Avrupa
Trump’ın savunma harcamalarını artırmasını istemesi Avrupa için ne anlama geliyor?

ABD Başkanı Donald Trump ve NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin Avrupa savunma harcamalarının artırılması çağrıları, Avrupa liderleri arasında bir tartışma başlattı. Global4Cast’in kurucusu Dr. Ingo Piepers, bu durumun Avrupa’nın stratejik özerklik yolunda nasıl bir değişim yaratabileceğini Harici’ye anlattı.
Ahmetcan Uzlaşık, Brüksel
7 Ocak’ta Donald Trump, NATO üyesi ülkelerin gayri safi yurtiçi hasılalarının (GSYİH) %5’ini savunmaya ayırmaları gerektiğini belirtti; bu, mevcut %2’lik hedefin önemli bir artışı anlamına geliyor. NATO Genel Sekreteri Mark Rutte de Donald Trump’ın Beyaz Saray’a geri dönmesini destekleyerek, Trump’ın başkanlığının “savunma harcamalarını ve üretimi hızlandıracağı” yönünde açıklamada bulundu.
NATO, 2024 yılı itibarıyla 32 üye ülkesinden 23’ünün GSYİH’larının %2’sini savunma harcamalarına ayırmayı başardığını aktardı. Ancak, hiçbir üye, ABD de dahil olmak üzere, şu anda GSYİH’nın %5’ini savunmaya ayırmıyor. Polonya, GSYİH’sının %4.12’sini savunmaya ayırarak harcamalarda liderlik ederken, Estonya %3.43, ABD ise %3.38 seviyelerinde yer alıyor. Türkiye ise GSYİH’sının %2.09’unu savunmaya harcıyor.
NATO’nun 32 üyesinden sekizi, ittifakın önerdiği savunma harcama hedefi olan GSYİH’nın %2’sini karşılayamıyor. Bu ülkeler arasında İspanya (%1.28), Slovenya (%1.29), Lüksemburg (%1.29) ve Belçika (%1.30) yer alırken, Kanada (%1.37), İtalya (%1.49), Portekiz (%1.55) ve Hırvatistan (%1.81) biraz daha yüksek oranlar sergiliyor.
Polonya: En Büyük Harcama Yapan Ülke
Polonya Savunma Bakanı, NATO üyelerinin GSYİH’larının %5’ini savunmaya ayırmaları için Donald Trump’ın yaptığı çağrıyı destekledi. Savunma Bakanı 12 Ocak’ta Polonya’nın, “Başkan Trump tarafından belirlenen bu zorluk ile Avrupa’daki uygulanabilirliğinin aracısı” olabileceğini belirtti. Savunma Bakanı ayrıca, NATO’nun en büyük göreceli harcayıcısı olan Polonya’nın 2024’te GSYİH’sının %4.12’sini savunmaya ayırdığını ve bunu 2025’te %4.7’ye çıkarma planları olduğunu vurguladı. Polonya geçtiğimiz Ocak ayında savunma ve güvenlik konularına odaklanarak AB Konseyi Başkanlığını devralmıştı.
Avrupa Ülkeleri NATO’nun %5’lik Savunma Harcama Hedefini Tartışıyor
Avrupa ülkeleri, Trump’ın önerdiği iddialı %5 hedefi konusunda farklı tutumlar sergiliyor. Almanya, 2024 yılı için NATO’nun %2’lik savunma harcama hedefini karşılarken, Trump’ın %5 artırım talebinin gerisinde kaldı. Rusya-Ukrayna Savaşı sonrası askeri harcamalarda önemli bir artışa rağmen Almanya, 2025 için 16 milyar Euro’luk bütçe açığı tahminleriyle karşı karşıya durumda.
Baltık ülkeleri ise durumu daha acil bir şekilde ele alıyor. Litvanya, 2026 yılına kadar savunma harcamalarını GSYİH’sının %5-6’sına çıkarma taahhüdü verdi. Benzer şekilde Estonya, savunma için GSYİH’sının %3.7’sini ayırmayı planladığını açıkladı. Geçen yıl savunmaya GSYİH’sının %2.1’ini ayıran İsveç de artan harcamaları destekliyor ve Dışişleri Bakanı Maria Malmer Stenergard, Avrupa ülkelerinin savunma maliyetlerini daha fazla üstlenmesi gerektiğini vurguladı.
