce yaşanması özellikle dikkat çekici. Çünkü muhafazakar siyasetçilerin iddiasına göre, “bu bilgiler sansürlenmeseydi seçimin seyrini değiştirebilirdi”.

Trump’ın azil soruşturmasının nedeni de Hunter Biden’dı

Biden ailesinin Ukrayna’da tartışmalı faaliyetlere girişmesi aslında 2014’teki renkli devrime dayanıyor.

O dönem başlayan eylemlerin hızla şiddet olaylarına evrilmesinin ardından Başkan Viktor Yanukoviç görevden alınmış ve yerine Petro Poroşenko getirilmişti.

Ukrayna’nın yakın tarihinin en önemli isimlerinden olan Yanukoviç Rusya’ya, Poroşenko ise ABD’ye yakınlığıyla biliniyordu.

Poroşenko’nun haziran ayında göreve gelmesinden sonra dönemin ABD Başkanı Barack Obama, Ukrayna’yla “ilişkileri güçlendirmek” için yardımcısı Joe Biden’ı görevlendirdi.

Hunter tam da bu sıralarda Burisma’nın yönetim kuruluna girdi.

2016’da iktidara gelen Trump ise Biden’ın o dönemde görevini kötüye kullandığını ve ABD dış politikasını oğlu ile kendisinin Ukrayna’daki menfaatleri için manipüle ettiğini savunuyor.

2019’da ABD Senatosu’nda başlatılan Trump’a yönelik azil soruşturması da Biden ailesinin Ukrayna ile ilişkilerini konu alıyordu.

Çünkü Trump, soruşturmadan birkaç ay önce Ukrayna başkanı olan Vladimir Zelenski ile telefonda bu konuyu konuşmuştu.

İddiaya göre Trump, söz konusu görüşmede rakibi Joe Biden ve ailesine soruşturma açması karşılığında Ukrayna’ya askeri yardımda bulunacağını söylemişti.

Beyaz Saray ise Trump-Zelenskiy görüşmesinin dökümünü yayınlamış ve görüşmenin askeri yardımlarla ilişkisi olmadığını savunmuştu.

Soruşturmanın ardından Trump senatoda aklanmıştı.

Bütün bunların Twitter ile ne ilgisi var?

New York Post’un Hunter Biden belgelerini yayınladığı Ekim 2020’de Trump’ın sosyal medya hesapları bile henüz engellenmemişti.

Ancak hem Twitter hem de Facebook, haber kuruluşuna yayınladığı Hunter belgeleri yüzünden katı bir sansür uyguladı.

Şirketler haberin paylaşımına kısıtlama getirirken, Twitter’da gazetenin hesabı, “kişisel bilgileri ihlal ettiği gerekçesiyle” donduruldu.

Facebook, bu haberle ilgili “incelemeler yürüttüklerini” söyleyerek nispeten yumuşak bir tavır alırken, Twitter’ın tutumu çok daha sertti.

Gazetenin hesabını 16 gün süreyle kapatan Twitter, haberdeki görselleri ya da haberin bağlantısını paylaşan hesapları bile bloke ediyordu.

Twitter sözcüsü Trenton Kennedy, bu uygulama için “bilgilerin siber saldırı yoluyla elde edilmiş olmasını” gerekçe gösteriyordu.

New York Post ise siber saldırıya karışmadıklarını, bilgileri doğrudan Giuliani’den aldıklarını vurguluyordu.

Belgeler gerçek çıktı

Tartışma ve tepkilerin ardından geri adım atan Twitter temsilcileri, daha sonra “saldırıyla ele geçirilmiş materyaller” politikasını güncellediğini duyurdu ama bu kararı geriye dönük olarak New York Post’a uygulamayacaklarını söyledi.

“Tesadüf” o ki Şubat 2022’de Rusya-Ukrayna savaşının başlamasının hemen ardından New York Times’ta konuyla ilgili önemli bir haber yayınlandı. Haberde bilgisayarın gerçekten Hunter Biden’a ait olduğu ve içindeki belgelerin de gerçek olduğu belirtiliyordu.

