Bizi Takip Edin

Ortadoğu

IMF ve BAE anlaşmaları Mısır ekonomini kurtaracak mı?

Yayınlanma

Yaşadığı döviz krizi nedeniyle zor günler geçiren Mısır, kredi karşılığında uzun zamandır direndiği IMF’nin taleplerini yerine getirmek için adım atan Mısır iki hafta önce de başkent Kahire’nin 350 kilometre kuzeybatısında bulunan Ras el-Hikma sahil bölgesini 24 milyar dolara Birleşik Arap Emirlikleri’ne satmıştı. Aşağıda çevirisini okuyacağınız makale, Mısır’ın peş peşe attığı bu iki kritik adımın ekonomiyi nasıl etkileyeceğine odaklanıyor:

***

IMF ve BAE Mısır’ın Ekonomik Krizini Hafifletmek İçin Devreye Girdi

Kahire’nin ana kreditörü ve Körfez’in en büyük bağışçısı bir kez daha imdada yetişerek kısa vadeli tüketici sıkıntılarına rağmen ülkenin son düşüşünü durdurabilecek büyük krediler, yatırımlar ve Merkez Bankası transferleri teklif etti.

Ben Fishman

6 Mart’ta Mısır Merkez Bankası, 8 milyar dolarlık genişletilmiş IMF kredi programının önünü açmak için uzun zamandır beklenen devalüasyonu açıkladı. Bu hamlenin Birleşik Arap Emirlikleri ile iki hafta önce tamamlanan devasa bir arazi anlaşmasından gelen nakit akışıyla mümkün olduğu görülüyor. Ancak kısa vadede, IMF ve Merkez Bankası’nın enflasyonu sınırlamaya odaklanmasına rağmen Mısırlıların Ramazan ayında fiyat artışlarından zarar görmesi muhtemel.

Mega Satış

23 Şubat’ta Mısır Başbakanı Mustafa Madbuli, İskenderiye ve Marsa Matruh arasındaki Akdeniz kıyısının bir bölümü olan Ras el-Hikma’nın geliştirilmesini içeren BAE ile 35 milyar dolarlık bir anlaşmaya başkanlık etti. BAE’nin egemen varlık fonu ADQ, 171 milyon metrekarelik araziyi 24 milyar dolara satın almayı kabul ederken Kahire’ye de BAE’nin Mısır Merkez Bankası’ndaki mevcut mevduatından 11 milyar dolar ödemeyi kabul etti. Madbuli’ye göre bu mevduatların 5 milyar doları Ras el-Hikma anlaşmasının bir parçası olarak Kahire’ye aktarılacak, 6 milyar doları ise “Mısır’ın ekonomik büyümesini ve kalkınmasını desteklemek için Mısır genelindeki başlıca projelere yatırım” için kullanılacak. Bir sonraki hedef yeni bir Kızıldeniz tatil bölgesi olabilir.

Temelinin 2025 yılında atılması planlanan Ras el-Hikma projesinin bölgeyi bir turizm merkezi, sanayi bölgesi ve havaalanına dönüştürmek için 150 milyar dolar yatırım çekmesi ve bu süreçte Mısırlı şirketler ve işçiler için istihdam yaratması bekleniyor. Mısır, projede yüzde 35’lik bir hisseye sahip olacak. Projede adı geçen ortaklardan biri, hükümete yakın ve Kahire dışındaki yeni idari başkentin inşasında kilit bir oyuncu olan bir inşaat holdingi olan Talat Mustafa Grup.