Fransa’nın yaşadığı siyasi kriz neticesinde bu hedefine uzaklaşması zor görülürken, Birleşik Krallık ise 2030 yılına kadar %2.5’lik savunma hedefini karşılama konusunda kesin bir zaman çizelgesi henüz belirlemedi.
Çek Cumhuriyeti ise ilk kez %2 hedefini tuttuğunu duyurdu ve Başbakan Petr Fiala, önümüzdeki yıllarda %3’ün ulaşılabilir olabileceğini belirtti. Yüzde 2’nin altında harcama yapan İtalya ise 2025 yılında GSYİH’sının %1.57’sini savunmaya ayırmayı planladığını ve 2028’de %2’ye ulaşmayı hedeflediğini açıkladı. Ancak bu, Trump’ın isteklerinin çok altında kalıyor.
NATO Üyelerinin Savunma Harcamaları (GSYİH’sına Oranla)

Kaynak: NATO, 2024
“Avrupa, Kendi Güvenliğinden Sorumlu Olmalı”
Dr. Ingo Piepers, Avrupa’nın güvenlik ve liderlik konusunda ABD’ye olan bağımlılığını eleştirerek konuşmasına başladı. “Avrupa’nın kendi güvenliğinden sorumlu olması gerekiyor,” dedi ve Avrupa’nın ABD’ye bağımlılığının “giderek sağlıksız bir hale geldiğini” belirterek Avrupa’nın daha fazla özerklik kazanması gerektiğini savundu.
Dr. Piepers, ABD ile Avrupa arasındaki değerler uçurumunun, özellikle Donald Trump’ın liderliğinde arttığını vurguladı. “Grönland olayı bunun en bariz örneği,” diyerek Avrupa’nın kendi ilkelerine sadık kalması ve “temel hakları ve anlaşmaları göz ardı eden ABD’nin bir aracı olmaktan” kaçınması gerektiğini belirtti. Ayrıca Avrupa’nın, özellikle İsrail’in Gazze ve işgal altındaki topraklarındaki desteği konusunda daha eleştirel ve bağımsız bir tutum sergilemesi gerektiğini ifade etti. “Avrupa, kendi eylemlerinin sorumluluğunu almalı ve temsil ettiğini iddia ettiği değerlerin yalnızca lafta kalmaması, pratikte de savunulmasını sağlamalıdır,” diye ekledi.
“İddialı ve Gerçekçi Olmayan”
Donald Trump’ın NATO ülkelerinin savunma harcamalarını GSYİH’nın %5’ine çıkarmayı önermesini değerlendiren Dr. Piepers, bu öneriyi “iddialı ve birçok açıdan gerçekçi olmayan” olarak nitelendirdi. Avrupa’daki NATO üyelerinin savunma sorumluluklarını daha ciddi şekilde ele almaları gerektiğini kabul etmekle birlikte, %5 hedefinin “keyfi ve temelsiz” olduğunu belirtti.
“Öncelikle, Avrupa güvenliği için gerçekten gerekenleri belirlemek için kapsamlı bir tehdit değerlendirmesi yapılması gerekir. Bu analizden, NATO’nun stratejisi, daha güçlü bir Avrupa ekseni de dahil olmak üzere, buna göre uyarlanmalıdır. Sadece o zaman gerçekçi ve haklı harcama hedefleri belirlenebilir,” diye açıkladı.
Dr. Piepers, Avrupa’nın önceliğinin NATO içinde yüksek kapasiteye sahip, büyük ölçüde özerk bir Avrupa savunma gücü oluşturmak olması gerektiğini savundu. “Avrupa’nın önceliği, NATO içinde yüksek kapasiteye sahip, büyük ölçüde özerk bir savunma gücü geliştirmek olmalıdır,” dedi. Bu, ulusal düzeyde yatırımları parçalara ayırmak, birlikte çalışma kabiliyetini, ortak yetenekleri ve hazırlığı geliştirmeyi içermektedir.
