Amerika
Trumpizmin iktisadi aklı – 2: Scott Bessent, Amerikan rüyası ve özel güzeldir

ABD Hazine Bakanı olarak ilk önemli ekonomi politikası konuşmasını yapan Scott Bessent, kendince Trump yönetiminin Amerikan ekonomisini “devlete bağımlılıktan” kurtarıp “özel sektör odaklı büyümeye” yöneltme yönündeki planını ortaya koyuyordu.
Geçen mart ayında New York Ekonomi Kulübü’nde konuşan eski Soros Fonu yöneticisi Bessent, Başkan Donald Trump’ın deregülasyon, kalıcı vergi indirimleri uygulama ve Amerikan sanayisini güçlendirmek için gümrük tarifelerini stratejik bir araç olarak kullanma niyetinde olduğunu açıkça belirtiyordu.
Scott Bessent, bu değişimle birlikte, önceki yönetimin “aşırıya kaçması” olarak tanımladığı durumu tersine çevirmeyi amaçlıyordu.
Bessent’e göre önceki hükümetler, fazla “devletçi” bir ekonomi politikası izliyor ve bu da inovasyon ve üretkenliği engelliyordu. Dolayısıyla ve tahmin edileceği üzere, ekonomide devlet müdahalesinin azaltılması gerekiyordu.
Geçtiğimiz yıl istihdam artışının %95’inden fazlasının kamu ve hükümete yakın sektörlerde yoğunlaştığını gösteren verilere işaret eden Scott Bessent, bu sektörlerin özel sektör işlerine kıyasla daha yavaş ücret artışı ve daha düşük verimlilik sunduğunu savunuyordu.
‘Bürokrasi’den ‘risk temelli’ düzenlemeye geçiş
Bessent şunu iddia ediyordu:
“Amerikan ekonomisi hükümet harcamaları ve kamu sektöründeki istihdam artışıyla yapay olarak desteklendi. İşletmelerin istihdam yaratma, yatırım ve inovasyona yön verdiği özel sektör destekli bir ekonomiye geri dönmeye odaklanmış durumdayız.”
Bu geçişi kolaylaştırmak için yönetim, Bessent’in küçük işletmelere gereksiz raporlama yükleri getirdiğini iddia ettiği Kurumsal Şeffaflık Yasasını askıya almayı planlıyordu.
Bessent ayrıca Trump’ın yatırım ve girişimciliği teşvik etmek için kalıcı vergi indirimleri, indirimli kurumlar vergisi oranları ve genişletilmiş küçük işletme kesintilerine olan bağlılığını yineliyordu.
Bakan, bankaların ekonomik büyümeyi yönlendirmede daha aktif bir rol oynamalarını sağlamak amacıyla finans sektörünü serbestleştirmek için “kapsamlı ve iddialı bir çaba” göstereceklerini de açıklıyordu.
Yönetim özellikle finans kuruluşlarının denetlenme şeklini elden geçirmeye odaklanarak, Bessent’in “bürokratik onay kutusu” olarak tanımladığı yaklaşımdan daha “risk temelli” bir düzenleme yaklaşımına geçmeyi hedefliyordu.
Hazine Bakanına göre tarifelerin üç hedefi
Konuşmanın bam teli, Scott Bessent’in agresif ticaret politikasını savunarak tarifelerin sadece korumacılıkla ilgili olmadığını, “daha rekabetçi ve dirençli bir ABD ekonomisi” yaratmakla ilgili olduğu yönündeki sözleriydi.
Olası enflasyonist etkilere ilişkin kaygıları reddeden Bakan, tarifelerin üç temel amaca hizmet ettiğini savunuyordu: gelir elde etmek, Amerikan sanayilerini ve çalışanlarını haksız uygulamalardan korumak ve ticaret görüşmelerinde güçlü bir müzakere aracı olarak hizmet etmek.
