Rusya
Fyodor Lukyanov: İran’a yönelik savaş, uluslararası kaosu derinleştirmeye gebe

Valday Kulübü Araştırma Direktörü ve Russia in Global Affairs Genel Yayın Yönetmeni Prof. Fyodor Lukyanov, İran’a yönelik askeri harekatın sadece bölgesel bir çatışma değil, uluslararası ilişkilerin temelindeki hukuki ve ahlaki “mimariyi” yıkan bir dönüm noktası olduğunu vurguluyor. Lukyanov, diplomasi masasının artık çözüm üretmekten ziyade muhatabı gafil avlamak amacıyla kullanılan kinik bir araç haline geldiğini, bu durumun küresel güven ortamını temelden sarstığını ifade ediyor. ABD ve müttefiklerinin “çıplak gücü” tek meşruiyet kaynağı haline getirmesi, diğer devletleri kendi savunma reflekslerini sertleştirmeye ve caydırıcı güçlerini -makalede “kırmızı düğme” metaforuyla ifade edilen- en üst seviyeye çıkarmaya zorluyor. Bölgesel istikrarın 2003 Irak müdahalesinden bu yana süregelen erozyonunun, İran’ın tasfiyesi girişimiyle bir üst safhaya taşındığı ve bunun tüm Ortadoğu’yu geri dönülemez bir kaosa sürükleyeceğini kaydeden Lukyanov, ideolojik ve ahlaki kılıflardan arınmış, tamamen güç odaklı yeni bir dünya düzeninin inşa edildiğini ve bu acımasız gerçekliğin her devlet tarafından ciddiyetle hesaba katılması gerektiğinin altını çiziyor.
İran’a yönelik savaş, uluslararası kaosu derinleştirmeye gebe
Fyodor Lukyanov
Rossiyskaya Gazeta
1 Mart 2026
İran’a yönelik savaş, uluslararası kaosu derinleştirmeye gebe. Mevcut krizin akıbeti ne olursa olsun, ABD ve İsrail’in İran’a saldırısı dünya siyaseti üzerinde sarsıcı[1] etkilere yol açacak. Mesele, yalnızca İslam Cumhuriyeti’nin geleceğinden ibaret değil; asıl mesele, uluslararası ilişkilerde “neyin mümkün ve neyin mübah[2]” olduğuna dair algının bizzat kendisinde yatıyor. Bu algı bir dönüşüm geçiriyor ve bu değişim rüzgarları gelecek adına hiç de hayırlı şeyler fısıldamıyor.
Söze, diplomasinin temel taşı olması beklenen uluslararası hukuka sığınmanın artık hiçbir anlam ifade etmediğini belirterek başlamak gerek. 2002-2003 yıllarında, Birleşmiş Milletler (ABD) Irak’ı işgale hazırlanırken, en azından BM Güvenlik Konseyi’nden uygun bir karar çıkartabilmek adına zaman ve enerji harcamayı gerekli görüyorlardı. Colin Powell’ın, Irak’ta kitle imha silahlarının varlığını kanıtlamak gayesiyle BM oturumunda sergilediği o meşhur deney tüpü[3], titizlikle kurgulanmış bir retoriğin eşliğinde sunulmuştu. Belki ikna edemediler, ancak en azından çabaladılar; bunu yapmayı arzu edilir buldular.
Bugün ise böylesi bir çaba kimsenin aklının ucundan dahi geçmiyor. Ne geçtiğimiz yılın yaz aylarında ne de şimdi, bu askeri harekatın mimarları, eylemlerine meşruiyet kazandırmak için uluslararası mercilerin kapısını çaldı. Şimdilerde ABD’de meselenin iç hukuka uygunluğu tartışılıyor: Trump’ın, Kongre’nin onayını almaksızın fiilen başka bir ülkeye savaş ilan etme yetkisi yoktu (yeri gelmişken, Oğul George Bush, Irak için bu icazeti vaktinden çok önce koparmıştı). Ne var ki bu, bütünüyle ABD’nin iç siyasi konjonktürüyle ilgili bir durum; meselenin dışarıya yansıyan yüzünde zerre kadar ehemmiyeti yok.
Diplomatik sürecin bizatihi kendisi, kendi zıddına dönüşmüş durumda. Hem İsrail ile İran arasındaki o 12 günlük savaşı (ki 13 Haziran 2025’te patlak vermişti – ed. n.) hem de bugünkü saldırganlığı, yoğun bir müzakere trafiği öncelemişti. Üstelik bunlar, sırf göz boyamak için sahnelenen birer tiyatro gibi de durmuyordu; nükleer program eksenindeki çatışmanın çözümüne dair somut senaryolar masadaydı. Lakin her iki vakada da müzakereler, fiilen hiç kesintiye uğramaksızın, aniden askeri bir cezalandırma harekatına evrildi. İsrail örneğinde durum bir bakıma “dürüstçe” idi; zira onlar İran rejimini yok etme arzularını hiçbir zaman gizlemediler ve diplomasi yoluna zerre inançları olmadığını hep beyan ettiler. Ancak ABD cephesine baktığımızda manzara şu: Diyalog masası, muhatabı ninnilerle uyutmak ve gafil avlamak için son derece kinik[4] bir biçimde kullanıldı.
