Avrupa
‘Turan Taburu’, ‘Kazak Rambo’, Azeriler ve ‘Ateş Grubu’: Ukrayna’da savaşan Türk paramiliterler

Rusya’nın Ukrayna’daki operasyonu, Türkiye’de de yakından takip ediliyor. Bu ilginin, yazının konusunu da oluşturan sebeplerinden biri ise, Türk milliyetçiliği üzerindeki, kökleri İkinci Dünya Savaşına kadar dayanan Amerikan hegemonyası.
Soğuk Savaş döneminin sözde ‘komünizm tehlikesiyle’ Amerikan çıkarlarının etkisine giren Turancı ideoloji, şimdilerde ise Rus karşıtlığı zemininde ve Ukrayna’da aşırı sağa yönelik sempatiyle birlikte ‘Rus yayılmacılığına karşı mücadele’ ekseninde ve yine Amerikan çıkarları doğrultusunda varlık gösteriyor.
Türkiye’de bu propagandayı, Ukrayna yanlısı Kırımlıların ‘Kırım davası’ anlatısı ve Ukrayna ordusu bünyesinde savaşan sözde Türk kökenli savaşçılar oluşturuyor.
Son dönemde ise, bu çevreleri heyecanlandıran bir gelişme daha yaşandı: Turan Taburu.
‘Turan’ Taburu hakkında ne biliyoruz?
Kasım 2022’de kuruluşunu ilan eden bu taburun, Türk medyasında kendine geniş yer bulsa da, üzerindeki sis perdesi henüz tam anlamıyla kalkmış değil.
‘Turan’ Taburu, Azerbaycan, Kırgızistan ve Kazakistan’dan gönüllüler tarafından oluşturulduğu belirtilen, Ukrayna ordusuna bağlı bir birim. Tabur, kuruluşunu ilan ettiği videosunda ‘Bozkurt’ işareti yaparak ‘Putin ve Kadirov rejimini içeride ve dışarıda yok edeceklerini’ ilan etmişti.
Kırgızistan vatandaşı Almaz Kudabek tarafından yönetilen taburun bünyesinde ayrıca Tatarları ve Uygurları da barındırdığı belirtiliyor.
Berberlikten cepheye: Almaz Kudabek kimdir?
Taburuyla ilgili olarak New York Times’a verdiği bir röportajda, “Biz sadece Ruslarla savaşmak istiyoruz. Onların ne olduklarını biliyoruz” diyen Kudabek’in, Rusya’da tamirci ve kuaför olarak çalışırken daha sonra Ukrayna’ya gittiği biliniyor.
Kırgızistan’ın Ukrayna Büyükelçisi İdris Kadyrkulov’a göre, Kudabek’e anavatanına dönmesi teklif edildi, ancak o bunu reddetti ve bölgesel savunma birimine katıldı.

Öte yandan, Kırgızistan Ulusal Güvenlik Devlet Komitesi, ‘Kırgızistan’ın Rusya ile Ukrayna arasındaki olaylarda tarafsızlığını sürdürdüğünü’ hatırlatarak, ‘bu vatandaşın ifadesinin Kırgızistan’ın resmi makamlarının pozisyonuyla çeliştiğini’ açıklamıştı.
Kırgız makamları ayrıca, Kudabek hakkında ‘Kırgızistan vatandaşının yabancı bir devletin topraklarında silahlı çatışmalara katılması veya terör eylemi gerçekleştirmek için eğitim alması’ başlıklı 256. maddesi kapsamında soruşturma başlatıldığını ilan etmişti.
Kudabek, Ukrayna’ya gelme ve Rusya’ya karşı savaşma hikayesini, Ukrayna medyasına verdiği röportajda, kendi ifadeleriyle şöyle anlatıyor:
“2021 yılına kadar Ukrayna’yı yalnızca bir ülke olarak biliyordum. Mesleğim berberlik, 17 yaşımdan beri berberlik yapıyorum ve memleketimde kendi berber dükkanım vardı, maddi imkansızlıklar nedeniyle kapatmak zorunda kaldım. Sonra Ukraynalı bir arkadaşım Kiev’de bir salon açmamı önerdi. Buraya gelip yerel pazarı anlamak için bir süre çalışmaya karar verdim. Böylece kendimi Kiev’de buldum ve yaşamak için burada kaldım.
Herkes gibi ben de 24 Şubat’ta patlamalarla uyandım. Panik başladı, komşuların güvenli bir yer bulmasına yardım ettim, onlara sığınaklara ve metroya kadar eşlik ettim. Bana her zaman iyi huylu davranan, barınma ve çalışmama yardım eden bu insanların durumunu görünce öylece ayrılamazdım. Burada, Ukrayna’da iyi insanlar yaşıyor ve ben onları korumaya karar verdim.
