Avrupa
Trump’ın savunma harcamalarını artırmasını istemesi Avrupa için ne anlama geliyor?

ABD Başkanı Donald Trump ve NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin Avrupa savunma harcamalarının artırılması çağrıları, Avrupa liderleri arasında bir tartışma başlattı. Global4Cast’in kurucusu Dr. Ingo Piepers, bu durumun Avrupa’nın stratejik özerklik yolunda nasıl bir değişim yaratabileceğini Harici’ye anlattı.
Ahmetcan Uzlaşık, Brüksel
7 Ocak’ta Donald Trump, NATO üyesi ülkelerin gayri safi yurtiçi hasılalarının (GSYİH) %5’ini savunmaya ayırmaları gerektiğini belirtti; bu, mevcut %2’lik hedefin önemli bir artışı anlamına geliyor. NATO Genel Sekreteri Mark Rutte de Donald Trump’ın Beyaz Saray’a geri dönmesini destekleyerek, Trump’ın başkanlığının “savunma harcamalarını ve üretimi hızlandıracağı” yönünde açıklamada bulundu.
NATO, 2024 yılı itibarıyla 32 üye ülkesinden 23’ünün GSYİH’larının %2’sini savunma harcamalarına ayırmayı başardığını aktardı. Ancak, hiçbir üye, ABD de dahil olmak üzere, şu anda GSYİH’nın %5’ini savunmaya ayırmıyor. Polonya, GSYİH’sının %4.12’sini savunmaya ayırarak harcamalarda liderlik ederken, Estonya %3.43, ABD ise %3.38 seviyelerinde yer alıyor. Türkiye ise GSYİH’sının %2.09’unu savunmaya harcıyor.
NATO’nun 32 üyesinden sekizi, ittifakın önerdiği savunma harcama hedefi olan GSYİH’nın %2’sini karşılayamıyor. Bu ülkeler arasında İspanya (%1.28), Slovenya (%1.29), Lüksemburg (%1.29) ve Belçika (%1.30) yer alırken, Kanada (%1.37), İtalya (%1.49), Portekiz (%1.55) ve Hırvatistan (%1.81) biraz daha yüksek oranlar sergiliyor.
Polonya: En Büyük Harcama Yapan Ülke
Polonya Savunma Bakanı, NATO üyelerinin GSYİH’larının %5’ini savunmaya ayırmaları için Donald Trump’ın yaptığı çağrıyı destekledi. Savunma Bakanı 12 Ocak’ta Polonya’nın, “Başkan Trump tarafından belirlenen bu zorluk ile Avrupa’daki uygulanabilirliğinin aracısı” olabileceğini belirtti. Savunma Bakanı ayrıca, NATO’nun en büyük göreceli harcayıcısı olan Polonya’nın 2024’te GSYİH’sının %4.12’sini savunmaya ayırdığını ve bunu 2025’te %4.7’ye çıkarma planları olduğunu vurguladı. Polonya geçtiğimiz Ocak ayında savunma ve güvenlik konularına odaklanarak AB Konseyi Başkanlığını devralmıştı.
Avrupa Ülkeleri NATO’nun %5’lik Savunma Harcama Hedefini Tartışıyor
Avrupa ülkeleri, Trump’ın önerdiği iddialı %5 hedefi konusunda farklı tutumlar sergiliyor. Almanya, 2024 yılı için NATO’nun %2’lik savunma harcama hedefini karşılarken, Trump’ın %5 artırım talebinin gerisinde kaldı. Rusya-Ukrayna Savaşı sonrası askeri harcamalarda önemli bir artışa rağmen Almanya, 2025 için 16 milyar Euro’luk bütçe açığı tahminleriyle karşı karşıya durumda.
