Bizi Takip Edin

Ortadoğu

Hürmüz’de petrol akışı toparlanıyor ama dizel açığı sürüyor

Yayınlanma

Wall Street Journal gazetesinin haberine göre Hürmüz Boğazı’ndan ham petrol geçişi çatışma öncesi seviyenin yüzde 76’sına ulaşırken, küresel piyasaların ihtiyaç duyduğu işlenmiş yakıt sevkiyatı yüzde 11 düzeyinde kaldı. Rafineri hasarları nedeniyle dizel fiyatlarının rekor kırması üzerine G7 ülkeleri stratejik rezervlerden 100 milyon varil yakıtı piyasaya sürme kararı aldı.

Hürmüz Boğazı üzerinden ham petrol sevkiyatı yeniden canlanırken, küresel pazarların asıl ihtiyaç duyduğu dizel yakıt tedarikinde kriz sürüyor.

Amerikan The Wall Street Journal (WSJ) gazetesinin haberine göre tankerler, İran ile yaşanan çatışma öncesindeki seviyelere yakın miktarda ham petrol taşımayı sürdürse de işlenmiş petrol ürünlerinin geçişi düşük düzeyde kalıyor.

Dizel açığı, lojistik maliyetlerini doğrudan yükselttiği için Washington’ın da öncelikli gündem maddesi haline geldi.

Kamyonlarla taşınan gıda ve teknoloji ürünleri başta olmak üzere tüketim mallarının fiyatlarını artıran dizel artışını frenlemek isteyen ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, fiyat baskısını hafifletmek adına farklı seçenekleri değerlendiriyor.

ABD genelinde eylül sonunda bir galon (yaklaşık 3,785 litre) dizelin ortalama fiyatı 6,53 dolarla rekor kırarken, Kaliforniya eyaletinde aynı miktar yakıtın fiyatı 8,44 dolara çıkarak tarihi zirvesini gördü.

Rafinerilerin vurulması arzı kısıtlıyor

Lipow Oil Associates Başkanı Andy Lipow, piyasadaki krize dikkat çekerek tüketicilerin ham petrol değil benzin, uçak yakıtı ve dizel satın aldığını vurguladı.

Bölgede düzenlenen füze ve insansız hava aracı saldırılarında çok sayıda büyük petrol rafinerisinin hasar gördüğünü hatırlatan Lipow, dünyanın ciddi bir petrol ürünü kıtlığıyla karşı karşıya kaldığını belirtti.

Emtia analiz şirketi Kpler verileri, boğazdan ham petrol akışının toparlanmasının işlenmiş yakıt sorununu kısa sürede çözmeye yetmediğini ortaya koyuyor.

Verilere göre 3 Ekim Cumartesi günü Hürmüz Boğazı’ndan taşınan günlük ortalama ham petrol miktarı 10,3 milyon varile ulaşarak çatışma öncesi seviyenin yüzde 76’sını yakaladı.

Buna karşılık benzin ve dizel gibi işlenmiş ürünlerin hacmi günlük yalnızca 1,3 milyon varilde kaldı.

Söz konusu miktar toplam sevkiyatın sadece yüzde 11’ine denk gelirken, söz konusu oran savaş öncesinde yüzde 20’nin üzerinde seyrediyordu.

G7 ülkelerinden stratejik rezerv kararı

Fiyat artışları karşısında Trump, 1 Ekim’de dizel ihracatını durdurma seçeneğini değerlendirdiğini duyurmuştu.

Bu adımı Enerji Bakanı Chris Wright ve İçişleri Bakanı Douglas Burgum ile ele aldığını aktaran Trump, kısıtlamanın diğer mallarda fiyat artışlarına yol açabileceği uyarısında da bulunmuştu.

Washington’ın Avrupa ülkelerine stratejik yakıt rezervlerini devreye sokma çağrısı yapması ve aksi takdirde ABD’den yapılan dizel sevkiyatının kısıtlanabileceğini ima etmesi ise Avrupa Birliği’nde (AB) tepkiyle karşılandı.

İhracat yasağı ihtimalini kesin bir dille reddeden Avrupa Komisyonu Sözcüsü Anna-Kaisa Itkonen, böyle bir kararın hiçbir tarafa fayda sağlamayacağını ve ABD’nin güvenilir ortak imajını sarsacağını dile getirdi.

