Ortadoğu
Trump 2.0’nin 60 günlük Orta Doğu karnesi

ABD Başkanı Donald Trump’ın ikinci dönemindeki ilk iki ay, Orta Doğu’da büyük hedeflerle ama sınırlı ilerlemeyle geçti. Aşağıda çevirisini okuyacağınız analiz Trump’ın göreve gelmeden önce açıkladığı Orta Doğu hedeflerine ne kadar yaklaştığını değerlendiriyor:
***
Trump 2.0’ın Orta Doğu’daki ilk iki ayı: Zor hedefler için yoğun çaba
Paul Salem
ABD Başkanı Donald Trump’ın ikinci döneminin ilk 60 günü hem ABD iç politikasında hem de Amerika kıtası, Avrupa ve Asya’daki müttefiklerle olan ilişkilerde büyük sarsıntılara yol açtı. Ancak Orta Doğu’da, genel Amerikan hedeflerinde köklü bir değişim olmadı.
Genel hatlarıyla Trump’ın Orta Doğu politikası, Joe Biden’ın yaklaşımından çok da farklı değil. Ortak yönleri arasında İsrail’in güvenliğine güçlü bir bağlılığın yanı sıra Gazze ve Lübnan’daki son çatışmaları sona erdirme arzusu; ABD, Suudi Arabistan ve İsrail arasında Suudi-İsrail normalleşmesini içeren ancak İsrail’in Filistinlilere bazı tavizler vermesini gerektirecek üçlü bir anlaşmaya öncelik verilmesi; ABD’nin Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkeleriyle ekonomik ve teknolojik ilişkilerine hem kendi içinde bir amaç hem de Çin’i çevrelemenin bir yolu olarak yüksek değer biçilmesi; ve İran ile müzakere yoluyla bir anlaşmaya varmak yer alıyor.
Trump yönetiminin attığı adımlar ve hedefleri göz önüne alındığında, Trump’ın Biden’ın yapamadığı iki büyük diplomatik atılımı gerçekleştirmeye odaklandığı görülüyor: Biri Suudi Arabistan ile İsrail arasındaki normalleşmeyi içeren üçlü bir anlaşmayla Arap-İsrail çatışmasını sona erdirmek; diğeri ise ABD ile İran arasında bir anlaşmaya varmak. Her ikisi de tarihî başarılar olurdu. Ancak şu ana kadar her iki konuda da ilerleme yavaş ve zor oldu.
İlk aylar
Trump, göreve başlamadan önce bile Orta Doğu’da dengeleri etkiledi. Kasım ayında seçilmesinden haftalar sonra, İsrail ve Lübnan, Hizbullah’la 15 ay süren çatışmayı sona erdiren ABD arabuluculuğunda bir ateşkes imzaladı. Trump’ın göreve başlamasından hemen önce ise, İsrail ve Hamas Gazze’de rehine/esir takası içeren ateşkese vardı. Bu diplomatik başarıların Trump’ın söylemleri ve ekibinin çabaları sayesinde gerçekleştirildiği bildiriliyor.
Trump’ın seçim kampanyasında verdiği “yeni savaş başlatmama” ve “mevcutları bitirme” sözü başta meyvesini vermiş gibi göründü. Ancak iki ay sonra, Gazze’deki ateşkes büyük ölçüde çöktü, İsrail yeniden geniş çaplı askeri operasyonlara başladı. Lübnan’da da geçen hafta yaşanan çatışmalar -İsrail’e atılan roketler ve Beyrut’a düzenlenen saldırılar- ateşkesi tehlikeye attı. Aynı zamanda ABD, Yemen’de Husilere karşı hava saldırılarını yoğunlaştırdı. ABD ile anlaşmaya yanaşmaması halinde İran’ı savaşla tehdit etti (ancak savaşın İsrail’le mi, Amerika’yla mı yoksa her ikisiyle mi olacağını netleştirmedi). Başka bir deyişle, savaş bulutları bir kez daha barış umutlarını gölgeliyor.
İsrail-Filistin
1 Nisan itibarıyla, Trump yönetimi Orta Doğu’daki hemen hemen hiçbir kilit konuda somut ilerleme kaydedemedi. Gazze’de ABD, Katar ve Mısır arabuluculuğunda Hamas’la kalan rehinelerin salıverilmesi, kalıcı bir ateşkes ve savaş sonrası yönetim modeli üzerine yeniden müzakere yürütüyor. Batı Şeria’daki durum ise giderek kötüleşiyor.