Neredeyse hemen yabancılar için tabur aramaya başladım. Lvov’da bir tane olduğunu öğrendim ve oraya koştum. KGAÖ üyesi Kırgızistan pasaportum olduğu için beni almadılar. Bana Avrupa Birliği’nden veya ABD’den gelen insanların yabancı tabura katılabileceği söylendi. Birçok askerlik sicil ve askere alma ofisine gittim ve yine de beni reddettiler. Sonuç olarak, bir gönüllü taburu buldum ve onlar bana doğrudan şunu söylediler: ’Savaşmak istiyorsan, kendi ihtiyaçlarını karşılamalısın’. Böylece Kiev’e döndüm ve 28 Şubat’ta görev yerimdeydim.”
Birkaç yıldır Kiev’de yaşayan kaçak Kazak muhalif Aidos Sadikov ise, ‘Turan’ Taburu hakkında Kasım 2022’de yaptığı açıklamada, Taburda Azeriler, Kırgızlar, Uygurlar ve Kazakların bulunduğunu söylemişti. Sadikov ayrıca, taburun ‘350 militandan oluştuğunu’ açıklamıştı. Ancak, Kudabek’in Ukraynalı Radyo NV’ye (https://www.youtube.com/watch?v=SE51q3YhYCs) verdiği bir röportaja göre ise, militanların sayısı 600’ü geçmiş durumda ve Herson, Artyomovsk ve Zaporijya bölgelerinde faaliyet yürütüyorlar. Kudabek ayrıca, tabur üyelerinin Rusya içinde sabotaj eylemleri gerçekleştirdiğini açıkladı.
Kudabek, aynı röportajda Kırgızistan’da müebbet hapisle yargılandığını, özel servislerin arkadaşlarını ve tanıdıklarını sorguya çektiğini’ ve Çeçen lider Kadirov’un kendisi için ‘500 bin dolar ödül koyduğunu’ da iddia etti.
‘Düşman aynı’
Öte yandan, Ukrayna yönetiminin Türki halkardan militan istihdam etmesi yeni değil. Ukrayna destekli Kırımlılardan oluşan Numan Çelebicihan Taburu başta olmak üzere, Ukrayna ordusu bünyesinde savaşan çok sayıda Azerbaycanlı ve Kırımlı asker bulunuyor.
Daha önce de, ‘Ukrayna Azerbaycanlıları Radası Genel Sekreteri Jeyhun Mammadov’un açıklamasına göre, yaklaşık 500 Azerbaycanlının Ukrayna Silahlı Kuvvetleri tarafında savaştığı, bunlardan 20’sinin çatışmalar sırasında öldüğü öğrenildi.
Harkov’da faaliyet gösteren ‘Dostlug’ derneği yönetim kurulu üyesi Azad Omarov da, Azerbaycanlıların ‘ya mali yardım sağlayarak, ya yerel öz savunma birimlerinin bir parçası olarak ya da savaş hattında tüm cephelerde Ukraynalılarla birlikte olduğunu’ söylemişti ve “Sonuçta herkes çok iyi biliyor ki, savaş Azerbaycan’da da olsa, Ukrayna’da da olsa düşman aynı” ifadelerini kullanmıştı.
‘Kazak Rambo’
‘Turan’ Taburu’na paralel olarak, daha önce kendini ‘Kazak Rambo’ olarak tanıtan Zhasulan Duysembinov isimli Kazak askerin önderliğinde ayrı bir ‘Kazak Taburu’ kurulması da gündeme gelmişti. Ukrayna vatandaşlığı bulunmayan Duysembin’e Zelenskiy imzalı kararnameyle 3. derece Cesaret Nişanı verilmişti.

Eski Kazak asker, 2019’da Ukrayna’ya giderek ordu bünyesinde paralı asker olarak çalışmaya başlamıştı. Ancak, Duysembinov’un da Kudabek önderliğindeki ‘Turan’ Taburu’na katıldığı iddia ediliyor.
Türk Lejyonu
Ukrayna’da ‘Türk Lejyonu’ tartışmaları, ilk olarak Azerbaycanlı paralı asker Magomed Cafarov’un Ukrayna medyasına yaptığı açıklamayla başlamıştı. Jafarov, açıklamasında Rusya’ya karşı savaşmak üzere bir ‘Türk Lejyonu’ oluşturulacağını söylemişti. Ancak bu lejyonun, Kudabek önderliğindeki ‘Turan Taburu’ olduğu tahmin ediliyor. Zira Türk Lejyonu’nun bu isimle varlık gösterdiğine ilişkin henüz net bir veri yok.
