Asya
Çin’in barışçıl yükselişi mümkün mü?

Editörün notu: Güneydoğu Norveç Üniversitesi’nden siyaset bilimi profesörü Glenn Diesen, Çin’in yükselişinin kaçınılmaz olarak ABD ile rekabeti artırdığını ve uluslararası gerilimi tetiklediğini vurguluyor. Çin’in barışçıl yükselişinin başarısı, hem Pekin’in stratejilerine hem de ABD’nin bu yeni güç dağılımına uyum sağlama yeteneğine bağlı. ABD’nin Soğuk Savaş sonrası kurduğu tek kutuplu sistem artık sürdürülemez hale geldi; bu da güç rekabetini yönetmeyi zorlaştırıyor. Çin, ekonomik gücünü sanayileşme ve ihracat odaklı kalkınma ile artırırken, 2008-09 Küresel Mali Krizi ilişkilerin dönüm noktası oldu. Bu kriz, Çin’in ABD’ye olan bağımlılığını azaltma çabalarını hızlandırdı. Çin, ekonomik ortaklarını çeşitlendirip Kuşak ve Yol Girişimi gibi projelerle yeni finansal yapılar kurdu. Barışçıl yükseliş artık, çok kutuplu bir dünya düzeni inşa etmeyi ve uluslararası güç dengelerini yönetmeyi hedefleyen bir yaklaşıma dönüştü.
Çin’in barışçıl yükselişi mümkün mü?
16 Kasım 2024
Çin’in muazzam yükselişi, kaçınılmaz olarak ABD ile güvenlik rekabetini tetikleyerek dünyanın en büyük iki ekonomisi arasında gerilim yaratacaktır.
Fakat, Çin’in barışçıl bir şekilde yükselmesi sadece Pekin’in sorumluluğunda değil; ABD de, uluslararası güç dağılımındaki değişimlere uyum sağlayarak bu güvenlik rekabetini yönetmek zorunda.
Soğuk Savaş’tan sonra ABD, tek kutupluluk (küresel egemenlik) üzerine kurulu bir uluslararası sistem inşa etti ve bu sistem, sahadaki gerçekleri artık yansıtmadığında onu korumaya çalışmak, güvenlik rekabetini yönetmeyi neredeyse imkânsız hale getirecektir.
Geçici bir strateji
Çin’in önceki formatında barışçıl yükselişi, büyük ölçüde geçici bir stratejiydi. Çin’in barışçıl yükselişi, hızlı sanayileşme ve gücünü büyük ölçüde uluslararası işlere fazla müdahil olmadan inşa etmeyi içeriyordu; bu da diğer büyük güçlerin gereksiz endişelerini üzerine çekmekten kaçınmak içindi.
Deng Xiaoping’in ifadeleriyle barışçıl yükseliş, Çin’in amacının “vakti geldiğinde harekete geçmek ve kabiliyetlerini gizlemek” anlamına geliyordu. Çin, hızla sanayileşmek, büyük döviz rezervleri biriktirmek ve küresel değer zincirlerinde kademeli olarak yükselmek için ihracat odaklı bir kalkınma modeli izledi. Peki, Çin artık yeteneklerini gizleyemediğinde ne olacaktı?
Bu “karşılıklı fayda sağlayan” ortaklık sürdürülebilir değildi; zira Çin, sanayi rekabet gücünü ABD’ye karşı kademeli olarak artıracak ve ABD, Çin mallarını satın almak için sürekli daha fazla para gönderecekti.
Bir noktada, ABD, borç seviyeleri sürdürülemez hale geldiğinde ve üretim gücünün kaybı toparlanmayı engellediğinde bu ilişkiden çıkmak isteyecekti.
Çin tarafı da benzer şekilde, ABD’nin artan borçları bir zafiyet haline geldiğinde, ABD’nin borçlarını ödeyemeyecek durumda olması nedeniyle bu ortaklığı yeniden yapılandırmak isteyecekti.