Suudi-İsrail normalleşmesini hedefleyen Trump yönetimi, Filistinlilere ne sunulacağı ve bunun İsrail ile Suudi Arabistan tarafından kabul edilip edilmeyeceğini netleştirmiş değil. Özel temsilci Steve Witkoff’un son açıklamalarında sadece Suudi-İsrail normalleşmesi potansiyelinden defalarca bahsetmesine rağmen bu tartışmayla ilgili sadece Gazze ile ilgili düzenlemelerden söz etmesi ve Batı Şeria’yı anmaması dikkat çekti. Bu sadece rastgele bir ihmal mi yoksa Beyaz Saray’ın politikasının bir göstergesi mi? İsrail’in vereceği tek taviz Gazze’yle ilgiliyse Riyad’ın normalleşme konusunda ilerleme kaydedeceği şüpheli; Batı Şeria’yla ilgili bazı tavizlerin de anlaşmanın bir parçası olması gerekecek.
Lübnan’da yol haritası
Lübnan’da ABD aracılığıyla sağlanan ateşkes, Gazze’ye kıyasla daha iyi korunuyor ancak o da sallantıda. İsrail’in Lübnan içindeki bazı bölgelerde hâlâ askeri varlık bulundurması ve istediği zaman saldırı düzenlemesi Hizbullah’ın söylemlerini güçlendiriyor. Geçen hafta, İsrail’in ateşkesten sonra ilk kez Beyrut’u hedef alması gibi gelişmeler, kırılgan barışın tamamen çökebileceğini gösteriyor. Yine de Hizbullah’ın Litani Nehri’nin güneyinden çekilmesi, İsrail’in saldırılarının azalmış olması ve 1 milyondan fazla Lübnanlının evlerine dönmesi olumlu gelişmeler. İsraillilerin İsrail’in kuzeyindeki evlerine dönüşü ise çok daha sınırlı.
Lübnan’la açısından zorluk, ateşkes anlaşmasının, Hizbullah ve diğer tüm devlet dışı silahlı grupların tamamen silahsızlandırılmasını talep eden daha geniş Birleşmiş Milletler kararlarıyla bağlantılı hâle getirilmesini sağlamak. Hizbullah, Litani Nehri’nin güneyinden çekilmeyi kabul etmiş olsa da nehrin kuzeyindeki silahlarını Lübnan devletine teslim etmeyi şu ana kadar kabul etmedi. Bu çıkmaz, Lübnan’da ciddi iç siyasi ve güvenlik sorunlarına yol açabilir ya da İsrail’in Hizbullah’a karşı tam kapsamlı bir savaşı yeniden başlatmasına neden olabilir ya da her ikisi birden gerçekleşebilir.
Yemen: Eski defterler açılıyor
Trump yönetimi Yemen’de de Biden döneminin yöntemlerine benzer şekilde, doğrudan askeri saldırılarla Husilerin Kızıldeniz’deki saldırılarını durdurmayı hedefliyor. Daha önce olduğu gibi, saldırılar Husilerin kapasitesini azaltabilir; ancak en azından şu ana kadar ne Husilerin Kızıldeniz’deki saldırıları ne de İsrail’e yönelik füze atışlarını caydırabildi.
İran’la anlaşma
Hem Biden hem de Trump yönetimlerinin doğru bir şekilde tespit ettiği gibi, İran, ABD’nin bölgede karşı karşıya olduğu birçok çatışmanın kilit aktörü. Nitekim Başkan Trump da İran’a karşı cesur adımlar attı, “görülmemiş şiddette bombalama” tehdidini içeren “maksimum baskı” kampanyasını yeniden başlattı, aynı zamanda İran’ın dini liderine bir mektup göndererek müzakere ve barışçıl çözüm çağrısı yaptı. Trump açıkça dönüştürücü bir anlaşmaya hazır; ancak İran’ın dini liderinin buna hazır olup olmadığı belirsiz. Nitekim İran, hafta sonu doğrudan görüşmeleri reddettiğini, ancak dolaylı müzakerelere açık olduğunu duyurdu.
