Amerika
Yangınlar devam ederken: Beverly Hills milyarderleri eyaletin su kaynaklarına nasıl çöktü?

Kaliforniya eyaletindeki durdurulamayan yangınlar, her yıl daha da şiddetlenerek devam ederken, bu krizin ardındaki nedenler giderek daha görünür hale geliyor. Bu yangınların yalnızca iklim değişikliğiyle değil, aynı zamanda eyaletin su kaynaklarının yönetimi ve büyük tarım şirketlerinin bu kaynakları kontrol etme biçimiyle de doğrudan bağlantılı olduğu ortaya çıkıyor. Pistachio Wars belgeselinin yapımcılarından gazeteci Yasha Levine, bu karmaşık sorunu gözler önüne seriyor. Beverly Hills’in ünlü milyarder tarım oligarkları Lynda ve Stewart Resnick, devasa tarım arazilerini sulamak için Los Angeles şehrinden daha fazla su tüketmeleriyle dikkat çekiyor. Resnick’lerin su stoklama ve kullanım politikaları, Kaliforniya’daki yangın krizinin sembolü haline geldi ve sosyal medyada viral oldu.
Resnick’ler, Central Valley’deki binlerce dönümlük badem, antep fıstığı ve diğer tarım ürünleri plantasyonlarını sulamak için Kaliforniya’nın sınırlı su kaynaklarını yoğun bir şekilde sömürüyor. Bu durum, eyaletin kuzeyinden güneyine uzanan devasa bir “terraforming” sistemine bağımlılık yaratıyor. Bu sistem, suyu kuzeydeki dağlık bölgelerden güneydeki tarım alanlarına ve şehirlere taşıyarak, eyaletin tarım ve şehirleşme odaklı ekonomik çıkarlarını korumayı amaçlıyor. Ancak bu mühendislik harikası gibi görünen sistemin doğaya ve topluma olan maliyeti oldukça ağır.
Barajlar ve su kanallarıyla kontrol altına alınan nehirler, doğal akışlarını kaybediyor ve bu durum ekosistemlerin çökmesine neden oluyor. Doğal yangın döngüleri bozulurken, kuraklık ve su kıtlığı yangın riskini daha da artırıyor. Ayrıca, yoğun şehirleşme ve tarım alanlarının genişlemesi, yangınların yayılmasını kolaylaştırıyor. Bu kriz, Kaliforniya’nın oligarşik zenginlik ve emlak spekülasyonu üzerine kurulu tarihinin bir yansıması olarak görülüyor. Resnick’ler, bu geleneğin modern temsilcileri olarak, eyaletin su kaynaklarını kontrol eden ve kâr odaklı politikalarıyla doğal dengeyi bozan bir sistemin parçası haline geldi.
Beverley Hills’li tarım milyarderleri Stewart ve Lynda Resnick’in Kaliforniya’nın su kaynaklarını nasıl özelleştirdiklerinin hikayesi
Yasha Levine, The Exiled
Kasım 2019
Kaliforniya’da bir grup su oligarkı, felaketle sonuçlanan bir deregülasyon ve özelleştirme planını hayata geçirdi. Ve bunu, herhangi bir ciddi kamuoyu tepkisi olmadan, yüz milyonlarca dolarlık vergi mükellefi parasını cebe indirerek yaptılar. Kaliforniya’nın en değerli kaynağı olan su üzerinde sahip oldukları bu güç ve kontrol, bizi şok etmeli ve korkutmalı. Tabii, daha fazla insan bu durumun farkında olsaydı, bu tepkiyi verirdik. Fakat asıl korkutucu olan şu: Giderek kıtlaşan ve aşırı kullanılan Kaliforniya su kaynaklarının daha büyük bir kısmını ele geçirmek için planlar yapıyorlar. Bu durum, kesinlikle su kıtlığına, fiyatların yükselmesine ve Kaliforniya’nın çevresinde telafisi imkânsız tahribatlara yol açacak.
Kaliforniya, oldukça kötü bir kuraklık döneminin üçüncü yılında. Ve bazı çok güçlü çevreler, bu küçük krizi boşa harcamıyor; Vali Schwarzenegger ve Senatör Dianne Feinstein’a yoğun bir şekilde lobi yapıyor, Fox News’in Sean Hannity gibi kurumsal destekçilerine para ödüyor ve insanların kuraklık korkusunu kullanarak devasa bir su projesini dayatmaya çalışıyorlar. Bu proje, daha fazla su pompalamayı, daha fazla baraj inşa etmeyi ve eyaletin nehirlerini kurutmaya devam etmeyi hedefliyor. Korku salma taktikleri şöyle işliyor: Kaliforniya, felaket boyutlarında bir su krizinin eşiğinde ve hayatta kalma mücadelesi kapıda. Bu mücadelede, geçim kaynaklarını korumak isteyen küçük çiftçiler, Amerikalıların işlerinden çok çevreyi önemseyen büyük şehir elitlerine karşı savaşıyor. Ancak gerçekte, bu kuraklık histerisi büyük tarım şirketlerinin desteklediği bir korkutma taktiğinden ibaret. Amaç, Kaliforniya seçmenlerini, küçük çiftçilere (ki zaten çok az kaldı) pek de fayda sağlamayacak, şirketlere daha fazla su sağlayıp onların arazilerini sübvanse edecek, emlak geliştirmeyi destekleyecek ve büyük ölçekli su özelleştirmesini mümkün kılacak milyarlarca dolarlık baraj ve kanal sistemini inşa etmeye zorlamak. Özünde, bu, Kaliforniya’nın süper zenginlerinin su için herkese karşı yürüttüğü bir savaş.
Kaliforniya’daki bu son su özelleştirme çabalarının lideri, Beverly Hills’li bir milyarder olan Stewart Resnick. Stewart ve eşi Lynda Resnick; çiçek siparişi şirketi Teleflora, Fiji Water, Pom Wonderful, pestisit üreticisi Suterra ve Amerika’nın en büyük tarım şirketi olan Paramount Agribusiness’i kontrol eden Roll International Corporation adlı özel bir şemsiye şirkete sahipler. Paramount Agribusiness aynı zamanda dünyanın en büyük antep fıstığı ve badem üreticisi konumunda. Roll Corp., 2008 yılında Forbes’un Amerika’nın en büyük özel şirketleri listesinde 246. sırada yer aldı ve 2007 yılında 1,98 milyar dolarlık bir gelir elde etti.
