Amerika
ABD’nin Elon Musk sorunu

ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) ve Silikon Vadisi ile karmaşık ilişkilere sahip SpaceX kurucusu ve Twitter (şu anda X) sahibi Elon Musk’ın ‘devlet içinde devlet’ olduğuna ilişkin şikayetler artıyor.
New Yorker’dan Ronan Farrow’un ‘Elon Musk’ın Gölge Saltanatı’ başlıklı makalesinde, ABD yönetiminin Musk’ın ‘kaprisleri’ olarak nitelendirilebilecek tavırlarından hayli rahatsız olduğu fakat Pentagon ve NASA’nın Musk’a bağımlılığı nedeniyle bu rahatsızlığın üzerine gidemediği anlatılıyor.
Özellikle Ukrayna savaşı ve Starlink uydularının Kiev’in hizmetine verilmesi söz konusu olduğunda bu bağımlılık daha ciddi bir hal alıyor. Farrow, geçen Ekim ayında Ukrayna hakkındaki bir hikayeyi aktarıyor. O zamanlar Pentagon’da Politikadan Sorumlu Savunma Bakanlığı Müsteşarı olan Colin Kahl, Paris’teki bir otel odasında Elon Musk ile telefonda görüşmüştü. Kahl, Musk’ın ‘teknik olarak bir diplomat ya da devlet adamı’ olmadığını kabul ediyordu, ama ‘bu konudaki etkisi göz önüne alındığında’ ona bir diplomat ya da devlet adamı gibi davranmanın önemli olduğunu hissettiğini belirtiyor.
Ukrayna ordusunun bağlantısını kesti
Musk’ın uzay şirketi SpaceX, aylardır Ukrayna genelinde internet erişimi sağlayarak Kiev güçlerinin saldırı planlamasına ve kendilerini savunmasına olanak tanıyor. Fakat o dönemde Ukrayna ordusu, Rusya’nın elindeki ‘tartışmalı bölgelere’ girdiklerinde bağlantılarının kesildiğini gördüler. Dahası, SpaceX kısa süre önce Pentagon’a bir ültimatom vermişti. Şirket, Ukrayna’da yıllık 400 milyon dolar civarında olduğunu hesapladığı maliyet üstlenilmezse, erişimi kesecekti.
Farrow’a konuşan üst düzey savunma yetkilisi, “Biraz paniklemeye başladık. [Musk] her an erişimi kapatabilirdi. Ve bunun Ukraynalılar için gerçek bir operasyonel etkisi olur,” dedi.
Silikon Vadisi’ndeki Ukraynalı göçmenlerin bağışları, ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı (USAID) ve Avrupa hükümetleriyle yapılan sözleşmeler ve SpaceX’in pro bono [bedelsiz] katkıları binlerce Starlink ünitesinin Ukrayna’ya transferini sağladı. Ukrayna’nın sinyal birliklerinde görev yapan ve cephede Starlink erişiminin sağlanmasından sorumlu olan ve isminin sadece Mykola olarak açıklanmasını isteyen bir asker, New Yorker’a, “Bu, savaş alanındaki iletişimin temel omurgasıdır,” dedi.
NY Times: Elon Musk Kırım’a drone saldırısı için Starlink’i kullandırmıyor
Pentagon’a ‘maliyeti üstlenme’ çağrısı
İddiaya göre başlangıçta Musk, Ukrayna’nın dijital dönüşümden sorumlu bakanı Mıhaylo Fedorov’un sahadaki ekipmanların fotoğraflarını tweetlemesine cesaret verici bir yanıt vererek Ukrayna’ya kayıtsız şartsız destek verdi. Fakat savaş ilerledikçe SpaceX maliyet konusunda tereddüt etmeye başladı. SpaceX’in hükümet satış direktörü geçtiğimiz Eylül ayında Pentagon’a gönderdiği bir mektupta, “Ukrayna’ya daha fazla terminal bağışlayacak ya da mevcut terminalleri belirsiz bir süre için finanse edecek durumda değiliz,” diyordu.
Benzer dönemde Musk da Ukrayna savaşına ilişkin kuşkularını dile getirmeye başladı. Aspen’de iş ve siyaset dünyasından isimlerin katıldığı bir konferansta Musk, “Putin barış istiyor, Putin ile barış görüşmeleri yapmalıyız,” diyordu. Bir hafta sonra Musk, Ukrayna’nın sınırlarının yeniden çizilmesi için yeni referandumlar yapılmasını ve Kırım’ın kontrolünün Rusya’ya verilmesini öngören kendi barış planını tweetledi. Musk daha sonraki tweetlerinde Rusya lehine bir sonucu kaçınılmaz olarak nitelendirdi ve bazılarının ‘Rusya’yı tercih ettiğini’ savunduğu doğu Ukrayna bölgelerini vurgulayan haritalar ekledi.
Musk ayrıca Twitter takipçilerine plan hakkında anket yaptı. Milyonlarca kişi yanıt verdi ve yaklaşık yüzde altmışı öneriyi reddetti.
Makalede görüşlerine yer verilen Ukrayna ordusundan bir sinyal uzmanı, askerlerin Rusya’ya bağlanan Donetsk, Lugansk, Herson, Zaporijya gibi bölgelere girdikleri anda Starlink bağlantılarının kesildiğini ileri sürüyor. Amerikalı ve Ukraynalı yetkililer, SpaceX’in erişim alanlarını ‘kordon altına alarak’ coğrafi sınırlama yoluyla bağlantıyı kestiğine inandıklarını söylüyorlar.