Yaklaşık 200 milyar dolarlık varlığı kontrol eden ADQ, Abu Dabi Yatırım Otoritesi (1 trilyon dolar) ve Mubadala’nın (275 milyar dolar) ardından BAE’nin üçüncü en büyük fonu. Hem ADIA hem de ADQ’ya, Devlet Başkanı Muhammed bin Zayed’in nüfuzlu kardeşi Ulusal Güvenlik Danışmanı Tahnoun bin Zayed el-Nahyan başkanlık ediyor. Ras el-Hikma yatırımı ADQ’nun portföyünün yüzde 10’undan fazlasını temsil ediyor. Daha da önemlisi, iki ülke liderleri arasındaki yakın ilişkiyi ve Abu Dabi’nin, Cumhurbaşkanı Abdülfettah el-Sisi’nin iktidara gelmesinden bu yana BAE’nin Mısır’ın istikrarına olan bağlılığını diğer Körfez kreditörlerinden daha fazla gösterdiği teyit ediyor.

Ekonomik Etki

Yakın vadede, nakit akışı Mısır’ın mali krizini hafifletmeye yardımcı olacak ve rekor enflasyon ve döviz krizinden mustarip olan ekonomiye çok ihtiyaç duyulan doları enjekte edecek. Bu haftaki para birimi dalgalanmasının hemen ardından, Mısır lirası yılın çoğunu 30’da geçirdikten sonra dolar başına 50 liradan işlem görmeye başladı; karaborsa kuru 70’e kadar yükseldi. Bu, kurun 15 olduğu Nisan 2022’den bu yana gerçekleşen beşinci devalüasyon oldu. Merkez Bankası’na göre, “Döviz kurunun birleştirilmesi, resmi ve paralel döviz kuru piyasaları arasındaki farkın kapanmasının ardından döviz birikimlerinin ortadan kaldırılmasını kolaylaştırdığı için çok önemli.” Gerçekten de dolar kıtlığı ithalatı yavaşlattı, kritik malzemelerde kıtlığa yol açtı ve yatırımları engelledi.

Emirlik anlaşmasının ilk taksiti (10 milyar dolar teslim edildi) para birimindeki bu devalüasyonun dengelenmesine yardımcı olacak, aynı zamanda bankaların para çekme limitlerini hafifletecek ve havalelerdeki (transferlere erişilemeyeceği endişesi nedeniyle düşmüş olan) düşüşü tersine çevirecek. BAE’nin kalan kısmı iki ay içinde ödemesi bekleniyor.

Ayrıca bu paranın Mısır’ın borç krizini de hafifletmesi bekleniyor. Eylül 2023 itibariyle ülkenin dış borcunun GSYH’ye oranı yüzde 42’nin üzerindeyken, kısa vadeli borç ve borç servisi 40 milyar dolara yaklaşmıştı, buna karşılık 35 milyar dolar döviz rezervi bulunuyordu. Aynı zamanda, kısmen Gazze savaşının bir sonucu olarak gelirler de çok düştü. Yemen’deki Husi hareketinin ticari gemilere yönelik devam eden saldırıları nedeniyle turizm gelirleri düştü ve Süveyş Kanalı geçişlerinden elde edilen döviz gelirleri yarı yarıya azaldı- Ocak 2023’te 700 milyon dolar iken bu Ocak ayında 350 milyon dolara düştü.

Birleşik Arap Emirlikleri’nin 11 milyar dolarlık mevduat transferinin pratikte nasıl işleyeceği belirsizliğini koruyor. Ekim ayı itibariyle BAE’nin Mısır Merkez Bankası’nda 6,3 milyar doları ve çeşitli Arap ülkelerinin Kahire’ye geçmişteki ekonomik sıkıntılarında yardımcı olmak için daha önce verdiği 16 milyar doların belirtilmemiş bir kısmı bulunuyordu. Her ne kadar 11 milyar dolar kolaylıkla yatırıma dönüştürülemese de 1 Şubat itibariyle 35,3 milyar dolar uluslararası rezervi bulunan Merkez Bankası’nın bilançosuna acil bir destek sağlayacak.