Birçok yorumcu ise New York Times’ın “zamanlamasının manidar olduğuna” dikkat çekiyordu. Bir görüşe göre belgelerin doğru olduğu, tam da Rus askerlerinin Ukrayna’ya girmesinin ardından duyurulduğu için yeterince gündem olamadı. Hatta belki de gündem olamaması için özellikle bu dönemde kabul edildi.

Zaten New York Times’ın haberi yayınlandığında Trump, Twitter ve Facebook’tan çoktan atılmış ve hatta şirketlerin New York Post’a uyguladığı yaptırımlar da unutulmuştu.

Yeni tartışma konusu ise Rus medyasında veya şirketlerinde çalışan kullanıcılara ayrım gözetmeksizin “Rusya’yla ilişkili hesap” etiketinin çakılmasıydı.

Ağustos ayında Joe Rogan’ın Spotify’daki podcast’ine konuk olan Meta CEO’su Mark Zuckerberg de New York Post’a sansür uyguladıklarını kabul etmişti.

Zuckerberg, FBI’ın seçim sonuçlarını etkileyecek dezenformasyona karşı dikkat uyarısı yaptığını ve bu nedenle haberi sansürlediklerini söylemiş ve şunları eklemişti:

“Bu kararın yanlış olduğunu bilmek beni çok rahatsız ediyor. Yapmamamız gereken bir şeyi yaptık, en kötüsü de bu.”

“Twitter Belgeleri”nde neler var?

Musk’ın gazeteci Taibbi’ye verdiği, eski Twitter yönetiminin iç yazışmalarından oluşan belgeler de tam da bu sansür sürecinde şirkette neler yaşandığını gösteriyor.

Bu dosyalardan yola çıkarak 3 Aralık’ta bir dizi tweet atan Taibbi, Twitter’ın son derece serbest bir iletişim amacıyla kurulduğunu ama zamanla güvenlik gerekçesi yüzünden platforma çeşitli kontrol mekanizmalarının eklendiğini söylüyor.

Buna göre finansal dolandırıcılığa karşı geliştirilen uygulamalar zamanla manipülatif bir boyut kazandı. Siyasi odaklardan platformdaki içeriklere müdahale talebi gelmeye ve yöneticiler de bu talepleri karşılamaya başladı.

Taibbi, 2020’ye gelindiğinde, siyasilerden ünlülere ve şirketlere kadar birçok aktörün Twitter’dan paylaşımları silme talebinde bulunmasının rutin hale geldiğini yazdı.

2020 başkanlık yarışı sırasında Biden’ın ekibinin birçok paylaşım linkini kaldırılmak üzere şirkete ilettiğine değinen Taibbi’nin yayınladığı bir ekran görüntüsünde bir şirket çalışanının, “Biden ekibinden incelenecek daha çok şey var” şeklinde bir e-mail attığı ve “Ele alındı” yanıtını aldığı görülüyor.

Hem Demokrat hem de Cumhuriyetçilerin taleplerde bulunduğunu belirten Taibbi, olumlu karşılananların daha çok Demokrat olduğuna işaret ediyor.

Bütün bunlardan Musk’a ne? 

Musk’ın Twitter’a yönelik eleştirilerinin de belli odak noktaları var. Bunlardan biri de Trump’ın ve diğer birçok kullanıcının hesaplarının askıya alınması.

Hatırlarsanız Musk, Twitter’ı satın almayı teklif etmeden hemen önce takipçileri için bir anket açmış ve “Sizce burada ifade özgürlüğüne yeterli önem gösteriliyor mu?” diye sormuştu.

Musk’ın ifade özgürlüğünden ne anladığı tartışılır. Ama görünüşe göre Trump’ın hesabının kapatılması ve New York Post’a uygulanan yaptırımları kendi ifade özgürlüğü anlayışına ters buluyor.

Ayrıca Çin de dahil olmak üzere dünyanın dört bir yanında yatırımları olan bir iş adamı. Bu yüzden sıklıkla Rusya ve Çin’in tarafını tutmakla da eleştiriliyor.