Resnick’ler birbirini tamamlanan lüks, liberal, kariyerli bir çift. Politikada, iş dünyasında ve hayır işlerinde oldukça aktif olan çift, Demokrat Parti için büyük miktarda para topluyor, sanata bağış yapıyor, eğitimi destekliyor ve Arianna Huffington ile küresel ısınma karşıtı aktivist ve An Inconvenient Truth filminin yapımcısı Laurie David gibi etkili ilerici isimlerle yakın ilişkiler kuruyor. Stewart Resnick, 2000 ile 2003 yılları arasında Gray Davis kampanyasına ve çeşitli anti-geri çağırma gruplarına 350 bin doların üzerinde bağış yaptı. Vali Davis de bu iyiliğin karşılığını, Resnick’i tarım-su geçiş ekibinin eş başkanı olarak atayarak verdi. Lynda ise kurnaz bir iş kadını olarak, Pom Wonderful’ı satmak için nar sağlığı çılgınlığını tek başına yarattığı ve Fiji Water’ı son başarısına taşıdığı için tanınıyor. Ancak bu başarı, çevrecilerin tepkisini çeken bir başarı oldu; Anna Lenzer tarafından Mother Jones’ta yakın zamanda belgelenmişti.
Fakat bu jet sosyete Baby Boomer çiftiyle ilgili anlatılanların çoğunda büyük bir boşluk var: Onların şirketi Roll International, Amerika’nın en büyük özel su aracılarından biri, hatta belki de en büyüğü. Bir dizi yan şirket ve organizasyon aracılığıyla, Roll International, Kaliforniya’nın suyunu kamuya ait, paylaşılan bir kaynak olmaktan çıkarıp, piyasada en yüksek teklifi verene satılabilecek özel bir varlığa dönüştürebiliyor.
Her şey, Stewart Resnick’in, Kaliforniya’nın en önemli kamu hizmeti olan suyun deregülasyonunu sağlamaya yönelik bir planın merkezinde bulunan, güçlü ancak çok az bilinen Kern County Su Bankası’nın yaratılmasındaki rolüne dayanıyor.
2003 yılında Public Citizen tarafından yayımlanan “Su Hırsızlığı” başlıklı rapora göre, Kern County Su Bankası, Central Valley’nin en sıcak, en kurak ve en güney ucunda bulunan bir yeraltı su depolama tesisi. 1 milyon hektometreküp kapasitesiyle, tüm Rhode Island eyaletini bir fit derinliğinde bataklığa dönüştürmeye veya Los Angeles şehrine 1,7 yıl boyunca su sağlamaya yetecek kadar büyük. Su bankası, 1980’lerin sonunda Su Kaynakları Departmanı tarafından uzun süreli kuraklığa karşı bir önlem olarak tasarlandı. Yağışlı yıllarda, Kuzey Kaliforniya ve Sierralar’dan gelen fazla suyu depolayacak, kurak yıllarda ise bu suyu pompalayacaktı. Kaliforniya, bu yeraltı rezervuarını geliştirmek ve eyaletin kamuya ait kanallarına ve su yollarına bağlamak için neredeyse 100 milyon dolar harcadı. Ancak 1995 yılında, Kaliforniya Su Kaynakları Departmanı, hiçbir kamuoyu tartışması olmadan ve aniden, bu rezervuarı bir avuç kurumsal çıkar grubuna devretti.
Los Angeles Times yazarı Mark Arax, 2003 yılında bu durumu şöyle anlatmıştı:
“Eyaletin en büyük su bankasının —74 milyon dolarlık vergi mükellefi parasıyla hayata geçirilen— Stewart Resnick’in özel imparatorluğunun ayrılmaz bir parçası haline gelmesinin hikayesi, bir dava ya da en azından dava tehdidiyle başlıyor.
1990’ların başında sona eren yedi yıllık kuraklık, Metropolitan Su Bölgesi gibi Güney Kaliforniya su taahhütçülerini, Kern County Su Ajansı gibi tarımsal taahhütçülere karşı karşıya getirdi. Her bölge, eyalete, uzun süredir devam eden sözleşmelerle garanti edilen suyu neden almayı hak ettiğini açıklıyordu. Kuraklığın en kötü yıllarında, kentsel kullanıcılar suyun yüzde 30’unu alırken, Kern çiftçileri yüzde 5’ten azını aldı.
1994 yılında, tarımsal ve kentsel çıkar grupları, suyun teslim edilmemesi nedeniyle eyalete dava açma tehdidinde bulundu. Ana taraflar, Monterey’de kapalı kapılar ardında bir toplantıda bir araya gelerek anlaşmaya varmaya çalıştı. Kamu yararı grupları, çevreciler ve daha küçük su taahhütçüleri —toplantıya alınmayanlar— buna itiraz etti.
Toplantı sona erdiğinde, Kaliforniya’nın su akışı tamamen yeniden yönlendirilmişti.”
Yeniden yönlendirilmiş, yani “özelleştirilmiş”ti.
Transferin detayları karmaşık ve şeffaf olmasa da, kısaca izah etmek gerekirse, Kaliforniya eyaleti, küçük bir grup kurumsal çiftçiyi, devasa bir su depolama tesisi ve depolayabileceği milyarlarca galon devlet teşvikli suyu devrederek fiili bir su oligarşisine dönüştürdü. Ne kadar gizemli ve önemsiz görünse de, su bankasının devri, eyaletten satın alınan sübvansiyonlu suya genellikle uygulanan yeniden satış kısıtlamalarını da aşmış oldu. Su, Kern County Su Bankası’na girdikten sonra, kamuya ait bir kaynak olmaktan çıkıp yerel olarak mahsulleri sulamak ya da serbest piyasada en yüksek teklifi verene satmak için kullanılabiliyordu. Transfer, suyu açıkça özelleştirme ihtiyacı duymadan özelleştirmiş oldu.
Fakat Monterey’de toplanan bu gizli ekip, sadece bir yeraltı su rezervuarını özelleştirmekten fazlasını yaptı. Kaliforniya’nın su oligarşisi, eyaletin su piyasasının kontrolünü ele geçirecek ve havadan var olmayan su yaratma kabiliyeti kazandıracak bir plan üzerinde anlaştı.
Kapalı toplantılardan çıkan revizyonlar, “Monterey Değişiklikleri” olarak adlandırıldı. Bu değişiklikler, tarihte ilk kez, Kaliforniya’da düzenlenmemiş su ticaretini mümkün kılan bir yasal çerçeve oluşturdu. “Sanal su” kavramını yaratarak, suyun bankadaki para veya bir kredinin teminatı kadar kolay bir şekilde ticareti yapılabilir, transfer edilebilir, bölünebilir ve kayıtlara geçirilebilir hale gelmesini sağladı. Bu, özellikle yaklaşmakta olan konut patlaması sırasında arazi spekülatörleri için büyük bir nimetti.