Peki, halihazırda Washington ile diplomatik bir süreç yürütenler veya gelecekte bu masaya oturacak olanlar buradan nasıl bir hisse çıkaracak? Şudur: Hiçbir şeye, ama hiçbir şeye güvenilmez. Güvenilecek tek liman, kendi gücünüz ve bileğinizdir. Ve asgari düzeyde, muhatabınızın görmezden gelemeyeceği kallavi bir argümana sahip olmanız şarttır. Bundan sonrası ise çok daha çetrefilli.
İran’ın Dini Lideri yalnızca nokta atışı bir saldırıyla ortadan kaldırılmakla kalmadı; bu suikast, ihtilafın gelecekte çözüme kavuşturulması adına muazzam bir başarı ve lütuf olarak ilan edildi. Oysa Ali Hamaney, ülkesinin yasalarına göre meşruiyeti olan, Birleşmiş Milletler’e üye, neredeyse tüm dünyaca tanınan ve uluslararası ilişkilerin her türlü formunda tam yetkili bir aktör olan bir devletin başkanıydı. Ve bu sıfatıyla, bizzat bu saldırıyı düzenleyenlerle bugüne dek süregelen siyasi müzakerelerin de tarafıydı.
Bir devlet başkanının, tıpkı terör örgütü veya uyuşturucu karteli elebaşlarının tasfiye edildiği o malum modele uygun olarak, başka bir devletin silahlı kuvvetleri eliyle ve o devletin yönetiminin kararıyla katledilmesi, dünya siyasetini temelden, yepyeni bir boyuta taşımaktadır. Bu durum, Muammer Kaddafi’nin Libya’da linç edilmesi veya Saddam Hüseyin’in Irak’ta idam edilmesi gibi en vahşi sonları barındıran geçmiş rejim değişikliği vakalarıyla kıyaslandığında bile bambaşkadır. Evet, o iki vaka da dışarıdan gelen bir askeri müdahale sayesinde mümkün olmuştu. Ancak Kaddafi, bir iç savaşın neticesinde kendi Libyalı muhalifleri tarafından öldürülmüş; Hüseyin ise, tarafsızlığı ne kadar tartışılırsa tartışılsın, bir Irak mahkemesinin yargılaması ve kararı sonucunda idam edilmişti. İran örneği ise bambaşka; bu, İsrail’in Hizbullah ve Hamas liderlerine uyguladığı yöntemin devletler seviyesinde yeniden üretilmesidir. Ve Amerika Birleşik Devletleri bu yaklaşımı koşulsuz şartsız desteklemektedir.
Geçmiş çağlardan bu yana ayakta kalmayı başaran, uluslararası ilişkilerin o temel frenleyici mekanizmalarının gözlerimizin önünde sökülüp atılışına[5] şahit oluyoruz. Devletlerin meşruiyetinin tanınması, artık anlık koşullara, hatta belirli aktörlerin şahsi sempati veya antipatilerine endekslenmiş durumda. Bu durum, uluslararası ilişkileri adeta bir Rus ruletine çeviriyor ve sistemin altındaki ana kolonu çekip alıyor. Elbette eskiden de herkes sadece hukukun ve ahlakın (ki ahlak mefhumu zaten kültürel geleneklere göre farklılık gösterir) normlarına harfiyen uyarak hareket etmiyordu. Ancak en azından bir çerçeve, bir sınır vardı; şimdiyse o sınırları tamamen kaldırıp atıyorlar.
Bu noktaya adım adım ve nispeten yavaş bir tempoyla gelindiği için, görünüşe bakılırsa pek çok siyasi elit yaşanan olayları o kadar da dramatik bir mercekle değerlendirmiyor. Durumu, biraz sert de olsa, çelişkilerin anlaşılabilir bir tezahürü olarak görüyorlar. Ancak herkes aynı kanıda değil. ABD’nin rakiplerinin buradan çıkaracağı aşikar dersler, kendini dayatıyor.
Birincisi: Amerikalılarla müzakere masasına oturmanın artık neredeyse hiçbir manası kalmamıştır; ortadaki asıl mesele ya kayıtsız şartsız teslimiyet ya da askeri bir çözüme zemin hazırlamak için oynanan bir oyalamacadır.
İkincisi: Geri adım atılacak bir yerin ve kaybedilecek hiçbir şeyin kalmadığı bir durum gayet muhtemeldir. Ve o vakit geldiğinde, elde bulunan o “son” argümanlardan herhangi birini -ister mecazi ister kelimenin tam anlamıyla elin altındaki o “kırmızı düğmeyi[6]”- kullanmak meşruiyet kazanır.
Önümüzdeki günlerde İran’da ne yaşanırsa yaşansın, bu çıkarımlar geçerliliğini koruyacaktır. İktidarın, herkesi memnun edecek perde arkası bir uzlaşmayla belli ellere devredildiği o “Geliştirilmiş Venezuela” modelinin bir benzeri İran’da hayata geçirilse dahi (ki bu ihtimal şimdilik pek yüksek görünmüyor, ama şu aşamada neyi tamamen göz ardı edebiliriz ki?), böylesi bir sosyal mühendislik, ABD’ye muhalif diğer rejimlerin yüreğine su serpmeyecektir. Yönetimi değiştirme ve kontrol altına alma mekanizması artık deşifre olmuştur; bu, 2000’li yılların “renkli devrimlerinden” bile çok daha acımasız bir versiyondur ve buna karşı geliştirilecek direniş de giderek sertleşecek, çok daha çaresiz bir hal alacaktır. Belirli senaryolarda bu direnişin sonuçları ölümcül olacaktır.