Rusya’yı tutan Musk mı, Ukrayna’yı tutan Musk mı?

Bu eleştiriler en çok da milyarderin Rusya-Ukrayna krizine yönelik çözüm önerisiyle dile getirilmeye başladı.

Musk’ın Ukrayna krizi için Twitter hesabından paylaştığı çözüm önerisi şunları içeriyordu:

1) Rusya’nın aldığı bölgelerde BM gözetiminde seçimler yapılsın. Eğer halkın iradesi gitmesinden yanaysa Rusya bölgeleri bıraksın.

2) Kırım, 1783’ten beri olduğu gibi, resmen Rusya’nın parçası olarak kalsın.

2) Ukrayna tarafsız kalsın.

Buna sert tepki gösteren Zelenski de kendi anketini yaptı ve “Hangi Elon Musk’ı daha çok seviyorsunuz?” diye sordu. Seçenekler, “Ukrayna’yı destekleyen” ve “Rusya’yı destekleyen”den ibaretti.

Musk aslında uzay şirketi SpaceX’in Starlink uydu internetini savaşın başında Ukraynalılara ücretsiz sunarak ve gerekli donanımları ülkeye yollayarak Ukrayna’da çok popüler olmuş, bol bol teşekkür toplamıştı.

Ancak bu önerilerinden sonra Ukrayna’yla ipler öyle gerildi ki uydu interneti bile tartışma konusu oldu.

Starlink’in iletişim cihazlarının cephe hattında kesintiye uğradığına ve bölgeyi Rus güçlerinden geri alma çabalarını engellediğine yönelik haberler Batı basınında yer alınca Musk çok öfkelendi ve artık Ukraynalılara bu hizmeti vermeyeceğini ima etti.

Yine de kısa süre sonra bu imalarından geri adım attı ve Ukrayna’ya internet vermeye devam edeceğini açıklayarak mevzuyu tatlıya bağladı.

Musk, Cumhuriyetçi mi? Biden’la neden anlaşamıyor?

Musk’ın Amerikan iç siyasetiyle ilgili yorumları da sıklıkla gündem oluyor.

Trump’ın hesabını geri getirmek için sarf ettiği çaba ve eski başkanın Twitter’a geri dönmeyeceğini söylemesine rağmen çabalarından vazgeçmemesi, milyarderin Trump’a oy vereceği söylentilerine yol açtı.

Aslına bakılırsa, Güney Afrika doğumlu milyarder, ABD’de yükseldiği sıralarda Demokratlar ve Cumhuriyetçiler arasında denge gözetiyordu.

2002’den bu yana siyasi kampanyalara bir milyon dolardan fazla bağışta bulunmuş, bu paraları da dengeli biçimde iki tarafa da dağıtmıştı.

Biden ve Musk’ın birbirinden pek haz etmediği ise sır değil. Bu durumun arkasında tam olarak ne yatıyor, bilinmez. Ama ikili arasındaki gerginliği en çok yansıtan konu elektrikli araçlar.

Biden elektrikli araçları çok seviyor. Hatta ABD’de satılan araçların yarısının 2030’a kadar elektrikli olmasını istiyor. Bunun için de yılın başından beri sektöre ciddi miktarda yatırım yaptı.

Ancak konuşmalarında ve yatırımlarında Tesla’yı neredeyse görmezden geliyor.

Son olarak Biden, Twitter’da, “Ülke genelinde 500 bin adet elektrikli araç şarj istasyonu kuruyoruz. Büyük Amerika yolculuğu tamamen elektrikli olacak” yazdı. Musk ise bu tweet’e alaycı bir yanıt vererek, “O zaman işe bir Tesla alarak başla” dedi.

Trump’ı değil, DeSantis’i işaret ediyor

Musk’ın son dönemde Cumhuriyetçilere yakınsaması yalnızca Biden ile girdiği polemiklerden anlaşılmıyor. Çünkü kendisi de bunu açık açık dile getiriyor.

