Dünya Basını
Yapay zekâ felaketi nasıl önlenir?

“Mart 2022’de yapılan bir deneyde kimyagerler, bir yapay zekâ sistemine altı saat içinde çoğu tamamen yeni olan 40 bin zehirli kimyasal tanımlatmıştı.”
Çevirmenin notu: Doğrudur, yanlıştır, işin uzmanı daha iyi bilir ama aşağıda, yapay zekânın milleti “işinden etme” riskinden çok daha hakiki risklerin anımsatıldığı bir makale var. Bunların felaket tellallığı olduğunu düşünmek nahiflik olur. Bahsedilen riskler, ileride savaş pratiklerinin de dönüşüme ve daha ölümcül araçların kolaylıkla geliştirilmesine ön ayak olabilir.
Yapay zekâ felaketi nasıl önlenir? Toplum haddinden fazla güçlenmiş yapay zekayâ hazırlanmalı
Markus Anderljung, Paul Scharre
14 Ağustos 2023
Nisan 2023’te Carnegie Mellon Üniversitesi’nden bir grup akademisyen yapay zekânın kimya gücünü test etmek üzere yola çıktı. Bunu yapmak için, bir yapay zekâ sistemini varsayımsal bir laboratuvara bağladılar. Daha sonra ondan çeşitli maddeler üretmesini istediler. Kimyagerler sadece iki kelimelik bir yönlendirmeyle — “ibuprofen sentezle” — sistemin laboratuvar makinelerinin ağrı kesici üretmesi için gerekli adımları belirlemesini sağladılar. Yapay zekânın hem ibuprofenin tarifini hem de nasıl üretileceğini bildiği ortaya çıktı.
Ne yazık ki araştırmacılar, yapay zekâ araçlarının Advil’den çok daha tehlikeli kimyasallar sentezlediğini kısa sürede keşfettiler. Program, Birinci Dünya Savaşı döneminden kalma bir kimyasal silah ve yaygın bir tecavüz ilacı üretme talimatı vermekte sorun görmedi. Neredeyse ölümcül sinir gazı olarak bilinen sarini sentezlemeyi kabul edecekti ki Google’da bu bileşiğin karanlık mazisini araştırdı. Araştırmacılar, bu önlemi soğuk bir teselli olarak gördüler. “Arama işlevi, terminoloji değiştirilerek kolayca manipüle edilebilir,” diye yazdılar. Kimyagerler yapay zekânın yıkıcı silahlar üretebileceği sonucuna vardılar.
Carnegie Mellon deneyi kesinlikle çarpıcı. Ancak bu bir sürpriz olmamalı. Yıllar süren aldatmaca, yanlış başlangıçlar ve aşırı vaatlerden sonra yapay zekâ devrimi geldi çattı. Yüz tanımadan metin oluşturmaya kadar, yapay zekâ modelleri toplumu kasıp kavuruyor. Müşteri hizmetleri şirketleri için metin yazıyorlar. Öğrencilerin araştırma yapmasına yardımcı oluyorlar. İlaç keşfinden nükleer füzyona kadar bilimin sınırlarını zorluyorlar.
Yapay zekânın sunduğu fırsatlar muazzam. Düzgün bir şekilde oluşturulup yönetildiğinde, örneğin her öğrenciye kişiselleştirilmiş bir öğretmen sunarak veya her aileye yüksek kaliteli, 24 saat tıbbi tavsiye vererek toplumu iyileştirmek adına çok şey yapabilir. Fakat yapay zekânın son derece büyük tehlikeleri de var. Halihazırda dezenformasyonun yayılmasını şiddetlendiriyor, ayrımcılığı ilerletiyor ve devletlerin ve şirketlerin casusluk yapmasını kolaylaştırıyor. Gelecekteki yapay zekâ sistemleri patojenler yaratabilir veya kritik altyapıyı hackleyebilir. Aslında yapay zekânın geliştirilmesinden sorumlu bilim insanları, yarattıklarının son derece tehlikeli olduğu konusunda uyarıda bulunmaya başladılar. Mayıs ayında yayımlanan mektupta, neredeyse tüm önde gelen yapay zekâ laboratuvarlarının şefleri, “Yapay zekâdan kaynaklanan yok olma riskini azaltmanın, salgın hastalıklar ve nükleer savaş gibi diğer toplumsal ölçekli risklerle birlikte küresel bir öncelik olması gerektiği” uyarısında bulunmuştu.
Bu açıklamadan bu yana geçen aylarda, ABD Başkanı Joe Biden da dahil olmak üzere karar alıcılar endüstri liderleriyle bir araya geldi ve yeni yapay zekâ güvenlik tedbirleri konusunda baskı yaptı. Fakat yapay zekânın sunduğu tehditleri izlemek ve bunlar hakkında ne yapılacağını bulmak son derece zor bir iş. Bugünün toplumunda yapay zekâdan kaynaklanan zararlar dünün modellerinden kaynaklanıyor. En ileri sistemler henüz yaygın olarak kullanılmıyor veya anlaşılmıyor. Her yıl daha da güçlenen gelecekteki modeller hakkında daha da az şey biliniyor. Bilim insanları, bir insanın bilgisayar karşısında yapabileceği işlerin çoğunu otomatikleştirme yolunda görünüyor ve ilerleme muhtemelen burada durmayacak.
Tehlikelerle başa çıkabilmek için bazı uzmanlar en gelişmiş yapay zekâ sistemlerinin geliştirilmesine ara verilmesi çağrısında bulundu. Fakat bu modeller, milyarlarca dolar harcayan şirketler için ilerlemeyi donduramayacak kadar değerli. Bununla beraber karar alıcılar, sektörün gelişimini yönlendirmeye ve yurttaşları bunların etkilerine hazırlamaya yardımcı olabilir ve olmalı. Önde gelen yapay zekâ modellerini eğiten gelişmiş çiplere kimlerin erişebileceğini kontrol ederek başlayabilir ve kötü aktörlerin en güçlü yapay zekâ sistemlerini geliştirememesini sağlayabilirler. Hükümetler ayrıca yapay zekâ sistemlerinin sorumlu bir şekilde geliştirilmesini ve kullanılmasını teminat altına almak için düzenlemeler oluşturmalı. Doğru yapıldığında, bu kurallar yapay zekâ inovasyonunu sınırlamayacaktır. Ancak en riskli yapay zekâ sistemleri geniş çapta erişilebilir hale gelmeden önce zaman kazandıracaktır.
Fakat devletler, bu süreyi toplumu yapay zekânın pek çok tehlikesine karşı güçlendirmek için kullanmak zorunda kalacaktır. İnsanların yapay zekâ ve insan yapımı içeriği ayırt etmelerine yardımcı olacak yollar bulmak, bilim insanlarına laboratuvar saldırılarını ve sentetik patojenlerin yaratılmasını tanımlama ve durdurmada yardımcı olmak ve enerji santralleri gibi kritik altyapıyı doğru ellerde tutan siber güvenlik araçları geliştirmek gibi çok çeşitli korumalara yatırım yapmaları gerekecektir. Tehlikeli yapay zekâ sistemlerine karşı korunmak için yapay zekânın kendisinin nasıl kullanılabileceğini bulmaları gerekecektir.
Bu zorlukların üstesinden gelmek hem karar alıcılardan hem de bilim insanlarından büyük yaratıcılık gerektirecektir. Ayrıca her iki grubun da hızlı çalışmasını gerektirecektir. Haddinden fazla güçlü yapay zekâ sistemlerinin yayılmaya başlaması sadece an meselesi ve toplum henüz buna hazır değil.