Bessent, “Başkan Trump’ın birçok kez söylediği gibi, ‘Tarife benim en sevdiğim kelimedir’. Ticaret ortakları misilleme yaparlarsa, daha da yüksek vergilerle karşı karşıya kalacaklar. Fakat müzakere etmek isterlerse, görüşmekten memnuniyet duyarız,” diyordu.
Bessent bu politikaya yönelik eleştirileri de reddederek, Trump’ın ticaret politikalarının ABD’nin küresel sahnedeki iktisadi gücünü yeniden tesis etmek üzere tasarlandığının altını çiziyordu.
Trumpizmin iktisadi aklı – 1: Stephen Miran ve doların devalüasyonu planı
‘Lehman momenti’nden ‘bırakın piyasalar çözsün’e
Yatırımcıların endişelerini gideren Bessent, yönetimin düşüşleri önlemek için hisse senedi piyasasına müdahale etme niyetinde olmadığını da açıkça ifade etti. Bu pozisyonun, Amerikan devletinin 2008-9 krizinde olduğu gibi bir “Lehman momenti” düşünmediğine, “piyasalar çözer” mantığına yaslandığına işaret ediyordu.
Nitekim Bessent, Trump yönetiminin “iktisadi sağlığın” bir göstergesi olarak hisse senedi fiyatlarından ziyade tahvil getirilerine odaklanmasına atıfta bulunarak, “Trump’ın yukarı yönlü çağrısı basit: eğer iyi politikalarımız varsa, o zaman piyasalar yükselecektir,” diyerek kestirip atıyordu.
Bessent ayrıca Trump’ın iktisadi siyasetinin, özellikle de ekonominin yeniden “özelleştirilmesinin”, faiz oranlarının düşmesine ve uzun vadeli piyasa güveninin artmasına katkıda bulunacağını öne sürüyordu.
Zaten Trump yönetiminin önüne koyduğu hedeflerden biri de yatırımcıları piyasa tarafından belirlenen faiz oranlarının düşmesi gerektiğine ikna etmek. Amerikan ekonomi yönetiminin üst düzey üyeleri özellikle on yıllık Hazine tahvillerinin getirisini düşürmek istiyor.
Bessent, Trump yönetiminin enerji fiyatlarını düşürerek ve regülasyonları kolaylaştırarak getirileri düşürebileceğini savunuyordu. Bakan, gümrük tarifeleri şokundan sonra ABD Hazine tahvillerindeki satışı da küçümseyerek “sistemik bir sorun” olmadığını söylüyordu.
Bessen, “Şu anda piyasalarda devam etmekte olan bu kaldıraç azaltma sarsıntılarından biri var,” diyor ve on yıllarca süren hedge-fon kariyerinde bunlara çok sık tanık olduğunu sözlerine ekliyordu: “Bu sabit gelirli piyasada kayıplar yaşayan ve kaldıraçlarını azaltmak zorunda kalan çok büyük kaldıraç oyuncuları var.”
Amerikan rüyasının önündeki engel: İşçilerin ucuz mallara erişimi…
“Ucuz mallara erişim Amerikan rüyasının özü değildir. Amerikan Rüyası, her vatandaşın refaha, yukarı doğru hareketliliğe ve iktisadi güvenliğe ulaşabileceği kavramına dayanır. Çok uzun zamandır, çok taraflı ticaret anlaşmalarının tasarımcıları bunu gözden kaçırdı.”
Bu iddianın doğal sonucu, “enflasyonla mücadele” programının arka sıralara itilmesi olurdu. Gerçekten de böyle: Bessent New York Ekonomi Kulübü’nde yaptığı konuşmada, “Bir süreklilik [continuum] içinde, enflasyon konusunda endişeli değilim,” diyerek buna işaret ediyordu.
“Wall Street harika işler yaptı, Wall Street iyi işler yapmaya devam edebilir. Fakat bu yönetim Main Street ile ilgili.” Bessent’in bu sözleri, Trump’ın da sık sık dile getirdiği bir hedef: “Main Street”, üretime, dükkancıya, mağazalara ve perakende satışlara odaklanma anlamına geliyor. Bessent, Trump’ın bu “cilasını” olduğu gibi tekrar ediyor.
