Bizi Takip Edin

Avrupa

Yeşiller’den Berlin’deki koalisyonu federal düzeye taşıma çağrısı

Yayınlanma

Berlin’de Sol Parti, SPD ve Yeşiller arasında ön görüşmeler sürerken, önde gelen bir Yeşil siyasetçi bu ittifakın Almanya için bir seçenek olduğunu savundu.

Bugün (7 Ekim) Berlin’de Sol Parti, SPD ve Yeşiller arasında üçüncü müzakere turu gerçekleşecek.

Müzakereler sürerken Yeşiller’in önde gelen isimlerinden biri olan milletvekili grubu başkanı Katharina Dröge, “R2G” olarak bilinen Kırmızı-Kırmızı-Yeşil koalisyonunun federal düzeyde norm olmasını istedi.

Dröge, Die Zeit’a verdiği demeçte, “R2G koalisyonu birçok sosyal konuda ve iklim koruma konusunda da mutabık kalacaktır,” diyor.

Dröge özellikle “son derece yüksek net servete sahip kişilerin adil vergilendirilmesi”, kira düzenlemesi (yani kira tavanları) ve “çocuk yoksulluğuyla mücadele”yi örnek gösteriyor.

Yeşiller ve Sol Parti, en azından prensipte diğer önemli politika girişimleri konusunda da hemfikir. Buna Almanları en çok endişelendiren konu olan göç politikası da dahil.

Her iki sol parti de vatandaşlığa kabul sürecini yeniden kolaylaştırmak istiyor. Hatta Sol Parti artık Almanca dil yeterliliği veya maddi olarak kendi geçimini sağlama şartında bile ısrar etmiyor.

Yeşiller, Federal Meclis’te mevcut CDU/CSU ve SPD koalisyon hükümetinin vatandaşlığa kabulü zorlaştırmaya yönelik her türlü önlemi şiddetle karşı çıkmıştı.

Sol Parti ve Yeşiller, diğer sosyo-politik kimlik meselelerinde de aynı frekansta. Son olarak, Sol Parti’nin grup başkanı Sören Pellmann, “Rote Hilfe”ye (Kızıl Yardım) katıldı.

Federal Anayasa Koruma Dairesi, bu örgütü federal başkentteki en büyük radikal sol grup olarak listeliyor.

Dairenin yıllık raporunun dört sayfalık bir bölümünde, bu örgüt “özgür demokratik temel düzenin düşmanı” olarak sınıflandırılıyor.

Öte yandan Sol Parti lideri Ines Schwerdtner, Yeşil siyasetçiye sert bir yanıt vererek, “Sol Parti, iktidar oyunları için çoğunluk sağlayıcı olarak kullanılmayacaktır,” dedi.

Parti lideri, Dröge’yi, “aynı nefeste” federal düzeyde CDU/CSU ile koalisyonu Yeşiller için bir seçenek olarak ilan ettiği için eleştirdi.

Öte yandan FOCUS online, Schwerdtner’in Sol Parti’yi yalnızca “sol politikaların korkusuz savunucuları” olarak betimleyen anlatısının da tuzakları olduğuna işaret ediyor.

Örneğin Frankfurter Allgemeine Zeitung (faz) gazetesinin bildirdiği üzere, Sol Parti, özellikle Thüringen’de CDU’lu Eyalet Başbakanı Mario Voigt’un liderliğindeki hükümetle yeni bir tür “hoşgörü ittifakına” girdi.

İddiaya göre, hükümet işlerinin yürütülmesini ana hatlarıyla belirleyen ortak bir belge üzerinde anlaştılar ama federal CDU’nun Sol Parti’yi “CDU ile uyumsuz” ilan eden kararına saygı göstererek belgeyi imzalamadılar.

Avrupa

Eski İngiliz diplomat Ian Proud, Rusya dönüşünde alıkonuldu

Yayınlanma

İngiltere Dışişleri Bakanlığının eski Rusya masası diplomatı Ian Proud, Moskova’daki akademik konferansın ardından Londra Heathrow Havalimanı’nda terörle mücadele mevzuatı kapsamında üç saat alıkonuldu. Dijital cihazlarına el konulan eski diplomat, Batı’nın diplomasi yanlısı sesleri sindirmeye çalıştığını belirtti.