John Maynard Keynes’in özlü bir şekilde ifade ettiği gibi: “Bankanıza yüz pound borçluysanız, bu sizin sorununuzdur. Ama bankanıza bir milyon pound borçluysanız, bu onun sorunudur…”
İlişkinin dönüm noktası, 2008-09 Küresel Mali Krizi oldu. Bu krizde ABD, borçlanma ve harcamanın sürdürülebilir bir iktisadi model olmadığını keşfetti, Çin ise ABD’nin mali disiplinini geri kazanamayacağını fark etti. Washington’un “borçlanarak ve tüketerek” refaha ulaşma politikası, Çin’in ya giderek daha iflas etmiş bir ABD’ye daha fazla yatırım yapmasını ya da ABD Merkez Bankası’nın para basması nedeniyle mevcut yatırımlarının değer kaybetmesini kabullenmesini gerektiriyordu.
ABD, Çin’i ya daha fazla borç vermeye zorlayarak ya da para basacağını belirterek Çin’i tehdit etti. Washington, karşılıklı bağımlılığın mutlak kazançla değil, nispi kazançla ölçülmesi gerektiğini de anlamaya başladı.
Çin, ABD liderliğindeki uluslararası mali sistemi geride bırakmaya ve böylece ABD’nin baskın konumunu zorlamaya mahkûmdu. Çin, ABD’ye aşırı bağımlılığından kurtulmak için diğer Avrasya devleriyle bağlantılar kurmaya, Afrika’da nüfuzunu artırmaya ve hatta ABD’nin “arka bahçesi” olarak görülen Latin Amerika’ya girmeye başladı.
ABD, doğal olarak, bu meydan okumayı tehdit olarak görecek ve bu noktada ABD’ye aşırı derecede bağımlı olmak çok tehlikeli hale gelecekti. Çin’in ABD teknolojilerine aşırı bağımlılığı, Washington’un Çin’in tedarik zincirlerini bozmasına neden olabilirdi; ABD Donanmasının kontrolü altındaki ulaşım koridorlarına ve boğazlara aşırı bağımlılık, Çin’in uluslararası ticaretin ana arterlerinden koparılmasına yol açabilirdi ve ABD bankalarına, ödeme sistemlerine ve dolara olan aşırı bağımlılık, ABD’nin Çin’in finans sistemini durdurabilmesi anlamına gelirdi.
Ayrıca ABD, Tayvan üzerindeki egemenliğini sorgulamaya başlayabilir, “insan hakları STK’ları” ile Hong Kong ve Sincan’ı istikrarsızlaştırabilir ve Çin’in komşularını ABD’nin karşıt ittifak sistemine çekebilirdi. Güçlü bir hegemon olarak ABD, uluslararası ekonomi mimarisi üzerine güven inşa etmeye ve barışçıl bir birlikte yaşama ihtimali yaratmaya çalışır, ancak gerileyen bir ABD hegemonu tahmin edilebilir şekilde son derece acımasız davranır ve uluslararası mali sistem üzerindeki idari kontrolünü rakiplerini zayıflatmak veya yok etmek için kullanır.
Küresel Mali Krizden sonra Çin’e verilecek en iyi tavsiye ne olabilirdi? Çin, ABD’ye olan bağımlılığını azaltmak için ekonomik ortaklarını çeşitlendirmeli ve ABD’nin Çin’i küçültmeye yönelik giderek daha saldırgan hale gelen politikalarına hazırlanmalıydı.
Çin, bunun ardından, Dördüncü Sanayi Devrimi ile ilgili en ileri teknolojilerde liderliği ele almak için iddialı sanayi politikaları başlattı; Kuşak ve Yol Girişimi’ni geliştirerek dünya ile bağlantı kurdu ve alternatif kalkınma bankaları, ödeme sistemleri ve ulusal para birimlerinde ticaret gibi yeni finansal araçlar geliştirdi.
Ayrıca Çin, güçlü bir askeri caydırıcılık inşa etmeye başladı ve ABD’nin ada zincirleri üzerinden uyguladığı çevreleme stratejisini aşmak için hazırlık yaptı.
Amerika’nın paylaşılan yükümlülükleri
“Barışçıl yükseliş”, çift yönlü bir süreç olarak değerlendirilebilir; zira Çin, uluslararası düzenin kurallarına ve yapısına entegre olmaya istekli olmalı, aynı zamanda mevcut sistemi domine eden güç de Çin’i kabul edebilmek için reform yapmaya ve uyum sağlamaya hazır olmalı.