Bir yandan İran’ın yoğun baskı altında olduğu söylenebilir: Suriye’deki varlığını büyük ölçüde kaybetti, Hizbullah zayıfladı, Husi müttefikleri saldırı altında ve Hamas büyük darbe aldı. Ayrıca İran’ın ekonomisi kırılgan ve giderek artan bir baskı altında ve İran’ın kendisi de doğrudan saldırıya açık durumda.
Ancak İranlı radikaller olaylara farklı bir açıdan bakıyor olabilir. İsrail’le -ve onların değerlendirmesine göre ABD’yle de- 18 ay süren savaşın ardından İran liderliğindeki Direniş Ekseni hırpalanmış olsa da ayakta kalmayı başardı. Hamas bile aylardır süren doğrudan İsrail saldırılarına rağmen yok olmuş değil; tıpkı Hizbullah, Husiler ve Irak Haşdi Şabi’si gibi. İran şu ana kadar Suriye’de tam bir kayıp yaşadı ama orada bile talihini tersine çevirmenin yollarını arıyor. Tahran, Şam’daki yeni yönetimin Suriye’ye birlik ve istikrar getirmedeki başarısızlığına güveniyor ve buna yatırım yapıyor; ülkedeki bölünmüşlüğün devam etmesinin ya da artmasının İran’a dönüş yolu açacağını düşünüyor. Mart ayı ortalarında Suriye kıyılarında yaşananlar İranlıların pek de yanılmadıklarını gösteriyor. İran ve İsrail’in, Suriye devletinin başarısızlığına katkı sunduğu ve bundan çıkar sağladığı yönündeki işaretler ise özellikle kaygı verici.
Son 18 aya bakıldığında, Orta Doğu’nun iki başlıca rakibi olan İsrail ve İran’ın güvenlik bilançosu net bir sonuca ulaşmayı zorlaştırıyor. Evet, İran şu anda İsrail ve ABD saldırılarına açık durumda. Ancak 7 Ekim 2023’te, İsrail modern tarihinde tek bir günde en fazla can kaybını yaşadı ve o günden bu yana savaş halinde. Buna karşılık, İran görece daha az zarar gördü ve daha az yıprandı. Geçen yıl nisan ve ekim aylarında hava savunma sistemlerine yapılan birkaç nokta saldırısı, bir füze yakıtı tesisi ile bir nükleer araştırma tesisinin imha edilmesi gibi ciddi darbeler almış olsa da İran’ın ve halkının yaşadığı travma, İsrail’in son 18 ayda yaşadığı sürekli sıkıntı ve krizle kıyaslanamayacak düzeydedir.
İran’ın vekil güçlerine saldırıların ters etkisi
İran’ın füze kapasitesinin azaltılması ve özellikle Hizbullah gibi milis müttefiklerinin zayıflatılması, İran’ın İsrail’e karşı caydırıcılığını neredeyse ortadan kaldırmış olsa da İsrail’in (ve bazı durumlarda ABD’nin) bu vekil güçlerle sürdürdüğü savaşlar, aslında Tahran’ın “Direniş Ekseni”ne olan bağlılığını pekiştiriyor. Her milis müttefike yapılan saldırı, İran’ın doğrudan hedef alınmak yerine düşmanlarının kaynak ve enerjisini başka hedeflere yöneltmesini sağlıyor. Bu durum, İran’ın vekil güçleri tampon bölgeler ve “savunma hattı” gibi konumlandırma stratejisini doğruluyor. İran ne kadar çok sayıda düşmanını vekil güçleriyle meşgul edebilirse, kendisini çatışmanın dışında tutma şansını o kadar artırıyor.
Gerçek müzakere mi, oyalama taktikleri mi?
Elbette Trump, bu stratejiyi boşa çıkarmak için İran’ı doğrudan askeri saldırılarla tehdit ederek büyük tavizler eşliğinde müzakere masasına çekmeye çalışıyor. Ancak Tahran da biliyor ki doğrudan İsrail ya da Amerikan saldırılarına karşı etkili bir askeri savunması olmasa da Körfez’deki petrol ve doğal gaz üretimini ve nakliyesini vurabilir ki Trump bu tür saldırıların küresel enerji ve ekonomik krizi tetiklemesinden kesinlikle kaçınmak istiyor. Deyim yerindeyse her iki taraf da birbirini köşeye sıkıştırmış durumda.