Dr. Piepers, Rusya’nın üç yıl süren savaşın ardından Kiev’i alamamasının, ölçülü ve stratejik yatırımların önemini hatırlatan bir örnek olduğunu belirtti. “Stratejik ve ölçülü yatırımlar, tüm ülke için %5 hedefinden çok daha kritik öneme sahiptir,” diye ekledi.
“Trump’ın Başkanlığı, Avrupa’nın Stratejik Özerklik Sürecini Hızlandırabilir”
Dr. Ingo Piepers, Donald Trump’ın ikinci döneminin Avrupa’yı stratejik özerklik peşinde ilerletmekte önemli bir rol oynayacağını düşünüyor. “Trump’ın al/ver ilişkisi şeklinde ittifaklara yaklaşımı, Avrupa’nın daha bağımsız hale gelmesi gerektiğini gösteriyor,” dedi ve Avrupa’nın ABD liderliğine olan bağımlılığını yeniden gözden geçirmesinin aciliyetini belirtti.
“Konvansiyonel ve hibrit tehditleri ele alacak güvenilir ve tutarlı bir savunma stratejisi gerekiyor,” diye açıkladı. Avrupa’nın daha fazla sorumluluk alması ve küresel düzeydeki etkisini artırması gerektiğini de belirtti. “Trump’ın başkanlığı, Avrupa’nın ABD liderliğine olan bağımlılığından, uluslararası sistemde daha fazla sorumluluk ve etki sahibi olacağı bir konuma geçişi için bir katalizör olarak görülmelidir,” ifadelerini kullandı.
“Avrupa’nın Küresel Etkisini Artırmak İçin Bir Yol Haritası”
Dr. Ingo Piepers, AB’nin küresel etkisini artırmak ve ABD’ye olan bağımlılığını azaltmak için uygulanabilir adımlar önerdi:
Dış Politika Birliği Sağlayın
“AB, üye ülkeler arasında koordinasyonu artırarak küresel sahnede kararlı bir şekilde hareket etme yeteneğini güçlendirmelidir.”
İç Ayrılıkları Ele Alın
“Avrupa içindeki siyasi ve ekonomik istikrar, dışarıya güç yansıtmak için önemlidir. Bütçe krizleri, liderlik geçişleri ve üye ülkeler arasındaki ayrılıkları ele almak, Avrupa’nın tutarlı hareket etme yeteneğini artıracaktır.”
Bağımsız Savunma Kapasitesini Geliştirin
“Avrupa, ABD desteğinden bağımsız olarak çalışabilen birleşik bir savunma gücü geliştirmeyi önceliklendirmelidir. Bu, kritik altyapıya yatırım yapmayı, ekipmanları modernize etmeyi ve Avrupa güçlerinin hazırlığını artırmayı içerir.”
Stratejik İttifaklar Kurun
“AB, ASEAN ve Afrika Birliği gibi benzer görüşlere sahip ülkeler ve bölgesel organizasyonlarla ilişkilerini derinleştirmelidir. Ortaklıkları çeşitlendirmek, ABD’ye olan bağımlılığı azaltacak ve Avrupa’nın küresel etkisini genişletecektir.”
Yenilikçiliğe Yatırım Yapın
“Yenilenebilir enerji, yapay zeka ve savunma teknolojileri gibi alanlarda liderlik yaparak Avrupa, küresel yenilikçilikte lider bir konum elde edebilir. Bu, ekonomik ve güvenlik direncini de artıracaktır.”
Dr. Piepers son olarak, “Avrupa, bu anı yakalayarak sorumluluğu almalı ve dünyadaki rolünü yeniden tanımlamalıdır. Ancak kararlı hareket ederek, giderek daha karmaşık hale gelen küresel manzarada çıkarlarını koruyabilir,” dedi.
