Bizi Takip Edin

Diplomasi

Jeopolitik gerilimlere rağmen veri merkezi yatırımları sürüyor

Yayınlanma

Veri merkezi anlaşmaları, bazı yatırımcıların tereddütlerine rağmen jeopolitik gerilimlerin yarattığı fırtınayı atlatıyor ve milyarlarca dolarlık finansman çekiyor.

Dealogic’e göre, yatırımcılar bu yılın başından bu yana 42 veri merkezi alışverişi için 58 milyar dolarlık finansman sağladı.

Bu rakam, 2025 yılının aynı döneminde 34 işlem için sağlanan 34 milyar dolardan epey yüksek.

Danışmanlık şirketi Oxford Economics’e göre, dünya çapında yaklaşık 7 trilyon dolar değerinde 850’ye yakın veri merkezi inşaatı devam ediyor.

ABD ve Çin, sırasıyla 228 ve 98 projeyle bu alanda başı çekiyor.

Son dönemde yapılan anlaşmalar arasında, Singapur merkezli DayOne’ın Finlandiya’nın Lahti kentinde yeni bir veri merkezine 1,2 milyar avro yatırım yapmayı ve Kouvola’daki başka bir tesiste Fin şirketi Hyperco ile ortaklık kurmayı planlaması yer alırken, Norveç’te Green Mountain ise 2025 yılında 371 milyon avroluk bir finansman paketi elde etti.

Bununla birlikte, yapay zeka ve bulut bilişimi desteklemek için gerekli dijital altyapıya olan talebin hızla artmasına rağmen, bazı yatırımcılar bu sektöre sermaye yatırımı konusunda temkinli davranıyor.

Körfez’de bir başka savaş zayiatı: Veri merkezleri

Simmons & Simmons hukuk bürosunun ortağı Kirsty Barnes, “Veri merkezleri, jeopolitik nüfuz için dolaylı bir savaş alanı haline geldi,” dedi.

Yapay zeka yarışı küresel sermayeyi dijital altyapıya yönlendirirken, veri merkezleri artık stratejik varlıklar olarak görülüyor ve giderek daha fazla yatırım değerlendirme ve veri egemenliği perspektifinden inceleniyor.

Konuya yakın kaynaklara göre, bazı yatırımcılar, TikTok’un ya da Pekin merkezli ana şirketi ByteDance’in bu tesislerdeki kiracı olması nedeniyle DayOne’ın Finlandiya projesine ve Green Mountain’ın Norveç anlaşmasına karşı çıktı.

Kaynaklara göre, bu şirketlerin varlığı, veri gizliliği endişeleri ve Çin ile ilişkilerin öngörülemezliği nedeniyle bazı potansiyel kreditörlerin yatırım yapmayı reddetmesine neden oldu.

Bu endişe her iki taraf için de geçerli olabilir. Konuya yakın bazı kaynaklara göre, Green Mountain 2024 yılında finansman sağlamaya çalışırken, kiracılarından biri olan ByteDance, hiçbir ABD’li yatırımcının veya bankanın anlaşmaya katılamayacağını şart koşmuştu.

Diğer kaynaklara göre, bazı küresel yatırımcılar da Çin ile yaşanan jeopolitik gerilimler nedeniyle anlaşma yapmaktan çekiniyordu.

Ne var ki, Macquarie Capital Principal Finance liderliğinde, Japon bankası Nomura, Alman yatırım şirketi Patrizia ve Avusturyalı altyapı yatırımcısı Kommunalkredit’in de katıldığı bir finansman paketi üzerinde anlaşmaya varıldı.

Büyük Teknoloji şirketlerinin veri merkezleri kavgası

Bir ByteDance sözcüsü şunları söyledi:

“Veri merkezi projelerini de kapsayan olağan iş faaliyetlerimizin bir parçası olarak, ABD’dekiler de dahil olmak üzere küresel finans kurumlarıyla ortaklık kuruyoruz.”

TikTok, verilerin Çin’den erişilmesini önlemek için Avrupa verilerini yerel olarak depolama konusunda çalışmalar yürütüyor.

Bir yatırımcı, talep nedeniyle veri merkezi sahiplerinin genellikle Çinli bir kiracının potansiyel olarak daha kârlı bir teklifi ile, daha güvenli bir seçenek gibi görünen bir Amerikan bulut grubu arasında seçim yapma ikilemiyle karşı karşıya kaldığını belirtti.

Bazı şirketler ise daha az tartışma yaratıyor. Birkaç kreditörün Financial Times’a verdiği bilgiye göre, Çin’de daha uzun süredir faaliyet gösteren teknoloji devi Alibaba, yatırımcılar nezdinde istikrarlı ve popüler bir kiracı olarak görülüyor.

Öte yandan, konuyla ilgili kaynaklara göre, Hollanda’daki Switch Datacenters, Amsterdam’ın dış mahallelerinde yer alan bir veri merkezi için bir yılı aşkın süredir yeni finansman sağlamaya çalışıyor.

Bazı kaynaklara göre, işletmenin kiracıları arasında mesajlaşma uygulaması Telegram’ın da bulunması nedeniyle yatırımcıların direnişiyle karşılaştı.

Görüşlerini bilen kaynaklara göre, potansiyel kreditörler, şirket sahibinin Rusya ile olduğu iddia edilen bağlantıları, uygulamanın içerik denetimi ve hizmetlerini kullananların kimler olduğu konusunda endişelerini dile getirdiler.

İki yıl önce Fransa, uygulamanın uyuşturucu kaçakçılığı ve terörizm dahil olmak üzere suç faaliyetlerini denetlemede başarısız olup olmadığına dair bir soruşturma başlatmıştı.

Bir Telegram sözcüsü, “‘Rusya ile bağlantılar’ iddialarının saçma olduğunu” söyledi. Sözcü şunları ekledi:

“Telegram Rusya’da engellenmiş durumda, kurucumuz orada cezai suçlamalarla karşı karşıya ve Rus yetkililer, rejimi ve Ukrayna’daki savaşını eleştiren içerikleri kaldırmayı reddettiği için Telegram’a para cezası vermeye devam ediyor. Rusya’da yerel bir varlığımız olmadığı için bu para cezaları uygulanamaz.”

Varlık yönetimi şirketi ESR Group’un, Switch ile olası bir anlaşma konusunda görüşmelerde bulunduğu ve bu anlaşmanın borç veya özsermaye sağlama seçeneklerini içerebileceği belirtildi.

Telegram’ın kira sözleşmesi önümüzdeki birkaç yıl içinde feshedilebilir ve yeni bir kiracı bulunabilir; bu durum, şirketin anlaşma yapma konusundaki ilk endişelerini gideriyor. ESR ise yorum yapmaktan kaçındı.

Diplomasi

NATO ve Hint-Pasifik Dörtlüsü savunma ve teknoloji işbirliğini artırma sözü verdi

Yayınlanma

NATO ve Hint-Pasifik ortakları, Rusya-Çin ilişkilerinin derinleşmesi karşısında transatlantik güvenlik ittifakının askeri yapılanmasını güçlendirdiği bir dönemde, savunma sanayii ve ileri teknoloji alanlarında işbirliğini genişletme sözü verdi.

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, salı günü Ankara’daki NATO zirvesi marjında Hint-Pasifik Dörtlüsü olarak bilinen IP4 ortak ülkelerinin —Avustralya, Japonya, Yeni Zelanda ve Güney Kore— üst düzey yetkilileriyle bir araya geldi.

Bu dört üye olmayan ülke, 2022’den bu yana ittifakın yıllık zirvelerine konuk olarak davet ediliyor.

Görüşmelere Güney Kore Devlet Başkanı Lee Jae Myung ve Dışişleri Bakanı Cho Hyun, Japonya Dışişleri Bakanı Toshimitsu Motegi ve Savunma Bakanı Shinjiro Koizumi, Yeni Zelanda Savunma Bakanı Chris Penk ve Avustralya Savunma Sanayii Bakanı Pat Conroy katıldı.

Lee, bugün sona erecek iki günlük zirveye katılan tek IP4 ülke lideri oldu.

Japonya Dışişleri Bakanlığı’na göre Rutte ve IP4 liderleri; Ukrayna savaşı, Çin’le bağlantılı meseleler dahil Hint-Pasifik’teki durum, Kuzey Kore’ye yönelik politikaları ve İran’daki durum gibi uluslararası gelişmeler hakkında “samimi” görüş alışverişinde bulundu. Bakanlık, tarafların savunma sanayii, siber alan ve teknoloji gibi sahalarda işbirliğini güçlendirme konusunda mutabık kaldığını açıkladı.

Rutte’nin, NATO’nun uluslararası toplumun karşı karşıya olduğu çeşitli sınamalara “uygun şekilde yanıt verebilmek” için IP4 ile ilişkilerini güçlendirmek istediğini söylediği aktarıldı.

Japon Bakan Motegi ise şunları söyledi: “Rusya ile Kuzey Kore arasındaki Ukrayna’daki askeri işbirliğinde görüldüğü üzere, Avrupa-Atlantik ve Hint-Pasifik güvenliği birbirinden ayrılamaz. Bu nedenle IP4 ve NATO’nun bu şekilde bir araya gelerek dayanışmalarını teyit etmeleri son derece önemlidir.”

Japonya Dışişleri Bakanı ayrıca, “Güçlü bir NATO-IP4 ilişkisi, uluslararası toplumun tamamının barış ve istikrarına da katkı sağlar,” dedi. Motegi, NATO ile pratik işbirliğini daha da geliştirme ve “stratejik ilişkiyi” güçlendirme niyetini de dile getirdi.

Salı günü erken saatlerde NATO Zirvesi Savunma Sanayii Forumu’nun açılışında ana konuşmayı yapan Rutte, Rusya’nın ulusal bütçesinin yarısını Ukrayna’daki “savaş makinesine” aktardığını ve Çin, Kuzey Kore ile İran’la “giderek artan” biçimde birlikte çalıştığını söyledi.

Rutte, Çin’in silahlı kuvvetlerini modernize etmeye ve nükleer kabiliyetlerini “şeffaflık olmaksızın” genişletmeye devam ettiğini, Kuzey Kore’nin ise nükleer programını büyütmeyi ve Rusya’ya tedarik sağlamayı sürdürdüğünü savundu. Rutte, bunun “hepimizi kaygılandırması gerektiği” uyarısında bulunarak ittifak içinde ve Hint-Pasifik ortaklarıyla işbirliğinin artırılması çağrısı yaptı.

ABD ve müttefikleri, çok cepheli tatbikatlarla Çin’in etrafında güç gösterisi yapıyor

ABD ve NATO bölgedeki müttefikleri aracılığıyla Çin’i çevreleme ve baskılama çabalarını sürdürürken, askeri tatbikatları ve konuşlandırmayı artırıyor.

Bu arada Pekin de askeri yapılanmasını ilerletiyor. Çin, pazartesi günü nükleer enerjili bir denizaltıdan Pasifik’e doğru sahte savaş başlığı taşıyan “stratejik bir füze” denemesi yaptığını açıkladı. Bu, Halk Kurtuluş Ordusu’nun 1982’den bu yana bilinen ilk denizaltı konuşlu füze testi oldu.

Rutte, füze denemesinin NATO’nun Çin konusunda “saf” olamayacağının “kanıtı” olduğunu söyledi. Pazartesi günü Ankara’da düzenlenen zirve öncesi basın toplantısında, “Hint-Pasifik’te olanlar, transatlantik bölgede yaşananlarla ilgilidir,” dedi. Rutte ayrıca Çin, Kuzey Kore ve İran’ı, “Rusya’nın Ukrayna’ya karşı sebepsiz saldırı savaşının başlıca kolaylaştırıcıları” olarak suçladı.

NATO’nun savunma harcamalarını 2035’e kadar gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 5’ine çıkarmayı hedeflemesiyle birlikte, savunma sanayi işbirliği bu yılki zirvenin ana teması haline geldi. Buna paralel olarak IP4 ülkelerinin ittifakın askeri yapılanmasına nasıl destek verebileceğine yönelik ilgi de artıyor.

NATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı

Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü’ne göre Güney Kore, 2021-2025 yılları arasında Avrupa’daki NATO üyelerine silah ihracatında ABD’nin ardından ikinci sırada yer aldı.

Güney Kore Devlet Başkanı Lee, IP4 görüşmeleri öncesinde Rutte ile ayrıca bir görüşme yaptı. Bu görüşmede taraflar, temel bir ikili tedarik anlaşması imzalanması için müzakerelere başladı.

Lee, böyle bir anlaşmanın Güney Kore savunma şirketlerinin NATO savunma pazarına daha fazla açılması için “sağlam bir temel” oluşturacağını söyledi.

Lee sosyal medyada, “Dünya çapında teknoloji ve rekabet gücüne sahip şirketlerimizin daha büyük bir sahnede kabiliyetlerini tam olarak göstermesini ve büyüme için yeni fırsatlar yaratmasını dört gözle bekliyorum,” diye yazdı.

Güney Kore Ulusal Güvenlik Direktörü Wi Sung-lac, Ankara’da yaptığı açıklamada, anlaşmanın “dünyanın en büyük savunma tedarik pazarına girmek için bir dayanak kazanılması” anlamına geleceğini söyledi. Wi’ye göre anlaşma, yılda yaklaşık 15 trilyon won, yani 9,9 milyar ABD doları değerindeki NATO ortak tedarik pazarına erişim sağlayacak.

Lee, diğer IP4 temsilcileriyle yapılan görüşmeye ilişkin olarak, katılımcıların Avrupa ve Hint-Pasifik’teki ortakların güçlü yönlerinden yararlanarak savunma sanayileri, ileri teknolojiler ve inovasyon alanlarında işbirliğini genişletme konusunda mutabık kaldığını söyledi. Sosyal medya paylaşımında bunun “kolektif güvenliği daha da güçlendirebileceğini ve küresel barış ile istikrarı sağlamlaştırabileceğini” belirten Lee, hiçbir ülkenin mevcut durumla tek başına başa çıkamayacağı uyarısında bulundu.

“Mevcut güvenlik ortamı o kadar hızlı değişiyor ve o kadar karmaşık bir nitelik taşıyor ki hiçbir ülke bu sınamalarla tek başına başa çıkamaz” ifadelerini kullandı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Üç NATO üyesinden Karadeniz’de kritik altyapı adımı

Yayınlanma

Türkiye, Romanya ve Bulgaristan, Karadeniz Mayın Karşı Tedbirleri Görev Grubu kapsamında işbirliğini genişleterek kritik denizaltı altyapısının korunmasını bu misyonun görevlerine ekledi. Ankara’da düzenlenen NATO zirvesinde imzalanan mutabakat muhtırası ek protokolüyle, üç ülkenin bölgedeki ortak deniz operasyonlarının kapsamı büyütüldü.

Karadeniz’e kıyısı bulunan NATO üyesi ülkeler Romanya, Bulgaristan ve Türkiye, kritik denizaltı altyapısını korumak amacıyla ortak mayın karşı tedbir grubu bünyesindeki askeri güçlerini ve görev alanlarını genişletme kararı aldı.

Karara ilişkin resmi açıklama Romanya Savunma Bakanlığının internet sitesinde yayımlandı.

Romanya Savunma Bakanlığından yapılan açıklamada, “Ankara’daki NATO zirvesi kapsamında Ulusal Savunma Bakanı, Karadeniz Mayın Karşı Tedbirleri Görev Grubu’nun (MCM Black Sea TG) kurulmasına ilişkin Romanya, Bulgaristan ve Türkiye hükümetleri arasındaki Mutabakat Muhtırası’na yönelik bir değişiklik protokolü imzalamıştır. Bu değişiklik, grubun görev alanının kritik denizaltı altyapısının korunmasını da kapsayacak şekilde genişletilmesini amaçlamaktadır” ifadelerine yer verildi.

Açıklamada ayrıca, üç ülkenin Karadeniz’de güvenliği güçlendirme ve denizcilik alanındaki müttefik işbirliğini genişletme konusundaki kararlılığı vurgulandı.

Romanya Savunma Bakanlığı, Karadeniz’deki kritik altyapının korunmasının kapsamlı, entegre ve uzun vadeli bir yaklaşım gerektirdiğini altını çizerek belirtti.

Bakanlık, Romanya Deniz Kuvvetleri ve bölgesel ortakların ülkenin tüm münhasır ekonomik bölgesini kapsayan Karadeniz misyonları vasıtasıyla, “yalnızca bir caydırıcılık aracı olarak değil, aynı zamanda operasyonel müdahale mekanizması olarak da hizmet eden sürekli bir askeri deniz varlığının korunduğunu” ifade etti.

NATO liderleri Ankara Deklarasyonu’nu kabul etti

Reuters haber ajansı, söz konusu üç ülkenin de Karadeniz’de doğalgaz arama veya üretim projeleri yürüttüğüne dikkat çekti.

Romanya’nın açık deniz gaz projesi Neptun Deep’in 2027 yılında faaliyete geçmesi planlanıyor. Bu projenin işletmeye alınmasıyla Romanya’nın Avrupa Birliği içindeki en büyük doğalgaz üreticisi konumuna gelmesi bekleniyor.

Romanya, Bulgaristan ve Türkiye’nin savunma bakanları, Karadeniz Mayın Karşı Tedbir Grubu’nun kurulmasına yönelik ilk Mutabakat Muhtırası’nı Ocak 2024 tarihinde imzalamıştı. Girişimin temel görevi, gözlem misyonları yürütmek, seyrüsefer güvenliğine yönelik potansiyel tehditleri etkisiz hale getirecek önlemleri almak ve deniz arama-kurtarma operasyonlarını gerçekleştirmek suretiyle Karadeniz sularında seyrüsefer serbestisini güvence altına almak olarak belirlenmişti.

Grup bünyesindeki komuta yapısı rotasyon usulüyle işletiliyor. Romanya, 9 Temmuz 2025 tarihinden 8 Ocak 2026 tarihine kadar misyonun komutasını üstlendi.

Şu an itibarıyla komutayı Türkiye yürütürken, 9 Temmuz tarihinden itibaren liderlik görevi Bulgaristan’a devredilecek.

Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova, ilkbahar aylarında yaptığı açıklamada, Türkiye ve Bulgaristan’ın NATO üyesi olduğunu hatırlatarak Kiev’e silah yardımı sağladıklarını belirtmişti.

Zaharova, Kiev’in bu silahları Karadeniz’de ekolojik tehdit oluşturan saldırılarda kullandığını ifade ederek, “Türkiye ve Bulgaristan, sundukları siyasi destek adımlarıyla, finansmanla, doğrudan silah sevkiyatlarıyla ve her türlü enformasyon yardımıyla, kendi ülkelerini de çevreleyen denize yönelik, yani Karadeniz’e yönelik esasen ekolojik bir darbe indirilmesine ortak olmaktadırlar” şeklinde konuşmuştu.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

“Made in NATO” mu, “Made in Europe” mu?

Yayınlanma

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin yeni savunma anlaşmalarını “Made in NATO” şeklinde duyurması, AB’nin kendi “Made in Europe” programının geleceği hakkında soru işaretleri doğurdu.

Bugün yayınlanan Ankara zirvesi deklarasyonunda da, ortak üretim kapasitesini genişletme ve inovasyonu hızlandırmak için endüstriyle birlikte çalışma taahhüdünde bulunuldu.

Daha da önemlisi, “müttefikler arasında savunma ticareti engellerinin ortadan kaldırılması, savunma sanayisinin derinliğini ve işbirliğini en üst düzeye çıkarmak için NATO ortaklıklarından yararlanılması” yönündeki çalışmaların sürdürüleceği aktarıldı.

Anlaşmazlığın merkezinde, Avrupa’nın Rusya’yı caydırmak için acele ederken ve aynı zamanda kıtanın kendini savunmak için daha fazla çaba göstermesi yönündeki Donald Trump’ın baskısına yanıt verirken, yeniden silahlanmaya aktardığı devasa savunma bütçesinin nasıl harcanacağı konusu yer alıyor.

Rutte zirvenin ilk günü, transatlantik ortak üretim programlarına ayrılan milyarlar da dahil olmak üzere 54 milyar doların üzerinde yeni savunma anlaşmaları duyururken, “Dünya, Kuzey Amerika ve Avrupa’daki sanayilerin el ele verip birlikte yenilikler ürettiğini ve yeni nesil yetenekler geliştirdiğini görecek,” dedi.

NATO liderleri Ankara Deklarasyonu’nu kabul etti

“Bunlar gerçekten ‘Made in NATO’ yetenekleri,” diye ekledi ve ABD ile olan bağı canlı tutma hedefini vurgulayarak bunların “transatlantik işbirliğinin somut bir örneği” olduğunu kaydetti.

Bu açıklamalar, Rutte’nin zirveyi sanayi konusuna yoğun bir şekilde odaklamaya çalıştığı Ankara’daki NATO zirvesinin başlamasıyla birlikte geldi.

İttifak, üye ülkelerin 2035 yılına kadar GSYİH’nın yüzde 5’ini savunmaya ayırma taahhütlerinin gerçek askeri güce dönüştürüldüğünü göstermeye çalışıyor.

Geçen yıldan bu yana Avrupa ve Kanada, savunma harcamalarını 2024’e kıyasla yüzde 20 artırdı.

NATO salı günü yaptığı açıklamada, bu yıl harcamaların yüzde 11 daha artmasının planlandığını belirtti.

Bu, transatlantik ittifakın ortak askeri ve sanayi gücünü, savaş teçhizatını biriktirmek ve Washington’u yanında tutmak için kullanılması anlamına geliyor.

ABD şirketlerinin Avrupa’daki silahlanma sürecinde rol almasının sağlanması, “iş odaklı” bir Trump’a da cazip gelecek.

Ne var ki bu çaba, AB’nin yerli silah sanayisini teşvik etmek için yüzlerce milyar avro harcayan Avrupa Komisyonu ile çatışmaya girme riskini barındırıyor.

Bu girişimler, müttefik olsalar bile dışarıdan gelenlerin rolünü sınırlıyor.

NATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı

AB’nin 150 milyar avroluk amiral gemisi niteliğindeki SAFE silah kredisi programı, silah değerinin yüzde 35’ini aşan AB dışı içerik kullanımını sınırlarken, AB’nin Ukrayna’ya verdiği 90 milyar avroluk kredi ise Kiev’in AB dışı askeri teçhizat satın alma imkânını kısıtlıyor.

AB’nin bir sonraki mali dönem için önerilen 2 trilyon avroluk uzun vadeli bütçesi, savunma için 131 milyar avro ayırmış durumda ve bu tutarın bir kısmı benzer kısıtlamalar içerebilir.

“Made in NATO” girişimi, Avrupa Komisyonu’nun blokun savunma tedarik kurallarını gözden geçirmeye hazırlandığı bir dönemde de ortaya çıkıyor.

NATO Savunma Sanayii, İnovasyon ve Silahlanma Genel Sekreter Yardımcısı Tarja Jaakkola, POLITICO’ya verdiği demeçte şunları söyledi:

“Avrupa’daki girişimleri büyük bir memnuniyetle karşılıyoruz, fakat mümkün olduğunca kapsayıcı olmaları gerektiği için oldukça temkinliyiz. Unutmamamız gereken şey, silahlı kuvvetlerimizin hepimizi korumak için ihtiyaç duydukları yeteneklere sahip olmalarını sağlamamız gerektiğidir.”

NATO ve Avrupa ülkeleri, Ankara’da ABD dışındaki şirketlerle anlaşmalar yaptıklarını duyurdu: İttifak, Saab’ın GlobalEye sistemini tedarik edecek ve birkaç ülke, Airbus’ın A400M stratejik hava nakliye uçağını değerlendirecek. NATO, “herkes için yer olduğunu” savunuyor.

Üst düzey bir NATO yetkilisi, “Talebi karşılamak için ne Atlantik’in bu tarafında ne de diğer tarafında yeterli endüstriyel kapasite mevcut. Atlantik’in her iki tarafından da mümkün olan en kısa sürede, elimizden gelen tüm endüstriyel kapasiteye ihtiyacımız var,” dedi.

