Amerika
Elon Musk, Hunter Biden, Ukrayna ve bazı ‘tesadüfler’

Elon Musk’ın “Twitter Belgeleri” adıyla yayınladığı iç yazışmaların ABD Başkanı Joe Biden’ın oğlu Hunter Biden ile ilgili olması, Beyaz Saray’ı da meşhur “sosyal medya kavgasının” içine çekti.
Ekim ayında Twitter’ı satın alarak platformun yeni patronu olan Musk’ın, geçen hafta serbest gazeteci Matt Taibbi üzerinden yayınladığı iç yazışmalar, sansür tartışmalarını yeniden alevlendirdi.
Yazışmalar, eski Twitter yönetiminin, Hunter Biden ile ilgili skandal haberleri 2020 ABD seçimleri öncesinde sansürlediğini gösteriyordu.
Son günlerde Julian Assange ve Edward Snowden ile ilgili online anketler açarak dikkat çeken Musk’ın kendisi de yayınladığı iç bu yazışmalarla ifşacılığa soyunmuş durumda. Peki daha ilk ifşasında neden Hunter Biden’ı seçti?
Beyaz Saray Basın Sekreteri Karine Jean-Pierre, buna “büyük bir tesadüf” diyor. Düzenlediği basın toplantısında Jean-Pierre, “Bunu ilginç bir tesadüf olarak görüyoruz ve dikkat dağıtıcı bir hamle” ifadelerini kullandı.
Gerçekten tesadüf mü?
Jean-Pierre bunu tesadüf olarak görse de Musk, Hunter Biden ile ilgili haberlerden ilk kez bahsetmiyor.
Bilakis, Twitter’ı satın almayı teklif ettikten yalnızca birkaç gün sonra Hunter Biden haberlerinin sansürlenmesinin yanlış olduğunu söylemişti.
Podcast yayıncısı Saagar Enjeti’yle sosyal medya hesabından sohbet eden Musk, 26 Nisan’da Enjeti’ye yanıt olarak yazdığı tweet‘inde şu ifadeleri kullanmıştı:
“Büyük bir gazetenin Twitter hesabını, gerçek bir haber yayınladığı için askıya almak inanılmaz derecede uygunsuzdu.”
Ne sansürü, ne gazetesi?
İki sene hem insanlık hem de gezegen için çok kısa bir zaman dilimi. Ama konu siyaset, hele de dış siyaset olunca büyük skandalların bile unutulmasına yetiyor.
Bu yüzden önce kısaca Hunter Biden’ı ve şu sansür meselesini hatırlayalım.
Joe Biden’ın başı, küçük oğlu Hunter ile yıllardır dertte.
Ağabeyinin 2015’te beyin kanseri nedeniyle ölmesinin ardından yengesiyle beraber olan, kuzeniyle fuhuş pazarlığı yapan, uyuşturucu bağımlısı Hunter, 2019’da Rus uyuşturucu kaçakçılarıyla takılırken sızmış ve bilgisayarını çaldırmıştı.
Aslında Hunter’ın daha önce de bu şekilde 3 bilgisayarını çaldırdığı biliniyordu.
Asıl tartışma ise ABD’nin çok okunan tabloid gazetelerinden New York Post’un Hunter’a ait olduğu iddia edilen bilgisayarlardan birinin bir tamirciye bırakılan harddisk’inden alınan yazışmaları Ekim 2020’de yayınlamasıyla başladı.
Bu yazışmalar, Biden ailesinin Ukrayna’da karıştığı yolsuzlukları gözler önüne seriyordu ve başkanlık seçimlerine sadece birkaç hafta kalmıştı.
Seçimlerin seyrini değiştirebilirdi
Bu yazışmalar, Hunter Biden’ın, yönetim kurulunda olduğu Ukraynalı enerji firması Burisma’dan aylık 50 bin dolar maaş aldığını ve şirket hakkında soruşturma yürüten başsavcı Viktor Şokin’i kovması için Ukrayna’ya baskı yaptığını gösteriyordu.