Geçen ayki ABD ara seçimlerinde Demokrat üstünlüğüyle bitmemesi için Cumhuriyetçileri oy kullanmaya çağırmış, sonra da 2024’teki başkanlık seçimlerinde alacağı tavrı açıklamıştı:

“Geçmişte Demokratlara oy verdim çünkü çoğunlukla iyilik peşindeydiler. Bugün ise bölücülük ve nefret partisi haline geldiler, bu yüzden artık onları destekleyemeyeceğim ve Cumhuriyetçilere oy vereceğim.”

Ama Musk’ın Cumhuriyetçi Parti’de işaret ettiği kişi Trump değil. Milyarderin favori ismi, ara seçimlerde büyük başarı yakalayan Florida Valisi Ron DeSantis.

Musk açıkça DeSantis’i desteklediğini söylüyor. Zaten Florida valisi parti içerisinde de Trump’ın en büyük rakibi olarak görülüyor.

DeSantis’in 2024’te başkan aday adayı olup olmayacağı ise belli değil.

Peki her şey tesadüf mü?

Yazıyı en başa dönerek bitirelim. Beyaz Saray Basın Sekreteri Jean-Pierre, Twitter Belgeleri’nin ilk bölümünün Hunter Biden sansürünü konu almasını “tesadüf” diye nitelemişti.

Ancak bu yazıda sadece ABD’nin değil, tüm dünyanın en zengin insanı olan Musk’ın bir portresini çizdiğimiz görülebilir.

Bolivya’da Eski Devlet Başkanı Evo Morales’in devrilmesinin üzerine “Kimi istersek onu deviririz” diyen Musk, Çin’den Ukrayna’ya geniş bir coğrafya üzerinde söz sahibi olmaya çalışıyor.

Bu uğurda oldukça agresif davranırken, karşısına çıkan her türlü “aileye” yönelik çeşitli “tesadüfler” yaratmaktan çekinmeyecektir.

AMERİKA

ABD gümrük vergilerini neye göre hesaplıyor? Çin’in misillemesi nasıl etkileyecek?

Yayınlanma

ABD Başkanı Donald Trump’ın, Amerika’nın müttefikleri de dahil olmak üzere onlarca ülkeye gümrük vergisi getirmesinin ardından başlayan çalkantı sürüyor.

Trump’ın gümrük vergisi artışlarının genel etkisi, ABD malları ithalatındaki ortalama gümrük vergisi oranını 130 yılın en yüksek seviyesi olan %26’ya yükseltti.

Peki Amerikan yönetimi bu tarifeleri neye göre hesapladı?

İngiliz iktisatçı Michael Roberts, Trump’ın hamlesini belirleyen formülün, ülkelerin ABD ihracatına uyguladığı haksız vergiler, sübvansiyonlar veya tarife dışı engellerle ilgili olmadığına işaret ediyor.

Trump ve ‘Kurtuluş Günü’: Gümrük vergilerinden ötesi

Roberts, ABD’nin bunun yerine basit bir formül izlediğini vurguluyor: ABD’nin her bir ülkeyle olan ticaret açığının büyüklüğü, ABD’nin o ülkeden yaptığı ithalatın büyüklüğüne bölünür ve bu çıkan sonuç da ikiye bölünür.

Roberts Vietnam örneğini veriyor:

“Amerika 137 milyar dolar ithalat yaptığı Vietnam ile 123 milyar dolar açık veriyor. Dolayısıyla %90’lık bir ithalat tarifesine denk gelen ticaret engellerine sahip olduğu kabul edilir. ABD’nin formülü, ikili açığı yarı yarıya azaltmak için bunun yarısı kadar (%45) karşılıklı bir tarife uyguluyor. Sorun şu: Vietnam’ın ABD ihracatına uyguladığı %90’lık bir gümrük vergisi yok, dolayısıyla ABD ihracatına uyguladığı ‘gümrük vergilerini’ azaltmayı kabul ederek ABD’ye yaptığı satışları azaltmaktan kaçınamaz.”