IMF’nin Reform Kriterleri

Mısır’ın para birimini dalgalanmaya bırakmasının ardından IMF, kredi programını 8 milyar dolara genişletmek için teknik düzeyinde bir anlaşma yapıldığını duyurdu. Bir önceki 3 milyar dolarlık program Aralık 2022’de, Kovid-19 salgını ve Ukrayna savaşının buğday maliyetini önemli ölçüde artırmasının ardından tarafların Genişletilmiş Fon Kolaylığı üzerinde anlaşmaya varmasıyla oluşturulmuştu. Bu anlaşma Mısır’ı Arjantin’in ardından IMF’nin en yüksek ikinci borçlusu haline getirmişti. Kahire, 2022 programının bir parçası olarak para birimini dalgalandırmayı, harcamaları kısmayı ve devlete ait şirketlerin bir kısmını satarak bir özelleştirme programı uygulamayı kabul etti. Ancak bu önlemlerin çoğu Sisi’nin yeniden seçilme kampanyası nedeniyle 2023’e ertelendi ve IMF Genel Müdürü Kristalina Georgieva Mısır’ın devalüasyon yapmaması halinde “rezervlerinin eriyeceği” uyarısında bulundu.

Georgieva geçen Ekim ayında Gazze savaşının patlak vermesinden bu yana, çatışmanın Mısır ekonomisi üzerindeki etkisini kabul ederek daha sempatik bir tutum sergiledi. Son olarak BAE ile yapılan arazi anlaşmasını “çok olumlu bir işaret” olarak nitelendirdi. Ancak 8 milyar dolarlık IMF programının başlangıçta öngörülen 10-12 milyar dolarlık miktardan daha küçük olması dikkat çekici.

Özelleştirmeyle ilgili olarak, bir önceki IMF programı Mısır’dan, bazı askeri işletmeler de dahil devlete ait otuz beş şirketi satarak kendi özelleştirme planını uygulamasını istemişti. Aralık ayında Madbuli, hükümetin aralarında sanayi firmaları, oteller ve yenilenebilir enerji girişimlerinin de bulunduğu on dört şirketin tamamen veya kısmen satışından 5.6 milyar dolar elde ettiğini açıkladı. Alıcıların çoğu hükümete yakın Mısırlı özel şirketler (otellere odaklananlar) ve Birleşik Arap Emirlikleri’ne ait kuruluşlardı.

5.6 milyar dolarlık rakamın doğrulanması zor çünkü rapor edilen anlaşmaların çoğunda çeşitli mülkiyet paylarından bahsediliyor ve gerçek satış fiyatı belirtilmiyor. Bu alımların çoğunun azınlık hisseleri olduğu göz önüne alındığında alıcıların özelleştirmenin temel amaçlarından biri olan şirketlerin performansı ve verimliliği üzerinde sınırlı bir etkisi olabilir. Yine de lira istikrar kazandığında yeni yatırımcılar ortaya çıkabilir. Şimdilik, bankalar ve sigorta şirketleri de dahil en değerli devlet şirketleri satılmadı.

ABD’nin Rolü

Washington’un bakış açısına göre Mısır’ın ekonomik tehlikeleri, Gazze savaşı ve Kahire’nin Hamas’la arabulucu olarak oynadığı merkezi rolün gölgesinde kaldı. Mali krizi ve Mısır’ın istikrarı üzerindeki potansiyel etkilerini ele almak ABD’nin süregelen bir hedefi, ancak acil bir öncelik değil, özellikle de gözlemciler savaşın sona ermesinin Kahire’nin gelir akışını iyileştireceğini ve Mısırlı şirketlerin Gazze’nin yeniden inşasına katılmasının önünü açacağını bekledikleri için. Dahası BAE, mevcut ve gelecekteki yatırımlarından oluşan devasa portföyü ve insan hakları konusundaki uyumlu görüşüyle Mısır’ın ekonomik karar alma mekanizması üzerinde Washington’dan çok daha fazla etkiye sahip.