Buna göre Joe Biden da, dönemin Ukrayna Başkanı Petro Poroşenko ve Başbakan Arseniy Yatsenyuk’un Şokin’i görevden alması için nüfuzunu kullanmıştı.
Biden kanadının sözcüsü Andrew Bates ise, o dönem başkan adayı olan Biden’ın takviminde böyle bir görüşmenin yer almadığını söyleyerek iddiaları reddetmişti.
New York Post, belgeleri nereden buldu?
İddiaya göre söz konusu harddiskin içindeki bilgileri John Paul Mac Isaac adlı bir bilgisayar tamircisi kopyalamıştı. Isaac bu diski kendini Hunter Biden diye tanıtan birinin bıraktığını ama almaya kimsenin gelmediğini öne sürmüştü.
Tamirci kimse gelmeyince dönemin ABD Başkanı Donald Trump’ın kişisel avukatı Rudy Giuliani’nin avukatı Robert Costello’ya ulaşıp belgeleri verdiğini ve FBI’ı da bilgilendirdiğini söylüyor.
Cumhuriyetçilere yakınlığıyla bilinen New York Post da bu yazışmaları Giuliani’den aldığını savunuyor.
Bütün bu olayların Kasım 2020 seçimlerinden sadece bir ay önce yaşanması özellikle dikkat çekici. Çünkü muhafazakar siyasetçilerin iddiasına göre, “bu bilgiler sansürlenmeseydi seçimin seyrini değiştirebilirdi”.
Trump’ın azil soruşturmasının nedeni de Hunter Biden’dı
Biden ailesinin Ukrayna’da tartışmalı faaliyetlere girişmesi aslında 2014’teki renkli devrime dayanıyor.
O dönem başlayan eylemlerin hızla şiddet olaylarına evrilmesinin ardından Başkan Viktor Yanukoviç görevden alınmış ve yerine Petro Poroşenko getirilmişti.
Ukrayna’nın yakın tarihinin en önemli isimlerinden olan Yanukoviç Rusya’ya, Poroşenko ise ABD’ye yakınlığıyla biliniyordu.
Poroşenko’nun haziran ayında göreve gelmesinden sonra dönemin ABD Başkanı Barack Obama, Ukrayna’yla “ilişkileri güçlendirmek” için yardımcısı Joe Biden’ı görevlendirdi.
Hunter tam da bu sıralarda Burisma’nın yönetim kuruluna girdi.
2016’da iktidara gelen Trump ise Biden’ın o dönemde görevini kötüye kullandığını ve ABD dış politikasını oğlu ile kendisinin Ukrayna’daki menfaatleri için manipüle ettiğini savunuyor.
2019’da ABD Senatosu’nda başlatılan Trump’a yönelik azil soruşturması da Biden ailesinin Ukrayna ile ilişkilerini konu alıyordu.
Çünkü Trump, soruşturmadan birkaç ay önce Ukrayna başkanı olan Vladimir Zelenski ile telefonda bu konuyu konuşmuştu.
İddiaya göre Trump, söz konusu görüşmede rakibi Joe Biden ve ailesine soruşturma açması karşılığında Ukrayna’ya askeri yardımda bulunacağını söylemişti.
Beyaz Saray ise Trump-Zelenskiy görüşmesinin dökümünü yayınlamış ve görüşmenin askeri yardımlarla ilişkisi olmadığını savunmuştu.
Soruşturmanın ardından Trump senatoda aklanmıştı.
Bütün bunların Twitter ile ne ilgisi var?
New York Post’un Hunter Biden belgelerini yayınladığı Ekim 2020’de Trump’ın sosyal medya hesapları bile henüz engellenmemişti.
Ancak hem Twitter hem de Facebook, haber kuruluşuna yayınladığı Hunter belgeleri yüzünden katı bir sansür uyguladı.
Şirketler haberin paylaşımına kısıtlama getirirken, Twitter’da gazetenin hesabı, “kişisel bilgileri ihlal ettiği gerekçesiyle” donduruldu.
Facebook, bu haberle ilgili “incelemeler yürüttüklerini” söyleyerek nispeten yumuşak bir tavır alırken, Twitter’ın tutumu çok daha sertti.