Dolayısıyla Roberts, bu hamlelerin “Küresel Güney” ülkeleri genelinde önemli bir etkisi olacağının altını çiziyor ve en yüksek tarife oranlarından bazılarının Kamboçya ve Sri Lanka gibi Güney ve Güneydoğu Asya’daki düşük gelirli gelişmekte olan ülkelere getirildiğini hatırlatıyor.

İngiliz iktisatçı, Trump’ın gümrük vergilerinin sadece mal ithalatına yönelik olduğunu, fakat hizmetler sektöründe benzer bir hamle yapılmadığının altını çiziyor.

Wolfgang Münchau: Trump’ın tarifeleri küreselleşmenin sonudur

Örneğin ABD, Avrupa Birliği ülkeleriyle mal ticaretinde açık veriyor ve bu nedenle Trump bu ithalatlara %20 gümrük vergisi getirdi. Fakat hizmetlere (tüm dünya ticaretinin yaklaşık %20’si) karşı herhangi bir tedbiryok; zira AB, ABD ile mal ticaretinde fazla verirken, hizmet ticaretinde (bankacılık, sigorta, profesyonel hizmetler, yazılım, dijital iletişim vs) önemli bir açık veriyor.

Roberts, “Eğer hizmetler de dahil edilmiş olsaydı, ABD’nin AB ile arasındaki açık neredeyse ortadan kalkardı,” diye yazıyor.

Öte yandan iktisatçı, ABD ile ticarette açık veren ülkeler de dahil olmak üzere tüm ülkelerin %10 gümrük vergisine tabi olduğunu hatırlatıyor. Bu, ABD ile ticareti olmayan ülkeler ya da herhangi bir halk için de geçerli.

Örneğin Birleşik Krallık’a uygulanan tarife %10’dur. Dolayısıyla, Birleşik Krallık’ın mal ticareti ABD ile neredeyse dengede olsa da (58 milyar dolara 56 milyar dolar), en büyük ticaret ortağı olan ABD’ye mal ihracatı kaybı nedeniyle yine de bir darbe alacak.

Trump’ın mallara yönelik tarife formülü İngiltere’ye uygulandığında, İngiltere’den yapılan ithalatta herhangi bir tarife olmaması gerekir. Buna karşılık, hizmet ticareti de dahil edilirse, Birleşik Krallık’tan yapılan ithalata uygulanacak gümrük vergisi %20 olurdu.

Morgan Stanley, yeni tarife rejiminin Birleşik Krallık’ın büyümesini 0,6 puana kadar düşürebileceğini hesaplıyor.

Roberts’a göre tarifeler fiyatları önemli ölçüde artıracaktır. ABD’li tüketiciler, fiziksel olarak yurt içinde üretilemeyen çok çeşitli temel gıda ve temel malların yükünü taşıyacak ve en yoksul haneler bundan en ağır şekilde etkilenecek.

Çin’den ABD ithalatına %34 oranında misilleme gümrük vergisi

Roberts, “Amerikan sanayisi temel ara mallar, makine ve teçhizat için daha yüksek maliyetlerle mücadele edecek ve yabancı rekabetin azalmasından kaynaklanan marjinal faydaları gölgede bırakacaktır,” diyor.

Roberts, Çin’e uygulanacak %54’lük gümrük vergisinin, ithalatta 507 milyar dolarlık bir düşüşe yol açabileceğinin hesaplandığını hatırlatıyor. Trump’ın Çin gümrük vergileri, bu hesaba göre Amerikan ithalatını kabaca %20 azaltacak. Roberts’a göre bu da pandemi dönemine benzer bir ‘arz şokuna’ neden olarak ‘ABD’de resesyona ve/veya enflasyona’ yol açacak.

Roberts, diğer ülkelerin yapacağı misillemelerin de Amerikan ihracatında düşüşe neden olacağının altını çiziyor. 1930’larda yine ABD’nin uyguladığı Smoot-Hawley tarifelerini hatırlatan Roberts, diğer ülkelerin misillemelerinin, ABD ihracatında %33’lük bir düşüşe ve “Kindleberger Sarmalı” olarak adlandırılan uluslararası ticarette sarmal bir düşüşe yol açtığını vurguluyor.