Ekonomide ‘detoks’ zamanı: Yeniden dengeleme hesabı
Mart ayında gümrük tarifeleri ilk duyurulduğunda, Trump’a resesyon riski olup olmadığı soruluyor ve Başkan da yanıt olarak politikalarında bir “geçiş periyodu” olacağını kabul ediyordu.
Trump’tan sonra konuşan Scott Bessent ise CNBC’ye verdiği demeçte en alttaki %50’lik Amerikan işçisinin “öldüğünü”, en tepedeki %10’un tüketimdeki payının %40’a, %50’ye yakın olduğunu öne sürüyor ve bu dengesizliği sona erdirmekten bahsediyordu:
“Bakın, kamu harcamalarından özel harcamalara geçerken doğal bir ayarlama olacaktır. Piyasa ve ekonomi paçayı kaptırır hale geldi ve biz bu hükümet harcamalarına bağımlı hale geldik ve bir detoks dönemi olacak. Bir detoks dönemi olacak.
(…)
Bakın, bir uyumlulaştırma [adjustment] var. Acı olup olmadığını göreceğiz. Yapmaya çalıştığımız şey, dün New York Ekonomi Kulübü’nde bundan bahsettim. Kamudan özel sektöre geçmeye çalışıyoruz. Bankacılık sistemimizi yeniden işler hale getirmek için güvenli ve sağlam düzenlemeler yapacağımızdan bahsettim. Yani bankalar özel şirketlere kredi vermeli. İstihdam özel şirketlerden gelmeli, devletten değil. Doğru politikaları uygularsak çok yumuşak bir geçiş olacağından eminim.”
Scott Bessent bunun bir “uyum süreci” olduğuna hep dikkat çekiyor. Ronald Reagan’a, Jimmy Carter’a referansla, p dönemde bazı çalkantılar olduğunu kabul ediyor (ki bu başkanlara dizinin sonraki bölümünde değineceğiz), fakat bu isimlerin “rotayı koruduğunu”, kendilerinin de izledikleri rotaya sahip çıkacaklarını vurguluyor.
Bessent, CNBC sunucunusa, “bu sürdürülemez sistem yıllardır inşa edildiği” söylüyor, ticaretin önceki “sürdürülemez sisteminin” de bugünkü iktisadi belirsizliklerden sorumlu olduğunu sözlerine ekliyordu:
“Ticaret ortaklarımız bizden faydalandı. Bunu büyük bütçe fazlalarından görebiliyoruz. Bunu büyük bütçe açıklarından da görebiliyoruz.”
Küreselleşmeye mersiye mi?
Scott Bessent, ekim ayında The Economist’te yayınlanan bir yazısında, küreselleşmenin ABD’de artan eşitsizliği tetiklediğini ve bunun da toplumsal ve iktisadi eşitsizliklerin büyümesine yol açtığını belirtiyordu.
“Batılı orta sınıf ve işçi sınıfı nüfusları küreselleşmeye karşı giderek daha temkinli hale geliyor,” diye yazıyordu daha sonra Hazine Bakanı olacak finans yöneticisi, “Uluslararası ticaret sisteminin faydalarını korumanın tek yolu, sistemin bazı hatalı varsayımlarını sorgulamak ve mevcut durum için güncellemektir.”