Baltık ülkeleri ise durumu daha acil bir şekilde ele alıyor. Litvanya, 2026 yılına kadar savunma harcamalarını GSYİH’sının %5-6’sına çıkarma taahhüdü verdi. Benzer şekilde Estonya, savunma için GSYİH’sının %3.7’sini ayırmayı planladığını açıkladı. Geçen yıl savunmaya GSYİH’sının %2.1’ini ayıran İsveç de artan harcamaları destekliyor ve Dışişleri Bakanı Maria Malmer Stenergard, Avrupa ülkelerinin savunma maliyetlerini daha fazla üstlenmesi gerektiğini vurguladı.
Fransa’nın yaşadığı siyasi kriz neticesinde bu hedefine uzaklaşması zor görülürken, Birleşik Krallık ise 2030 yılına kadar %2.5’lik savunma hedefini karşılama konusunda kesin bir zaman çizelgesi henüz belirlemedi.
Çek Cumhuriyeti ise ilk kez %2 hedefini tuttuğunu duyurdu ve Başbakan Petr Fiala, önümüzdeki yıllarda %3’ün ulaşılabilir olabileceğini belirtti. Yüzde 2’nin altında harcama yapan İtalya ise 2025 yılında GSYİH’sının %1.57’sini savunmaya ayırmayı planladığını ve 2028’de %2’ye ulaşmayı hedeflediğini açıkladı. Ancak bu, Trump’ın isteklerinin çok altında kalıyor.
NATO Üyelerinin Savunma Harcamaları (GSYİH’sına Oranla)

Kaynak: NATO, 2024
“Avrupa, Kendi Güvenliğinden Sorumlu Olmalı”
Dr. Ingo Piepers, Avrupa’nın güvenlik ve liderlik konusunda ABD’ye olan bağımlılığını eleştirerek konuşmasına başladı. “Avrupa’nın kendi güvenliğinden sorumlu olması gerekiyor,” dedi ve Avrupa’nın ABD’ye bağımlılığının “giderek sağlıksız bir hale geldiğini” belirterek Avrupa’nın daha fazla özerklik kazanması gerektiğini savundu.
Dr. Piepers, ABD ile Avrupa arasındaki değerler uçurumunun, özellikle Donald Trump’ın liderliğinde arttığını vurguladı. “Grönland olayı bunun en bariz örneği,” diyerek Avrupa’nın kendi ilkelerine sadık kalması ve “temel hakları ve anlaşmaları göz ardı eden ABD’nin bir aracı olmaktan” kaçınması gerektiğini belirtti. Ayrıca Avrupa’nın, özellikle İsrail’in Gazze ve işgal altındaki topraklarındaki desteği konusunda daha eleştirel ve bağımsız bir tutum sergilemesi gerektiğini ifade etti. “Avrupa, kendi eylemlerinin sorumluluğunu almalı ve temsil ettiğini iddia ettiği değerlerin yalnızca lafta kalmaması, pratikte de savunulmasını sağlamalıdır,” diye ekledi.
“İddialı ve Gerçekçi Olmayan”
Donald Trump’ın NATO ülkelerinin savunma harcamalarını GSYİH’nın %5’ine çıkarmayı önermesini değerlendiren Dr. Piepers, bu öneriyi “iddialı ve birçok açıdan gerçekçi olmayan” olarak nitelendirdi. Avrupa’daki NATO üyelerinin savunma sorumluluklarını daha ciddi şekilde ele almaları gerektiğini kabul etmekle birlikte, %5 hedefinin “keyfi ve temelsiz” olduğunu belirtti.
“Öncelikle, Avrupa güvenliği için gerçekten gerekenleri belirlemek için kapsamlı bir tehdit değerlendirmesi yapılması gerekir. Bu analizden, NATO’nun stratejisi, daha güçlü bir Avrupa ekseni de dahil olmak üzere, buna göre uyarlanmalıdır. Sadece o zaman gerçekçi ve haklı harcama hedefleri belirlenebilir,” diye açıkladı.