Son olarak, bu hadiselerin Ortadoğu’nun mimarisine dair bir başka boyutu daha var. Burada da 2003 Irak harekatına dönüp bakmakta fayda var. O harekat, bölgenin 20. yüzyılda inşa edilen tüm mimarisinin çatırdamaya başladığı kırılma noktasıydı (Hakkını teslim etmek gerekirse, bu sürecin fitili 1991’deki Çöl Fırtınası operasyonuyla[7] ateşlenmişti, ancak o dönemde eş zamanlı olarak çok daha mühim küresel hadiseler cereyan ediyordu). Irak ordusunun hızlıca darmadağın edilmesi ve Saddam Hüseyin’in devrilmesi, tüm bölgeyi Amerikan kalıplarına göre etkili bir şekilde yeniden dizayn edebileceklerine dair bir öfori[8] yaratmıştı. Gerçekte ise işler bambaşka bir seyir izledi; yönetilebilirlik hızla dibe vurdu, bel bağlanan aktörler değil, bambaşka güçler palazlandı. Yeri gelmişken, bugünkü çatışmanın da büyük ölçüde zeminini hazırlayan İran’ın bölgesel yükselişi, tam da o eski Irak rejiminin ortadan kaldırılmasıyla ivme kazanmıştı.
Şayet bu saldırganlığın neticesinde İran’da bir dönüşüm yaşanırsa, tüm bölgesel konjonktür yeniden başka bir evreye taşınacaktır. Trump ve yakın çevresinin Ortadoğu için kafasındaki fikir aslında son derece basit: İsrail’in bölgedeki askeri hegemonyasını, yine İsrail’in Körfez monarşileriyle, en başta ABD’nin çıkarlarına hizmet edecek şekilde ekonomik etkileşimini yoğunlaştırmasıyla harmanlamak. İran burada bir pürüzdür; hem komşularına saldığı korku açısından hem de kendi çıkarları ve müttefiklik ilişkileri olan bir devlet olması hasebiyle. Şayet İran, mevcut haliyle tasfiye edilebilir veya en azından ciddi anlamda belini doğrultamayacak hale getirilebilirse, bu askeri-ticari şema kendine bir ufuk bulacaktır.
Ne var ki, sonuçları planlanandan taban tabana zıt gelişen Irak tecrübesini bugün de akıldan çıkarmamak elzemdir. İran, öylesine sıradan numaralarla alaşağı edilemeyecek kadar büyük, tüm Ortadoğu’nun geleneksel anlamda taşıyıcı sütunu olan bir devlettir. Sızdırılan bilgilere inanacak olursak Trump, savaş ilan etme kararından önce uzun süre tereddüt etmiş; ancak başarıya ulaşılması halinde elde edilecek siyasi temettünün devasa boyutta olacağına ikna edilmiştir. Bu temettü sadece Körfez çevresinin kontrolünü değil, aynı zamanda Kafkasya’dan Orta Asya’ya (kısmen Güney Asya’ya) kadar uzanan geniş bir coğrafyada nüfuz sahibi olmayı da içeriyor. Ve bu da, Trump ve kurmaylarının dünya görüşünün tam merkezinde yer alan, niteliksel olarak bambaşka ticari ufuklar açıyor. Kağıt üzerinde her şey kusursuz duruyor; oysa gerçek hayatta, fikir kulağa ne kadar mantıklı gelirse gelsin, işler hiçbir zaman kağıda döküldüğü gibi yürümez.
Velhasıl, varacağımız genel sonuç pek de orijinal sayılmaz ama elden ne gelir: Dünya siyasetinde çıplak güce ve zorbalığa yapılan yatırım giderek artıyor. Geriye kalan her şey bir kenara itilmiş durumda. Hatta artık o iki yüzlü ahlaki veya ideolojik kılıflara bile ihtiyaç duyulmuyor. Buna nasıl tepki vereceğiniz tamamen sizin kişisel meselenizdir. Ancak bu gerçeği hesaba katmamak, kelimenin tam anlamıyla aymazlıktır.
[1] Sarsıcı (Etki): Orijinal: серьезные последствия (seryoznıye posledstviya): Rusçada “серьезный” (seryoznıy) kelimesi doğrudan “ciddi” anlamına gelse de, Rus siyaset biliminde ve diplomasisinde (başta makalenin yazarı Lukyanov gibi isimlerin metinlerinde) “серьезные последствия” kalıbı, standart bir ciddiyetten ziyade “sistemi temelinden sarsacak, geri dönülemez majör sonuçlar” anlamını taşır. (ç.n.)
[2] Mübah: Orijinal: допустимого (dopustimogo): Kökü “допустить” (izin vermek, müsaade etmek) fiiline dayanır. Uluslararası ilişkiler teorisinde devletlerin eylemlerinin “kabul edilebilirliği” sınırlarını çizer. Modern diplomaside “kabul edilebilir olan” şeklinde çevrilebilirdi. Ancak Lukyanov burada ahlaki ve hukuki bir çöküşten bahsediyor. (ç.n.)