Çok kutuplu bir dünyada hegemonik bir stratejiyi sürdürmek, güvenlik rekabetini azaltma çabalarından vazgeçmeyi gerektirir; zira tek kutupluluk, yükselen rakiplerin çevrelenmesini, zayıflatılmasını veya yok edilmesini zorunlu kılar.
Washington, mevcut yapılar içinde Çin’e yeterince uyum sağlamadı; bu da Çin’i alternatif mali yapılar geliştirmeye zorladı. Örneğin, ABD, Çin’i IMF, Dünya Bankası ve Asya Kalkınma Bankası gibi kurumlar içindeki ABD önceliği mekanizmalarından vazgeçerek kabul etmeye isteksiz oldu.
Çin’in teknolojik gelişimi, DTÖ (Dünya Ticaret Örgütü) kurallarını açıkça ihlal eden ekonomik baskılarla engelliyor. ABD, artık ABD liderliğindeki uluslararası mali sistemin kurallarına uymuyor.
ABD, karşı tarafın kabul edemeyeceği yeni kurallar geliştiriyor ve böylece istikrarı bozuyor.
Çin’in dışlanma niyeti, Obama’nın 2016’da kaleme aldığı bir makalede açıkça belirtilmiş, “Dünya değişti. Kurallar da onunla birlikte değişiyor. Bunları yazması gereken, Çin gibi ülkeler değil, ABD’dir,” demişti.
Trump ve ardından Biden dönemlerinde daha da yoğunlaşan ekonomik savaş, uluslararası güç dağılımındaki değişiklikleri yönetme konusundaki başarısızlıktan kaynaklanıyordu. Rusya’nın en büyük Avrupa devleti olarak dışlandığı bir Avrupa inşa etme çabası öngörülebilir şekilde çatışmaya yol açtı; Çin’in sadece izleyici olduğu bir Asya inşa etme çabası da aynı sonuçları doğuracaktır.
Barışçıl yükseliş için yeni bir format mı?
On yıllardır Çin, ABD hegemonyasına dayanan bir sistemi eleştirel bir gözle değerlendirdiğini açıkça ortaya koydu; zira bu sistem, diğer güçlerin yükselişini ve uluslararası güç dağılımındaki değişimleri esnek bir şekilde karşılamaktan yoksun.
Diğer güçlerin basitçe yükselmesi bile hegemonya sistemini sarsma tehdidi taşır. Çin’in alternatifler geliştirme arzusu da yeni bir durum değildir. 1990 yılında Deng Xiaoping, Merkez Komite üyelerine dünyanın çok kutupluluğa doğru ilerlediğini söylemişti:
“Amerika Birleşik Devletleri ve Sovyetler Birliği’nin tüm uluslararası işlere hâkim olduğu durum değişiyor. Bununla beraber dünya üç kutuplu, dört kutuplu veya beş kutuplu hale geldiğinde Sovyetler Birliği, ne kadar zayıflarsa zayıflasın ve bazı cumhuriyetleri ondan ayrılsa bile, yine de bir kutup olarak kalacaktır. Çok kutuplu dünyada, Çin de bir kutup olacaktır. Kendi önemimizi küçümsememeliyiz: Bir şekilde, Çin de bir kutup olarak sayılacaktır. Dış politikalarımız aynı kalmaktadır: Birincisi, hegemonizme ve güç siyasetine karşı çıkmak ve dünya barışını korumak; ikincisi, yeni bir uluslararası siyasi düzen ve yeni bir uluslararası ekonomik düzen kurmak için çalışmak.”
Çin, “barışçıl yükseliş” politikasını tamamen terk etmedi, yalnızca onu yeniden şekillendirdi. Barışçıl yükseliş, artık ABD hegemonik sistemi içinde güç inşa etmek ve bu gücü gizleyerek istenmeyen dikkatlerden kaçınmak anlamına gelmiyor.
Bunun yerine, barışçıl yükseliş, uluslararası güç dağılımındaki değişimleri yönetme kapasitesine daha uygun ve diğer büyük güçlerle çıkarlarını uyumlu hale getiren çok kutuplu bir ekonomik sistem geliştirmeyi ifade ediyor.