Avrupa
Çin’in ihracat gücü ve değer kaybeden yuan Avrupa’yı zorluyor

Çin, gümrük tarifesi gerilimlerine ve enerji sıkıntılarına rağmen bu yıl da 1 trilyon doların üzerinde ticaret fazlası verme yolunda ilerlerken, değerinin altında kalan yuan üzerindeki tartışmalar yeniden alevleniyor. Ülkenin elektrikli araç ihracatındaki hızlı yükseliş Alman otomotiv devi Volkswagen gibi üreticileri ciddi istihdam kesintilerine zorluyor.
Çin’in ihracat lokomotifi, gümrük tarifesi gerilimlerini ve enerji sıkıntılarını geride bırakarak bu yıl da 1 trilyon doların üzerinde yeni bir ticaret fazlasına doğru ilerlerken, değerinin altında kalmaya devam eden yuanı yeniden küresel tartışmaların odağına taşıyor.
Dünyanın gözü ABD üzerindeki gelişmelerde kalmaya devam etse de en büyük ikinci ekonomi hızla büyümeyi sürdürüyor.
Ülkenin küresel piyasalardaki etkisi, Washington kaynaklı her gelişme kadar derin ve yaygın hissediliyor.
Pandemiden bu yana yaşanan jeopolitik gerilimler, Çin’deki konut krizi, demografik gerileme ve Washington ile yürütülen ikili ticaret savaşları, bazı çevrelerin halen yüzyılın en büyük ekonomik şoku olarak nitelendirdiği gerçeği gölgelemeye yetmedi.
Çin ekonomisi, küresel ölçekte yankı uyandıran güçlü veriler açıklamaya devam ediyor.
Çin Gümrük Genel Müdürlüğü tarafından salı günü açıklanan verilere göre, haziran ayı ihracatı dolar bazında geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 27 artış göstererek son dört ayın en güçlü performansını kaydetti ve mayıs ayındaki artış hızını geride bıraktı.
Yapay zeka sektöründeki hareketliliğin çip ve teknoloji ekipmanı ticaretine yansımasıyla ithalat da beklentileri aşarak yıllık yüzde 36 artışla son beş yılın en yüksek seviyesine ulaştı.
Çin’in ticaret fazlası mayıs ayındaki 105 milyar dolar seviyesinden haziranda 126 milyar dolara yükseldi. Yılın ilk yarısındaki toplam dış ticaret fazlası, ithalatın ihracata kıyasla birkaç aydır daha hızlı büyümesine rağmen 576 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti.
Bu rakam geçen yılın aynı döneminde 586 milyar dolar olarak kayıtlara geçmişti. Mevcut tablo, geçen yıl elde edilen 1,19 trilyon dolarlık rekor ticaret fazlasının bu yıl da yakalanabileceğine işaret ediyor.
Söz konusu büyüme yalnızca Çin’in kritik bileşenlerdeki ABD kısıtlamalarını aşmak için kendi teknoloji ekosistemini kurmaya çalıştığı yapay zeka yarışı ve teknoloji mücadelesiyle sınırlı kalmıyor.
Ülkede elektrikli araç satışlarının hız kazanmasıyla, Çin tarihinde ilk kez tek bir ayda 1 milyon adetten fazla otomobil ihraç edildi.
Geçen yılın başındaki aylık ihracat hacmini neredeyse ikiye katlayan bu artışın büyük kısmı Avrupa, Latin Amerika ve Ortadoğu pazarları tarafından absorbe edildi.
Alman otomotiv sektöründe zorlu dönem
Reuters köşe yazarı Mike Dolan’ın değerlendirmesine göre Çin’in hızla artan otomobil ihracatı en çok Avrupalı üreticileri etkiliyor.
Alman otomotiv devi Volkswagen, yoğun rekabet ve transatlantik ticaret gerilimlerine ayak uydurabilmek adına yaklaşık 50 bin kişilik ek istihdam kesintisine gidebileceğini duyurdu.
Bu açıklama, şirketin önümüzdeki yıllarda iş gücünü 100 bin kişi azaltmayı planladığı yönündeki raporları da doğrular nitelikte oldu.
Alman üreticiler aynı zamanda Çin’in durgun seyreden iç pazarında da satış yapmakta zorlanıyor. BMW, geçen ay Çin’e yapılan ihracattaki düşüş nedeniyle beklenmedik bir kâr uyarısında bulunmuştu.
Bu durum, euro bölgesi ve özellikle Almanya üzerinde büyük bir baskı oluşturuyor. Batıda ABD tarifeleri, doğuda ise Çin ithalatı arasında sıkışan bölge ekonomisi, aynı zamanda Ortadoğu’daki gerilimlerin tetiklediği enerji fiyatlarındaki yeni artış eğilimiyle de mücadele ediyor.
Hem ekonomik hem de siyasi açıdan karmaşık olan bu sorunun kolay bir çözümü bulunmuyor. Avrupa, Çin’in batarya teknolojisine ihtiyaç duyarken, kendi yüksek teknoloji endüstrilerini korumakta geç kaldığını düşünüyor ve otomotiv sektörünün geleceğinden endişe ediyor. Avrupalı politika yapıcılar, döviz kurlarını ancak yeni yeni sorunun ve potansiyel çözümün bir parçası olarak değerlendirmeye başlıyor.
Yuanın serbest dalgalanması gündemde
Avrupa’daki en önemli tartışma konularından birini döviz kuru oluşturuyor. Almanya Başbakanı Friedrich Merz, şubat ayındaki Pekin ziyaretinde bu konuyu gündeme getirmiş ve bu hafta yaptığı açıklamada, değerinin oldukça altında kalan yuanın rekabet şartlarını bozduğunu yinelemişti.
Merz, yuanın değer kazanmasının Çin’in daha sert ticari yaptırımlarla karşılaşmasını engelleyebileceğini savundu.
Merz pazartesi günü yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:
“Çin ile diyaloğu bir çözüme doğru yönlendirmeye çalışıyoruz. Bu, Çin’i sermaye piyasalarındaki rekabet çerçevesinde kendi para biriminin serbestçe dalgalanmasına izin vermesi konusunda ikna etme girişimidir.”
Yuan bu yıl hem euro hem de dolar karşısında bir miktar değer kazandı. Ancak Avrupa’nın Çin ile olan ticaret açığı iki katından fazla artmasına rağmen, euro/yuan kuru on yıl öncesine göre daha yüksek bir seviyede bulunuyor. Bazı ekonomistler, pandemiden sonra üretici fiyat enflasyonunda yaşanan farklılıklar nedeniyle euronun reel anlamda salgın öncesine göre yüzde 40’a yakın değer kazandığını tahmin ediyor.
Deutsche Bank stratejisti Shreyas Gopal tarafından hazırlanan bir analiz, Avrupa’nın bir “Çin Şoku 2.0” süreciyle karşı karşıya olduğunu gösteriyor.
Çeşitli değerleme modellerini kullanan Gopal, yuanın bu yıl euro karşısında yüzde 5 değer kazanmasına rağmen halen yüzde 15 oranında düşük değerli olduğunu belirtiyor. Bu seviyenin en son 2005-2008 dönemindeki uç noktalarda görüldüğünü ve bu durumun yükünü en çok Almanya’nın çektiğini ekliyor.
Gopal, “Modellerimizin neredeyse tamamı, yuanın euro karşısındaki düşük değerinin, varsayımsal bir Alman markı karşısında çok daha belirgin olduğunu gösteriyor” değerlendirmesini yapıyor.
Küresel piyasaların odağı Wall Street, Silicon Valley ve Washington’daki gelişmelere odaklanmış olsa da Çin’in ihracata dayalı devlet destekli ekonomik modeli, yüzyılın en güçlü küresel ekonomik güçlerinden biri olmaya devam ediyor.
Peterson Uluslararası Ekonomi Enstitüsü ekonomisti Arvind Subramanian, sıkı düzenlemeler ve döviz kontrolleriyle desteklenen bu modelin, orta ölçekli güçlerin ekonomik beklentilerini aşındıran üçüncü bir Çin şokuna yol açtığını savunuyor.
Subramanian, Project Syndicate için kaleme aldığı makalede, “Küresel lider olan ABD’yi kendi gücünü sorgular hale getirmek ve aynı zamanda Avrupa’nın en büyük gücü Almanya’yı ekonomik olarak sarsmak, tarihte benzeri az görülen bir gelişmedir. Çin’in bu ekonomi modeli, bu milenyumda dünyayı değiştirmek adına ABD’deki ekonomik gelişmelerden veya Fed politikalarından daha büyük bir etki yarattı” ifadelerine yer verdi.
Döviz kurları bu küresel dengeyi tek başına değiştirmek için küçük bir araç gibi görünse de çözümün önemli bir parçası olarak kabul ediliyor.
Bu noktada Avrupa, son dönemde nadir görülen bir biçimde, ABD Başkanı Donald Trump ile aynı fikirde birleşiyor.
Avrupa
Deutsche Bank’ın Frankfurt ofisinde polis araması

Almanya’nın Frankfurt kentindeki Deutsche Bank ofisinde savcılık talimatıyla polis tarafından arama gerçekleştirildi. Arama işlemi, yerel mahkemenin geçen ay düzenlediği arama kararı doğrultusunda bankanın Taunusanlage bölgesindeki şubesinde yapıldı. Frankfurt Başsavcılığı, soruşturmanın selameti gerekçesiyle operasyonun içeriğine dair detaylı bilgi paylaşmadı.
Almanya’nın Frankfurt kentindeki Deutsche Bank ofisinde polis tarafından arama gerçekleştirildi.
N-tv televizyon kanalının savcılık yetkililerine dayandırdığı haberine göre operasyon, yerel mahkemenin geçen ay çıkardığı arama kararı doğrultusunda bankanın Taunusanlage bölgesindeki şubesinde yapıldı.
Savcılık yetkilileri, soruşturmanın gidişatını korumak amacıyla şu aşamada olaya ilişkin daha fazla ayrıntı açıklanamayacağını bildirdi.
Ocak ayındaki kara para aklama aramaları
Almanya Federal Kriminal Dairesi (BKA) ekipleri, bu yılın ocak ayında da Deutsche Bank’ın Frankfurt’taki genel merkezinde ve Berlin’deki şubesinde aramalar yapmıştı.
Savcılık o dönemde yapılan aramaları, kara para aklama şüphesiyle bankanın bazı çalışanları ile kimliği henüz belirlenemeyen kişilere yönelik yürütülen bir soruşturmayla gerekçelendirmişti.
Der Spiegel gazetesinin haberine göre savcılık, bankanın geçmişte kara para aklama amacıyla kullanıldığından şüphelenilen yabancı şirketlerle ticari ilişkiler yürüttüğünü kaydetmişti.
Frankfurt Bölge Mahkemesinin kararıyla yapılan bu operasyonun, Süddeutsche Zeitung gazetesine göre 2013 ile 2018 yılları arasında gerçekleştirilen para transferlerini kapsadığı belirtilmişti.
Aramaların ardından açıklama yapan Deutsche Bank sözcüsü, bankanın savcılıkla tam bir işbirliği içinde olduğunu duyurmuştu.
Bu gelişmelerin ardından Deutsche Bank hisseleri yaklaşık yüzde 3 değer kaybetmişti.
Deutsche Bank, şüpheli kara para aklama vakalarını yetkililere geç bildirdiği gerekçesiyle son yıllarda defalarca para cezasına çarptırıldı.
Bu gecikmeler sebebiyle Almanya Federal Finansal Denetim Otoritesi (BaFin), soruşturma süreçlerini izlemek üzere 2018 yılından 2024 yılının sonuna kadar bankaya özel bir temsilci atamıştı.
Banka yakın dönemde, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın amcasının dahil olduğu iddia edilen para transferlerinde muhabir banka olarak rol oynadığı gerekçesiyle 7 milyon avro para cezası ödemek zorunda kalmıştı.
Süddeutsche Zeitung gazetesinin haberine göre banka yönetimi, Esad’ın amcasının hiçbir zaman doğrudan kendi müşterileri olmadığını savunmuştu.
CumCum soruşturmasının arka planı
Köln Savcılığına bağlı ekipler, polis ve vergi müfettişleriyle birlikte Ekim 2022’de de Deutsche Bank genel merkezine operasyon düzenlemişti.
Yetkililer, yabancı yatırımcıların bankalar aracılığıyla temettü vergisinden kaçınmasını sağlayan “CumCum” sistemi dahil olmak üzere kamu bütçesine zarar veren şüpheli işlemlerle ilgili delil aramıştı.
Banka temsilcileri o dönemde de yetkililerle işbirliği yaptıklarını açıklamış ancak detay vermekten kaçınmıştı.
WDR ve Süddeutsche Zeitung gazetelerinin kendi araştırmalarına dayandırdığı mart ayı haberlerine göre adli makamlar, Almanya’nın bu en büyük bankasının 2009 ile 2015 yılları arasında CumCum işlemleri vasıtasıyla devlet kasasından haksız yere yaklaşık 600 milyon avro elde edip etmediğini incelemeyi sürdürüyor.
Avrupa
Ukraynalı askerlik yükümlülerine AB korumasında yeni şart

Avrupa Birliği üyesi ülkeler, savaştan kaçan Ukraynalılar için uygulanan geçici koruma statüsünün süresini 4 Mart 2028 tarihine kadar uzatma kararı aldı. Alınan yeni kararla birlikte, Ukrayna’nın savunma ihtiyaçları gözetilerek askerlik yükümlülüğünü yerine getirmeyen yeni başvuru sahiplerine geçici koruma statüsü verilmeyecek.
Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkeler, Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik askeri müdahalesi nedeniyle ülkelerinden ayrılmak zorunda kalan Ukraynalılara sağlanan geçici koruma statüsünün 4 Mart 2028 tarihine kadar uzatılması konusunda mutabakata vardı.
AB Konseyi tarafından yapılan açıklamada, söz konusu kararın AB’nin Ukrayna’ya ve halkına gerektiği sürece destek verme taahhüdünün bir parçası olduğu kaydedildi.
Koruma statüsünün bir yıl daha uzatılmasının, savaştan kaçan tüm Ukraynalılara netlik ve öngörülebilirlik sağlayacağı belirtildi.
Bununla birlikte üye ülkeler, yerinden edilmiş kişilerin korunması ihtiyacı ile Ukrayna’nın “Rusya’ya karşı kendisini savunma ihtiyacı” arasındaki dengeyi gözeterek yeni bir düzenlemeye gitti.
Buna göre geçici koruma statüsü, yalnızca Ukrayna’daki askeri yükümlülüklerine uyan kişilere verilecek.
“Ukrayna’nın meşru ihtiyaçlarına saygı duyuyoruz”
Karara ilişkin değerlendirmelerde bulunan İrlanda Adalet, İçişleri ve Göç Bakanı Jim O’Callaghan, “Ukrayna’ya yönelik desteklerinin sarsılmaz” olduğunu vurguladı. O’Callaghan, şu ifadeleri kullandı:
“Savaştan kaçan kişilere sunduğumuz koruma statüsünü bir yıl daha uzatarak Mart 2028’e kadar geçerli kılma kararı aldık. Bu adım, AB içinde güvenli bir sığınak bulan kişilere istikrar sağlayacaktır. Verdiğimiz mesaj net: Ukrayna’nın yanında durmaya devam ediyoruz. Bu desteğin bir parçası olarak, Ukrayna’nın kendisini savunabilmesini de güvence altına almak istiyoruz. Bu nedenle geçici koruma mekanizmamız, Ukrayna’nın meşru savunma ihtiyaçlarına saygı duymaktadır.”
Ukrayna’nın değişen savunma ihtiyaçlarının dikkate alındığı vurgulanan açıklamada, gelecekte geçici koruma hakkının yalnızca Ukrayna’daki askeri yükümlülüklerini yerine getiren kişilere tanınacağı belirtildi.