Karşılıklı misillemeler sonucunda, küresel ticaret Ocak 1929’da 3 milyar dolardan Mart 1933’te 1 milyar dolara düşmüştü.

Üstelik gümrük vergisi kaynaklı ticaret savaşı ABD ekonomisini Smoot-Hawley döneminden daha fazla vuracak, zira ticaretin GSYİH içindeki payı 1929’a kıyasla üç kat daha fazladır ve 1929’da GSYİH’nin yaklaşık %6’sına karşılık 2024’te %15’i.

Roberts ayrıca UBS tahminini aktararak, ABD’nin reel GSYİH’sinin bu yıl 1,5-2 puan düşebileceğini ve bu tarifeler yakında geri alınmazsa enflasyonun %5’e yaklaşabileceğini söylüyor.

Roberts, “Gümrük tarifeleri nedeniyle düşen ticaret büyümesi, uluslararası sermaye akışının azalmasına, yatırımların ve iktisadi büyümenin küresel olarak zayıflamasına yol açacaktır,”  diyerek analizini bitiriyor.

Okumaya Devam Et

AMERİKA

Politico: Trump’ın gümrük vergileri Amerikan silah üretimini tehdit ediyor

Yayınlanma

Donald Trump’ın gümrük tarifeleri ve iktisadi programının planlandığı gibi uygulanması halinde Pentagon’un onlarca yıldır oluşturduğu küresel tedarik zincirleri karışabilir, Amerikan silahları daha pahalı hale gelebilir ve Birleşik Krallık ve Avustralya ile denizaltı inşa etmek için ortak girişimler gibi Çin’e karşı uluslararası çabaları zorlaştırabilir.

Politico’ya konuşan çok sayıda diplomat, Kongre üyesi, yetkili ve savunma sanayii analistine göre, ABD’nin tek başına hareket etme yaklaşımı, bu daha geniş tehditlerle birleştiğinde, şüpheci ortakların işbirliği için başka yerlere bakmasına neden olabilir.

Bu da dünyanın büyük bir bölümünü donatan bir endüstriyi parçalayacak ve Washington ile müttefiklerine uzun zamandır fayda sağlayan küresel savunma ilişkisindeki güven ve öngörülebilirliği yok edecektir.

“İhtiyaçlarımız var ve bizim için mantıklı olanı yapacağız,” diyen bir NATO ülkesi diplomatı, kendi ülkelerinde neyi geliştirmeleri gerektiğini incelediklerini vurguladı.

Beyaz Saray, gümrük vergilerini açıklayan kararnamesinde, ABD’nin “temel girdiler için ithalata aşırı bağımlılık olmadan” parça üretmesi gerektiğini söyledi.

Fakat Pentagon onlarca yılını şimdi gümrük vergileriyle karşı karşıya olan küresel bir tedarikçi ve şirket ağı kurmak, finanse etmek ve beslemek için harcadı.

Savunma için herhangi bir ayrıcalık tanınmaması halinde, yönetim bu çalışmaların çoğunu geri alabilir ve ülke ve diğer alıcılar için Amerikan yapımı silah üretimini geciktirebilir.

Eski bir Pentagon satın alma yetkilisi olan Bill Greenwalt, “Malzeme sıkıntısı yaşanacak, kısasa kısas olacak ve müttefiklerimiz ve diğer ortaklarımız misilleme yapacaklar. Potansiyel olarak hayati önem taşıyan bazı malzemeler ya eskisinden çok daha pahalıya mal olacak ya da bulunamayacak,” iddiasında bulunuyor.

AB’den yapılan ithalatta yüzde 20’den İngiltere ve Avustralya mallarında yüzde 10’a kadar değişen küresel tarifeler, uzun süredir başarılı ortak girişimler olarak görülen savunma işbirliklerini de altüst edebilir.