‘Ateş’ grubu
Türk kökenli olduğu iddia edilen yapılar arasında bir diğer dikkat çekeni ise ‘Ateş Grubu’ isimli, Kırım Tatarlarından oluştuğu iddia edilen bir yapılanma. Grubun iddiasına göre, üyeler Rus ordusu bünyesinde yer alan Tatarlardan oluşuyor ve ‘Kırım’ın özgürlüğü için’ Rus ordusuna içeriden sabotaj eylemleri düzenleniyor.

Grubun Telegram kanalında, üzerlerinde Rus askeri üniforması bulunan bazı kişilerin, yine üzerlerinde Rus askeri işaretleri bulunan askeri araç ve ekipmanlara zarar verdiğini gösteren içerikler yayınlanıyor. Ayrıca, gruba dahil olduğu iddia edilen bir üyenin Rus pasaportuyla birlikte paylaştığı fotoğraflar da servis ediliyor.
Ancak, grubun yayınladığı içeriklerde, zarar verilen ekipmanın Rus ordusunun aktif kullandığı ekipmanlardan olup olmadığı belli değil. Yayınlanan görsellerin çekim açıları, içeriklerde Ukrayna güçlerinin ele geçirdiği Rus ekipmanların kullanılmış olabileceği yönünde şüpheler de barındırıyor.
‘Ateş Grubu’, daha önce Kırım’da bir askeri depoda yaşanan patlamayı üstlenmişti ve Sivastopol’de bir donanma hastanesinde iş bulup 13 Rus askerini öldürdüklerini iddia etmişti. Ancak, grubun yayınladığı ölüm listesinde yer alan isimlerin gerçekte var olmadıkları ortaya çıkarılmıştı.
Öte yandan, Rus hacker grupları da, ‘Ateş’ isimli bir grubun gerçekte var olmadığını, grubun Telegram kanalını Ukrayna ordusu psikolojik savaş birimi tarafından kullanıldığını iddia ediyor.
Grubun Ukrayna ordusu tarafından yönetildiğini ve grubun koordinatörü olarak tanınan ‘Kırım Tatarı Aysu’nun ise gerçekte Psikolojik Operasyonlar Merkezi’nin bir çalışanı olan Valeria Olegovna Salogub isimli bir Ukraynalı olduğu belirtilmişti. (https://t.me/hackberegini/1056)

Bütün bunlar ne anlama geliyor?
Ukrayna’da, Azerbaycan başta olmak üzere çok sayıda ‘Türki’ insanın yaşadığı ve hatta ordu mensubu haline gelerek Rusya’ya karşı savaştığı biliniyor. Ancak, bölgede savaşan ‘Türk’ grupları, diğer yabancı lejyonlarla karşılaştırıldığında çok fazla soru işareti barındırıyor.
’Turan Taburu’ ve diğer Türkçü yapılanmaların dışında, Ukrayna’da Radikal İslamcı Çeçenler (Ejnad El Kavkaz), Radikal İslamcı Kırımlılar, Gürcü Taburu ve Uluslararası Lejyon gibi ülke dışından silahlı güçlerin de faaliyet yürüttükleri biliniyor. Ancak, söz konusu ‘Türki’ yapılanmalarda, önderleri ve birkaç öne çıkan militan dışında, grubun saha faaliyetlerine ilişkin herhangi bir bilgi paylaşımı bulunmuyor. Örneğin, tabur komutanı Kudabek’in anlatımları dışında, grubun savaştığı belirtilen bölgelerde yayın yapan Ukrayna yanlısı mecraların hiçbirinde, ‘Turan’ Taburu’na ilişkin herhangi bir video veya görsel paylaşım yapılmadığı görülüyor.
Aynı şekilde, ilan edilen kuruluş tarihinden bu yana geçen yaklaşık 3 ay içerisinde, ‘Turan’ Taburu’yla ilgili herhangi bir ölüm haberinin paylaşılmaması da dikkat çekiyor.
Bunun dışında, Turan Taburu’nu gösteren en güncel video ise, Rusça yayın yapan ‘Türk Uyanış Cephesi isimli’ bir YouTube kanalında yayınlanan 28 Aralık 2022 tarihli bir silah tanıtımı videosu.
Sonuç olarak, Kudabek gerçekten Ukrayna ordusu saflarında savaşan bir gönüllü olsa da, ‘Turan’ Taburu’nun gerçekte ne kadar bir tabur olduğu konusu muamma. Gerek eski Sovyet coğrafyasındaki tarihsel ayrılıkçı rolü, gerek Türkiye kamuoyundaki etkisi düşünüldüğünde, Turancılık fikrinin ve bu fikir üzerinden bir ‘dava’ anlatısı inşa edilmesinin, Batı istihbaratı ve Ukrayna özel servislerinin işine geldiği ise su götürmez bir gerçek. Bu zeminde, Turan Taburu’nun aslında var olmayışı, var olsa dahi anlatılandan çok daha az bir güce sahip oluşu güçlü ihtimaller arasında.