Gazetenin hesabını 16 gün süreyle kapatan Twitter, haberdeki görselleri ya da haberin bağlantısını paylaşan hesapları bile bloke ediyordu.
Twitter sözcüsü Trenton Kennedy, bu uygulama için “bilgilerin siber saldırı yoluyla elde edilmiş olmasını” gerekçe gösteriyordu.
New York Post ise siber saldırıya karışmadıklarını, bilgileri doğrudan Giuliani’den aldıklarını vurguluyordu.
Belgeler gerçek çıktı
Tartışma ve tepkilerin ardından geri adım atan Twitter temsilcileri, daha sonra “saldırıyla ele geçirilmiş materyaller” politikasını güncellediğini duyurdu ama bu kararı geriye dönük olarak New York Post’a uygulamayacaklarını söyledi.
“Tesadüf” o ki Şubat 2022’de Rusya-Ukrayna savaşının başlamasının hemen ardından New York Times’ta konuyla ilgili önemli bir haber yayınlandı. Haberde bilgisayarın gerçekten Hunter Biden’a ait olduğu ve içindeki belgelerin de gerçek olduğu belirtiliyordu.
Birçok yorumcu ise New York Times’ın “zamanlamasının manidar olduğuna” dikkat çekiyordu. Bir görüşe göre belgelerin doğru olduğu, tam da Rus askerlerinin Ukrayna’ya girmesinin ardından duyurulduğu için yeterince gündem olamadı. Hatta belki de gündem olamaması için özellikle bu dönemde kabul edildi.
Zaten New York Times’ın haberi yayınlandığında Trump, Twitter ve Facebook’tan çoktan atılmış ve hatta şirketlerin New York Post’a uyguladığı yaptırımlar da unutulmuştu.
Yeni tartışma konusu ise Rus medyasında veya şirketlerinde çalışan kullanıcılara ayrım gözetmeksizin “Rusya’yla ilişkili hesap” etiketinin çakılmasıydı.
Ağustos ayında Joe Rogan’ın Spotify’daki podcast’ine konuk olan Meta CEO’su Mark Zuckerberg de New York Post’a sansür uyguladıklarını kabul etmişti.
Zuckerberg, FBI’ın seçim sonuçlarını etkileyecek dezenformasyona karşı dikkat uyarısı yaptığını ve bu nedenle haberi sansürlediklerini söylemiş ve şunları eklemişti:
“Bu kararın yanlış olduğunu bilmek beni çok rahatsız ediyor. Yapmamamız gereken bir şeyi yaptık, en kötüsü de bu.”
“Twitter Belgeleri”nde neler var?
Musk’ın gazeteci Taibbi’ye verdiği, eski Twitter yönetiminin iç yazışmalarından oluşan belgeler de tam da bu sansür sürecinde şirkette neler yaşandığını gösteriyor.
Bu dosyalardan yola çıkarak 3 Aralık’ta bir dizi tweet atan Taibbi, Twitter’ın son derece serbest bir iletişim amacıyla kurulduğunu ama zamanla güvenlik gerekçesi yüzünden platforma çeşitli kontrol mekanizmalarının eklendiğini söylüyor.
Buna göre finansal dolandırıcılığa karşı geliştirilen uygulamalar zamanla manipülatif bir boyut kazandı. Siyasi odaklardan platformdaki içeriklere müdahale talebi gelmeye ve yöneticiler de bu talepleri karşılamaya başladı.
Taibbi, 2020’ye gelindiğinde, siyasilerden ünlülere ve şirketlere kadar birçok aktörün Twitter’dan paylaşımları silme talebinde bulunmasının rutin hale geldiğini yazdı.
2020 başkanlık yarışı sırasında Biden’ın ekibinin birçok paylaşım linkini kaldırılmak üzere şirkete ilettiğine değinen Taibbi’nin yayınladığı bir ekran görüntüsünde bir şirket çalışanının, “Biden ekibinden incelenecek daha çok şey var” şeklinde bir e-mail attığı ve “Ele alındı” yanıtını aldığı görülüyor.