İngiltere Dışişleri Bakanlığında uzun yıllar görev yapan ve 2014 ile 2019 yılları arasında Birleşik Krallık Moskova Büyükelçiliğinde kıdemli diplomat olarak çalışan Ian Proud, Rusya dönüşünde Londra Heathrow Havalimanı’nda terörle mücadele mevzuatı kapsamında üç saat boyunca alıkonuldu.

Doçent Pascal Lottaz’ın Tarafsızlık Çalışmaları adlı video kanalında yayımlanan mülakata konuk olan Proud, İngiliz sınır polisinin ve istihbarat birimlerinin uyguladığı muameleyi, Batı’nın Rusya politikasındaki açmazları ve Avrupa güvenliğindeki nükleer tırmanış risklerini ayrıntılarıyla değerlendirdi.

Diplomatik kariyeri boyunca en üst düzey devlet sırrı güvenlik yetkisine sahip olduğunu, 2022 yılında savaşın başlamasından sonra ise İngiltere’nin Rusya’ya dönük yaptırımlarının yarısını bizzat onaylayan ekipte yer aldığını hatırlatan Proud, 2023 yılında kamu görevinden ayrıldığından bu yana Batı’nın Ukrayna politikasını açıkça eleştirdiğini belirtti.

Eski diplomat, Rusya’daki prestijli Valday Tartışma Kulübü toplantısına katılmadan önce İngiltere Dışişleri Bakanlığına resmi yazıyla bilgi verdiğini ve eski Moskova Büyükelçisi Sir Tony Brenton’a danıştığını ancak buna rağmen havalimanında gözaltı prosedürüne maruz kaldığını kaydetti.

“Sessiz kalma hakkınız yok, cihaz şifrelerini vermemek suç sayılıyor”

Heathrow Havalimanı’nda uçaktan iner inmez karşılaştığı muameleyi aktaran Proud, 2019 tarihli Terörle Mücadele ve Sınır Güvenliği Yasası’nın kişi hak ve özgürlüklerini tamamen askıya alan kurallarla donatıldığını vurguladı.

Hakkında herhangi bir resmi suçlama bulunmadığına işaret eden Proud, maruz kaldığı süreci şu sözlerle anlattı:

“Resmi olarak hiçbir şeyle suçlanmıyorsunuz. Bu yasanın Franz Kafka romanlarını andıran niteliği tam olarak burada yatıyor. Sizden şüphelenmeleri dahi gerekmiyor fakat sizi alıkoyabiliyorlar. Teknik olarak tutuklu sayılmıyorsunuz ama sessiz kalma hakkınız da yok. Bunun ne anlama geldiğini bir düşünün. Şüpheli değilsiniz, tutuklu değilsiniz ancak susma hakkınız elinizden alınıyor. Buna karşılık mülkünüzün aranmasına izin verme zorunluluğunuz var. Telefonunuzun ve dizüstü bilgisayarınızın erişim şifrelerini onlara teslim etmekle yükümlüsünüz. Eğer bu şifreleri vermezseniz, sırf vermediğiniz için derhal tutuklanıyorsunuz çünkü bu bilgileri paylaşmamak kendi başına bir suç sayılıyor. Bütün verilerinize anında ulaşıyorlar. İzin vermezseniz tutuklanıyorsunuz. Bu tam anlamıyla bir delilik.”

Havalimanında geçirdiği üç saat boyunca polis memurlarının son derece bürokratik ve mekanik bir yöntem izlediğini, parmak izi ile DNA örneklerinin alındığını ve fotoğrafının çekildiğini belirten Proud, daha önce hayatında hiç gözaltına alınmadığını dile getirdi.

“Asıl amaç beni değil, ailemi kaygılandırarak yıldırmak”

Gözaltı sırasında yaşadığı en ağır baskının ailesi üzerinden kurulduğunu dile getiren Proud, sürecin kişisel bir tacizden öte psikolojik bir sindirme taktiğine dönüştüğünü savundu.

