Avrupa
Eni CEO’su Descalzi’den Avrupa’ya gaz uyarısı

İtalyan enerji şirketi Eni’nin CEO’su Claudio Descalzi, Hürmüz Boğazı’ndaki yeni ablukanın küresel enerji dengesini değiştirdiğini belirterek Avrupa’yı yüksek gaz fiyatları konusunda uyardı. Descalzi, Rus gazına yönelik tam ambargonun yürürlüğe gireceği Ocak 2027’den itibaren Avrupa’nın yaklaşık 36 milyar metreküplük açığı kapatmak zorunda kalacağını ifade etti.
İtalyan enerji grubu Eni’nin CEO’su Claudio Descalzi, Hürmüz Boğazı’nda uygulanan yeni ablukanın küresel enerji haritasını kökten değiştirdiğini açıkladı.
Il Sole 24 Ore gazetesinin aktardığına göre Descalzi, İtalya Temsilciler Meclisi Üretim Faaliyetleri Komisyonundaki oturumda konuştı.
Mevcut piyasa koşullarını değerlendiren Descalzi, “Enerji perspektifinden bakıldığında, fiyatların henüz bu sorunu tam olarak yansıtmadığı bir süreçten geçiyoruz. Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) ülkeleri tarafından yaklaşık 400 milyon varillik rezervin piyasaya sürülmesi, petrolün varil fiyatının 90 ile 100 dolar arasında tutulmasına yardımcı oldu” dedi.
İran ile yapılan anlaşmanın ardından petrol fiyatlarının 68 dolara kadar gerilediğini anımsatan Descalzi, 11 Temmuz’dan bu yana Hürmüz Boğazı’ndan hiçbir geminin geçiş yapamaması nedeniyle fiyatların yeniden 85 dolar seviyesine yükseldiğini belirtti. Eni yöneticisi, “Bu durum hem Avrupa hem de küresel ölçek için kartların yeniden dağıtılması anlamına geliyor” ifadesini kullandı.
“Dizel ve jet yakıtında tedarik sıkıntısı yaşanıyor”
Descalzi, temel zorlukların petrol ürünleri, özellikle de dizel ve jet yakıtı tedarikindeki eksikliklerden kaynaklandığına işaret etti. Rusya pazarından çıkılmasının ardından söz konusu ürünlerin yaklaşık yüzde 60’ının Basra Körfezi’nden ithal edildiğini belirten Descalzi, mevcut durumda yüzde 95 kapasiteyle çalışan ABD rafinerilerinin bu açığı kapatmaya çabaladığını aktardı.
Doğalgaz arzı konusuna da değinen Descalzi, Rus doğalgazı ithalatına yönelik tam yasağın yürürlüğe gireceği Ocak 2027’den itibaren Avrupa’nın ABD veya Doğu Asya ülkelerinden yaklaşık 36 milyar metreküplük alternatifi devreye sokmak zorunda kalacağını kaydetti. Bu durumun ek bir baskı yaratacağını vurgulayan Descalzi, Avrupa’daki gaz depolama tesislerindeki durumun geçen yıla kıyasla daha zayıf olduğunu ifade etti.
İtalya’nın depolama tesislerindeki doluluk oranının yüzde 71 ila 72 ile geçen yılki seviyelerde seyrettiğini belirten Descalzi, bazı Avrupa Birliği (AB) ülkelerinde bu oranın çok daha düşük olmasının endişe yarattığını dile getirdi.
Rusya ve Ortadoğu eksenli eski tedarik yapısının tamamen çöktüğünü ve yakın gelecekte eski haline dönmesinin pek mümkün görünmediğini vurgulayan Descalzi, Basra Körfezi’nden sevkiyatlar yeniden başlasa bile bölgeye yönelik risk primlerinin yüksek kalmaya devam edeceğini, bunun da borçlanma maliyetlerini, sigorta poliçelerini ve yatırımları doğrudan etkileyeceğini sözlerine ekledi.