Dr. Piepers, Avrupa’nın önceliğinin NATO içinde yüksek kapasiteye sahip, büyük ölçüde özerk bir Avrupa savunma gücü oluşturmak olması gerektiğini savundu. “Avrupa’nın önceliği, NATO içinde yüksek kapasiteye sahip, büyük ölçüde özerk bir savunma gücü geliştirmek olmalıdır,” dedi. Bu, ulusal düzeyde yatırımları parçalara ayırmak, birlikte çalışma kabiliyetini, ortak yetenekleri ve hazırlığı geliştirmeyi içermektedir.
Dr. Piepers, Rusya’nın üç yıl süren savaşın ardından Kiev’i alamamasının, ölçülü ve stratejik yatırımların önemini hatırlatan bir örnek olduğunu belirtti. “Stratejik ve ölçülü yatırımlar, tüm ülke için %5 hedefinden çok daha kritik öneme sahiptir,” diye ekledi.
“Trump’ın Başkanlığı, Avrupa’nın Stratejik Özerklik Sürecini Hızlandırabilir”
Dr. Ingo Piepers, Donald Trump’ın ikinci döneminin Avrupa’yı stratejik özerklik peşinde ilerletmekte önemli bir rol oynayacağını düşünüyor. “Trump’ın al/ver ilişkisi şeklinde ittifaklara yaklaşımı, Avrupa’nın daha bağımsız hale gelmesi gerektiğini gösteriyor,” dedi ve Avrupa’nın ABD liderliğine olan bağımlılığını yeniden gözden geçirmesinin aciliyetini belirtti.
“Konvansiyonel ve hibrit tehditleri ele alacak güvenilir ve tutarlı bir savunma stratejisi gerekiyor,” diye açıkladı. Avrupa’nın daha fazla sorumluluk alması ve küresel düzeydeki etkisini artırması gerektiğini de belirtti. “Trump’ın başkanlığı, Avrupa’nın ABD liderliğine olan bağımlılığından, uluslararası sistemde daha fazla sorumluluk ve etki sahibi olacağı bir konuma geçişi için bir katalizör olarak görülmelidir,” ifadelerini kullandı.
“Avrupa’nın Küresel Etkisini Artırmak İçin Bir Yol Haritası”
Dr. Ingo Piepers, AB’nin küresel etkisini artırmak ve ABD’ye olan bağımlılığını azaltmak için uygulanabilir adımlar önerdi:
Dış Politika Birliği Sağlayın
“AB, üye ülkeler arasında koordinasyonu artırarak küresel sahnede kararlı bir şekilde hareket etme yeteneğini güçlendirmelidir.”
İç Ayrılıkları Ele Alın
“Avrupa içindeki siyasi ve ekonomik istikrar, dışarıya güç yansıtmak için önemlidir. Bütçe krizleri, liderlik geçişleri ve üye ülkeler arasındaki ayrılıkları ele almak, Avrupa’nın tutarlı hareket etme yeteneğini artıracaktır.”
Bağımsız Savunma Kapasitesini Geliştirin
“Avrupa, ABD desteğinden bağımsız olarak çalışabilen birleşik bir savunma gücü geliştirmeyi önceliklendirmelidir. Bu, kritik altyapıya yatırım yapmayı, ekipmanları modernize etmeyi ve Avrupa güçlerinin hazırlığını artırmayı içerir.”
Stratejik İttifaklar Kurun
“AB, ASEAN ve Afrika Birliği gibi benzer görüşlere sahip ülkeler ve bölgesel organizasyonlarla ilişkilerini derinleştirmelidir. Ortaklıkları çeşitlendirmek, ABD’ye olan bağımlılığı azaltacak ve Avrupa’nın küresel etkisini genişletecektir.”
Yenilikçiliğe Yatırım Yapın
“Yenilenebilir enerji, yapay zeka ve savunma teknolojileri gibi alanlarda liderlik yaparak Avrupa, küresel yenilikçilikte lider bir konum elde edebilir. Bu, ekonomik ve güvenlik direncini de artıracaktır.”
