Bizi Takip Edin

Avrupa

Alman Silahlı Kuvvetleri, orduyu yeni teknolojilerle donatmak istiyor

Yayınlanma

Alman Silahlı Kuvvetleri (Bundeswehr), yeni Amerikan yönetiminin izinden giderek silahlanma çabalarını yapay zeka gibi yeni teknolojilere yöneltmek istiyor.

Yeni federal hükümet, özellikle yüksek teknoloji projelerine odaklanarak yeni silahlanma projelerine mümkün olan en kısa sürede karar vermek durumunda.

Bu talep, Bundeswehr ve silah sanayisinin bazı kesimleri, özellikle askeri ekipman odaklı genç startup’lar tarafından destekleniyor.

Örneğin, Alman Silahlı Kuvvetleri, yüzlerce uydudan oluşan ve maliyeti 10 milyar avroya ulaşabilecek bir uydu filosunun satın alınmasını talep ediyor.

Ayrıca, silahlı kuvvetler, düşman sinyal bozucularının devre dışı bırakamayacağı yapay zeka (AI) ile kontrol edilen kamikaze insansız hava araçları (İHA) da dahil olmak üzere insansız araçların satın alınma sürecini başlattı.

AI kamikaze dronlar: Alman startup’ları Silikon Vadisi finanse ediyor

Yeni federal hükümet tarafından finanse edilecek ilk tedarik projelerinden biri, Alman silahlı kuvvetlerinin savaş dronlarıyla donatılması olacak.

Alman medyasında yer alan haberlere göre Berlin, Münih merkezli iki startup olan Helsing ve Stark Defence’den dron satın almayı planlıyor.

Eski askeri pilot Florian Seibel tarafından 2024 yılında kurulan Stark Defence, menzili 100 kilometreye kadar olan savaş dronları üretiyor. Kendi açıklamalarına göre, şirket yalnızca Alman tedarikçilerden gelen bileşenleri kullanıyor; fakat, finansmanı, ABD’li risk sermayesi şirketi Sequoia ve ABD’nin sağcı teknoloji milyarderi ve ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in akıl hocası Peter Thiel tarafından sağlanıyor.

2021 yılında kurulan ve başlangıçta tanklar, denizaltılar ve savaş uçakları için yapay zeka (AI) üretimine odaklanan Helsing, esas olarak patlayıcı yüklerini kullanıp hedefe çarparak onu yok eden kamikaze insansız hava araçları üretiyor.

HX-2 model insansız hava araçları, yapay zeka tarafından otonom olarak kontrol ediliyor ve hedef girildikten sonra harici kontrol olmadan 100 kilometreye kadar uzaklıktaki bir hedefe ulaşabiliyor. Bu, dronların sinyal bozucularla durdurulamayacağı anlamına geliyor.

Helsing şu anda bu dronlardan ayda yaklaşık 1.000 adet üretiyor ve 6.000 adedi Ukrayna’ya teslim edilecek.

NATO’nın doğu sınırına ‘dron duvarı’ planı

Helsing, NATO’nun doğu sınırında bir “dron duvarı” inşa etme planlarıyla bağlantılı olarak da iddialı hedefler peşinde.

Haberlere göre, şirket 2024 yılında Litvanya sınırında sensörler ve insansız hava araçlarından oluşan bir gözetleme sistemi kurmak için 40 milyon avroluk bir sözleşme imzaladı.

Bu projeden elde edilen deneyim, Helsing’in kurucu ortağı Gundbert Scherf’in, NATO’nun dış sınırlarının uydu gözetlemesi temelinde kurulması ve herhangi bir saldırıya karşı savunma amacıyla keşif odaklı insansız hava araçları ve çok sayıda intihar insansız hava aracı içermesi gerektiğini söylediği “insansız hava aracı duvarı” için kullanılabilir. Helsing’in HX-2 modeli, bu amaç için olası bir aday.

Helsing, Almanya’da şimdiye kadar olumlu medya tepkileri aldı, fakat son zamanlarda Bloomberg tarafından eleştirel bir incelemeye tabi tutuldu. Analize göre, Helsing ürünlerini kullanan Ukraynalı askeri personel, Alman insansız hava araçlarının bazı rakip modellere göre kalite açısından daha düşük ve aynı zamanda önemli ölçüde pahalı olduğunu düşünüyor.

Helsing’in “son derece iyi bağlantıları” olduğu düşünülüyor: Şirketin kurucu ortağı Scherf, eski bir McKinsey çalışanı, 2014-2016 yılları arasında Ursula von der Leyen’in Savunma Bakanlığında “Stratejik Silahlanma Kontrol Sorumlusu” olarak görev yaptı.

