Bizi Takip Edin

Avrupa

Danimarka ve Grönland yetkilileri, Microsoft Teams’te kavga etti: El ele tutuşmak zorunda değiliz

Avatar photo

Yayınlanma

ABD’nin Venezuela saldırısının ardından, Başkan Donald Trump’ın Grönland tehditlerini tekrarlaması, Nuuk ile Kopenhag arasında da krize yol açtı. Danimarka ve Grönland yetkililerinin Microsoft Teams uygulaması üzerinden kavga ettiği öğrenildi. 

Danimarka Krallığı’na bağlı özerk bir bölge olan Grönland, ‘Inatsisartut’ adı verilen bir parlamentoya ve ‘Naalakkersuisut’ ismiyle bilinen bir hükümete sahip. 2009’da yürürlüğe giren Özyönetim Yasası ile eğitim, sağlık, doğal kaynaklar ve yerel yönetim gibi alanlar Nuuk tarafından yönetilirken; dış politika, savunma ve para politikası anayasa gereği hala Kopenhag’ın yetki alanında. Nüfusunun büyük çoğunluğu Inuit olan Grönland, ekonomik olarak Danimarka’dan aldığı yıllık blok hibeye bağımlı olsa da, zengin yeraltı kaynakları ve Arktik’teki stratejik konumu nedeniyle uluslararası rekabette de sık sık gündeme geliyor. 

Grönland üzerinde kesintisiz sömürgecilik

Aslında Grönland, bir diğer deyişle Danimarka’nın modernleştirilmiş bir sömürgesi. 1261’de Norveç üzerinden başlayan, 1814’te ise kesin olarak Danimarka egemenliğine geçen bu bölge, resmi statüsü defalarca değişse de kesintisiz bir sömürgeciliğe maruz bırakıldı.

1953 yılında ‘sömürge’ statüsünden çıkarılıp ‘krallığın ayrılmaz bir parçası’ ilan edilse de, Soğuk Savaş döneminde ABD’nin stratejik çıkarları uğruna adada yaşayan İnuit halklarının zorla yerinden edilmesi, 70’li yıllara kadar ‘doğum kontrol’ adı altında İnuit kadınlara rızaları dışında spiral takılması, Grönland dilinin ve kültürünün sistematik olarak geri plana itilmesi; çocukların ailelerinden koparılması ve doğal kaynakların Danimarka lehine kullanılmak üzere ‘düzenlenmesi’, sürecin Grönland adına emperyal ilişkinin biçim değiştirmiş halinden ibaret olduğunun açık bir göstergesi. 

Dolayısıyla, ABD’nin bölgeye gözünü dikmesi de, Danimarka ile yaşanan gerilim de, Grönlandlılar tarafından uzun süreli sömürgeciliğin yarattığı toplumsal hafıza zemininde izleniyor.

Danimarka-Grönland hattında sert tartışma

Tam da bu nedenle, Grönland ve Danimarkalı yetkililer arasında yaşanan Teams toplantısı Danimarka’nın ‘yeni sömürgeci’ bir tutum sergilediği, Grönland tarafının ise ‘sorumsuzlukla’ suçlandığı sert tartışmalara sahne oldu.

Üstelik, Danimarka medyasına göre toplantıya katılan bazı isimler, Amerikalıların bu görüşmeleri dinlemiş olabileceğinden endişe ediyor.

Tartışmalı toplantı iki gün önce düzenlendi. Acil gündemle düzenlenen bir Teams toplantısı için ekranlarının başına geçen Danimarkalı ve Grönlandlı siyasetçiler, ABD’nin Danimarka üzerindeki artan baskısını konuşacaktı.

Danimarka’nın resmi yayın organı DR’de (Danmarks Radio) Siyasi Analist Rikke Gjøl Mansø, Rasmus Bøttcher, Mette Pabst ve Cecilie Kallestrup tarafından aktarılan özel habere göre, toplantı sırasında sesler yükseldi, sinirler gerildi, hatta bazı mesajlar ‘büyük harflerle yazıldı’.