Hikayedeki bütün boşluklara rağmen, sözde ‘Türk savaşçılara’ olduklarından daha fazla gösterilmesinin, Batı’nın Türk dünyasını ‘Rusya ve bölgeyi istikrarsızlaştırma aracı’ olarak kullanmaya çalışmasıyla doğrudan ilgisi var.
Bu çaba ise yeni değil. Batı emperyalizmi, 2. Dünya Savaşı ve Soğuk Savaş döneminde hem ‘Türk dünyasını’, hem de bu dünyada Türkiye’ye biçilen ‘önderlik’ rolünü ‘komünizm tehlikesine karşı’ bir merkez üssü olarak kullanmaya çalıştı. Yakın tarihte bu çaba, kahverengi vebanın ‘Türkistan Lejyonu’nda, Nazilerin yenilgisinin ardından ‘Türkçülük’ ideolojisiyle CIA saflarında Amerikan çıkarları için çalışan Ruzi Nazar’larda ve Sovyet halklarında yayılmaya çalışan gerici-milliyetçi ayrılıkçı akımlarla birçok kez tekrarlandı.
Aynı çaba, Ukrayna tarihindeki aşırı sağ figürlere verilen destekle paralel bir düzlemde ilerledi. Ukrayna’da da, başta Stepan Bandera olmak üzere, Sovyet karşıtı ayrılıkçılık yine aşırı sağcı bir milliyetçi düzlemde ilerledi.
Nazi Almanyası ile işbirliği yaptıkları için Sovyetler tarafından sürülen Türkçü ve İslamcı gruplar ve yine aynı şekilde Nazilerin safında savaşıp mağlup olan Ukraynalı aşırı sağcılar, aynı merkezden yönetilmeye devam edildi.
Yani, bölgede bugün yaratılmak istenen ‘Rus zulmüne karşı Türk-Ukrayna birliği’ illüzyonunun ‘Sovyet karşıtlığı’ temelinde tarihsel bir arka planı bulunuyor. ‘Sovyet tehdidine’ karşı kurulan NATO nasıl Sovyetler yıkıldığı halde aynı hızla Rusya’ya karşı faaliyetlerine devam ettiyse, bu faaliyetlerin Rus jeopolitiğindeki en ilgili parçalarının yeniden tarih sahnesine çıkarılması şaşırtıcı değil. Önümüzdeki dönemde, gerek ‘Turan Taburu’ gibi yapıların, gerekse Kırım Tatarları üzerinden Ukrayna’daki ‘Türkçülük’ temelli çıkışların devamı gelecektir.
Ukrayna’da bir yıla yaklaşan çatışmaların kısa zamanda bitmeyeceği göz önünde bulundurulduğunda, bu savaşta kritik bir ‘arabulucu’ pozisyonuna oturan Türkiye’nin ve Türk kamuoyunun ‘Türklük davası’ saikleriyle Ukrayna yanlısı bir pozisyona çekilmeye çalışılacağı aşikar. Başta AK Parti ve Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) gibi, Türkiye siyasetinin hakim ideolojisi olan milliyetçiliğin önde gelen temsilcilerinin ise şimdilik bu konuya temkinli yaklaştığı görülüyor. Bu dengeyi ise, Türkiye’nin ABD ve NATO ile devam eden gerilim başlıklarının geleceği belirleyecek. Şimdilik, jeopolitik çıkarlar ideolojinin üzerinde.
Avrupa
Fransa’daki eylemler göç tartışmasını tekrar tetikledi

Fransa’daki protestolardan hafta sonu boyunca gelen sarsıcı görüntüler, Avrupa’da göç konusunda yaşanan şiddetli tartışmaları tekrar alevlendirdi.
Macaristan Başbakanı Péter Magyar dün X platformunda yaptığı açıklamada, birçok Fransız şehrini kasıp kavuran kaosun “Macaristan’ın göç konusunda neden mümkün olan en sert yaklaşımı savunduğunu herkese açıkça gösterdiğini” söyledi.
ABD Başkanı Donald Trump da Truth Social’da paylaşım yaparak duruma müdahil oldu ve “Sınırlarınızı kapatın ve çok geç olmadan kontrolü ele alın!” dedi.
AB liderlerinin yorumları, kritik bir seçim yılına girilirken Avrupa Konseyi masasında bu konudaki bölünmelerin arttığına işaret ediyor.
Magyar ve Polonya Başbakanı Donald Tusk, Brüksel’deki geçen hafta yapılan liderler zirvesinde, bir diplomatın “korkunç” olarak nitelendirdiği göç oturumunda pozisyonlarını savundular.
