Bizi Takip Edin

Ortadoğu

Erdoğan 13 yıl sonra Bağdat’ta: 2 Anlaşma 20’den fazla mutabakat zaptı imzalanması bekleniyor

Yayınlanma

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 13 yıl aradan sonra bugün Irak’a gitti. Erdoğan’ın ziyaretinde, iki ülke arasındaki su krizi, petrol ihracatı, Kalkınma Yolu Projesi ve güvenlik konuları ele alınacak.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, günübirlik ziyareti kapsamında, Bağdat’ta Cumhurbaşkanı Abdullatif Reşid ve Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani ile görüşecek. Erdoğan ile Sudani ortak basın toplantısı düzenleyecek, iki ülke arasında anlaşmalar imzalanacak. Erdoğan, temasları çerçevesinde daha sonra Erbil’e ziyaret gerçekleştirecek.

Ziyarette Erdoğan’a, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun ile Cumhurbaşkanı Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanı Büyükelçi Akif Çağatay Kılıç da eşlik ediyor.

Irak Haber Ajansı’nın aktardığına göre, Irak hükümet sözcüsü Basim el-Awadi Erdoğan’ın ziyaretinde, biri su dosyasını ilgilendiren iki stratejik anlaşma ve 20’den fazla mutabakat zaptı imzalanacağını söyledi.

Awadi, ziyarette gündeme gelecek konuların önceden üzerinde çalışılarak hazırlandığını açıkladı ve “Türkiye Cumhurbaşkanı’nın Bağdat’ı en son 2011 yılında ziyaret etmiş olması nedeniyle bu ziyaret tarihi bir önem taşıyor” dedi ve ekledi: “Ziyaret, Irak-Türkiye ilişkilerinde daha önce görülmemiş bir şekilde önemli bir başlangıç noktası, Irak ve Türkiye arasındaki sorunların giderilmesinin başlangıcı olacak.”

Awadi ziyarette ele alınacak konularla ilgili şöyle konuştu: “Ziyaret sırasında büyük bir sürpriz yaşanacak, çünkü su dosyasıyla ilgili stratejik bir anlaşmanın imzalanmasına tanıklık edeceğiz. Başbakan ortak basın toplantısında, Irak halkına büyük bir sürpriz ve müjde niteliği taşıyan bu anlaşmanın detaylarını açıklayacak.”

“İkinci dosya ise Kalkınma Yolu Projesi. Bu projenin temellerini atmaya başlamak üzere dörtlü bir anlaşmanın imzalanmasına hazırlık amacıyla Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri Ulaştırma Bakanlarının da katılımıyla dörtlü görüşmelerin yapılma ihtimali var.”

Awadi, “Üçüncü dosya ekonomik ve ticari ilişkiler, dördüncüsü ise Türk tarafı için büyük bir endişe kaynağı olarak görülen ve son dönemde çok büyük düzenlemelerin yapıldığı, Irak ve Türkiye arasındaki ortak güvenlik komitelerinin sürekli çalıştığı, bir strateji ve çözümlerin geliştirildiği, özellikle PKK ile ilgili güvenlik dosyası olacak” dedi.

Petrol ihracatı sorununun çözülmesi bekleniyor

Uzmanlar, Irak’tan Türkiye’ye geçen yıl durdurulan ve Erbil-Bağdat arasındaki anlaşmazlıklar nedeniyle yeniden başlatılamayan petrol ihracatı konusunun Erdoğan ziyaretiyle çözülebileceğini değerlendiriyor.

Paris merkezli Uluslararası Tahkim Mahkemesinin Türkiye ile Irak arasındaki petrol ihracatı konusunda verdiği karar sonrası 25 Mart 2023’te Irak’tan Ceyhan Limanı’na petrol akışı durdu. Erbil ve Bağdat’ın petrol ihracatı konusunda henüz anlaşmaya varamaması nedeniyle Irak ekonomisinin bir yılda yaklaşık 14 milyar dolar zarar gördüğü tahmin ediliyor.

AA’ya konuşan Iraklı enerji uzmanları, Irak’tan Türkiye’ye petrol ihracatının yeniden başlatılmasının hem iki ülke için hem de Bağdat-Erbil ilişkileri için olumlu etkileri olacağını düşünüyor.
Enerji uzmanı Mazin es-Saad, “Irak ve Türkiye arasındaki olumlu hava bu konuyu (petrol sevkiyatı) birinci gündem maddesi yapabilir. Erdoğan’ın ziyaretinden iki ülke çıkarına hizmet edecek sonuçların çıkmasını umut ediyor ve bekliyoruz” diye konuştu.