Bu sınırlamanın yalnızca geçici koruma için yeni başvuruda bulunacak kişileri kapsayacağı, AB ülkelerinde halihazırda bu statüden yararlanan Ukraynalıları etkilemeyeceği bildirildi.
Askerlik yükümlülüğü nasıl belgelenecek?
Uygulamada, Ukrayna’dan gelen ve geçici koruma talep eden kişilerin askeri yükümlülüklerini yerine getirdiklerini kanıtlamaları gerekecek.
Bu kanıt, Ukrayna makamları tarafından pasaporta vurulan ve ülkeden yasal yollarla çıkış yapıldığını, dolayısıyla askeri yükümlülüklerin yerine getirildiğini gösteren çıkış damgasıyla sağlanabilecek.
Başvuru sahipleri ayrıca, askeri yükümlülüklerden muaf tutulduklarını veya bu yükümlülüklere uyduklarını gösteren basılı ya da elektronik bir belgeyi de yetkililere sunabilecek.
Mart 2022’den bu yana uygulanan ve son olarak 4 Mart 2027 tarihine kadar uzatılan geçici koruma mekanizmasından, AB genelinde 4 milyondan fazla Ukraynalı sığınmacı yararlanıyor.
31 Mayıs 2026 itibarıyla AB genelinde geçici koruma kapsamında bulunan Ukraynalıların sayısı 4,38 milyon olarak kayıtlara geçti.
Geçici koruma statüsü, ülkelerine dönemeyen ve AB’ye toplu halde gelen yerinden edilmiş kişilere acil ve kolektif koruma sağlıyor.
Bu statüden yararlanan kişiler, AB genelinde oturum izni, iş gücü piyasasına ve konut imkanlarına erişim, tıbbi yardım, sosyal refah yardımları ve çocukların eğitime erişimi gibi haklardan eşit şekilde faydalanabiliyor.
AB Konseyi, geçici koruma statüsünün uzatılmasına ilişkin kararı önümüzdeki haftalarda resmi olarak kabul edecek. Karar, AB Resmi Gazetesi’nde yayımlanmasının ertesi günü yürürlüğe girecek.
AB’nin olağanüstü durumlarda devreye soktuğu bir acil durum mekanizması olan geçici koruma yönergesi ilk olarak 2001 yılında, Batı Balkanlar’daki silahlı çatışmalar nedeniyle yaşanan büyük göç dalgasının ardından kabul edilmiş, ancak ilk kez Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik askeri müdahalesi üzerine etkinleştirilmişti.
AB Konseyi, Ukrayna’daki koşulların geçici koruma statüsünün kademeli olarak sonlandırılmasına uygun hale geleceği dönem için hazırlık amacıyla Eylül 2025’te koordineli bir geçiş yaklaşımı üzerinde anlaşmıştı.
Bu yaklaşım, uygun koşulları taşıyan kişilerin istihdam, eğitim veya aile birleşimi gibi gerekçelerle daha uzun vadeli yasal oturum statülerine geçmesini öngörüyor.
Plan ayrıca, koşulların elverdiği durumlarda Ukrayna’ya sürdürülebilir bir geri dönüş ve yeniden entegrasyonun sağlanmasına yönelik tedbirleri içeriyor.
Görüş2 hafta önceZirve Salonunda Konuşulmayacak Hikâye: NATO Üyeliğinin Gerçek Bedeli
Diplomasi1 hafta önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Görüş1 hafta önceAnkara’nın ikinci zirvesi: 22 yılın ardından NATO, kuralları yeniden yazan bir Türkiye’ye dönüyor
Amerika1 hafta önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Dünya Basını2 hafta önceİran Ali Hamaney’e veda ediyor: Yas, hafıza ve sessizlik
Asya1 hafta önceXi, bilim ve teknoloji inovasyonuyla Çin modernleşmesinin ilerletilmesi çağrısı yaptı
Dünya Basını1 hafta önceABD, Venezuela’daki depremi fırsata çeviriyor
Diplomasi1 hafta önceNATO liderleri Ankara Deklarasyonu’nu kabul etti