John Mearsheimer: Amerikalılar Tayvan için ‘savaşmaya ve ölmeye’ hazır
Asya
Samsung, Kore tarihinin en büyük hissedar ödeme planını açıkladı

Elektronik, akıllı telefon ve yarı iletken üreticisi Samsung Electronics, 2026 yılında hissedarlarına 90 trilyon ile 110 trilyon won (65-80 milyar dolar) arasında ödeme yapmayı planladığını duyurdu. Bloomberg verilerine göre bu adım Kore şirketleri tarihindeki en yüksek ödeme hacmi olma niteliği taşırken, rakip SK Hynix’in hisse geri alımı sonrasında devreye alındı.
Elektronik, akıllı telefon ve yarı iletken üreticisi Samsung Electronics, 2026 yılında hissedarlarına 90 trilyon ile 110 trilyon won (65-80 milyar dolar) arasında kaynak aktarmayı planladığını bildirdi.
Bloomberg verilerine göre bu tutar, Kore şirketleri tarihindeki en yüksek ödeme hacmi olma özelliği taşıyor.
Samsung’un duyurduğu bu plan, dünya genelinde bugüne kadar açıklanan en büyük sermaye getirisi programları arasında da yer alıyor.
ABD tarihinde ise Apple, 2024 yılında 110 milyar dolarlık hisse geri alımını onaylamış ve bu işlem ülkenin en büyük hisse geri alımı olarak kayda geçmişti.
Samsung, serbest nakit akışının yaklaşık yarısını hissedarlara yönlendireceğini açıkladı. Şirket, bu tutarın yaklaşık 30 trilyon wonluk (yaklaşık 21,4 milyar dolar) kısmını üçüncü çeyrek temettüsü olarak ödeyecek.
Şirket ayrıca çalışan tazminatlarını karşılamak amacıyla yaklaşık 15 trilyon won (10,73 milyar dolar) tutarında hisse geri alımı gerçekleştirmeyi hedefliyor.
Buna karşılık Samsung, yaptığı açıklamada hedeflenen toplam tutarın kalan kısmının tam olarak nasıl ödeneceğini belirtmedi.
Şirket, kalan ödeme miktarının ve dağıtım şeklinin ocak ayındaki yönetim kurulu toplantısında kesinleştirileceğini kaydetti.
Samsung, rakibi SK Hynix gibi, yapay zeka alanındaki yükselişin etkisiyle rekor seviyeye ulaşan çip satışlarından elde edilen kârın bir bölümünü geri almak isteyen hissedarların baskısı altında.
SK Hynix, daha önce 40 trilyon won (28,5 trilyon dolar) tutarında kendi hisselerini geri alacağını duyurmuştu.
Financial Times’ın aktardığına göre, JPMorgan analistleri SK Hynix’in hissedarlarına en az 130 milyar dolar tutarında ek ödeme açıklamasını bekliyor.
Hissedarlara yönelik sermaye getirisi programını 2024 yılında başlatan Samsung, bu kapsamda yıllık 9,8 trilyon wonluk (7 milyar dolar) düzenli temettü ödemelerini korurken, 2024-2026 döneminde oluşacak serbest nakit akışının yüzde 50’sini hissedarlara aktarmayı taahhüt etmişti.
Samsung’un mart ayında yayımladığı kurumsal değer artırma planına göre şirket, 2024 ve 2025 yıllarında 20,9 trilyon won (14,9 milyar dolar) nakit temettü ödedi ve ardından iptal edilmek üzere hisse geri alımlarına 8,4 trilyon won (6 milyar dolar) harcadı.
Asya
Kuzey Kore’de lüks tüketim ve inşaat patlaması yaşanıyor

Kuzey Kore’nin başkenti Pyongyang’da Rusya ile derinleşen ilişkilerin ve ekonomik büyümenin etkisiyle lüks tüketime talep arttı. Ülke genelinde inşaat hamlesi hız kazanırken mağazalarda Batılı lüks markalar ve kayıt dışı IKEA ürünleri satılıyor. Ancak Financial Times gazetesine konuşan analistler, gelir artışına rağmen yapısal sorunların ve gıda yetersizliğinin sürdüğüne dikkat çekiyor.
Financial Times’ın haberine göre Kuzey Kore, analistlerin öncelikle Rusya ile derinleşen işbirliğine bağladığı belirgin bir inşaat ve tüketim patlaması yaşıyor.