Taraflar arasındaki gerilimin ardından G7 ülkeleri, Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) koordinasyonunda dört ay içinde stratejik rezervlerden 100 milyon varile kadar dizel ve petrolü piyasaya sürme kararı aldı.

Kararın ardından geri adım atan Trump, “Avrupa geniş dizel rezervlerine sahip ve bizim gibi onlar da dünya piyasasına önemli katkı sunacak. İhracat yasağı getirmeyeceğiz” açıklamasını yaptı.

Ortadoğu

Şam, İsrail’in baskısıyla Dera’daki askeri birliklerini çekmeye hazırlanıyor

Yayınlanma

El-Ahbar gazetesinde yer alan haberde İsrail ordusunun Suriye sınırındaki askeri tahkimatı ve yol inşaatını artırması üzerine Şam yönetiminin güneydeki ordu birliklerini polisle değiştirmeye hazırlandığı öne sürüldü. Yeniden yapılanma kapsamında 40. Tümen dağıtılırken, Nasib Sınır Kapısı’ndaki yaklaşık 500 sınır muhafızı Tanf bölgesine sevk edildi.

İsrail ordusunun Suriye’nin güneyinden Şam kırsalına uzanan hatta askeri hareketliliğini ve baskısını artırması üzerine Şam yönetiminin Dera vilayetindeki askeri birliklerini geri çekmeye hazırlandığı öne sürüldü.

Lübnan merkezli El-Ahbar gazetesinin haberine göre İsrail, Suriye’nin güney sınırında yeni bir askeri ve güvenlik düzeni kurma girişimlerini sürdürüyor.

Eylül ortası ve ekim başında yoğunlaşan hava keşif uçuşlarına, kara birliklerinin sınırı geçerek düzenlediği baskınlar ile bombardımanlar eşlik etti.

İsrail güçlerinin eylül ayındaki kara ve hava operasyonlarının, Şeyh Dağı’ndaki Beyt Cin şelaleleri, çevredeki tarım arazileri, Kalat Cendel ve Şam’ın batı kırsalındaki yeni mevzilere kadar yayıldığı aktarıldı.

Sınır hattında askeri yol projesi yeniden başladı

İsrail ordusu, ateşkes ve ayırma hattı boyunca uzanan “Sufa 53” adlı askeri yol projesinin kazı çalışmalarını yeniden başlattı.

Faaliyetlerin özellikle Kuneytra’nın güney kırsalındaki el-Aşşe ve er-Refid köylerinde yoğunlaştığı bildirildi. İsrail ordusunun iş makineleri ve buldozerlerle girdiği bu iki yerleşimde internet bağlantısının kesildiği, öncesinde ise bölgede baskınlar düzenlendiği ve ateş açıldığı kaydedildi.

Haberde, İsrail güçlerinin bölgedeki tarım arazileri ile meralara kimyasal maddeler püskürttüğü, ağaçları kestiği ve arı kovanlarını tahrip ettiği belirtildi.

Gazete, geçim kaynaklarını hedef alan bu adımların, halkı yoksullaştırarak İsrail’in sunduğu yardımları kabule zorlama amacı taşıdığını öne sürdü.

İsrail birliklerinin baskınlar sırasında köylülerin maddi durumları ile gıda gereksinimlerine dair veriler topladığı, el-Hamidiye kasabasında ise bölge sakinlerinin ellerinde tuttukları kimlik kartlarıyla fotoğraflarının çekildiği aktarıldı.

Bu girişimlerin istihbari amaç taşıdığına dikkat çekilirken, bölge dışından kişilerin gözaltına alındığı ve eski işbirlikçiler üzerinden yeni ağlar kurulmak istendiği savunuldu.

Dera’da ordu çekiliyor, yerini polis alıyor

İsrail’in sahadaki baskısı sürerken, Şam yönetiminin güneydeki askeri varlığında köklü bir yeniden yapılanmaya gittiği bildirildi.

Habere göre söz konusu düzenlemeler, İdlib kırsalındaki Ebu Zuhur Havalimanı’na düzenlenen saldırı sonrasında Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani ile Mossad Başkanı Roman Gofman arasında Ürdün’ün başkenti Amman’da yapıldığı belirtilen görüşmeyle bağlantı taşıyor.