Toplantıyı organize eden isim, Danimarka Parlamentosu Dış Politika Komitesi Başkanı Christian Friis Bach’tı. Bach, toplantıyı ‘Danimarkalı ve Grönlandlı seçilmiş temsilcilerin sahip oldukları bilgileri paylaşmasını sağlamak’ amacıyla düzenlese de, özellikle bazı Grönlandlı katılımcılar, toplantı başlamadan önce bile öfkeliydi. 

Toplantının katılımcılarından, Grönland Dış ve Güvenlik Politikası Komitesi Başkanı, iktidar partisi Inuit Ataqatigiit (IA) üyesi Pipaluk Lynge, toplantı boyunca son derece sinirliydi. Bunun nedeni, aynı gün saat 18.00’de yapılacak başka bir acil toplantıya Grönland tarafının davet edilmemiş olmasıydı.

Bu arada, sol-kanat, sosyalist ve çevreci bir parti olan IA, anti-sömürgeci, yerli haklarını merkeze alan ve uzun vadede Grönland’ın Danimarka’dan bağımsızlığını savunan bir ideolojik çizgiye sahip.

“Yeni sömürgeci bir yöntem”

Grönland tarafının davet edilmediği diğer toplantı ise, Danimarka Parlamentosu’nda ‘Krallığın ABD ile ilişkileri’ başlığıyla düzenlenmişti. Lynge ise, tepkisini toplantı öncesinde “Bizim hakkımızda, hem de tarihi bir toplantı yapılıyor ama biz yokuz. Grönland’dan oturup böyle olağanüstü bir toplantıya katılmayı talep etmek zorunda kalmak son derece sinir bozucu. Bu, bizi dışlayan yeni-sömürgeci bir yöntem” ifadeleriyle dile getirdi.

Lynge’nin öfkesi toplantı başladığında daha da arttı. DR’ye konuşan birçok katılımcı, onun odanın içinde sinirle gidip geldiğini aktardı. Söz aldığında ise Danimarka’yı Grönland’ı ilgilendiren konularda Grönlandlıları sürece dahil etme ilkesini ihlal etmekle suçladı.

Bazı üyeler de, yüksek güvenlikli toplantılara fiziksel olarak katılmanın zorunlu olduğunu hatırlatarak, güvenlik risklerine dikkat çekti.

“Aptal muamelesi görmekten yoruldum”

Danimarkalı ‘yeşil solcu’ milletvekili Karsten Hønge arasında yaşanan ayrı bir sözlü tartışmada ise, Lynge’nin “Aptal muamelesi görmekten yoruldum” dediği öğrenildi.

Toplantıda Danimarka tarafını ‘kızdıran’ şey ise, Grönland tarafının Danimarka olmaksızın, ‘ABD ile doğrudan temas kurma’ yönündeki önerisi oldu. 

Bu öneri, dış politikanın Krallık adına Danimarka hükümeti tarafından yürütüleceğini belirten Danimarka Anayasası’na aykırı. Bu nedenle Grönland Dışişleri Bakanı’nın, Danimarkalı mevkidaşı olmadan ABD’li yetkililerle resmi görüşme yapması mümkün değil.

“Başka ülkelerle Danimarkalı bakanlarla el ele tutuşarak konuşmak zorunda değiliz”

Ancak Grönland’ın milliyetçi ve bağımsızlık yanlısı muhalefeti Naleraq’tan Juno Berthelsen, Grönlandlı parlamenterlerin ABD’ye bir ‘diyalog ziyareti’ yapmasını önerdiğini doğruluyor:

“ABD’li siyasetçilerle doğrudan temas kurmak istiyoruz. Onların ne düşündüğünü duymak ve bizim Grönland için ne istediğimizi anlatmak için.”