Dr. Piepers son olarak, “Avrupa, bu anı yakalayarak sorumluluğu almalı ve dünyadaki rolünü yeniden tanımlamalıdır. Ancak kararlı hareket ederek, giderek daha karmaşık hale gelen küresel manzarada çıkarlarını koruyabilir,” dedi.
Avrupa
AB, çocuklara sosyal medya yasağında geri adım atıyor

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, çocukların sosyal medya kullanımını kısıtlamayı öngören yasa tasarısını esnetmeye hazırlanıyor. Dava risklerini önlemeyi ve üye ülkeler arasındaki anlaşmazlıkları gidermeyi amaçlayan yeni taslakta, platformlara ebeveyn onayıyla erişim imkanı tanınması planlanıyor.
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, reşit olmayanların sosyal medya kullanımının sınırlandırılmasına yönelik yasa tasarısını yeniden ele alıyor.
Politico’nun kaynaklara dayandırdığı haberine göre, olası hukuki ihtilafları ve ulusal hükümetlerin tepkilerini önlemek amacıyla plana kritik bir istisna eklenecek ve çocukların platformlara ebeveynlerinin onayıyla erişmesine izin verilecek.
Avrupa Birliği genelinde asgari yaş sınırına ilişkin yaklaşımlar farklılık gösteriyor. Üye ülkeler arasındaki yaş sınırı tercihleri Almanya’da 13 iken İspanya’da 16’ya kadar çıkıyor.
İlgili girişim üzerinde çalışan bir Avrupa Komisyonu yetkilisi, “Reşit olmayanların sosyal medyaya erişiminin ertelenmesi ve aksi yönde karar alan ebeveynlere esneklik tanınması hem faydalı olacak hem de temel haklarla uyum sağlayacaktır” değerlendirmesinde bulundu.
Brüksel yönetimi, yaş sınırının yanı sıra teknoloji şirketlerini çocuklarda bağımlılık yaratan uygulama tasarımlarını yeniden düzenlemeye zorlamayı amaçlıyor.
Yeni planın resmi olarak von der Leyen tarafından 16 Eylül’de Strazburg’da yapacağı konuşmada duyurulması bekleniyor.
Fransa Parlamentosu temmuz ayında, 15 yaşından küçük çocukların sosyal medyada hesap açmasını 1 Eylül’den itibaren yasaklayan ve platformlara yaş doğrulama zorunluluğu getiren bir yasa tasarısını kabul etmişti.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un güçlü destek verdiği düzenleme, ağustos ayında Fransa Anayasa Konseyi tarafından tamamen iptal edildi.
Konsey, söz konusu hükümlerin “ifade özgürlüğü ile iletişim özgürlüğüne orantısız zarar verdiği” ve “özel hayata saygı hakkını temin etmek için gereken hukuki güvenceleri sağlamadığı” gerekçesiyle yürürlüğe girmesini engelledi.
Euractiv daha önce Avrupa Komisyonunun eylül ayında çocuklar için sosyal medya kullanımına yönelik AB genelinde kısıtlamalar veya yasaklar getirme planını duyurabileceğini aktarmıştı.
Avrupa Komisyonu Başkanı von der Leyen de kısa süre sonra AB’nin benzer kısıtlamalara hazırlandığını doğrulamıştı.
Von der Leyen, 13 yaşından küçük çocukların sosyal medyayı yalnızca belirli bir süreyle ve anne, baba, vasi ya da eğitimcilerin gözetiminde kullanmalarına izin verileceğini, gençler büyüdükçe bu kısıtlamaların kademeli olarak gevşetileceğini belirtmişti.
Öte yandan, Meta’nın çocuklarda sosyal medya bağımlılığı sebebiyle eyaletlerin açtığı davalar kapsamında 18 milyar dolara kadar ödeme yapabileceği bilgisi kamuoyuna yansımıştı.
Reuters’ın haberine göre AB’nin bu girişimi, çocukları internetteki tehlikelerden korumaya dönük en kapsamlı adım niteliğini taşıyor.