Fakat üst düzey bir AB yetkilisi, bloğun kaynaklarının AB şirketlerine aktarılması gerektiğini vurguladı.

Yetkili şöyle konuştu:

“Savunma sanayimizi güçlendirerek ve daha fazla Avrupa kapasitesine yatırım yaparak AB, daha güçlü bir NATO’ya da katkıda bulunuyor.”

Bununla birlikte yetkili, “vergi mükellefleri yatırımlarının karşılığını görmek istediği” için bloğun kaynaklarının AB yapımı silahlara öncelik vermesinin “adil” olduğunu savundu.

Brüksel’in dayattığı bu kısıtlamalar karşısında ABD’li şirketler lobi faaliyetlerine yöneliyor. ABD’nin NATO Büyükelçisi Matthew Whitaker, “Avrupa’dan Satın Al” hükümleri konusunda sert eleştirilerde bulundu. Şirketler ayrıca lisans kapsamında üretimin bir kısmını kıtaya kaydırmak için yarışıyor.

NATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby

Ankara’da düzenlenen bir sektör forumunda, RTX’in Stinger hava savunma füzesinin Avrupa’da üretilmesi, Raytheon’un AMRAAM füzesinin Avrupa’daki üretiminin genişletilmesine yönelik bir fizibilite çalışması, Lockheed Martin’in PAC-3 Patriot önleme füzesi için bir Avrupa bakım tesisi ve Almanya’da ATACMS füze üretimi konusunda Lockheed Martin ile Rheinmetall’in ortak çabası dahil olmak üzere bir dizi duyuru yapıldı.

Brüksel, AB üyesi olmayan silah üreticilerinin kurallarını atlatmasından çekiniyordu. Bloğun savunma sanayisini canlandırmak için ayrılan 1,5 milyar avroluk bir fon olan Avrupa Savunma Sanayii Programı (EDIP) üzerindeki müzakereler sırasında, üye ülkeler, AB fonlarının blok içinde üretilen yabancı lisanslı askeri teçhizatı finanse edip edemeyeceği konusunda aylarca çatıştı.

Sonunda AB kurumları, anlaştılar: EDIP, Avrupa şirketinin makul bir süre içinde ve en geç 2033 sonuna kadar tasarım yetkisini elde etmesi koşuluyla, lisanslı füzeler ve mühimmatı finanse edebilecek.

German Marshall Fund’ın kıdemli başkan yardımcısı Dan Kliman, “AB içinde bir gerilim var; bu durum açıkça ‘Made in NATO’ yaklaşımıyla tam olarak tutarlı değil, fakat mutlu bir orta yol bulunmuş durumda. Birçok Avrupa ülkesi NATO üyesidir; dolayısıyla tanım gereği, bu platformları oluşturacaklarsa, bu AB içinde gerçekleşecektir,” dedi.

Rusya’ya yakın birçok ülke, uzun vadeli yatırım programlarından ziyade, ordularını hızla donatmak için hazır silahlar satın almaya daha fazla önem veriyor.

Salı günü yaşanan bir örnekte Danimarka, Finlandiya, Almanya ve Norveç, Northrop Grumman MQ-4C Triton gözetleme insansız hava araçlarını satın almayı kararlaştırdı.

Birçok ülke için, artan Rus tehdidini caydırmak amacıyla en son teknolojiye sahip silahlar satın alabilme yeteneği hayati önem taşıyor ve ABD’den satın almak ek siyasi avantajlar da sağlayabilir.

İsminin açıklanmaması koşuluyla görüş veren üst düzey bir Avrupalı savunma sanayisi yetkilisi şunları söyledi:

“NATO’da hakim olan görüş, herkesin bunun tam olarak doğru olmadığını bilmesine rağmen, büyük bir transatlantik ailenin parçası olduğumuz yönündedir. Ve biz Ankara’dayız, dolayısıyla AB’nin etkisi söz konusu değil. Ayrıca, Amerikan ürünleri satın almanın kendilerini ittifaka daha sıkı bağladığını düşünenler hâlâ var.”

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English