Diplomasi
Uluslararası Filistin Konferansı İstanbul’da gerçekleştirildi

İstanbul’da düzenlenen “Soykırımdan Filistin Devleti’nin İnşasına” başlıklı uluslararası konferans, Filistin, Türkiye, İran, Mısır, Suudi Arabistan, Rusya, Almanya, Fransa, İngiltere, Norveç ve Danimarka’dan önde gelen uzmanları bir araya getirdi. Konuşmacılar, Gazze’de yaşanan ve soykırım olarak nitelendirdikleri insani krizi, Filistin’in devletleşme sürecindeki zorlukları ve uluslararası toplumun rolünü değerlendirdi. Konferansta, Filistin’deki iç bölünmüşlüğün aşılması ve İsrail’e karşı diplomatik baskının artırılması gerektiği vurgulandı.
Farklı ülkelerden Filistinli kanaat önderleri, akademisyenler ve bölge uzmanları, “Soykırımdan Filistin Devleti’nin İnşasına” başlıklı uluslararası konferansta bir araya geldi.
İstanbul’da Harici Medya, Filistin Diyalog Grubu ve Milletlerarası İlişkiler ve Diplomasi Merkezi (MID) tarafından ortaklaşa düzenlenen konferansta, Gazze’de yaşanan insani kriz, Filistin’in devletleşme süreci ve uluslararası toplumun rolü çok yönlü olarak ele alındı.
Konferansın açılış konuşmasını yapan Harici Genel Yayın Yönetmeni Tunç Akkoç, Filistin meselesinin iki zıt yönüne dikkat çekti.
Akkoç, “Bir yanda, Filistin halkının tarihindeki belki de en büyük trajedi. Diğer yanda, meşru Filistin devletinin uluslararası tanınmasına yönelik kritik adımlar atılıyor,” dedi.
Dünyanın en yakıcı sorunlarından biri olarak tanımladığı Filistin meselesini farklı açılardan ele alacaklarını belirten Akkoç, “Medyanın ve çevrimiçi yayınların gücüyle geniş kitlelere ulaşarak çözüme küçük de olsa bir katkı sunmayı hedefliyoruz,” diye konuştu.
Düzenleyicilerden, Filistin Diyalog Grubu Başkanı Sadeq Abu Amer, açılış konuşmasında “Filistin halkı yüzyıldır soykırım, etnik temizlik ve kimliğini yok etme girişimleriyle yüzleşiyor; bugün bu trajedi Gazze’de en tehlikeli aşamasına ulaştı” dedi. Uluslararası sistemin çifte standardına dikkat çeken Abu Amer, “ancak dünyadaki benzeri görülmemiş halk dayanışması yeni bir siyasi baskı aracına dönüşebilir” değerlendirmesini yaptı. “Filistin davası sadece Filistinlilerin değil, özgürlüğe ve adalete inanan herkesin ortak insani sorumluluğudur” diye vurguladı.
Milletlerarası İlişkiler ve Diplomasi Merkezi (MID) Bilgi Üretim ve Yayın Koordinatörü Mehmet Rakıpoğlu ise İsrail’in soykırımının uluslararası kurumlarca tescillendiğini belirterek, “Biz artık ‘sonrasında ne yapabiliriz, Filistin’in devletleşmesi nasıl sağlanabilir’ sorusuna odaklanmalıyız,” ifadelerini kullandı.
Rakıpoğlu, İsrail’in sadece askeri gücünün değil, ürettiği bilgi ve düşünce düzeninin de yıkılması gerektiğini savunarak, “Bu yüzden epistemolojik bir Aksa Tufanı inşa etmeliyiz,” dedi.

“Avrupa artık kenarda kalmamalı”
Konferansa çevrimiçi katıln, Avrupa Üniversitesi Enstitüsünden Prof. Kalypso Nicolaidis, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu öncesinde düzenlenen toplantının kritik önem taşıdığını söyledi.
