Bizi Takip Edin

Asya

Japonya’da seçimler yaklaşırken Başbakan Takaichi’nin savunma planı tartışma yarattı

Yayınlanma

Japonya’da yaklaşan genel seçimler için yürütülen kampanya, savunma politikaları ve komşu ülke Çin ile ilişkiler konusundaki siyasi bölünmeyi çarpıcı biçimde ortaya koydu. Başbakan Sanae Takaichi liderliğindeki koalisyon hükümeti, Çin’e karşı daha sert bir tutumdan yana olup savunmanın güçlendirilmesi vurgusu yaparken, başlıca muhalefet grupları ülkenin pasifist anayasasına bağlı kalınmasını ve Pekin ile her ne pahasına olursa olsun çatışmadan kaçınılmasını savunuyor.

Ülkenin ilk kadın başbakanı olan Takaichi, son dönem Japon liderleri arasında Çin’le ilgili konularda şahin söylemleriyle öne çıkıyor. Kasım ayı başlarında, Takaichi, Çin’in Tayvan’a yönelik olası bir operasyonuna karşı Japonya’nın bir yanıt verebileceğini söylediğinde, Pekin karşılık olarak Japonya’ya yapılan nadir toprak elementi sevkiyatına kısıtlamalar getirdi ve ülkeye seyahat edilmemesi yönünde uyarıda bulundu.

Birden fazla kamuoyu yoklamasına göre, Takaichi’nin Liberal Demokrat Partisi’nin (LDP) gelecek pazar yapılacak genel seçimde Temsilciler Meclisi’nde yeniden çoğunluğu elde etmesi büyük olasılık olarak görülüyor. Parti lideri pazartesi günü, mevcut anayasada ülkenin askerî güç bulundurması yasaklanmış olsa da, Japonya Öz Savunma Kuvvetleri’nin anayasada daha açık biçimde tanınması gerektiğini söyledi. Pasifist anayasa bugüne kadar hiç değiştirilmedi.

Japonya ile ABD’nin Çin’e yönelik çevreleme politikalarını daha koordineli hâle getirme çabasının parçası olarak Takaichi’nin 20 Mart civarında Washington’a bir ziyaret planlamayı değerlendirdiği bildiriliyor.

Takaichi, 26 Ocak’ta TV Asahi programında şunları söyledi: “Eğer Japonya hiçbir şey yapmaz ve ABD ordusu saldırı altındayken sadece kaçıp giderse, Japonya-ABD ittifakı çöker.” LDP lideri sözlerini şöyle sürdürdü: “Bir acil durum halinde Tayvan’daki Japon ve Amerikan vatandaşlarını gidip kurtarmamız gerekir.”

Takaichi, ABD Başkanı ile yakın kişisel ilişki kurmuş olan merhum Başbakan Şinzo Abe’nin çizgisini izleyerek Trump ile işbirliğini sürdürmeyi planladığını açıkça ortaya koydu.

Japonya Ulusal Basın Kulübü’nde diğer parti liderleriyle yaptığı tartışmada Takaichi, “ABD… Çin’in eşi görülmemiş hız ve ölçekte askerî yığınak yapmasından derin endişe duyduğunu ifade etti” dedi. “Birbirimize söylememiz gerekeni söyleyerek Japonya-ABD ittifakını inşa edecek ve güçlendireceğiz” diye ekledi.

Takaichi, Trump’ın uluslararası hukuku hiçe sayan eylemleri karşısında açık eleştiriden kaçındı; buna 3 Ocak’ta ABD’nin Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’yu kaçırması ve NATO müttefiki Danimarka’dan Grönland’ı alma tehdidi de dahil. Takaichi, 2 Ocak’ta Trump ile telefon görüşmesi yaptı.

Politika tartışmasında Maduro’nun ele geçirilmesine ilişkin tutumunu netleştirmeden, “İstediğimiz zaman açık konuşabildiğimiz bir ilişkimiz var ve söylemem gerekeni her zaman söylerim” dedi.

Şunları da ekledi: “AB ülkelerinin her birinin [bu konuda] farklı bakış açıları var; biz onlarla da görüş alışverişi yapıyoruz. Japonya, özgürlük, demokrasi ve hukukun üstünlüğü gibi bu değerleri paylaşan ülkelerin sayısını artırmak için çalışmayı sürdürecek.”

Muhalefet partileri geçen ay, ABD’nin Venezuela’ya yönelik saldırganlığına karşı Takaichi’nin protesto açıklaması yapmasını talep etti.