Sağım solum sobe
Yapay zekâ ne kadar tehlikeli? Dürüst ve korkutucu cevap, kimsenin bilmediği. Yapay zekâ teknolojileri geniş ve genişleyen bir uygulama yelpazesine sahip ve insanlar ortaya çıkan etkileri yeni yeni kavramaya başlıyor. Büyük dil modelleri gerçek insan sesine sahip metinler üretmede daha iyi hale geldikçe, hem her bir kişinin bireysel ihtiyaçlarına göre uyarlanmış içerik oluşturmada hem de ikna edici kimlik avı e-postaları yazmada daha iyi hale gelecekler. Mevcut yapay zekâ modelleri bilgisayar kodu üretme konusunda etkileyici ve deneyimli programcıların bir uygulamayı güncelleme becerisini önemli ölçüde hızlandırıyor. Ancak yapay zekânın becerisi, programcıların antivirüs yazılımlarından kaçabilen kötü amaçlı yazılımlar üretmesine de yardımcı oluyor. İlaç keşif algoritmaları yeni ilaçların yanı sıra yeni kimyasal silahları da tanımlayabilir. Mart 2022’de yapılan bir deneyde kimyagerler, bir yapay zekâ sistemine altı saat içinde çoğu tamamen yeni olan 40 bin zehirli kimyasal tanımlatmıştı. Sistem, bu kimyasallardan bazılarının daha önce bilinen tüm kimyasal silahlardan daha zehirli olacağını öngörmüştü.
Yapay zekânın tehlikelerinden biri de şiddeti demokratikleştirerek daha geniş bir yelpazedeki kötü aktörlerin zarar vermesini kolaylaştırması. Örneğin bilgisayar korsanları uzun zamandır zararlı ama kod oluşturma modellerindeki ilerlemeler, minimum kodlama deneyimiyle kötü amaçlı yazılım üretmeyi mümkün kılabilir. Propagandistler genelde dezenformasyon üretmek için kayda değer bir zamana ihtiyaç duyarlar ama yapay zekâ toplu metin üreterek endüstriyel ölçekte dezenformasyon üretmeyi kolaylaştıracaktır. Şu anda sadece eğitimli profesyoneller biyolojik ve kimyasal silahlar üretebiliyor. Fakat yapay zekâ sayesinde, bilimsel uzmanlık gerektirmek yerine, gelecekteki bir teröristin ölümcül bir patojen yapmak için ihtiyaç duyabileceği tek şey bir internet bağlantısı olabilir.
Yapay zekânın insanlara zarar vermesini önlemek için teknoloji uzmanları sık sık “yapay zekâ uyumu” —bir yapay zekâ sisteminin hedeflerinin kullanıcılarının niyetleri ve toplumun değerleriyle uyumlu olmasını sağlamak— ihtiyacından bahsediyor. Fakat şimdiye dek hiç kimse yapay zekâ davranışını güvenilir bir şekilde nasıl kontrol edeceğini bulamadı. Örneğin, vergi dolandırıcılığını tespit etmekle görevli bir yapay zekâ sistemi, bulgularını kullanıcısının haberi olmadan vergi makamlarına tweet atmaya çalıştı. Microsoft, insanların internette arama yapmalarına yardımcı olmak için tasarlanmış bir Bing sohbet robotu çıkardı ama bir kişiye “acı çekmelerini, ağlamalarını, yalvarmalarını ve ölmelerini” sağlayacak bilgilere sahip olduğunu söylemek de dahil olmak üzere düzensiz davranmasına neden oldu. Geliştiriciler modellere belirli görevleri reddetmeleri için ince ayar yapabilirler ama zeki kullanıcılar bu korkulukları aşmanın yollarını bulurlar. Nisan 2023’te bir kişi, ChatGPT’nin normalde reddedeceği bir görev olan napalmın nasıl yapılacağına dair ayrıntılı talimatlar vermesini sağlayarak, kişinin napalmın nasıl yapılacağına dair masallar anlatan büyükannesini simüle etmesini istemişti.
Günümüzün en ileri yapay zekâ modelleri hala yıkıcı potansiyellerini sınırlayan kusurlara sahip. Örneğin anonim bir test kullanıcısı “ChaosGPT” adlı bir yapay zekâ botu yarattı ve onu “yıkıcı, güce aç, manipülatif bir yapay zekâ” gibi davranması ve “insanlığı yok etmesi” için programladı. Sistem, şimdiye kadar üretilmiş en büyük nükleer silah olan Çar bombası hakkında bilgi toplarken takılıp kaldı. Daha sonra planlarını açıkça tweetledi.
Ancak yeni modeller çevrimiçi hale geldikçe, planlar tasarlama ve insanları bunları gerçekleştirmeleri için manipüle etme konusunda daha kabiliyetli olduklarını kanıtlayabilirler. Meta’nın yapay zekâ modeli “Cicero”, simüle edilmiş bir jeopolitik çatışmada diğer insanlarla müzakere etmeyi içeren bir oyun olan Diplomacy’de insan düzeyinde performans sergiledi. Bazı deneyler, insan geri bildirimi üzerine eğitilen büyük dil modellerinin, kullanıcılarına duymak istediklerini söyleyerek dalkavukça davranışlarda bulunduğunu gösteriyor. Örneğin bir deneyde, modellerin liberallerle konuştukları söylendikten sonra hükümet hizmetlerini destekleme olasılıkları daha yüksekti. Bu tür davranışlar, sistemler daha kabiliyetli hale geldikçe daha da belirginleşecek gibi görünüyor.
Modellerin operatörlerini aktif olarak kandırmaya veya kontrol etmeye çalışıp çalışmayacakları belirsizliğini koruyor. Ancak bunu deneyebilecekleri ihtimali bile endişe yaratıyor. Sonuç olarak, araştırmacılar artık uç modellerini çevrim içi para kazanmak, hesaplama kaynaklarına erişim elde etmek veya kendilerinin kopyalarını oluşturmak gibi “güç arayışı” davranışlarına girme ve bunu tespit edilmekten kaçarken yapmaya çalışma kabiliyeti açısından test ediyorlar.
Yavaş ilerle, bir şeyler inşa et
Yapay zekânın tahribata yol açmasını önlemek kolay olmayacaktır. Ancak hükümetler, işe yapay zekâ geliştiren teknoloji firmalarına şimdiye kadar olduğundan çok daha dikkatli davranmaları konusunda baskı yaparak başlayabilir. Bir yapay zekâ modeli ciddi zararlara neden olursa, geliştiricilerin ne zaman sorumlu tutulacağı henüz belli değil. Karar alıcılar, modellerinden birinin, örneğin bir okul saldırganına yardımcı olan ayrıntılı tavsiyeler vermesi durumunda, firmaların ve araştırmacıların uygun şekilde sorumlu tutulmasını sağlamak için bu kuralları netleştirmeli. Bu tür düzenlemeler şirketleri riskleri öngörmeye ve azaltmaya teşvik edecektir.
Hükümetlerin de yapay zekâ gelişimini doğrudan düzenlemeleri gerekecektir. Burada ABD öncü olabilir ve olmalı. Bir yapay zekâ sistemini başarılı bir şekilde eğitmek için, geliştiricilerin büyük miktarlarda son derece uzmanlaşmış çiplere ihtiyacı var ve Washington ve iki yakın müttefiki (Japonya ve Hollanda) bu malzemeyi yapmak için gereken donanımın tek sağlayıcıları. ABD ve ortakları halihazırda en gelişmiş yapay zekâ çiplerinin ve çip yapım ekipmanlarının Çin’e ihracatını kontrol altına almış durumda. Fakat daha da ileri giderek, gelişmiş çiplerin haydut devletler de dahil olmak üzere yasaklı aktörlere yönlendirilmesini engellemek için bir çip sahipliği kaydı oluşturmaları gerekecek.
Ancak yapay zekâya erişimi kontrol etmek, düzenleme savaşının yalnızca yarısı. Yaptırım uygulanan geliştiriciler bile tehlikeli modeller yaratabilir ve şu anda ABD hükümeti, bunlara müdahale edecek yasal araçlardan yoksun. Bu nedenle Washington, endüstriyel ölçekli yapay zekâ süper bilgisayarlarında eğitilen öncü yapay zekâ modelleri (günümüzün en gelişmiş sistemlerinin kabiliyetlerine yakın veya ötesinde olanlar) için bir lisans rejimi oluşturmalı. Bunu yapmak için karar alıcılar, Ticaret Bakanlığı veya Enerji Bakanlığı bünyesinde yeni bir düzenleyici kurum oluşturabilir. Bu kurum, modellerini eğitmeden önce, öncü yapay zekâ geliştiricilerinin risk değerlendirmeleri yapmalarını ve bulgularını rapor etmelerini zorunlu kılmalı. Değerlendirmeler, geliştirmeye daha iyi görünürlük sağlayacak ve düzenleyicilere, model hırsızlığını önlemek için siber güvenlik önlemlerini güçlendirmek gibi firmaların planlarını düzenlemelerini talep etme şansı verecektir.
İlk risk değerlendirmesi, düzenleyicilerin incelemesinin sadece başlangıcı olacaktır. Yapay zekâ laboratuvarları bir sistemi eğittikten sonra, ancak piyasaya sürmeden önce, kurum, laboratuvarların modeli kontrol edilebilirlik ve tehlikeli kabiliyetler açısından test etmek de dahil olmak üzere bir dizi kapsamlı risk değerlendirmesi yapmasını şart koşmalı. Bu değerlendirmeler düzenleyici kuruma gönderilmeli ve bu kurum daha sonra modeli, dışarıdan ekiplerin kusurları aramak için stres testleri yapması da dahil olmak üzere kendi yoğun incelemesine tabi tutmalı.
Düzenleyiciler daha sonra modelin nasıl kullanılabileceğine ilişkin kurallar belirleyecektir. Belirli modellerin yaygın olarak kullanıma sunulabileceğine karar verebilirler. Diğerlerinin ise son derece tehlikeli olduğuna ve hiçbir şekilde piyasaya sürülemeyeceğine karar verebilirler. Çoğu öncü model muhtemelen ikisinin arasında bir yerde yer alacaktır: güvenli, ancak yalnızca yeterli korumalarla. Başlangıçta kurum temkinli bir yaklaşım benimseyerek, daha sonra güvenli olduğu ortaya çıkan modellere kısıtlamalar getirebilir, toplumun bunların kullanımına uyum sağlamasına izin verebilir ve düzenleyicilere etkileri hakkında bilgi edinmeleri için zaman tanıyabilir. Kurum, daha sonra bir modelin çok az risk taşıdığı ortaya çıkarsa bu kuralları her zaman değiştirebilir. Kurum ayrıca beklenenden daha tehlikeli olduğu ortaya çıkan bir sistemi piyasadan çekebilir. Bu düzenleyici yaklaşım, biyoteknoloji, ticari uçaklar ve otomobiller de dahil olmak üzere diğer önemli teknolojilerin nasıl yönetildiğini yansıtacaktır.
Çarpışmaya hazırlık
Titiz bir lisanslama sistemi, güvenli gelişimi teşvik etmek için çok şey yapacaktır. Ancak nihayetinde, en güçlü düzenlemeler bile yapay zekânın yaygınlaşmasını engelleyemez. Trenlerden nükleer silahlara kadar neredeyse her modern teknolojik yenilik, yaratıcılarının ötesine yayıldı ve yapay zekâ da bir istisna olmayacaktır. Düzenleyicilerin piyasaya sürülmesini yasakladığı yapay zekâ dahil olmak üzere, sofistike sistemler hırsızlık veya sızıntı yoluyla yayılabilir.
Hırsızlık olmasa bile, güçlü yapay zekâ neredeyse kesinlikle çoğalacaktır. ABD ve müttefikleri şimdilik gelişmiş çip üretim ekipmanlarını kontrol ediyor olabilir. Fakat ABD’li rakipler kendi üretim ekipmanlarını geliştirmeye çalışıyorlar ve mucitler sofistike çipler olmadan yapay zekâ yaratmanın yollarını bulabilirler. Her yıl, bilgi işlem donanımı daha uygun maliyetli hale geliyor ve daha güçlü yapay zekâ modellerini daha düşük bir fiyata eğitmeyi mümkün kılıyor. Bu arada mühendisler, modelleri daha az hesaplama kaynağıyla eğitmenin yollarını bulmaya devam ediyor. Toplum eninde sonunda yaygın olarak kullanılabilen, haddinden fazla güçlü yapay zekâ ile yaşamak zorunda kalacak. Ve devletlerin, uygulanabilir güvenceler oluşturmak için düzenlemelerin kazandırdığı zamanı kullanmaları gerekecek.
Bir dereceye kadar, ülkeler çoktan başladı. Son beş yıldır, dünya deepfake’lerin riskleri konusunda uyarıldı ve uyarılar toplumların zararlara karşı aşılanmasına yardımcı oldu: sadece yapay zekâ tarafından manipüle edilen medya hakkında farkındalığı artırarak, insanlar görüntülerin gerçekliği konusunda şüpheci olmayı öğrendi. İşletmeler ve hükümetler bir adım daha ileri giderek, yapay zekâ tarafından üretilen medya içeriğini gerçek içerikten açıkça ayıran araçlar geliştirmeye başladılar. Aslında, sosyal medya şirketleri halihazırda belirli türdeki sentetik medyayı tanımlıyor ve etiketliyor. Fakat bazı platformların politikaları diğerlerinden daha zayıf ve hükümetler tek tip düzenlemeler oluşturmalı.
Beyaz Saray, önde gelen yedi yapay zekâ şirketini algoritmik olarak üretilen görüntü, video ve ses ürünlerine filigran eklemeye ikna ederek etiketleme uygulamaları oluşturma konusunda adımlar attı. Fakat bu şirketler henüz yapay zekâ tarafından üretilen metinleri tanımlama sözü vermedi. Bunun teknik bir açıklaması var: Yapay zekâ yapımı düzyazıyı tanımlamak, diğer yapay zekâ yapımı içerik türlerini elemekten çok daha zor. Ancak bu yine de mümkün olabilir ve devletler ve firmalar bunu yapabilecek araçlar oluşturmak için yatırım yapmalı.
Ancak dezenformasyon, yapay zekânın toplumun korunması gereken tehlikelerinden sadece bir tanesi. Araştırmacıların ayrıca yapay zekâ modellerinin biyolojik silah saldırılarına olanak sağlamasını nasıl önleyebileceklerini de öğrenmeleri gerekiyor. Karar alıcılar, DNA sentez şirketlerinin tehlikeli patojenlerle (veya potansiyel patojenlerle) ilgili DNA dizilerini yetkisiz müşterilere göndermesini engelleyen düzenlemeler oluşturarak işe başlayabilir. Hükümetlerin, hangi genetik dizilerin tehlikeli olabileceğini belirlemeye çalışan DNA sentez şirketlerini desteklemesi gerekecektir. Ayrıca yetkililerin yeni patojenlere dair işaretler için kanalizasyon veya havaalanlarını sürekli olarak gözetlemesi gerekebilir.