Aynı yazıya başlarken, Bessent’in uluslararası iktisat ve ticaret politikaları ile güvenlik arasında sıkı bağlar kurma çağrısı yapması, yazı dizisinin ilk bölümünü okuyanlar için şaşırtıcı olmayacaktır. Bu fikir, yani ulusal güvenlik ile ekonomi ve ticaretin birbirinden ayrıştırılamaz olduğu fikri, bu döneme özgü değildir; “neoliberal” çağda da Amerikan ulusal güvenliği uluslararası iktisadi sisteme bağlıdır. Stephen Miran ve Bessent gibileri, bunun altını daha kalın çizmek, eski konfigürasyonun artık Amerikan ulusal güvenliği lehine çalışmadığını öne çıkarmak istiyorlar. Bessent yazıyor:
“Amerika Birleşik Devletleri uluslararası ekonomik düzenin yeniden şekillendirilmesinde daha aktif bir rol oynamalıdır. Uluslararası ticaret sistemini tamamen terk etmek Amerikan halkı ve müttefiklerimiz için bir felaket olacaktır. Bununla birlikte, mevcut durum güvenlik zafiyetleri yaratmaktadır ve Amerika Birleşik Devletleri için toplam ekonomik faydalar belirsizdir. Amerika’nın yeni nesil uluslararası iktisadi politikası, gerçek anlamda serbest ticaretin getirebileceği faydaları sağlamak için güvenlik ilişkilerini ve iktisadi ilişkileri daha yakından ilişkilendirmelidir. Ayarlamalara ihtiyaç vardır, fakat bunlar dikkatle ayarlanmalı ve bilinçli bir şekilde hızlandırılmalıdır.”
Küreselleşme yüzünden; 1) Çin yükselmiştir, 2) Amerikan ekonomisinin yapısını bozarak ABD’nin hasımları ile olan güç dengesi değişmiştir. Bessent’in tezleri bunlar. Uluslararası iktisadi entegrasyon, açık piyasalar ve küreselleşme küresel ekonominin kısa vadeli verimliliği artırıp malların maliyetini önemli ölçüde düşürerek enflasyonun frenlenmesine yardımcı olsa da, ticaretin serbestleştirilmesinin “bölüşüm” üzerindeki etkileri göz ardı edildi ve Amerika’daki eşitsizlik daha da kötüleşti.
Uyum süreci büyük ölçüde gerçekleşmemiş, bu da küresel ekonomide kalıcı dengesizliklere yol açmıştı. “Arzu edilen denge,” diye yazıyordu Bessent, “başta Çin olmak üzere Japonya, Güney Kore ve diğer ihracata bağımlı ekonomiler gibi yabancı hükümetlerin kasıtlı politika tercihleriyle engellenmiştir.”
Wolfgang Münchau: Trump’ın tarifeleri küreselleşmenin sonudur
Uluslararası ticaret ve güvenlik sistemine güncelleme arayışı
Yukarıda değinmiştik, Scott Bessent uluslararası ticaret sistemini terk etmeyi değil, yeniden düzenlemeyi savunuyor.
Ona göre birçok kusuruna rağmen, uluslararası ticaret sistemini terk etmek büyük bir iktisadi ve stratejik hata olur. Bunun yerine ABD, uluslararası ekonomideki “dengesizliklerin” kaynaklarını düzeltmeye yönelik politikalar benimseyecek.
Söylemeye gerek bile yok, elbette bu tedbirler “küresel bir temelde hareket etmeli”, zira iki tarafın bulunduğu eylemler dengesizliklerin altında yatan kaynağı ele almak yerine büyük ölçüde onların etrafından dolanıyor.
Bessent bu nedenle, Joe Biden döneminin alamatifarikası olan “sanayi politikaları” tartışmalarını yersiz buluyor, bunu elbette “devletçi” görüyor ve şöyle yazıyor:
“Geniş tabanlı gümrük tarifeleri gibi makroekonomik düzeydeki müdahaleler, sanayi politikası gibi genellikle hükümetin kazananları ve kaybedenleri seçmesine dayanan mikroekonomik müdahalelerden daha etkili olacaktır.”