Kaliforniya’daki her büyük emlak geliştirme projesi, onlarca yıl sonrasına kadar yeterli bir su kaynağının mevcut olacağını kanıtlamak zorunda. “Sanal su” kavramı ortaya çıkmadan önce, bu gereklilik, Güney Kaliforniya çölünde düşük gelirli banliyö cennetleri inşa etmek isteyen geliştiriciler için ciddi bir engeldi. Batı’da su, öyle kolay bulunan bir kaynak değil. Yeraltı kaynakları rekor bir hızla tükeniyor ve eyaletin su kemeri sistemi, yüzlerce mil güneyde eriyen yağmur ve kar sularını pompalayarak, hem hızla büyüyen yerleşim alanlarını hem de çöldeki devasa tarım operasyonlarını destekleyecek kapasitede değil. Baraj yapılacak bakir nehirler olsa bile, bunların maliyeti yüz milyonlarca doları bulacak ve emlak geliştiricilerinin yüksek kâr marjlarını eriterek banliyö yayılmasını yavaşlatacaktı. “Sanal su” piyasası, bu zorlayıcı sorunu bir anda ortadan kaldırdı. 90’ların ortalarından itibaren, emlak geliştiriciler, tüm su ihtiyaçlarını “sanal su” satın alarak karşılayabildiler. Yani, bir şehri veya ilçeyi sanal su hakları satın almaya ikna ederek planlama düzenlemelerini yerine getirmiş oldular. Gerçek bir su kaynağı sağlamıyorlardı, hatta tek bir damla su bile transfer etmiyorlardı. Ama su kayıtlarında göründüğü sürece bu hiç önemli değildi.
Çoğu şehir sakini, su gelse bile o sudan memnun kalmayacaktır. Zira özel su depolama tesisleri kamu denetimine tabi değildir ve “sanal su” tüccarları temel su kalitesi gerekliliklerine uymak veya suyu test etmek zorunda değil. Özel bankalardan pompalanan kirli suyun, su kemerlerinde akan temiz suyu kirlettiğine dair raporlar, kimsenin bu konuya bakmaya tenezzül etmemesi nedeniyle nadiren duyulur. 2008 yılında, Kern su bankasının paydaşlarından biri olan Semitropic tarafından pompalanan suyun arsenik seviyeleri, federal EPA sınırının altı kat üzerindeydi. Bu, Antelope Valley Press’e göre, arsenikle kirlenmiş suyun eyalet su kemeri boyunca güneye, Los Angeles County ve çevresindeki bölgelere doğru akmasına yol açtı.
Ancak gelişme çılgını Güney Kaliforniya bu durumu umursamıyor gibi görünüyor; su tüccarları da öyle. Emlak geliştirme, “sanal suya”, bitkisel hayattaki birinin serumuna ihtiyaç duyduğu kadar muhtaç.
Böylece, hiçbir uyarı olmadan ve medyanın neredeyse hiç dikkatini çekmeden, Monterey Anlaşmaları tıpkı Wall Street’in hayal ettiği ipoteğe dayalı menkul kıymetler ve diğer egzotik borç enstrümanları gibi tuhaf, yeni ve düzenlenmemiş bir “sanal su” piyasası yarattı. Bunun nedeni, “sanal su” piyasasının neredeyse tamamen bir yanılsamaya dayanması. On yıllardır, Kaliforniya’nın su yetkilileri, müşterilerine teslim edebilecekleri gerçek su miktarı konusunda kendilerini kandırıyor. Sözleşmelere göre, eyalet yılda 4 milyon hektometreküp su teslim etmekle yükümlü. (Los Angeles yılda yaklaşık 600 bin hektometreküp su kullanıyor.) Oysa gerçekte, eyalet vaat ettiği suyun yalnızca yarısını teslim edebiliyor. Bu, açık piyasada işlem gören “sanal suyun” yarısının aslında hiç var olmadığı anlamına geliyor. Ve suyla uğraşan herkes de bunu biliyor. Doğal olarak bu bir sorun. Kimse neden var olmayan bir suyu satın alsın ki?
Monterey Değişiklikleri, bu sorunu, eyaleti orijinal su sözleşmelerinden açıkça sorumlu tutan birkaç yasal değişiklik yaparak aştı. Su olsun ya da olmasın, bu değişiklikler alıcılara, var olmayan suyla emlak geliştirmelerini finanse etme konusunda güven verdi; çünkü hükümet yağmur yağsa da yağmasa da sözleşmesel olarak onları kurtarmakla yükümlüydü. Eyalet bu suyu nereden mi bulacak? Küçük çiftçilerden, kırsal topluluklardan ve fakir, siyasi bağlantısı olmayan herkesten alabilir.
Kaliforniya’nın yeni kurulan “sanal su” piyasası, bir spekülatörün rüyasıydı. Enron’daki deregülasyon kurnazları içinse kaçırılmayacak kadar cazipti. Monterey Değişiklikleri’nden birkaç yıl sonra, Enron görünüşte Kern su bankasından ilham alarak bir su bölümü kurdu, Central Valley’de doğal bir yeraltı rezervuarının üzerinde büyük bir arazi satın aldı ve kendi su bankasını kurmaya başladı. Ama Enron’un şişirme vaatlerle dolu ekibi, daha büyük, küresel çapta planlar peşindeydi. Dot Com Balonu’nun etkisiyle hareket eden Enron, internet tabanlı bir su ticareti devrimi başlatmak ve H2O’nun etrade.com’u olacak bir site (Azurix) kurmak istiyordu. Wall Street Journal 2000 yılında, Azurix için “Batı’da su alıp satmak, depolamak ve taşımak için internette bir borsa işlevi görecek, suyu doğalgaz ya da elektrik gibi ticarete açmayı umuyordu,” diye yazmıştı.
İnsanların suyu herhangi bir emtia gibi alıp satabileceği, ticaret yapabileceği ve spekülasyon yapabileceği bir e-su piyasası mı? Bu, ancak teknolojik gelişmelerin sınırsız imkânlarına odaklanan bir spekülasyon balonunun etkisi altındaki insanların inanabileceği türden bir hayaldi. Şanghay’da uyanıp birkaç hava durumu tahminine bakarak birkaç milyon galon Kaliforniya suyu satın alabileceğinizi, “ıslak alıp kuru satmayı” hedefleyebileceğinizi düşünmek bile deli saçmasıydı. Birkaç yıl sonra, Azurix battı.
Fakat Enron’un su spekülasyonundaki o fütüristik vizyonu zamanının çok ötesindeydi. Buna rağmen, su ticaretinin daha mütevazı bir versiyonu Altın Eyalet’te filizlendi ve bunun tek bir kişiye borçlu olduğu anlaşılıyor: Stewart Resnick.