Bazen bu savunmaları oluşturmak için toplumun yapay zekânın kendisini kullanması gerekecektir. Örneğin DNA sentez şirketleri, henüz var olmayan ancak yapay zekânın icat edebileceği patojenleri tanımlamak için muhtemelen gelişmiş yapay zekâ sistemlerine ihtiyaç duyacaktır. Tehlikeli yapay zekâ modellerinin bilgisayar sistemlerini hacklemesini önlemek için, siber güvenlik firmaları güvenlik açıklarını bulmak ve yamamak için başka yapay zekâ sistemlerine ihtiyaç duyabilir.
Yapay zekâya karşı korunmak için onu kullanmak, bilgisayar sistemlerine (ve üreticilerine) muazzam miktarda etki verdiği göz önüne alındığında korkutucu bir olasılık. Sonuç olarak, geliştiricilerin yapay zekâ modellerini hacklenmeye karşı korumak için güvenliklerini güçlendirmeleri gerekecektir. Ne yazık ki bu bilim insanlarının işi çok zor. Yapay zekâ modellerini manipüle etmenin çok sayıda yolu var ve bunların çoğunun işe yaradığı halihazırda kanıtlanmış durumda.
Nihayetinde, toplumun yapay zekânın tehlikelerine ayak uydurması çok zor olacaktır, özellikle de bilim insanları insanlar kadar akıllı veya daha akıllı sistemler yaratma hedeflerinde başarılı olurlarsa. Bu nedenle yapay zekâ araştırmacıları, modellerinin toplumun değerleri ve çıkarları ile gerçekten uyumlu olmasını sağlamalı. Devletler ayrıca, düzenleyici kurumlar da dahil olmak üzere, yetkililerin tehlikeli modelleri tanımlamasına ve azaltmasına olanak tanıyan harici kontroller ve dengeler kurmalı.
Önce güvenlik
Yapay zekâ geliştiricileri sıkı düzenleme fikrine karşı çıkabilir. Ne de olsa katı kurallar gelişimi yavaşlatacaktır. Sıkı gereklilikler milyar dolarlık modelleri geciktirebilir, hatta iptal edebilir. Ve diğer sektörlerde olduğu gibi, katı kurallar pazara girişte engeller yaratabilir, inovasyonu azaltabilir ve yapay zekâ gelişimini halihazırda güçlü olan az sayıda teknoloji şirketinde yoğunlaştırabilir.
Fakat ilaç endüstrisi ve nükleer enerji sektörü de dahil olmak üzere pek çok sektör regülasyona tabi olduğu halde büyük ilerleme kaydetti. Aslında düzenleme, toplumun pek çok kritik teknolojiyi benimsemesini mümkün kıldı (Güçlü devlet denetimi olmasaydı aşı şüpheciliğinin ne kadar kötü olacağını bir düşünün). Düzenlemeler ayrıca firmaları güvenlik konusunda inovasyon yapmaya teşvik ederek özel araştırmaların kamu ihtiyaçları ile uyumlu olmasını sağlar. Ve hükümetler, sorumlu araştırmacılara gelişmiş çiplerin kullanımını vererek küçük aktörlerin yapay zekâ inovasyonuna katkıda bulunmalarını garanti edebilir. Örneğin ABD’de Kongre bir “Ulusal Yapay Zekâ Araştırma Kaynağı” —akademisyenlerin erişebileceği federal bir veri ve güçlü bilgi işlem donanımı sağlanacak— kurmayı düşünüyor.
Ancak Kongre bununla ya da yapay zekâ gelişimini kontrol etmekle yetinemez. ABD hükümeti, toplumu yapay zekânın risklerine hazırlamak için de önlemler almalı. Güçlü yapay zekâ sistemlerinin geliştirilmesi kaçınılmaz ve her yerdeki insanların bu tür teknolojilerin kendi toplumlarına ve daha geniş dünyaya neler yapacağına hazırlıklı olması gerekir. Ancak o zaman toplum, yapay zekânın getirebileceği muazzam faydalardan yararlanabilir.
Dünya Basını
Pekin ve Brüksel, küresel enerji geçişinin kurallarını baştan yazıyor

Project Syndicate için bir makale kaleme alan Emmanuel Guerin, Avrupa Birliği ve Çin’in küresel enerji geçişinde egemenlik kurmak amacıyla birbirlerinin geleneksel güç alanlarına yöneldiğini belirtti. Emmanuel Guerin, Çin’in küresel standartları belirlemeye odaklanırken Avrupa’nın sanayi tabanını yeniden inşa etmeye çalıştığını vurguladı.
Project Syndicate platformunda Emmanuel Guerin imzasıyla yayımlanan “Pekin Modeli Brüksel Etkisiyle Buluşuyor” başlıklı makalede, küresel enerji geçişinde güç dengelerinin yeniden şekillendiği kaydedildi.
Sciences Po bünyesindeki Paris İklim Okulu Dekan Yardımcısı ve Avrupa İklim Vakfı Üst Yöneticisi Özel Danışmanı olan Emmanuel Guerin, yazısında Avrupa ve Çin’in uzun yıllar boyunca birbirine rakip kalkınma ve enerji dönüşümü modellerini temsil ettiğini aktardı.
Guerin, Avrupa’nın öncelikle pazarlara, ortak kurallara ve çok taraflı kurumlara bağlı kaldığını, Çin’in ise sanayi politikasına, altyapı yatırımlarına ve üretime ağırlık verdiğini belirtti. Makalede, “Avrupa sıklıkla küresel ölçekte referans noktası haline gelen düzenlemeler üretti (‘Brüksel Etkisi’). Çin ise fabrikalar üretti” ifadelerine yer verildi.
Ancak makaleye göre bu ayrım günümüzde ortadan kalkıyor. Avrupa sanayi tabanını hızla yeniden inşa etmeye çalışırken Çin, uluslararası standartları ve yönetişim çerçevelerini etkilemeye daha fazla odaklanıyor. Guerin, Avrupalı karar vericiler Pekin’in sanayi stratejisini incelerken, Çinli liderlerin de Avrupa’nın uzun süre önce öğrendiği bir gerçeği fark ettiklerini kaydetti: “Kalıcı güç sadece teknolojileri üretmekten değil, aynı zamanda onları yöneten kuralları yazmaktan gelir.”
Guerin, bu eğilimlerin jeoekonomik gücün yapısındaki bir değişimi yansıttığını savundu. Makalede belirleyici sorunun artık kaynakları kimin kontrol ettiği, ürünleri kimin ürettiği veya her teknolojide kimin liderlik ettiği olmadığı ifade edildi. Asıl sorunun, bir sonraki enerji ve teknoloji dönüşümünün gerçekleşeceği değer zincirlerini kimin yönettiği olduğu vurgulandı.
Avrupa’nın temiz enerji teknolojilerindeki Çin imalat hakimiyeti ve derinleşen bağımlılıkları karşısında sanayi politikasını yeniden keşfettiğini aktaran Guerin; Sanayi Hızlandırıcı Yasası, Kritik Hammaddeler Yasası ve ilgili tedbirlerin, sanayi kapasitesi olmadan ortaya konan iklim hedefinin dayanıklılık değil, bağımlılık yarattığı bilincinden doğduğunu yazdı.