SpaceX diğer savunma sanayii tekelleri gibi değil
Üst düzey bir savunma yetkilisi, bu konuda ne yapabileceklerini anlamak için bakanlık içinde bir dizi toplantı yaptıklarını itiraf ediyor. Ona göre Musk’ın rolü, hükümetin aracı rolü gibi ‘alışılmadık zorluklar’ ortaya çıkarıyordu. Yetkili, “Onu sözleşmeyi ihlal etmekle falan suçlayamayız. Pentagon’un SpaceX ile sözleşmeye dayalı bir anlaşmaya varması gerekecekti ki en azından Musk bir sabah uyanıp artık bunu yapmak istemediğine karar veremesin,” ifadelerini kullanıyor.
Normalde bu tip bir müzakere Pentagon’un satın alma departmanı tarafından yürütülüyor. Fakat New Yorker’a göre Musk, Boeing, Lockheed ya da diğer savunma sanayi devleri türü bir satıcıdan daha fazlası haline gelmiş durumda. Farrow’un aktardığına göre, Musk’la Paris’ten telefonda görüşen Kahl ‘saygılıydı.’ Görüşmenin gizli olmayan konuşma notlarına göre, Musk’a Ukrayna’daki çabaları için teşekkür etti, katlandığı yüksek maliyetleri kabul etti ve bir sözleşme tasarlamak için birkaç hafta rica etti.
Kahl’a göre Musk hemen ikna olmamıştı: “Benim çıkarımım, Starlink’in katılımının Rusya’da giderek Ukrayna’nın savaş çabalarını desteklediği şeklinde algılanmasından tedirgin olduğu ve Rusya’nın endişelerini yatıştırmanın bir yolunu aradığı yönündeydi.”
Bakanlık ile SpaceX anlaştı
Pentagon yetkililerini ‘dehşete düşüren’ Musk, Putin ile şahsen konuştuğunu açıkladı. Farrow’a konuşan bir başka kişi de Musk’ın Rusya yanlısı barış planını tweetlemeden önceki haftalarda da aynı iddiada bulunduğunu ve Kremlin ile istişarelerinin ‘düzenli olduğunu’ söylediğini aktardı. Musk daha sonra Putin ile Ukrayna hakkında konuştuğunu inkar etti.
On beş dakikalık görüşmenin ardından Musk Pentagon’a daha fazla zaman vermeyi kabul etti. Ayrıca, kamuoyundan gelen tepkiler üzerine ve bariz bir kızgınlıkla, hizmeti kesme tehditlerini geri çekti. “Canı cehenneme,” diye tweet atıyordu, “Starlink hala para kaybediyor ve diğer şirketler vergi mükelleflerinin milyarlarca dolarını alıyor olsa da, biz Ukrayna hükümetini ücretsiz olarak finanse etmeye devam edeceğiz.” Nihayetinde Haziran ayında Savunma Bakanlığı, SpaceX ile bir anlaşmaya vardığını duyuruyordu.
ABD’nin Musk’a bağımlı olduğu alanlar
ABD hükümetinin birçok alanda Elon Musk’ın şirketlerine bağımlı olduğu bir sır değil.
SpaceX şu anda NASA’nın ABD topraklarından uzaya mürettebat taşımasının tek aracı ve bu durum en az bir yıl daha devam edecek. Birçok yetkili NASA’nın temel hizmetler için SpaceX’e bel bağlamasından endişe duyduklarını söylüyor. Eski NASA Başkanı Jim Bridenstine, “Devlet tekelinden daha kötü tek bir şey vardır. O da hükümetin bağımlı olduğu özel bir tekeldir. Tüm yumurtalarımızı tek bir sepete koyduğumuzdan endişe ediyorum ve bu sepet de SpaceX sepeti,” diyor.
Öte yandan, bazı yetkililer, şirketle ilgili gerginliklere rağmen, bunun hükümet bürokrasilerini ‘daha kıvrak hale getirdiğini’ öne sürüyor. NASA’nın uzay operasyonlarından sorumlu yönetici yardımcısı Kenneth Bowersox, “SpaceX ve NASA birlikte çalıştığında, optimum hıza daha yakın çalışıyoruz,” iddiasında bulunuyor.
Bunun yanı sıra, hükümetin otomobil endüstrisini elektrikli otomobillere yönlendirme planı, ABD otoyolları boyunca şarj istasyonlarına erişimin artırılmasını gerektiriyor. Tesla, ülkenin büyük bir bölümünü kendi özel şarj istasyonlarıyla doldurdu ve Biden yönetimi, Musk’ın hoşlanmadığı evrensel şarj standardı düzenlemesini gevşetti. Tesla, istasyonlarını diğer şarj standardıyla uyumlu hale getirdiği sürece milyarlarca dolar sübvansiyon almaya hak kazandı.