Enerji krizinin arka planı
Uluslararası Enerji Ajansı (UEA) Başkanı Fatih Birol da daha önce yaptığı açıklamada, 2022’deki enerji krizinin ardından Avrupa’nın yaptığı en büyük hatanın, ekonominin ithal fosil yakıtlara olan bağımlılığını azaltma konusundaki yavaşlığı olduğunu savunmuştu.
Ukrayna’daki askeri operasyonun başlaması, Kuzey Akım boru hatlarındaki hasarlar ve Rus gazı sevkiyatındaki keskin düşüşler nedeniyle Avrupa’da 2022 yılında derin bir enerji krizi baş göstermişti.
Gaz ve elektrik fiyatlarının tarihi zirvelere ulaşması enflasyonu tırmandırırken hanehalkı ve işletmelerin maliyetlerini artırmış, enerji arz güvenliğine yönelik riskleri belirginleştirmişti.
Bu süreçte AB, gaz ithalatını çeşitlendirmek adına sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) alımlarını artırmış, enerji tüketimini azaltıcı önlemler almış ve Rus fosil kaynaklarından tamamen çıkış hedefi doğrultusunda yenilenebilir enerjinin payını yükseltmişti.
Batılı ülkeler Rusya’ya yönelik tavan fiyat uygulaması dahil olmak üzere çeşitli yaptırımlar uygularken, Moskova yönetimi de bu sınırlamalara katılan ülkelere hammadde satışını durdurarak yanıt vermişti.
Financial Times’ın verilerine göre, 2023 yılında AB’nin ithal ettiği LNG’nin neredeyse yarısı ABD’den sağlanırken, Katar da önemli bir tedarikçi olarak öne çıktı.
Avrupa
Fransa ile Hollanda arasındaki 400 yıllık sınır ihtilafı bitti

Fransa Ulusal Meclisi, Karayipler’deki Saint-Martin Adası üzerinde Hollanda ile yaşanan yaklaşık 400 yıllık sınır anlaşmazlığını çözen yasayı onayladı. 2017 yılındaki Irma Kasırgası’nın yıkıcı etkileri üzerine hazırlanan 2023 tarihli anlaşma, adadaki belirsiz sınır hattını hukuki güvenceye kavuşturuyor.
Fransa Ulusal Meclisi, Karayipler’de yer alan Saint-Martin Adası’ndaki Fransa ve Hollanda toprakları arasında kesin sınır hattının belirlenmesine yönelik anlaşmayı onayladı.
Fransız parlamentosunun internet sitesinde yayımlanan karar, Paris ile Lahey yönetimleri arasında neredeyse dört asır önce imzalanan adayı paylaşma mutabakatını yasal bir çerçeveye oturtuyor.
Meclis genel kurulunda kabul edilen yasa tasarısı, Saint-Martin’in Fransız kesimi ile Sint Maarten adını taşıyan Hollanda kesimi arasındaki sınırın çizilmesine ilişkin 2023 yılında varılan anlaşmanın onaylanmasını öngörüyor.
Bu adım, Avrupa’nın en sıra dışı sınır hatlarından birine hukuki netlik kazandırıyor. Adanın Fransa idaresindeki kuzey kısmı Avrupa Birliği toprağı kabul edilirken; Hollanda Krallığı’na bağlı özerk bir bölge olan güney kısmı Avrupa Birliği sınırlarının dışında kalıyor.
Bölge sakinleri, iki tarafta farklı gümrük, göç ve vergi sistemleri yürürlükte olmasına rağmen her gün serbestçe sınır geçişi yapıyor.
İki ülke arasındaki sınır ihtilafının kökeni, Fransa ve Hollanda’nın adayı bölüşme konusunda anlaştığı ancak kesin sınır çizgisini resmi belgelere dökmediği 1648 yılına kadar uzanıyor.
Yüzyıllar boyunca fiili duruma göre şekillenen bu belirsizlik; lagün çevresindeki işletme izinleri, kolluk kuvvetlerinin yetki alanları ve çevre yönetimi gibi konularda sürekli idari ve hukuki tartışmalara yol açtı.