Eski diplomat, polisin gece yarısı evini aradığını belirterek şu değerlendirmede bulundu:

“Çalışma hayatımda bundan çok daha stresli dönemler geçirdim. Ancak gecenin bir yarısında bir polis memurunun eşimi arayıp havalimanında tutulduğumu söylemesi işin en yaralayıcı kısmıydı. Eşim zaten Moskova’da olduğum için büyük bir endişe taşıyordu. Çocuklarım eve ne zaman döneceğimi merak ediyordu. Kanunen beni altı saat tutma yetkileri vardı, nitekim üç saat tuttular. Benimle uğraşmaları, beni taciz etmeleri umurumda değil. Fakat en çok değer verdiğiniz insanları hedef alan o dalga etkisi, ailenizi içine çektikleri o savunmasızlık hali gerçekten son derece rahatsız edici. Batı dış politikasının tam bir fiyasko olduğunu söylememden hoşlanmadıkları için beni yıldırmak istiyorlar. Beni yıldırmanın en etkili yolu ise şahsım üzerinden değil, aileme kaygı ve stres yaşatmaktan geçiyor. Oğlum bir daha asla Rusya’ya gitmememi istedi. Çocuklarımı dünyadaki her şeyden çok seviyorum; dolayısıyla bu durum yapabileceklerime doğrudan bir sınır koyuyor. İngiliz hükümeti açısından görev tamamlanmış oldu.”

Proud, İngiltere’nin iç istihbarat servisi ile dış istihbarat birimlerinin yerel polise kendisini alıkoyma talimatı verdiğini ve operasyonun tamamen bir bilgi toplama gezisinden ibaret olduğunu belirtti.

“Polis memurları yaptırımların yarısını onayladığımı duyunca şaşkına döndü”

Kendisini sorgulayan polislerin özgeçmişinden ve mesleki geçmişinden tamamen habersiz olduğunu ifade eden Proud, güvenlik bürokrasisi içindeki kopukluğu şu sözlerle aktardı:

“Dışişleri Bakanlığına girmeden önce ben de polis teşkilatında çalıştım. Bir polis memuru birini gözaltına aldığında en azından şüphelinin kim olduğunu, geçmişini, hangi gerekçeyle işlem yapıldığını bilir. Beni alan görevlilerin ise geçmişim hakkında hiçbir fikri yoktu, hakkımda mutlak anlamda hiçbir şey bilmiyorlardı. Onlara, ‘Savaş başladıktan sonra Birleşik Krallık’ın Rusya’ya uyguladığı yaptırımların yarısını benim onayladığımı biliyor musunuz?’ diye sorduğumda adeta ağızları açık kaldı. ‘Vay canına, bu inanılmaz’ dediler. Kısa süren sorgulama hemen bitti çünkü memurlar karşılarında oturan kişiyi neden sorguladıklarını dahi kavrayamadı. Cihazlarımı yine de aldılar. Bu tamamen iç ve dış istihbarat servislerinin talimatıyla yapılmış, hiçbir somut gerekçesi olmayan bir sindirme operasyonuydu.”

Dizüstü bilgisayarına, cep telefonuna ve video kayıtlarının yer aldığı hafıza kartlarına el konulduğunu söyleyen Proud, yeni bir bilgisayar ve telefon almak zorunda kaldığını, geri alacağı cihazların ise dinleme yazılımlarıyla doldurulmuş olacağı gerekçesiyle artık kullanılamayacağını dile getirdi.

“Eski bir diplomatın diplomasiyi savunması Londra ve Brüksel’dekileri çıldırtıyor”

Devlet Sırları Yasası kapsamındaki yasal taahhütlerine ömrü boyunca sadık kalacağını, 24 yıllık kamu hizmeti süresince güvenlik konularında son derece ihtiyatlı davrandığını anlatan Proud, Rusya’ya gitmeden önce eski büyükelçiyle yaptığı yazışmaları da açıkladı.

16 Eylül tarihinde Sir Tony Brenton’a yazdığı e-postada Londra’ya dönüşte gözaltına alınma ve yabancı ajan ilan edilme riskini bizzat öngördüğünü söyleyen Proud, sistemin asıl hedefinin diplomasi ihtimalini bütünüyle yok etmek olduğunu kaydetti:

“Moskova’ya gitmeden önce risklerin farkındaydım. Eski büyükelçiye yazdığım e-postada Rusların masraflarımı karşılayacağını fakat bana herhangi bir ödeme yapmayacağını belirterek Heathrow’da alıkonulma ve yabancı ajan ilan edilme riskini sormuştum. Büyükelçi gitmem gerektiğini, bunun saygın bir akademik etkinlik olduğunu söyledi ve bakanlığa bilgi vermemi tavsiye etti. Şimdi ise yeni yürürlüğe koydukları yabancı etki tescil sistemiyle Valday toplantısına katılan herkesi yabancı ajan statüsüne sokmak istiyorlar. Oysa orası Çin’den, Hindistan’dan orta yaşlı akademisyenlerin bir araya geldiği bir tartışma zeminidir, Bolşevik devrimi planlanan bir yer değil. Asıl temel soru şudur: Kıdemli eski bir İngiliz diplomatın Rusya’ya gidip diplomasi konuşması ne anlama geliyor? İşte onların bütünüyle iptal etmek ve susturmak istediği şey tam olarak budur. Diplomatik alanda tanınan birinin Rusya’ya gitmesi, ‘Rusya ile hiçbir diplomasi yürütülmemeli, onlarla asla konuşulmamalı’ şeklindeki hâkim dogmayı yerle bir ediyor. Kıdemli bir eski diplomatın Rusya’ya gitmesi, diplomasi fikrinden nefret eden, sonu devasa bir nükleer savaşa varana dek bitmesini istemedikleri bir savaşı sürdürmek isteyen Londra ve Brüksel’deki odaklar için kesinlikle kabul edilemez ve tiksindirici bir durumdur.”

Doçent Pascal Lottaz da İngiltere’de ve Avrupa genelinde benzer sindirme vakalarının yaşandığına dikkat çekerek Filistin yanlısı yayınlarıyla bilinen Ali Abunimah’ın İsviçre’de federal polis tarafından yasa dışı biçimde alıkonulmasını ve mahkemenin bu işlemi yetki aşımı olarak nitelemesini hatırlattı.

Proud ise İngiliz hükümetine karşı yargısal denetim, bilgi edinme hakkı ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamında toplu dava açma gibi hukuki seçenekleri meslektaşlarıyla değerlendirdiğini kaydetti.

“Batı savaş zihniyetine kilitlendi, nükleer tırmanış riskini hafife alıyoruz”

Avrupa’daki siyasi iklimin Soğuk Savaş döneminden çok daha tehlikeli bir noktaya evrildiğini savunan Proud, o dönemde iki kutuplu dünyanın karşılıklı caydırıcılık ve mutlak yıkım dengesini kavradığını, demir perdeye rağmen kültürel, akademik ve sportif temasların sürdüğünü hatırlattı.

Günümüzde ise Avrupa’nın ve İngiltere’nin Rusya’ya stratejik bir yenilgi yaşatma hedefine kilitlendiğini vurgulayan eski diplomat, şöyle devam etti:

“Soğuk Savaş döneminde Pravda gazetesini Londra’daki bir bayiden satın alabiliyordunuz. Bolşoy Balesi Londra’ya gelebiliyor, spor müsabakaları yapılabiliyordu. Zayıf da olsa kurumsal ve kültürel bir normallik zemini mevcuttu çünkü iki taraf da caydırıcılığı anlıyordu. Bugün ise caydırıcılık anlayışı tamamen kayboldu. Birleşik Krallık ve Avrupa kendilerini Rusya ile fiilen savaşta görüyor ve onu mutlak biçimde yenmek istiyor. Moskova’da geçirdiğim beş gün boyunca edindiğim izlenim ise Rusların bu tablonun bir şekilde sona ermesini istediği yönünde. İlişkilerin, nükleer savaşa doğru tırmanan bir sarmaldan kurtulup asgari düzeyde de olsa normale dönmesini talep ediyorlar. Putin’in kendine göre kırmızı çizgileri var, bizim de kırmızı çizgilerimiz var. Fakat Putin konuyu diplomatik bir neticeye bağlama konusunda açık bir tutum sergiliyor. Batı ise bunu kesinlikle reddediyor. Batılı elitlerin savaş zihniyetinden diplomasi zihniyetine geçeceğine dair en ufak bir işaret görmüyorum. Gazetecilerin, düşünce kuruluşlarının, bürokratların ve parlamenterlerin hepsinin aynı anda bu zihniyetten çıkması gerekiyor. Kıta genelinde neredeyse otuz farklı başkentin eşzamanlı adım atması şart. Ancak kimsenin böyle bir niyeti yok. Herkes savaş düzenine saplanıp kalmış durumda.”