Naleraq’lı siyasetçinin bu çıkışı şaşırtıcı değil. Naleraq partisi, siyasi alanda Danimarka ile bağların hızla koparılmasını, dış politikada Grönland’ın kendi başına hareket etmesini ve Kopenhag’ın ‘vesayetçi’ rolünün sona ermesini savunurken, ekonomik alanda da sosyal devletten çok kaynak temelli ulusal kalkınmayı ve blok hibelere bağımlılığın kısa sürede bitirilmesini öne çıkarıyor. Yani Grönland’ın milliyetçi muhalefeti, “Kendi kaynaklarımızın pazarlığını sadece biz yapabiliriz” diyor.

Asıl şaşırtıcı olan ise, bu görüşün yalnızca Naleraq değil, iktidar partisinden Lynge tarafından da savunulmasıydı:

“Biz Grönland’da yetişkin insanlarız. Parlamentomuz var, bakanlarımız var. Başka ülkelerle Danimarkalı bakanlarla el ele tutuşarak konuşmak zorunda değiliz.”

Toplantı sonuçsuz bitti

Bir saat sürmesi planlanan toplantı tartışmalar nedeniyle uzadı, uzadıkça da Danimarkalı milletvekilleri teker teker toplantıdan ayrıldı. Sonunda, yalnızca tarafın komite başkanları Christian Friis Bach ve Pipaluk Lynge kalınca, Bach, mevkidaşını ayrı bir ikili görüşmeye davet etti. 

Lynge ise, “Çocuklarımla vakit geçireceğim” diyerek teklifi reddetti. 

Söz konusu toplantının, Trump’ın tehditlerinin ardından düzenlenen ilk kritik toplantı olması bekleniyordu. Ancak toplantının önemi, ABD’ye karşı atılacak adımlardan ziyade, Danimarka-Grönland hattındaki siyasi krizi yeniden ortaya çıkarması bakımından ortaya çıktı. 

Grönland konusunda genellikle ABD’nin bölgeye ilişkin niyetleri öne çıksa da, ABD’nin bu bölge üzerindeki planlarının başarısı, Trump’ın ‘cüreti’ kadar bölgenin paydaşlarının bir arada durma iradesiyle de bağlantılı. Ancak Grönlandlılara göre, Danimarkalı yetkililerin sömürge döneminden kalan ‘üsttenci’ tutumu, Grönland’ı siyaseten ‘itmeye’ devam ediyor. 

ABD’nin bölgeye yönelik baskı ve tehditleri arttıkça, Grönland’da Amerikan karşıtlığını, mevcut “Avrupa-merkezli” siyasal iklimden hoşnutsuzlukla buluşturan bir toplumsal-siyasal hattın güçlenmesi olası görünüyor; tıpkı bugün Avrupa’nın geri kalanında farklı yoğunluklarda yaşandığı gibi.

AB’den Trump’a karşı Grönland hazırlığı

Avrupa

İngiltere ve Almanya askeri ortaklıkta yeni döneme giriyor

Yayınlanma

İngiltere ve Almanya, Rusya’ya karşı ortak savunma adımları kapsamında 2034 yılına kadar 2 bin kilometre menzilli yeni bir silah sistemi geliştirmeyi planlıyor. Gizli yürütülen Deep Precision Strike programı kapsamında hayata geçirilecek 35 milyar avro bütçeli projede, seyir füzesi ve hipersonik füze seçenekleri değerlendiriliyor.

İngiltere ve Almanya, savunma alanındaki ortaklıklarında yeni bir döneme adım atıyor. İngiliz The Telegraph ve Alman Die Welt gazetelerinin savunma kaynaklarına dayandırdığı haberine göre Londra yönetimi, Soğuk Savaş döneminden kalan “pasif ve yetersiz Almanya” algısını geride bırakarak, Berlin’i Rusya’ya karşı koyma sürecinde hayati bir ortak olarak değerlendirmeye başladı.

İngiltere’de Başbakanlık görevine gelen Andy Burnham döneminde iki ülke arasındaki askeri ilişkilerin daha da hız kazanması öngörülüyor.