Yine de ABD, kamu harcamalarının azaltılmasından IMF reform programının diğer bileşenlerinin uygulanmasına kadar daha sağlam ekonomik uygulamaları teşvik ederek önemli bir rol oynayabilir. Bunlar arasında devlete ve orduya ait şirketlerin avantajlarını sınırlandırarak özel sektörü geliştirmek için IMF ve Mısır ile birlikte çalışmak da yer alıyor. Biden yönetimi ve Kongre ayrıca Mısır’daki özel Amerikan yatırımlarını ve son on yıldaki zorlu ekonomik koşullara rağmen karlı özel sermaye şirketlerine yatırım yapan Mısır-Amerikan Girişim Fonu gibi kamu-özel girişimlerini de teşvik etmeli.

Ortadoğu

Trump’ın damadının şirketi İsrail ordusunun tedarikçisine ortak çıktı

Yayınlanma

CNN’in haberine göre Jared Kushner’ın yatırım şirketi Affinity Partners, İsrail ordusuna silah ve teçhizat sağlayan firmalarda pay sahibi olan Phoenix Financial grubunun en büyük hissedarı kalmayı sürdürdü. Kushner’ın Gazze müzakerelerinde resmi kadro almadan gönüllü diplomat olarak yer alması, şirketteki 1 milyar doları aşan hisse değeri nedeniyle tartışma yarattı.

ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner, Gazze’deki savaşın sona erdirilmesine yönelik müzakerelerde rol üstlenirken yatırım şirketi Affinity Partners üzerinden İsrailli finans grubu Phoenix Financial ile ticari bağlarını korudu.

CNN tarafından İsrail’deki mali kayıtlar incelenerek yapılan araştırma, Phoenix’in İsrail ordusuna silah, insansız hava aracı, savaş gemisi ve yıkım ekipmanı tedarik eden en az dokuz şirkette pay sahibi olduğunu ortaya koydu.

Bu şirketlerin tamamının hisse değeri geçen yıl artış kaydetti. Kuruluşların birçoğu, Gazze’deki çatışmaların ürünlerine yönelik talebi yükselttiğini açıkladı.

Affinity Partners, Trump’ın Ocak 2025’te başkanlık görevine başlamasından hemen önce Phoenix’teki payını neredeyse iki katına taşıdı.

Şirket, Temmuz 2026’da bu hisselerin dörtte birini 340 milyon doları aşkın bir bedelle elden çıkardı. Bu işlemden elde edilen gelir, satılan paylar için başlangıçta ödenen tutarın beş katını aştı.

Satışın ardından Phoenix’in en büyük hissedarı kalmayı sürdüren Affinity’nin elindeki yüzde 7,4’lük payın piyasa değeri temmuz ayı itibarıyla 1 milyar doların üzerine çıktı. Kushner, Phoenix’i daha önce şirketinin “en iyi yatırımı” olarak nitelendirmişti.

İncelenen belgelere göre Phoenix, İsrail’in en büyük savunma sanayisi şirketi Elbit Systems’e en az 265 milyon dolarlık yatırım yaptı. Elbit, İsrail ordusuna mühimmat, tank sistemleri ve askeri teçhizat temin ediyor.

İsrailli finans grubunun portföyünde İHA kameraları üreten NextVision, topçu mühimmatı tapası imal eden Reshef Technologies ve tank parçaları geliştiren Ashot Ashkelon da yer alıyor.

Phoenix ayrıca savaş gemisi üreticisi Israel Shipyards ile birlikte Boeing ve Caterpillar’da da hisse sahibi. İsrail ordusu operasyonlarda Boeing’in ürettiği uçak ve mühimmatları, Gazze’deki yıkımlarda ise Caterpillar üretimi iş makinelerini kullanıyor.

Kushner’ın şirketi Affinity doğrudan bu savunma kuruluşlarına ortak olmasa da Phoenix’in ana hissedarı sıfatıyla grubun mali kazancından pay alma imkanını koruyor.

Kushner, Trump yönetiminde resmi bir kadro almadan, gönüllü temsilci sıfatıyla diplomatik görüşmelere katılıyor. Bu konum, resmi bir kamu görevinde zorunlu tutulan mali bildirim ve çıkar çatışması yükümlülüklerine tabi olmamasını sağlıyor.