Public Citizen’ın “Su Hırsızlığı” raporu, Beverly Hills’li çiftçinin Kern Su Bankası’nın özelleştirilmesindeki kritik rolüne dair kanıtlar ortaya koydu. Beklendiği üzere, Resnick’in Paramount Çiftlikleri bu girişimde çoğunluk hissesine sahip olarak öne çıktı. Aslında, Resnick’in çiftlik imparatorluğu Kern Su Bankası’nı o kadar kapsamlı biçimde kontrol ediyor ki, Paramount’un nerede bittiğini ve Kern Su Bankası’nın nerede başladığını ayırt etmek kolay değil. Bankayı yöneten Kern Su Bankası Otoritesi, Kaliforniya’daki Bakersfield’ın dışındaki Paramount kurumsal ofis binasında bulunuyor.
Bu durum, Kern bankasının sahiplerine vergi mükelleflerinin sırtından muazzam kârlar sağladı ve genellikle eyaletten sübvansiyonlu fiyata su alıp, sonra bu suyu başka bir devlet kurumuna kârla geri satmakla sonuçlandı.
Tıpkı Merkez Bankası’nın (Fed) bankalara vergi mükelleflerinin parasını düşük faizle borç verip, bankaların bu parayı yüksek faizle tekrar halka ödünç vererek kâr elde etmesine imkân tanıması gibi, Kern bankası da bir avuç kurumsal çiftçinin kamuya ait bir kaynağı, kamuya kâr marjıyla geri satmasına izin veriyor. Public Citizen’a göre, 2001’de Kern County Su Bankası, Eyalet Su Projesi’nden hektometreküp başına 161 dolara aldığı sübvansiyonlu suyu, eyaletin Çevresel Su Hesabı’na hektometreküp başına 250 dolara sattı. Bu da yalnızca doğru ilişkileri olanların yararlanabildiği bir sistemde 6,3 milyon dolarlık bir kâr anlamına geliyor.
Çevresel Su Hesabı (EWA), 2000 yılında Sacramento Deltası’ndaki somon popülasyonlarını korumak amacıyla Kaliforniya tarafından kuruldu. Kurak zamanlarda, Delta su seviyesi kritik bir eşiğin altına düştüğünde ve pompa istasyonları aşırı sayıda balığı emip parçalamaya başladığında, eyalet pompalama hızını yavaşlatacak ve elinde fazla su olanlardan su geri satın alarak su teslimatını tamamlayacaktı. Plan kağıt üzerinde iyi görünüyordu ama çok pahalıya mal oldu ve hiçbir işe yaramayan —ama sadece biz ve balıklar için— bir başarısızlığa dönüştü. Kern County Su Bankası üyeleri içinse, 2001’den 2004’e kadar EWA’ya su satarak neredeyse 40 milyon dolar kazandılar; yani onlar için gayet kârlıydı.
Çoğunluk hissedarı olarak Resnick, kârın aslan payını aldı. Contra Costa Times tarafından yakın zamanda yapılan bir inceleme, balık popülasyonları yok oluşun eşiğindeyken Kaliforniya’nın Delta’dan “benzeri görülmemiş miktarda su çekip, bunun bir kısmını da vergi mükelleflerinin sırtından geri satın aldığını” ortaya çıkardı. 2000’den 2007’ye kadar Kaliforniya, EWA için su satın almaya 200 milyon dolar harcadı ve Stewart Resnick’in yan şirketleri yedi yıl içinde toplam 40 milyon dolar kazanarak bu paranın her dolarından 20 sent kâr elde etti. Bu kadar cömert bir kamu desteğiyle, Resnick ailesinin böylesine başarılı bir iş imparatorluğu kurmasına şaşmamak gerek.
Planlama ve Koruma Birliği adlı Kaliforniya çevre savunucusu gruptan su politikaları uzmanı Jonas Minton, Contra Costa Times’a verdiği demeçte, “Çevreye fayda sağlaması gereken bir programın görünüşe göre iki sonucu olmuş: Çevreye fayda sağlamamak ve kamu parasını kullanarak özel kişileri zengin etmek,” diyor.
2008’de New Yorker’a verdiği mülakatta Stewart Resnick, 1978’de enflasyona karşı bir önlem olarak çiftçiliğe başladığını söylüyordu. Ya mütevazı bir hikâye anlatıyordu ya da hayatının fırsatını hemen fark etmişti; bu fırsat Paramount Çiftlikleri’ni bir tarım işletmesi imparatorluğuna dönüştürdü.
Kaliforniya’nın tarım endüstrisi 90’lar boyunca istikrarlı bir şekilde arazi ve çiftlik kaybederken, Resnick ailesi üretimi ve ekili alanı genişletiyordu. Monterey Anlaşmaları’ndan sadece üç yıl sonra, ekili arazilerini neredeyse ikiye katladılar.
Ancak Resnick ve Kern Su Bankası ekibinin, Kaliforniya’nın çevre dostu su programından kazandıkları kâr, onun gibi su tüccarlarının Güney Kaliforniya’nın yarı çöl arazilerindeki emlak geliştiricilerine “sanal su” satarak elde edebilecekleri kârın yanında devede kulak kalır.
Örneğin, bu yaz Kern bankasında hissesi olan bir çiftçiyle Los Angeles’ın yaklaşık 160 kilometre doğusundaki Mojave Çölü’nde yer alan bir “McTractHome” cenneti arasında yapılan anlaşmayı ele alalım. Mojave Su Ajansı, Sacramento Deltası’ndan pompalanan ve Eyalet Su Kemeri aracılığıyla gönderilen 14 bin hektometreküp suyun kalıcı haklarını yaklaşık 73 milyon dolara satın aldı. Bu, San Francisco büyüklüğündeki bir alanı altı inç derinliğinde suyla kaplamaya veya 30 bin aileyi bir yıl boyunca suya kavuşturmaya yetecek miktarda su demek.
Suyu satan çiftçi ise yoksul, dişlek bir çiftçi değil; Vidovich ailesine ait Sandridge Partners adlı özel bir Bay Area şirketi. Vidovich’ler, Central Valley’nin kalbinde kârlı bir pamuk ve badem yetiştiriciliği yapmanın yanı sıra, Silikon Vadisi’nde küçük bir emlak imparatorluğunu da kontrol ediyor; ofis kompleksleri, apartmanlar, mobil ev parkları, oteller ve alışveriş merkezleri inşa edip işletiyorlar.
Aile işinin şu anki yöneticisi John Vidovich ve eşi Lydia, 11,4 milyon dolarlık Los Altos Hills’te bir evde yaşıyor. San Francisco’nun hemen güneyindeki bu tepelik, ormanlık ve körfez manzaralı bölge, Kuzey Kaliforniya’nın en lüks yerlerinden biri ve Amerika’nın en pahalı posta kodlarından biri (Resnick’in Paramount Çiftlikleri’nin başkanı Joseph MacIlvane, Vidovich ailesiyle yakın ilişkiler içinde; Kern bankasının yüzde 9,62’sine sahip olan ve Dudley Ranch Su Bölgesi adıyla bilinen özel bir su bölgesinin yönetim kurulunda John Vidovich’le birlikte görev yapıyor).