Görüşlerini sansasyon yaratmak amacıyla dile getirmediğini, merkez çizgide durmaya çalışan deneyimli bir bürokrat olduğunu kaydeden Proud, “Nükleer çatışma ihtimalinin hafife alındığını düşünüyorum. Gidişat karşısında, diyaloğa yönelik mutlak isteksizlik karşısında ve Ukrayna’da kaybedilen anlamsız savaş karşısında Avrupa’nın geleceği adına son derece kaygılıyım. Silah şirketleri, birkaç elit siyasetçi ve Zelenskiy’nin çevresi dışında bu savaştan kazanan hiç kimse yok. Hepimiz kaybediyoruz” dedi.

“Rusya’yı yok etmeye çalışırsanız nükleer yanıt doğrudan Almanya’yı vurabilir”

Valday toplantısında Rusya’nın önde gelen dış politika uzmanlarından Sergey Karaganov ile uzun bir görüşme yaptığını aktaran Proud, Karaganov’un Batı karşıtı bir isim olmadığını, aksine İngiltere ile geçmişte güçlü akademik bağları bulunan bir aydın olduğunu söyledi.

Karaganov’un dile getirdiği askeri senaryoların ciddiyetine dikkat çeken Proud, Rus tarafındaki stratejik hesapları şu ifadelerle özetledi:

“Karaganov, Batı’nın Rusya’yı tamamen yok etmeye kilitlendiğine inanıyor. Batı’dan gelen sinyaller maalesef onu ve benim de dahil olduğum pek çok kişiyi bu düşüncenin doğruluğuna sevk ediyor. Örneğin Rusya’ya ait olan Kaliningrad’ın zorla alınabileceğine yönelik Batılı söylemler var. Karaganov’un yaklaşımına göre böyle bir senaryoda Rusya’nın nükleer doktrini devreye girer ve kıtanın en büyük aktörü olan Almanya’ya doğrudan bir nükleer saldırı düzenlenmesi gerekir. Bahsettiği askeri planlama, Hiroşima’ya atılan bombadan on kat daha güçlü en az on iki nükleer başlığı kapsıyor. Mantığı son derece yapılandırılmış ve soğukkanlı bir stratejik hesaba dayanıyor: Almanya denklemden çıkarılırsa Avrupa’da savaşacak hiç kimse kalmaz. Fransızlar savaşa girmez. İngiltere ise elindeki 250 nükleer silahla tamamen haritadan silinmek ile barış istemek arasında bir tercihle baş başa kalır. Rus tarafının stratejik hesabı, ABD’nin Avrupa’yı kurtarmak uğruna Rusya’ya karşı misilleme olarak nükleer bir saldırı başlatmayacağı yönündedir. Karaganov bu analizi yaparken son derece duygusaldı; ‘Biz bunu asla yapmak istemiyoruz, Ruslar çocukları çok sever, böyle bir faciada yüz binlerce çocuk ölür, Tanrı korusun bunu istemiyoruz ama bizi köşeye sıkıştırırsanız yapmak zorunda kalabiliriz’ dedi. Batı’daki karar vericiler ise diplomasi masasına oturmayı dahi reddediyor.”

Proud ve Lottaz, Batı’daki ana akım anlatının savaşı yalnızca 24 Şubat 2022 tarihinden itibaren okuduğunu, Rus tarafının ise meseleyi Sovyetler Birliği’nin dağılmasından bu yana geçen otuz yıllık süreç ve Donbass’taki sekiz yıllık çatışma birikimi üzerinden değerlendirdiğini vurguladı.

Farklı bakış açılarını dile getirenlerin derhal hasım ilan edildiği bir kutuplaşma ortamının hâkim olduğu belirtildi.

“Ana akım medyanın iddia ettiği gibi Rusya diz çökmüş durumda değil”

Batı medyasında yer alan analizlerin sahadaki gerçeklikle örtüşmediğini belirten Proud, 2014 yılından bu yana dile getirilen ekonomik çöküş tezlerinin gerçeği yansıtmadığını bizzat gözlemlediğini söyledi.