İngiliz askeri kaynaklarından biri, Londra’nın uzun yıllardır Berlin’in savunma alanında üstlenmesini istediği ancak siyasi nedenlerle mümkün olmayan bu rolün artık gerçeğe dönüştüğünü ve ilişkilerde tamamen yeni bir başlangıç yapıldığını ifade etti.

35 milyar avroluk gizli füze projesi

İki ülkenin askeri ortaklığının en önemli adımı, “Deep Precision Strike” (DPS) adlı gizli füze programı oldu. Yaklaşık 35 milyar avro bütçesi bulunan bu amiral gemisi proje kapsamında, 2034 yılına kadar 2 bin kilometre menzilli bir füze geliştirilmesi hedefleniyor.

Çalışmalarda şu anda iki farklı alternatif üzerinde duruluyor. Bu seçeneklerden birincisini alçaktan uçan bir seyir füzesi, ikincisini ise ses hızının beş katını aşabilen bir hipersonik füze modeli oluşturuyor.

Mayıs ayında Financial Times gazetesi, Fransa’nın da İngiltere ve Almanya tarafından yürütülen uzun menzilli füze programına dahil olmak istediğini yazmıştı.

Ancak Die Welt gazetesinin analizine göre, Berlin ile Londra arasındaki DPS projesi, Avrupa savunmasında geleneksel olarak öne çıkan Almanya-Fransa ortaklığından bir kopuşu temsil edebilir.

Fransa ile ortak projeler sekteye uğradı

Almanya ile Fransa’nın haziran ayında sonlandırıldığını duyurduğu ortak savaş uçağı projesi FCAS’ın başarısızlıkla sonuçlanmasının arkasında, Berlin yönetiminin duyduğu memnuniyetsizlikler yer alıyor.

Alman tarafı, Paris’in projeyi öncelikle Almanya’nın finansal kaynaklarını kullanmak amacıyla tasarladığını ve askeri teknolojileri eşit düzeyde paylaşmaya yanaşmadığını savunuyor.

Gazetede yer alan değerlendirmelere göre, Fransız yetkililerin süreçteki yaklaşımları da iki ülke arasındaki ortaklığı zayıflatan unsurlardan biri oldu.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Almanya, tren istasyonlarında alkol tüketimini yasaklıyor

Yayınlanma

Alman demiryolu şirketi Deutsche Bahn, yolcuları ve personeli saldırılardan korumak amacıyla 15 Ekim itibarıyla ülkedeki tüm tren istasyonlarında alkol tüketimini yasaklamayı planlıyor. Güvenlik tedbirlerini artıran bu karar, 17 Temmuz’da alkollü bir yolcunun saldırısına uğrayan bir güvenlik görevlisinin hareket halindeki trenden düşerek ağır yaralanmasıyla sonuçlanan hadisenin ardından alındı.

Alman demiryolu şirketi Deutsche Bahn, hem yolcularını hem de çalışanlarını yönelik saldırılardan korumak amacıyla ülkedeki bütün tren istasyonlarında alkol tüketimini yasaklamaya hazırlanıyor.

Bild gazetesinin aktardığına göre, söz konusu yeni uygulama 15 Ekim tarihi itibarıyla yürürlüğe girecek.

Deutsche Bahn Yönetim Kurulu Başkanı Evelyn Palla, kuralların sıkılaştırılmasına ilişkin karar hakkında yaptığı açıklamada, garlarda ve trenlerde düzen ile güvenliği tesis etmek istediklerini vurguladı.

Palla, kendisi için tek önemli hususun çalışanların ve yolcuların korunması olduğunu ifade etti.

Söz konusu yasağın yürürlüğe konulması kararı, 17 Temmuz akşamı Offenburg ile Karlsruhe arasındaki demiryolu hattında meydana gelen bir hadisenin ardından alındı. Bölgesel bir trende gerçekleştirilen bilet kontrolü esnasında, alkollü bir yolcu ile görevliler arasında tartışma çıktı.

Trenin Ettlingen-Bruchhausen durağı yakınlarında seyrettiği sırada bir güvenlik görevlisi saldırıya uğrayarak hareket halindeki trenden aşağı düştü ve ağır yaralandı.