Sürecin çözüme kavuşmasında, 2017 yılında adadaki yapıların yüzde 95’inden fazlasını yerle bir eden Irma Kasırgası belirleyici rol oynadı.
Fransa Avrupa ve Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot tarafından yasa tasarısına eklenen gerekçeli raporda, kasırganın yarattığı büyük yıkımın ardından iki ülkenin ada üzerindeki yakın işbirliği ihtiyacının derinleştiği ve sınır hattının netleştirilmesi konusunun aciliyet kazandığı ifade edildi.
Yasa tasarısının parlamento sürecini yürüten Milletvekili Bertrand Bouyx hazırladığı raporda, “Fransa, en eski toprak anlaşmazlıklarından birini çözüme kavuşturmuş olmaktan gurur duyabilir” değerlendirmesini yaptı.
Fransa’daki onay sürecinin tamamlanmasının ardından, yeni sınır hattının resmiyet kazanarak yürürlüğe girmesi için Hollanda Krallığı Parlamentosu’nun da anlaşmayı onaylaması gerekiyor.
Hollanda Krallığı; Hollanda’nın Avrupa’daki topraklarının yanı sıra Karayipler’deki Aruba, Curaçao ve Sint Maarten özerk bölgelerinden oluşuyor.
Avrupa
AB Komisyonundan İspanya ve Macaristan’a reform çağrısı

Avrupa Birliği Komisyonu, yıllık Hukukun Üstünlüğü raporunda İspanya ve Macaristan’ı yargı, şeffaflık ile yolsuzlukla mücadele güvencelerini güçlendirmeye çağıracak. AB yürütme organı, İspanya’yı üst düzey kamu görevlilerinin mal bildirimleri ile çıkar çatışması kurallarını sıkılaştırma konusunda yetersiz kalması nedeniyle eleştiriyor.
Avrupa Birliği (AB) Komisyonu, hazırladığı yıllık Hukukun Üstünlüğü raporunda İspanya ve Macaristan’a yargı, şeffaflık ve yolsuzlukla mücadele mekanizmalarını güçlendirecek reformları hızlandırma çağrısı yapacak.
AB yürütme organının cuma günü yayımlanması planlanan yıllık raporunun Politico’nun ulaştığı kısmına göre, Madrid yönetiminin üst düzey kamu görevlilerine yönelik çıkar çatışması kuralları ve mal beyanı yükümlülüklerini sıkılaştırma konusunda yalnızca sınırlı ilerleme kaydettiği belirtiliyor.
Madrid hükümetinin Kamu Dürüstlüğü Yasası taslağı hazırladığını ve Devlet Yolsuzlukla Mücadele Planı’nı kabul ettiğini belirten AB Komisyonu, buna karşın mevcut kuralların fiili uygulamasında iyileşme kaydedilmediğini aktardı.
Komisyon, etkili soruşturma ve yaptırım yetkilerine sahip bağımsız bir denetim mekanizmasının kurulması da dahil olmak üzere mevcut kuralların daha sıkı uygulanmasını talep etti.
Söz konusu rapor, AB üyesi 27 ülkenin hukukun üstünlüğü ilkelerine uyumunu değerlendirmek ve bu doğrultuda tavsiyelerde bulunmak amacıyla yılda bir kez yayımlanıyor.
Raporun İspanya ile ilgili bölümleri, İspanya mahkemesinin, Başbakan Pedro Sánchez’in kardeşi David Sánchez için usulsüz şekilde kamu sektörü kadrosu oluşturulduğuna karar vermesinden birkaç gün sonra gündeme geldi.
İspanya Başbakanı Sánchez, kendisinin ve ailesinin siyasi amaçlı hukuki süreçlerin hedefi olduğunu savunarak muhafazakar yargıçları yargıyı siyasi araç olarak kullanmakla suçluyor.
AB Komisyonu ayrıca İspanya’nın lobicilik faaliyetlerine yönelik reformlarında da sınırlı ilerleme sağlandığını tespit etti.
Lobicilik faaliyetlerinde şeffaflığı artırmayı amaçlayan yasa taslağının henüz parlamentoda onaylanmadığına işaret eden Komisyon, İspanya’ya lobiciler için zorunlu bir kamu sicili oluşturulmasını da içeren bu mevzuatı tamamlama çağrısı yaptı.