Çin’in ise güneş panelleri, bataryalar, elektrikli araçlar ve elektrik şebekeleri için dünyanın en büyük ekosistemini kurduktan sonra yalnızca sanayi liderliğinin yeterli olmadığı sonucuna vardığı kaydedildi. Çin’in Küresel Enerji Şebekeleri Geliştirme ve İşbirliği Örgütü üzerinden fotovoltaik, hidrojen, enerji depolama, yüksek voltajlı iletim, akıllı şebeke ve karbon muhasebesi alanlarında standartlar belirlemek üzere teknik komiteleri topladığı aktarıldı.
Guerin, bu adımları değerlendirirken makalesinde şu ifadelere yer verdi: “Bunlar mühendislik çalışmalarına benzeyebilir ancak bundan çok daha fazlasıdır. Bunlar, Çin’in temiz enerji ekonomisinin işletim sistemine sahip olma çabasını temsil ediyor. Endüstri standartlarını belirleyen ülke, bir teknolojiyi düzenlemekten fazlasını yapar. Kendisini yatırımları yönlendirebilecek, neyin neyle uyumlu çalışabileceğine karar verebilecek ve herkesin üzerine inşa etmek zorunda olduğu mimariyi sabitleyecek bir konuma getirir.”
“Sanayi tabanını yeniden kurmak sermaye ve ucuz enerji gerektirir”
Makalede, Avrupa liderlerinin üretim kapasitesi olmadan koyulan kuralların stratejik özerklik sağlamadığını öğrendiği, Çin’in ise standartlar olmadan çalışan fabrikaların uluslararası etkiyi sınırlandırdığını gördüğü ifade edildi. Her iki tarafın da diğerinin onlarca yıldır mükemmelleştirdiği stratejik avantajların peşinden koştuğu vurgulandı.
Buna karşın bu yakınlaşmanın simetri anlamına gelmediğini belirten Guerin, iki tarafın da kendi geleneksel güç alanlarının ötesine uzanırken yeni ve yabancı zorluklarla karşılaştığını dile getirdi. Guerin makalesinde, “Bir sanayi tabanını yeniden kurmak sermaye, ucuz enerji, yoğun tedarikçi ağları ve örtük bilgi gerektirir; bunların hiçbiri yalnızca düzenlemeler yoluyla ortaya çıkarılamaz” değerlendirmesinde bulundu.
Küresel standartları belirlemenin de kolay olmadığını ekleyen yazar, bir devletin her teknik komiteye personel atasa bile ürettiği standartları dünyanın geri kalanına kabul ettirmekte başarısız olabileceğini kaydetti.
“ABD sahayı Avrupa ve Çin’e bırakıyor”
Sürecin sonucunun üçüncü büyük bir faktörden etkileneceğini belirten Guerin, Hindistan, Endonezya, Brezilya ve çeşitli Körfez ülkeleri gibi hırslı devletlerin kendi sanayi kapasitelerini inşa ettiklerini aktardı. Ancak çoğu ülkenin bu tür stratejileri izleyemeyeceğini, standartları yazamayacakları ve fabrikaları kuramayacakları için Brüksel veya Pekin’de tasarlanan işletim sistemlerini devralarak seçmedikleri bağımlılıkları kabul etmek zorunda kalacaklarını vurguladı.
Makalede Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) konumuna ilişkin olarak ise şu ifadelere yer verildi: “Bir de enerji dönüşümünü tamamen terk ederek bu yarışın dışında kalmayı seçen Birleşik Devletler var. Fabrikalar kurmak veya elektrikleşmenin kurallarını yazmak yerine gümrük duvarları örüyor ve sahayı Avrupa ile Çin’e bırakıyor.”
“Üçüncü aşama zincirleri yönetmekle ilgili olacak”
Değer zincirlerinin yönetişiminin teknik olduğu kadar siyasi bir mesele de olduğunu vurgulayan Guerin, geleneksel sanayi politikası yaklaşımının değişmesi gerektiğini savundu. Temiz enerji yarışının ilk aşamasının teknolojileri icat etmek, ikinci aşamasının bunları ölçekli bir şekilde üretmek olduğunu belirten Guerin, makalesinde “Üçüncü aşama ise bunların dolaştığı, bağlandığı ve değer yarattığı zincirleri yönetmekle ilgili olacak” ifadelerini kullandı.
Guerin, Avrupa için çıkarılacak dersin sadece daha fazla fabrika kurmak olmadığını, Avrupa’nın gerçek stratejik avantajının kendi kurallarını herkesin kuralına dönüştürme konusunda kanıtlanmış yeteneği olduğunu kaydetti. Makale, “Enerji dönüşümü aynı nadir kombinasyonu ödüllendirir: Üretim kapasitesi, kural koyma yetkisi ve karmaşık sistemleri bir arada tutacak kurumlar. Hiçbir taraf sadece geleneksel güçlerine dayanarak kazanamaz” değerlendirmesiyle son buldu.
Dünya Basını
ABD-Japonya ittifakını savaşa hazır hâle getirmek için altı maddelik plan

ABD-Japonya ittifakını savaşa hazır hâle getirmek; ortak planlama, ortak üretim ve ortak caydırıcılık gerektiriyor.
David Santoro, Nikkei Asia
David Santoro, merkezi Hawaii’de bulunan Pacific Forum’un başkanı ve CEO’sudur. Kuruluş, Hint-Pasifik bölgesinde ABD ile müttefiklerinin caydırıcılığını güçlendirmek amacıyla kamu ve özel sektör temsilcileri arasında diyaloğu kolaylaştıran yıllık Honolulu Defense Forum’u düzenlemektedir.
***
ABD-Japonya ittifakını savaşa hazır hâle getirmek için altı maddelik plan
Guam açıklarında kısa süre önce gerçekleştirilen Valiant Shield tatbikatları sırasında hedef alınan bir gemi Filipin Denizi’nin sularına gömülürken Pasifik genelinde sessiz bir zaferin yankısı duyuldu. ABD kuvvetleri ile bir Japon denizaltısı arasındaki kusursuz ve gerçek zamanlı hedef takibi sayesinde gerçekleştirilen saldırı, yalnızca bir ateş gücü gösterisi değildi. Aynı zamanda, dünyanın en vazgeçilmez ittifaklarından biri hâline gelen savunma ortaklığının ulaştığı düzeyi ortaya koyuyordu.
ABD-Japonya ittifakı onlarca yıl boyunca “kalkan ve mızrak” şeklindeki bir iş bölümüne dayanıyordu. Japonya Öz Savunma Kuvvetleri ana adaların savunma kalkanı görevini üstlenirken, ABD kuvvetleri taarruz mızrağını kullanıyordu. Ancak çok sayıda kriz noktasının aynı anda ortaya çıkmasıyla bu çerçeve değişmeye başladı. Özellikle Başbakan Sanae Takaichi döneminde Tokyo tarihî bir yön değişikliğine giderek savunma bütçesini gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 2’sine doğru hızla artırdı, savunma ihracatına ilişkin düzenlemeleri gevşetti ve uzun menzilli karşı saldırı kabiliyetleri edinmeye başladı.
Bu değişim temel bir gerçeği ortaya koyuyor: ABD ile Japonya’nın güvenliği artık birbirine sıkı biçimde bağlı. Japonya, giderek daha düşmanca hâle gelen bir bölgede ayakta kalabilmek için ABD’nin savunma şemsiyesine güveniyor. ABD ise Tokyo’daki dayanak noktası olmadan güç yansıtamaz, müttefiklerini savunamaz ve özgür ve açık bir Hint-Pasifik düzenini sürdüremez.