Son yirmi yılda Musk, onlarca yıllık özelleştirmelerin ve altyapı yatırımlarının geri çekilmesinin ardından devletin geri çekildiği kritik alanlarda iş fırsatları yaratmayı başardı. New Yorker’a konuşlan NASA, Savunma Bakanlığı, Ulaştırma Bakanlığı, Federal Havacılık İdaresi ve Mesleki Güvenlik ve Sağlık İdaresinden mevcut ve eski yetkililer, Musk’ın etkisinin işlerinde ‘kaçınılmaz hale geldiğini’ söylüyor ve birçoğu artık ona bir tür ‘seçilmemiş yetkili’ gibi davrandıklarını vurguluyor.
New Yorker muhabiri daha da ileri giderek şunları yazdı: “Bir Pentagon sözcüsü, Musk’ı Ukrayna’daki rolüyle ilgili sorularımdan haberdar ettiğini ve ancak Musk’ın izniyle konuyla ilgili bir yetkiliyle röportaj yapabileceğini söyledi. Bana, ‘Elon isterse sizinle konuşuruz,’ dedi.”
Geçen yıl bir podcast röportajında Musk’a Amerikan hükümetinden daha fazla etkiye sahip olup olmadığı sorulduğunda, cevabı “Bazı açılardan [evet],” olmuştu. Musk ile birlikte PayPal’ı kuran Reid Hoffman, Musk’ın tutumunun, ‘14. Louis gibi: ‘L’état, c’est moi [Devlet benim]’ olduğunu ileri sürüyor.
Çin ile ilişkiler
Elon Musk ve Tesla’nın Çin’deki yatırımları da ABD yönetiminin başını ağrıtıyor. Musk, Ukrayna’ya verdiği Starlink desteğinin Pekin tarafından hoş karşılanmadığını itiraf etmişti.
Musk kısa süre önce Financial Times’a (FT) Pekin’in Kiev’e internet hizmeti sağlama kararını onaylamadığını söylemiş ve benzer teknolojiyi Çin’de kullanmayacağına dair güvence istediğini aktarmıştı. Aynı röportajda, Çin’in Tayvan üzerinde kontrol sağlama çabalarına ilişkin sorulara da başka bir barış planı ortaya atarak yanıt vermişti. Musk, Tayvan’ın, ‘ortaklaşa kontrol edilen’ bir idari bölge haline gelebileceğini öne sürmüştü.
Bu bahar Pekin’e yaptığı bir gezi sırasında Musk, Reuters’ın ‘dalkavukluk ve ziyafetler’ olarak özetlediği bir şekilde karşılanmıştı. Musk aralarında Çin Dışişleri Bakanının da bulunduğu üst düzey yetkililerle bir araya gelmişti.
Pentagon, Silikon Vadisini kıskaca aldı: Sermaye, savunma sanayisine akıyor
Musk’ın yüksek yerlerdeki tanıdıkları
Bununla birlikte, ünlü milyarderin Amerikan müesses nizamı içinde, özellikle de Pentagon’da iyi ilişkilere sahip olmaya devam ettiği görülüyor.
Örneğin Musk aralarında Genelkurmay Başkanı General Mark Milley’in de bulunduğu bazı yetkililerle hayli yakın. Milley New Yorker’a, birkaç yıl önce Milley’in Genelkurmay Başkanı olduğu dönemde tanıştıklarından beri savaşta teknoloji uygulamaları-yapay zeka, elektrikli araçlar ve otonom makineler üzerine konuştuklarını söyledi. Ona göre Musk, “Savaşın karakterindeki temel değişim ve ABD ordusunun modernizasyonu konusundaki düşüncelerimi şekillendirmeme yardımcı olan bir içgörüye sahip.” Dahası, Milley’e göre, Starlink tartışmaları sırasında Musk tavsiye almak için onu aradı.
Fakat Musk’ın Pentagon üzerindeki etkisinden şikayet edenler de yok değil. Bir Pentagon yetkilisi, “Elon’un bu şirketi yönettiği ve kendi kontrolü altında özel bir işletme olduğu bir dünyada yaşarken, onun lütfuyla geçiniyoruz. Bu berbat bir şey,” diyor.
Amerika
JD Vance, Tucker Carlson bağlantılı isimlerle kendi bağış tabanını oluşturuyor

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in ev sahipliğinde düzenlenen bir bağış etkinliği, genç siyasetçinin Tucker Carlson bağlantılı isimlerle kendi tabanını oluşturmaya çalıştığının bir gösterfgesi.
İlk olarak Axios tarafından haber yapılan bu etkinlik, Tucker Carlson’ın medya şirketinin önemli destekçilerinden biri olan İran asıllı Amerikalı yatırımcı Omeed Malik’in evinde düzenlendi.
Malik’in yanı sıra, bağış etkinliğine Vance’in ve Carlson’ın yakın müttefiki Donald Trump Jr. da katıldı.
Malik, Trump Jr. ile ortak oldukları 1789 Capital yatırım şirketinde iş ortağı. Bu şirket, Orta Doğu ve diğer yabancı yatırımcılardan önemli miktarda fon topladı ve Katar Yatırım Kurumu ile de iş yaptı.
Ocak ayında Malik, Trump Jr. ve Carlson ile birlikte Katar’daki Doha Forumu’nda göründü.
Trump Jr. ve Malik de Mayıs 2025 Katar Ekonomi Forumunda “Amerika’ya Yatırım” başlıklı ortak bir panelde konuşma yapmıştı.