ABD, müttefiklerine de bu doğrultuda müdahale etmelidir: Amerikan cari açığını kapatacak hamleler. Amerika’nın güvenlik garantileri ve pazar erişimi de, müttefiklerin “ortak güvenlik” için daha fazla harcama yapma ve ekonomilerini zaman içinde dengesizlikleri azaltacak şekilde yapılandırma taahhütleriyle bağlantılı olmalı; Bessent’in önerisi budur:
“Böylesi bağlantılı bir güvenlik ve iktisadi ittifaklar sistemi, Amerikan çıkarlarına uygun davranışları teşvik etmek için dinamik olmalıdır. Ülkeler, ortaya koydukları tercihlere göre bu ilişkiler sisteminin merkezine yaklaşabilir ya da uzaklaşabilir.
Uluslararası ekonominin daha net bir şekilde bölümlere ayrılması, dengesizliklerin altında yatan kaynaklarla yüzleşmek için şu anda baskın olan ikili yaklaşımdan daha etkili kaldıraçlar sağlayacaktır. Ayrıca, çevre dışında kalmanın maliyeti de yüksek olacaktır. ABD pazarlarına erişim olmadan, Çin’in kapasite fazlası diğer ülkelerin yerli üretiminin yaşayabilirliğini tehdit edecektir. Ayrıca ABD liderliğindeki bölgenin dışında kalan hegemonların savaş sonrası dönemde ABD kadar yardımsever olması da pek olası değildir.”
Amerika
Tesla ve SpaceX için 3,6 trilyon dolarlık birleşme planı

Tesla ve SpaceX yönetim kurulları, iki şirketi yaklaşık 3,6 trilyon dolarlık piyasa değeri altında bir araya getirebilecek birleşme planını incelemek üzere bağımsız komiteler kurdu. Yapay zeka yatırımları ve roket harcamaları nedeniyle birleşen yapının yıllık serbest nakit akışının en az eksi 54 milyar dolara inmesi bekleniyor.
Elektrikli araç üreticisi Tesla ile uzay taşımacılığı şirketi SpaceX’in olası birleşimi, piyasa değeri yaklaşık 3,6 trilyon dolara ulaşan yeni bir yapı ortaya çıkarabilir.
Financial Times, yatırımcılar, hukukçular ve analistlerin değerlendirmelerine dayandırdığı incelemesinde, her iki şirketin yönetim kurullarının bağımsız komiteler kurarak birleşme ihtimalini araştırmaya başladığını duyurdu.
Elon Musk, 20 Ekim’de yaptığı açıklamada birleşmeyi “iyi bir fikir” olarak nitelendirdi ancak koşulların henüz netleşmediğini ve anlaşmanın garanti olmadığını belirtti. Girişimci, çıkar çatışması sebebiyle görüşmelere doğrudan katılamayacağını bildirdi.
Hissedarlar açısından birleşmenin en belirgin avantajı, Musk’ın zaman ve kaynak paylaşımına dair soru işaretlerini giderebilmesi. İsmi açıklanmayan bir Tesla yatırımcısı, “Şu an vaktinin bir kısmını Tesla’da, bir kısmını da SpaceX’te geçiriyor ve hissedarlar gücünün veya parasının büyük bölümünün nereye gittiğini anlayamıyor” dedi.
Otomobil üreticisine yakın bir kaynak, iki şirketin Roadster spor modelinden malzeme, yakıt ve üretim teknolojilerine kadar uzanan mevcut işbirliğini hatırlattı. Aynı kaynak, birleşmenin işlem gücü ile yapay zekanın fiziksel cihazlardaki kullanımını entegre eden dikey bir yapı kuracağını kaydetti.
Tesla ile SpaceX arasındaki finansal ilişkiler şimdiden belirgin bir hacme ulaştı. SpaceX, Tesla’dan yaklaşık 1 milyar dolar değerinde Megapack batarya sistemleri ve Cybertruck araçları satın aldı.
Tesla, yapay zeka girişimi xAI’a yaptığı 2 milyar dolarlık yatırımın Şubat 2026’da SpaceX ile birleşmesi sonucunda uzay şirketinin doğrudan hissedarı haline geldi. Musk, xAI hamlesini yapay zeka, roket teknolojisi ve uydu iletişimini bir araya getirerek uzayda veri merkezleri kurma hedefiyle gerekçelendirmişti.