Nicolaidis, “Fransa ve İngiltere dâhil birçok ülke, Filistin’i tanıyan 147 devlete katılıyor. Bu adım, Güvenlik Konseyi’nde dengeyi değiştirecek niteliktedir,” dedi.
Avrupa’nın artık kenarda kalmaması ve İsrail-Filistin çatışmasına daha kararlı bir planla yaklaşması gerektiğini belirtti.
Nicolaidis ayrıca, eski Avrupa Birliği Yüksek Temsilcisi Joseph Borrell’in konferansa selamlarını ilettiğini söyledi.

“İsrail’in hedefi Filistinlileri sürmek”
Filistin Politika Araştırmaları ve Stratejik Çalışmalar Merkezi (MASARAT) Direktörü Khalil Shaheen, İsrail’deki siyasi dönüşümün hedeflerini analiz etti.
Shaheen, “İsrail’de üç on yıldır süren dönüşüm, dini Siyonist sağın yükselişiyle Filistinlilerin zorla sürülmesini hedefliyor. Gazze’de zorunlu göç ve demografik dengeyi bozma girişimi, Batı Şeria’da da aynı derecede tehlikeli biçimde sürdürülüyor,” diye konuştu.
Filistinli araştırmacı-gazeteci Sameer Al Zapen, Filistin meselesinin Hamas ve El Fetih arasındaki bitmeyen bölünme nedeniyle anlaşılmaz hale geldiğini ifade etti.
Al-Zapen, “Bugün Filistin meselesi kavranamaz hale geldi; siyasi söylem artık gerçek anlamlardan kopmuş durumda. Al-Aksa Tufanı sonrası Filistin davası ya tasfiye edilme ya da 1948 Nekbesi benzeri bir dönüşümle karşı karşıya,” dedi.
“Türkiye’nin arabuluculuğu İsrail tarafından reddedildi”
Gazze Ümmet Üniversitesinden Prof. Husam Aldajani, arabuluculuk çabalarına değindi. Aldajani, “Türkiye’nin arabuluculuk girişimi İsrail tarafından kesin bir şekilde reddedildi. Arabuluculuk dairesi Mısır, Katar ve ABD arasında kaldı; Washington ise süreci İsrail’in onayı olmadan ilerletmiyor,” bilgisini paylaştı.
Aldajani, önceki arabuluculukların sorunun kökeni olan işgali tartışmadığını ve her çözümün soykırımın durdurulmasıyla başlaması gerektiğini söyledi.
“Kelimeler Gazze’yi anlatmaya yetmiyor”
Avrupa Dış İlişkiler Konseyinden (ECFR) Muhammed Shehada, Gazze’deki durumu tarif edecek kelime kalmadığını belirtti. Shehada, “Gazze’yi tarif etmeye kelimeler yetmiyor; felaket, kıyamet, distopya bile olanları anlatmaya yetmiyor. BM raporları Gazze’yi önce ‘çocuk mezarlığı’, sonra ‘felaket bölgesi’ diye tanımladı ve sonunda ‘artık kelime yok’ dedi,” ifadelerini kullandı.
İsrail’in “soykırım” gibi kelimelerin içini boşaltarak anlamsızlaştırdığını söyleyen Shehada, uluslararası aktivizmin önemine dikkat çekti.
Shehada, “Avrupalı bir yetkili bana ‘bizi harekete geçirmek istiyorsanız bakanlığımızın önünde gece gündüz protesto edin, bizi mahkemeye verin’ dedi. Aktivizm yavaşlarsa, onlar da soykırımı unutturmak için zaman kazanır,” diye ekledi.

“Mesele Filistin değil, İsrail sorunu”
Milli Savunma Üniversitesinden Prof. Dr. Mehmet Özkan, sorunun adının doğru konulması gerektiğini belirterek, “Artık bölgemizde Filistin meselesi değil, doğrudan bir İsrail sorunu konuşulmalı; agresif ve yayılmacı politikalar net bir şekilde ortaya çıktı,” dedi.