Enerji uzmanı Hamza Cevahiri de Irak’ın Kerkük’ten Fişhabur’a giden petrol boru hattının onarımını tamamladığını ifade ederek, burada test amaçlı petrol sevkiyatının yapıldığını söyledi. Cevahiri, “Petrol sevkiyatının yeniden başlaması hem Irak hem de Türkiye için iyi olacak ve iki ülke de bunu memnuniyetle karşılar. Bu konuda bir sorun görünmüyor” ifadelerini kullandı.

Irak Enerji Merkezi Başkanı Fırat Musevi de Irak’ın günlük 350 bin varil petrol transfer etme kapasitesine sahip olan boru hattını onarmayı sürdürdüğünü ifade etti. “IKBY’den üretilen petrolün merkezi yönetimin denetimine girmesi lazım” diyen Musevi, “Bu da Irak’ın petrolü Türkiye’ye sevk etmesinde elini güçlendirecektir” yorumunda bulundu.

“Bağdat-Erbil müzakerelerine kapı açar”

Musevi, “Irak petrol boru hattının yeniden çalıştırılması Bağdat ve Erbil arasında müzakerelere büyük bir kapı açar” değerlendirmesinde bulunarak, şunları söyledi: “Sonuçta IKBY petrolünün sevkiyatı merkezi yönetimin bütçesinin faydasına olacak. Nitekim Federal Mahkeme, tüm petrolün SOMO aracılığıyla sevk edilmesine karar verdi. IKBY’den yeniden petrol satışı meselesi, Erdoğan’ın Irak ziyareti sırasında yapılacak müzakerelere bağlı olacak.”

Enerji uzmanı Rubin Semed de petrol ihracatının IKBY ekonomisi üzerinde ciddi etkisi olduğunu belirterek, petrol akışının durmasının bölgede çalışan çok sayıdaki petrol şirketleri için endişeye yol açtığını vurguladı.

Petrol ihracatının önünde petrol şirketleriyle yapılan anlaşmalar ve Irak ve IKBY’de petrolün çıkarılmasına ilişkin fiyatlandırmadaki farklılıklar gibi engeller olduğunu anlatan Semed, bunların kaldırılmasıyla birlikte ihracatın kolay bir şekilde yeniden başlayabileceğine işaret etti.
Semed, petrol akışının yeniden başlamasının bölgedeki petrol şirketlerinin faaliyetlerini motive edeceğini vurgulayarak, “Petrol arzının sürmesi ile bölge ile Türkiye arasındaki ekonomik ve ticari ilişki daha iyi bir noktaya gider. (IKBY’deki) Pazar ve ticarette de olumlu yansır” ifadelerini kullandı.

Enerji uzman Şehriyar Şeyhler, petrol ihracatının IKBY ekonomisinin bel kemiği olduğunu belirterek, Bağdat-Erbil arasındaki en büyük siyasi sorunun da petrol sorunu olduğu değerlendirmesinde bulundu.
Petrol ihracatının durması nedeniyle 13 aydır bazı şirketlerin IKBY’yi terk ettiğini belirten Şeyhler, ihracatın yeniden başlamasının hem bu şirketler hem de bölgedeki yatırımlar için olumlu yansımaları olacağını kaydetti. Şeyhler, “Petrol ihracatının durmasıyla Kürdistan Bölgesi ekonomisi gün geçtikçe sekteye uğradı. Bana göre petrol arzının devam etmesi, ekonomiyle ilgili konulan planların uygulanmaya geçmesini de kolaylaştıracak” ifadelerini kullandı.

Petrol ihracatının başlamasıyla Erbil ve Bağdat arasındaki sorunlu konulardan olan IKBY memur maaşlarına ilişkin sorunun da çözülebileceği yorumunda bulunan Şeyhler, şunları söyledi: “(Erbil ve Bağdat arasındaki) Bazı sorunların da çözümüne katkı sağlayacak olan bu (petrol akışının yeniden başlaması) durum, Erbil-Bağdat’ın yakınlaşması ile Erbil-Türkiye arasındaki siyasi ve ekonomik ilişkilerin de daha çok gelişmesine imkan sağlayacak.”

Ortadoğu

Trump: Hamas tamamen silahsızlanmayı kabul etti

Yayınlanma

ABD Başkanı Donald Trump, “Barış Kurulu”nun Hamas ve Gazze’deki diğer silahlı grupların “tamamen silahsızlandırılması” konusunda bir anlaşmaya vardığını söyledi.