[3] O meşhur deney tüpü: Orijinal: Знаменитую пробирку (Znamenituyu probirku): Lukyanov burada 5 Şubat 2003 tarihine, ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell’ın Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde yaptığı efsanevi konuşmaya atıf yapıyor. Powell, elinde şarbon bakterisi olduğunu iddia ettiği küçük bir deney tüpü (probirka) sallayarak, Irak’ın kitle imha silahları (KİS) ürettiğine dünyayı ikna etmeye çalışmıştı. Yıllar sonra bu istihbaratın sahte olduğu ortaya çıktı. Lukyanov bu örneği vererek; “Eskiden ABD yalan söylerken bile uluslararası hukuka saygı duyuyormuş gibi bir tiyatro oynardı, şimdi o zahmete bile girmiyorlar” demek istiyor. (ç.n.)
[4] Kinik: Orijinal: цинично (tsiniçno): Antik Yunan’daki Kinizm felsefesinden gelse de, Rus siyasi lügatında “цинизм” (sinizm/kinizm); ahlaki değerleri, erdemleri ve samimiyeti açıkça hiçe sayan, sadece çıkarlara odaklanan, utanmazca bir pragmatizm anlamına gelir. (ç.n.)
[5] Sökülüp atılışı: Orijinal: демонтаж (demontaj): Rus siyasi analizlerinde Soğuk Savaş sonrası dünya düzeni genellikle bir “mimari” (arhitektura) veya “konstrüksiyon” olarak tasvir edilir. “Demontaj”, bir makinenin veya binanın parçalarına ayrılmasıdır. Lukyanov burada uluslararası sistemin rastgele çökmediğini, bizzat ABD tarafından bilinçli ve sistematik bir şekilde söküldüğünü (demonte edildiğini) ima ediyor. (ç.n.)
[6] “Kırmızı Düğme” (Krasnaya knopka): Orijinal: красная кнопка (krasnaya knopka): Hem nükleer bir saldırı başlatma yetkisini simgeleyen teknik bir cihazdır hem de siyasi retorikte “her şeyi yakıp yıkma seçeneği” (scorched earth policy) anlamında kullanılan bir metafor. Lukyanov burada “literalnaya ili figurálnaya” (literal veya figüratif) diyerek, bu düğmeye basmanın sadece fiziksel bir nükleer tuşa basmak değil, aynı zamanda diplomatik veya ekonomik bir “intihar/yok etme” hamlesi olabileceğini kastediyor. Bu, devletlerin köşeye sıkıştıklarında başvuracakları son raddenin bir portresidir. (ç.n.)
[7] “Çöl Fırtınası” (Operatsiya “Buryya v pustyne”): 1991 Körfez Savaşı’nın kod adıdır. Rus literatüründe bu operasyon, “iki kutuplu dünyanın (SSCB-ABD) resmen bitip, tek kutuplu (unipolar) Amerikan hegemonyasının başlangıcı” olarak kabul edilir. Lukyanov, bu noktayı vurgulayarak şunu demek istiyor: “1991’de başladınız, 2003’te Irak’ı yıktınız, şimdi ise İran ile bu mimariyi tamamen yok ediyorsunuz.” Yazar, okurun zihninde 1991’den 2026’ya uzanan bir “yıkım kronolojisi” oluşturarak, ABD’nin Ortadoğu’daki “kalıcı istikrarsızlık” siyasetini (strategic destabilization) gözler önüne seriyor. (ç.n.)
[8] Öfori: Orijinal: эйфория (eyforiya): Tıpta aşırı mutluluk ve coşku halini anlatan bu kelime, jeopolitikte bir devletin gücünden zehirlenmesi, gerçeklik algısını yitirerek her şeye kadir olduğuna inanması (hubris) durumunu anlatır. “Aşırı sevinç” veya “coşku” kelimeleri bu klinik durumu karşılayamaz. Amerikan emperyalizminin 2003 sonrası yaşadığı o sarhoşluk halini en iyi karşılayan kelimedir. (ç.n.)
Rusya
Petrol fiyatlarındaki artış Rusya’nın bütçe açığını kapatmaya yetmedi

Rusya federal bütçesinin petrol ve gaz gelirleri, mayıs ayında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 34 artarak 678,9 milyar rubleye ulaşsa da ilk beş aylık toplam gelirler geçen yılın yüzde 30 gerisinde kaldı. Güvenlik harcamalarının bütçenin yaklaşık yüzde 40’ını yutması nedeniyle Maliye Bakanlığı, savunma dışındaki kalemlerde milyarlarca rublelik kesinti ve harcama dondurma kararı önerdi.
Petrol fiyatlarının yükselmesiyle elde edilen ham madde gelirleri, yıla ilk dört ayda 5,8 trilyon rublelik rekor açıkla başlayan Rusya bütçesine ulaştı.
Federal kasa mayıs ayında petrol ve gazdan, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 34 artışla ve ocak ile şubat aylarına kıyasla yaklaşık yüzde 70 daha yüksek bir seviyede, toplam 678,9 milyar ruble gelir elde etti.
Rusya Maliye Bakanlığı verilerine göre, petrol gelirleri yıllık bazda yüzde 28 artarak 550 milyar rubleye, gaz gelirleri ise yüzde 56 artışa imza attı.
Bununla birlikte, bütçedeki her beş rubleden birini sağlayan maden çıkarma vergisinden (NDPI) elde edilen gelirler, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 57, ocak ve şubat aylarına göre ise iki kattan fazla artış gösterdi.
Buna karşılık Raiffeisenbank analistleri, Maliye Bakanlığının Ulusal Refah Fonunu (NWB) desteklemek için yönlendirdiği ek gelirlerin beklentilerin üçte bir oranında altında kaldığını kaydetti.
Analistler 330 milyar ruble ek gelir öngörürken, fiili rakam 208 milyar ruble olarak gerçekleşti. Mayıs vergileri için ortalama petrol fiyatının varil başına 95 dolara ulaşarak 2014 yılından bu yana en yüksek seviyesini görmesine rağmen, bütçenin topladığı miktar, petrol fiyatlarının 70 dolar civarında seyrettiği ve aylık ortalama 700 ila 800 milyar ruble toplandığı 2024 yılının gerisinde kaldı.
Arikapital Genel Müdürü Aleksey Tretyakov, bütçenin vergi gelirlerini eksik almaya devam ettiğini ifade etti. Tretyakov, bu durumun temel sebebinin, bahar aylarında petrol rafinerilerine yönelik bir dizi saldırıyla karşılaşan petrol şirketlerine ödenen sübvansiyonlar olduğunu belirtti.
Bütçenin maden çıkarma vergisinden 1 trilyon ruble toplamasına rağmen, her üç rubleden birini petrol üreticilerine iade ettiği aktarıldı.
Bu kapsamda petrol şirketlerine “damping mekanizması” üzerinden 204 milyar ruble, ters özel tüketim vergisi üzerinden ise 153 milyar ruble geri ödendi. Benzin perakende fiyatlarını istikrara kavuşturmayı amaçlayan damping mekanizması kapsamında, petrol şirketlerine sadece nisan ve mayıs aylarında bütçeden 400 milyar rubleden fazla ödeme yapıldığı ve bunun 2023 yılından bu yana en yüksek rekor tutar olduğu bildirildi.
Petrol gelirleri ilk beş ayda geçen yılın gerisinde kaldı
Yılın ilk 5 ayının birikimli toplamında petrol ve gaz gelirleri, geçen yılki 4,24 trilyon rubleye karşı 2,98 trilyon rublede kalarak geçen yılın yüzde 30 altında seyretmeye devam ediyor.
Raiffeisenbank raporuna göre, yılbaşından bu yana yüzde 6 değer kazanan güçlü ruble bütçeyi olumsuz etkiliyor.
Ayrıca petrol üretiminin geçen yılki günlük 9,2 milyon varilden günlük 8,8 milyon varile gerilemesi ve petrol rafinerisindeki zorluklar nedeniyle petrol şirketlerine yönelik sübvansiyonların artması da bütçe üzerinde baskı oluşturuyor.
Bütçeye ek petrol gelirleri girse de yetkililer, bu hacmin İçişleri Bakanlığı, Rusya Ulusal Muhafızları (Rosgvardiya), Federal Güvenlik Servisi (FSB) ve diğer kolluk kuvvetlerinin bütçeleri dahil federal kasanın neredeyse yüzde 40’ını, yani 16,8 trilyon rubleyi yutan “güvenlik” harcamalarını karşılamaya yetmediği görüşünü taşıyor.
Bloomberg’e konuşan hükümete yakın kaynaklar, ekonomide bir iyileşme hissedilebilmesi için petrol fiyatlarının yıl boyunca 100 dolar civarında kalması gerektiğini dile getirdi.
Financial Times’ın aktardığı verilere göre, artan bütçe açığı sebebiyle Maliye Bakanlığı, savunma ile ilgili kalemler dışındaki tüm maddelerde cari yıl bütçe harcamalarını 2,9 trilyon ruble tutarında dondurmayı teklif ediyor.
Maliye Bakanı Anton Siluanov’un mektubunda, harcamaların sınırlandırılmaması halinde, yıl sonuna kadar “olumsuz senaryoda” bütçe aşımının 4 trilyon rubleye ulaşabileceği uyarısı yer aldı.
Siluanov, artan askeri harcamaları karşılamak amacıyla cari 3 yıllık bütçe döneminin tamamında bütçe kısıntısına gidilmesini önerdi.
Bu kapsamda, bu yılki yaklaşık 3 trilyon rublenin yanı sıra, 2027 yılında 5,4 trilyon ruble ve 2028 yılında 7,1 trilyon rublelik harcamanın “dondurulması” öngörülüyor.
Rusya
Rusya’nın en büyük ekonomi forumunda dev anlaşmalar imzalandı

Rusya’nın en önemli iş etkinliği olan St. Petersburg Uluslararası Ekonomi Forumu, son yıllarda trilyonlarca ruble değerinde anlaşmalara ev sahipliği yaparak küresel iş bağlantılarının merkezi haline geldi. Bu yıl 130’dan fazla ülke ve bölgeden 20 bini aşkın katılımcıyı ağırlayacak olan forum, diplomatik ilişkilerin 100. yılı vesilesiyle Suudi Arabistan’ı konuk ülke olarak misafir edecek.
Rusya’nın en önemli iş etkinliği olan XXIX. St. Petersburg Uluslararası Ekonomi Forumu (SPIEF), 3 Haziran’da kapılarını açıyor.
Kuzey başkentinde 1997 yılından bu yana her yıl düzenlenen (sadece 2020 yılında Kovid-19 salgını nedeniyle gerçekleştirilemeyen) ve 2006 yılından beri Rusya Devlet Başkanı’nın himayesinde ve katılımıyla yürütülen forumun son yıllardaki öne çıkan verileri ve imzalanan en büyük anlaşmalar şöyle:
Bu yılki SPIEF-2026 organizasyonuna 130’dan fazla ülke ve bölgeden 20 binden fazla kişinin katılması bekleniyor. Diplomatik ilişkilerin kurulmasının 100. yıl dönümü vesilesiyle bu yılki forumun konuk ülkesi Suudi Arabistan olacak.
Geçen yıl bu statü Bahreyn’e, 2024 yılında ise Umman’a verilmişti. Krallık heyetine Enerji Bakanı Prens Abdülaziz bin Selman başkanlık edecek.
Forumun organizatörü olan Roscongress Vakfı’nın verilerine göre, 2025 yılındaki forum 144 ülkeden 24 bin 200 katılımcı ile tarihi bir rekor kırmıştı.
Genel katılımcı sayısındaki artışla birlikte, son yıllarda forumu ziyaret eden Rus ve yabancı şirket temsilcilerinin sayısı da yükseliyor. Geçen yıl bu sayı, bir önceki yılın 8 bin 300 ve 2022 yılının 1700 olan seviyelerini geride bırakarak 8 bin 700’ün üzerine çıktı.
SPIEF, iş bağlantıları kurma noktasında her geçen gün daha aktif bir platforma dönüşüyor. Roscongress ve Rusya Kamuoyu Araştırma Merkezi (VtSIOM) tarafından ortaklaşa yapılan bir ankete göre, 2022 yılında katılımcıların yalnızca yüzde 29’u forumdaki temel amaçlarının kendileri için önemli ortaklarla ilişkiler kurmak olduğunu belirtirken, bu oran 2025 yılında yüzde 44’e yükseldi.
Bunun yanı sıra, anketin yapıldığı an itibarıyla bu tür bağlantıları halihazırda kurmayı başarmış olan katılımcıların oranı da artış gösterdi. Bu gösterge 2022 yılındaki yüzde 12 seviyesinden 2025 yılında yüzde 27’ye ulaştı.
Ticari sır niteliğinde olan ve tutarı açıklanmayan anlaşmalar hariç tutulduğunda, 2007 yılından bu yana SPIEF kapsamında toplam değeri 47,5 trilyon rubleyi aşan anlaşmalar imzalandı.
Forum tarihinde 2013 yılı, toplam 9,6 trilyon ruble değerinde 102 anlaşmanın imzalanmasıyla rekor bir dönem oldu. O yıl ve aynı zamanda SPIEF tarihindeki en büyük işlem, Rosneft ile Çin Ulusal Petrol ve Gaz Şirketi (CNPC) arasında uzun vadeli petrol sevkiyatına yönelik yapılan 270 milyar dolarlık anlaşma olarak kayıtlara geçti.
2025 yılının sonuçlarına göre ise katılımcılar, toplam 6,48 trilyon ruble değerinde 1084 anlaşmaya imza attı. 2024 yılında ise 6,49 trilyon ruble tutarında 1073 anlaşma imzalanmıştı.
Son yılların en büyük anlaşmaları
SPIEF-2021 kapsamında imzalanan en büyük proje, Leningrad Bölge Valisi Aleksandr Drozdenko ile Rusgazdobıça AŞ Genel Müdürü Konstantin Mahov tarafından imzalanan, Ust-Luga’da 868 milyar ruble değerindeki entegre gaz işleme ve petrokimya tesisi inşaatı anlaşması oldu.
İnşaat süreci Gazprom ve Rusgazdobıça (operatör Ruskhimalliance) tarafından yürütülüyor. Etan içerikli gaz işleme kompleksi her yıl 45 milyar metreküp gaz işleyecek ve sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) üretimi 13,1 milyon ton olacak. Ham madde olarak Nadım-Pur-Tazovskiy bölgesinden gelen gaz kullanılacak. Gaz işleme kompleksinin ilk etabının 2026 yılında, LNG tesisinin ilk etabının ise 2027 yılında işletmeye alınması planlanıyor.
Aynı forumda Russkaya Platina, VEB ve VTB, Krasnoyarsk Krayı’ndaki Çernogorskoye maden yatağının geliştirilmesine yönelik toplam yatırım tutarı 570 billion ruble olan bir iyi niyet anlaşması imzaladı.
Yıllık 7 milyon ton bakır-nikel cevheri işleme kapasitesine sahip maden zenginleştirme tesisinin ilk etap inşaat maliyeti o dönemde 190 milyar ruble olarak öngörülürken, bu tutar daha sonra 240 milyar rubleye yükseldi. Yaptırımların etkisiyle tesisin işletmeye alınma tarihi 2026 yılının ikinci yarısına ertelendi.
2022 yılında ise çok sayıda büyük ölçekli anlaşma gerçekleştirildi. Rus şirketi Novıy Suhoputnıy Zernovıy Koridor (Yeni Kara Tahıl Koridoru) ile Çin devlet kuruluşu China Chengtong International Investment, Çin’e Sibirya tahılı tedarik edilmesini ve Ural, Sibirya ile Uzak Doğu bölgelerinde silo ağının geliştirilmesini öngören bir sözleşme imzaladı. Anlaşmanın toplam değeri yaklaşık 1 trilyon ruble olarak belirlendi ve sevkiyatlar 2023 yılının mayıs ayı sonunda başladı.
Aynı yıl St. Petersburg Forumu’nda Sber ve DOM.RF, 2022-2025 döneminde 1 trilyon rubleye kadar ipotek teminatlı menkul kıymet ihraç edilmesine yönelik bir mutabakat zaptı imzalayarak Rusya menkul kıymetleştirme piyasasında rekor bir seviyeye ulaştı. Bu hedefe Aralık 2025’te ulaşıldı.
Diğer bir büyük işlem ise Rusya Demiryolları (RJD) ile VTB arasında imzalanan beş yıl vadeli ve 630 milyar rubleye kadar olan kredi anlaşması oldu. Bu anlaşma, Avrupa kaynaklı kredilerin kısmen ikame edilmesine ve ulaşım altyapısının modernizasyonunun sürdürülmesine olanak tanıdı.
SPIEF-2023’ün en büyük işlemi, Rusal bünyesindeki Russkiy Alyuminiy Menedjment AŞ ile Leningrad Bölgesi hükümeti arasında bölgede iki etaplı bir alümina fabrikası inşa edilmesine yönelik anlaşma oldu. Proje; dört teknolojik alümina üretim hattı, derin deniz limanı ve liman altyapısı, çamur depolama alanı, enerji altyapısı ve yardımcı tesislerin inşasını kapsıyor.
Projeye yapılması planlanan yatırım tutarı 400 milyar ruble olarak açıklandı. İlk etabın 2028 yılında işletmeye alınması hedefleniyor. Tesisin inşası, yerli alüminyum sanayisinin ihtiyaç duyduğu ham maddenin ülke içinden karşılanmasına katkı sağlayacak.
Ayrıca Leningrad Bölgesi, Samolet Şirketler Grubu ile 323,2 milyar rublelik bir işbirliği sözleşmesi imzaladı. Sözleşme kapsamında sonraki 11 yıl içinde bölgede 2,26 milyon metrekare konut inşa edilmesi planlanıyor. Geliştirici firma ayrıca 2034 yılına kadar 13 anaokulu ve sekiz okul inşa edecek.
2024 yılındaki forum sırasında VEB.RF ve RusHydro, Uzak Doğu’da termik santral modernizasyonu projelerinin uygulanmasında işbirliği yapmak üzere bir anlaşma imzaladı.
Toplamda altı proje finanse edilecek: Partizanskaya GRES’in genişletilmesi, Neryungrinskaya GRES’in ikinci etabının inşası, Vladivostokskaya TETs-2’nin rekonstrüksiyonu, ayrıca Artemovskaya TETs-2, Habarovskaya TETs-4 ve Yakutskaya GRES-2’nin ikinci etabının inşası. Yeni veya modernize edilen enerji tesislerinin toplam elektrik kapasitesi 2100 MW, toplam yatırım hacmi ise 650 milyar ruble olacak.
SPIEF-2024 kapsamında Tomsk Bölgesi hükümeti de on yıl vadeli 500 milyar rublelik büyük bir sözleşmeye imza attı. Anlaşmaya göre Sibagro AŞ, Tom Nehri’nin sol yakasında konut, ticari, eğitim, spor ve kültür tesislerinin yer alacağı yeni bir bölge inşa edecek.
2025 yılının en büyük anlaşması, VEB.RF ile Natsproektstroy Şirketler Grubu arasında imzalanan kamu-özel ortaklığı projelerine yönelik işbirliği mutabakat zaptı oldu. Anlaşma çerçevesinde 2030 yılına kadar yaklaşık 1 trilyon ruble tutarında yatırım yapılması öngörülüyor.
Kaynaklar; büyük köprü geçişlerinin ve şehir çevre yollarının inşasına, ana altyapının geliştirilmesine, deniz ve nehir limanlarının genişletilmesine aktarılacak. VEB.RF, SPIEF-2025 kapsamında toplamda 1,6 trilyon ruble değerinde 12 anlaşma imzaladı.
2025 yılı forumunun diğer büyük işlemleri arasında, RJD ile Alfa-Bank arasında demiryolu altyapısının geliştirilmesini finanse etmek amacıyla kurulan 400 milyar rubleye kadar limitli kredi hattı anlaşması yer aldı.
Aynı dönemde St. Petersburg hükümeti ile Birleşik Gemi İnşa Şirketi, St. Petersburg’daki Severnaya Verf tersanesinin 2030 yılına kadar 300 milyar ruble yatırımla modernize edilmesi konusunda anlaşmaya vardı.
Rusya
Rusya parlamentosu, Merkez Bankası ve Sberbank’a İHA yetkisi verdi

Rusya parlamentosunun üst kanadı; Merkez Bankası, bağlı kuruluşu Rosinkas, Sberbank ve Özel Posta İletişim Kuruluşu’na insansız araç saldırılarını engelleme yetkisi veren yasayı onayladı. Düzenleme, bu kurumların tesislerini insansız hava, su üstü ve su altı araçlarından gelebilecek saldırı veya saldırı tehdidine karşı korumayı amaçlıyor. Yasa tasarısı Ağustos 2025’te Devlet Duması’na sunulmuştu.
Rusya parlamentosunun üst kanadı Federasyon Konseyi, Rusya Merkez Bankası’na, Merkez Bankası’nın bağlı kuruluşu Rosinkas’a, Sberbank’a ve Özel Posta İletişim Kuruluşu’na (Spetssvyaz) insansız araçların faaliyetlerini durdurma ve saldırıları engelleme yetkisi veren yasayı onayladı.
Düzenleme, söz konusu kurumların insansız araçlarla gerçekleştirilen saldırılara karşı koyabilmesini öngörüyor.
Federasyon Konseyi Hukuk Dairesi’nin değerlendirme metninde, “Federal yasa, Rusya Merkez Bankası ve Rus Tahsilat Birliği’nin tesislerinin yanı sıra özel posta iletişim kuruluşunun ve Sberbank Rossii Halka Açık Anonim Şirketi’nin tesislerinin, insansız araçlarla gerçekleştirilen saldırılara veya saldırı tehdidine karşı korunmasını sağlamayı amaçlamaktadır” ifadelerine yer verildi.
Yasa, bu kuruluşlara insansız araçların kontrol sinyallerini bastırma yetkisi tanıyor.
Düzenleme ayrıca insansız hava araçlarının yanı sıra su üstü ve su altı dronlarının hasara uğratılmasına veya tamamen imha edilmesine de izin veriyor.
Rusya’da halen kurumsal güvenlik birimleri, Rusya Ulusal Muhafızları (Rosgvardiya), İçişleri Bakanlığı, Federal Güvenlik Servisi (FSB), Federal Koruma Servisi (FSO), Dış İstihbarat Servisi (SVR), Federal Ceza İnfaz Servisi (FSIN) ve Acil Durumlar Bakanlığı’na bağlı kurtarma askeri birliklerinin personeli insansız hava araçlarının faaliyetlerini durdurma yetkisine sahip bulunuyor.
Söz konusu yasa tasarısı Ağustos 2025’te Devlet Duması’na sunuldu.
Yasa tasarısının gerekçesinde, askeri operasyon sürecinde Rusya Merkez Bankası’na ait tesislerin korunmasının öncelik olarak değerlendirildiği belirtildi.
Gerekçede, yeni federal bölgelerde bulunan Merkez Bankası tesislerinin de bu kapsamda yer aldığı kaydedildi.
Belgede, “Yasa tasarısının kabul edilmesi, Rusya Federasyonu’na karşı insansız araçlar kullanılarak gerçekleştirilen sabotaj ve terör eylemlerindeki artışın arka planında, ilgili tesislerin korunması gerekliliğinden kaynaklanmaktadır” denildi.
Rusya’da St. Petersburg Ekonomi Forumu gününde İHA saldırısı
Yasa girişiminin yazarlarından biri olan Devlet Duması Finansal Piyasalar Komisyonu Başkanı Anatoliy Aksakov, yaptığı açıklamada, korunacak tesislerin yakınında İHA karşıtı savunma sistemlerinin konuşlandırılacağını söyledi.
Aksakov, personele silah da verileceğini belirtti.
Aksakov, koruma sisteminin nasıl işleyeceğine ilişkin soruya şu yanıtı verdi:
“Öncelikle ilgili tesislere yöneltilmesini ve saldırı düzenlenmesini zorlaştırmak için elektronik karıştırma uygulanacak. Yani çeşitli sinyaller bastırılacak. Bunun yanı sıra bu insansız araçları düşürmeye imkân veren sistemler de kullanılacak ve böylece ilgili tesisler korunacak.”
Aksakov, yasa tasarısının insansız araçlara karşı korunma faaliyetlerinin ilgili kuruluşların kendi bütçelerinden finanse edilmesini öngördüğünü de ifade etti.
Aksakov, “Ödemeyi kendileri yapacak. Eğer konu Merkez Bankası ise Merkez Bankası ödeme yapacak. Eğer konu Sber ise ödemeyi Sber yapacak” dedi.
Dünya Basını2 hafta önceProf. Mearsheimer: Trump, İran savaşını sonlandırmak için Çin’den yardım istedi
Dünya Basını2 hafta önceİktisat tarihçisi Chance: Batı, Çin’i kendi sistemine entegre ederek liberal bir demokrasiye dönüştüreceğini sandı
Diplomasi2 hafta önceXi ve Putin ‘çok kutuplu bir dünya ve yeni tip uluslararası ilişkiler’ çağrısı yaptı
Amerika2 hafta önceBolivyalı işçi ve köylüler başkent La Paz’ı kuşattı
Asya2 hafta önceLai, Tayvan’ın “özgürlüğünden vazgeçmeyeceğini” söyledi, yeni İHA bütçeleri sözü verdi
Asya2 hafta önceRusya ve Çin arasındaki ticaret hacmi 240 milyar dolara ulaştı
Asya2 hafta önceİran’daki savaş yuan için küresel ticarette fırsat penceresi açtı
Dünya Basını2 hafta önceProf. Pape: İran yetenekleri sınırlı olduğu için değil, stratejik sebeplerle kendini dizginliyor