Özkan, Türkiye’nin başından beri İsrail’e karşı en sert tepkiyi gösteren ülkelerden biri olduğunu hatırlattı.
Suudi Arabistanlı akademisyen Dr. Khalil A. Alkhalil, Filistin davasının evrensel bir nitelik taşıdığını ve İsrail’in uluslararası alanda giderek daha fazla izole olduğunu söyledi.
İran, Mersad Stratejik Araştırmalar Merkezinden Hamid Azimi ise Filistin devletinin tanınmasının bir araç olduğunu, asıl önemli olanın halkın ve toprakların varlığı olduğunu kaydetti.
“Avrupa’da kamuoyu tepkisi politikalara yansımadı”
Royal United Services Institute’tan (RUSI) Dr. H.A. Hellyer, Birleşik Krallık ve pek çok Avrupa ülkesinin Filistin devletini tanıma hazırlığında olduğunu ancak bunun bir ödül veya ceza olarak görülmemesi gerektiğini belirtti.
Hellyer, “Avrupa’da kamuoyu İsrail’in Gazze’de yaptıklarına açıkça karşı çıkıyor; fakat bu tepki henüz devlet politikalarına ve uygulamalara tam olarak yansımış değil,” ifadelerini kullandı.
Almanya, Schiller Enstitüsünden Stephan Ossenkopp, dünyanın çok kutuplu bir düzene geçişinin Filistin için adil bir çözüm fırsatı sunduğunu, ancak Almanya’nın İsrail’e tam destek politikasını değiştirmediğini ifade etti. “Benim ülkem Almanya Filistin konusunda çok kötü bir sınav verdi. Almanya Netanyahu hükümetiyle aynı safta kalmayı tercih ediyor” ifadelerini kullandı.
“Almanya ‘Bir daha asla’ yeminini ihlal ediyor”
Eski Almanya Federal Meclisi üyesi Zaklin Nastic, Almanya’nın Gazze’de işlenen soykırıma silah sevkiyatları ve siyasi destekle ortaklık ederek “Bir daha asla!” yeminini açıkça ihlal ettiğini söyledi.
Nastic, “‘Bir daha asla!’ derken, soruyoruz: Peki, kimin için? Evrensel insan hakları ve mazlumların korunması sorumluluğu bugün Almanya’da suistimal ediliyor,” şeklinde konuştu.
Rus akademisyen ve diplomat Aleksandr Sotnichenko, liberal ütopyaların çöktüğünü ve Gazze ablukasının 1941-44 Leningrad kuşatmasıyla karşılaştırılabileceğini belirtti.
Başkent Üniversitesinden Prof. Dr. Hasan Ünal ise dünyanın artık Batı hâkimiyetinde olmayan çok kutuplu bir düzene geçtiğini ve bu durumun Batı’nın İsrail’e verdiği desteği zamanla zayıflatacağını öngördü.
Ünal, “İsrail’in herkesi düşman ilan eden politikası sürdürülebilir değil,” diye ekledi.

Diplomasi
Ermenistan ve ABD, Trump koridoru projesi için anlaşma imzaladı

Ermenistan ve ABD, “Uluslararası Barış ve Refah İçin Trump Güzergahı” (TRIPP) projesine ilişkin stratejik işbirliği çerçeve anlaşmasını imzaladı. Ermenistan Dışişleri Bakanı Ararat Mirzoyan, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio tarafından da imzalanan belgenin Ermenistan’a ulaştığını ve onay sürecine hazır olduğunu bildirdi.
Ermenistan ve ABD, Ermenistan topraklarında gerçekleştirilmesi planlanan “Uluslararası Barış ve Refah İçin Trump Güzergahı” (Trump Route for International Peace and Prosperity – TRIPP) projesine yönelik stratejik işbirliği çerçeve anlaşmasını imzaladı. Gelişme, Ermenistan Dışişleri Bakanlığının resmi internet sitesi üzerinden duyuruldu.