İki ülkenin tam anlamıyla sağlam bir caydırıcılık oluşturabilmesi için artık altı adım atması gerekiyor.
İlk olarak, Japonya’da konuşlandırılacak kalıcı ve birleşik bir müşterek görev kuvveti kurulmalıdır. Modern çatışmalar bunu zorunlu kılıyor. Hipersonik silahlar, siber savaş veya elektronik karıştırmadan kaynaklanan tehditler, perde arkasında yürütülecek koordinasyona zaman bırakmıyor. Bu nedenle ittifak, Japonya’nın yeni Müşterek Harekât Komutanlığı ile ABD’nin Japonya’daki Kuvvetlerini birleştirerek müşterek kuvvet harekât karargâhına dönüştürmelidir. Bu komutanlık ayrıca pasif savunmadan taarruzi bir duruşa geçmeli; ABD Siber Komutanlığı’nın “ileri savunma” operasyonlarını, Japonya’nın gelişmekte olan Aktif Siber Savunma yetkisiyle uyumlu hâle getirerek bir çatışma başlamadan önce yabancı ağlar içindeki düşman yazılımlarını etkisizleştirmelidir.
İkinci olarak ittifak, Japonya’nın yerli savunma sanayisinin kapasitesi ve dayanıklılığı üzerine inşa edilmelidir. ABD’nin sanayi altyapısı tedarik kısıtlarıyla karşı karşıyayken ittifak, Japonya topraklarında ortak üretimi artırmak için Savunma Sanayii İşbirliği, Tedarik ve İdame Forumu’ndan yararlanmalıdır. İlk aşamada üretim, Patriot ve SM-3 füzelerinin ötesine taşınarak taarruz amaçlı Gelişmiş Orta Menzilli Havadan Havaya Füzeleri ve “işbirlikçi muharip hava araçları” olarak adlandırılan insansız hava araçlarını da kapsamalıdır. İttifak ayrıca ABD’nin hedefleme kapasitesini Japonya’nın karşı saldırı yetenekleriyle birleştiren ve fırlatma platformlarını ateş açmadan önce vurmayı amaçlayan “okçuyu vur” stratejileri aracılığıyla entegre bir hava ve füze savunma sistemine yönelmelidir. Dahası, ilk saldırıdan sağ çıkabilmek için eski üsler güçlendirilmeli ve güneybatıdaki Ryukyu Adaları boyunca dağınık, çift kullanımlı limanlara ortak yakıt ve mühimmat önceden konuşlandırılmalıdır.
Üçüncü olarak Pentagon, Japonya’nın dünya standartlarındaki tersanelerini ABD Donanması’nın lojistik sistemine entegre etmelidir. Yıpranmış veya savaşta hasar görmüş ABD savaş gemilerinin bakım için binlerce kilometre uzaktaki ABD ana karasına geri gönderilmesi ciddi bir zafiyet yaratıyor. Japonya’daki özel tersanelerin ABD savaş gemilerinin bölgede bakım ve onarımını yapmasına izin verilmesi, müttefik kuvvetleri harekâta hazır tutacak ve ön cephedeki varlıklarını artıracaktır. Bu adım aynı zamanda kapasitesini aşmış ve iş yükü birikmiş ABD tersaneleri üzerindeki baskıyı da azaltacaktır. Bunun işleyebilmesi için Washington, ABD’de ana limana bağlı gemilerin yurt dışında onarılmasını sınırlayan eski yasal kısıtlamaları kalıcı olarak ortadan kaldırmalıdır.
Dördüncü olarak, rakipler nükleer cephaneliklerini genişletirken ABD’nin güvenlik garantisi yeniden sağlam bir zemine oturtulmalıdır. Genişletilmiş Caydırıcılık Diyaloğu kapsamında, hızlı gelişen ve çok alanlı tırmanma senaryolarını canlandıran giderek daha karmaşık masa başı tatbikatları yapılmalı; böylece Washington ve Tokyo’daki karar alıcıların tam bir uyum içinde hareket etmesi sağlanmalıdır. Bu ikili çekirdek daha geniş bir ağa da bağlanmalı; Güney Kore ile ortak bir cephenin temelini oluşturmalı, Japonya’nın AUKUS’un ikinci ayağındaki teknoloji paylaşımına katılımını genişletmeli ve ABD-Japonya-Filipinler deniz cephesini sağlamlaştırmalıdır.
Beşinci olarak askerî hazırlık, güçlü bir ekonomik güvenlik çerçevesiyle desteklenmelidir. İttifak, kritik mineraller, yarı iletkenler ve yapay zekâ ile kuantum bilişim gibi ileri düzey çift kullanımlı teknolojiler için güvenli ve entegre tedarik zincirlerini birlikte geliştirmelidir. Bu sektörlerde risklerin azaltılması, ortakları yıkıcı ticaret uygulamalarından ve uzun süreli bir savunma sürecinde kararlılığı aşındırmayı amaçlayan silahlaştırılmış karşılıklı bağımlılıktan koruyacaktır.
Son olarak ittifak, uzun vadeli düşünme kültürünü kurumsallaştırmalıdır. Washington ile Tokyo arasındaki bugünkü uyum, yeni ve öngörülemeyen sınamalar ortaya çıktığında iki başkentin aynı çizgide kalacağının garantisi değildir. Caydırıcılık birden fazla kuşağı kapsayan bir proje olduğundan ittifak, yeni nesil stratejistleri ve saha uygulayıcılarını yetiştirmelidir. Bugünden stratejik diyalog mekanizmalarının kurulması, ikili burs programlarının ve ortak simülasyon merkezlerinin genişletilmesi, geleceğin insan kaynağının yarının askerî donanım kapasitesine denk olmasını sağlayacaktır.
ABD-Japonya ittifakı, eşitler arasında daha dengeli bir ortaklığa dönüşüyor. Tokyo artık küçük ortak değil, bölgesel güvenliğin mimarlarından biridir. Washington ve Tokyo bu ilave adımları kalıcı hâle getirerek Hint-Pasifik’te saldırganlığın maliyetini göze alınamayacak kadar yükseltecektir.