Hem Demokrat hem de Cumhuriyetçilerin taleplerde bulunduğunu belirten Taibbi, olumlu karşılananların daha çok Demokrat olduğuna işaret ediyor.
Bütün bunlardan Musk’a ne?
Musk’ın Twitter’a yönelik eleştirilerinin de belli odak noktaları var. Bunlardan biri de Trump’ın ve diğer birçok kullanıcının hesaplarının askıya alınması.
Hatırlarsanız Musk, Twitter’ı satın almayı teklif etmeden hemen önce takipçileri için bir anket açmış ve “Sizce burada ifade özgürlüğüne yeterli önem gösteriliyor mu?” diye sormuştu.
Musk’ın ifade özgürlüğünden ne anladığı tartışılır. Ama görünüşe göre Trump’ın hesabının kapatılması ve New York Post’a uygulanan yaptırımları kendi ifade özgürlüğü anlayışına ters buluyor.
Ayrıca Çin de dahil olmak üzere dünyanın dört bir yanında yatırımları olan bir iş adamı. Bu yüzden sıklıkla Rusya ve Çin’in tarafını tutmakla da eleştiriliyor.
Rusya’yı tutan Musk mı, Ukrayna’yı tutan Musk mı?
Bu eleştiriler en çok da milyarderin Rusya-Ukrayna krizine yönelik çözüm önerisiyle dile getirilmeye başladı.
Musk’ın Ukrayna krizi için Twitter hesabından paylaştığı çözüm önerisi şunları içeriyordu:
1) Rusya’nın aldığı bölgelerde BM gözetiminde seçimler yapılsın. Eğer halkın iradesi gitmesinden yanaysa Rusya bölgeleri bıraksın.
2) Kırım, 1783’ten beri olduğu gibi, resmen Rusya’nın parçası olarak kalsın.
2) Ukrayna tarafsız kalsın.
Buna sert tepki gösteren Zelenski de kendi anketini yaptı ve “Hangi Elon Musk’ı daha çok seviyorsunuz?” diye sordu. Seçenekler, “Ukrayna’yı destekleyen” ve “Rusya’yı destekleyen”den ibaretti.
Musk aslında uzay şirketi SpaceX’in Starlink uydu internetini savaşın başında Ukraynalılara ücretsiz sunarak ve gerekli donanımları ülkeye yollayarak Ukrayna’da çok popüler olmuş, bol bol teşekkür toplamıştı.
Ancak bu önerilerinden sonra Ukrayna’yla ipler öyle gerildi ki uydu interneti bile tartışma konusu oldu.
Starlink’in iletişim cihazlarının cephe hattında kesintiye uğradığına ve bölgeyi Rus güçlerinden geri alma çabalarını engellediğine yönelik haberler Batı basınında yer alınca Musk çok öfkelendi ve artık Ukraynalılara bu hizmeti vermeyeceğini ima etti.
Yine de kısa süre sonra bu imalarından geri adım attı ve Ukrayna’ya internet vermeye devam edeceğini açıklayarak mevzuyu tatlıya bağladı.
Musk, Cumhuriyetçi mi? Biden’la neden anlaşamıyor?
Musk’ın Amerikan iç siyasetiyle ilgili yorumları da sıklıkla gündem oluyor.
Trump’ın hesabını geri getirmek için sarf ettiği çaba ve eski başkanın Twitter’a geri dönmeyeceğini söylemesine rağmen çabalarından vazgeçmemesi, milyarderin Trump’a oy vereceği söylentilerine yol açtı.
Aslına bakılırsa, Güney Afrika doğumlu milyarder, ABD’de yükseldiği sıralarda Demokratlar ve Cumhuriyetçiler arasında denge gözetiyordu.
2002’den bu yana siyasi kampanyalara bir milyon dolardan fazla bağışta bulunmuş, bu paraları da dengeli biçimde iki tarafa da dağıtmıştı.
Biden ve Musk’ın birbirinden pek haz etmediği ise sır değil. Bu durumun arkasında tam olarak ne yatıyor, bilinmez. Ama ikili arasındaki gerginliği en çok yansıtan konu elektrikli araçlar.