Moskova’ya ve kentin iki saat dışındaki yerleşim yerlerine yaptığı seyahatte karşılaştığı manzarayı aktaran eski diplomat, tespitlerini şöyle dile getirdi:

“Ana akım medyayı takip ettiğinizde adeta bir çocuk çizgi romanı okuyormuş hissine kapılıyorsunuz. Haberlerin büyük kısmı tamamen kurgulanmış anlatılardan ibaret. Rusya’nın diz çöktüğü, ekonomisinin çökmek üzere olduğu ve halkın Putin’e karşı ayaklanacağı söyleniyor. Ben Moskova’daki büyükelçilikte çalışmaya başladığım 2014 yılından bu yana bu masalları dinliyorum. Yedi yıl aradan sonra eski elçilik binamın hemen yakınlarındaki sokaklara ve kentin dışındaki kasabalara gittiğimde gördüğüm gelişim karşısında şaşkınlık yaşadım. Yeni otoyollar inşa edilmiş, devasa konut projeleri yükselmiş, caddeler araçlarla dolu. Ukrayna’nın saldırıları sebebiyle bazı akaryakıt istasyonlarının kapalı olduğu doğruydu ancak genel tablo, diz çökmüş bir ülkeye kesinlikle benzemiyordu. Sadece Moskova merkezinde değil, iki saatlik mesafedeki bölgelerde dahi ekonomi canlıydı. Sahadaki gerçeklik bize anlatılan fantezilerden tamamen farklı.”

Ukrayna’daki çatışmanın son evresine girildiğini ve savaş alanında bir zafer kazanmanın imkânsız hale geldiğini savunan Proud, savaş yanlısı Batılı politikacıların kendi siyasi başarısızlıklarını ertelemek adına baskıcı yöntemlere başvurduğunu ifade etti.

Proud, “Ukrayna’da başarısız olduğumuzu ve Ukrayna’yı yüzüstü bıraktığımızı kabul etmek zorundayız. Şahin siyasetçilerin bu savaşı sürdürmekte ısrar etmelerinin temel sebebi, çatışma bittiğinde kendi iflaslarının tescillenecek olmasıdır. Avrupa güvenliğini tamamen çıkmaza soktuklarını itiraf etmek yerine baskıyı artırarak bu kaçınılmaz sonu ertelemeye çalışıyorlar. Oysa hükümetlerin kendi iç sorunlarına dönmesi; hastaneler, okullar, yollar ve kamu güvenliği gibi sıradan vatandaşların gerçek dertleriyle ilgilenmesi gerekiyor. Savaş, sıradan yurttaşların özgürlüklerini ellerinden alıyor ve toplumu otoriter bir felakete sürüklüyor. Havalimanında insanları gözaltına almaya başlamalarının asıl nedeni, içerideki çöküşün suçunu yıkacak iç düşmanlar yaratma arayışıdır” diyerek sözlerini tamamladı.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Le Pen, bütçeyi kısma sözü verdi

Yayınlanma

Ulusal Birlik’in (RN) Fransa cumhurbaşkanlığı adayı Marine Le Pen, gelecek yıl yapılacak seçimler öncesinde ana bütçe önerilerini sundu.

Le Pen’in planına göre anayasaya koyulacak “altın kural”, referandumla onaylanacak ve gelecekteki bütçe açıklarını, Fransa’nın borç yükünün kademeli olarak azaltılmasına uygun seviyelerle sınırlayacak.

Fransız lider, göreve başladıktan sonraki 18 ay içinde birincil bütçe dengesinin yeniden sağlanmasını taahhüt ediyor.

Kamu açığının 2030 yılına kadar GSYİH’nin %3’ünün altına, bir sonraki cumhurbaşkanlığı döneminin son yılı olan 2032’ye kadar ise %2,5’in altına indirilmesi öneriliyor.

Kamu borcu ise 2027’deki yaklaşık %121 seviyesinden 2032’ye kadar GSYİH’nin %112’sine indirilecek.

2032’ye kadar 140 milyar avro tutarında harcama kesinti programı uygulanacak; bu tutardan en az 30 milyar avroluk vergi indirimi düşülecek.

Cumhurbaşkanlığı görev süresinin sonuna kadar kamu harcamaları GSYİH’nin %50’sinin altına indirilecek.

Le Pen, Fransa’nın kamu maliyesinin kontrolünü yeniden ele geçirdikten sonra, borçlanma maliyetlerini hafifletmek amacıyla müdahale edilmesi için Avrupa Merkez Bankası (ECB) ile görüşmeler yapılması gerektiğini söyledi.

ECB’den enerji dönüşümü yatırımlarının ve karbonsuzlaştırma projelerinin finansmanı için destek önerildi.

2050’den önce “karbon nötrlüğüne” ulaşma ve yeni bir ulusal düşük karbon stratejisi yayınlama hedefi var.