İran’daki radikallerin alışık oldukları “sığınak siyasetini” sürdürerek zaman kazanmaya çalıştığı anlaşılıyor, artık yanında Rusya ve Çin gibi müttefikler de var. Hem Trump hem de İsrail Başbakanı Netanyahu’nun görev sürelerini atlatmayı ve doğrudan savaştan kaçınarak uzun vadeli bir strateji izlemeyi hedefliyorlar. Şu an yalnızca ekonomik yaptırımlar ve vekil güçlerine saldırılarla karşı karşıyalar. Dolayısıyla, büyük tavizler vermek zorunda hissetmiyorlar. Müzakere sürecine girmeleri teşvik edilebilir, fakat verecekleri tavizler büyük olasılıkla 2015’teki nükleer anlaşmada kabul ettikleri düzeyi çok aşmayacaktır. Ayrıca, önceki anlaşmadan çekilen Trump’a güvenleri düşük. Ancak eğer durum hızla İran’a yönelik büyük çaplı saldırılara evrilirse, bu denge değişebilir.
Körfez ülkelerinin ekonomik ağırlığı
Çatışmaların ötesinde Trump yönetiminin Orta Doğu vizyonunun merkezinde Suudi Arabistan ve KİK ülkeleriyle ekonomik ve teknolojik işbirliği yer alıyor. Suudi Krallığı ve KİK’in diğer üyeleriyle kaydedilen muazzam ilerlemeyi anlatan ABD temsilcisi Steve Witkoff, bu gelişmelerin bölgede İsrail-Arap normalleşmesini hızlandırarak, Orta Doğu’yu ABD için “Avrupa’dan daha önemli” hale getirebileceğini savundu.
Sonuç
Trump yönetimi, göreve geldiği günden bu yana geçen iki ayda Orta Doğu’daki kronik krizleri çözmede henüz devrim niteliğinde bir ilerleme sağlayamadı. Ancak henüz yolun çok başındayız.
İki büyük soru hâlâ yanıt bekliyor: Gazze ve Batı Şeria’da “ertesi gün” için ABD’nin planı nedir ve bu plan Suudi Arabistan’ı İsrail’le normalleşmeye ikna edecek mi? Eğer bu sorunun yanıtı olumlu olursa, bölgede Filistin halkı için kabul edilebilir düzenlemeler ve Suudi Arabistan’ın öncülüğünde diğer Arap ve Müslüman ülkelerin de İsrail’le ilişkileri normalleştirmesiyle tarihî bir dönüşüm yaşanabilir.
İkincisi, Trump yönetimi İran’la nasıl dönüştürücü bir anlaşmaya varacak? Böyle bir anlaşma da Orta Doğu açısından derin ve olumlu sonuçlar doğuracaktır. Ancak mevcut durum göz önüne alındığında, daha olası senaryo; ne büyük bir savaş ne de büyük bir diplomatik kırılma yaşanması.
Trump, kendisini “en iyi anlaşma yapan lider” olarak görüyor. Arap-İsrail çatışmasını çözme ve ABD-İran düşmanlığını sona erdirecek bir anlaşma sağlama hedeflerini öncelik haline getirmekte haklı. Her iki anlaşmanın da zamanı çoktan geldi. Şimdiye kadar zorlu geçti; ancak önümüzdeki aylarda bu hedeflere ulaşmak için hâlâ yeterince zaman var.
Ortadoğu
ABD ve İsrail, ara seçimlerin ardından İran’ı vurmayı planlıyor

New York Times gazetesinin haberine göre ABD ve İsrail savunma bakanlıkları, İran’daki nükleer tesisleri, enerji altyapısını ve cephanelikleri hedef alan yeni bir askeri harekat planı hazırladı. Kongre ara seçimlerinin ardından başlatılması gündemde olan operasyon için ABD üç uçak gemisi dahil geniş bir askeri gücü bölgeye sevk ediyor.
ABD ve İsrail savunma bakanlıkları, İran’a yönelik yeni bir saldırı planı hazırladı. Planlanan harekatın ABD’de 3 Kasım’da yapılacak Kongre ara seçimlerinin ardından başlaması gündemde yer alıyor.