Biden elektrikli araçları çok seviyor. Hatta ABD’de satılan araçların yarısının 2030’a kadar elektrikli olmasını istiyor. Bunun için de yılın başından beri sektöre ciddi miktarda yatırım yaptı.
Ancak konuşmalarında ve yatırımlarında Tesla’yı neredeyse görmezden geliyor.
Son olarak Biden, Twitter’da, “Ülke genelinde 500 bin adet elektrikli araç şarj istasyonu kuruyoruz. Büyük Amerika yolculuğu tamamen elektrikli olacak” yazdı. Musk ise bu tweet’e alaycı bir yanıt vererek, “O zaman işe bir Tesla alarak başla” dedi.
We’re building 500,000 electric vehicle charging stations across the country.
The great American road trip will be fully electrified.
— President Biden (@POTUS) December 3, 2022
Trump’ı değil, DeSantis’i işaret ediyor
Musk’ın son dönemde Cumhuriyetçilere yakınsaması yalnızca Biden ile girdiği polemiklerden anlaşılmıyor. Çünkü kendisi de bunu açık açık dile getiriyor.
Geçen ayki ABD ara seçimlerinde Demokrat üstünlüğüyle bitmemesi için Cumhuriyetçileri oy kullanmaya çağırmış, sonra da 2024’teki başkanlık seçimlerinde alacağı tavrı açıklamıştı:
“Geçmişte Demokratlara oy verdim çünkü çoğunlukla iyilik peşindeydiler. Bugün ise bölücülük ve nefret partisi haline geldiler, bu yüzden artık onları destekleyemeyeceğim ve Cumhuriyetçilere oy vereceğim.”
Ama Musk’ın Cumhuriyetçi Parti’de işaret ettiği kişi Trump değil. Milyarderin favori ismi, ara seçimlerde büyük başarı yakalayan Florida Valisi Ron DeSantis.
Musk açıkça DeSantis’i desteklediğini söylüyor. Zaten Florida valisi parti içerisinde de Trump’ın en büyük rakibi olarak görülüyor.
DeSantis’in 2024’te başkan aday adayı olup olmayacağı ise belli değil.
Peki her şey tesadüf mü?
Yazıyı en başa dönerek bitirelim. Beyaz Saray Basın Sekreteri Jean-Pierre, Twitter Belgeleri’nin ilk bölümünün Hunter Biden sansürünü konu almasını “tesadüf” diye nitelemişti.
Ancak bu yazıda sadece ABD’nin değil, tüm dünyanın en zengin insanı olan Musk’ın bir portresini çizdiğimiz görülebilir.
Bolivya’da Eski Devlet Başkanı Evo Morales’in devrilmesinin üzerine “Kimi istersek onu deviririz” diyen Musk, Çin’den Ukrayna’ya geniş bir coğrafya üzerinde söz sahibi olmaya çalışıyor.
Bu uğurda oldukça agresif davranırken, karşısına çıkan her türlü “aileye” yönelik çeşitli “tesadüfler” yaratmaktan çekinmeyecektir.
Amerika
ABD’de Demokrat Parti kasım seçimleri için finansman açığı yaşıyor

The Wall Street Journal gazetesi, ABD’de Demokrat Parti’nin önceki seçimlerde destek veren büyük bağışçılarının bu yıl kasım ayındaki seçim kampanyasına katkı sağlamadığını bildirdi. Gazete, bağış hacmindeki düşüşü partinin performansına duyulan memnuniyetsizliğe ve iç politika konularındaki görüş ayrılıklarına bağladı. Buna karşın bazı yerel Demokrat adaylar, bireysel küçük bağışlarla Cumhuriyetçi rakiplerinin önüne geçmeyi başardı.
The Wall Street Journal (WSJ) gazetesi, ABD’de Demokrat Parti’nin önceki seçimlerde partiye mali destek sağlayan büyük bağışçılarının bir kısmının, bu yıl kasım ayında yapılacak seçimler için kampanyaya bağış yapmadığını bildirdi.
Gazeteye göre, bu durum partinin ulusal düzeyde finansman toplama kapasitesinde daralmaya yol açtı.
Finansör George Soros ve oğlu Alex Soros, 2022 yılındaki ara seçimler sırasında Demokrat Parti Ulusal Komitesine (DNC) yaklaşık 1 milyon dolar bağışlamıştı.
Ancak baba ve oğul, 2026 yılında partiye herhangi bir transfer gerçekleştirmedi. LinkedIn’in kurucu ortaklarından Reid Hoffman ve uzun süredir partiye destek veren diğer bazı büyük bağışçılar da bu yıl DNC’ye katkı sağlamadı.
Demokrat Partinin diğer komiteleri de finansman açısından Cumhuriyetçilerin gerisinde kalıyor.
Toplanan fonlar, televizyon reklamlarından saha çalışanlarının maaşlarına kadar adayların tanıtım faaliyetlerine ilişkin giderlerin karşılanması için kullanılıyor.
Gazete, bağış hacmindeki düşüşün nedenlerinden biri olarak partinin performansına yönelik memnuniyetsizliği gösterdi. Birçok bağışçı, 2024 yılındaki başkanlık seçimlerinde Demokratların adayı Kamala Harris’in yenilgisini hatırlatıyor; Harris’in kampanyası için 1 milyar dolardan fazla toplanmıştı.
Bazı bağışçılar ayrıca, Gazze Şeridi’ndeki savaşa yaklaşım ve Demokratik Sosyalistlerin faaliyetleri konusunda parti tabanında yaşanan görüş ayrılıklarına dikkati çekiyor.
Yerel yarışlarda bireysel bağış farkı
WSJ, ulusal tablodaki bu eğilime rağmen yerel düzeyde bazı Demokrat adayların Cumhuriyetçi rakiplerinden daha fazla fon topladığını kaydetti.
Teksas’tan ABD Senatosu’na Demokrat Parti adayı olan James Talarico, kampanyası için yaklaşık 55 milyon dolar toplarken, Cumhuriyetçi rakibi Ken Paxton yalnızca 4 milyon dolar elde edebildi.
Talarico’nun kampanyasına Reid Hoffman da mali destekte bulundu; ancak toplanan fonların büyük bölümünü büyük işletmeler değil, 200 dolar ve altında bağış yapan bireysel bağışçılar oluşturdu.
ABD’de ara seçimler 3 Kasım 2026 Salı günü yapılacak. Seçimlerde, görev süreleri iki yıl olan Temsilciler Meclisinin 435 üyesinin tamamı ile görev süreleri altı yıl olan senatörlerden 33’ü yeniden seçilecek.
Amerika
Kaliforniya Demokratları “milyarder vergisi”ni kabul etti

Kaliforniya Demokratları, milyarderlerin servetine vergi getirilmesini öngören kasım ayı referandum tasarısını destekledi.
Kaliforniya örgütü bu kararla, tasarıya karşı çıkan Vali Gavin Newsom ve nüfuzlu sendikalara karşı çıktı.
Partinin yönetim kurulu, tasarıyı destekleme ve tarafsız kalma yönündeki önceki oylamaların başarısız olmasının ardından, az farkla tasarıyı destekleme kararı aldı.
Üç kaynağa göre, Temsilci Maxine Waters, San Diego’da düzenlenen yönetim kurulu toplantısına katılarak, 40 Numaralı Önerge’nin kabul edilmesi için kilit öneme sahip “evet” oylarını vermeye teşvik etti.
Önerge, daha önce parti içindeki üst düzey seçilmiş yetkililerden çok az destek almıştı; bunlara Kaliforniya Kongre heyeti üyelerinden sadece biri olan Temsilci Ro Khanna da dahildi.
Verginin savunucuları, başlangıçta partinin desteğini almak için gereken yüzde 60 eşiğini az farkla aşamamışlardı ama daha sonra desteği garantilemek için birkaç oy daha topladılar. Milyarderlere yönelik tek seferlik yüzde 5’lik vergiyi önceleyen sendika SEIU-UHW, bu sonucu, sıradan Demokratların “ilerici” önerinin arkasında birleştiğinin kanıtı olarak hemen değerlendirdi.
SEIU United Healthcare Workers West Başkanı Dave Regan yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Bu destek, Kaliforniyalı Demokratların milyarder vergisi konusunda birleşik olmadığı yönündeki düşünceyi ortadan kaldırıyor; birleşmiş durumdalar. Anketler, kayıtlı Demokratların yüzde 80’inden fazlasının sağlık krizimize yönelik bu kritik çözümü desteklediğini gösteriyor ve şimdi Kaliforniya Demokrat Partisi, bu destekle söz konusu güçlü desteği resmen benimsemiştir.”
Her iki taraf da hafta sonu yapılacak oylama öncesinde destek toplamak için yarışa girdi ve kendi tezlerini güçlendirmek amacıyla destek açıklamaları ve anketler yayınladı.
POLITICO ile paylaşılan ve muhalefet tarafından kullanıldığı belirtilen bir belge, farklı parti üyelerinin nasıl oy kullanabileceğini ve kimlerin ikna edilebileceğini ayrıntılı olarak ortaya koydu.
Waters’ın desteği, Vermont Senatörü Bernie Sanders’ın daha önceki desteğine ek olarak, parti aktivistlerini canlandırmış görünüyordu.
Bir katılımcıya göre, bazı aktivistler oylama sırasında Waters’ın adını haykırdı.
Parti ayrıca, 40 Numaralı Önerge’yi zayıflatmayı amaçlayan ve iki milyarderin desteklediği iki önlemi reddetme kararı aldı.
Servet vergisi, sendikalar arasında bölünmeye yol açtı. Kaliforniya Öğretmenler Birliği ve diğer güçlü grupların muhalefetini çekti.
Bunun bir nedeni, okulları finanse eden zenginlere yönelik gelir vergisinin süresini uzatma çabalarını karmaşıklaştırmasıydı ki bu önlem de kasım ayında yapılacak oylamada yer alacak.
SEIU-UHW, servet vergisini federal sağlık hizmetleri fon kesintilerini telafi etmenin bir yolu olarak sundu.
Fakatr muhalifler, bu tek seferlik verginin, ultra zengin sakinleri ve onların vergi gelirlerini eyalet dışına sürmek de dahil olmak üzere istenmeyen sonuçlara yol açacağı konusunda uyarıda bulundu.
Muhalefetin bir kolunun sözcüsü Evan Westrup, oylama sonrasında yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Vali Newsom, Demokrat Vali Adayı Xavier Becerra, Kaliforniya Öğretmenler Birliği, Kaliforniya Profesyonel İtfaiyeciler Birliği, Kaliforniya Aile Planlaması Dernekleri ve daha pek çok kuruluş, 40 Numaralı Önerge’ye karşı birleşmiş durumda; çünkü bu önerge bütçemiz, ekonomimiz ve geleceğimiz için zararlı. En büyük zorluklarımıza karşı akıllı ve kalıcı çözümlere ihtiyacımız var; sağlık hizmetlerini, eğitimi ve kamu güvenliğini yetersiz bırakan, güvenilmez ve denenmemiş planlara değil.”
Amerika
Chevron CEO’su Wirth: İran savaşı enerji piyasalarını kırılgan ve belirsiz bıraktı

Chevron Yönetim Kurulu Başkanı ve Üst Yöneticisi Mike Wirth, İran savaşının enerji piyasalarını kırılgan ve belirsiz bir yapıya sürüklediğini, petrol ihracat rotalarındaki risklerin genişlediğini belirtti. Wirth, Hürmüz Boğazı ve Kızıldeniz’deki tıkanıklıkların küresel stokları erittiğini söylerken, ABD’nin üretimi artırarak dengeyi desteklediğini ifade etti.
Chevron Yönetim Kurulu Başkanı ve Üst Yöneticisi Mike Wirth, İran savaşının enerji piyasalarında yarattığı etkinin durumu “biraz kırılgan ve belirsiz” hale getirdiğini söyledi.
Wirth, Cuma günü Fox News sunucusu Maria Bartiromo’ya verdiği ve Pazar günü “Sunday Morning Futures” programında yayımlanan röportajda, petrol ihracatına yönelik tüm transit yollarında, özellikle de Hürmüz Boğazı ve Kızıldeniz’de risklerin bulunduğunu belirtti.
Wirth, talebin “oldukça güçlü” olmasına rağmen bazı “zorlukların genişlediğini” kaydetti. Küresel çapta hem stratejik hem de ticari stokların çekildiğine dikkat çeken Wirth, “Durum biraz kırılgan ve belirsizliğini koruyor” dedi.
ABD üretimi artırarak yanıt verdi
Sektörün bu süreçte “iyi iş çıkardığını” dile getiren Wirth, petrol üretimi konusunda ABD’nin “çözümün bir parçası olmak için devreye girmesinin” büyük rol oynadığını vurguladı.
Wirth, “Uzun vadede sistemde bazı değişiklikler göreceğinizi düşünüyorum” diyerek Akdeniz’e uzanacak bir boru hattı geliştirilmesine dair yapılan tartışmalara atıfta bulundu.
Bu boru hattı planı, dünya petrolünün yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nın İran tarafından kapatılmasına ve dünya petrolünün yaklaşık yüzde 5’inin mahsur kalmasına neden olan Husilerin Kızıldeniz ablukasına bir yanıt olarak değerlendiriliyor.
Wirth, çatışmada enerji varlıklarının hedef alınmasının talihsiz bir durum olduğunu belirterek şunları söyledi:
“Bu durum, enerji sisteminin küresel talebi karşılama kapasitesini zayıflatıyor. Piyasaların ne zaman yeni bir dengeye ulaşacağı, bu kapasitenin ne kadar hızlı toparlanacağına bağlı olacak.”
Petrol üreticileri, Suudi Arabistan üzerinden geçecek ve Kızıldeniz’deki Husi ablukasını baypas edecek bir boru hattı kurmayı değerlendiriyor. Bu güzergah, Suudi Arabistan’ın Yenbu kentinden başlayıp Mısır’daki Süveyş Kanalı’na ulaşıyor; ardından Afrika’yı Ümit Burnu üzerinden dolaşarak Asya’ya uzanıyor.
Kpler ham petrol analizi başkanı Homayoun Falakshahi, geçen ay el-Cezire’ye yaptığı açıklamada, buradaki asıl zorluğun küresel talebi karşılamak için yeterli petrolün kanaldan yeterince hızlı geçip geçemeyeceği olduğunu belirtti.
İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatması, 28 Şubat’ta savaşın başlamasından bu yana gaz fiyatlarının fırlamasına yol açtı. AAA verilerine göre ABD’de ulusal ortalama gaz fiyatı Pazar günü 4,10 dolara ulaştı; bu rakam savaş başladığındaki seviyeden 1 dolardan fazla yüksek.
Kapalı rafineriler yeniden gündemde
Beyaz Saray’dan bir yetkili geçen hafta The Hill’e yaptığı açıklamada, Trump yönetiminin kapalı petrol rafinerilerini, özellikle de Venezuela petrolünü işlemek üzere inşa edilen St. Croix rafinerisini yeniden açmayı değerlendirdiğini doğruladı.
Politico’ya konuşan üç sektör yöneticisi ise Beyaz Saray’ın Virgin Adaları’ndan Kaliforniya’ya kadar uzanan rafinerilerin yeniden açılmasını görüştüğünü aktardı.
St. Croix rafinerisi, Çevre Koruma Ajansı’nın (EPA) petrol sızıntılarının ve hava kirliliğinin “halk sağlığı için yakın risk” oluşturduğu gerekçesiyle 60 günlük kapatma kararı almasının ardından 2021’de süresiz olarak kapatılmıştı.
Dünya Basını1 hafta önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi4 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Avrupa2 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Dünya Basını6 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Avrupa2 hafta önceAlmanya, silahlanmak için borçlanıyor
Dünya Basını1 hafta önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı
Avrupa6 gün önce‘Yeraltı ülkesi’ geri geliyor: İsviçre sığınaklarında yeni ‘savaş düzenlemesi’