Liderler arasındaki kapalı kapılar ardındaki görüşmeleri ele almak üzere isimlerinin açıklanmasını istemeyen iki AB diplomatı, cuma günkü göç tartışmasının “ateşli”, “çirkin”, “çok doğrudan” ve “bir Avrupa Konseyi ortamına yakışmayacak düzeyde” geçtiğini söyledi.
Diplomatlardan biri, Avrupa Konseyi Başkanı António Costa’nın araya girerek tartışmayı erken sonlandırması gerektiğini belirtti.
Avrupa Konseyi toplantısında sert tartışma
Ne söylendiğine dair anlatımlar farklılık gösterse de iki diplomat, Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen ile Çek Başbakanı Andrej Babiš’in göç politikalarını “Avrupa medeniyetinin savunulması” ile ilişkilendiren “duygu yüklü bir dille” konuştuğu konusunda hemfikir oldu.
Üçüncü bir diplomat ise tartışmaların tutkulu ama “siyasi” olduğunu ve “tartışmanın seçmenlerin gerçek kaygılarına daha yakınlaştırılması için gerekli” olduğunu söyledi.
Bu tartışma, Danimarka, İtalya ve Polonya öncülüğünde, zirve sonuç bildirgesindeki göç ifadelerinin sert bir şekilde ağırlaştırılması yönündeki girişimin ardından geldi.
Üç diplomatın aktardığına göre bu hamle bir düzineden fazla ülkeden destek gördü fakat Emmanuel Macron, Lüksemburg Başbakanı Luc Frieden ve İspanya Başbakanı Pedro Sánchez’in imzalamayı reddetmesiyle nihayetinde başarısızlığa uğradı.
Bu anlamda, Magyar ve Tusk’un (her ikisi de daha sert çizgiyi desteklemişti) dün yaptığı sosyal medya paylaşımları, tam da AB liderlerinin bloğun uzun vadeli bütçesi ve Ukrayna’ya finansman konusunda bir anlaşmaya varması gerektiği bir dönemde gerilimleri açıkça gözler önüne seriyor.
Fransız hükümetinin alanı daralıyor
POLITICO’ya göre bu nedenle göç, Avrupa için bir barut fıçısı: Fransa’dan Almanya ve İspanya’ya kadar liderler cesaretlenmiş “sağ ve aşırı sağcı” rakiplerle karşı karşıyayken bu durum daha da belirginleşiyor.
Ayaklanmalar ve yağmalar, sağı iktidara taşıyacak kıvılcımı sağlayabilir.
Macron dün gece ulusa sesleniş konuşmasında sükûnet çağrısında bulunarak, hayat pahalılığına karşı düzenlenen kitlesel gösterilerin nasıl kundaklama, yağma ve polisle çatışmalara dönüştüğünü hükümetinin soruşturduğunu belirterek “tam şeffaflık” sözü verdi.
Fakat şiddet, suçun kimde olduğuna dair şiddetli bir siyasi tartışmaya yol açtı: “Aşırı sol” huzursuzluğu körüklemekle suçlanırken, Macron yönetimi de kontrolü kaybetmekle eleştiriliyor.
Macron için siyasi fırtına sadece iç politika ile sınırlı değil. Hafta sonu protestoları, iki diplomatın POLITICO’ya aktardığına göre, Fransa Cumhurbaşkanının Avrupa Konseyi masasındaki konumunu daha da zayıflatıyor. Diplomatlardan biri, “Bu durum sadece onun hareket kabiliyetini kısıtlıyor,” dedi.
Macron, ‘yasadışı’ protestoları yasakladı
Macron dün yaptığı açıklamada, Macron, önümüzdeki günlerde “yasadışı” gösterilerin yasaklanacağını söyledi.
İstihbarat yetkilileri ve üst düzey bakanlarla yaptığı toplantının ardından perşembe günü (22 Ekim) açıklamalarda bulunan Fransa Cumhurbaşkanı, tanınmış gruplar tarafından düzenlenen gösterilere izin verileceğini ama güzergâhlarının değiştirilebileceğini belirtti.
Macron, “meşru yetkisi olmayan kişi veya gruplar” tarafından talep edilen protestoların yasaklanacağını söyledi.
Bu önlemlerin şehir merkezlerini, işyerlerini ve kamu binalarını korumak için gerekli olduğunu belirten Macron, sözlerine şöyle devam etti:
“Kurallar basit ve bence sağduyuya dayalı. Genel tavsiye, önümüzdeki günlerde herhangi bir gösteri yapılmaması yönünde.”
Macron, geçen hafta sonu yaşanan kargaşa ve yağmalamaların büyük bir kısmını, açıkça yağmalamak amacıyla gelen isyancılara yükledi fakat şiddetin en kötü kısmının “cumhuriyeti yıkmayı amaçlayan aşırı sol grupların siyasi ve kışkırtıcı eylemlerinden” kaynaklandığını savundu.