Barış Kurulu yaptığı açıklamada, anlaşmanın aylar süren “yoğun ve iyi niyetli müzakerelerin” sonucu olduğunu ve kurulun artık uygulamanın gerçekleştirilmesine odaklandığını belirtti.

“Hamas’tan üst düzey bir yetkili” BBC’ye yaptığı açıklamada, örgütün Gazze’de tamamen silahsızlandırılmasını öngören Barış Kurulu’nun planını kabul ettiğini ve yakında resmi bir açıklama yapılacağını belirtti.

Bu anlaşma, ABD’nin arabuluculuğunda hazırlanan Gazze ateşkes planının ikinci aşamasının bir parçası ve Hamas’ın silahsızlandırılması, İsrail birliklerinin çekilmesi ve Gazze’nin yeniden inşasını içeriyor.

ABD Başkanı, “silahsızlandırma tamamlandıkça” İsrail’in Gazze’den çekileceğini belirterek, anlaşmayı “Gazze’nin nihayet yeni bir Filistin hükümeti tarafından yönetilmesine doğru atılmış kritik bir adım” olarak nitelendirdi.

Trump, Truth Social’da paylaştığı bir gönderide, “Uluslararası İstikrar Gücü, Gazze’nin sakinleri ve komşuları için güvenli olmasını sağlamak üzere yeni bir Filistin polis gücüyle birlikte çalışacak,” dedi.

Trump, anlaşmanın “Trump 20 Madde Planı’nın uygulanmasında önemli bir dönüm noktası” olduğunu belirtti ve arabulucular olan Mısır, Katar ve Türkiye’ye teşekkür etti.

Bir ABD’li yetkili, gazetecilerle yaptığı telefon görüşmesinde, Hamas’ın silahsızlandırılmasının ardından İsrail’in Gazze’den çekilmeyi kabul edeceğine dair ABD’nin ne kadar umutlu olduğu sorulduğunda, “İsrail’den, başlangıçta kabul ettikleri 20 madde planına uymaktan başka bir şey istemiyoruz. Bu nedenle, İsrail’in bu plana uyacağından çok eminiz,” dedi.

Yetkili, İsrail’in geri çekilmeme kararı alması halinde Trump’ın “çok hayal kırıklığına uğrayacağını” belirtti. Yetkili, ABD’nin İsrail’in iyi bir ortak olmaya devam edeceğine inandığını da ekledi.

BBC, Hamas’ın elinde kalan ağır silahların Filistin denetimi altında envanterinin çıkarılması ve depolanmasını öngören anlaşmayı inceledi.

Bu anlaşma, Trump’ın desteklediği Gazze barış girişiminin ilerlemesindeki en önemli engeli ortadan kaldırabilir.

ABD’li yetkililer, Hamas’ın tüneller, silah depoları ve üretim tesislerinden oluşan ve “devlet benzeri” olarak tanımladıkları askeri altyapısını sökmeye başlamadan önce, Gazze’deki daha küçük grupların silahsızlandırılacağını belirtti.

Yetkililer, bu sürecin çok daha uzun süreceğini kabul etti.

Yetkililer , planın kasıtlı olarak “sıfır güven” prensibine dayandığını ve doğrulama mekanizması içerdiğini, ne Hamas ne de İsrail’in karşı taraf taahhütlerini yerine getirene kadar bir sonraki aşamaya geçeceğini belirtti.

Devlete bağlı Al-Qahera News’in bildirdiğine göre, Kahire “yakında” ABD, Katar ve Türkiye’nin de dahil olduğu Gazze ateşkes arabulucularının bir toplantısına ev sahipliği yapacak.

Günün erken saatlerinde Reuters’a konuşan isimsiz kaynaklar, Kahire’de arabulucular ile Hamas liderleri arasında ABD’nin arabuluculuğunda hazırlanan Gazze barış planının uygulanmasına ilişkin görüşmelerde nadir görülen bir ilerleme kaydedildiğini bildirmiş ama bir İsrailli yetkili önerilen şartların tatmin edici olmadığını söylemişti.

Trump’ın açıklamasının ardından Times of Israel, ismi açıklanmayan bir kaynağa atıfta bulunarak, anlaşmanın Hamas’tan müzakereciler ile yönetim kurulu ve arabulucu ülkeler arasında imzalandığını bildirdi.