Macaristan’daki eksiklikler
Raporda Macaristan da çeşitli eleştirilerle karşı karşıya kaldı. AB Komisyonu, Macaristan’da alt derece mahkemelerindeki dava dağılımının daha şeffaf hale getirilmesi konusunda hiçbir ilerleme kaydedilmediğini belirtti.
Raporda ayrıca hakim, savcı ve adliye personelinin maaş artışlarının yapısal bir düzende uygulanmasını sağlayacak adımlarda yeni bir ilerleme olmadığı bilgisi yer aldı.
Macaristan’da yeni lobicilik kurallarının ve kamu görevlilerinin özel sektöre geçişine ilişkin düzenlemelerin bulunmamasını da eleştiren Komisyon, Budapeşte yönetimine dürüstlük çerçevesini güçlendirecek kapsamlı bir yasayı kabul etme çağrısında bulundu.
Bu tespitler, Macaristan Başbakanı Péter Magyar’ın göreve gelmesinin ardından hukukun üstünlüğünü yeniden tesis etme ve Macaristan’ın AB ile gerilen ilişkilerini düzeltme sözü verdiği bir dönemde yapıldı.
AB Komisyonu, mal beyanı sistemi reformları ve sivil toplumu etkileyen bazı önlemler dahil olmak üzere belirli alanlardaki ilerlemeleri kabul etmekle birlikte, önemli eksikliklerin devam ettiğini vurgulayarak yeni hükümeti yargı ve yolsuzlukla mücadele reformlarını kararlılıkla sürdürmeye çağırdı.
Avrupa
AB genişlemesinde Batı Balkanlar için kademeli geçiş formülü

Almanya Başbakanı Friedrich Merz ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Karadağ’da düzenlenen Avrupa Birliği-Batı Balkanlar Zirvesi’nde bölge ülkelerinin birliğe hızlı katılımı için ortak destek verdi. Tivat kentindeki zirvede iki lider, 13 yıldır yeni üye kabul etmeyen birliğin de bu gecikmede sorumluluğu olduğunu belirterek müzakereleri hızlandıracak kademeli bir entegrasyon modeli önerdi.
Almanya Başbakanı Friedrich Merz ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Karadağ’da gerçekleştirilen AB-Batı Balkan Zirvesi’nde hızlı genişleme çağrısı yaparken, Batı Balkan devletlerinin henüz birliğe katılamamış olmasında Avrupa Birliğinin de sorumluluğu olduğunu belirtti.
Almanya Başbakanı Merz, “Eğer 13 yıldır yeni üye kabul etmediysek, bu durum Avrupa Birliği tarafındaki eksiklikleri de gösterir. Bugün bunları aşmak istiyoruz” değerlendirmesini yaptı.
Merz, birliğin genişleme kapasitesini ve bu yöndeki iradesini ortaya koyması gerektiğini dile getirdi.
Batı Balkan bölgesinde Karadağ’ın yanı sıra Arnavutluk, Bosna Hersek, Kosova, Kuzey Makedonya ve Sırbistan yer alıyor. Söz konusu altı ülkenin tamamı uzun yıllardır birliğe üye olmak amacıyla resmi başvuruda bulunmuş durumda.
“Hafifletilmiş üyelik” modeli gündemde
Fransa Cumhurbaşkanı Macron, bölgenin AB için taşıdığı önemi vurguladı. Enerji, güvenlik ve göç rotaları gibi başlıkları işaret eden Macron, Avrupa’nın bağımsızlığının da Batı Balkanlar’da belirleneceğini, bu nedenle bölgenin jeopolitik açıdan kritik önemde olduğunu söyledi.
Merz ve Macron, Adriyatik kıyısındaki Tivat kentinde düzenlenen zirveye, aday ülkeleri birliğe daha hızlı yakınlaştırmak amacıyla hazırladıkları ortak taslakla katıldı.