Bu tür programlar arasında, F-35 savaş uçağının yanı sıra Norveç ve İsrail ile önemli roket ve hava savunma projeleri de yer alıyor. Bu ve diğer projeler, Rusya ve Hint-Pasifik’te Çin’e karşı savunma için kilit öneme sahip.

Avrupalı bir yetkili, “En iyi ekipman için ABD’ye güveniyoruz. Avrupa’nın endüstriyel kapasitesi büyük ölçüde gelişti ve biz sadece tüketici değil, güvenlik sağlayıcı olmak istiyoruz,” dedi.

Bu da silahlar için Amerikan parça ve malzemelerine bağımlılığı azaltmak üzere Avrupa’da üretime daha fazla yatırım yapmak anlamına geliyor.

Dahası, Avustralya, İngiltere ve ABD’yi nükleer güçle çalışan denizaltılar inşa etmek ve teknolojileri paylaşmak üzere bir araya getiren, özellikle Biden dönemine ait bir girişim, parça fiyatlarının çok yükselmesi halinde sona erebilir.

Greenwalt, “Parmağınızı şıklattığınızda tedarik ağı kendini yeniden ayarlayamaz. Bu çok zaman, çaba ve çok para gerektirir,” diye konuştu.

Yönetim, silahlar için yabancı parçaları ABD’de üreterek daha fazla yerli istihdam yaratmayı umuyor ama şirketler bu işi yapacak personele sahip olmayabilir.

Savunma sanayii, diğer imalatçıların rekabeti ve genellikle daha fazla ödeme yapan ve istikrarlı bir işe sahip olan gelişen hizmet sektörü nedeniyle çalışanları çekmek için yıllardır mücadele ediyor.

Havacılık ve Uzay Sanayii Derneği’nin uluslararası ilişkilerden sorumlu başkan yardımcısı Dak Hardwick perşembe günü Amerikalı ve Avrupalı savunma yöneticilerinin katıldığı bir toplantıda, “Havacılık ve savunma sektöründe mevcut ihtiyacı karşılayacak yeterli sayıda insan yok,” dedi.

Savunma üretiminin karmaşıklığı birden fazla gümrük vergisi anlamına da gelebilir. Geçen yıl Savunma Bakanlığı’ndan 14,5 milyar dolardan fazla sözleşme koparan Senato Silahlı Hizmetler Komitesi’nin üyesi Demokrat Senatör Mark Kelly, küresel tedarik zincirinin o kadar karmaşık olduğunu ve bazı savunma ürünlerinin bir araya getirilirken birden fazla kez sınırları geçtiğini ve her seferinde daha fazla gümrük vergisi biriktirdiğini belirtti.

Kelly, “Fiyatlar artacak ve Savunma Bakanlığı’nın ödemek zorunda olduğu fiyatlar da artacak. Savunma bütçemiz, eğer aynı türden bir gücü muhafaza etmek istiyorsak, daha da pahalılaşacak,” dedi.

İş dünyası grupları, Pentagon’un daha yüksek maliyetlere maruz kalmasını, tedarik zincirinde önemli aksaklıklar yaşanmasını ve ülkenin güvenlik taahhütlerinin yerine getirilememesini önlemek için savunma sanayine stratejik bir ayrıcalık tanınmasını talep ediyor.

Ticaret Odası Savunma ve Havacılık Konseyi Başkanı Keith Webster, “On yıllar boyunca savunma sanayi tabanımız küresel bir tedarik zinciri üzerine inşa edildi. Bu durumda federal hükümet tüketici konumunda, dolayısıyla fiyatlar artacak,” dedi.

Bazı Cumhuriyetçi milletvekilleri de muafiyet için bastırıyor. Savunma Modernizasyonu Grubu eşbaşkanlarından Senatör Kevin Cramer, “Nihai hedeflerinin her şeyi ülkeye taşımak olduğunu biliyorum. Fakat bu durumda bile, denizaşırı taşımacılık tarife dışı ithalattan daha pahalı olacaktır,” diye konuştu.