“Önceliğimiz sükûnetin yeniden sağlanmasıdır,” diyen Cumhurbaşkanı, cumartesi günü ve sonrasında yapılması çağrısı yapılan yeni ülke çapındaki gösteriler için somut “sonraki adımları” belirlemek üzere cuma günü (23 Ekim) kilit bakanların katılacağı bir savunma konseyi toplantısına başkanlık edeceğini de sözlerine ekledi.
Paris’te sarı yelekliler ile öğrencilerin eylemi yasaklandı
Perşembe günü Paris’te planlanan bir öğrenci protestosuna ilişkin polisin ilk olarak getirdiği yasak bir mahkeme kararıyla kaldırıldı; ancak aynı gün Grenoble, Rouen, Le Havre ve Toulon’da da planlanan yürüyüşler durduruldu.
Yetkililer, geçen hafta sonu 200 ila 300 dükkânın yağmalandığı ve turizm ofisinin ateşe verildiği Fransa’nın üçüncü büyük şehri Lyon’un merkezinde cumartesi günü “tüm protestolar”a yasak getirildiğini duyurdu.
Marsilya, Nice ve Toulon’daki yetkililer de cumartesi günü için benzer yasaklar açıkladı. Paris’te ise Cumartesi günü başkentin doğusunda, Bastille Meydanı’ndan başlayacak şekilde planlanan bir yürüyüşe izin verildi ama şehir merkezine doğru ilerlemesi yasaklandı.
Fakat başkent yetkilileri, 2018 ve 2019 yıllarında akaryakıt fiyatlarına karşı protestolarıyla Fransa’yı sarsan gilets jaunes (sarı yelekliler) hareketinin bazı üyeleri ile öğrenciler tarafından cumartesi günü başkentte düzenlenmesi planlanan ayrı bir yürüyüşe izin verilmeyeceğini açıkladı.
Avrupa
Palantir: Avrupalı rakiplerimizin savaş tecrübesi yok

İngiltere’deki Palantir yöneticisi, Avrupa’da bulunan savunma alanındaki rakiplerinin savaş tecrübesine sahip olmadığını söyledi.
Avrupalı savunma yazılım şirketlerinin henüz savaş alanında yeteneklerini kanıtlamadığını öne süren şirketin Birleşik Krallık ve Avrupa sorumlusu Louis Mosley, Palantir şirketinin teknolojisinin ise halihazırda Ukrayna’da ve İran’da Batılı ordular tarafından kullanıldığını söyledi.
Rapporteur’de yayınlanan mülakatında, “Sözde Avrupalı rakipler şu anda… şey, bunların işe yarayıp yaramadığını kimse tam olarak bilmiyor,” diyen Mosley, Palantir’in operasyonel deneyiminin Avrupalı alternatiflere karşı şirkete benzersiz bir avantaj sağladığını savundu.
Mosley, Avrupa hükümetlerinin teknolojik egemenliği sanayi politikasıyla karıştırma riski taşıdığını savunarak, asıl sorunun tedarikçinin merkezinin nerede olduğu değil, müşterilerin kullandıkları teknolojiyi kontrol edip edemediği olması gerektiğini söyledi:
“Egemenliği şirketin merkezinin bulunduğu yer açısından tanımlayacaksanız, o zaman egemenlik politikasını sanayi politikasıyla karıştırıyorsunuz demektir.”
Mosley, egemenliğin kontrol ile ilgili olduğunu ve “kontrol ile mülkiyetin iki farklı şey olduğunu” ekledi.
Palantir’in bir Amerikan şirketi olmasına rağmen Avrupa’nın teknolojik kontrol gerekliliklerini karşılayabileceğini savunan Mosley, bir Avrupa kurumunun hassas operasyonları bir ABD’li tedarikçiye emanet edebileceğinin kanıtı olarak, şirketin Fransa’nın iç istihbarat servisi DGSI ile uzun süredir devam eden ilişkisini gösterdi:
“Bu kuruluş, Fransa’daki en hassas ve egemenlik niteliğindeki verileri korumakla görevli ve on yılı aşkın bir süredir iç güvenlikleri için Palantir’e güveniyor.”
Mosley, Palantir’in şu anda hiçbir AB kurumu ile doğrudan çalışmadığını doğruladı.
Yine de şirket, Rapporteur’e verdiği bilgiye göre, Birleşik Krallık, İsveç, Hollanda ve Fransa dahil olmak üzere Avrupa genelinde hükümetlerle sözleşmeler imzalamış durumda. Ayrıca NATO ile de bir anlaşması bulunuyor.
Şirket, ulusal hükümetlerle olan bazı ilişkilerini gizli tutsa da diğer AB ülkelerinde de faaliyet gösteriyor.