Ailenin aşırı zenginliğine rağmen —ya da belki de bu sayede— Sandridge Partners ülkenin en büyük refah kraliçesi çiftçilerinden biri konumunda. Çevre Çalışma Grubu’na göre, 2007’de en yüksek tutarı alarak federal tarım teşviklerinden 1 milyon dolar elde etti, 1995 ile 2006 yılları arasında da ek 6,8 milyon dolar kazandı. “Doğrudan ödemeler” olarak bilinen bu teşvikler, çoğunlukla mısır, buğday, pirinç ve pamuk yetiştiricilerine geçmişteki üretim rakamlarına göre veriliyor ve bazen o mahsuller hâlâ yetiştirilse de yetiştirilmese de bu paralar ödeniyor.
Bununla birlikte, 73 milyon dolarlık su anlaşması, Vidovich’lerin konforunu sağlayan en kârlı devlet desteğinin tarım teşvikleri olmadığını ortaya koyuyor. Zira eyaletten aldıkları ağır vergi mükellefi sübvansiyonlu suyu yeniden satarak elde ettikleri kâr çok daha yüksek.
Bir eyalet su yetkilisine göre, Vidovich’lerin Mojave Su Ajansı’yla vardığı hektometreküp başına 5 bin 200 dolarlık anlaşma, Kaliforniya’da daha önce su için ödenen rekor fiyatın neredeyse iki katıydı.
Şu kâr marjlarına bir bakın: günümüzde Central Valley çiftçileri, Kaliforniya Su Kaynakları Departmanı’ndan hektometreküp başına 100 ila 500 dolar aralığında ağır sübvansiyonlu su satın alırken, San Francisco’daki şehir sakinleri aynı su için hektometreküp başına yaklaşık 8 bin 500 dolar ödüyor. Böyle bir indirimle, Vidovich ailesi satın alma ve satış fiyatları arasında on ila elli katlık bir fark yakalayabilir. Hektometreküp başına maksimum 500 dolar ödemiş olsalar bile, Mojave Çölü’ne 73 milyon dolara sattıkları su onlara sadece 7 milyon dolara mal olmuş olurdu. Bu, 66 milyon dolarlık saf kâr demek; tek yapmaları gereken, birkaç yüz dönümlük badem bahçesini kurumaya terk edip Kaliforniya vergi mükelleflerinin —Los Altos Hills’teki komşuları dahil— ceplerini doldurmasına izin vermek.
Bu ders kitabı niteliğindeki servet transferi örneği ne kadar sarsıcı olsa da, ne tek seferlik ne de sıra dışı bir hadise. Bu, yaklaşık 15 yıl önce Monterey’de şekillenen su deregülasyonu ve özelleştirmesinin planlanmış bir sonucuydu; suyu piyasada kolayca alınıp satılabilen gerçek bir likit varlığa dönüştürdü (2002’de Sacramento Bee, Kern County Su Bankası üyelerinin, diğer şehir ve ilçelere su satışından en az 128 milyon dolar kazandığını tahmin etmiş, gazete bunun eksik ve düşük bir rakam olduğunu da kabul etmişti).
Kern Su Bankası Otoritesi Genel Müdürü Jonathan Parker, “Bank of America’nın dolarla ne yaptığına bakın, biz de suyla aynı şeyi yapıyoruz. Yaptığımız şey bir hizmet sunmak: Suyu maliyetine depoluyoruz, sonra yer altından maliyetine çıkarıyoruz. Bize bu hizmeti en ucuza sağlamamız için ödeme yapıyorlar,” demişti.
Parker bu sözleri 2003’te söyledi. O zamandan bu yana yaşanan tüm banka kurtarmaları, para bankası ile su bankası benzetmesini daha da uygun hale getiriyor. Kern Su Bankası, suyun maliyetini vergi mükelleflerine yükleyip, bütün kârlarını kendine aktarıyor. Görünüşe göre “kayıpları kamusallaştırma, kârları özelleştirme” ideolojisi sadece Wall Street’e özgü değil; uzun zamandır Kaliforniya’nın kurumsal çiftçilerinin iş planının bir parçası ve Kaliforniya’nın su ticaretinin geleceğine bir bakış niteliğinde.
İşte Kaliforniya’nın su tartışmasındaki histeri ve korkunun arka planını bu oluşturuyor. Kuraklık, son aylarda giderek daha fazla siyasi ve medya ilgisi görüyor. Tartışmaların merkezinde, ölmekte olan Sacramento Deltası’nı atlayıp daha yukarılardaki tatlı suya daha az zararla ulaşacak devasa bir su kemeri olan Çevre Kanalı için milyarlarca dolarlık planlar var. Kağıt üzerinde kulağa hoş geliyor. Ancak gerçekte Çevre Kanalı, suyu Central Valley su bankacılarına aktaracak ve Kaliforniya’nın halihazırda aşırı kaldıraçlı “sanal su” piyasasını daha da şişirecek bir su özelleştirme hilesi.
Vali Schwarzenegger aylardır bu projeyi Kaliforniya yasama organından geçirmeye çalışıyor ve her iki partiden de geniş destek bulmuş durumda. Eylül ayında, Demokrat Senatör Dianne Feinstein, valiyi destekledi ve Obama yönetimini Kaliforniya’nın “zor durumdaki” çiftçilerine yardım etmeye çağırdı; hatta Stewart Resnick tarafından bizzat yazılmış bir mektubu yazışmalarına ekledi. Resnick, Obama yetkililerini, “zor durumdaki” çiftçiler yerine çevresel çıkarları desteklemekle suçluyordu. Aynı ay, ikinci sınıf Fox News sunucusu Sean Hannity, Fresno’ya giderek bir AstroTurf kampanyasını —parayla tutulmuş Latin “protestocular” ve geçmişte tütün endüstrisinden Blackwater’a, Arjantin’deki cuntaya kadar pek çok tartışmalı müşteri için çalışan Burson-Marsteller adlı halkla ilişkiler firması tarafından finanse edilen bir gösteriyi— yönetti ve aynı şeyleri dile getirdi. Hannity, Resnick’in “liberal” ajandasını desteklemekten endişe duymuyor. Çevre Kanalı, parti farkı gözetmeksizin güçlü kurumsal çıkarlara hizmet ediyor.
Elbette, kurumsal Amerika’nın kâr hırsı acımasız. Ve biz, halk olarak, balık hafızalıyız. Aslında tuhaf olan, bunun yeni bir kandırmaca olmaması. Merhum ve saygın Marc Reisner, 1986’da Batı Amerika’daki su kullanımına dair göz açıcı ve kapsamlı bir tarih kitabı olan Cadillac Desert’ta “Çevre Kanalı, su çıkarlarının kırk yıldır en büyük önceliğiydi,” diye yazmıştı. Bu proje, Vali Pat Brown’ın 1960’ta hayata geçirdiği California Su Kemeri’nin orijinal planının bir parçasıydı. Oğlu Jerry Brown, 70’lerin ortasında vali olduğunda babasının başlattığı işi tamamlamaya çalıştı. Fakat Vali Brown’ın bu girişimi, kötü giden bir ekonomi ve yağışlı bir yıl nedeniyle başarısız oldu.
Reisner, 25 yıl önce Çevre Kanalı inşa edilmezse kıyametin kopacağına Kaliforniya halkını ikna etmek için kurumsal çevrelerin yürüttüğü ama eninde sonunda başarısız olan medya saldırısını ve bu süreçte yaşanan iktidar çekişmelerini, yolsuzlukları, sahtekârlıkları, medyanın kamuoyunu manipüle etmesini ayrıntılarıyla aktarmıştı.
Şimdi, 30 yıl sonra, Kaliforniya yasama organı aynı planı tekrar hayata geçirmeye çalışıyor. Bu plan, çölde banliyö yayılmasını desteklemek için daha fazla sanal su sağlamak kadar, daha fazla tarım arazisi açmayı da amaçlıyor. Ve kurumsal güçler, Kaliforniya vergi mükelleflerini kendi kişisel servetlerini finanse etmeye razı etmek için yine aynı stratejiyi kullanıyor; korkuyu.
Amerika
ABD sağında veri merkezi ve yapay zeka çatlağı büyüyor

ABD’de veri merkezlerinin inşasına yönelik direnç sağ siyasi kulvarda ve Başkan Donald Trump’ı seçen koalisyonda bölünmelere yol açarken, teknoloji odaklı muhafazakarlar ile yerel toplulukları korumak isteyen popülist kesim karşı karşıya geliyor. Trump yönetiminde etkili olan teknoloji yatırımcıları yapay zeka yarışında geri kalmamak için kısıtlamaların kaldırılmasını talep ederken, muhafazakar kanaat önderleri tesislerin çevreye ve kaynaklara etkilerine yönelik endişeleri dile getiriyor.
Veri merkezlerinin inşasına yönelik direnç uzun süredir ağırlıklı olarak sol kesimden gelirken, bu durum son dönemde sağ siyaseti ve Başkan Donald Trump’ın seçilmesini sağlayan koalisyonu bölen bir konu haline geliyor.
Trump yönetiminde nüfuz sahibi olan teknoloji odaklı muhafazakarlar, ABD’nin yapay zeka alanında hakimiyet kurmak için elinden gelen her şeyi yapması gerektiğini, aksi takdirde yabancı rakiplerine karşı zemin kaybedeceğini savunuyor.
Trump’ın Bilim ve Teknoloji Danışmanları Konseyi Eş Başkanı ve teknoloji yatırımcısı David Sacks, Çin’in yeni yapay zeka modelinin etkinliğine dikkat çekerek bu argümanı öne sürdü.
Daha önce Trump’ın yapay zeka koordinatörü olarak da bilinen Sacks, sosyal medya üzerinden yaptığı paylaşımda, “Bu sırada Amerika kendi kendini kısıtlıyor: Siyasetçiler ve bürokratlar yeni veri merkezlerini yasaklıyor, eyalet düzenlemelerini artırıyor ve yeni sınır modelleri önceden onaylayacak yeni federal kurumlar kurulması için baskı yapıyor. Yapay zeka yarışı böyle kaybedilir. Kendimizi çıkmaza sokarsak dünyanın geri kalanı bizim kurallarımızla oynamayacaktır” ifadelerini kullandı.
Diğer taraftan, yerel topluluklar üzerindeki etkilerden endişe duyanlar ile mahremiyet savunucularının sesleri, halkın veri merkezlerine yönelik tepkileriyle paralel olarak daha gür çıkmaya başlıyor.
Heritage Foundation Başkanı Kevin Roberts, Shenandoah Nehri kıyılarına kurulması planlanan veri merkezlerine işaret etti.
Roberts, Fox Business kanalında yaptığı açıklamada, “Oradaki insanlar kendilerinden bir şeylerin alındığını hissediyor. Serbest piyasa karşıtı değiller. Sadece burada bir uzlaşı sağlanıp sağlanamayacağını veya bu durumun getireceği kayıpların değerlendirilip değerlendirilemeyeceğini soruyorlar” dedi.
Roberts ayrıca, şüpheyle yaklaşan ancak bu teknolojinin faydalarından yararlanmaya devam edebilmek için ortak bir çözüm bulunmasını isteyen insanlarla aynı safra yer aldığını ekledi.
Trump’ın eski danışmanı Steve Bannon da uzun süredir teknoloji sektörünün Trump yönetimi üzerindeki etkisine ve yapay zeka politikasını şekillendirme biçimine karşı çıkan popülist sağın seslerinden biri olarak biliniyor.
Sunucu Tucker Carlson ise Trump’ın ülke genelinde Amerikalıların daha fazla gözetlenmesine ve izlenmesine zemin hazırlayan veri merkezlerini desteklediğini savundu.
Kamuoyu araştırmaları, Amerikalıların çoğunluğunun bölgelerinde bir veri merkezi kurulmasını istemediğini gösteriyor.
Demokratların yerel veri merkezlerine “kesinlikle karşı çıkma” eğilimi Cumhuriyetçilere kıyasla daha yüksek seyrediyor. Demokrat seçmenler şüphelerinin gerekçesi olarak kaynak kullanımı ve çevre üzerindeki etkileri gösteriyor.
Tepkiler tamamen parti sınırlarıyla sınırlı kalmıyor. Gallup’un mayıs ayında gerçekleştirdiği araştırma, Demokratların yüzde 56’sının, Cumhuriyetçilerin ise yüzde 39’unun yakınlarında bir veri merkezi kurulmasına “kesinlikle karşı olduğunu” ortaya koyuyor.
Trump yönetimine yakın üst düzey isimler, veri merkezlerine ve yapay zekaya yönelik şüpheleri tamamen benimsemeden, bu tesislerin beraberinde getirdiği politika sorunlarını kamuoyu önünde kabul ediyor.
Beyaz Saray Genel Sekreter Yardımcısı James Blair, Roberts’ın televizyon programındaki açıklamalarına doğrudan yanıt vererek, asıl sorunun veri merkezleri değil enerji sağlayıcıları olduğunu savundu.