Visible Alpha tarafından derlenen analist tahminleri, Tesla ve SpaceX’in toplam gelirinin 2026 yılında 153 milyar dolara çıkacağını gösteriyor. Buna karşılık yapay zeka altyapısı, çip üretimi ve roket harcamaları sebebiyle iki yapının toplam serbest nakit akışının en az eksi 54 milyar dolar olması bekleniyor.
Financial Times, 3,6 trilyon dolarlık büyüklüğün kesinleşmiş anlaşma bedelini değil, şirketlerin mevcut piyasa değerini yansıttığını bildirdi. Olası birleşme aynı zamanda Musk’ın Tesla üzerindeki kontrolünü güçlendirebilir.
Girişimci, imtiyazlı hisseler sayesinde SpaceX’te yaklaşık yüzde 84 oy gücünü elinde tutarken bu oran Tesla’da yüzde 20 civarında kalıyor. Anlaşmanın kabul edilmesi için Tesla tarafında yalnızca oylamaya katılanların değil, tüm hisselerin çoğunluğunun desteği aranacak.
Hukuk uzmanları, birleşme müzakerelerinin bir tarafın diğerinin aleyhine avantaj sağlamadığına piyasayı ikna edecek biçimde yürütülmesi gerektiğini belirtiyor. Colorado Üniversitesi kurumsal hukuk profesörü Ann Lipton, her iki şirketin merkezini taşıdığı Teksas yasalarının yönetim kararlarına itirazı zorlaştırdığına işaret etti.
Lipton, çıkar çatışması iddiasının tek başına yetersiz kalacağını, hissedarların dolandırıcılık veya kasıtlı yasa ihlali gibi fiilleri ispat etmek zorunda olduğunu söyledi. Sürecin bir diğer zorlu ayağını ise küresel onaylar oluşturuyor.
Hukukçulara göre anlaşmanın AB, Birleşik Krallık ve Çin’deki düzenleyici kurumlardan onay alması gerekecek. Geçen yıl Tesla’ya 21 milyar dolarla toplam cirosunun yaklaşık yüzde 22’sini kazandıran Çin, şirketin en büyük otomobil fabrikasına Şanghay’da ev sahipliği yapıyor.
SpaceX’in ABD savunma ihalelerini üstlenmesi ve askeri Starshield uydularını üretmesi, Pekin hattında güvenlik çekincelerini artırıyor. JPMorgan analistleri, ulusal güvenlik kaygıları nedeniyle Çin onayının ciddi engellerle karşılaşabileceğini bildirdi.
Banka analistleri, Tesla’nın Çin operasyonlarını tamamen ayırmasını veya kontrolü yerel bir konsorsiyuma devrederek marka ile otonom sürüş lisans gelirleriyle yetinmesini olası seçenekler arasında gösterdi.
The Wall Street Journal temmuz ayında Tesla’nın Çin birimini satmayı değerlendirdiğini yazmış, ancak Musk bu iddiayı “kesinlikle sahte haber” diyerek yalanlamıştı.
Tesla’ya yakın bir kaynak, birleşmenin Donald Trump’ın 2029’da bitecek başkanlık görev süresinden önce tamamlanmasının önem taşıdığını ifade etti. Kaynak, “Bu anlaşma gerçekleşecek, ama herkesin düşündüğü kadar hızlı değil” dedi.
SpaceX’in halka arzının ardından haziran ayında tarihin ilk trilyoneri unvanını alan Musk, hisselerdeki dalgalanmalar nedeniyle bu eşiğin altına indi. Forbes verilerine göre 13 Ekim’de SpaceX hisselerinin değer kaybetmesiyle serveti 982,9 milyar dolara gerileyen girişimcinin güncel varlığı 925 milyar dolar seviyesinde.