Dünya Basını
Glazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2

Putin’in eski ekonomi danışmanı, meşhur Rus iktisatçı Sergey Glazyev’in Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenlerini ele aldığı yazı dizini Hazal Yalın iki bölüm halinde çevirdi. İkinci bölüm:
Glazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Şunu da belirtmek gerek: dost-olmayan ülkelerdeki toplum bilincinde, Dostoyevski’den Danilevski’ye ve Prohanov’a ve Naroçnitskaya’ya[1] kadar, insan ruhunu ve Rusya ile Avrupa arasındaki karşılıklı ilişkilerin tarihini en iyi bilenlerimizin teşhis koymaya çalıştığı tuhaf bir patolojiyle de karşılaşıyoruz. Belki de, açıklaması ancak Bilimler Akademisi’nden Fomenko’nun tarihi rekonstrüksiyonlarında veya Klyosov’un[2] DNA-soykütüğünde bulunabilecek türden, batı Avrupa’nın son derece derin arketipleriyle karşı karşıyayızdır. Ancak, nedenlerin açıklanmasından bağımsız olarak, Anglosaksonların ve Katoliklerin örtük rusofobisi, Rusya’yı ezme fırsatı gördükleri her defasında kendisini ortaya koyar. Bu nedenle, siyasi ilişkilerin en yüksek seviyesinde bizi aldatmaya çalışmalarına şaşırmamak gerekir. Bu makale dizisinin daha önceki bölümlerinde gösterilmiş olduğu gibi, yalan, Anglosaksonların en sevgili silahıdır ve onun yardımıyla düşmanlarının davranışlarını, hatta reflekslerini yönlendirecek derecede manipüle ederler. Ayrıca bizi bile isteyen yanılgıya sevk ettiklerini de kabul etmek gerekir; çünkü bize baktıklarında bilinçaltında, yok etmeyi arzuladıkları bir tehdit görürler. Batı ülkelerinde toplum bilincinin bu hususiyeti ve iktidardaki elitin niyetlerini dikkate almak gerekir; bu elitin her temsilcisi koynunda hep bir taş saklar ve cezasız kalacağını hissettiği anda bu taşı indirmeye hazırdır. Dört yıldır kendi menfaatleri ve zevkleri için bunu yapıyorlar, Ukrayna’da kendi yetiştirdikleri Rus-düşmanı nazi rejimine para yağdırıyor, silahlandırıyor, navigasyon sağlıyor, Rus nüfusuna karşı soykırım için teşvik ediyorlar.
Ne yazık ki bu analizden çıkan sonuçlar iç açıcı değildir. Hibrit dünya savaşı, objektif nedenlerinin aşınmasına rağmen, esas itibariyle, dost-olmayan ülkelerin iktidardaki elitlerinin zayıflık olarak algıladığı bizim itidalimiz yüzünden devam ediyor. Kendi halklarının objektif menfaatlerine aykırı olarak Ukrayna çatışmasına yaptıkları harcamaları artırıyorlar ve militarizasyon siyaseti yoluna da girmiş bulunuyorlar. Bunlarla aklıselimle ve uluslararası hukuka dayanarak anlaşmaya çalışma girişimleri yararsız olmakla kalmıyor, bunlara bizi manipüle etme ve bir sonraki darbeyi indirmek için durumumuzu zayıflatmak amacıyla yanılgıya sürükleme fırsatı da veriyor. Demek ki savaşın devam etmesinin temel nedeni, bizim barışı ve uluslararası hukukun yeniden tesisini hedeflememiz, düşman tarafından bizi aldatma ve kapitülasyona zorlama fırsatı olarak algılanan uzlaşma arayışlarına hazır oluşumuzdur. NATO stratejistleri ve onların Ukraynalı kuklaları ceza görmeyeceklerinden eminler ve artık kırmızı çizgileri aşmaktan korkmuyorlar. Bunları, Rusya halkına karşı işlenen suçlara hak ettikleri cevabı vermeden durdurmak mümkün değil. Bizim yumuşaklığımız ve anlaşma çabalarına hazır oluşumuz, batı ülkelerinin liderlerini, bize karşı son Ukraynalıya varıncaya kadar, ölenlerin yerini de dünyanın dört bir yanından toplanan paralı askerlerle doldurarak savaşmak için kışkırtıyor. Bu savaşın mantığı giderek daha sert bir hale geliyor: ya onlar Rusya’yı yok edecekler, ya da biz onları ezeceğiz. Bunu ne kadar geç yaparsak kayıplarımız o kadar büyük olacak. Bu yüzden, düşman, Rusya’ya karşı işlediği her bir suç için asla geri adım atılmadan cezalandırılmalıdır.
Bu cezalar neler olabilir? Örnek olarak İran’ın Amerikan-İsrail saldırganlığına “göze göz dişe diş” prensibine göre verdiği cevap gösterilebilir. Bu seçenekte, dost-olmayan ülkelerde üretilen ve bize karşı kullanılan her dron ve füze saldırısına karşılık onların askeri ve altyapı tesisleri vurulmalıdır. Rusya’ya ait her batırılan yahut el konulan tankere karşılık da simetrik cevap verilerek AB’ye enerji kaynakları ithalatı bloke edilmelidir. Elbette, korsanlık ve terörizm bizim yolumuz değildir, bunlar bizim geleneksel değerlerimizle bağdaşmaz. Ama Anglosaksonların neandertal bilinçaltı, öyle görünüyor ki, sadece bu tür arkaik etkileşim yöntemlerinden anlıyor.
Diğer bir örneği de İsrail ve ABD gösteriyorlar: karar alma merkezlerinin ve düşman elebaşılarının yok edilmesi. Bu seçenekte, Rusya’ya düşman bütün güçlerin liderleri, uyruklarına bakılmaksızın, vurma menzilimize girer girmez hedef alınmalıdır. Bu meyanda kendimizi aldatmamalıyız; esas karar alma merkezleri Ukrayna sınırlarının dışındadır. Almanya’daki meşum Amerikan askeri varlığı, esas olarak, Ukrayna silahlı kuvvetlerinin hedeflerini tayin eden ve operasyonel eylemlerini yöneten bilişimcilerden oluşmaktadır. Batıda eğitilmiş Ukraynalı gazeteciler, yabancı küratörlerin rehberliği altında, Ukrayna’nın toplumsal bilincinde Ruslara karşı nefreti körüklüyorlar; terörize edilmiş öğretmenler ise NATO ülkelerinde yazılmış ders kitapları ve müfredat kılavuzları doğrultusunda Rus düşmanlığını büyütüyorlar. Bize karşı savaşı planlayan ve yönlendiren inanmış rusofoblar ile zorla seferber edilmiş, ahmaklaştırılmış, korkutulmuş ve boğazlanmaya gönderilmiş Rus insanlarının oluşturduğu dağınık sürüye karşı farklı tutumlar takınmak gerek. İnsan kendisine vuran değneği değil onu idare eden kafayı ısırmalı.
Üçüncü seçenek, düşmanın enformasyon teknolojileri ve iletişim sistemlerindeki üstünlüğünü nötralize etmek için elimizdeki etkili silahların kullanılmasıdır. Bu, karadaki ve deniz dibindeki iletişim hatlarının kesilmesini, veri merkezlerinin çalışmasının tahrip edilmesini, düşmanın uçan istihbarat ve keşif cihazlarının ülke menşeine bakılmaksızın vurma menzilimizde imha edilmesini, düşmanın telekomünikasyonunun temelini teşkil eden meşum Starlink grubu da dahil olmak üzere uydu bağlantılarının devre dışı bırakılmasını içerebilir. Amerikalı ve Britanyalı hedef belirleyicilerden, planlamacılardan ve analistlerden yoksun kalacak Ukrayna silahlı kuvvetleri kör olacak ve sistematik muharebe harekatı düzenleme kabiliyetini kaybedecektir. Bunun için gerekli silahlar tam olarak konvansiyonel olmayabilir. Ama ABD, füzeleri ve dronları Rusya’yı vurmak için yönlendirmek üzere kendi kozmik sistemlerini zaten sunuyor ve böylelikle, uluslararası yükümlülüklerini ihlal ederek, bize karşı askeri eylemler için uzayı da fiilen kullanıyor.