CNN, Kushner’ın yürüttüğü diplomatik temasların söz konusu yatırımları doğrudan etkilediğine dair somut bir veriye ulaşmadığını duyurdu.

Fakat Gazze müzakerelerinde görev üstlenen bir ismin, İsrail ordusunun tedarikçilerine sermaye aktaran bir grupta ana hissedar olması çıkar çatışması tartışmalarına yol açtı.

Kushner’ın avukatı, müvekkilinin Phoenix’in yönetim kurulunda yer almadığını, yatırım kararlarına müdahale etmediğini ve ticari girişimleriyle diplomatik temasları arasında bağ olmadığını savundu.

CNN ise Kushner’ın Eylül 2025’te Forbes dergisine verdiği mülakatta Phoenix yönetimiyle “çok aktif bir diyalog” sürdürdüğünü ve şirket yöneticileriyle birkaç haftada bir temas kurduğunu söylediğini aktardı.

Avukatı bu temasların tek tek yatırımlarla değil, genel piyasa eğilimleriyle sınırlı olduğunu öne sürerken diplomatik mesainin artmasıyla birlikte şirket yönetimiyle görüşmelerin seyreldiğini kaydetti.

Beyaz Saray Sözcüsü Anna Kelly, Kushner’ın şahsi ticari işlerinin gönüllü diplomatik vazifeleriyle bağlantısı bulunmadığını dile getirdi.

Phoenix ise hissedarlarına sunduğu değerin temel faaliyet performansından beslendiğini belirterek haberdeki ayrıntılı bulgular hakkında değerlendirme yapmadı.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Musk, Pentagon için “savaş danışmanlığı” yapacak

Yayınlanma

Dünyanın en zengin adamı Elon Musk, savaşın geleceğine odaklanan ve “Project Meridian” olarak bilinen bir Pentagon girişiminin eş direktörlüğünü üstlendi.

Musk’ın yeni görevini ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth duyurdu.

Savaşların eninde sonunda otonom insansız hava araçlarıyla yapılacağına dair inancını uzun süredir dile getiren Musk, savunma alanında faaliyet gösteren startup Anduril’in kurucusu Palmer Luckey ve eski Temsilciler Meclisi Başkanı Newt Gingrich ile birlikte eş direktör olarak projeye danışmanlık yapacak.

Hegseth, Pentagon’da yayınladığı bir notta, grubun “geleceğin savaş alanlarını inceleyeceğini” ve “savaşçıların bu ortamlarda üstünlük sağlamak için hangi silah ve teknolojileri kullanmaları gerektiğini belirleyeceğini” belirtti.

Hegseth, Quantico Deniz Piyade Üssü’nde yaptığı “Kuvvetlerin Durumu” konuşmasında şunları söyledi:

“Gelecekteki çatışmaları en iyi öngörenler yalnızca Pentagon’da bulunmuyor. Hem soruları sormayı hem de bunlara cevap vermeyi kendimize yüklerken, bariz önyargılar ve riskler söz konusudur.”

Hegseth, bu girişimin derhal başlayacağını ve konuşmasının ardından güvenli bir mekânda Musk, Luckey ve Gingrich ile bir araya geleceğini söyledi.

Meridian Projesi, “savaşların, alanların ve teknolojilerin gidişatını acımasızca haritalandırmak” için 120 gün süreye sahip olacak ve bu süreç, bulgularının kamuoyuna duyurulması ve gizli bir ek ile sonuçlanacak.

Hegseth, “Yeryüzünün altından Ay’ın ötesine” uzanan kapsamlı bir görev tanımını açıkladı.

Grup, yeni askeri stratejiler veya politikalar geliştirmek yerine, “ele geçirmemiz gereken alanları ve ustalaşmamız gereken yetenekleri” belirlemeye çalışacak ve gelecek nesil Amerikan askerlerinin ihtiyaç duyabileceği silah ve sistemleri “keşfetmeye, geliştirmeye ve sahaya sürmeye” odaklanacak.