Bild gazetesinin haberinde, yaşanan bu son olayın federal polisin istatistiklerini de doğruladığı kaydedildi.

Emniyet verilerine göre, tren istasyonlarında meydana gelen tüm suçların yaklaşık üçte biri alkolün etkisi altındaki kişiler tarafından işleniyor.

İstasyonlarda alkol tüketimine artık müsaade etmeyeceklerini belirten Palla, yüksek miktarda alkol tüketilen noktalarda şiddet eğiliminin de arttığını çok sık gözlemlemek durumunda kaldıklarını dile getirdi.

Frankfurter Allgemeine Zeitung gazetesinin aktardığı ve Alman Bağımlılıkla Mücadele Merkezi (DHS) tarafından hazırlanan “Bağımlılık 2025” (Jahrbuch Sucht 2025) raporundaki veriler de ülkedeki tablonun boyutunu ortaya koyuyor.

Rapora göre Almanya’da nüfusun yüzde 20’sinden fazlası, sağlık açısından risk teşkil edecek düzeyde alkol tüketiyor.

Araştırma sonuçları, ülkede her yıl 47 bin 500 kişinin alkol kullanımıyla bağlantılı nedenlerden ötürü hayatını kaybettiğini gösteriyor.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Spahn’ın istifası Merz için fırsat olabilir

Yayınlanma

Friedrich Merz’in Berlin’deki en sadık destekçilerinden Jens Spahn’ın istifası, Almanya Şansölyesi için beklenmedik bir siyasi fırsat haline geldi.

Merz’in partisi Hıristiyan Demokrat Birliği’nin (CDU) meclis grubu başkanı Spahn, kendisi ve eşinin Almanya’da yasak olmasına rağmen ebeveyn olmak için ABD’de bir taşıyıcı anne kullandıklarını itiraf etmelerinin ardından cumartesi günü istifa etti.

Bu ayrılış ilk başta bir aksilik gibi görünse de Merz, istifayı kendi lehine çevirmek için hemen harekete geçti ve pazar günü kabine değişikliği olasılığını gündeme getirdi.

Kabine değişikliği Merz için cazip bir seçenek çünkü Spahn zaman zaman onun önünde bir engel teşkil ediyordu: 46 yaşındaki eski sağlık bakanı, sadece zaman zaman planlarına karşı çıkan bir parti içi rakip olmakla kalmayıp, koalisyon ortağı Sosyal Demokrat Parti (SPD) içindeki daha sol eğilimli politikacılar tarafından da sevilmeyen bir isimdi.

Spahn’ın ayrılmasıyla Merz, koalisyonu istikrara kavuşturmak için yeni bir CDU parlamento grubu başkanı seçebilir.

Kabine değişikliği ayrıca, sonbaharda yapılacak ve Almanya için Alternatif’in (AfD) iyi bir performans sergilemesi ve eylül ayında doğu Almanya’daki Saksonya-Anhalt eyaletinde mutlak çoğunluğu elde etmesi beklenen kritik eyalet seçimleri öncesinde siyasi bir “resetleme” yapmasına olanak tanıyacak.

Merz’in sözcüsü Stefan Kornelius, başbakanın şu anda bir sonraki hamlesini değerlendirdiğini söyledi.

Merz ve diğer üst düzey muhafazakarların önümüzdeki günlerde somut bir öneri sunması bekleniyor.

POLITICO’nun eline geçen ve milletvekillerine gönderilen bir mesaja göre, pazartesi günü yapılan CDU liderlik toplantısının ardından, muhafazakâr milletvekillerinden, devam eden yaz tatiline rağmen, önümüzdeki hafta çarşamba günü Bundestag’da yeni bir parlamento grup başkanı seçmek üzere bir toplantıya hazırlanmaları istendi.

Yeni bakan atamalarını da içeren daha kapsamlı bir kabine değişikliği olması durumunda, Bundestag’da tam bir oturum düzenlenmesi gerekecek.