The New York Times gazetesinin kaynaklara dayandırdığı habere göre, hazırlıkları yapılan plan kısa süreli ancak yoğun bir operasyonu öngörüyor.
Askeri birimlerin tatbikatlarını artırdığı bu süreçte, ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth olası saldırı senaryolarını İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile ele aldı.
Hedef listesinde İran’ın nükleer tesisleri, enerji altyapısı ile füze ve insansız hava aracı cephanelikleri var.
Gazeteye konuşan bazı yetkililer, yeni saldırı dalgasının İran ekonomisine ağır zarar verebileceğini ve Tahran yönetimini taviz vermeye zorlayabileceğini öne sürüyor.
Buna karşılık bazı kaynaklar, çatışmaların yeniden başlamasının şubat ile nisan ayları arasındaki önceki harekattan daha başarılı olacağından şüphe duyuyor.
Söz konusu önceki harekat, enerji fiyatlarının yükselmesine ve ABD’nin önleme füzeleri stoklarının tükenmesine yol açmıştı.
ABD Başkanı Donald Trump’ın bu operasyonu onaylayıp onaylamayacağı henüz netlik kazanmadı.
Planların seyrinde İsrail’deki iç siyasi durumun da etkili olabileceği değerlendiriliyor; zira ülkede genel seçimler 27 Ekim’de yapılacak.
Gazeteye görüş veren bazı uzmanlar, Netanyahu’nun savaş tehdidini ulusal birlik hükümeti kurmak amacıyla kullanabileceğini savunurken, diğerleri muhalefetin başbakana yönelik güvensizliğine dikkat çekiyor.
Washington bölgesel yayılmadan çekiniyor
Washington yönetimi, çatışmaların bölge geneline yayılma ihtimalinden de endişe duyuyor. ABD Dışişleri Bakanlığı, İran destekli Husilerin saldırıları nedeniyle Çarşamba günü Suudi Arabistan’daki zorunlu olmayan kamu personelinin ve ailelerinin ülkeden ayrılması talimatını verdi.
Üç uçak gemisi, savaş uçakları ve özel kuvvet birliklerini kapsayan ABD askeri gücünün kasım ayı başına kadar bölgeye tamamen konuşlandırılması planlanıyor.
Masadaki hedefler arasında “Pickaxe” adlı yer altı nükleer tesisi de yer alıyor. Trump bu tesise karşı “tüm bombaların anası” olarak bilinen yüksek tahrip gücüne sahip GBU-43/B bombasının kullanılabileceğini dile getirdi; ancak uzmanlar bu mühimmatın yerin derinliklerindeki kompleksi imha edebileceğinden şüphe ediyor.
Tahran yönetimi ise gerilimin olası tırmanışına karşı kendi hazırlıklarını yürütüyor ve hedef listesini genişletme tehdidinde bulunuyor. İran’ın olası karşı saldırılarında gemiler ve enerji altyapısının yanı sıra veri merkezleri ile deniz altı internet kablolarının da hedef alınabileceği belirtiliyor.
İranlı müzakerecinin danışmanı Mehdi Muhammedi, ABD’nin yeni harekatı 72 saat içinde bitirme hesabını “hayal” olarak nitelendirdi. Muhammedi, Tahran’ın vereceği yanıtın daha şiddetli ve beklenmedik olacağını kaydetti.
Financial Times ise daha önce İsrail’in 10 Ekim için planladığı İran operasyonunun, ABD Başkanı’nın Kongre ara seçimleri öncesinde geniş çaplı çatışmalara dönmek istememesi nedeniyle iptal edildiğini aktarmıştı.
Habere göre ordu, Netanyahu’nun talimatıyla nükleer tesislere, İran yönetimine, elektrik santrallerine ve sivil altyapıya yönelik çok günlük bir saldırı hazırlamıştı. Bu harekatın şubatta başlayan operasyondan daha yoğun olması tasarlanmıştı.
Washington yönetimi Tahran’dan Hürmüz Boğazı ve nükleer program konularında bir anlaşma koparmayı hedefliyor.
Financial Times‘a konuşan bir kaynak, “Ya bir anlaşma olacak ya da bir saldırı” diyerek önümüzdeki haftalarda operasyonun başlayabileceğini ifade etti.