Karbon salımları yüksek olan AB ekonomilerinin, yeni bir karbon temelli katkı formülü aracılığıyla AB bütçesine daha fazla katkı sağlamasına yönelik öneri de programda yer alıyor.

Ayrıca, vergi kaçakçılığı ve vergi dolandırıcılığına karşı daha güçlü uluslararası işbirliği de dahil olmak üzere, artan kamu ve özel sektör borçlarını ele almak üzere küresel bir girişim çağrısında bulundu.

Göç konusunda, kontrollerin sıkılaştırılması ve ilk yıl 15 milyar avro, tam bir yılda ise 29 milyar avro tasarruf sağlayacağını belirttiği bir “ulusal tercih” politikasının uygulamaya konulması öneriliyor.

AB konusunda ise Fransa’nın yıllık net katkısı 5 milyar avroya indirilecek. AB bütçesinin bir kısmının, AB genelinde uyumlaştırılmış tütün ve alkol vergileriyle finanse edilmesine yönelik öneri de var.

Le Pen, bunun sınır ötesi dolandırıcılık ve kaçakçılıkla mücadelede de yardımcı olacağını belirtti.

Uzun vadede 15 milyar ila 20 milyar avro tasarruf sağlamayı amaçlayan emeklilik reformu planlanıyor ve reformun ayrıntıları önümüzdeki haftalarda açıklanacak.

Bireysel ve toplu emeklilik birikimlerine dayalı yeni bir fonlu özel emeklilik planı da gündemde ve bunun ayrıntıları da önümüzdeki haftalarda açıklanacak.

Fransız vergilerini yetersiz ödediği düşünülen çok uluslu şirketler, vergilendirilebilir kârın hesaplanmasında ortalama kâr marjı kullanılarak Fransa’da elde ettikleri gelir üzerinden vergilendirilecek.

Ayrıca şirketlerin üretim vergilerinde 20 milyar avroluk indirim yapılacak.

Aile şirketlerine veraset vergisi muafiyeti sağlayan Dutreil vergi rejiminin güçlendirilecek.

Küçük ve orta ölçekli işletmelere yönelik kurumlar vergisi reformu daha sonra açıklanacak.

Küçük işletmeler ve çiftçiler tarafından yapılan otomasyon, dijitalleşme ve verimliliği artırıcı yatırımlar için %150’lik bir süper vergi indirimi getirilecek.

Le Pen, yatırımcıların güvenini yeniden kazanmak amacıyla büyük gayrimenkul varlıklarına uygulanan vergiyi bir finansal varlık vergisiyle değiştireceğini ve bu verginin oranını %30 olarak belirleyeceğini söyledi.

İşletme sahiplerinin şirketlerindeki hisseleri, yeni finansal servet vergisinin kapsamı dışında tutulacak.

Enerji ve temel tüketim mallarında önemli katma değer vergisi indirimleri de dahil olmak üzere enerji vergilerinde kesintiler yapılacak.

Le Pen’in, rüzgâr ve güneş enerjisi için “zarara yol açan” olarak nitelendirdiği sübvansiyonlara son verilecek.

Elektrik üretimi üzerinde ulusal kontrolü yeniden ele geçirme ve elektrik faturalarını düşürme taahhüdü verilirken, “daha temiz” araçlara sıfır faizli krediler sağlanmasına yönelik bir öneri üzerinde değerlendirme yapılıyor.

2032 yılına kadar kamu araştırma harcamalarında GSYİH’nın 0,3 puanına denk gelen bir artış sağlanması hedefleniyor.

Le Pen ayrıca Fransa’nın toplam araştırma ve geliştirme harcamalarını GSYİH’nın %3’ünün üzerine çıkarmayı hedefliyor.

Le Pen’in, tahmini 26 milyar avroluk KDV dolandırıcılığıyla mücadelede yardımcı olacağını söylediği, “kaynağında KDV tahsilatı” getirilecek.

Tekelleri ve aşırı fiyatlandırmayı azaltmayı amaçlayan kamu ihale kurallarının reforme edileceği vat edilirken, iktisadi suçlar için asgari para cezalarının, neden olunan maddi zararın üzerinde belirlenmesi planlanıyor.