Polymarket’in kurucusu Shayne Coplan, GRV Strategies’in kurucusu Garrett Ventry, Ticaret Bakanı Howard Lutnick’in oğlu Brandon Lutnick, Trump’ın danışmanı Steve Witkoff’un oğlu ve World Liberty Financial’ın kurucu ortağı Zach Witkoff da etkinlikte yer aldı.
Vance’in önemli müttefiklerinden biri olan ve Rockbridge Network’ün başkanı Chris Buskirk, etkinliğin ev sahiplerinden biriydi.
Resepsiyonun ardından, yaklaşık 20 kişinin katıldığı daha samimi bir akşam yemeği düzenlendi. Resepsiyona katılanlar Cumhuriyetçi Ulusal Komite’ye 100.000 dolar bağışladı.
Akşam yemeğine katılanlar ise 250.000 dolar bağışladı.
Jewish Insider’a göre bu bağış etkinliği, Carlson’un İsrail hakkındaki görüşleri nedeniyle sert tepkilerle karşı karşıya kalmasına rağmen, Vance’in Carlson’un ağıyla devam eden bağlarını gözler önüne seriyor.
Carlson, İran’la savaş konusunda Başkan Donald Trump ile yollarını ayırdıktan sonra “üçüncü bir siyasi parti”nin kurulmasına ön ayak oluyor.
JD Vance’in de İran’a karşı savaşa özel konuşmalarında karşı çıktığı ileri sürülüyor.
5 milyon dolar toplandığı bildirilen bu bağış etkinliği, Vance’in, Trump sonrası dönemi şekillendirecek “popülist sağdaki” genç bağışçılardan oluşan bir koalisyon kurduğunu gösteriyor.
Jewish Insider, Vance’in faaliyetlerinin bazı “geleneksel Cumhuriyetçiler” arasındaki endişeleri artırdığına işaret ediyor.
Yahudi muhafazakârlar, davetiyenin perşembe günü internette ortaya çıkmasıyla birlikte sosyal medyada bu bağış etkinliğiyle ilgili endişelerini dile getirdiler.
Vance, son aylarda İsrail’e yönelik eleştirilerini yoğunlaştırdı. Örneğin, İsrail’in etki kampanyalarının ABD’nin İran savaşı hakkındaki görüşünü “manipüle ettiğini” iddia ederken, Tahran ile müzakerelere ilişkin anlaşmazlıklar nedeniyle İsrailli yetkilileri kamuoyu önünde suçladı.
2028’de kimin başkanlık yarışına gireceği ve Vance’in favori aday olup olmayacağına dair spekülasyonlar artarken, birçok Yahudi Cumhuriyetçi bağışçı Vance’e karşı temkinli davranmaya devam ediyor.
Başkan yardımcısı, Yahudi Cumhuriyetçilere bazı yakınlaşma girişimlerinde bulunmuş olsa da, çarşamba gecesi düzenlenen bağış etkinliği, İsrail yanlısı Cumhuriyetçiler arasında memnuniyetsizlik yarattı.
Vance: İsrail destekli kampanya İran mutabakatını sabote ediyor
Amerika
S&P: Avrupa’da petrol işleme kapasitesi 2035’e kadar yüzde 20 azalacak

Yüksek yakıt talebine ve hükümetlerin üretim artırma çağrılarına rağmen Avrupa ve Kuzey Amerika’daki rafineri kapasitelerinin önümüzdeki on yılda küçülmeye devam etmesi bekleniyor. S&P Global Energy verilerine göre 2035 yılına kadar Avrupa’da petrol işleme hacmi yüzde 20, ABD’de ise yüzde 7 oranında daralacak.
Financial Times’ın haberine göre, yüksek yakıt talebine ve hükümetlerin istikrarlı arz sağlama çabalarına rağmen Avrupa ve Kuzey Amerika’daki petrol rafinerilerinin kapasiteleri önümüzdeki on yılda daralmayı sürdürecek.
S&P Global Energy projeksiyonlarına göre, 2035 yılına kadar Avrupa’da ham petrol işleme hacmi yüzde 20 azalarak günlük 9 milyon varilin biraz üzerine gerileyecek.
ABD’de ise söz konusu gösterge yüzde 7 düşüşle günlük 16,7 milyon varile inecek. Buna karşılık Çin, Hindistan, Ortadoğu ve Afrika’daki rafineri kapasiteleri artmaya devam ediyor.
Avrupa ve ABD’deki rafineriler, Ortadoğu’daki savaş kaynaklı yakıt açığı nedeniyle bu yıl neredeyse tam kapasiteyle çalışıyor. Ancak analistler bu durumun, eski ve küçük ölçekli işletmelerin kapatılması yönündeki uzun vadeli eğilimi değiştirmeyeceğini değerlendiriyor.
Avrupa’da yakıt talebinin azalmasındaki temel etkenlerden biri elektrikli araç satışlarındaki artış olarak öne çıkıyor. Yılın ilk yarısında elektrikli araç satışları Fransa’da yaklaşık yüzde 63, Almanya’da ise yüzde 48 arttı.
Uzmanlara göre bir diğer neden, hükümetlerin kapasite artırma çağrılarına rağmen yatırımcıların yeni projelere destek verme konusundaki isteksizliği oldu.
Reuters haber ajansı, Ortadoğu ve Ukrayna’daki çatışmalara bağlı küresel tedarik kesintilerinin yaşandığı bir ortamda Hindistan, ABD ve Çin’in yakıt ihracatını artırdığını aktardı.