Daha sonra bir Bundestag soruşturma komitesi, o dönemde aktif olan McKinsey ağlarını inceledi.

Pentagon’da reform planı: Askerleri teknobüyücülere dönüştürmek

Askeri girişimlerin kalesi Münih

Askeri kullanım amaçlı robotlar veya yapay zeka üreten diğer girişimler de yakın gelecekte Savunma Bakanlığından sipariş almayı umuyor.

Bunlar arasında dron savunma uzmanı Alpine Eagles ve otonom kara sistemleri geliştiren ve şu anda Ukrayna’da bir şirket kuran Arx Robotics bulunuyor. Helsing ve Stark Defense gibi, her ikisi de Münih’te bulunuyor.

McKinsey’in askeri uzmanı Jakob Stöber, “Bavyera havacılık endüstrisine yakınlık, Münih Teknik Üniversitesi ve Federal Silahlı Kuvvetler Üniversitesi gibi kurumlardan gelen yüksek nitelikli yetenekler” ve “hedefli girişim desteği”nin “bu alandaki yenilikçiliği özellikle desteklediğini” söylüyor.

Sektör uzmanları, Münih’teki Federal Silahlı Kuvvetler Üniversitesindeki İnovasyon Merkezini de övüyor. Merkezin kendi açıklamalarına göre, bu merkez “dijitalleşme ve teknoloji araştırmalarının sonuçlarını derin teknoloji yan şirketlerine aktarmak” ve “inkübatör ve hızlandırıcı programlarda erken aşamadaki startup’ları pazar girişine hazırlamak” amacıyla hizmet veriyor.

AB’nin savunma startup’ları konusunda ABD ile arasındaki finansman açığının azalması, Alman şirketleri için büyük bir avantaj oluşturuyor: 2017’den 2020’ye kadar Avrupa’ya sadece 310 milyon dolar yatırım yapılırken, ABD’de bu rakam 1,5 milyar dolardı. 2014’ten 2024’e kadar ise Avrupa’da bu rakam 2,2 milyar dolar, ABD’de ise 5,4 milyar dolar oldu.

Uydu takımyıldızları: Alman ‘Starlink’i kurma hedefi

Alman Silahlı Kuvvetleri, askeri kullanım amaçlı insansız hava araçları, savaş robotları ve yapay zeka alımının yanı sıra yeni uyduların satın alınmasını da görüşüyor.

Şu anda, Avrupa’daki NATO ülkeleri askeri kullanım için sadece 46 uyduya sahipken, ABD’de bu sayı 171.

46 Avrupa uydusunun 10’u Bundeswehr’e ait fakat bunlardan ikisi (Bremen merkezli OHB tarafından 2023’ün sonunda uzaya fırlatılan iki SARah keşif uydusu) çalışmaz durumda.

Handelsblatt gazetesinde yer alan bir habere göre, artık tam bir uydu konstellasyonu inşa edilecek; yani iletişim veya keşif işlevlerine sahip birkaç yüz ayrı uydudan oluşan bir ağdan söz ediliyor.

Bir uydu konstellasyonunun maliyetinin 10 milyar avroya kadar çıkacağı tahmin ediliyor ve birkaç konstellasyonun satın alınması da ihtimal dışı değil.

Haberlere göre, plan, yeni hükümetin kurulmasının ardından projeyi bütçeye dahil etmek. Siyasi olarak tartışmalı olan nokta, projenin muhtemelen Komisyon’un aralık ayında resmi olarak başlattığı ve uzaya bir veya daha fazla uydu konstellasyonu yerleştirmeyi amaçlayan IRIS2 projesinden ayrılması. Ortak proje şimdi ulusal proje ile değiştirilebilir.

Hamamböceği ordusu

Ulusal bir uydu konstellasyonunun tüm Alman uzay sektörü için, özellikle de şu anda “zayıf ticari uydu işinden” muzdarip yeni uzay şirketleri için fırsatlar sunduğu söylenirken, diğer örnekler gelecekteki yüksek teknolojili savaşların sadece uydular, insansız hava araçları, robotlar ve diğer temel olarak tanıdık askeri teçhizatla sınırlı kalmayacağını gösteriyor.

Örneğin, Kassel’deki startup Biotactics’in bir hamamböceği ordusu kurmayı planladığı bildiriliyor. Haberlere göre, hamamböcekleri elektronik impulslar kullanılarak “oyuncak arabalar gibi” uzaktan kontrol edilecek.

Pentagon’un bu konuyu onlarca yıldır araştırdığı söyleniyor; böceklere impulsları almak için minik elektromekanik sistemler implante edilecek. Amaç, bunları gözetleme amaçlı kullanmak.