Blair, X sosyal platformunda yaptığı paylaşımda, “Sorun, Kevin’ın bölgesine elektrik üretimi sağlaması gereken kesimlerden kaynaklanıyor. Elektrik talebi yüksek ancak tedarikçiler üretim yapma konusunda yetersiz kalıyor” diye yazdı.
Popülist-muhafazakar eğilimli Bull Moose Project Başkanı Aiden Buzzetti, enerji konularının bu düzeyde tartışılmasının, veri merkezlerine yönelik tepkiler büyürken yapay zeka ve veri merkezi savunucularının da mevcut siyasi koşullara uyum sağlamak zorunda kaldıklarını gösterdiğini ifade etti.
Buzzetti, “Bu başlıklar bir yıl önce standart konuşma konuları değildi. Bu tesislerin inşasını savunabilmenin tek yolu bu olduğu için bu söylemler hızla yaygınlaşıyor” değerlendirmesini yaptı.
Bull Moose Project, geçen hafta bu bölünmede ortak bir zemin bulmayı amaçlayan bir yasa önerisi sundu. Öneri, teknoloji şirketlerinin veri merkezleri için gereken enerji kaynağını kendilerinin inşa etmesi veya satın alması yönündeki Trump yönetiminin tüketici koruma taahhüdünü yasal güvenceye kavuşturmayı hedefliyor.
Cumhuriyetçi Temsilci Gabe Evans tarafından sunulan benzer bir tasarıdan farklı olarak, Bull Moose önerisi bir zorunluluk getirmiyor, bunun yerine Enerji Bakanlığına şirketlerin gönüllü olarak imzaladığı anlaşmaları uygulama yetkisi veriyor.
Buna rağmen, veri merkezlerine ve yapay zekaya yönelik tabandan gelen direncin boyutu konusundaki tartışmalar devam ediyor.
Eski Çay Partisi (Tea Party) lideri Amy Kremer tarafından kurulan yapay zeka karşıtı “Humans First” grubu, cumartesi günü yerel, eyalet düzeyindeki ve federal siyasetçilere yapay zeka veri merkezlerine karşı çıkmaları için baskı yapmak amacıyla ülke genelinde protestolar düzenledi.
Reuters’ın aktardığına göre, 42 eyalette hem Cumhuriyetçi hem Demokrat eğilimli bölgelerde toplam 142 protesto gerçekleştirilmesine rağmen katılım beklenenin altında kaldı.
Kremer ve diğer organizatörler, veri merkezlerinin tamamen durdurulmasını desteklemediklerini, kararı yerel toplulukların vermesini istediklerini belirtti.
Kremer, veri merkezlerine karşı oluşan bu ivmeyi 2010’lardaki Çay Partisi hareketine benzetse de, eyaletlerdeki protestoları düzenleyenlerin farklı siyasi partilere mensup olduğu bildirildi.
Birçok muhafazakar yorumcu ise protestoları ve düzenleyen grubu eleştirerek, Humans First grubunun Silikon Vadisi tarafından finanse edilen ve ilericilerle bağlantılı bir “sol operasyonu” olduğunu öne sürdü ve katılımın düşük olduğu protestoların fotoğraflarını paylaştı.
Amerika
Trump yanlısı “Maga Inc” ara seçimler için 400 milyon dolarlık bir fon oluşturdu

Donald Trump’ın en büyük bağışçı grubu Maga Inc, Kongre ara seçimler için 400 milyon dolardan fazla bir seçim fonu biriktirdi.
Pazartesi günü yayınlanan federal belgelere göre, bu Süper PAC (Siyasi Eylem Komitesi) haziran ayında 19 milyon dolar topladı.
Bu tutarın 10 milyon doları, bağışlarını karşılamak için bitcoinlerini nakde çeviren milyarderler Tyler ve Cameron Winklevoss’tan geldi.
Maga Inc, başkanlık seçimi yapılmayan bir yılda diğer tüm PAC’lerden daha fazla fon topladı.
2018 ve 2022 ara seçimleri öncesinde, Trump ve eski başkan Joe Biden’ı destekleyen PAC’lerin biriktirdiği fon, Maga Inc’in mevcut nakit rezervinin yüzde 5’inden azdı.
Bu grup, kasım ayındaki ara kongre seçimleri öncesinde Cumhuriyetçilerin Demokratlardan daha fazla bağış toplama çabalarını güçlendirdi.
Fakat bazı Demokrat Temsilciler Meclisi ve Senato adayları, Cumhuriyetçi rakiplerinden çok daha fazla bağış toplamış durumda.
Maga Inc’in elindeki nakit, Cumhuriyetçi Ulusal Komite’nin elindeki 129 milyon doların üç katından ve Demokratik Ulusal Komite’nin seçim fonundan neredeyse 25 kat daha fazla.
Geçen ay Maga Inc’e en az 1 milyon dolar bağışta bulunan diğer isimler arasında NASA yöneticisi Jared Isaacman, iş adamı ve Georgia eyalet valiliği adayı Rick Jackson, Trump’ın Kennedy Center yönetim kuruluna atadığı hayırsever Patricia Duggan, yatırımcı Konstantin Sokolov ve Trump’ın danışmanı David Sacks tarafından kurulan bir PAC yer alıyor.
Trump’ın son seçim kampanyasını destekleyen diğer PAC’ler de para toplamaya devam etti. Never Surrender Inc, 2026’nın ilk çeyreğinde çoğunlukla küçük meblağlı bağışlar yoluyla 5,5 milyon dolar topladı. Grubun elinde yaklaşık 60 milyon dolar bulunuyor.
Öte yandan Maga Inc, hâlâ benzersiz bir güç olmaya devam ediyor. En son açıklanan verilere göre, Temsilciler Meclisi ve Senato’daki Cumhuriyetçi liderlik kadrosuyla uyumlu dört siyasi grup (Senato Liderlik Fonu – SLF, Kongre Liderlik Fonu – CLF, Ulusal Cumhuriyetçi Kongre Komitesi ve Ulusal Cumhuriyetçi Senato Komitesi) toplam 529 milyon dolarlık nakit kaynağa sahip.
2026’da Kongre’nin kontrolünü ele geçirmeye odaklanan Demokratik PAC’ler ise 336 milyon dolara sahip.
Milyarderler, bu seçim döngüsünde ABD siyasi sistemini etkilemek için yine bol miktarda para akıttı.
2026 Kongre seçimlerinin en büyük iki ABD’li bağışçısı, Susquehanna ticaret şirketinin kurucu ortağı Jeff Yass ile Trump’ın müttefiki ve İsrail destekçisi olan, aynı zamanda merhum kumarhane devi Sheldon Adelson’ın eşi Miriam Adelson.
Miriam Adelson, bu yıl Maga Inc, SLF ve CLF’ye en az 65 milyon dolar bağışladı.