Ermenistan Dışişleri Bakanlığının internet sitesinde, Ermenistan Dışişleri Bakanı Ararat Mirzoyan’ın ilgili belgeyi imzaladığı anlara ait bir video paylaşıldı.
İmza töreninin ardından açıklamalarda bulunan Bakan Mirzoyan, “TRIPP projesine ilişkin çerçeve anlaşmasını az önce imzaladım. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio da anlaşmayı imzalayarak belgeyi Ermenistan’a gönderdi. Böylece anlaşma onaylanmaya hazır hale geldi” ifadelerini kullandı.
Mirzoyan ve Rubio, 26 Mayıs’ta Ermenistan’ın başkenti Erivan’da TRIPP projesine yönelik stratejik işbirliği çerçeve anlaşmasını parafe etmişti.
Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, ABD Başkanı Donald Trump ve Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Ağustos 2025’te ortak bir deklarasyona imza atmıştı. Söz konusu deklarasyonda, Erivan yönetiminin Ermenistan topraklarında TRIPP projesinin çerçevesini oluşturmak üzere Washington ve üçüncü taraflarla birlikte çalışacağı taahhüt edilmişti.
Proje kapsamında Ermenistan topraklarında karayolu, demiryolu ile petrol ve doğalgaz boru hattı altyapısının inşa edilmesi planlanıyor. TRIPP projesi, Azerbaycan’ın ana topraklarını Ermenistan üzerinden geçecek 42 kilometre uzunluğundaki bir hatla Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti’ne ve ardından Türkiye’ye bağlamayı hedefliyor.
Mayıs ayında, Amerikan mühendislik ve danışmanlık şirketi AECOM yetkilileri, TRIPP projesinin hayata geçirileceği sahada inceleme çalışmalarına başlamıştı. AECOM ekibinin, ABD Dışişleri Bakanlığı Küresel Altyapı ve Yatırım Ortaklığı Fonu adına Erivan’a geldiği bildirilmişti.
Diplomasi
OECD raporu: Uzun süreli enerji kesintisi küresel ekonomiyi resesyona sürükleyebilir

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) tarafından yayımlanan küresel ekonomik görünüm raporu, İran’daki savaşa bağlı olarak enerji arzında yaşanacak uzun süreli kesintilerin dünya ekonomisine ağır bir darbe vurabileceğini ortaya koydu. Raporda, böylesi bir krizin ülkeleri resesyona sürükleme ve işsizliği artırma riski taşıdığı belirtilirken, çatışmanın küresel ekonomik görünümü şekillendiren temel unsur haline geldiği vurgulandı.
Çarşamba günü yayımlanan yeni bir ekonomik görünüm raporu, İran’daki savaştan kaynaklanacak uzun süreli bir enerji arzı kesintisinin küresel ekonomiye ağır bir darbe indireceğine işaret etti.
Araştırma verileri, bu tür kesintilerin ülkeleri resesyona sürükleme olasılığının yüksek olduğunu ve işsizlikte artışa yol açabileceğini gösterdi.
Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD), söz konusu savaşın etkilerini “küresel ekonomik görünümü şekillendiren baskın güç” olarak tanımladı.
Aksaklıkların kalıcı olması halinde, küresel büyümenin 2026 yılındaki yüzde 2,1 seviyesinden 2027 yılında yüzde 1,8’e gerileyerek önemli ölçüde yavaşlayabileceği kaydedildi. Bu yavaşlama, dünya ekonomisini Kovid-19 pandemisi ve Büyük Resesyon döneminden bu yana görülmemiş seviyelere düşürebilir.
OECD Başekonomisti Stefano Scarpetta raporda, “Yüksek emtia fiyatlarından kaynaklanan yukarı yönlü baskıların, zayıflayan nihai talep tarafından kısmen dengelenmesiyle birlikte, küresel enflasyon 2026’da 0,4 yüzde puan, 2027’de ise 1,3 yüzde puan yükselecektir” ifadesine yer verdi.