Grubun, Ocak ayı sonuna kadar kendisine öneriler içeren bir rapor sunması bekleniyor.

Musk, 2024 yılında “Gelecekteki savaşlar tamamen insansız hava araçları ve hipersonik füzelerle ilgili olacak,” demişti. Bu, son yıllarda yaptığı benzer açıklamalardan sadece biriydi.

Hükümet Verimliliği Departmanı’ndaki (DOGE) denetim görevi kargaşayla sona eren ve Başkan Donald Trump’ın harcama tasarısı nedeniyle Trump ile bir anlaşmazlığa dönüşen Musk için, bu paneldeki görev, herhangi bir sıfatla hükümete resmi şekilde geri dönüşünü işaret ediyor.

Musk ve Trump sonunda barıştılar ve Musk, bu hafta Beyaz Saray’da diğer teknoloji liderleriyle birlikte yapay zeka güvenliği konulu bir toplantıya katıldı.

Meridian, Hegseth’in duyurduğu, ordunun otonom savaş ve hızla gelişen teknolojiler etrafında yeniden yapılandırılmasına yönelik daha geniş kapsamlı bir girişimin parçası.

Hegseth, müşterek kuvvetler genelinde otonom ve robotik yetenekleri yaygınlaştırmak üzere, kendi ifadesiyle “hizmet kolu benzeri yetkiler”e sahip yeni bir dört yıldızlı muharebe komutanlığı olan Otonom Savaş Komutanlığı’nın (AUTOWARCOM) kurulduğunu duyurdu.

Savaş Bakanlığı ayrıca, Hegseth’in “yeni nesil otonom savaşçılar” olarak adlandırdığı kişiler için özel kariyer yolları oluşturmak üzere, tüm askeri birimlerde yeni mesleki çerçeveleri aşamalı olarak uygulamaya başlayacak.

“Otonom Savaş Komutanlığı’nı on yıl önce düşünmüş olmalıydık,” diyen Hegseth, Meridian’ın, ordunun geride kalmadan bir sonraki teknolojik dönüşümü öngörebilecek kadar ileriye bakmayı amaçladığını açıkladı.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Reuters: Suriye hükümeti yetkilileri ile Hizbullah Türkiye’de gizli görüşmeler yaptı

Yayınlanma

Suriye hükümeti temsilcileri ile Lübnan Hizbullahı’nın, aralarındaki gerilimi azaltmak amacıyla Türkiye’de yüz yüze görüşmeler yaptığı iddia edildi. Suriye iddiaları reddetti.

Reuters’a konuşan ve görüşme hakkında bilgi sahibi altı kaynak, bunun uzun süredir karşı karşıya olan taraflar arasında bilinen ilk toplantı olduğunu söyledi.

İki Suriyeli yetkili, bir ABD’li yetkili ve Hizbullah’a yakın üst düzey bir Lübnanlı güvenlik kaynağının da aralarında bulunduğu altı kaynak, Suriye yetkilileri ile Hizbullah yetkililerinin geçen ay en az bir kez gizlice bir araya geldiğini belirtti.

Esad’ın 2024’ün sonlarında devrilmesinin ardından Suriye’nin yeni hükümeti ile Hizbullah arasındaki gerilim artmıştı. Şam yönetimi, grubu Suriye üzerinden İran’a silah transfer etmekle suçlarken, ABD de Suriye ordusuna Hizbullah’la savaşmak üzere Lübnan’a asker göndermesi için baskı yapıyor.

Altı kaynağa göre geçen ayki görüşmeye Hizbullah temsilcileri ile Suriye istihbaratı ve dışişleri bakanlığından yetkililer katıldı. Toplantı, gerilimi düşürme amacıyla Türk güvenlik ve istihbarat kurumlarının daveti üzerine gerçekleştirildi.

Kaynakların tamamı, daha önce kamuoyuna yansımayan hassas görüşmeyi anlatabilmek için isimlerinin açıklanmaması koşuluyla konuştu.