Başkent Pyongyang’da son yıllarda yeni yerleşim bölgeleri, mağazalar ve eğlence merkezleri kuruldu. Büyük mağazalarda Omega marka saatler ve Chanel kozmetik ürünleri dahil olmak üzere lüks markalar satılırken alışveriş merkezlerinden birinde resmi olmayan bir IKEA mağazası faaliyet gösteriyor.
Şehirde ayrıca taksi çağırma ve QR kodla ödeme yapma imkanı sunan yaklaşık 500 dolar değerinde akıllı telefonlar bulunuyor.
Pyongyang’da altyapı alanında da gelişmeler yaşanıyor. Taksi çağırma hizmetleri, yeni mağazalar ve QR kodlu ödeme sistemlerinin yanı sıra internet kafeler ile BMW marka araçların da satın alınabildiği otomobil galerileri açıldı.
Güney Kore merkezli Kore Bankası (Bank of Korea), 1965 yılından bu yana düzenli resmi ekonomik veri açıklamayan Kuzey Kore’nin reel gayrisafi yurt içi hasılasının (GSYH) 2025 yılında yüzde 3,5 büyüdüğünü tahmin etti. Bu veriyle birlikte ülke ekonomisi üst üste üçüncü yılı da yüzde 3’ün üzerinde büyümeyle tamamladı.
Dış ticaret verileri de toparlanmaya işaret ediyor. Kore Bankası verilerine göre 2025 yılında ülkenin ithalatı yüzde 14 artışla 2,66 milyar dolara, ihracatı ise yüzde 30 yükselişle 470 milyon dolara ulaştı.
Stimson Center düşünce kuruluşunun verileri de ocak-mayıs döneminde Çin’e yapılan ihracatın yüzde 68 artarak 287 milyon dolara çıktığını gösterdi. Bu artıştaki temel payı volfram sevkiyatı oluşturdu.
Ülkenin bir diğer gelir kaynağı ise kripto para hırsızlıkları oldu. TRM Labs’in değerlendirmesine göre Kuzey Kore yönetimiyle bağlantılı korsanlar, 2026 yılının ilk yarısında 643 milyon dolarlık kripto para çaldı.
Buna karşın analistler, yaşanan ekonomik büyümenin Kuzey Kore ekonomisinde henüz köklü ve yapısal bir dönüşüm anlamına gelmediğini savunuyor.
Güney Kore Ulusal Güvenlik Stratejisi Enstitüsü’nün tahminlerine göre ülke, Rusya ile yürüttüğü işbirliği kapsamında Ağustos 2023 ile Aralık 2025 döneminde nakit para ve mal olarak 7,7 milyar dolar ile 14,4 milyar dolar arasında kaynak elde etti.
Ekonomik hareketlilik sürerken Kuzey Kore lideri Kim Jong-un, ekonomi üzerindeki devlet denetimini artırıyor. Salgın sonrasında devlet dağıtım sistemini güçlendirmeyi hedefleyen yönetim, kayıt dışı piyasalar ile özel ticaret üzerindeki kontrolleri genişletti.
Wall Street Journal haziran ayı başında yayımladığı haberde, uluslararası yaptırımlara rağmen yönetici elit tabakanın zenginleşmesini “dünyanın en şaşırtıcı ekonomik başarı hikayesi” olarak nitelendirmişti.
Gazete, ekonomik büyümeyi Pyongyang’ın enerji ve malzeme ithalatını artırmasını ve yaptırımların bir kısmını aşmasını sağlayan Rusya ve Çin desteğiyle ilişkilendirmişti.
Kuzey Kore’nin 2006 yılındaki ilk nükleer denemesinin ardından Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından uygulamaya konulan ve sonrasında defalarca genişletilen yaptırımlar; finansal varlıkları, ülkeye takım tezgahı, mineral, çelik ve demir sevkiyatını ve bazı malların ihracatını kısıtlıyor.
Kuzey Kore, uygulanan yaptırımları paravan şirketler, dost ülkelerdeki aracılar, korsanlar ve kripto paralar vasıtasıyla aşmayı öğrendi.
Rusya Dışişleri Bakanlığı 2023 yılında, yaptırımların farklı bir jeopolitik ortamda alındığını belirterek Moskova ve Pekin’in Kuzey Kore’ye yönelik yaptırımlardan vazgeçeceğini açıklamıştı.