Ajans ve görüşlerine yer verilen uzmanlar, fiyat artışları ile arz açığının bu ülkelere, daha önce Ortadoğu ve Rusya yakıtına bağımlı olan ülkelere sevkiyatı artırma imkanı tanıdığına işaret etti.
Reuters küresel petrol üretim hacimlerinde düşüş ihtimalini de dışlamadı. Temmuz ayında küresel yakıt işleme miktarı bir önceki yıla göre 5 milyon varil azalarak günlük yaklaşık 89 milyon varile geriledi; mevcut talep ise günlük 100 milyon varilin üzerinde seyrediyor.
Aynı dönemde ABD’den yapılan dizel ve fuel-oil ihracatı 7 Ağustos ile biten haftada günlük 1,9 milyon varille rekor seviyeye ulaştı.
Endonezya’nın benzin ithalatı ise temmuz ayındaki 9-10 milyon varil seviyesinden ağustos ayında 11-12 milyon varile yükseldi.
Bu süreçlere paralel olarak Hindistan, Asya için kilit tedarikçi konumunu korurken bölgesel rakibi Çin temmuz ayında yakıt sevkiyatını hazirandaki 240,9 bin ton seviyesinden 1,1 milyon tona çıkardı.
Doğalgaz alanında ise Avrupa Komisyonu verilerine göre Avrupa Birliği’nin en büyük tedarikçisi Norveç oldu.
Amerika
Amerikan tahvil piyasasına müdahaleye Wall Street tepkisi

Hazine Bakanı Scott Bessent’in ABD tahvil piyasasını canlandırma girişimi, Washington’un 40 trilyon dolarlık borç yükü ve giderek tırmanan enflasyon konusundaki endişelerin artmasıyla birlikte yatırımcılar tarafından “kurşun deliğine yapıştırılan yara bandı” olarak nitelendirildi.
Financial Times’a (FT) göre ABD Hazine Bakanlığı çarşamba günü, önümüzdeki aydan itibaren uzun vadeli devlet tahvili alımlarını “en az iki katına çıkarma” planlarını açıklayarak Wall Street’i şaşkına çevirdi.
Duyurunun ardından uzun vadeli Hazine tahvilleri hızla yükseldi ve 30 yıllık borçlanma maliyetlerini, birkaç gün önce ulaştıkları 19 yılın en yüksek seviyesinden aşağı çekti.
Gelgelelim bu yükseliş kısa sürede sönümlendi. Perşembe günü Bessent, dünyanın en önemli piyasasını dizginlemek için elindeki “geniş araç setini” tanıtmak üzere CNBC’ye çıkmasına rağmen, getiriler yeniden yükselmeye başladı.
Morgan Stanley Investment Management’ın yatırım direktörü Jim Caron, “[Bessent] sorunu anlıyor. Fakat sorunu anlamakla, bu konuda somut bir şey yapabilmek iki farklı şey. Hazine, uzun vadeli getirileri kontrol edemez,” dedi.
Bessent’in geri alım stratejisi, eski hedge fon yöneticisinin önceki birçok Hazine başkanıdan çok daha alışılmadık bir yaklaşım benimsediğinin en son örneği.
Son haftalarda, avro satarak Japon yenini güçlendirmek için nadir görülen bir hamle başlattı ve İran’la müzakerelerde yakın zamanda ilerleme kaydedileceğine dair sinyaller vererek petrol fiyatlarını defalarca etkiledi.
Öte yandan bu girişim, onu 32 trilyon dolarlık piyasadaki “tahvil bekçileri” ile karşı karşıya getirdi.
Bu yatırımcılar, Amerika’nın kötüleşen kamu maliyesi, ısrarla yüksek seyreden enflasyon ve yapay zeka patlamasını finanse etmek için Büyük Teknoloji şirketlerinin aşırı borçlanma eğiliminden korkuyorlar.
Nomura’dan Charlie McElligott, Bessent’in Hazine tahvili geri alım planının “tek başına kurşun deliğine yapıştırılan yara bandı” niteliğinde olduğunu ve “piyasa güçlerini yatıştırmak için yeterli olmayacağını” söyledi.
Hazine Bakanlığı çarşamba günü yaptığı açıklamada, 9 Eylül’den itibaren vadesi 10 ila 30 yıl arasında olan Hazine tahvillerine yönelik düzenli alımlarını 2 milyar dolardan 4 milyar dolara veya daha fazla bir seviyeye çıkaracağını duyurdu.
Bu adım, başlangıçta eski Hazine tahvillerinin alım satımını kolaylaştırmak amacıyla tasarlanan programın büyük ölçüde genişletilmesi anlamına geliyor.
Bazı analistler, Hazine’nin normalde borçlanma stratejisini açıkladığı üç aylık yeniden finansman duyurusundan iki hafta sonra gelen bu ani hamlenin, kurumun güvenilirliğini zedelediğini belirtti.
Jefferies’in ABD baş ekonomisti Thomas Simons, “İletişim stratejisindeki bu kopukluğun, kurumun yönlendirmelerinin genel güvenilirliğini azalttığını söylemenin abartı olmadığını düşünüyoruz,” dedi.
Bessent bunu açıkça dile getirmemiş olsa da, çoğu yatırımcı Hazine Bakanlığı’nın uzun vadeli menkul kıymetlerin geri alımlarındaki artışı, daha fazla kısa vadeli borç ihraç ederek dengelemesini bekliyor.
Bu hamle, bakanlığı faiz oranlarındaki dalgalanmalara maruz bırakıyor. Bessent’in 2024 yılında, o dönemki Hazine Bakanı Janet Yellen’ı benzer bir politika izlediği için eleştirdiği gözden kaçmadı.
Jones Trading’den Mike O’Rourke, “Asıl soru, Bessent’in eleştirdiği yolu izlemeye devam edip etmeyeceği,” dedi.
O’Rourke, Hazine Bakanı’nın “sorunları örtbas etmeye” devam etmeyi planlıyorsa “daha büyük ve daha agresif” adımlar atmak zorunda kalacağını öngörüyor.
Bessent, İran savaşının etkilerini ve 30 yıllık Hazine piyasasındaki “çok zayıf” likiditeyi gerekçe göstererek, “getirilerin temel iktisadi göstergeleri yansıtmadığını” savundu.
Washington’ın bu hafta sonu veya önümüzdeki hafta başında “mali konsolidasyona daha fazla odaklanılacağını” açıklayacağını belirten Bessent, ABD’nin kamu açıklarının zirveye ulaşmış olma ihtimalinin “çok yüksek” olduğunu da sözlerine ekledi.
Siyasi tarafsızlığıyla bilinen Kongre Bütçe Ofisi, ABD bütçe açığının bu yıl yüzde 5,8 seviyesinde gerçekleşeceğini öngörüyor.
Bu rakam 2025 yılına kıyasla sabit kalırken, Bessent’in uzun süredir dile getirdiği 2028 yılına kadar yüzde 3’e ulaşma hedefinin oldukça üzerinde.
Evercore’dan Sarah Bianchi, “Bessent’in açıklamaları, yüksek borçlanma maliyetlerinin temel etkenlerine odaklanılacağını işaret etse de, yönetimin bu noktada bütçe açığı konusunda gerçekçi ve önemli bir adım atabileceğine şüpheyle bakıyoruz. Bu hafta yapılan sürpriz hisse geri alım duyurusu sadece geçici bir etki yarattı ve bütçe açığıyla ilgili herhangi bir duyurunun da en az bunun kadar sınırlı olacağını düşünüyoruz,” dedi.
AllianceBernstein’ın sabit getirili menkul kıymetler başkanı Scott DiMaggio, geri alımların daha kalıcı bir etki yaratması için “Federal Rezerv’in harekete geçmesi gerekiyor. Ayrıca, bütçe açığı ve borç yönetimi konusunda da adımlar atılmalı,” dedi.
Diğer uzmanlar ise Bessent’in artırılmış geri alım planının, yükseliş eğilimini tamamen tersine çevirmek yerine, Hazine’nin endişesini göstermek ve tahvil getirilerindeki artışı yavaşlatmak amacıyla tasarlandığını vurguladı.
PGIM’in küresel tahvil bölüm başkanı Robert Tipp, Bessent’in müdahalesi olmasaydı ABD tahvil piyasasındaki satış dalgasının daha belirgin olacağını savundu.
Tipp, “Bu, setin çökmesini engellemek için atılan bir adım, ancak faiz oranlarının yükseldiği, mali israfın ve hedefin üzerinde enflasyonun hüküm sürdüğü bir dünyadasınız ve açıkçası ABD, diğer ülkelerin tahvil piyasalarına kıyasla daha iyi performans göstermiştir,” dedi.
JPMorgan: İpotek borcunu kredi kartıyla ödemek gibi
JPMorgan’a göre, ABD hükümetinin Hazine piyasasındaki baskıyı yönetmeye yönelik çabaları, küresel borç ihracındaki artışın yatırımcı talebini sınadığı bir ortamda, sorunu sadece geleceğe erteleyebilir.
JPMorgan’ın küresel temel araştırma bölümünün eş başkanı James Sullivan, bugün (21 Ağustos) CNBC’nin “Squawk Box” programında yaptığı açıklamada, Hazine’nin fiilen vadesi uzun tahvilleri geri alırken vadesi kısa tahviller ihraç ettiğini, bu stratejinin geçici bir rahatlama sağlayabileceğini ancak temel borç yükünü olduğu gibi bıraktığını belirtti.
Sullivan, bu yaklaşımı uzun vadeli yükümlülüklerin daha kısa vadeli borçlanma yoluyla yeniden finanse edilmesine benzetti.
Sullivan, “Bu, ipotek borcunuzu kredi kartınızla ödemek gibi bir şey. Bir süre işe yarayabilir ama eninde sonunda bu uyumsuzluk daha belirgin hale gelmeye başlar,” diye ekledi.
Bu müdahale, kısa vadede borçlanma maliyetlerinin kontrol altına alınmasına yardımcı olabilir; fakat Sullivan’ın endişesi, bunun asıl büyük sorunu çözmede pek bir işe yaramaması: Sonunda alıcı bulmak zorunda kalınacak olan, giderek yükselen devlet ve şirket borçları duvarı.
Sullivan, “Hükümetlerin piyasaları kontrol etmeye çalışması, çoğu zaman pek de cazip bir durum değil,” dedi.
Yabancıların Amerikan borcundaki etkisi azaldı
Öte yandan ABD devlet tahvili getirilerindeki son dönemdeki büyük dalgalanmalar, kısmen yeni bir finansal gerçeği yansıtıyor.
Uzun bir süredir yabancı hükümetler, eskisine kıyasla ABD’nin bütçe açıklarını finanse etmeye eskisi kadar istekli değil.
ABD Hazine piyasasının, yabancı hükümetlerin nakitlerini güvenli bir şekilde sakladıkları yer olarak üstlendiği rol, ABD hükümetine ve ekonomisine büyük avantajlar sağladı ve borçlanma maliyetlerini normalde olacağından daha düşük seviyede tuttu.
Axios’a konuşan analistlere göre, bu hamle dün tahvil piyasasını istikrara kavuşturmaya yardımcı oldu ve getirileri düşürdü ama aynı zamanda başka riskler de yaratabilir.
Evercore ISI analistleri, “Hazine’nin artan aktif rolü, eğer devam ederse, yatırımcıların daha yüksek oynaklığı ve politika sürprizleri riskini hesaba katmaya başlaması nedeniyle doların cazibesini azaltabilir,” diye yazdı.
BNP Paribas analistleri ise şöyle yazdı:
“Bunun, Fed’in faiz oranlarını hâlâ sabit tutarken uzun vadeli getirilerin [finansal kriz] öncesi zirve seviyelerine ulaşmasına bir tepki olduğunu düşünüyoruz. Hisse geri alımlarının, Fed’in güvenilirliğinde devam eden kaybı telafi etmek için yeterli olacağını düşünmüyoruz.”
Merkez bankaları, maliye bakanlıkları ve devlet varlık fonları gibi resmi yabancı kuruluşlar, ABD Hazine tahvillerinin toplamda yaklaşık %12’sine sahip.
Bu oran, finansal kriz sırasında ve sonrasında yaklaşık %40’tan bu seviyelere düştü.
Bu kuruluşlar, Hazine tahvillerini para kazandıran yatırımlar olarak değil, trilyonlarca dolarlık nakdi güvenli bir şekilde saklamak için bir araç olarak görüyorlardı.
Başka bir deyişle, Hazine piyasasını bir nevi inanılmaz büyüklükte bir banka hesabı olarak kullanıyorlardı ve banka hesabı olan sıradan insanlar gibi, bu kurumların da öncelikli kaygısı güvenlik, emniyet ve kullanım kolaylığıydı. Faiz oranı ise ikincil öneme sahipti.
Bu yabancı yatırımcılar genellikle “fiyata duyarsız” olarak nitelendirilirdi; bu da trilyonlarca dolarlık borç senetleri için alıcı bulmaya çalışırken son derece kullanışlı bir durumdu.
Bu tutumlar son yıllarda değişmeye başladı. Yabancı hükümetlerin Hazine tahvillerindeki toplam payındaki gerileme, 2016 yılında hız kazanmaya başladı.
O yıl Çin, ekonomik sıkıntılar sırasında para birimini korumak amacıyla elindeki Hazine tahvillerini elden çıkarmaya başlamıştı.
COVID salgını sırasında, dünya liderleri de pandeminin maliyetlerini karşılamak için Hazine tahvillerini nakde çevirmeye çalışırken, ABD hükümetinin toplam borç seviyesi keskin bir artış gösterdi ve bu düşüş hızlandı.
2022’de başlayan Rusya-Ukrayna karşı savaşı da bu baskıyı artırdı; zira Rus devlet varlıklarının dondurulması, ülkelerin ulusal servetlerini saklamak için dolar cinsinden varlıkları kullanma konusundaki kararlarını yeniden gözden geçirmelerine neden oldu.
Yabancı hükümetlerin davranışlarında bir değişiklik olsa da, Hazine tahvillerini toplu olarak elden çıkarmadılar.
Toplamda, tahvil tutarları yıllardır 4 trilyon doların biraz altında kalarak istikrarlı seyrediyor.
Fakat ABD devlet borcunun toplam tutarının patlama yaşayıp son zamanlarda 40 trilyon dolara –GSYİH’nin yaklaşık %120’sine– ulaşmasıyla birlikte, Hazine piyasasındaki payları keskin bir düşüş gösterdi.
Yabancı devlet alıcılarının geri çekilmesiyle birlikte, piyasanın daha büyük bir kısmı, güvenlik odaklı devlet rezerv yöneticileriyle pek az ortak noktası olan hedge fonları gibi tüccarların ve yatırımcıların eline geçti.
Fed, Hazine karşısında “ters ayakta” kaldı
Hazine Bakanlığı’nın borç yönetimi alanındaki değişikliklerinin ABD merkez bankasının para politikası tercihlerini nasıl etkileyebileceği sorulduğunda, iki Federal Rezerv yetkilisi temkinli bir tavır sergiledi.
Bu müdahale, finansal koşullara en büyük etkiyi hangi kurumun yaptığına dair finansal piyasalarda olası bir kafa karışıklığı yaratması nedeniyle Fed için potansiyel zorluklar doğuruyor.
Diğer tüm koşullar sabit kaldığı sürece, Hazine Bakanlığı’nın bu hamlesi finansal koşulları gevşetirken, enflasyonu dizginlemek için faiz artırımına gidebilecek olan Fed ile sürtüşmeye yol açabilir.