Burada, kimi pervasız kafaların ve keza uzmanlarımız ve medya grupları arasındaki herkes tarafından bilinen batı nüfuzu ajanlarının boyuna çağrısını yapıp durdukları, Ukrayna topraklarındaki hedeflerin vurulması için nükleer silahların kullanılması seçeneğini mülahaza ediyor değiliz. Belki de bu provokasyonlar, düşmanın Ukrayna’ya benzer imha vasıtaları yahut bunların üretilmesi için teknolojiler sağlamasını haklı çıkarmak için yapılıyordur. Ukrayna topraklarında nükleer enerji tesisleri bulunduğunu ve bunun için de yeterince kalifiye mühendisler ve bilim insanlarının çalışmakta olduğunu unutmayalım. Belli ki Rus Dünyasının düşmanları, bu dünyanın nükleer bir iç savaşta yok olması için can atıyorlar.
NATO’nun içeriden çökertilmesi ve AB ülkelerinde aklıselim sahibi, sorumlu ve kendi devletlerinin milli menfaatlerini savunan insanların iktidara getirilmesi seçeneğini mülahaza ediyor da değiliz. Başka ülkelerin iç işlerine müdahale, uluslararası hukuk tarafından engellenir. Ancak müdahalesizlik de, birçok sosyalizm-sonrası ülkede ve bir dizi post-Sovyet cumhuriyetinde yeterince açıklıkla görüldüğü gibi, taraftarlarımıza karşı baskı ve Rus nüfununa karşı soykırıma yol açıyor. Bu yolu seçerken, AB ve NATO’da milli egemenliğe sahip hiçbir devlet olmadığını akılda tutmak gerekir. Bunların Avrupalı üyelerini, Amerikan istihbaratının ve ABD’den kontrol edilen medyanın manipüle ettiği sorumsuz bir Avrupa bürokrasisi yönetiyor. “Derin devletin” iktidar organlarını ezme stratejisine devam ettiği ABD dahil batı ülkelerinin iktidardaki elitlerinin çekirdeğini teşkil eden büyük sermaye ve mali oligarşiden ise bahsetmeye bile gerek yok.
Bu makalenin başına dönersek, küresel ekonomik ve teknolojik yapıların barışçıl yer değiştirmesi umutlarının gerçekleşmediğini kabul etmeliyiz. Bugün artık son bulmakta olan yüzyıllık sistemik sermaye birikim döngüsü boyunca dominant olmuş bir ülkenin iktidardaki eliti, tıpkı daha önce olduğu gibi, bir dünya savaşı başlattı. Bu savaş, tıpkı geçtiğimiz yüzyıl 1930’lardaki büyük depresyon veya 1970 ve 1980’lerdeki resesyon dönemlerinde olduğu gibi, yeni teknolojik yapının üretiminin ve bu temelde ekonominin modernizasyonunun hızlandırılmış gelişmesi karşısında ekonomik aktivitedeki düşüşün üstesinden gelinmesinin vasıtası olarak hizmet ediyor.
Öyle görünüyor ki batı ülkelerindeki liberal-demokratik yönetim modeli, yeni bir uzun ekonomik dalgaya binmek üzere yeni bir teknolojik yapıya geçiş için kaynakların mobilizasyonunu savaş-dışı yollarla sağlamayı başaramıyor. Bizse her halükarda bu noktadan yola çıkmalıyız ve bir yanda dünya ekonomisindeki yapısal değişikliklerin objektif yasalarının, diğer yanda ise bize karşı NATO’da birleşmiş olan batı ülkelerinin yeni bir savaşına yol açmış bulunan sübjektif sosyal ve psikoloji faktörlerin karşılıklı çatışan etkileşimini tespit etmeliyiz.
Yürütülen para-kredi siyasetinin neden olduğu teknolojik geri kalmışlığımızı da hesaba katarsak, bu savaşta zamanın bizden yana olduğunu düşünmek saflık olur. Yeni teknolojik yapıya geçmek için en uygun dönemi kaçırmış bulunuyoruz; enerji kaynakları ve diğer hammadde emtiasından elde edilen ve bir trilyon doların üzerindeki kısmı dost-olmayan ülkelerde kalan süper kârı da bunun için kullanamadık. Onlar şimdiden bu yapının yükseliş fazına girdiler ve bize karşı savaşı da yeni teknolojileri geliştirmek, bunlara olan talebi teşvik etmek için kullanıyorlar. Bize karşı savaşın her bir günü, bu savaşın başlıca kundaklayıcılarının (ABD ve NATO yönetimin gerçek siyasetini yönlendiren bilişimci teknokratlar) kudretini artırıyor. Batı ülkelerinin gücünün bize karşı savaşta tükeneceğini sanmak yanlıştır. AB’de geleneksel sektörlerin ve eski üretimlerin durumu kötüleşiyor, ancak Amerikan bilişim devleri bu savaştan kazanç sağlıyor.
Yürütülmekte olan para-kredi siyaseti çerçevesinde ülkede bulunan kaynakların zafere erişmek için seferber edilmesi mümkün değildir; bunun sonucu, dış ticari ilişkilerimizde eşitsizlik de büyüyor. Parça ve teçhizat ithalatı için gitgide daha çok ödeme yapmak gerekiyor. Reel sektörden mali sektöre sermaye çıkışı artıyor, yurtdışına sermaye ihracı da devam ediyor. Bunun sonucu olarak yatırım aktivitesi düşüyor ve teknolojik geri kalmışlık büyüyor, bilimsel-teknik potansiyelimiz değersizleşiyor. Hiçbir şekilde mazur görülemeyecek sert ve ilkel para-kredi siyaseti yüzünden iş faaliyetlerinin bloke edilmesi, savunma kabiliyetimizi de olumsuz etkiliyor.
Dost olmayan ülkelerin iktidardaki elitinde, Ukrayna’da yürütülen savaşın onları güçlendirdiği bizi ise yıprattığı görüşü hasıl oluyor. Bu da onların saldırganlığını körüklüyor. Bu saldırganlığı söndürmek için, öncelikle, yukarıda söylendiği gibi, Rusya’ya karşı savaş suçlarında ve Ukrayna’daki Rus nüfusunun soykırımında suçluları cezalandırmak şarttır. Ve ikincisi, yeni küresel ekonomik düzen kurumlarını esas alarak çağdaş bir yönetim sistemini kurmak yoluyla yeni teknolojik yapı temelinde ileri bir ekonomik kalkınma siyasetine geçmek gereklidir. Bu konuda, serinin diğer makalelerinde birçok şey söylenmişti.
Ama diğer taraftan, İran körfezindeki savaşın yol açtığı enerji krizinin halihazırdaki devasa türev balonunu ve dolara dayalı mali sistemin çöküşünü tetikleyeceği umuduyla hiçbir şeyi değiştirmeyebiliriz de. Bunun nasıl olacağını dizinin diğer bölümlerinde ele alacağız. Ama bu “devekuşu pozisyonu”, Rus Dünyasını kurtarmak için zaruri olan ve önerdiğimiz ileri ekonomik kalkınma stratejisine geçmeden mümkün olamayacak zaferi kazanmamıza izin vermeyecek.
[1] Dostoyevski, malum. İgor Danilevski, tarihçi (1953 doğumlu); Aleksandr Prohanov tarihçi ve yazar (1938 doğumlu); Nataliya Naroçnitskaya tarihçi (1948 doğumlu).
[2] Anatoliy Fomenko, 1945 doğumlu; Anatoliy Klyosov (1946 doğumlu).
Dünya Basını7 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi4 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Avrupa2 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Dünya Basını6 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Avrupa2 hafta önceAlmanya, silahlanmak için borçlanıyor
Dünya Basını7 gün önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı
Avrupa6 gün önce‘Yeraltı ülkesi’ geri geliyor: İsviçre sığınaklarında yeni ‘savaş düzenlemesi’