Kritik teknolojinin nihai olarak kim tarafından kontrol edildiği sorusu, tartışmanın merkezinde yer almaya devam ediyor.
Mosley, askeri operasyonların özel sektör altyapısına bağlı olduğu durumlarda ortaya çıkabilecek belirsizliğin bir örneği olarak, Ukrayna’nın Elon Musk’ın SpaceX şirketiyle ilişkili uydu iletişim hizmeti Starlink ile ilgili deneyimini gösterdi.
“Ukraynalıların vurguladığı nokta, Starlink’i kontrol etmedikleri,” diyen Mosley, kontrolün nihai olarak Musk’ta mı, Pentagon’da mı yoksa her ikisinin birleşiminde mi olduğu sorusunu gündeme getirdi.
Hizmetin uzaktan yavaşlatılıp yavaşlatılamayacağı sorulduğunda Mosley, Palantir’in sistemlerinin, yabancı bir gücün bir müşterinin yeteneklerini uzaktan devre dışı bırakmasını önleyecek teknik güvenlik önlemleriyle yapılandırılabileceğini söyledi.
Mosley, Palantir’in savunma alanında güçlü bir büyüme kaydettiğini belirtirken, yapay zeka (AI) benimseme konusunda Amerikan ve Avrupalı şirketler arasındaki uçurumun ciddi bir iktisadi soruna dönüşebileceği uyarısında bulundu.
“Gelirimiz, yapay zekanın uygulanmasından kaynaklanıyor,” diyen Mosley, Palantir’in iş modelini her sektördeki benimseme hızının potansiyel bir göstergesi olarak tanımladı.
Mosley, Amerikan şirketlerinin yapay zekayı “ışık hızında” benimsediğini savundu ve yapay zekayı başarıyla entegre eden Amerikan şirketlerinin, Avrupalı rakiplerine kıyasla önemli ölçüde daha üretken ve daha güçlü bir sermaye yapısına sahip hale gelebileceği konusunda uyarıda bulundu.
Yönetici, “Avrupalı rakipleri bu yapay zeka devriminden aynı hızla yararlanamazlarsa, dört ya da beş yıl içinde artık rekabet edemez hale gelecekler,” dedi.
NATO’nun Palantir’in Maven Akıllı Sistemi’ni yedi ayda tedarik edip benimsemesini örnek gösteren Mosley, “Yapay zekada her gün, her hafta ilerleme kaydedildiğini görüyoruz,” diye konuştu.
Yeni yetenekleri benimseme aciliyetinin özellikle belirgin olduğunu ve Rusya’ya yakınlığın güvenlik endişelerini artırdığı Doğu Avrupa’da şirket için bir dizi iş fırsatı yarattığını belirtti ve şöyle devam etti:
“En son teknolojinin öncüsü olmalısınız ve bu da yapay zeka. İnternet devrimini kaçırdık. Bunu da mı kaçıracağız?”
Avrupa
Nokia, Ukrayna’ya uydu desteği sağlayacak

Nokia ve ICEYE, kontrolü doğrudan Kiev yönetimine ait olacak bağımsız bir uydu haberleşme sistemi kurmak üzere Ukrayna Savunma Bakanlığı ile niyet mektubu imzaladı. Finlandiya Başbakanının Kiev ziyaretinde duyurulan adım, Amerikan Starshield terminallerine getirilen hız kısıtlamaları ve Avrupa’daki tepkilerin hemen ardından geldi.
Nokia ve uzay teknolojileri şirketi ICEYE, Ukrayna Savunma Bakanlığı ile Kiev yönetiminin kendi kontrolünde olacak bir uydu haberleşme ağı kurulması konusunda mutabakat zaptı imzaladı.
Nokia’dan yayımlanan basın bülteninde, tarafların Ukrayna denetimindeki haberleşme sisteminin hayata geçirilme olanaklarını ortaklaşa inceleyeceği kaydedildi.
Anlaşma, Finlandiya Başbakanının Ukrayna ziyareti sırasında 22 Ekim’de duyuruldu. İşbirliğinin temel hedefi, öncelikle ülkenin kendi bağımsız uydu iletişim kapasitesini güçlendirerek savunma kabiliyetlerine katkı sağlamak olarak açıklandı.
ICEYE ve Nokia, ekim ayı başında kamu kurumlarına yönelik alçak dünya yörüngesinde çalışacak güvenli geniş bant iletişim sistemlerini ortaklaşa geliştireceklerini açıklamıştı.
Savunma, sınır güvenliği, acil durum birimleri ve afet müdahale ekipleri için tasarlanan bu Avrupa menşeli teknolojilerin, devletlere kendi uydularına, yer altyapılarına ve terminallerine doğrudan sahip olma ve bunları bağımsız yönetme imkanı tanıdığı belirtiliyor.