İki liderin önerdiği modele göre, aday ülkelere AB kurumlarında gözlemci statüsü verilecek. Bu ülkelerin karar alma süreçlerine daha yakın katılım sağlaması ve kademeli entegrasyon yoluyla AB iç pazarına ayrıcalıklı erişim elde etmesi amaçlanıyor. Bu adımlarla aynı zamanda reform sürecinin de hızlandırılması hedefleniyor.
Ortak belgede, “aşırı bürokratik ve formalist prosedürlerin” basitleştirilmesi ve müzakere sürecinin hızlandırılması gerektiği kaydedildi.
Metinde, “gerçek bir Avrupa birliği” inşa etmek için başarı odaklı, kademeli bir entegrasyon çerçevesinde ek teşvikler sunulması gerektiği vurgulandı. Ancak iki lider de nihai hedefin daha hızlı bir tempoda tam üyelik olduğunu belirtti.
Zirveye farklı tepkiler
Aday ülkeler arasında üyelik sürecinde en ileri aşamada olan ülke Karadağ, ikinci sırada ise Arnavutluk yer alıyor. AB Komisyonunun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Marta Kos, Karadağ’ın 2028 yılı sonunda birliğin 28. üyesi olarak kabul edilebileceğini bildirdi.
Balkan ülkelerinden girişime yönelik farklı tepkiler geldi. Karadağ Cumhurbaşkanı Jakov Milatovic, zirveyi bir “dönüm noktası” olarak nitelendirerek, “Toplantımız tüm Batı Balkan ülkeleri için yeni bir umut ve taze bir enerji sunuyor” ifadesini kullandı.
Arnavutluk Başbakanı Edi Rama ise daha temkinli bir yaklaşım sergileyerek, bu girişimle birlikte “tartışmanın derinleştiğini” kaydetti.
Merz ve Macron’u hızlı genişleme için daha fazla çaba göstermeye çağıran Rama, Arnavutluk’un katılım tarihi hakkında ise öngörüde bulunmaktan kaçındı. Rama, “Arnavutluk’un ne zaman üye olacağını tahmin etmek imkansız. Dünyada tahmin edilemeyecek üç şey vardır: Tanrı, seks ve AB” dedi.
Brüksel yönetimi, bazı aday ülkelerin, özellikle de Sırbistan’ın Rusya ile geliştirdiği yakın ilişkileri eleştirel bir yaklaşımla izliyor. AB, Belgrad yönetimine Rusya’ya yönelik yaptırımlara katılması yönünde düzenli olarak çağrı yapıyor.
Gözlemcilere göre, 2020 yılından bu yana NATO üyesi olan Kuzey Makedonya ise Sırbistan ve Çin’in nüfuz alanına girme riskiyle karşı karşıya.
Bununla birlikte bölge ülkeleri arasında, özellikle Sırbistan ile Kosova ve Sırbistan ile Karadağ arasında zaman zaman yüksek gerilimler yaşanıyor.
Kosova, 2008 yılında Sırbistan’dan bağımsızlığını ilan etmiş ancak Belgrad bu bağımsızlık kararını tanımamıştı. Karadağ ise 2006 yılında Sırbistan ile olan devlet birliğinden ayrılarak bağımsız bir devlet olmuştu.
Görüş2 hafta önceZirve Salonunda Konuşulmayacak Hikâye: NATO Üyeliğinin Gerçek Bedeli
Diplomasi1 hafta önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Görüş1 hafta önceAnkara’nın ikinci zirvesi: 22 yılın ardından NATO, kuralları yeniden yazan bir Türkiye’ye dönüyor
Amerika1 hafta önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Dünya Basını2 hafta önceİran Ali Hamaney’e veda ediyor: Yas, hafıza ve sessizlik
Asya1 hafta önceXi, bilim ve teknoloji inovasyonuyla Çin modernleşmesinin ilerletilmesi çağrısı yaptı
Dünya Basını2 hafta önceABD, Venezuela’daki depremi fırsata çeviriyor
Diplomasi1 hafta önceNATO liderleri Ankara Deklarasyonu’nu kabul etti