Yeni kurulan ana muhalefet oluşumu Merkezci Reform İttifakı’nın (CRA) eş lideri Yoshihiko Noda, “Japonya’nın, statükonun güç kullanılarak değiştirilmesinin kabul edilemez olduğunu ve uluslararası hukukun korunması gerektiğini [ABD’ye] kararlılıkla iletme rolü var” dedi.

Washington merkezli düşünce kuruluşu Hudson Institute’ta Japonya başkanı olan Masashi Murano ise, Takaichi’nin Trump’ın küresel ölçekte sıra dışı eylemlerine karşı “sönük” kalan tepkisinin pragmatik bir tercih olduğunu söyledi.

Murano, “ABD ile iyi ilişkileri sürdürmek, özellikle Tayvan senaryosu gibi yüksek yoğunluklu çatışma risklerine hazırlık bağlamında Japonya’nın güvenliği için hayati önem taşıyor” dedi. “ABD-Japonya ilişkilerinde ciddi bir bozulma Japonya’nın varlığını doğrudan tehdit eder” diyerek Başbakanı onayladı.

CRA’nın eş lideri Tetsuo Saito ise, Osaka’daki seçim kampanyası sırasında “Komşu ülkeyle iletişim kanallarını açık tutmalıyız” dedi. “Ama eğer aşırı ve kabul edilemez bir şey söylerlerse elbette gereken şekilde protesto ederiz” diye de ekledi.

Saito,“Bu kararlı tutumu sergilerken kesinlikle savaşa gitmemeliyiz. Ne olursa olsun savaşa sürüklenmemeliyiz” vurgusunu yaptı.

Kampanya boyunca Takaichi, Çin’le diyalog kapısını açık tuttuğunu yineledi. Tokyo Üniversitesi’nde profesör ve Çin çalışmaları uzmanı Tomoko Ako ise, Takaichi’nin Pekin’e yönelik söylemini yumuşatacağını öngörüyor.

Ako, “Japonya-Çin ilişkileri daha da gerilirse, hem ekonomi hem de güvenlik üzerindeki olumsuz etkiler giderek daha belirgin hâle gelir” diye uyardı. “Başbakan Takaichi’nin sözlerini geri alacağını düşünmüyorum; fakat eskisinden daha temkinli bir dil ve eylem çizgisi benimsemesini bekliyorum” değerlendirmesini yaptı.

Ako ayrıca, “Merkezci Reform İttifakı gibi muhalefet partileri kayda değer bir güç kazanırsa, gerginliğin bir miktar azalacağını düşünüyorum” dedi.

Bununla birlikte, “Çin’in Japonya’ya yönelik sert tutumunun, Japon hükümeti somut adımlar ve açıklamalarla uzlaşmaya istekli olduğunu göstermedikçe değişmesi pek olası değil” değerlendirmesini yaptı.

Takaichi seçimleri kazanırsa, LDP ile koalisyon ortağı Japonya İnovasyon Partisi yıl sonuna kadar ülkenin savunma stratejilerini güncellemeyi hedefliyor.

Ayrıca savunma ekipmanı ihracatına ilişkin kısıtlamaların gevşetilmesi ve daha büyük bir savunma bütçesi için çalışacaklar. Yıllık savunma harcamalarının mart ayında sona erecek mali yılda ülkenin gayrisafi yurt içi hasılasının %2’sine denk bir seviyeye ulaşması bekleniyor; ancak iktidar koalisyonu bunun yeterli olmadığını düşünüyor.

Daha tartışmalı olan ise, ülkenin “nükleer silaha sahip olmama, üretmeme ve ülkeye sokulmasına izin vermeme” ilkelerinin gözden geçirilmesi ihtimali. Takaichi uzun zamandır ABD’nin bu tür silahları Japonya’ya getirmesine izin verilmesini savunuyor.

Mevcut hükümet pozisyonu, atom silahlarının ancak ülkenin güvenliğinin ABD’ye ait nükleer silah taşıyan savaş gemilerinin Japonya’da bulunması olmadan garanti edilemeyeceği gibi istisnai koşullarda ülkeye girişine izin verilebileceği yönünde.

Japonya İnovasyon Partisi lideri Hirofumi Yoshimura, “Temel tutumumuz ilkeleri korumaktır. Ancak tartışmaktan kaçınmayı bırakmalıyız” dedi.

Çin, Kuzey Kore ve Rusya gibi ülkelerle bağlantılı olarak “güvenlik ortamının değiştiğini” belirterek, “Bu gerçeği kabul etmeliyiz” diye konuştu.