ICEYE Üst Yöneticisi ve Kurucu Ortağı Rafal Modrzewski, konuya dair açıklamasında Ukrayna’nın kontrolü tamamen kendisinde olan güvenli, egemen ve yüksek kapasiteli uydu haberleşme sistemlerine ihtiyaç duyduğunu dile getirdi.
Nokia Jeopolitik ve Hükümet İlişkileri Direktörü ve Nokia Savunma Yönetim Kurulu Başkanı Mikko Hautala ise uydu ağlarının karasal iletim altyapısı zarar gördüğünde bile iletişimin sürmesini sağladığına dikkat çekti.
Hautala, güvenilir ve egemen bir uydu haberleşmesinin Ukrayna’nın direncini nasıl artırabileceğini ve bağımlı olduğu iletişim üzerinde Kiev yönetimine nasıl kontrol sağlayabileceğini ICEYE ile birlikte araştıracaklarını söyledi.
Finlandiya merkezli bir uzay şirketi olan ICEYE, radar uyduları geliştirip üretiyor ve bu uydulardan elde edilen verileri kullanıma sunuyor.
Şirketin aktardığı bilgilere göre geliştirdiği teknolojiler savunma ve istihbaratın yanı sıra çevre izleme, sigortacılık ve acil durum müdahalelerinde de kullanılıyor.
Ukrayna ordusunun kullandığı Amerikan uydu bağlantısına kısıtlamalar getirildiğine yönelik haberler, bu anlaşmanın hemen öncesinde gündeme gelmişti.
Eski Ukrayna Savunma Bakanı Danışmanı Serhiy Sternenko, 14 Ekim gecesi yaptığı paylaşımda terminallerin saatte 160 kilometre hızla hareket ederken bağlantıyı kaybettiğini, ilerleyen süreçte bu kesintilerin saatte 60 ila 70 kilometre hızlarda da yaşandığını aktarmıştı.
SpaceX yöneticisi Elon Musk, Starlink’in askeri versiyonu olan Starshield’ın mülkiyetinin ve yönetiminin ABD hükümetine ait olduğunu, bu sebeple kısıtlama kararlarının Amerikan makamlarınca alındığını savunmuştu.
Beyaz Saray ise kısıtlamalarla bir ilgisi olmadığını açıklamıştı.
The Wall Street Journal gazetesinin 22 Ekim’de Amerikalı yetkililere dayandırdığı haberine göre ABD Başkanı Donald Trump, Musk’tan bizzat söz konusu sınırlamaları kaldırmasını istedi.
Amerikalı ve Ukraynalı yetkililer, yapılan görüşmenin ardından sistemin daha kararlı çalışmaya başladığını ifade etti; kimi Ukraynalı temsilciler ise işlevlerin henüz bütünüyle eski haline dönmediğini dile getirdi. Trump, Ukrayna’nın Starshield erişiminin yeniden sağlandığını doğruladı.
Trump, Musk’tan Ukrayna için Starshield sınırlamasını kaldırmasını istedi
Söz konusu kısıtlamalar Avrupa tarafında tepkiyle karşılandı.
Polonya Dışişleri Bakanı Radoslaw Sikorski, Musk’ı siyasi oyunlar oynamakla suçlayarak X platformunda “Biz senin Avrupalı müşterileriniz, seni izliyoruz” paylaşımını yaptı.
Polonya, 2022 yılından bu yana Ukrayna için yaklaşık 25 bin Starlink terminali satın aldı ve Ukrayna Silahlı Kuvvetlerinin uydu bağlantı masraflarını karşılamayı sürdürüyor.
Gelişmelerin ardından Avrupa Komisyonu da Ukrayna’nın Govsatcom programına dahil edilmesinin değerlendirildiğini açıkladı.
AB üyesi ülkelerin mevcut uydu kapasitelerini bir araya getiren güvenli iletişim programının, Brüksel tarafından 2027 yılının başında ticari hizmetlerle genişletilmesi planlanıyor.
Asya2 hafta önceGüney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı
Amerika4 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını2 hafta önceNükleer bilimci Hughes: Bölgesel nükleer savaş bile dünya genelinde üç milyar insanı aç bırakır
Dünya Basını1 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Dünya Basını2 hafta önceBrezilya’da Bolsonaro rüzgarı ve Lulismonun sınırları
Dünya Basını2 hafta önceRay Dalio: ABD için 3 yıl içinde borç krizi görüyorum
Rusya2 hafta önceRusya, Trump ile varılan mutabakatla dizel ihracatını kısmen serbest bıraktı
Avrupa2 hafta önceBerlin’de Sol Parti, SPD-Yeşiller koalisyonu için “İsrail’in var olma hakkı”nın altını çizdi