Geçen yıl, başka haberlere göre, Singapur’daki uzmanlar ilk kez “sırtlarına bağlanan minik bilgisayarlar yardımıyla 20 hamamböceğinden oluşan bir grubu uzaktan kontrol etmeyi ve onları engebeli arazide birlikte manevra ettirmeyi” başardılar. Biotactics henüz bir atılım yapamadı, fakat haberlere göre “yatırımcılar şimdiden sıraya girdi.”

Avrupa

İngiltere ve Almanya askeri ortaklıkta yeni döneme giriyor

Yayınlanma

İngiltere ve Almanya, Rusya’ya karşı ortak savunma adımları kapsamında 2034 yılına kadar 2 bin kilometre menzilli yeni bir silah sistemi geliştirmeyi planlıyor. Gizli yürütülen Deep Precision Strike programı kapsamında hayata geçirilecek 35 milyar avro bütçeli projede, seyir füzesi ve hipersonik füze seçenekleri değerlendiriliyor.

İngiltere ve Almanya, savunma alanındaki ortaklıklarında yeni bir döneme adım atıyor. İngiliz The Telegraph ve Alman Die Welt gazetelerinin savunma kaynaklarına dayandırdığı haberine göre Londra yönetimi, Soğuk Savaş döneminden kalan “pasif ve yetersiz Almanya” algısını geride bırakarak, Berlin’i Rusya’ya karşı koyma sürecinde hayati bir ortak olarak değerlendirmeye başladı.

İngiltere’de Başbakanlık görevine gelen Andy Burnham döneminde iki ülke arasındaki askeri ilişkilerin daha da hız kazanması öngörülüyor.

İngiliz askeri kaynaklarından biri, Londra’nın uzun yıllardır Berlin’in savunma alanında üstlenmesini istediği ancak siyasi nedenlerle mümkün olmayan bu rolün artık gerçeğe dönüştüğünü ve ilişkilerde tamamen yeni bir başlangıç yapıldığını ifade etti.

35 milyar avroluk gizli füze projesi

İki ülkenin askeri ortaklığının en önemli adımı, “Deep Precision Strike” (DPS) adlı gizli füze programı oldu. Yaklaşık 35 milyar avro bütçesi bulunan bu amiral gemisi proje kapsamında, 2034 yılına kadar 2 bin kilometre menzilli bir füze geliştirilmesi hedefleniyor.

Çalışmalarda şu anda iki farklı alternatif üzerinde duruluyor. Bu seçeneklerden birincisini alçaktan uçan bir seyir füzesi, ikincisini ise ses hızının beş katını aşabilen bir hipersonik füze modeli oluşturuyor.

Mayıs ayında Financial Times gazetesi, Fransa’nın da İngiltere ve Almanya tarafından yürütülen uzun menzilli füze programına dahil olmak istediğini yazmıştı.

Ancak Die Welt gazetesinin analizine göre, Berlin ile Londra arasındaki DPS projesi, Avrupa savunmasında geleneksel olarak öne çıkan Almanya-Fransa ortaklığından bir kopuşu temsil edebilir.

Fransa ile ortak projeler sekteye uğradı

Almanya ile Fransa’nın haziran ayında sonlandırıldığını duyurduğu ortak savaş uçağı projesi FCAS’ın başarısızlıkla sonuçlanmasının arkasında, Berlin yönetiminin duyduğu memnuniyetsizlikler yer alıyor.

Alman tarafı, Paris’in projeyi öncelikle Almanya’nın finansal kaynaklarını kullanmak amacıyla tasarladığını ve askeri teknolojileri eşit düzeyde paylaşmaya yanaşmadığını savunuyor.

Gazetede yer alan değerlendirmelere göre, Fransız yetkililerin süreçteki yaklaşımları da iki ülke arasındaki ortaklığı zayıflatan unsurlardan biri oldu.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Almanya, tren istasyonlarında alkol tüketimini yasaklıyor

Yayınlanma

Alman demiryolu şirketi Deutsche Bahn, yolcuları ve personeli saldırılardan korumak amacıyla 15 Ekim itibarıyla ülkedeki tüm tren istasyonlarında alkol tüketimini yasaklamayı planlıyor. Güvenlik tedbirlerini artıran bu karar, 17 Temmuz’da alkollü bir yolcunun saldırısına uğrayan bir güvenlik görevlisinin hareket halindeki trenden düşerek ağır yaralanmasıyla sonuçlanan hadisenin ardından alındı.