Gazeteye konuşan askeri kaynaklar, Savunma Bakanlığına bağlı 40. Tümen’de ani değişikliklere gidildiğini açıkladı. Bu kararın, Heyet Tahrir eş-Şam mensuplarına Ahrar eş-Şam kökenli komutanlar karşısında öncelik verilmesiyle tetiklenen Dera ve kuzeyli komutanlar arasındaki çekişmeden ibaret olmadığı vurgulandı.

Kaynaklar, düzenlemenin ordu birliklerinin Dera’dan çekilmesi ve yerlerine İçişleri Bakanlığına bağlı polis unsurlarının konuşlandırılması yönünde bir ön adım niteliği taşıdığını bildirdi.

40. Tümen dağıtıldı, muhafızlar Tanf’a sevk edildi

Yeniden yapılanma kapsamında dağıtılan 40. Tümen’in personeli, Suriye’nin orta kesiminde kurulan 1. Tugay bünyesine dahil edildi.

Humus, Hama ve İdlib’den bazı birliklerin de bu yeni tugaya bağlandığı kaydedildi.

Dera kökenli subayların bir kısmı görevden uzaklaştırılırken, bazı komutanların rütbeleri tabur komutan yardımcılığı seviyesine düşürüldü.

40. Tümen bünyesindeki değişiklikler çerçevesinde ise Ürdün sınırındaki Nasib Sınır Kapısı’nda görev yapan yaklaşık 500 sınır muhafızı Tanf bölgesine sevk edildi.

Askeri alandaki tasfiyelerin idari birimlere de yansımasının beklendiği, Dera Valiliği görevine güvenlik birimlerinden isimlerin atanabileceği ifade edildi.

Bölgede ordunun çekilmesiyle oluşacak muhtemel güvenlik boşluğunun, İsrail ordusuna güney kırsalında daha geniş bir hareket alanı sağlayabileceği endişesi dile getiriliyor.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İsrail’den Batı Şeria planı: Filistin Yönetimi’ne savaş senaryosu

Yayınlanma

İsrail Savunma Bakanı Israel Katz, Batı Şeria’da Filistin Yönetimi’ne karşı Gazze ve Lübnan modeli askeri harekat planladıklarını açıkladı. Plan; kara ve hava taarruzunu, geniş çaplı tahliyeleri ve altyapının imhasını öngörüyor. Bölgede 2025 başından bu yana on binlerce Filistinli mülteci kamplarından zorla çıkarıldı.

İsrail Savunma Bakanı Israel Katz, hükümetin haftalık kabine toplantısında bakanlara Batı Şeria’da Filistin Yönetimi’ne karşı olası bir savaşa dair hazırlıkları aktardı.

Katz, 7 Ekim saldırılarından çıkarılan dersler doğrultusunda ordu için bir “referans senaryo” hazırlandığını duyurdu.

Planın, Filistin Yönetimi güvenlik birimleri ile El Fetih bağlantılı Tanzim grubunun silahlarını İsrail askerlerine ve yerleşimcilere yöneltmesi ihtimaline odaklandığı kaydedildi.

Katz, böyle bir senaryonun gerçekleşmesi halinde Filistin Yönetimi’ne resmen savaş ilan edileceğini ve ordunun kapsamlı bir taarruz başlatacağını belirtti.

Başbakan Binyamin Netanyahu ile onayladıkları harekat planının “kısa ve şiddetli” bir çatışma öngördüğünü savunan Katz, sürecin Gazze ve Lübnan’daki askeri yöntemlere benzer biçimde ilerleyeceğini ifade etti.

Tahliye ve altyapının hedef alınması planlanıyor

Açıklanan plan; kara ve hava birliklerinin devreye sokulmasını, özel yöntemlerin tercih edilmesini, üst düzey isimlerin hedef alınmasını veya sınır dışı edilmesini içeriyor.

Plan kapsamında ayrıca silah depolarının imhası, halkın geniş çapta tahliyesi, şehirler ile mülteci kamplarındaki altyapının yok edilmesi hedefleniyor. Katz, geçmişteki gibi yıllarca süren bir intifada yerine sahada doğrudan sonuç almayı amaçladıklarını dile getirdi.