Devlet Başkanı Vladimir Putin ise Rus tarafının Pyongyang ile askeri-teknik işbirliğine ilişkin yürürlükteki BM kısıtlamalarına uymayı sürdüreceğini ifade etmişti.
Bloomberg, 2025 yılındaki haberinde Kuzey Kore ekonomisinin 2024 yılında ağır sanayi, kimya sanayisi ve inşaat sektöründeki üretim artışının etkisiyle yüzde 3,7 büyüyerek 2016’dan bu yana en yüksek büyüme hızına ulaştığını bildirmişti.
Bununla birlikte Bloomberg, Kuzey Kore’nin yoksul bir ülke olmayı sürdürdüğünü vurgulamıştı. Ülkenin 2024 yılı gayrisafi milli geliri (GSMG) Güney Kore’nin yüzde 1,7’sine denk gelerek yaklaşık 33,3 milyar dolar, kişi başına düşen geliri ise Güney Kore seviyesinin yüzde 3,4’ü düzeyinde kalarak yaklaşık 1,24 bin dolar oldu.
Birleşmiş Milletler verilerine göre ise 26 milyonluk nüfusa sahip ülkenin yaklaşık yarısı yetersiz beslenme sorunu yaşıyor.
Asya
Çin ve Endonezya savunma ilişkilerini derinleştirme konusunda anlaştı

Çin ve Endonezya, üst düzey görüşmelerde ikili savunma bağlarını derinleştirme konusunda anlaştı.
Çin ve Endonezya, cuma günü Cakarta’da gerçekleştirilen üst düzey görüşmelerde askeri, denizcilik ve teknoloji alanlarındaki işbirliğini derinleştirme konusunda anlaşmaya vardı. Bu gelişme, ABD’nin Asya’daki güvenlik taahhütlerine ilişkin belirsizliğin yeniden arttığı bir dönemde Pekin’in bölgedeki etkisinin arttığına işaret ediyor.
Endonezya Savunma Bakanı Sjafrie Sjamsoeddin, Çinli mevkidaşı Dong Jun ile yaptığı görüşmenin ardından, iki ülkenin askeri kabiliyetlerini güçlendirmek amacıyla personel değişimlerini ve savunma sanayii işbirliğini artıracağını söyledi. Saatler sonra Dışişleri Bakanı Sugiono ile Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, Endonezya’nın önemli ihraç ürünleri için pazara erişimin genişletilmesi olanaklarını araştırma ve yapay zekâ, haberleşme uyduları, enerji ve mineraller alanındaki işbirliğini derinleştirme konusunda mutabık kaldı.
Wang, iki ülkenin balıkçılık alanındaki işbirliğini yeniden başlatacağını, Güney Çin Denizi’nde ortak kalkınmayı teşvik edeceğini ve bölgesel bir davranış kurallarına ilişkin müzakerelerin sonuçlandırılması için çalışacağını söyledi. Sugiono ise tarafların, sürdürülebilir finansman yöntemlerinden yararlanarak ve yolcu sayısını artırmaya yönelik çalışmalar yürüterek Cakarta-Bandung yüksek hızlı demiryolu projesini sürdürme konusunda da anlaştığını belirtti.
Görüşmeler, cuma günü ilerleyen saatlerde yapılması planlanan ikinci dışişleri ve savunma bakanları toplantısı, yani “2+2” diyaloğu öncesinde gerçekleşti. Bu temaslar, geçen yıl yaklaşık 155 milyar dolarlık ikili ticarete dayanan ilişkilere yeni bir stratejik boyut kazandırıyor. Aynı zamanda, Devlet Başkanı Prabowo Subianto’nun bölgede nüfuz için rekabet eden hem Pekin hem de Washington ile ilişkileri derinleştirme çabasını da ortaya koyuyor.
Endonezya ile ABD, nisan ayında askeri modernizasyon, eğitim, tatbikatlar ve operasyonel işbirliğini kapsayan “Büyük Savunma İşbirliği Ortaklığı”nı kurmuştu. Buna rağmen Asya’da birçok kişi, özellikle ABD Başkanı Donald Trump’ın Güney Kore ile yapılan tatbikatları ani bir kararla kısıtlamasının ardından Washington’ın bölgeye bağlılığını sorguluyor.