Yass, çeşitli muhafazakâr gruplara 87 milyon dolardan fazla bağışta bulundu. Bu tutarın 20 milyon doları, Ohio’da Vivek Ramaswamy’nin valilik kampanyasını destekleyen bir Super PAC’a aktarıldı.
Bu PAC ayrıca Elon Musk’tan 5 milyon dolar ve hedge fon yöneticisi Bill Ackman’dan 1 milyon dolar bağış aldı.
Wall Street’ten Citadel kurucusu Ken Griffin ve Blackstone CEO’su Stephen Schwarzman, sırasıyla Cumhuriyetçi kongre seçim kampanyası gruplarına 15 milyon dolar ve 13 milyon dolar bağışladı.
Schwarzman ve Griffin, Maine’de Cumhuriyetçi senatör Susan Collins’i destekleyen bir Super PAC olan Pine Tree Results’a da sırasıyla 10 milyon dolar ve 2,5 milyon dolar daha bağışladı.
ABD yasaları, Super PAC’lerin siyasi kampanyalar için sınırsız fon toplamasına izin veriyor.
Kripto ve yapay zeka sektörleri de ABD siyasi sistemine nakit akışını sürdürdü. Kripto yanlısı bir Super Pac olan Fairshake, haziran sonu itibarıyla 127 milyon dolar biriktirirken, daha esnek düzenlemeleri destekleyen yapay zeka yanlısı bir Super Pac olan Leading the Future’ın kasasında ise 31 milyon dolar bulunuyor.
OpenAI başkanı Greg Brockman ve eşi Anna, aralık ayında Maga Inc ve Leading the Future’a toplam 50 milyon dolar bağışladı.
Milyarder Marc Andreessen, Leading the Future, Maga Inc ve Fairshake’e yaklaşık 43 milyon dolar bağışladı.
Mayıs ayında, Anthropic CEO’su Dario Amodei, daha fazla yapay zeka güvenlik düzenlemesi yanlısı bir Super PAC olan Public First’e, ilk önemli federal bağışı olarak 1 milyon dolar bağışladı. Fakat bu PAC’ın kasasında yarım milyon dolardan az para bulunuyor.
Partinin ulusal düzeyde bağış toplama performansı Cumhuriyetçi Parti’nin gerisinde kalsa da, bazı öne çıkan Demokrat adaylar Cumhuriyetçi rakiplerinden daha fazla bağış topladı.
Teksas Senatosu adayı Demokrat James Talarico, Haziran ayı sonunda Cumhuriyetçi rakibi Ken Paxton’dan yaklaşık 20 milyon dolar daha fazla nakit kaynağa sahipti.
Talarico’yu destekleyen bir Super PAC olan Lone Star Rising PAC, LinkedIn’in kurucu ortağı Reid Hoffman’ın 10 milyon dolarlık bağışıyla güçlendi.
Amerika
ABD Dışişleri Bakanlığından Küba hakkında 100 sayfalık rapor

ABD Dışişleri Bakanlığı yayımladığı yeni raporda, Küba yönetimini 2020 yılındaki George Floyd protestoları dahil olmak üzere ülkedeki birçok gösteriyle ilişkilendirdi. Pazartesi günü kamuoyuna açıklanan 100 sayfalık belgede, Havana yönetiminin 1960’lardan itibaren ABD karşıtı radikal hareketleri ve sol grupları kapsayan geniş bir ağ kurduğu iddia edildi.
ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından pazartesi günü yayımlanan 100 sayfalık yeni raporda, Küba’nın 2020 yılında George Floyd’un öldürülmesinin ardından düzenlenen gösteriler de dahil olmak üzere ABD’deki bir dizi protestoyla bağı olduğu öne sürüldü.
Belgede, Küba yönetiminin 1960’lı yıllardan itibaren “ABD’ye ve daha geniş anlamda Batı’ya yönelik her şeyin üzerinde tutulan bir hınç ve köklü bir nefret etrafında şekillenen, yeni ve farklı bir Marksizm türünün atan kalbi olarak hizmet ettiği” iddia edildi.
Raporda, Küba makamlarının kendilerini bu amaca yönelik küresel bir aktivist, entelektüel ve siyasi grup koalisyonu devşirmeye, yetiştirmeye ve harekete geçirmeye adadığı savunuldu. Bu faaliyetlerle Black Panthers ve Weather Underground’dan Antifa’ya kadar Amerika’nın en bilinen ve etkili aşırılıkçı hareketlerinin orantısız bir kısmını şekillendiren, yaygın bir devrimci ağ kurulduğu ileri sürüldü.
Söz konusu rapor, Havana yönetimi ile ABD genelindeki güçlü solcu kar amacı gütmeyen kuruluşlar, ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Bürosu (ICE) karşıtı gruplar, sosyalist oluşumlar ve Marksist örgütler arasında da bağlar kurdu.
Küba’nın George Floyd protestolarına büyük bir memnuniyetle destek verdiği savunulan raporda, ülkenin devlet medyasının ve hükümet yetkililerinin, gösteriler sırasında ABD’yi “Küba’nın insan hakları sicilini eleştirmeye ahlaki açıdan uygun olmayan, sistemsel olarak ırkçı bir ülke” şeklinde tasvir ettiği kaydedildi.
Diğer yandan, ABD’nin Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilcisi Mike Waltz bu ayın başlarında Küba’yı bir ulusal güvenlik tehdidi olarak nitelendirdi. Waltz ayrıca Çin ve Rusya’yı, Küba’da bulunan ABD askeri üslerinin çevresinden bilgi toplamakla suçladı.
Mayıs ayında ise CIA Direktörü John Ratcliffe, Başkan Donald Trump’ın adaya yönelik olası bir işgal veya askeri yanıt konusundaki uyarısını yinelemek üzere Kübalı yetkililerle bir araya gelmişti.
Görüş2 hafta önceAnkara’nın ikinci zirvesi: 22 yılın ardından NATO, kuralları yeniden yazan bir Türkiye’ye dönüyor
Diplomasi2 hafta önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Amerika2 hafta önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Asya2 hafta önceXi, bilim ve teknoloji inovasyonuyla Çin modernleşmesinin ilerletilmesi çağrısı yaptı
Diplomasi1 hafta önceFT: Çin’e bağımlılığı azaltmanın Batı’ya maliyeti 23 trilyon doları aşabilir
Diplomasi2 hafta önceNATO liderleri Ankara Deklarasyonu’nu kabul etti
Görüş1 hafta önceTahran’da iki kritik isimle konuştum: İran kendisini nasıl görüyor?
Diplomasi2 hafta önceAnkara’daki NATO zirvesinde hangi silah anlaşmaları yapıldı?