Gelişmekte olan ve enerji rezervleri sınırlı olan ekonomilerin, ham petrol, akaryakıt ve doğal gaza bağımlı Asya ekonomileriyle birlikte bu durumdan en ağır darbeyi alacak kesimler arasında yer alacağı aktarıldı.
Alternatif bir kısa vadeli senaryo üzerinde duran araştırmacılar, enerji üretiminin ve Hürmüz Boğazı üzerinden yapılan sevkiyatların çatışma öncesindeki seviyelere yeniden ulaşması durumunda, büyümenin 2027 yılında yüzde 3,1’e geri dönebileceğini bildirdi.
Küresel ekonominin “tek bir tıkanma noktasına” karşı olan hassasiyetinin arz zincirlerini güçlendirme ve daha çeşitli bir enerji arzı yaratma ihtiyacını ortaya koyduğunu belirten araştırmacılar, fosil yakıt ithalatına olan bağımlılıktan kurtulmak amacıyla daha fazla yatırım yapılması gerektiğinin her zamankinden daha acil olduğunu vurguladı.
Raporda ayrıca, bu yıl artan savunma harcamalarının, inovasyon yoluyla savunma dışı sektörlerde yayılma etkileri yaratmadığı sürece üretim kapasitesini muhtemelen genişletmeyeceğine dikkat çekildi.
Scarpetta, politika yapıcıların zor kararlarla karşı karşıya olduğunu belirterek, “Merkez bankaları, enflasyon beklentileri iyi çıpalanmış kaldığı ve ikinci tur etkiler kontrol altında tutulduğu sürece, arz kaynaklı fiyat artışlarını görmezden gelebilir. Ancak fiyat baskılarının genişlemesi veya büyümenin önemli ölçüde zayıflaması halinde bir politika hamlesi gerekli hale gelebilir” değerlendirmesinde bulundu.
İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatması, ABD ve İsrail’in şubat ayı sonunda İran’a yönelik ilk saldırıları düzenlemesinden bu yana petrol fiyatlarının yüksek kalmasına neden oldu.
ABD’deki ortalama akaryakıt fiyatları, çatışmayı sona erdirecek bir anlaşmaya yönelik son görüşmelerin etkisiyle düşüş gösterse de AAA’in çarşamba günü açıkladığı verilere göre 4,26 dolar ile yüksek seyrini korudu.
Geçen yıl 3,14 dolar olan ortalamanın ardından, geçen haftaki ortalamanın da 4,50 dolar seviyesinde gerçekleşerek yüksek kalmaya devam ettiği bildirildi.
Çatışmanın başlangıcından bu yana yapılan kamuoyu yoklamaları, yaşam maliyeti üzerindeki etkilerin uzaması nedeniyle Amerikalıların çoğunun savaşı desteklemediğini ortaya koydu.
Politico tarafından cuma günü yayımlanan son anket, katılımcıların yüzde 60’ından fazlasının Başkan Trump’ın Amerikalıları savaşın ekonomik etkilerinden korumak için yeterli çabayı göstermediğine inandığını gösterdi.
Ankete katılanların yüzde 53’ü yaşam maliyetinin hatırlayabildikleri en kötü seviyede olduğunu ifade ederken, çoğunluk Trump’ın göreve dönmesinden bu yana mali durumlarının kötüleştiğini dile getirdi.
Diplomasi
İran, ABD’ye dört aşamalı barış anlaşması planı sundu

İran, ABD ile olası bir barış anlaşması için dört aşamalı bir çerçeve plan sundu. ABD Başkanı Donald Trump Tahran ile bir hafta içinde ateşkes sağlanabileceğini belirtirken, ABD Temsilciler Meclisi İran’a yönelik askeri operasyonlar için kongre onayı şartı getiren bir kararı kabul etti.