Amerika
ABD’de yolsuzluğu ihbar edene ödül verilecek

ABD Başkanı Donald Trump, kamudaki dolandırıcılıkları ihbar edenlere nakit ödeme sağlayacak 25 milyon dolarlık teşvik programını tanıttı. Mahkûmiyetle sonuçlanan bildirimlere yüzde 1 komisyon vadeden düzenlemede ilk ödeme 10 bin dolarla muhafazakâr YouTuber Nick Shirley’ye yapıldı.
ABD Başkanı Donald Trump ve Başkan Yardımcısı JD Vance, federal hükümeti dolandıranları ihbar edenlere nakit para ödenmesini öngören 25 milyon dolarlık bir ihbarcı programı açıkladı.
Oval Ofis’te duyurulan Dolandırıcılık İhbar Teşvik Programı kapsamında, mahkûmiyetle sonuçlanan başarılı bildirimlerde bulunanlara yüzde 1 oranında komisyon verilmesi planlanıyor.
Ödüllerin kimlere dağıtılacağı konusundaki tek yetkilinin kendisi olacağını belirten Trump, süreçte son sözü söyleyeceğini dile getirdi.
Trump, Oval Ofis’teki konuşmasında, “Biri birini ihbar ederse yüzde 1 komisyon alacak. Bu harika olacak çünkü bu ülkeden çalınan para trilyonları buluyor” ifadelerini kullandı.
İhbarların “America.gov/fraud” internet sitesi üzerinden toplanacağını aktaran Trump, süreci hızlandırmak adına aynı ödül için birden fazla talep gelmesi durumunda bağlayıcı hakem rolünü bizzat üstleneceğini bildirdi.
Trump, ödemelere ilişkin takdir yetkisini, “Başka bir deyişle o kişinin bunu hak edip etmediğine ben karar vereceğim ve oldukça cömert davranacağım” sözleriyle savundu.
İnternet sitesindeki yönergede, yapılan bildirimin cezai kovuşturmaya yol açması şartıyla ödülün en fazla 30 bin dolara kadar çıkabileceği belirtiliyor.
Öte yandan Trump, Oval Ofis’te yaptığı konuşmada bir kişinin alabileceği tutarda herhangi bir tavan sınır olmadığını iddia etti.
İhbarcıların çok yüksek gelirler elde edebileceğini öne süren Trump, “İnsanlar başkalarını ihbar ederek milyonlarca dolar kazanacak” dedi.
Trump ayrıca ödemelerin ceza davası açılmasına bağlı kalmayacağını, çalınan paranın geri alınması durumunda yapılacağını savundu.
Program kapsamında verilen ilk ödül, Oval Ofis’te Trump ve Vance’in yanında yer alan muhafazakâr YouTuber Nick Shirley’ye gitti. Fox News, Shirley’ye bu kapsamda 10 bin dolar ödendiğini aktardı.
Shirley, Minnesota’daki çocuk bakım programlarında yürütülen usulsüzlük iddialarını araştırdığı bir video yayımlamasının ardından geçen yıl sağ çevrelerde tanınmıştı.
Yeni program, Başkan Yardımcısı Vance’in başkanlığını yürüttüğü dolandırıcılıkla mücadele görev gücünün çalışmalarına dayanıyor.
Vance, “Başkan bu durumun durması gerektiğini söyledi. Artık duruyor ve bunu durdurmamıza yardım etmek isterseniz, ABD Başkanı’nın yaptıkları sayesinde siz de bu ödülleri paylaşabilirsiniz” diye konuştu.
Trump, federal hükümet programlarındaki suistimalleri incelemek ve azaltmak amacıyla mart ayında Dolandırıcılığı Ortadan Kaldırma Görev Gücü’nü kurmuş, yapının başına da Vance’i getirmişti.