Aynı gazeteye konuşan bir başka yetkili, İsrail’in hazırlıklarının müzakerelerde İran üzerinde baskı kurma amacı taşıyabileceğini dile getirdi.
Axios da Pentagon’un saldırıların yeniden başlatılması için hazırlık emri verdiğini, ancak belgede belirli bir tarihin yer almadığını ve Trump’ın nihai kararı henüz vermediğini bildirmişti.
ABD ve İsrail, İran’a karşı operasyonu 28 Şubat’ta başlatmıştı. İran bu hamleye bölgedeki ABD ve İsrail tesislerine saldırarak ve Hürmüz Boğazı’ndaki gemi geçişlerini kısıtlayarak karşılık vermişti.
Taraflar haziran ayında ateşkesi ve Hürmüz Boğazı’ndaki ablukanın kaldırılmasına yönelik müzakereleri öngören bir mutabakat zaptı imzalamış, ancak ABD ile İran arasındaki karşılıklı saldırılar devam etmişti.
Ortadoğu
İsrail’in İran bombardımanı Trump’ın Kongre seçimi hesabına takıldı

Financial Times gazetesinin haberine göre İsrail ordusunun 10 Ekim için hazırladığı çok günlük İran bombardımanı, ABD Başkanı Trump’ın 3 Kasım’daki Kongre ara seçimleri öncesinde çatışmayı büyütmek istememesi nedeniyle rafa kalktı. Güncellenen hedef listesinde nükleer tesislerin yanı sıra elektrik santralleri gibi sivil yapılar da yer aldı.
İsrail ordusunun 10 Ekim için planladığı kapsamlı İran operasyonu, ABD Başkanı Donald Trump’ın 3 Kasım’daki Kongre ara seçimleri öncesinde geniş çaplı savaştan kaçınma kararı nedeniyle gerçekleşmedi.
Financial Times gazetesinin konuya aşina kaynaklara dayandırdığı habere göre, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun talimatıyla günlerce sürecek bir bombardıman hazırlığı yapılmıştı.
Hedef listesinde nükleer tesisler ve İran liderliğine ait noktaların yanı sıra elektrik santralleri ile diğer sivil altyapı tesisleri de yer aldı.
Planlanan saldırıların yoğunluk bakımından ABD ve İsrail’in şubat ayında başlattığı ortak harekatı geride bırakması öngörülüyordu.
Beyaz Saray Sözcü Vekili Anna Kelly, gazeteye yaptığı açıklamada, “Birleşik Devletler ara seçimlerden önceki herhangi bir tarihte İran’a saldırmayacak” ifadesini kullandı.
Kelly, Tahran yönetiminin hem ekonomik hem de askeri açıdan zor durumda olduğunu, İran limanlarına uygulanan abluka ile ABD’nin Hürmüz Boğazı üzerinden petrol sevkiyatını güvenceye alma çabalarının sonuç verdiğini savundu.
Gazeteye konuşan kaynaklardan biri, saldırıların önümüzdeki haftalarda yeniden başlama ihtimaline değinerek “Ya bir anlaşma olacak ya da saldırı” değerlendirmesinde bulundu.
Aynı kaynak, Washington’ın Hürmüz Boğazı ve nükleer program başlıklarında çatışmayı tamamen bitirecek bir uzlaşma hedeflediğini aktardı; iptal edilen operasyona ABD’nin doğrudan katılıp katılmayacağı ise netleşmedi.
Bir diğer kaynak ise operasyon hazırlığının müzakerelerde Tahran üzerinde baskı kurma aracı olarak kullanılmış olabileceğini, yeni bir askeri adımda nihai kararın ABD Başkanına ait olduğunu ifade etti.
Hegseth İsrail’de güncellenen hedef listesini görüştü
İsrailli bir yetkili, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in 19 Ekim’de İsrail’i ziyaret ederek Netanyahu ve üst düzey temsilcilerle bir araya geldiğini aktardı.
Bir başka kaynak, İsrail tarafının yeni istihbarat verileriyle hazırladığı ve bu yıl daha önce vurulmamış sivil altyapı unsurlarını da içeren güncel hedef listesini Amerikalı muhataplarına sunduğunu belirtti.
Söz konusu temaslara ilişkin soruları Pentagon yanıtlamadı; Netanyahu’nun ofisi ve İsrail ordusu da açıklama yapmaktan kaçındı.