Suriye Dışişleri Bakanlığı, Türkiye Dışişleri ve Savunma bakanlıkları ile ABD Dışişleri Bakanlığı, Reuters’ın toplantıyla ilgili sorularına hemen yanıt vermedi. Hizbullah’ın medya ofisi ise yorum yapmayı reddetti.

Kaynaklara göre taraflar karşılıklı güvenlik kaygılarını görüştü

ABD’li yetkili, Suriyeli yetkililer ve Lübnanlı kaynak, görüşmenin iki taraf arasındaki gerilim başlıklarını çözmeye odaklandığını ve olumlu geçtiğini söyledi.

Suriyeli yetkililerden biri, iki tarafın birbirine karşı düşmanlık beslemediği konusunda mutabık kaldığını ve Suriye’nin Hizbullah’a, grubun silahsızlandırılması amacıyla Lübnan’a askeri müdahalede bulunmayacağı güvencesini verdiğini aktardı.

Buna karşılık Suriyeli yetkililer, Hizbullah’tan sınır ötesi kaçakçılık girişimlerinin durdurulmasına yardımcı olmasını ve özellikle Suriye’nin güneyinde kalan uyuyan hücrelerini dağıtmasını istedi.

Suriye, salı günü ülkenin güneyinde roket fırlatmaya hazırlanan bir Hizbullah hücresinin yakalandığını açıklamıştı. Hizbullah ise çarşamba günü olaya karıştığını reddederek, “Suriye topraklarında hiçbir şekilde varlığımız yok ve orada herhangi bir güvenlik ya da askeri faaliyete dahil değiliz,” açıklamasını yaptı.

Görüşme ve sonuçları hakkında doğrudan bilgi sahibi Lübnanlı kaynak iki tarafın “güvenlik meselelerinde büyük ilerleme kaydettiğini” belirtti.

Kaynak, Hizbullah’ın Lübnan içinde Suriye kaynaklı olası bir saldırıya ilişkin endişelerine atıfta bulunarak, “Hizbullah kendi cephesini güvence altına almak istiyor,” dedi.

Hem Suriyeli yetkili hem de Lübnanlı kaynak, nihai bir anlaşmaya varılmadığını ve herhangi bir açıklama yapılmasının planlanmadığını söyledi.

Lübnanlı kaynak, iki taraf arasında Türkiye aracılığıyla temasların yaklaşık iki ay önce başladığını da Reuters’a aktardı.

Suriye hükümeti enformasyon bakanlığına bağlı X hesabı böyle bir görüşme olduğu yönündeki iddiaları reddetti.

Toplantı için Türkiye bastırdı, İran yer almadı

Hem Hizbullah hem de Suriye hükümeti, daha önce birbirleriyle görüşmeye açık olduklarının sinyalini vermişti.

Temmuz ayında Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani, Şam’ın Hizbullah’la görüşmeye açık olduğunu söylemişti. Bir ay sonra Hizbullah lideri Naim Kasım da televizyonda yaptığı konuşmada grubun Suriye yönetimiyle görüşmeye itirazı olmadığını belirtmişti.

Üç kaynak, Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara’nın önemli müttefiklerinden olan Türkiye’nin, bu çabalara doğrudan dahil olmak istediği için toplantının yapılması yönünde bastırdığını söyledi.

Ancak toplantılarda İran yer almadı.

Lübnanlı güvenlik kaynağına göre ise Hizbullah, İran’ın bilgisi dahilinde toplantıya katıldı. Ancak Tahran’ın, doğrudan görüşmelerde yer almamasından ve Şara’nın şimdilik İran’la doğrudan ilişki kurulması fikrini geri çevirmesinden rahatsız olduğu iddia edildi.

Kaynağa göre nihai anlaşmaya varılamamasının ve toplantıyla ilgili herhangi bir açıklama yapılmamasının temel nedeni de bu rahatsızlıktı.

İran’ın Cenevre’deki daimi temsilciliğinden konuya ilişkin hemen bir açıklama gelmedi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English