İran, ABD’ye olası bir barış anlaşmasına zemin oluşturabilecek dört aşamalı bir çerçeve yapı önerdi.
Fars haber ajansının İran müzakere heyeti üyesi Said Acarlu’ya dayandırdığı habere göre öneri, çatışmaların sonlandırılması ve yaptırımların kaldırılmasına yönelik kademeli bir takvimi içeriyor.
Planın ilk aşaması, İran, ABD ve “direniş cephesi” dahil olmak üzere tüm tarafların katılımıyla savaşın durdurulmasını ve bütün askeri operasyonların tamamen tam zamanlı olarak askıya alınmasını öngörüyor.
Olası anlaşmanın ikinci aşaması ise başta boğazla ilgili meseleler olmak üzere pratik adımlara, ablukaların kaldırılmasına, petrol yaptırımlarının iptal edilmesine ve İran’ın dondurulmuş varlıklarının bir kısmının serbest bırakılmasına odaklanıyor.
Üçüncü aşamada daha geniş kapsamlı yaptırımlar ve nükleer meseleler ele alınırken, son aşama ise anlaşmanın uygulanmasını denetlemek ve tarafların yükümlülüklerine bağlılığını güvence altına almak için bir izleme komitesi kurulmasını içeriyor.
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, konuya ilişkin değerlendirmesinde, ABD ile İran arasındaki savaşın ancak “Lübnan’da da sona erdiğinde” biteceğini ifade etti.
ABD Başkanı Donald Trump, 3 Haziran tarihinde New York Post gazetesinin podcast yayınında Ortadoğu’daki savaş ortamını değerlendirdi. Trump, İran’ın nükleer silahtan vazgeçmeyi kabul ettiğini belirtti ancak “fikirlerini değiştirebilecekleri” yönünde bir ihtiyat payı bıraktı.
Bu açıklamadan bir gün önce ABC News televizyonuna konuşan Trump, İran ile bir ateşkes anlaşmasına “önümüzdeki hafta içinde” ulaşılabileceğini kaydetmişti.
Ancak aynı gün Tesnim haber ajansı, İran’ın, İsrail’in Lübnan’daki askeri faaliyetlerini protesto etmek amacıyla aracılar vasıtasıyla yürütülen müzakereleri askıya aldığını bildirdi.
Tüm bu diplomatik hareketlilik sürerken, ABD Temsilciler Meclisi askeri operasyonlara yönelik kısıtlayıcı bir adım attı. Temsilciler Meclisinde yapılan oylamada, Kongre’nin onayı alınmadığı takdirde Trump’ın İran ile savaşı sonlandırmasını zorunlu kılan karar tasarısı kabul edildi.
Söz konusu tasarı, aralarında 4 Cumhuriyetçi temsilcinin de bulunduğu 215 kongre üyesinin kabul oyuna karşılık 208 ret oyuyla yasalaştı.
Dünya Basını2 hafta önceİktisat tarihçisi Chance: Batı, Çin’i kendi sistemine entegre ederek liberal bir demokrasiye dönüştüreceğini sandı
Amerika2 hafta önceBolivyalı işçi ve köylüler başkent La Paz’ı kuşattı
Asya2 hafta önceRusya ve Çin arasındaki ticaret hacmi 240 milyar dolara ulaştı
Asya2 hafta önceİran’daki savaş yuan için küresel ticarette fırsat penceresi açtı
Görüş2 gün önceXi liderliğinde yükselen Çin diplomasisi: Bütün yollar Pekin’e çıkıyor
Dünya Basını2 hafta önceProf. Pape: İran yetenekleri sınırlı olduğu için değil, stratejik sebeplerle kendini dizginliyor
Asya2 hafta önceJaponya hükümeti, enerji fiyat artışlarına karşı bütçe ayırıyor
Ortadoğu1 hafta önceİddia: İran, zenginleştirilmiş uranyumu Çin’e göndermeye razı oldu