St. Louis Fed Başkanı Alberto Musalem, Hazine Bakanlığı’nın uzun vadeli devlet tahvillerinin geri alımında daha agresif bir tempoya geçme kararının sorulması üzerine, “Biz çok basit bir şekilde işgücü piyasasına ve enflasyona odaklanıyoruz; para politikasını, borç yönetimi veya maliye politikasından bağımsız olarak belirliyoruz,” dedi.
Bloomberg’e konuşan San Francisco Fed Başkanı Mary Daly, mevcut uzun vadeli tahvil getirilerinin “Fed’in politika ayarlamaları veya politika kalibrasyonu konusunda ne yapmamız gerektiğine dair bize pek fazla ipucu vermediğini” söyledi.
Daly, Fed politikasının “iyi bir noktada” olduğunu düşündüğünü belirtirken, uzun vadeli tahvilleri, bunların iktisadi görünüm için ne anlama geldiğini görmek amacıyla takip ettiğini de ekledi.
Geçen ay Fed’in faiz oranlarını değiştirmeden bırakma kararını güçlü bir şekilde desteklediğini belirtti.
Hazine tahvili ihraçlarının daha kısa vadeli tahvillere kaymasının Fed’in para politikasını yürütme şekli açısından sorun yaratıp yaratmayacağı sorulduğunda, “Henüz erken bir aşamadayız ve bu konuları derinlemesine düşünme fırsatımız olana kadar bu tür konuları tartışmak konusunda aceleci davranmak istemem,” dedi.
Bessent ise herhangi bir çatışma ihtimalini önemsiz gösterdi ve Fed’in faiz kararlarının Hazine Bakanlığı’nın yaptıklarından tamamen bağımsız olduğunu belirtti.
ABD merkez bankasının bilançosunu etkileyebilecek her türlü hususa gelince, iki kurum “(Fed) bilançosunda herhangi bir değişiklik olması halinde işbirliği yapacaktır ve biz de… onların gerçekleştirdiği her türlü tahvil satışına uyum sağlayacağız,” dedi.
Kısa vadeli tahvil ihracının artması, piyasa faiz oranları üzerinde yukarı yönlü baskı yaratarak, merkez bankasının faiz politikasını yönetme biçiminde teknik zorluklara yol açabilir.
Fed’in faiz kontrol sistemi, bir dizi araç ve likidite imkânı aracılığıyla faiz oranlarını yönetmek için para piyasası koşullarını etkilemeye dayanıyor.
Daly, Fed için asıl meselenin, enflasyon ve istihdam hedeflerine nasıl ulaştığına dair “mekanizmalar”dan ziyade, bu hedefleri gerçekleştirme konusundaki kararlılığı ve bunu başarma kabiliyeti olduğunu da sözlerine ekledi.
Warsh “daha az müdahale”den yana
Geçen ayki Fed basın toplantısında Başkan Kevin Warsh, uzun vadeli faiz oranlarındaki artışın, yatırımcıların iktisadi görünüşe daha bağımsız bir şekilde tepki verdiklerini gösterdiğini söylemişti.
Warsh şöyle konuşmuştu:
“Piyasa katılımcıları hakeme değil, topa odaklanmayı öğreniyorlar. Piyasa fiyatları, kendilerinin uygun gördüğü yönde ve ölçüde tepki vermeye devam edecek. Bu, bana göre olumlu bir değişim ve daha yeni başlıyoruz.”
Warsh, finansal koşulların belirlenmesinde piyasaların daha büyük bir rol üstlenmesini savunurken, Bessent ise borçlanma maliyetlerinin düşürülmesini Trump yönetiminin satın alınabilirlik gündeminin merkezi bir parçası haline getirdi.
Bu gerilim, uzun vadeli getiriler ani bir artış gösterdiğinde açıkça ortaya çıkıyor. Fed’in bir piyasa sinyali olarak gördüğü durum, hanehalkları ve işletmeler için daha yüksek borçlanma maliyetlerine yol açarak, yönetim yetkililerinin çözmeye çalıştığı satın alınabilirlik sorununu daha da kötüleştiriyor.
Warsh, yatırımcıların Washington’dan gelen sinyaller yerine ekonomiye odaklanmasını istiyor.
Fakat Hazine Bakanlığı’nın bu hamlesi, piyasalara Washington’ı takip etmeye devam etmeleri için yeni bir neden sunuyor.
Görüş2 hafta önceTürkiye ve İsrail ilişkilerinin geleceği
Dünya Basını2 hafta önceThe Jerusalem Post: Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan savunma anlaşması İsrail’e tehdit
Ortadoğu2 hafta önceMısır, üçlü pakta neden katılmadı?
Diplomasi2 hafta önce‘İslami NATO’ mu? Yeni savunma paktı Hindistan’ı neden tedirgin ediyor?
Diplomasi2 hafta önceUkrayna, Türkiye’den 70 ATACMS ve diğer ABD menşeli silah satın aldı
Rusya6 gün önceDört AB ülkesi daha Rus pasaportlarına kısıtlama getiriyor
Dünya Basını5 gün önceThe Economist, Daron Acemoğlu’nu yerden yere vurdu: “Sığ ve inandırıcılıktan uzak”
Asya2 hafta önceVietnam, yerli üretim en büyük denizaltı savunma gemisinin inşasına başladı