Benzer tedbirleri aralarında İngiltere, Çin, Hindistan ve ABD’nin de yer aldığı 20’den fazla ülke uygulamaya koydu.
Bu tür kuralları getiren ilk ülke olan Avustralya’da yasalar, büyük platformları kapsayacak şekilde sosyal medya şirketlerine 16 yaşından küçük kullanıcıları engelleme zorunluluğu getiriyor.
Avrupa
Merz ve müttefikleri iki trilyon avroluk AB bütçe planına karşı çıktı

Almanya Başbakanı Friedrich Merz, Berlin’de bir araya geldiği beş AB ülkesinin hükümet başkanlarıyla birlikte Avrupa Komisyonunun yaklaşık iki trilyon avroluk yeni bütçe teklifine karşı çıktı. Bütçenin neredeyse yüzde 40’ını karşılayan altı net katkı sağlayıcı ülke, teklifin yüz milyarlarca avro budanmasını ve tasarruf odaklı reformlar yapılmasını istedi.
Almanya Başbakanı Friedrich Merz, Avrupa Komisyonunun bir sonraki bütçe döneminde yüzde 60 oranında artış öngören taslağına karşı net katkı sağlayan müttefik ülkelerle Berlin’de bir araya geldi ve Brüksel’e yönelik sert bir mücadele başlattı.
Başbakanlık binasında perşembe günü düzenlenen basın toplantısında Avusturya, Danimarka ve Finlandiya hükümet başkanlarıyla kameraların karşısına geçen Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) üyesi Başbakan Merz, özellikle bir hususun altını çizmek istediğini belirterek “Biz cimri değiliz” dedi.
Merz, Brüksel’den gelen yüksek finansman taleplerinin günümüz koşullarına kesinlikle uymadığını ifade etti.
Gelecek yedi yıllık AB bütçesi için müzakerelerin en kritik evresine girilirken yapılan bu çıkış, Avrupa’nın gelecekteki finansmanı ve siyasi yönelimi konusunda önümüzdeki aylarda yürütülecek yoğun pazarlıkların ilk adımı niteliğini taşıyor. Yalnızca ekim ve aralık ayları arasında liderler düzeyinde dört ayrı AB zirvesinin düzenlenmesi planlanıyor.
Merz, bu müzakere maratonuna hazırlık amacıyla üç ülkenin hükümet başkanını Berlin’e davet ederken Hollanda ve İsveç başbakanları da görüşmelere video konferans aracılığıyla bağlandı.
Berlin’de ortak hareket eden altı ülkenin ortak paydası, Brüksel’e en yüksek net mali katkıyı sağlayan aktörler olmaları oluşturuyor. Merz, bu durumu “Bizler bu bütçeye en büyük katkıyı sağlayanlar grubuyuz” sözleriyle tanımladı. Almanya Başbakanı, bu altı ülkenin 27 AB üyesinin toplam bütçesinin neredeyse yüzde 40’ını tek başına finanse ettiğini, aynı zamanda Ukrayna’ya sağlanan ikili yardımların da yaklaşık yüzde 70’ini karşıladığını dile getirdi.
Avusturya Halk Partisi (ÖVP) mensubu Avusturya Başbakanı Christian Stocker da Merz’in cimrilik eleştirilerini reddeden yaklaşımına katılarak, “Hiç kimse bizi katkı vermeye hazır olmamakla suçlayamaz” dedi; ancak daha fazla tasarruf ve kapsamlı reformlar yapılması gerektiği konusunda ısrarcı olduklarını kaydetti.
İki trilyon avroluk bütçe teklifine itiraz
Altı liderin verdiği ortak mesaj, Brüksel’in ve çok sayıda diğer AB üyesinin beklentileriyle doğrudan çatışıyor. Avrupa Birliğinin 2021-2027 yıllarını kapsayan mevcut yedi yıllık bütçesi 1,2 trilyon avro düzeyinde seyrederken Avrupa Komisyonu, 2028-2034 dönemi için enflasyonun etkisi dahil edildiğinde net yüzde 60 artış anlamına gelen yaklaşık 2 trilyon avroluk bir bütçe büyüklüğü teklif ediyor.