Le Pen, programında devlette reform da teklif ediyor. Bunlar arasında şu vaatler yer alıyor:

  • “Neredeyse tüm” devlet kurumlarının ve ilgili kamu kuruluşlarının kaldırılması.
  • Yerel yönetim yapılarının ve Fransa’nın birbiriyle örtüşen idari kademelerinin önemli ölçüde basitleştirilmesi.
  • 120’den fazla verginin kaldırılması.
  • Emekliye ayrılan bazı çalışanların yerlerine yenilerinin alınmaması yoluyla kamu sektöründeki personel sayısının azaltılması.
Okumaya Devam Et

Avrupa

Bir AfD’li ilk kez parlamento başkanı oldu

Yayınlanma

AfD’li Tobias Rausch, Saksonya-Anhalt Eyalet Meclisi’nin yeni başkanı oldu ve tarihe geçti.

35 yaşındaki Rausch, ilk tur oylamada eyaletin en yüksek makamına seçildi. Bu, Almanya’da ilk kez bir AfD üyesinin eyalet meclisi başkanlığı görevini üstlenmesi anlamına geliyor.

Rausch, Magdeburg eyalet meclisinde kullanılan 82 oydan 48’ini aldı.

Halen AfD grup sözcüsü ve eyalet parti genel sekreteri olarak görev yapan Rausch’a, kendi grubu dışındaki dokuz milletvekili oy verdi.

Eyalet meclisinde beş sandalyeye sahip BSW, seçim öncesinde AfD adayına desteğini resmi olarak açıklamıştı.

BSW Saksonya-Anhalt Eyalet Meclis Grubu Başkanı Thomas Schulze Magdeburg’da yaptığı açıklamada “meclis geleneklerine saygı duyduklarının ilk göstergesi” olarak AfD’nin adayını eyalet meclisi başkanı olarak seçeceklerini belirtmişti.

Bu durum, en az dört oyun CDU, SPD, Yeşiller veya Sol Parti’den gelmiş olması gerektiği anlamına geliyor.

Seçim gizli oylama ile gerçekleştirildiğinden, Rausch’un ek oyları hangi siyasi gruptan aldığı bilinmiyor.

CDU milletvekili grubu yürütme kurulu, eyalet meclisindeki 15 üyesine oy kullanmaktan kaçınmalarını tavsiye etmişti ama sonuçta sadece beş çekimser oy kullanıldı.

Her biri sekiz üyeye sahip olan SPD, Yeşiller ve Sol Parti, karşı oy kullanacaklarını açıklamıştı.

Rausch, göreve başlama konuşmasında liderliğiyle ilgili endişeleri gidermeye çalıştı:

“Bu görevi bir parlamento grubunun başkanı olarak değil, Saksonya-Anhalt Eyalet Parlamentosu’nun tamamının başkanı olarak yürüteceğim ve bu standartlara layık olmaya niyetliyim.”

Bir eyalet parlamentosu başkanının yetkileri oldukça geniş: Oturumlara başkanlık eder, düzeni sağlar, eyalet misafirlerini davet edebilir ve ev sahibi olarak “tüm binalarda iç tüzüğü uygulama ve polis yetkisini kullanma hakkına” da sahip.

Ayrıca, bir eyalet parlamentosu başkanı, eyalet parlamentosunun idari personeli üzerinde yetkiye sahip. Bu da, çalışanları görevden alabileceği ve başka bir göreve atayabileceği anlamına geliyor.

Rausch, AfD’nin baş adayı Ulrich Siegmund’un uzun süredir müttefiki olarak görülüyor.

Bu yılın başlarında, Rausch, nepotizmle suçlanan AfD’li siyasetçilerden biriydi.

Rausch’un kardeşlerinden birkaçı, bir dönem bir Federal Meclis üyesi tarafından istihdam edilmişti. Rausch, kardeşlerinin işe alınma sürecinde rol almadığını savunmuştu.

Eyalet parlamentosunun kurucu oturumunun gündeminde henüz yeni bir başbakan seçimi yer almıyordu. Seçimleri kazanan AfD’den Siegmund, Aralık ayında aday olacağını açıklamıştı.

Diğer partiler AfD ile koalisyon kurmak istemese de, gerekli çoğunluğu sağlayacağından emin olduğunu ifade etmişti.

Yeni bir hükümet başkanı başarıyla seçilene kadar, CDU’dan Başbakan Sven Schulze geçici olarak görevde kalacak.

AfD, 6 Eylül’de yapılan eyalet seçimlerini yüzde 43,8 oy oranıyla kazandı ama mutlak çoğunluğu elde edemedi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English