Fakat bir kabine değişikliği siyasi açıdan da zorlayıcı olabilir. Eylül ayında Almanya’nın üç eyaletinde yapılacak eyalet seçimleri göz önünde bulundurulduğunda, Merz’in temel hedeflerinden biri iktidar mücadelelerini önlemek olacak.

Mecklenburg-Batı Pomeranya eyaletinde CDU’nun önde gelen ismi Daniel Peters, pazartesi günü POLITICO’nun Berlin Playbook Podcast’ine verdiği demeçte şunları söyledi:

“Yakında yeni personel kararları almalıyız. Bunu son derece önemli buluyorum. Eğer [Merz] kabine içinde de personel değişikliklerinin gerekli olduğuna inanıyorsa, o kararları verecektir. Şu an bunu yapmak için kesinlikle uygun bir zaman.”

Merz hükümetinin ve başbakanın kendisinin tarihsel olarak en düşük destek oranlarıyla karşı karşıya olduğu bir dönemde, kabine değişikliği faydalı olabilir.

Bu ayın başlarında yayınlanan en son ARD-DeutschlandTrend anketi sonuçlarına göre, Almanların yalnızca yüzde 13’ü Merz’in performansından memnun.

Bu, anketin yaklaşık 30 yıllık tarihinde görevdeki bir başbakan için kaydedilen en düşük destek oranı.

Merz’in stratejisi, bu sonbaharda parlamentodan örneğin emeklilik sisteminde gibi çok ihtiyaç duyulan reformları geçirerek destek oranlarını artırmak ve AfD’nin iktidara gelmesini önlemek.

Böylece seçmenlere, işleri halletmek için siyasi merkezin gerçekten de tek geçerli seçenek olduğunu gösterecektir; en azından hükümet içinde düşünce bu yönde.

Fakat bu önerilerin birçoğu “merkezci” seçmenler için de sancılı olacak ve Merz’in sadece 12 sandalye farkla sahip olduğu çok ince parlamento çoğunluğundaki yeterli sayıda üyeyi ikna ederek bu önerileri onaylatmak için yine de ciddi bir ikna çabası gerekecek.

Bu nedenle Merz’in, parlamento grup başkanı olarak yeni ve güçlü bir pozisyona yakın bir müttefikini önermesi bekleniyor.

Ortaya atılan isimler arasında şu anki başbakanlık ofisi şefi Thorsten Frei, CDU Genel Sekreteri Carsten Linnemann ve İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt yer alıyor.

Spahn, 2018’de CDU liderliği için Merz’e karşı yarışmış ama her ikisi de kaybetmişti. Üç yıl sonra, Merz’i yenmek için Armin Laschet ile güçlerini birleştirdi ve Laschet’in parti liderliğini kazanmasına yardımcı oldu.

Geçen yıl iktidara geldikten sonra Merz, Spahn’ı milletvekili grubu başkanı olarak atadı; bu hamle, hırslı bir rakibi ve stratejik bir siyasi düşünürü, yeni şansölyeye karşı parti içi muhalefeti yönetmekten alıkoyma çabası olarak değerlendirildi.

Ne var ki Spahn, SPD’nin daha sol kanadında da son derece sevilmeyen bir isimdi; oysa Merz’in reformlarını hayata geçirebilmesi için bu kesimin oylarına ihtiyacı vardı.

SPD’nin gençlik örgütü lideri Philipp Türmer, bir sosyal medya paylaşımında Spahn’ın ayrılışına bir bardak bira kaldırarak, kutlamalarının nedeni olarak Spahn’ın ABD’li teknoloji milyarderi Peter Thiel ile yakın olduğu iddialarını ve koronavirüs dolandırıcılığı iddialarını gösterdi.

Türmer, “Şampanya yoktu. Ama karşınıza çıkan her türlü kutlamadan en iyi şekilde yararlanmak gerekir,” dedi.

Spahn’ın adı, internete sızan Thiel’in gizli cemiyeti “Dialog”un katılımcı listesinde de yer alıyordu.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English