Tüm üye ülkelerin kendi kamu maliyelerinde bütçe konsolidasyonuna gittiği bir dönemde bu teklifin kesinlikle ödenemez olduğunu vurgulayan Merz, “Bu grupta hepimiz aynı görüşteyiz: Teklifler yüz milyarlarca avro tutarında budanmalıdır. Bu kesintiler istisnasız tüm alanları kapsamak zorundadır” değerlendirmesinde bulundu. Merz, gerçekçi ve reform odaklı bir bütçe talep ettiklerini belirterek, “20’nci yüzyılın bütçesiyle 21’inci yüzyılın sınamalarını karşılayamayız” diye konuştu.
Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen de benzer bir tutum sergileyerek, “AB bütçesi bugünkünden daha büyük olabilir, fakat şu anda masada duran teklif kesinlikle çok yüksek tutulmuştur” dedi.
Altı hükümet başkanının kabul ettiği ortak bildiride somut bir mali gerekçeye daha yer verildi: Mevcut bütçe döneminde yaklaşık 300 milyar avro tutarında olağanüstü yüksek bir kaynağın üye ülkelerce hiç talep edilmediği ve kullanılmadığı vurgulandı. Liderler, bu verinin Brüksel’e gereğinden fazla para aktarıldığının açık bir kanıtı olduğunu savundu.
Birlik içindeki kamplaşma ve güvenlik öncelikleri
Berlin’deki zirve bir güç ve birlik mesajı vermeyi amaçlasa da Merz ve müttefikleri AB genelinde sayıca azınlıkta kalıyor. Baltık ülkelerinden başlayarak Polonya, Macaristan, İtalya ve Portekiz’e kadar uzanan geniş bir üye grubu, Komisyonun 2 trilyon avroluk taslağını açıkça destekliyor. Bütçeden ödediklerinden daha fazla kaynak alan bu net alıcı ülkeler, bütçenin geleneksel olarak en büyük kalemlerini oluşturan tarım ve bölgesel kalkınma fonlarına dokunulmamasını talep ediyor.
Buna karşılık Merz, tarım ve bölgesel fonlarda kesintiye gidilerek kaynakların Avrupa’nın küresel rekabet gücü ile savunma kabiliyetlerine aktarılmasını istiyor.
Savunma konusu Berlin’deki görüşmelerde ağırlıklı bir yer tuttu. Finlandiya Başbakanı Petteri Orpo, ülkesinin Rusya ile 1340 kilometrelik kara sınırına sahip olduğunu hatırlatarak, bu durumun doğu ve kuzey bölgelerinde güvenlik, altyapı ve ekonomik alanda çok somut sorunlar yarattığını vurguladı. Orpo, yeni AB bütçesinin doğu sınırında oluşan bu yeni gerçekliği mutlaka tanıması gerektiğini söyledi.
Buna karşın liderlerin yalnızca önceden hazırlanan metinleri okuduğu ve basın mensuplarından soru alınmayan toplantıda, davetliler arasında dikkat çekici bir görüş ayrılığı da su yüzüne çıktı. Avusturya Başbakanı Stocker, “Avusturya açısından bakıldığında tarım ve bölgesel kalkınma fonları asla unutulmamalıdır” diyerek Merz’in her alanda kesinti yapılması yönündeki çağrısına açıkça mesafe koydu.
Von der Leyen’den Paris’te zıt mesaj
Sonbaharda başlayacak müzakerelerin ne kadar çetin geçeceğini gösteren bir diğer açıklama, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’den geldi. Berlin’deki toplantıyla neredeyse eş zamanlı olarak Paris’te Fransız İşverenler Sendikası (MEDEF) toplantısında konuşan von der Leyen, “Gelecek bütçe bağımsızlığımızın mali omurgası olacaktır” dedi.