Okumaya Devam Et

AMERİKA

ABD, Hür Avrupa Radyosu’nun Rusya yayınını durdurdu

Yayınlanma

Hür Avrupa Radyosu (RFE/RL) Genel Müdürü Stephen Capus, ABD Küresel Medya Ajansı’nın (USAGM) talimatıyla kuruluşun Rusya’ya yönelik uydu yayınlarının durdurulduğunu açıkladı. Bu adım, Başkan Donald Trump’ın USAGM’yi kapatma kararıyla bağlantılıyken, Capus yayını kesenin Rusya değil ABD olduğunu bildirdi.

Medya şirketi Hür Avrupa Radyosu (RFE/RL) Genel Müdürü Stephen Capus, Washington makamlarının, Hür Avrupa Radyosu’nun Rusya’ya yayın yaptığı uydunun faaliyetlerini durdurma kararı aldığını bildirdi.

Yayının engellenmesi, Başkan Donald Trump’ın Hür Avrupa Radyosu’nu finanse eden ABD Küresel Medya Ajansı’nın (USAGM) kapatılması yönündeki talimatının ardından geldi.

Capus, AFP‘ye yaptığı açıklamada, “Bugün işe geldiğimizde USAGM’nin Rusya topraklarını kapsayan uydu hizmetlerini kapattığını gördük,” dedi.

Söz konusu yayının, Rusya, Ukrayna, Orta Asya, Doğu Avrupa ve diğer bölgelerde yayın yapan 24 saatlik Nastoyaşçeye Vremya televizyon kanalına ait olduğu belirtildi.

Hür Avrupa Radyosu Genel Müdürü, USAGM’nin, kanalın Avrupa yayınlarına ilişkin uydu sözleşmelerinin feshedildiğini kendisine bildirdiğini aktardı.

Capus, Hür Avrupa Radyosu’nun Rusya’daki dinleyici ve izleyici kitlesine ulaşmak için başka yöntemleri de bulunduğunu belirtti.

Yetkili, “Ancak bu adımı atan Rus hükümeti değil, USAGM’nin talimatıydı,” diye ekledi.

Genel Müdür, Trump yönetiminin “kapanmalarını istediğini” düşündüğünü ifade etti.

USAGM, 15 Mart’ta Hür Avrupa Radyosu’na, yayın organının faaliyetlerini sürdürmek için kullanılan federal hibe fonlarının askıya alındığını bildirmişti.

Bu karar, ABD Başkanı’nın (Amerika’nın Sesi‘ni de denetleyen) ajansın ve diğer altı federal kurumun tasfiyesine yönelik kararnamesinin ardından gelmişti.

Trump, bu kuruluşların “tüzük dışı bileşenlerinin ve işlevlerinin azami ölçüde tasfiye edilmesini” ve personel sayılarının önemli ölçüde azaltılmasını talep etmişti.

Birkaç gün sonra Hür Avrupa Radyosu, mahkeme aracılığıyla finansmanın kesilmesine karşı geçici bir ihtiyati tedbir kararı aldırmıştı.

Geçen hafta USAGM Direktör Danışmanı Keri Lake, Hür Avrupa Radyosu’nun finansmanını askıya alma kararının iptal edildiğini duyurdu.

Lake, medya şirketine gönderdiği dilekçede, “otoriter rejimlere sahip ülkelerde” yaklaşık 50 milyon kişiye ulaşan Hür Avrupa Radyosu ile yapılan hibe anlaşmasının yenilendiğini belirtti.

Fakat USAGM, Hür Avrupa Radyosu’nun ekim ayına kadar faaliyetlerini sürdürebilmesi için gereken 77 milyon dolarlık fonu henüz tahsis etmedi.

Bu durum nedeniyle şirketin pazartesi günü birçok çalışanını maaş kesintisi yaparak zorunlu izne çıkardığı öğrenildi.

Hür Avrupa Radyosu ve Amerika’nın Sesi’ne veda: Bir devrin sonu mu?

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English