Fakat gazete, “bir İsrail makamının” silahsızlanma önerisinin Kudüs’ün taleplerini karşılamadığını belirten bir açıklama yayınladığını aktardı.

Günün erken saatlerinde İsrail medyası, İsrail’in Hamas ile görüşülmekte olan bir anlaşmaya karşı çıktığını bildirmişti.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Körfez zenginleri miras konusunda “şeriat” ile “İngiliz hukuku” arasında kaldı

Yayınlanma

Körfez bölgesindeki varlıklı kişiler, şeriat hukukunun getirdiği kısıtlamaları hafifletmek amacıyla vasiyetnamelerini düzenlerken giderek daha fazla İngiliz hukukunu kullanıyor.

Mishcon de Reya hukuk bürosunun ortağı Charlie Sosna, Financial Times’a (FT) verdiği demeçte, Körfez bölgesindeki zenginlerin bu stratejiyi sevdiğini, çünkü bu stratejinin onlara “şeriatın ruhu içinde kalarak servet ve miras konusunda istediklerini elde etmelerine” olanak tanıdığını söyledi.

Bu, çocuklar arasında daha eşit bir dağılımı da içerebiliyor. Sosna, bu stratejiye “şüphesiz” daha fazla ilgi gösterildiğini ileri sürdü.

İngiliz hukukunda vasiyet özgürlüğü, vasiyetname düzenleyenlerin varlıklarını neredeyse hiçbir kısıtlama olmaksızın istedikleri kişiye bırakabilmeleri anlamına gelir.

Buna karşılık şeriat hukuku, akrabaların ne kadar miras alacağına dair kesin kurallara sahip. Örneğin, bir kız çocuğu genellikle bir erkek çocuğun payının yarısını miras alır.

Ne var ki Withers hukuk bürosunun ortağı Hannah Wailoo, daha “eşitlikçi” bir yaklaşıma doğru bir kayma gözlemlediğini belirtti:

“Oğullarından daha fazla kızı olan, hatta sadece kızları olan Körfez ailelerinin, kızlarının korunmasını ve servetlerinin iyi bir şekilde yönetilmesini sağlamak için küresel bir bakış açısıyla hareket etmek istediklerine dair örnekler gördük.”

Danışmanlar, Körfez ailelerinin İngiliz vasiyetnamelerini giderek daha fazla kullanmasının kısmen çocuklarının artan küreselleşmesinin bir sonucu olduğunu belirtti.

Sosna, “bazen yeni neslin biraz daha Batılılaştığını” ve ayrılıklar ya da boşanmalar gibi daha karmaşık medeni durumlara sahip olabileceğini belirtti.

Müvekkillerinden birinin servetini oğluna bırakmak istediğini fakat şeriat kurallarına göre oğlunun vefatı halinde servetin, müvekkilin ayrıldığı eşine kalacağını örnek olarak gösterdi.

İngiliz hukukuna uygun bir vasiyetname ise bu durumu önleyebilir.

Farrer & Co’nun ortağı Oliver Piper, İngiliz vasiyetnamelerini kullanarak şeriat kurallarını hafifletme yaklaşımını “hafif şeriat” olarak nitelendiriyor.

Charles Russell Speechlys’in ortağı Jonathan Burt, İran’daki savaşın Orta Doğulu miras sahiplerini “varlık tutma yapıları ve planlamasına biraz daha odaklanmaya” teşvik eden bir etken olduğunu söyledi.

Körfez ülkeleri, yabancı sakinlerin şeriat kanunlarıyla karşı karşıya kalma endişelerini hafifletmek için, Abu Dabi’de boşanma için paralel bir yol gibi “batı tarzı mahkeme” sistemlerini uygulamaya koyuyor.

LEK Consulting’in ortağı Andreas Buelow ise şöyle konuştu:

“Nesiller arası servet devrinin temel zorluğu, servetin eskisinden daha geniş bir mirasçı grubu arasında paylaştırılması gerekliliği.”

Bu da danışmanların “yasal yapıların dikkatli bir şekilde yönetilmesini, iş sürekliliğini ve aile uyumunu” denetlemeleri gerektiği anlamına geliyor.

Addleshaw Goddard’ın ortağı Laura Uberoi, bu stratejinin “muhtemelen yaklaşık bir nesil önce ciddi bir şekilde başladığını” ve bölgedeki varlıklı kadın sayısının artmasına şimdiden yol açtığını belirtti.

İngiliz hukukunun yurtdışında ikamet eden vasiyet sahiplerine yönelik yaklaşımı göz önüne alındığında, tüm avukatlar bu stratejinin etkinliğine ikna olmuş değil.

Vasiyetçinin kendi ülkesinin hukuku genellikle Birleşik Krallık dışındaki varlıklar için geçerli.

Howard Kennedy’nin ortağı Simon Malkiel, bu vasiyetlerin “özellikle itiraz edilmediği durumlarda bazen pratikte işe yarayabileceğini” fakat “güvenilir bir çözüm yolu” olmadığını belirtti:

“Durum büyük ölçüde varlıklara ve varlık sahiplerine, ayrıca memnuniyetsiz mirasçıların muhtemel tutumuna bağlı.”

Özellikle Jersey’de tröstler, bir mirastan kimin yararlanacağını belirlemenin bir başka popüler yolu.

Jersey Finansal Hizmetler Komisyonu’nun verilerine göre, 2024 yılında Jersey dışındaki müşterilerin veya Jersey tröstlerinin gerçek sahiplerinin %11,8’ini Orta Doğulu müşteriler oluşturuyordu.

Bu oran 2020’de %10,6’ydı.

Wailoo, “Çoğu tröst yapısı içinde, mirasçılarınızın kimler olacağını, kimin neyi ne zaman alacağını seçebilirsiniz. Bu, söz konusu varlıkları fiilen şeriat rejiminin dışına çıkarır,” dedi.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı için yaptığı teklifi reddetti

Yayınlanma

İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı’nın kolektif yönetimine dair hazırladığı planı reddetti. Reuters’a konuşan üst düzey bir İranlı yetkili, boğazda eşit kontrol öngören anlaşmanın Tahran’ın çıkarlarına uygun olmadığını bildirdi. Yetkili, Umman’ın sunduğu bu planın “başarı şansı olmadığını” vurguladı.

İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı’nın ortak yönetimine ilişkin teklifini geri çevirdi. Reuters haber ajansı, gelişmeyi üst düzey bir İranlı yetkiliye dayandırarak duyurdu.

Ajansa konuşan kaynak, söz konusu planın “başarı şansı olmadığını” kaydetti.

Kaynak; Tahran ve Maskat’ın boğazı başka ülkelerin katılımı olmadan, yalnızca kendi sorumluluk alanları sınırları dahilinde denetlemesi gerektiğini savundu.

Reuters’ın daha önceki haberinde, Umman’ın sunduğu teklifin İran’ın deniz yolu üzerindeki tek taraflı denetimini ortadan kaldırdığı aktarılmıştı.

İran tarafı, İslam Cumhuriyeti’nin Umman’a saygı duyduğunu vurgulamakla birlikte, her iki ülkenin stratejik boğaz üzerinde eşit kontrole sahip olacağı bir anlaşmanın Tahran’ın çıkarlarına uygun düşmediği görüşünü dile getirdi.

Boğazdan geçiş rejimi ve Malakka modeli gündemde

Çatışma öncesinde gemiler, İran ve Umman’ın karasularında yer alan ancak genel kabul itibarıyla uluslararası su yolu sayılan boğazdan serbestçe geçiyordu.

ABD ile askeri çatışmanın başlamasından kısa süre sonra Tahran, boğazı denetleme ve Umman ile ortaklaşa gemilerden harç alma hakkına sahip olduğunu ilan etmişti.

İranlı yetkili, Tahran’ın boğazın tüm giriş rotasını ve çıkış rotasının bir bölümünü denetlemesi gerektiğini, Umman’ın ise kendi kontrolündeki sahayı yönetmesi gerektiğini söyledi.

Reuters kaynakları bir gün önce verdikleri bilgide, Basra Körfezi ülkelerinin Umman’ın boğazın bölgesel yönetimine ilişkin planını desteklediğini bildirmişti.

Bu plan; seyrüsefer, çevre tedbirleri, arama-kurtarma faaliyetleri ve diğer hizmetleri finanse etmek amacıyla gemilerden gönüllülük esasına dayalı harç alınmasını öngörüyordu. Öneri, Malakka Boğazı’ndaki benzer bir yönetim modelini temel alıyordu.

Bloomberg’in aktardığına göre Umman ve İran, hafta sonunda yaptıkları görüşmelerde Hürmüz Boğazı’nın “orta koridor” olarak adlandırılan hattının yeniden trafiğe açılması önerisini ele aldı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English