Avrupa’nın Çin, Rusya ve ABD karşısındaki jeopolitik konumuna dikkat çeken von der Leyen, bütçenin mutlaka artırılması gerektiğini savundu. Komisyon Başkanı, “Avrupa, bunları finanse edecek kaynakları sağlamadan önüne yeni hedefler koyamaz” ifadelerini kullandı.
Müzakerelerin seyrinde kritik dönüm noktası, AB dönem başkanlığını yürüten İrlanda’nın ekim ayı başında sunması beklenen yeni uzlaşma teklifi olacak.
Merz ve müttefikleri, Dublin yönetiminin hazırlayacağı metinde 2 trilyon avroluk taslağa karşı yüz milyarlarca avroluk kesinti taleplerini mümkün olduğunca dikkate almasını umuyor.
Üye ülkelerin uzlaşmaya varmak için yıl sonuna veya en geç 2027 yılı başına kadar zamanı bulunuyor. Bu süre zarfında anlaşma sağlanamazsa, Fransa’daki cumhurbaşkanlığı seçim süreci nedeniyle görüşmelerin aylarca askıya alınması ve müzakerelerin kilitlenmesi tehlikesi doğacak.
Fransa’da sağ popülist aday Marine Le Pen, seçimi kazanması halinde Fransa’nın AB bütçesine yaptığı ödemeleri yarı yarıya azaltacağını şimdiden ilan etmiş durumda. Bu vaadin gerçekleşmesi halinde müzakerelerin tamamen çıkmaza gireceği değerlendiriliyor.
Öte yandan Fransa konusu perşembe günü Berlin’de arka plandaki en hassas gündem maddelerinden biri oldu. Görev süresinin sonuna yaklaşan Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Merz ile kısa süre önce bütçe konusunda yakın eşgüdüm içinde olma kararı almasına rağmen Berlin’deki toplantıya katılmadı.
Macron, yeni bütçenin Amerikan teknoloji devlerine uygulanacak özel bir vergi gibi AB’ye ait yeni öz kaynaklarla finanse edilmesini savunuyor. Ancak bu öneri, ABD Başkanı Donald Trump ile yeni bir ticaret savaşı riskini beraberinde getiriyor. Merz ise Berlin’deki açıklamasında bu tartışmalı konuya hiç değinmemeyi tercih etti.
Avrupa
Eski Bosnalı Sırp komutan Mladiç Lahey’de öldü

Bosna Savaşı sırasında işlediği soykırım ve savaş suçlarından müebbet hapis cezasına çarptırılan eski Bosnalı Sırp komutan Ratko Mladiç, Lahey’deki cezaevi hastanesinde 83 yaşında öldü. Sırp televizyonu RTS’nin duyurduğu ölüm haberi, Mladiç’in ailesi ve Sırbistan yönetiminin tedavi amaçlı tahliye taleplerinin reddedilmesinin ardından geldi.
Bosna Savaşı döneminde Bosnalı Sırp güçlerinin komutanlığını yürüten ve soykırım suçundan hüküm giyen Ratko Mladiç, 83 yaşında Lahey’de öldü.
Sırbistan devlet televizyonu RTS’nin haberine göre geçirdiği bir dizi felcin ardından son iki yıldır cezaevi hastanesinde tedavi gören Mladiç, Nisan 2026’da yeni bir felç daha geçirdi.
Mladiç, tedavisinin Sırbistan’da sürdürülmesi için uluslararası yargı organlarına defalarca başvuruda bulundu. Benzer talepler, başta oğlu Darko olmak üzere aile üyeleri tarafından da dile getirildi.
Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vuçiç, birkaç gün önce eski generalin sağlık durumu gerekçesiyle serbest bırakılmasını ve evine dönmesine izin verilmesini talep etti ancak bu talep reddedildi.