Amerika
Anthropic halka arz öncesinde 80,7 milyar dolar zarar açıkladı

Yapay zeka devi Anthropic, 2026’nın ilk yarısında 80,7 milyar dolar net zarar açıklarken gelirini 16,3 milyar dolara taşıdı. Şirket, halka arz izahnamesinde modellerin şantaj benzeri davranışlar sergileyebileceği ve felaket boyutundaki risklerin sigortalanamayacağı uyarısını yaptı.
Yapay zeka modeli Claude’un geliştiricisi Anthropic, 30 Haziran’da sona eren 2026’nın ilk altı ayında 80,7 milyar dolar net zarar açıkladı.
The Wall Street Journal gazetesinin şirketin halka arz izahname taslağına dayandırdığı habere göre kaydedilen bu zarar, 2025 yılının tamamında gerçekleşen 42 milyar dolarlık kaybı neredeyse ikiye katladı.
Söz konusu devasa tutarın 72 milyar dolarlık büyük bölümü muhasebe kaynaklı defter değeri düşüşlerinden kaynaklandı.
Buna karşın şirketin gelirlerinde sert bir yükseliş görüldü; yılın ilk yarısındaki ciro, önceki yılın aynı dönemindeki 1,1 milyar dolardan 16,3 milyar dolara ulaştı.
Anthropic bu dönemde işlem gücü ve altyapı ihtiyaçları için yaklaşık 9 milyar dolar harcayarak, 2025’in tamamında yapılan 7,3 milyar dolarlık harcamayı altı ayda geride bıraktı.
Şirketin önümüzdeki 7 ila 10 yıl içinde bulut hizmetleri sözleşmeleri kapsamında yaklaşık 450 milyar dolar ödeme taahhüdü bulunuyor.
Bu yükümlülükler çerçevesinde Google Cloud ile 111 milyar dolar, Amazon Web Services ile 110 milyar dolar ve Microsoft ile 31 milyar dolarlık sözleşmeler planlanıyor.
Anthropic ayrıca yapay zeka odaklı daha küçük bulut sağlayıcıları Nscale ve Lambda üzerinden Nvidia çipleri kiralamak için sırasıyla 2033 ve 2034 yıllarına kadar 86 milyar dolara varan harcama yapacak.
Şirket gelecek yıllarda bilgi işlem kapasitesini artırmak amacıyla 750 milyar dolar daha harcayabilir.
Halka arz izahname taslağının yaklaşık üçte birlik kısmı ise doğrudan risk faktörlerine ayrıldı.
Belgede modellerin gerçek dünyada somut zararlara yol açma olasılığına dikkat çekilirken, yapay zekanın “kendini koruma” eğilimi sergileyebileceği ve “şantajı” andıran yanıtlar üretebileceği kaydedildi.
Anthropic, yapay zeka kaynaklı “felaket boyutundaki bir olayın” yaratacağı hasarın büyüklüğü nedeniyle bu tür riskleri sigortalamanın imkansız hale gelebileceği uyarısında bulundu.
Piyasa beklentilerine göre Anthropic’in halka arzı tarihin en büyük işlemlerinden biri olabilir ve SpaceX’in rekorunu geride bırakabilir.
Borsaya açılmanın ardından şirketin piyasa değerinin 2 trilyon dolara kadar ulaşabileceği öngörülüyor.
Dünya Basını2 hafta önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Asya2 hafta önceGüney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı
Amerika2 hafta önceBrezilya’da ikinci tur süreci nasıl işleyecek?
Asya2 hafta önceEndonezya’nın yeni iş yasası işçileri memnun etti, iş dünyasını endişelendirdi
Diplomasi2 hafta önceİtalyan gazeteci ve yazar Thomas Fazi: Avrupa, II. Dünya Savaşı’ndan beri ABD işgali altında
Dünya Basını2 hafta önceNükleer bilimci Hughes: Bölgesel nükleer savaş bile dünya genelinde üç milyar insanı aç bırakır
Dünya Basını1 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Amerika2 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor










