Bizi Takip Edin

Rusya

Finlandiya ve İsveç Ruslara vize kısıtlaması önerdi

Yayınlanma

Finlandiya Dışişleri Bakanı Elina Valtonen, Finlandiya ve İsveç’in Avrupa Komisyonu’na Rus vatandaşlarına yönelik vize kurallarının sıkılaştırılmasını önerdiğini açıkladı. Valtonen, yaz sezonunda binlerce Rus turistin Avrupa plajlarına gitmemesi gerektiğini savundu.

Finlandiya Dışişleri Bakanı Elina Valtonen, Finlandiya ve İsveç’in Avrupa Komisyonu’na Rus vatandaşlarına yönelik vize verilmesi kurallarının sıkılaştırılmasını önerdiğini açıkladı.

Valtonen, X hesabında yayımladığı video mesajında yaklaşan yaz sezonuna dikkat çekerek Rus turistlerin Avrupa’ya seyahat etmemesi gerektiğini söyledi.

“Yaz sezonu yaklaşıyor. Binlerce Rus turist Avrupa plajlarına yöneliyor. Bunun olmaması gerekiyor” diyen Valtonen, Rus vatandaşlarının “Avrupa yaşamının özgürlüklerinden ve eğlenceli yönlerinden yararlanmasının engellenmesi gerektiğini” ifade etti.

Yaklaşık bir hafta önce, haziran ayının başında Avrupa Komisyonu, hedefe yönelik yeni önlemler aracılığıyla Rus vatandaşlarına vize verilmesine ilişkin kısıtlamaları daha da sıkılaştırmayı planladığını açıklamıştı.

Avrupa Komisyonu Sözcüsü Markus Lammert, Rus vatandaşlarına vize verilmesinin sınırlandırılmasının, 2022’de Ukrayna’da başlayan askeri operasyonun ilk günlerinden bu yana Komisyonun öncelikli konularından biri olduğunu belirtti.

Lammert, “Eşi benzeri görülmemiş adımlar attık ve bunu yapmaya devam edeceğiz” dedi.

Finlandiya, 1 Haziran’dan itibaren Rus vatandaşlarının biyometrik olmayan pasaportlarını kabul etmeyi bıraktı. Ülke yönetimi, nisan ayında vize veya oturma izni almak isteyen Rus vatandaşlarına başvurularını biyometrik pasaportla yapmaları tavsiyesinde bulunmuştu.

Finlandiya ayrıca 2023 yılından itibaren Rusya sınırındaki geçiş noktalarını kapatmaya başladı. Helsinki yönetimi bu kararı, üçüncü ülkelerden gelen sığınmacıların sayısındaki artışla gerekçelendirdi. Daha sonra söz konusu kısıtlamalar süresiz olarak uzatıldı.

Finlandiya makamları, Rusya’yı üçüncü ülke vatandaşlarının sınıra ulaşmasına yardımcı olmakla suçlamıştı.

Moskova ise bu suçlamaları reddederek sınır görevlilerinin yalnızca görev talimatlarını uyguladığını ve sınırı geçme hakkına sahip kişilere izin verdiğini belirtmişti.

Rus yetkililer, Batı’nın yaptırımlarını gayrimeşru ve etkisiz olarak nitelendiriyor. Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov da daha önce Rus vatandaşlarına yönelik vize kısıtlamalarının genişletilmesinin “Rusya tarafından ciddi karşı adımlar gerektireceğini” söylemişti.

Rusya

Kırım’da yakıt krizi turizmi vurdu: Rezervasyonlar iptal ediliyor

Yayınlanma

Kırım’da baş gösteren akaryakıt krizi, turizm sezonunu olumsuz etkilemeye başladı. Bölgedeki oteller, konukevleri, şarap imalathaneleri ve tur operatörleri, rezervasyon iptallerinde keskin bir artış yaşandığını bildiriyor.

Kırım’da yaşanan akaryakıt krizi, turizm sezonunu doğrudan etkilemeye başladı. Rus RBK gazetesinin haberine göre otel sahipleri, konukevleri, şarap imalathaneleri ve tur operatörleri, rezervasyon iptallerinde çok keskin bir artış yaşandığını belirtiyor.

TourEthno firmasının direktörü Elena Ştringel, seyahat iptallerinin haziran başından beri sürdüğünü ifade etti. Ştringel, “Şu anda haziran ayı için rezerve edilen turların yüzde 80’i iptal ediliyor. Temmuz ve ağustos ayları için ise bu oran yüzde 50 civarında. Çok az sayıda yeni rezervasyon alıyoruz ve bunlar da ağustos ile eylül aylarına yönelik” dedi.

Yaz sezonu için rezervasyonların 2025 yılının sonlarında aktif şekilde başladığını ve mayıs ayı resmi tatillerine kadar satış planının yüzde 60 ila yüzde 70’ini tamamladıklarını belirten Ştringel, yakıt tedarikindeki aksamaların başlamasının ardından iptallerin hızla arttığını kaydetti. Şirket, müşterilerine tur bedelinin tamamını ve kendi komisyonunu iade ediyor.

Otelcilik sektörü temsilcileri de iptallerde benzer bir patlama yaşandığını aktarıyor. Bahçesaray bölgesindeki Rassvetiy-Zakatiy Oteli’nin temsilcisi Dmitriy Tkaçenko, on günlük yakıt krizi süresince gelen iptal sayısının, geçen yılın tamamındaki toplam iptalleri aştığını vurguladı.

Haziran ayında yüzde 65 ila yüzde 70 doluluk beklediklerini ancak şu anki doluluk oranının yüzde 30 civarında kaldığını belirten Tkaçenko, müşterileri elde tutmak için onlara araç depolarını doldurma garantisi verdiklerini fakat bu yöntemin yalnızca birkaç münferit vakada işe yaradığını söyledi.

Benzer bir tablo Aluşta yakınlarındaki konukevlerinde de gözleniyor. İşletme sahipleri, haziran rezervasyonlarının yaklaşık yüzde 90’ının iptal edildiğini, beklenen her on misafirden yalnızca birinin tesislere geldiğini belirtiyor.

Aldıkları ön ödemeleri sezon hazırlıkları için harcamış olan birçok girişimci, müşterilere para iadesi yapmakta zorluk yaşıyor.

Buna karşın sektörün bazı temsilcileri, sezonun tamamen başarısız olduğunu söylemek için henüz erken olduğu görüşünde.

Rusya Tur Endüstrisi Birliği Başkan Yardımcısı ve Delfin tur operatörünün direktörü Sergey Romaşkin, yıl başından bu yana Kırım’a yönelik turist akışının geçen yıla kıyasla yüzde 10 ila yüzde 15 artış gösterdiğini belirtti.

Romaşkin, “Turistlerin küçük bir kısmı yakıt krizi nedeniyle rezervasyonlarını iptal etti ancak her şeyin çöktüğünü söyleyemeyiz. Bu durum hesaba katıldığında bile ilk altı aylık büyüme yüzde 15 yerine yüzde 11 ila yüzde 12 seviyesinde gerçekleşecektir” değerlendirmesinde bulundu.

Romaşkin, kendi şirketlerindeki haziran ayı rezervasyon düşüşünün geçen yılın aynı dönemine göre yaklaşık yüzde 10 olduğunu, temmuz ve ağustos ayları için ise yüzde 12’lik pozitif eğilimin sürdüğünü ekledi.

Büyük tatil kompleksleri ise krizin etkilerini şu ana kadar çok daha hafif hissetti. Mriya tatil köyünün genel müdürü Samvel Saruhanyan, tesisin mevcut doluluk oranının yüzde 87 olduğunu bildirdi.

Son bir hafta içinde yalnızca üç iptal ve yaklaşık 20 tarih değişikliği talebi aldıklarını belirten Saruhanyan, “Planladıkları tatil konusunda endişelenen misafirlerimizden yaklaşık 400 telefon aldık” dedi.

Tesis bünyesinde önceden yakıt ve temel ihtiyaç malzemesi stokladıklarını ve lojistiği yeniden yapılandırdıklarını ifade eden Saruhanyan, buna rağmen büyük işletmelerin de artan maliyetlerle karşı karşıya kaldığını, yakıt ve ürün fiyatlarının yüzde 10 ila yüzde 15 yükseldiğini aktardı.

Rusya Enerji Bakanlığı yakıt sıkıntısı için kriz masası kurdu

Bölgedeki şarap imalathaneleri de yaşanan aksaklıklar konusunda uyarılarda bulunuyor.

Şarap üreticisi Oleg Repin, önceden planlanmış turların iptal edildiğini belirterek, “Son bir hafta içinde tesisimiz için tur rezervasyonu yaptıran müşterilerin yaklaşık yüzde 70 ila yüzde 80’i taleplerini iptal etti ve nesnel nedenlerden dolayı Kırım’a gelemeyeceklerini bildirdi” açıklamasını yaptı.

Turizm sektörü verilerine göre, Kırım’a gelen tatilcilerin yaklaşık yüzde 80’i bölgeye kendi araçlarıyla seyahat ediyor. Bu nedenle yakıt durumu, sezonun gidişatı açısından en kritik etkenlerden biri olmayı sürdürüyor.

Sorunun çözümü amacıyla Kırım Kurort ve Turizm Bakanlığı 5 Haziran’da bir yardım hattı devreye soktu ve turistlere 20 litre yakıt alma garantisi verileceğini duyurdu.

Kırım lideri Sergey Aksyonov ise 12 Haziran’da yaptığı açıklamada, akaryakıt istasyonu zincirleriyle yakıt fiyatlarının litre başına 11 ruble düşürülmesi konusunda mutabakata varıldığını açıkladı.

Bölgenin Ekonomik Kalkınma Bakanı Anuşavan Agacanyan ise durumun ciddiyetine dikkat çekerek, “Her halükarda bu, ekonomiye indirilmiş bir darbedir ve bunu açıkça konuşmak gerekir. Yapay hareketlilik, ekonominin istikrarlı ve öngörülebilir işleyişinin yerini tutamaz” ifadelerini kullandı.

Okumaya Devam Et

Rusya

Rusya Sayıştayı: Bölgesel bütçe açığı ikiye katlandı

Yayınlanma

Rusya Sayıştayı’nın raporuna göre, 2026’nın ilk çeyreğinde bütçe açığı veren bölge sayısı 46’dan 56’ya yükseldi. Bu bölgelerin toplam bütçe açığı yaklaşık iki katına çıkarak 294 milyar rubleye ulaşırken, en yüksek bütçe açığı Kemerovo ve Hantı-Mansi gibi sanayi bölgelerinde kaydedildi.

Rusya Sayıştayı’nın yayımladığı faaliyet raporuna göre, 2026 yılının ilk çeyreğinde bütçe açığı veren bölge sayısı, bir önceki yılın aynı dönemindeki 46 seviyesinden 56’ya yükseldi.

Raporda, bu bölgelerin toplam bütçe açığının ise yaklaşık iki katına çıkarak 153,9 milyar rubleden 294 milyar rubleye ulaştığı belirtildi.

Açık veren bölge sayısındaki artışın, yüksek düzeyde bütçe açığı bulunan bölgelerden kaynaklandığı aktarıldı. Topladıkları vergi ve vergi dışı gelirlere kıyasla yüzde 10’un üzerinde bütçe açığı veren bölge sayısı, 2025’in ilk çeyreğindeki 23 seviyesinden 35’e yükseldi. Buna karşılık, bütçe açığı yüzde 10’un altında kalan düşük bütçe açığına sahip bölge sayısı ise 23’ten 21’e geriledi.

Raporda, bütçe açığının bölgelerin vergi ve vergi dışı gelirlerine oranında en yüksek değerlerin kaydedildiği yerler şu şekilde sıralandı: Yahudi Özerk Oblastı (yüzde 50,5), Kemerovo Oblastı (yüzde 50), Vologda Oblastı (yüzde 32,9) ve Komi Cumhuriyeti (yüzde 32,7).

Açık veren bölgelerin 12’sinde hem gelirler hem de giderler azalırken, 27’sinde giderler gelirleri aştı. Sayıştay raporuna göre bütçe açığı, 39 bölgede üst üste ikinci yıl, 11 bölgede ise üçüncü yıl üst üste kaydedildi.

Mutlak rakamlarla en yüksek bütçe açığı 21,3 milyar rubleyle Kemerovo Oblastı’nda kaydedildi. Bu bölgeyi sırasıyla 20,3 milyar rubleyle Hantı-Mansi Özerk Okruğu, 19,9 milyar rubleyle Krasnodar Krayı, 17,4 milyar rubleyle İrkutsk Oblastı ve 15,2 milyar rubleyle Moskova Oblastı izledi.

Diğer taraftan, bütçe fazlası veren 34 bölgenin 23’ünde bu fazla 5 milyar rubleyi aşmazken, 10 bölgede 5 milyar ila 33 milyar ruble arasında gerçekleşti.

Moskova ise 276,9 milyar rublelik bütçe fazlasıyla bu durumun istisnası oldu. Moskova Belediye Başkanı Sobyanin, şehir bütçesindeki açığı daha önce kritik olmayan bir durum olarak nitelendirmişti.

Raporda, bölgelerin genel mali durumuna ilişkin şu ifadelere yer verildi:

“Bölgelerin gelirleri, yıl için öngörülen hacmin yüzde 20,7’sine denk gelen 5 trilyon 514,4 milyar ruble, giderleri ise yıl için öngörülen hacmin yüzde 18,4’ünü oluşturan 5 trilyon 374,4 milyar ruble olarak gerçekleşti. Moskova hariç tutulduğunda, gelirlerdeki artış yüzde 0,2, giderlerdeki artış ise yüzde 5,2 oldu.”

Gelirlerdeki düşüş 29 bölgeyi, giderlerdeki azalma ise 19 bölgeyi etkiledi. Bu süreçte 15 federal yapıda hem gelirlerin hem de giderlerin aynı anda azaldığı, 14 bölgede ise gelirlerin düşmesine karşılık giderlerin arttığı belirlendi.

Gelirleri düşen 29 bölgenin 20’sinde hem kurumlar vergisi hem de karşılıksız bütçe transferleri aynı anda azaldı; bu bölgelerden dokuzunda gelirler ikinci yıldır düşüş gösteriyor.

RFKP Lideri Zyuganov: Rusya’da sol dönüş kaçınılmaz

Federal bütçe açığı öngörüleri aştı

Rusya Maliye Bakanı Anton Siluanov haziran ayında yaptığı açıklamada, ülkenin 2026 yılı federal bütçesinde düzeltmeye gidileceğini ve bütçe açığının planlanan 3,786 trilyon rublelik (GSYH’nin yüzde 1,6’sı) seviyenin biraz üzerinde gerçekleşeceğini bildirmişti.

Bakan Siluanov, bütçe açığının kapatılmasına yönelik kaynaklara değinirken bütçe artıkları ve varlık satışları gibi birçok alternatifin bulunduğunu belirtmişti.

Yasaya göre 2026 yılı için bütçe açığı 3,8 trilyon ruble (GSYH’nin yüzde 1,6’sı) olarak öngörülmüş olsa da ocak-nisan dönemindeki açık şimdiden yaklaşık 6 trilyon rubleye (GSYH’nin yüzde 2,5’i) ulaştı.

Maliye Bakanlığının mayıs ayı başındaki değerlendirmelerine göre, ocak-nisan 2026 döneminde federal bütçe gelirleri bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 4,5 azalarak 11,7 trilyon ruble oldu.

Petrol ve doğalgaz gelirleri, önceki dönemlerdeki petrol fiyatlarındaki düşüşün etkisiyle yüzde 38,3 azalarak 2,3 trilyon rubleye geriledi.

Buna karşılık, petrol ve doğalgaz dışı gelirler yüzde 10,2 artışla 9,4 trilyon rubleye yükselirken, bu kapsamda toplanan KDV gelirleri yüzde 20,2 artarak 5,3 trilyon ruble oldu.

Bütçe giderleri ise hızlı sözleşme süreçleri ve avans ödemeleri nedeniyle geçen yılki seviyesini yüzde 15,7 aşarak 17,5 trilyon rubleye ulaştı.

2025 yılı sonuçlarına göre federal bütçe gelirleri 37,2 trilyon ruble, giderleri ise 42,9 trilyon ruble olarak gerçekleşmiş; bütçe açığı 5,6 trilyon rubleyle GSYH’nin yüzde 2,6’sını bulmuştu.

Okumaya Devam Et

Rusya

Patruşev: NATO gemilerini beklemeden düşmanın burnunun dibinde olmalıyız

Yayınlanma

Rusya Devlet Başkan Yardımcısı ve Denizcilik Kurulu Başkanı Nikolay Patruşev, Rossiyskaya Gazeta gazetesine verdiği mülakatta İkinci Dünya Savaşı derslerinin unutulmasının Avrupa’yı yeni bir felakete sürüklediğini belirtti. Ukrayna’daki çatışmalardan Rusya’nın denizcilik stratejisine ve istihbarat geçmişine kadar pek çok konuda açıklamalarda bulunan Patruşev, ülkesinin küresel deniz gücü konumunu güçlendireceğini vurguladı.

Rusya Devlet Başkan Yardımcısı ve Denizcilik Kurulu Başkanı Nikolay Patruşev, Rossiyskaya Gazeta gazetesinden İvan Yegorov’a verdiği mülakatta, Avrupa siyasetçilerinin unuttuğu İkinci Dünya Savaşı derslerinden Rusya’nın küresel deniz gücü vizyonuna kadar stratejik konularda açıklamalarda bulundu.

Patruşev mülakatta ayrıca, Rusya Federal Güvenlik Servisi Direktörlüğü yaptığı döneme ait gizli kalmış operasyonel süreçleri ve ailesinin savaş yıllarındaki kişisel hatıralarını ilk kez paylaştı.

Büyük Anayurt Savaşı’nın başlangıcının 85. yıl dönümü öncesinde konuşan Patruşev, gelecek nesillerin savaş hafızasını koruma sorumluluğuna dikkati çekti.

Patruşev, “Büyük Anayurt Savaşı, ulusal tarihsel hafızamızın köşe taşı ve kültürümüzün ayrılmaz bir parçasıdır. Rusya’da hangi milletten olursa olsun, savaşın anısını kutsal saymayan normal bir vatandaş düşünmek imkansızdır. Bu hafızayı korumak için tavizsiz bir şekilde mücadele etmek herkesin görevidir. Bu, bugün yeryüzünde çıkarılmaya çalışılan yeni savaşlara karşı en etkili panzehirdir” dedi.

Batı toplumlarının tarih bilgisizliğini eleştiren Patruşev, “Eğer Batı’da insanlar İkinci Dünya Savaşı tarihini yeterince derinlemesine bilselerdi ve Hitlerizmin vahşeti hakkındaki tüm gerçekleri öğrenselerdi, bugün neonazizmi destekleyen hükümetlerinden dehşet içinde uzaklaşırlardı” ifadelerini kullandı.

İkinci Dünya Savaşı sırasında Avrupa’da Nazilerle işbirliği yapanların oranının direnişçilerden kat kat fazla olduğunu belirten Patruşev, bunun tarihsel bir gerçek olduğunu söyledi.

Patruşev, “Bu bir iddia değil, Avrupalı tarihçilerin de kabul ettiği bir gerçektir. 40 milyonluk Fransa’da yaklaşık 3,5 milyon kişi işgalcilere hizmet etti. Altını çiziyorum; sadece sempati duymadılar, doğrudan aktif olarak hizmet ettiler. Buna karşılık Fransız direnişine katılanların sayısı ise yaklaşık 250 bin civarındaydı. Bu rakamlar karşılaştırılamaz bile. Nitekim Reichstag’ın son savunucuları Fransız SS askerleriydi” diye konuştu.

Fransa’nın savaşı kazanan devletler arasında yer almasını değerlendiren Patruşev, “Yine de Fransa, müttefiklerin anti-faşist hareketi ve bizzat Stalin’in General de Gaulle’e duyduğu kişisel saygı sayesinde savaşı kazanan devletler arasına girdi ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde koltuk elde etti” dedi.

“Leningrad kuşatmasına katılanların torunları şimdi Kiev’e yardım ediyor”

İngilizlere ait Manş Denizi’ndeki Normandiya Adaları’nın Alman işgali dönemine değinen Patruşev, “Orada İngilizler ile Almanlar arasında öyle bir mutabakat sağlandı ki, İngiliz polisleri Alman askerleriyle birlikte devriye gezdi. Ancak adaların birçok sıradan sakini, İngiliz makamlarından daha cesur davranarak, Almanların zorunlu çalıştırma için getirdiği Sovyet esirlerini evlerinde sakladı” bilgisini verdi.

Tüm Avrupa’nın bilinçli olarak Sovyetler Birliği’ne karşı savaştığını vurgulayan Patruşev, şu ifadeleri kullandı:

“SS tümenlerinin neredeyse yarısı İtalya, Romanya, Macaristan, Finlandiya, Slovakya, Fransa, Hırvatistan, İspanya, Danimarka, Hollanda ve diğer ülkelerden gelen unsurlarla oluşturulmuştu. Benim memleketim olan Leningrad’ın kuşatmasında 11 devlet yer aldı. Almanlar ve Finlandiyalılarla birlikte İtalyanlar, Norveçliler, İspanyollar, Rumenler, Belçikalılar, Hollandalılar ve Baltık ülkelerinden gelenler Leningrad halkını yok etmeye çalıştı. Şimdi ise onların torunları, Kiev’in St. Petersburg’a insansız hava araçlarıyla saldırmasına ikiyüzlü bir şekilde yardım ediyor.”

Avrupa’daki tarafsız devletlerin statüsünü “sadece biçimsel” olarak nitelendiren Patruşev, “İsveçliler Almanlara stratejik hammadde ve sanayi ürünleri sağladı, Portekizliler tungsten sattı. İsviçre’nin tarafsızlığı ise bambaşka bir konudur. Toplama kamplarında öldürülen mahkumların ziynet eşyalarından ve altın dişlerinden eritilen altın külçeleri hala İsviçre bankalarının mahzenlerinde saklanıyor. İrlanda Başbakanı Eamon de Valera ise Mayıs 1945’te Alman büyükelçiliğine giderek Hitler’in ölümü nedeniyle taziyelerini sundu” dedi.

Finlandiya lideri Mannerheim ve Romanya Kralı Mihai’nin savaştan çekilme kararlarının tamamen zorunlu pragmatik adımlar olduğunu kaydeden Patruşev, “Mannerheim ve Mihai, Sovyet birlikleri ülkelerinin sınırlarına ulaştığında Sovyetler Birliği’nin safına geçmek için zorunlu kararlar aldılar. Finlandiyalılar bizim topraklarımızda Almanlardan daha kana susamış davrandılar. Buna rağmen Sovyetler Birliği büyüklük gösterdi; Finlandiya’daki siyasi rejim korundu, Romanya Kralı ise Sovyetler Birliği’nin en yüksek askeri nişanı olan Zafer Nişanı ile ödüllendirildi. Elbette bu liderlerin adımları samimi bir pişmanlık değildi, pragmatik kararlardı. Ancak yine de ülkelerini tamamen yıkımdan kurtarma yolunu seçtiklerini kabul etmek gerekir. Bugünün Avrupalılarının onlardan en azından sağduyu öğrenmesi gerekiyor” ifadelerini kullandı.

“Nükleer pençeli kedinin bıyıklarını çekiştiren Baltık ülkelerini izliyorum”

Avrupa’da benzer sağduyulu liderlerin çıkıp çıkmayacağına yönelik soruya Patruşev, “Ya bu liderler bulunacak ya da Avrupa bir felakete sürüklenecek. Şimdilik olaylar ikinci senaryoya göre gelişiyor ve bazı Avrupa ülkeleri adeta yerinde duramıyor. Biraz kaba bir ifade olacak ama Baltık ülkelerindeki farelerin, nükleer pençeleri olan bir kedinin bıyıklarını çekiştirmesini izlediğimde tam olarak bu izlenime kapılıyorum” yanıtını verdi.

Litvanya yönetiminin Kaliningrad’a yönelik saldırgan açıklamalarını “patolojik olarak sorunlu insanların” işi olarak niteleyen Patruşev, “Litvanyalı politikacıların bu maceraya tüm Avrupa’yı sürüklemek istedikleri açık. Ancak bir saldırı durumunda, öncelikle Litvanya’nın barışçıl, tasasız yaşamının ve egemenliğinin sona ereceğini anlamıyor olamazlar. Yine de Vilnius yönetimi bile bile ateşe körükle gidiyor” uyarısında bulundu.

Litvanya’da çocukluk yıllarından kalan birçok arkadaşı olduğunu ve onlarla iletişimini sürdürdüğünü belirten Patruşev, “Arkadaşlarımla görüşüyoruz ve hepsi tek bir ağızdan, kendi hükümetlerinin ulusal çıkarları temsil etmediğini, aksine ülkeyi hızla Brüksel’in bir sömürgesi haline getirdiğini söylüyor” dedi.

Sıradan Avrupalıların Rusya’ya nefret beslemediğini ifade eden Patruşev, Baltık halklarına tarihi öğrenmeleri çağrısında bulundu.

Patruşev, “Avrupalılar, özellikle de İngilizler, ırkçılığın kurucularıdır. İlk ırkçılar, Baltık halklarını insan yerine koymayarak onlara karşı nefret uygulamaları yaptılar. Bugün bir şeylerin değiştiğini mi sanıyorsunuz? İngiltere’deki Eton Koleji mezunu biri, bir Eston veya Letonu asla kendisiyle eşit görmeyecektir” diye konuştu.

“Ukrayna’da neonazi işgali altındaki kardeşlerimizi kurtarıyoruz”

Avrupa’nın bugün de Ukraynalı neonaziler aracılığıyla Slav nüfusunu yok etme sürecine katıldığını belirten Patruşev, “Aslında Avrupalı neonaziler, Avrupa Birliği’nden bir nevi Dördüncü Reich yaratmak için her türlü çabayı gösteriyor” dedi.

Ukrayna’da Nazi işbirlikçilerinin elindeki çocukların hayatını kaybetmesinin Avrupalı destekçilerinin vicdanında bir leke olduğunu ifade etti.

Ukrayna halkının durumunun kritik bir sınırda olduğunu belirten Patruşev, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Özel askeri harekat kapsamında aynı zamanda Ukrayna halkının geleceği için de mücadele ediyoruz. Ukrayna nüfusu kelimenin tam anlamıyla hayatta kalma sınırına getirilmiştir. Ülkenin yarısı devasa bir kışlaya, diğer yarısı ise toplama kampına dönüştü. Nüfus 52 milyondan 22 milyona düştü. Ukraynalıların çoğunluğu savaşmak istemiyor ve Rusya’yı düşman olarak görmüyor ancak seslerini duyurma hakları yok. Londra ve Brüksel tarafından desteklenen neo-Nazi gruplar halkı korku içinde tutuyor ve Zelenskiy’i tamamen kontrol ediyor. Bugün Ukrayna’da neo-Nazi işgali altına giren kardeşlerimizi kurtarma misyonunu yerine getiriyoruz. Tabii ki Goebbels’in mirasçıları alışkanlık gereği her şeyi tersyüz ediyor ve Moskova’nın güya Ukrayna’yı işgal ettiğine dair masallar anlatıyor.”

Sovyetler Birliği’nin Doğu Avrupa’yı işgal ettiği yönündeki suçlamaları reddeden Patruşev, SSCB’nin bölgeye barış ve istikrar getirdiğini, sosyalist bloktaki birçok ülkenin Sovyetler Birliği’nden daha yüksek refah seviyesinde yaşadığını ve Sovyet desteğiyle modern sanayilerini inşa ettiklerini belirtti.

Batı’nın Macaristan ve Çekoslovakya olaylarını hatırlatması üzerine Patruşev, “Sovyetler Birliği güce yalnızca teröre yanıt olarak başvurdu. Macaristan’da öfkeli kalabalıklar kendi vatandaşlarını sokaklarda parçalıyordu. Çekoslovakya’da ise sivil nüfus arasında herhangi bir can kaybının önüne geçildi. Buna karşılık, Sovyetler Birliği’nin Almanya’nın birleşmesine kan dökmeden ve hiçbir tazminat talep etmeden gönüllü olarak izin vermesi nedeniyle Batı’dan tek bir teşekkür bile işitmedim” dedi.

“NATO gemilerini beklemeden düşmanın burnunun dibinde olmalıyız”

Rusya’nın çok kutuplu dünyadaki konumunu değerlendiren Patruşev, “Dünyada, büyük deniz gücü sayısı kadar kutup olacaktır. Eğer Rusya’nın büyük bir güç olarak kalmasını ve gerçek bir güç merkezi olmasını istiyorsak, denizlerdeki konumumuzu güçlendirmeliyiz. Son yılların deneyimi, deniz ticaretinin ve deniz sınırlarımızın güvenliğinin ülkemizin refahı ve istikrarı için öncelikli şart olduğunu gösteriyor. Rusya’nın her zaman büyük bir deniz gücü olacağına inanıyorum” şeklinde konuştu.

Rusya’nın benzersiz coğrafi avantajlarına değinen Patruşev, “Rusya yüzölçümü bakımından dünyanın en büyük ülkesidir. Ancak bu devasa toprakları denizlerde güçlü konumlar edinmeden, uzak deniz rotalarını geliştirmeden, güçlü kabotaj ve iç su yolu taşımacılığı sağlamadan geliştiremeyiz ve koruyamayız. Rusya aynı anda hem Atlantik’e hem Kuzey Kutbu’na hem de Pasifik Okyanusu’na bakıyor. Hazar Denizi ve bugün geliştirilmekte olan Kuzey-Güney koridoru üzerinden Hint Okyanusu’na da açılıyoruz. Bu benzersiz coğrafyaya dünyada başka hiçbir ülke sahip değil. Bu nedenle dört okyanus arasındaki deniz ticaretinde bir köprü olabiliriz ve olmalıyız” dedi.

Tarih boyunca denizlerin kontrolünün önemine değinen Patruşev, İkinci Dünya Savaşı sırasında Baltık ve Karadeniz filolarının abluka altına alındığını ancak denizcilerin fedakarlıkları sayesinde stratejik bir yenilgi yaşanmadığını hatırlattı.

Bugün Baltık Filosu’nun benzer bir tuzağa düşmesini engellemek için aktif bir strateji izlenmesi gerektiğini vurgulayan Patruşev, “Batılı stratejistler dünya savaşlarının deneyimini iyi analiz ettiler ve filomuzu yeniden üslerine sıkıştırmayı, onu abluka altına alarak kayıplarla bu ablukayı yarmaya zorlamayı umuyorlar. Bunun tekrarlanmasına izin verilemez. Baltık ve Karadeniz, deniz ticaretimizin ana hacmini sırtlıyor. Batı’nın sadece abluka değil, üslere yönelik önleyici saldırı senaryoları üzerinde de çalıştığına dair duyumlar alıyoruz. Bu yüzden donanmanın savaşa hazır olması, mayınlar, insansız araçlar ve siber saldırılar gibi tehditlerle mücadele edebilmesi son derece önemlidir. Limanlarımıza gelen bazı ticaret gemilerinin altına yerleştirilen mıknatıslı mayınları tespit edip etkisiz hale getiriyoruz. Bu mayınların Avrupa limanlarında takıldığına dair şüphelerimiz var” diye konuştu.

Kararlı bir denizcilik stratejisinin önemine işaret eden Patruşev, “Donanmamız eğitimi ve kararlılığı sayesinde inisiyatifi ele geçirmeli, iradesini karşı kıyılarda rakiplerine dayatmalıdır. Amiral Uşakov’un ünlü vasiyetini hatırlayın: ‘Düşmana yakın mesafe en iyi taktik yöntemdir.’ NATO gemilerinin, uçaklarının ve insansız araçlarının sınırlarımıza gelmesini beklememeliyiz. Aksine, kendimiz olası düşmanın burnunun dibinde bulunmalıyız. Donanmamızın Manş Denizi’nde, İngiltere kıyılarında ticaret gemilerine refakat etmesi buna iyi bir örnektir. O esnada hiçbir İngiliz gemisi veya uçağı konvoyumuzu engellemeye cesaret edemedi” ifadelerini kullandı.

Denizcilik alanındaki tarihi araştırmalara değinen Patruşev, Rusya’nın okyanuslardaki medeniyet misyonunu dünyaya anlatmak için çalışmalar yürüttüklerini, Devlet Başkanı’nın kararıyla Rusya Devlet Beşeri Bilimler Üniversitesi bünyesinde Denizcilik Beşeri Araştırmalar Merkezi kurduklarını açıkladı.

Kuzey Denizi Rotası’nın yüzyıllık bir emeğin ürünü olduğunu belirten Patruşev, kutup konvoylarında Sovyet halkına yardım ulaştıran yabancı denizcilerin hatırasına da saygı duyduklarını söyledi.

Patruşev, “2017 yılında İzlanda’da kutup konvoyları denizcileri anısına bir anıt açıldığında ailemiz davet edilmişti. Başkent Reykjavik’e giden kardeşim Viktor ve eşi Tatyana büyük bir saygıyla karşılandı. İzlanda başkentinin birkaç kilometre kuzeyinde, müttefiklerin konvoy oluşturduğu Kitoviy Fiyordu’nda Barış Umudu adında bir anıt bulunuyor” dedi.

Savaş yıllarının kendi ailesi için de derin izler bıraktığını anlatan Patruşev, Leningrad kuşatması sırasında kız kardeşi Larisa’nın henüz bebekken hayatını kaybettiğini paylaştı.

Annesi Antonina Nikolayevna’nın İkinci Dünya Savaşı ve Sovyet-Finlandiya Savaşı’nda hemşire olarak görev yaptığını, 23. Ordu hastanelerinde askerleri kurtararak ikinci derece Anayurt Savaşı Nişanı ve dört madalya aldığını belirtti.

Babası Platon İgnatyeviç’in ise Baltık ve Kuzey filolarında muhriplerde ve savaş gemilerinde subay olarak hizmet ettiğini, konvoy refakatlerine katıldığını, birinci derece Anayurt Savaşı Nişanı ve iki Kızıl Yıldız Nişanı aldığını kaydetti.

Babasının birinci derece yüzbaşı rütbesiyle emekli olduğunu, savaşın sonlarına doğru Alman torpiliyle batırılan Deyatelnıy muhribinden mucizevi şekilde kurtulduğunu belirten Patruşev, gemi inşa mühendisliği eğitimini de bu ailevi bağlar ve babasının etkisiyle seçtiğini ifade etti.

Leningrad Gemi İnşa Enstitüsü’ndeki eğitim kalitesinin dünya standartlarının üzerinde olduğunu belirten Patruşev, mezuniyetinin ardından Rusya Askeri İstihbarat Teşkilatı için projeler geliştiren bir özel tasarım bürosunda çalıştığını dile getirdi.

“Doksanlı yıllarda Rusya gerçekten de dağılmanın eşiğindeydi”

İstihbarat geçmişi ve 1990’lı yıllardaki görevlerine değinen Patruşev, o dönemin son derece karmaşık olduğunu belirterek, “Batı, ülkemizin yıkıntısı üzerinde ziyafet çekmeye hazırlanıyordu. Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından Rusya’nın da çökeceğini düşünüyorlardı. Bunu uluslararası terör güçleriyle yapmaya karar verdiler. Görev yaptığım tüm makamlarda öncelikle bu tehditle mücadele etmek zorunda kaldım” dedi.

Batılı istihbarat servislerinin Rusya’nın her alanına pervasızca müdahale ettiğini vurgulayan Patruşev, şu ifadeleri kullandı:

“Binçe sivil toplum kuruluşunu, medyayı, kışkırtıcıları ve açık hainleri finanse ettiler; tarihi yeniden yazdılar, kardeş halkları, özellikle de Slavları karşı karşıya getirmeye çalıştılar. Sadece ülkeyi değil, tüm Rus dünyasını bölmeyi ve yok etmeyi hedeflediler. Rusya’yı korumak için gerçekten devasa çabalar sarf etmek zorunda kaldık. Doksanlı yıllarda Rusya gerçekten de dağılmanın eşiğindeydi.”

1999 yılında dönemin Devlet Başkanı Boris Yeltsin tarafından kendisine verilen Rusya Kahramanı unvanına da değinen Patruşev, “Bu yüksek ödülü, ülkemizin varlığını, devlet yapısını ve toprak bütünlüğünü korumak için binlerce meslektaşımın gösterdiği muazzam katkının bir kabulü olarak görüyorum” dedi.

Kuzey Kafkasya’daki terörle mücadele operasyonlarına değinen Patruşev, 1999 yılında bu mücadelenin aktif aşamaya geçtiğini ve Batı’nın o dönemde de Rusya’yı yıkmak isteyen teröristleri desteklediğini ifade etti.

Federal Güvenlik Servisi Direktörü olarak terörist eğitim kamplarının yerlerini, finansman kanallarını ve militanlara silah sağlayan onlarca Avrupalı istihbarat görevlisinin isimlerini anlık raporlarla aldığını aktardı.

2001 yılından itibaren terörle mücadele operasyonlarının tamamen Federal Güvenlik Servisi tarafından koordine edildiğini söyledi.

Gudermes’in teröristlerden temizlenmesi operasyonunu örnek gösteren Patruşev, “Asleri yetkililer o dönemde şehre doğrudan saldırmayı önermişti ancak sonuçta bizim planımız kabul edildi. Şehir tek bir mermi atılmadan teröristlerden temizlendi, çok sayıda can kaybının önüne geçildi ve şehir yıkımdan kurtarıldı” dedi.

Militanlar arasında yürütülen istihbarat ve ikna çalışmaları sayesinde Yamadayev kardeşler gibi birçok ismin silah bırakarak federal hükümetin safına geçtiğini belirten Patruşev, eski Çeçenistan Müftüsü Ahmat Kadırov’un çatışmanın sonlandırılmasındaki rolünü takdirle andı. Kadırov’un oğlu Ramzan Kadırov’u da bir vatansever olarak yetiştirdiğini ekledi.

Ayrıca Federal Güvenlik Servisi Özel Amaçlı Merkezi’nin rolüne vurgu yapan Patruşev, Aslan Maşadov, Arbi Barayev’in etkisiz hale getirilmesi, Salman Raduyev’in yakalanması, ayrıca Şamil Basayev ve Hattab gibi isimlerin ortadan kaldırılması operasyonlarında bu merkezin kritik başarılar elde ettiğini söyledi.

Tiyatro binası baskınına yönelik eleştirileri değerlendiren Patruşev, “Evet, can kayıpları olmamalıydı. Tabii ki durum son derece karmaşıktı. Teröristler neredeyse ülkemizin merkezine kadar sızmıştı; iyi silahlanmışlardı ve Batılı yöneticilerinden Rusya’da istikrarsızlık yaratıp darbe gerçekleştirmek amacıyla maksimum düzeyde terör eylemi yapma talimatı alıyorlardı. Biz derhal bir operasyon merkezi kurduk ve her adımı Devlet Başkanına rapor ettim. Moskova’da tiyatro binasına benzer bir yapı bularak Özel Amaçlı Merkez birimleriyle burada rehine kurtarma tatbikatları yaptık. Hazırlıkların ardından operasyona başlandı. Operasyon başarıyla uygulandı ve teröristler hiçbir bombayı patlatamadan etkisiz hale getirildi. Ancak can kayıpları yaşandı. Federal Güvenlik Servisi birimleri son derece profesyonelce çalıştı fakat diğer kurumlar arasında aynı koordinasyon yoktu. Teröristler etkisiz hale getirildikten sonra rehinelere yardım etmesi gereken kurtarma ekipleri salona girerken koordine olamadılar. Sonuç olarak paniklediler ve panzehir herkese zamanında uygulanamadı, bazı rehinelere ise çift doz verildi. Kayıplar bu nedenle yaşandı” dedi.

Bu olaydan gerekli derslerin çıkarıldığını ve bugün Acil Durumlar Bakanlığı’nın Aleksandr Kurenkov liderliğinde çok daha profesyonel çalıştığını ekledi.

Son olarak hayattaki temel ilkesine değinen Rusya Devlet Başkan Yardımcısı ve Denizcilik Kurulu Başkanı Nikolay Patruşev, “Her görevde ülkeme ve halkıma faydalı olunması gerektiğine inanıyorum. Büyük tarihimizin anısını korumalı ve geleceğe bakmalıyız. Geleceği inşa ederken de yeni nesillere özen göstermeli, onlara tecrübelerimizi aktarmalıyız. Gençlerin denizcilik mesleklerini seçmesi ve bu yolla vatan sevgisini kazanması en büyük mutluluktur. Rus insanının en büyük manevi değeri her zaman vatan sevgisi olmuştur” diyerek sözlerini tamamladı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English