Alman demiryolu şirketi Deutsche Bahn, hem yolcularını hem de çalışanlarını yönelik saldırılardan korumak amacıyla ülkedeki bütün tren istasyonlarında alkol tüketimini yasaklamaya hazırlanıyor.

Bild gazetesinin aktardığına göre, söz konusu yeni uygulama 15 Ekim tarihi itibarıyla yürürlüğe girecek.

Deutsche Bahn Yönetim Kurulu Başkanı Evelyn Palla, kuralların sıkılaştırılmasına ilişkin karar hakkında yaptığı açıklamada, garlarda ve trenlerde düzen ile güvenliği tesis etmek istediklerini vurguladı.

Palla, kendisi için tek önemli hususun çalışanların ve yolcuların korunması olduğunu ifade etti.

Söz konusu yasağın yürürlüğe konulması kararı, 17 Temmuz akşamı Offenburg ile Karlsruhe arasındaki demiryolu hattında meydana gelen bir hadisenin ardından alındı. Bölgesel bir trende gerçekleştirilen bilet kontrolü esnasında, alkollü bir yolcu ile görevliler arasında tartışma çıktı.

Trenin Ettlingen-Bruchhausen durağı yakınlarında seyrettiği sırada bir güvenlik görevlisi saldırıya uğrayarak hareket halindeki trenden aşağı düştü ve ağır yaralandı.

Bild gazetesinin haberinde, yaşanan bu son olayın federal polisin istatistiklerini de doğruladığı kaydedildi.

Emniyet verilerine göre, tren istasyonlarında meydana gelen tüm suçların yaklaşık üçte biri alkolün etkisi altındaki kişiler tarafından işleniyor.

İstasyonlarda alkol tüketimine artık müsaade etmeyeceklerini belirten Palla, yüksek miktarda alkol tüketilen noktalarda şiddet eğiliminin de arttığını çok sık gözlemlemek durumunda kaldıklarını dile getirdi.

Frankfurter Allgemeine Zeitung gazetesinin aktardığı ve Alman Bağımlılıkla Mücadele Merkezi (DHS) tarafından hazırlanan “Bağımlılık 2025” (Jahrbuch Sucht 2025) raporundaki veriler de ülkedeki tablonun boyutunu ortaya koyuyor.

Rapora göre Almanya’da nüfusun yüzde 20’sinden fazlası, sağlık açısından risk teşkil edecek düzeyde alkol tüketiyor.

Araştırma sonuçları, ülkede her yıl 47 bin 500 kişinin alkol kullanımıyla bağlantılı nedenlerden ötürü hayatını kaybettiğini gösteriyor.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Spahn’ın istifası Merz için fırsat olabilir

Yayınlanma

Friedrich Merz’in Berlin’deki en sadık destekçilerinden Jens Spahn’ın istifası, Almanya Şansölyesi için beklenmedik bir siyasi fırsat haline geldi.

Merz’in partisi Hıristiyan Demokrat Birliği’nin (CDU) meclis grubu başkanı Spahn, kendisi ve eşinin Almanya’da yasak olmasına rağmen ebeveyn olmak için ABD’de bir taşıyıcı anne kullandıklarını itiraf etmelerinin ardından cumartesi günü istifa etti.

Bu ayrılış ilk başta bir aksilik gibi görünse de Merz, istifayı kendi lehine çevirmek için hemen harekete geçti ve pazar günü kabine değişikliği olasılığını gündeme getirdi.

Kabine değişikliği Merz için cazip bir seçenek çünkü Spahn zaman zaman onun önünde bir engel teşkil ediyordu: 46 yaşındaki eski sağlık bakanı, sadece zaman zaman planlarına karşı çıkan bir parti içi rakip olmakla kalmayıp, koalisyon ortağı Sosyal Demokrat Parti (SPD) içindeki daha sol eğilimli politikacılar tarafından da sevilmeyen bir isimdi.

Spahn’ın ayrılmasıyla Merz, koalisyonu istikrara kavuşturmak için yeni bir CDU parlamento grubu başkanı seçebilir.

Kabine değişikliği ayrıca, sonbaharda yapılacak ve Almanya için Alternatif’in (AfD) iyi bir performans sergilemesi ve eylül ayında doğu Almanya’daki Saksonya-Anhalt eyaletinde mutlak çoğunluğu elde etmesi beklenen kritik eyalet seçimleri öncesinde siyasi bir “resetleme” yapmasına olanak tanıyacak.

Merz’in sözcüsü Stefan Kornelius, başbakanın şu anda bir sonraki hamlesini değerlendirdiğini söyledi.

Merz ve diğer üst düzey muhafazakarların önümüzdeki günlerde somut bir öneri sunması bekleniyor.

POLITICO’nun eline geçen ve milletvekillerine gönderilen bir mesaja göre, pazartesi günü yapılan CDU liderlik toplantısının ardından, muhafazakâr milletvekillerinden, devam eden yaz tatiline rağmen, önümüzdeki hafta çarşamba günü Bundestag’da yeni bir parlamento grup başkanı seçmek üzere bir toplantıya hazırlanmaları istendi.

Yeni bakan atamalarını da içeren daha kapsamlı bir kabine değişikliği olması durumunda, Bundestag’da tam bir oturum düzenlenmesi gerekecek.

Fakat bir kabine değişikliği siyasi açıdan da zorlayıcı olabilir. Eylül ayında Almanya’nın üç eyaletinde yapılacak eyalet seçimleri göz önünde bulundurulduğunda, Merz’in temel hedeflerinden biri iktidar mücadelelerini önlemek olacak.

Mecklenburg-Batı Pomeranya eyaletinde CDU’nun önde gelen ismi Daniel Peters, pazartesi günü POLITICO’nun Berlin Playbook Podcast’ine verdiği demeçte şunları söyledi:

“Yakında yeni personel kararları almalıyız. Bunu son derece önemli buluyorum. Eğer [Merz] kabine içinde de personel değişikliklerinin gerekli olduğuna inanıyorsa, o kararları verecektir. Şu an bunu yapmak için kesinlikle uygun bir zaman.”

Merz hükümetinin ve başbakanın kendisinin tarihsel olarak en düşük destek oranlarıyla karşı karşıya olduğu bir dönemde, kabine değişikliği faydalı olabilir.

Bu ayın başlarında yayınlanan en son ARD-DeutschlandTrend anketi sonuçlarına göre, Almanların yalnızca yüzde 13’ü Merz’in performansından memnun.

Bu, anketin yaklaşık 30 yıllık tarihinde görevdeki bir başbakan için kaydedilen en düşük destek oranı.

Merz’in stratejisi, bu sonbaharda parlamentodan örneğin emeklilik sisteminde gibi çok ihtiyaç duyulan reformları geçirerek destek oranlarını artırmak ve AfD’nin iktidara gelmesini önlemek.

Böylece seçmenlere, işleri halletmek için siyasi merkezin gerçekten de tek geçerli seçenek olduğunu gösterecektir; en azından hükümet içinde düşünce bu yönde.

Fakat bu önerilerin birçoğu “merkezci” seçmenler için de sancılı olacak ve Merz’in sadece 12 sandalye farkla sahip olduğu çok ince parlamento çoğunluğundaki yeterli sayıda üyeyi ikna ederek bu önerileri onaylatmak için yine de ciddi bir ikna çabası gerekecek.

Bu nedenle Merz’in, parlamento grup başkanı olarak yeni ve güçlü bir pozisyona yakın bir müttefikini önermesi bekleniyor.

Ortaya atılan isimler arasında şu anki başbakanlık ofisi şefi Thorsten Frei, CDU Genel Sekreteri Carsten Linnemann ve İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt yer alıyor.

Spahn, 2018’de CDU liderliği için Merz’e karşı yarışmış ama her ikisi de kaybetmişti. Üç yıl sonra, Merz’i yenmek için Armin Laschet ile güçlerini birleştirdi ve Laschet’in parti liderliğini kazanmasına yardımcı oldu.

Geçen yıl iktidara geldikten sonra Merz, Spahn’ı milletvekili grubu başkanı olarak atadı; bu hamle, hırslı bir rakibi ve stratejik bir siyasi düşünürü, yeni şansölyeye karşı parti içi muhalefeti yönetmekten alıkoyma çabası olarak değerlendirildi.

Ne var ki Spahn, SPD’nin daha sol kanadında da son derece sevilmeyen bir isimdi; oysa Merz’in reformlarını hayata geçirebilmesi için bu kesimin oylarına ihtiyacı vardı.

SPD’nin gençlik örgütü lideri Philipp Türmer, bir sosyal medya paylaşımında Spahn’ın ayrılışına bir bardak bira kaldırarak, kutlamalarının nedeni olarak Spahn’ın ABD’li teknoloji milyarderi Peter Thiel ile yakın olduğu iddialarını ve koronavirüs dolandırıcılığı iddialarını gösterdi.

Türmer, “Şampanya yoktu. Ama karşınıza çıkan her türlü kutlamadan en iyi şekilde yararlanmak gerekir,” dedi.

Spahn’ın adı, internete sızan Thiel’in gizli cemiyeti “Dialog”un katılımcı listesinde de yer alıyordu.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English