Filistin Yönetimi’nin ana omurgasını oluşturan El Fetih bünyesindeki Tanzim ağı, İkinci İntifada sürecinde El Aksa Şehitleri Tugayları’nın ortaya çıkışında rol oynamıştı.

Ramallah yönetiminin İsrail makamlarıyla yürüttüğü güvenlik koordinasyonuna karşın, El Aksa Şehitleri Tugayları dahil bazı gruplar bölgede silahlı faaliyetlerine devam ediyor.

Savunma Bakanı’nın açıklamaları, Başbakan Netanyahu’nun Hamas’a ilişkin iddialarının ardından geldi. Netanyahu, ekim sonunda yapılması planlanan genel seçimler öncesinde Hamas’ın saldırı girişiminde bulunabileceğini öne sürerek, olası adımlara ezici güçle karşılık verileceğini savundu.

Katz ise daha önce de Batı Şeria’ya yönelik geniş kapsamlı askeri harekat ihtimalini gündeme taşımıştı.

İsrail basını da benzer dönemde Ramallah’ın silah kapasitesine ilişkin iddialara yer verdi. Israel Hayom gazetesi, Filistin Yönetimi’nin cephaneliğinde tanksavar sistemleri ile RPG-7 roketatarlarının yer aldığını ve PKM makineli tüfeklerinin kullanıldığını iddia etti.

Filistin Yönetimi ise Hamas ve İslami Cihad gibi grupların da etkin olduğu bölgede, gözaltı operasyonları ve baskınlarla İsrail ile yürüttüğü güvenlik koordinasyonunu sürdürüyor.

İşgal altındaki Batı Şeria’da sahadaki baskı da tırmanıyor.

2025 başından bu yana on binlerce Filistinli, mülteci kamplarından zorla tahliye edildi.

Yüzlerce konutun yıkıldığı bölgede yerleşim birimleri yasal düzenlemelerle genişletilirken, yerleşimcilerin Filistinlilere yönelik şiddet olaylarında da belirgin bir artış kaydediliyor.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Netanyahu’nun en büyük rakibi Eisenkot, Suriye ile anlaşma koşullarını açıkladı

Yayınlanma

Bu ay yapılacak seçimlerde Binyamin Netanyahu’nun en dişli rakibi olan Gadi Eisenkot, Suriye ile anlaşmayı “Türklerin ve Rusların çekilmesine” bağladı.

The Times of Israel’e (ToI) uzun bir mülakat veren Yaşar Partisi lideri ve eski genelkurmay başkanı, Suriye’deki “değişken durumdan yararlanmak” gerektiğini söyledi.

Suriye’nin geçici lideri Ahmed Şara’nın “aslen çok aşırı bir kişi, bir IŞİD üyesi” olduğunu savunan Eisenkot, “Onun hakkında hiçbir yanılsamam yok; Suriye’de faaliyet gösteren Amerikalılarla birlikte, onun örgütünden birçok kişiyi öldürdüm,” diye konuştu.

Bununla birlikte muhalefet lideri, şu soruyu sormak gerektiğini vurguladı:

“1974 tarihli Kissinger ara anlaşmalarını alıp, Suriye’den yabancı güçlerin nihayetinde çekilmesini sağlayacak sıkı güvenlik düzenlemeleriyle önemli ölçüde iyileştirme imkânı var mı?”

Muhabirin, “Buna, İsrail’in Hermon [Şeyh] Dağı’ndan ve Suriye’deki önemli stratejik mevzilerden çekilmesi de dahil mi?” sorusuna Eisenkot şu cevabı verdi:

“Temel şart, Türklerin ve Rusların tamamen bölgeden çıkarılmasıdır. Hermon Dağı ve ilgili güvenlik düzenlemeleri konusunda ise müzakere edilmesi gerekmektedir.”

“Güçlü bir konumdan” ve “sarsılmaz Amerikan garantileri” ile konuşmak gerektiğini savunan Eisenkot, “İsrail’in hesaplı riskler almasını mümkün kılacak bir Amerikan koruma şemsiyesi, denetim ve taahhüt olması gerekiyor,” dedi.

Netanyahu’nun son üç yılda yarattığı “son derece sorunlu durum”a işaret eden Yaşar lideri, bu sorunlu durumu “Orta Doğu’daki Amerikan çıkarları ile İsrail’in çıkarları arasında giderek artan ve tehlikeli bir mesafenin oluşması” olarak tarif etti.

ABD ile “derin ortak çıkarlarının bulunduğunu” kaydeden Eisenkot, bunları şöyle sıraladı: “Ortadoğu’da istikrarı korumak, ılımlı Sünni kampını güçlendirmek, radikal Şii eksenini zayıflatmak, köktendinci Sünni eksenini zayıflatmak ve ardından bölgede iktisadi refahı sağlamak.”

Ortadoğu için “stratejik bir değer olan güçlü bir İsrail”in, aynı zamanda ABD için de bir değer olduğunu söyleyen İsrailli siyasetçi, “Sünni devletlerin NATO’su”nun kurulması yönünde ilerlenmesini desteklediğini; İsrail’in “erken uyarı istihbaratı ve savunma sistemleri konusunda büyük katkı sağlayabileceğini” vurguladı ve şöyle devam etti:

“Bu yeteneğimizi kanıtladık. Bugün Körfez’de İsrail’in korumasını sessizce alan Arap ülkeleri var. Bunu, İsrail liderlerinin ne yazık ki artık bahsetmeyi bıraktıkları daha geniş kapsamlı barış çabasıyla da ilişkilendiriyorum. Barış istiyoruz.”

Bu kapsamda, halihazırda imzalanmış olan “barış anlaşmalarını” güçlendirmek gerektiğini kaydeden Eisenkot, “Bunlar asla hafife alınmamalı, zira bu anlaşmaların geriye doğru kayabileceğine dair derin bir endişe de mevcut. Bu nedenle Mısır, Ürdün ve İbrahim Anlaşmaları’na taraf ülkelerle ilişkilerimizi güçlendirmemiz ve başka ülkeleri de aktif olarak sürece dahil etmemiz gerekiyor. Bence Lübnan konusunda da bir fırsat olabilir,” diye konuştu.

Netanyahu’nun “bariz akılsızlığı ve berbat siyasi-stratejik muhakemesi”nin, İsrail’i dibe sürüklediğini savunan muhalefet lideri, şu anda 12 ülke İsrail’e yaptırım uygulamak için beklediğine işaret etti.

Eisenkot, “Hatta Amerikalılar bile, Yahudiye ve Samiriye’deki [Batı Şeria] resmi İsrail aktörlerine yaptırım uygulama olasılığını değerlendirmeye başlamıştır,” dedi.

Batı Şeria’da atacağı adımların, Suudi Arabistan’ı İbrahim Anlaşmaları’na dahil etmeye yönelik siyasi bir jest olarak değil, “tamamen İsrail’in çıkarları doğrultusunda” olacağını kaydeden Eisenkot, bölgedeki güvenlik durumunu iyileştireceğini, Filistinlilerin ev ve köylerinin aşırılıkçı Yahudi yerleşimciler tarafından yakılmasını önleyeceğini ve kanun dışı hareket eden herkese karşı “demir yumrukla” müdahale edeceğini söyledi.

Eisenkot, “Askerlik hizmetim boyunca tam da bu şekilde hareket ettim. [O saldırılar] ben Genelkurmay Başkanıyken gerçekleşmedi,” diyerek, yasadışı Yahudi yerleşimcilerin Batı Şeria’daki Filistin köylerine yaptıkları saldırılara işaret etti.

Yaşar lideri, Batı Şeria üzerinde tam egemenlik kurmak ve 2,8 milyon Filistinliyi daha İsrail’e dahil etmek isteyen herkesin “Siyonist projeyi ve Yahudi demografik çoğunluğunu tehlikeye attığını” savundu.

Netanyahu’nun yargı reformuna işaret eden Eisenkot, “Yüksek Mahkeme’yi zayıflatmak ve yargıyı ezmek isteyen herkes, demokrasiyi tehlikeye atmaktadır,” dedi.

Netanyahu’nun “sonsuz savaşlar” istediğini ileri süren muhalefet lideri, “Bunu akılcı bir hükümet aracılığıyla değiştireceğiz. Netanyahu’nun hükümeti tamamen mantıksız bir politika izliyor: Yalnızca iç siyasi tabanını güçlendirmek amacıyla çatışmayı kışkırtıyor. Bu tek amaç uğruna herkesle çatışıyor,” dedi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English