Operasyonun ertelenmesine rağmen Trump ve Netanyahu kamuoyu önünde İran’a yönelik askeri uyarılarda bulunmayı sürdürdü.
Netanyahu 19 Ekim’de yayımlanan videoda Trump’a hitaben “Donald, bu işi bitirmemiz gerektiğini söyledin ve bunu birlikte bitireceğiz” dedi; Trump ise hoparlör üzerinden “Sen büyük bir savaşçısın ve bunu çok yakında kanıtlayacağız” karşılığını verdi.
Liderlerin bu temasları iki ülkedeki kritik seçim süreçleriyle kesişiyor.
İsrail’de parlamento seçimleri ABD’deki oylamadan bir hafta önce, 27 Ekim’de düzenlenecek.
Ülkedeki kamuoyu yoklamalarının büyük kısmı muhalefet bloğunu Netanyahu koalisyonunun az farkla önünde gösterse de tarafların net bir çoğunluğu bulunmuyor.
ABD merkezli yayın organı Axios da Pentagon’un İran’a dönük saldırı hazırlıklarını tamamlama talimatı verdiğini, ancak direktifte belirli bir tarihin yer almadığını ve Trump’ın kesin kararını vermediğini aktarmıştı.
15 Ekim’de CNN kanalı, “tüm bombaların anası” olarak bilinen GBU-43/B tipi mühimmatın İran nükleer tesislerine karşı kullanım planını haberleştirdi; yayına konuşan Amerikalı yetkililer bombanın derindeki sığınakları imha kapasitesine şüpheyle yaklaştı.
Tahran yönetimi diplomatik çözüme açık olduğunu duyururken olası bir operasyona sert karşılık verileceğini bildirdi.
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, rakiplerinin askeri çatışmayı seçmesi halinde yanıtın “öncekinden çok daha sert” olacağını vurguladı.
ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta başlattığı operasyona karşılık İran bölgedeki hedefleri vurmuş, Hürmüz Boğazı’ndaki gemi geçişlerini sınırlandırmıştı.
Taraflar haziran ayında ateşkesi ve boğazdaki ablukanın kaldırılmasına dönük müzakereleri içeren bir mutabakata varsa da ABD ile İran arasındaki karşılıklı saldırılar kesilmedi.
Ortadoğu
Trump desteği yetmedi: Netanyahu muhalefet lideri Eisenkot’un gerisinde

İsrail’de 27 Ekim seçimleri öncesinde yayımlanan anketler, eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot liderliğindeki muhalefetin Başbakan Binyamin Netanyahu’nun önünde olduğunu gösteriyor. Ancak iki blok da 120 sandalyeli Knesset’te hükümet kurmak için şart olan 61 vekile ulaşamıyor.
İsrail’de 27 Ekim’de yapılması planlanan genel seçimler yaklaşırken eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot liderliğindeki muhalefet cephesi, kamuoyu yoklamalarında Başbakan Binyamin Netanyahu’nun önünde yer almayı sürdürüyor.
İsrail basınında 19 ve 20 Ekim tarihlerinde yayımlanan anket verileri, ABD Başkanı Donald Trump’ın açık desteğine rağmen iktidar koalisyonunun muhalefeti yakalayamadığını ortaya koyuyor.
Ancak mevcut oy dağılımı, iki kanadın da tek başına hükümet kurma çoğunluğuna erişemediğini belgeliyor.
Netanyahu reaches 61 seats in Channel 14’s latest poll. He doesn’t in i24’s.
Both give him a stronger position than Kan and Maariv. Likud gets 29 seats in Channel 14, 25 in i24, 21 in Kan and 18 in Maariv.
Count the same five lists—Likud, Shas, United Torah Judaism, Otzma… pic.twitter.com/Qb0fCq0qdK
— Zvika Klein צביקה קליין (@ZvikaKlein) October 19, 2026
Hiçbir blok hükümet kurmak için gereken 61 sandalyeye ulaşamıyor
Kanal 13 tarafından yapılan ankete göre sandık bugün kurulsa Eisenkot’un bloku 51, Netanyahu koalisyonu ise 50 sandalye kazanıyor.
Kanal 12 araştırması ise farkın biraz daha açıldığına işaret ediyor; bu yoklamada Eisenkot ittifakı 55, iktidar bloku 51 milletvekiline ulaşıyor. Toplam 120 sandalyeli İsrail parlamentosu Knesset’te hükümet kurabilmek için asgari 61 sandalye gerekiyor.
Siyasi aritmetiği kilitleyen temel etkenlerden biri, her iki kanadın da İsrail vatandaşı Filistinlilerin partileriyle koalisyon kurmayı reddetmesi oluyor. Bu yaklaşım, seçim sonrasında meclis çoğunluğunun sağlanmasının önündeki en somut engel olarak duruyor.
Kanal 12 verilerine göre genel seçmen katılımının yüzde 72 seviyesinde kalması bekleniyor. Sandığa gitme eğilimi muhalefet seçmeninde yüzde 81’e kadar tırmanırken Netanyahu destekçilerinde bu oran yüzde 74 olarak ölçülüyor.
Aynı yoklama, başbakanlık tercihlerinde Eisenkot’un Netanyahu karşısındaki puan farkını iki puan daha açtığını kayda geçiriyor.
Gantz’ın çekilmesiyle Yashar Partisi yükselişe geçti
Walla sitesinde yer alan anket ise Benny Gantz’ın Mavi Beyaz partisini yarıştan çekme kararının ardından dengelerin değiştiğini gösteriyor. Bu kararla birlikte Eisenkot’un Yashar Partisi sandalye sayısını 23’e çıkarırken Netanyahu’nun Likud Partisi bir kayıpla 19 sandalyeye indi.
Eisenkot’un partisi ve çatısı altında yer aldığı “Siyonist Muhalefet” bloku birkaç aydır yoklamaların zirvesinde kalmayı sürdürüyor.
Trump, daha önceki destek mesajında Netanyahu’yu “harika bir savaşçı başbakan ve barış için daha da büyük bir ortak” sözleriyle övmüştü. Kamuoyu yoklamaları, bu diplomatik ve siyasi desteğin İsrail seçmeninin tercihini iktidar lehine çevirmeye yetmediğini belgeliyor.
Genç seçmenler arasında Ben Gvir’in desteği yükseliyor
Netanyahu’nun ittifakı toplam güç bazında geride kalsa da koalisyon ortağı aşırı sağcı aktörlerin tabanlarını genişlettiği görülüyor. Özellikle genç seçmenler arasında İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben Gvir’in Yahudi Gücü Partisine ilginin arttığı ölçülüyor.
Kudüs’teki İbrani Üniversitesine bağlı Agam Labs tarafından yürütülen araştırmada konuşan 18 yaşındaki bir öğrenci tercihindeki değişimi, “Eskiden biraz deli olduğunu düşünüyordum ama sonra söylediklerine gerçekten baktım ve hepsi anlamlı geldi” sözleriyle aktardı.
Bir diğer İsrail vatandaşı ise Ben Gvir’in Batı Şeria’daki yerleşimcileri silahlandırma hamlesinin kendisine “nefes aldırdığını” ifade etti.
Ben Gvir, yerleşimcilerin Mescid-i Aksa’ya yönelik baskınlarına öncülük etmesi ve 7 Ekim 2023’ten bu yana on binlerce yerleşimciye askeri nitelikli tüfek dağıtmasıyla biliniyor.
Filistinlilere yönelik şiddeti tırmandırmakla eleştirilen Ben Gvir; Gazze’nin aç bırakılması, Lübnan’daki askeri harekatın sürmesi ve Beyrut’un bombalanması çağrıları yapıyor. Aşırı sağcı bakanın bu askeri yaklaşımları İsrail’deki birçok muhalefet partisinde de siyasi taban buluyor.
Dünya Basını2 hafta önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Asya2 hafta önceGüney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı
Amerika2 hafta önceBrezilya’da ikinci tur süreci nasıl işleyecek?
Asya2 hafta önceEndonezya’nın yeni iş yasası işçileri memnun etti, iş dünyasını endişelendirdi
Amerika3 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını2 hafta önceNükleer bilimci Hughes: Bölgesel nükleer savaş bile dünya genelinde üç milyar insanı aç bırakır
Dünya Basını1 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Dünya Basını2 hafta önceBrezilya’da Bolsonaro rüzgarı ve Lulismonun sınırları