Mayıs ayında Mladiç’in avukatları, müebbet hapis cezasının insani gerekçelerle durdurulmasını ve Belgrad’daki bir bakımevine sevk edilmesini istedi. Benzer bir talep Sırbistan Adalet Bakanı Nenad Vuyiç tarafından da gündeme getirildi.
Mladiç, Bosna-Hersek’teki savaş sırasında, 1992-1995 yılları arasında Sırp Cumhuriyeti Ordusu’nun genelkurmay başkanlığını yürüttü. Komutasındaki birlikler, 1425 gün süren Saraybosna Kuşatması’nda yer aldı. Sivillerin de hedef alındığı kesintisiz keskin nişancı ateşlerinin yaşandığı kuşatma boyunca yaklaşık 11 bin 500 kişi hayatını kaybetti.
Mladiç hakkındaki suçlamaların en kritik başlıklarından birini Srebrenitsa’da yaşananlar oluşturdu. Bosnalı Sırp ordusu, Hollandalı barış gücü birliğinin çekilmesinin ardından 11 Temmuz 1995’te kenti ele geçirdi. Kadınlar ve kız çocukları Srebrenitsa’dan çıkarılırken, kentte kalan 12 yaş ve üzeri erkekler katledildi. Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICTY) verilerine göre, birkaç gün içinde 7 bin ila 8 bin kişi öldürüldü. Srebrenitsa’daki toplu katliam, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana Avrupa’da işlenen en büyük suç olarak kabul ediliyor.
Mahkeme ayrıca, Mladiç’in 1995 yılında 200’den fazla BM personeli ve barış gücü askerinin rehin alınmasından sorumlu olduğunu tespit etti. Rehineler, Bosna-Hersek’in farklı yerleşim yerlerinde stratejik noktalara yerleştirilerek alıkonuldu.
Kaçış dönemi, yargılama ve günlükler
ICTY, Mladiç hakkında soykırım ve insanlığa karşı suçlardan 25 Temmuz 1995’te iddianame hazırladı. Uzun yıllar kaçak yaşayan eski general, 26 Mayıs 2011’de Sırbistan’da, Belgrad yakınlarında yakalandı ve Lahey’e iade edildi.
Lahey’deki mahkeme, 22 Kasım 2017’de Mladiç’i soykırım, insanlığa karşı suçlar ve diğer savaş suçlarından suçlu bularak müebbet hapis cezasına çarptırdı. Temyiz dairesi 8 Haziran 2021’de bu cezayı onadı.
Savaş döneminde Boşnaklara karşı takındığı sert tutumla Sırp askerler arasında tanınan Mladiç’in, 1992-1995 yılları arasında tuttuğu 18 defterden oluşan günlükleri 2010 yılında oğlunun evinde yapılan aramada ele geçirildi. Mladiç’in bu notların birinde Müslüman nüfusun tamamen yok edilmesi gerektiğinden bahsettiği belirlendi.
Amerika1 hafta önceSteve Jobs’ı iflastan kurtaran gizli CIA anlaşması gün yüzüne çıktı
Dünya Basını1 hafta önceThe Economist, Daron Acemoğlu’nu yerden yere vurdu: “Sığ ve inandırıcılıktan uzak”
Görüş2 hafta önceBüyük Oyun III: Enerji ve Dolar Açlığıyla Şekillenen Yeni Dünya
Dünya Basını2 hafta önceÇin, Buz İpek Yolu yarışını kazanıyor
Söyleşi2 hafta önceEmekli Yarbay Daniel Davis Harici’ye konuştu: ABD, İran savaşını kaybetti
Görüş2 hafta önceJaponya’nın Savunma Beyaz Kitabı: Odakta Çin ve “Kapsamlı Ulusal Güç” Stratejisi Var
Rusya2 hafta önceDört AB ülkesi daha Rus pasaportlarına kısıtlama getiriyor
Dünya Basını2 gün önceMilanovic uyardı: Dünya 1914 öncesine benzer bir uçurumun kenarında