Endonezya’nın Çin ile yakınlaşması, Cakarta ile Pekin’in güvenlik ve denizcilik işbirliğini derinleştirme konusunda anlaştığı Nisan 2025’te Pekin’de gerçekleştirilen ilk 2+2 diyaloğunun da devamı niteliğinde. O görüşmelerde istihbarat paylaşımı, koordineli operasyonlar ve sahil güvenlik güçleri arasındaki bağların güçlendirilmesi de dahil olmak üzere çeşitli alanlarda anlaşmaya varılmıştı.
Dışişleri bakanları cuma günü ayrıca ilk Endonezya-Çin Kapsamlı Stratejik Diyaloğu’nu başlattı ve 2027-2031 dönemini kapsayacak beş yıllık bir eylem planına ilişkin görüşmeleri memnuniyetle karşıladı.
Çin, iki ülke arasındaki ortaklığın daha geniş bir stratejik rol üstlenmesini istiyor. Dong, ülkelerin Güneydoğu Asya Uluslar Birliği (ASEAN) çerçeveleri üzerinden güvenlik işbirliğini derinleştirmesi ve Küresel Güney ülkeleri arasındaki savunma ilişkilerine örnek teşkil etmesi gerektiğini söyledi. Eş zamanlı çeviriye göre Dong ayrıca taraflara “dış güçlerin kötü niyetlerini” boşa çıkarma çağrısında bulundu.
Çin ve Endonezya Tayvan’ın doğusunda deniz tatbikatı gerçekleştirecek
Güvenlik alanındaki yakınlaşma, Güney Çin Denizi konusunda iki ülke arasında uzun süredir devam eden görüş ayrılıklarına rağmen ilerliyor. Prabowo ile Çin Devlet Başkanı Xi Jinping arasında 2024 yılında yayımlanan ortak bildiride “örtüşen hak iddialarının bulunduğu bölgelerde ortak kalkınma” ifadesine yer verilmesi, Cakarta’nın Pekin’in geniş kapsamlı deniz yetki alanı iddialarına yönelik muhalefetini yumuşattığı yönünde yorumlanmıştı.
Savunma ilişkileri, silah tedariki alanına da daha fazla yayılabilir. Endonezya, Çin yapımı Chengdu J-10 savaş uçaklarını satın almayı değerlendiriyor ancak henüz herhangi bir sözleşme sonuçlandırılmış değil.
Ekonomik işbirliği ise ilişkilerin merkezindeki yerini koruyor. Sugiono, iki ülkenin yerel para birimleriyle yapılan işlemleri ve finansal işbirliğini güçlendirme konusunda anlaştığını söyledi. Wang ise Endonezya’nın Çinli şirketler için adil, şeffaf ve elverişli bir iş ortamı sağlamayı taahhüt ettiğini belirtti.
Bununla birlikte şirketler düzeyinde bazı gerilimler de yaşanıyor. Çinli şirketler, Endonezya’nın nikel sektöründeki daha sıkı politikalarının maliyetleri artırdığından ve yatırımları tehdit ettiğinden şikâyet ederken, Çin Büyükelçiliği söz konusu politika değişikliklerinin mevcut ve planlanan yaklaşık 50 milyar dolarlık yatırımı riske atabileceği uyarısında bulundu.
Malezya, ABD destekli Filipin askeri üssü konusunda endişeli
Görüş2 hafta önceTürkiye ve İsrail ilişkilerinin geleceği
Dünya Basını2 hafta önceThe Jerusalem Post: Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan savunma anlaşması İsrail’e tehdit
Ortadoğu2 hafta önceMısır, üçlü pakta neden katılmadı?
Diplomasi2 hafta önce‘İslami NATO’ mu? Yeni savunma paktı Hindistan’ı neden tedirgin ediyor?
Diplomasi2 hafta önceUkrayna, Türkiye’den 70 ATACMS ve diğer ABD menşeli silah satın aldı
Rusya6 gün önceDört AB ülkesi daha Rus pasaportlarına kısıtlama getiriyor
Dünya Basını5 gün önceThe Economist, Daron Acemoğlu’nu yerden yere vurdu: “Sığ ve inandırıcılıktan uzak”
Asya2 hafta önceVietnam, yerli üretim en büyük denizaltı savunma gemisinin inşasına başladı