Merkezci ittifak lideri Noda ise şöyle diyor: “Bu [nükleersiz] ilkeler temel bir ilke olarak kesin biçimde korunmalıdır. Değiştirilmemelidir. Daha fazla ülke Japonya’yı askerî bir güç olarak yeniden canlanmak istemekle etiketliyor. Böyle bir iddiaya dayanak sağlayacak her şeyden kaçınmalıyız.”

Buna karşın Takaichi, savunma stratejilerinin köklü biçimde gözden geçirilmesi gerektiğinde ısrar ediyor.

Ani seçim kararını açıklarken 19 Kasım’da “Bu revizyonlar acil bir meseledir. İhtiyacımız olan şey, yerleşik söylemi sürdürmek değil, bu belgeleri temelinden yeniden ele almaktır” dedi.

Çin, Japonya’nın savunma politikasındaki değişimleri militarizmin yeniden yükselişi olarak yorumluyor.

Asya

Japonya ve Filipinler’in deniz sınırı görüşmeleri Çin’i neden öfkelendirdi?

Yayınlanma

Tokyo ve Manila’nın, Japonya ile Filipinler arasındaki münhasır ekonomik bölgelerin (MEB) ve kıta sahanlığının deniz sınırını belirlemek üzere resmî müzakerelere başlayacaklarını açıklamasının ardından, Tayvan’ın doğusundaki sular yeni bir gerilim noktası hâline geldi.

Batı Pasifik Okyanusu’nda yeni bir gerilim noktası ortaya çıkarken, Pekin’in Tayvan’ın doğusundaki sulardaki varlığını güçlendirmesi bekleniyor.

Pazartesi günü Çin Sahil Güvenliği bölgede kolluk devriyeleri gerçekleştirdi ve Pekin’in hem iç hukuk hem de uluslararası hukuk kapsamında kendi MEB ve kıta sahanlığı haklarını koruma iddiasını uygulamaya koydu.

Tayvan Sahil Güvenliği, pazartesi günü saat 11.00 sularında ana adanın güneydoğu kıyısından yaklaşık 64 km açıkta yer alan Orchid Adası’nın yaklaşık 51 ila 52 deniz mili güneydoğusunda tespit edilen iki Çin gemisini izlediğini ve takip ettiğini açıkladı.

South China Morning Post, Japonya ile Filipinler arasındaki sınır görüşmeleri ve bunların uluslararası hukuk ile jeopolitik açısından sonuçları hakkında bilinmesi gerekenleri derledi:

Tokyo ve Manila neden sınırlandırma görüşmeleri istiyor?

Japonya ve Filipinler’in ortak kara sınırı yok. Ancak kıyı devletleri olarak, kıyılarından itibaren 200 deniz mili —370 km ya da 230 mil— genişliğinde bir münhasır ekonomik bölge ilan etme hakkına sahipler.

Okinawa Adası’nın yaklaşık 400 km güneybatısındaki Yaeyama Adaları ile Filipinler’in en kuzeyindeki Mavulis Adası esas alınarak ölçüm yapıldığında, iki ülkenin MEB’leri Batı Pasifik Okyanusu’nda birbirine temas ediyor; hatta örtüşüyor.

Ayrıca bu alan, Çin’e bağlı olan ve Pekin’in egemenliği için ‘kırmızı çizgi’ olarak gördüğü ve gerekirse güç kullanarak yeniden birleştirmeyi hedeflediği Tayvan adasının 200 deniz millik MEB’iyle de örtüşüyor.

Amerika Birleşik Devletleri ve müttefikleri Japonya ile Filipinler dâhil çoğu ülke, Tayvan’ı bağımsız bir devlet olarak tanımıyor ve Çin’e bağlı olduğunu Birleşmiş Milletler kararıyla kabul ediyor. Ancak Washington, Tayvan’ı Çin’e karşı bir koz olarak kullanarak adaya silah tedarik etmeyi taahhüt ediyor ve müttefiklerini de buna teşvik ediyor.

Görüşmeler hakkında ne biliyoruz?

Japonya Başbakanı Sanae Takaichi ve Filipinler Devlet Başkanı Ferdinand Marcos Jr., perşembe günü Tokyo’da gerçekleştirdikleri zirvenin ardından yayımlanan ortak açıklamaya göre, “münhasır ekonomik bölgenin ve kıta sahanlığının deniz sınırını belirlemek üzere resmî müzakerelere başlamayı” kabul etti.

Açıklamada, bu kararın “uluslararası hukuka, özellikle Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin —UNCLOS— ilgili hükümlerine uygun olarak ve bölgedeki hukuki kesinliği artırmak amacıyla ilgili uluslararası içtihatlar rehberliğinde” alındığı belirtildi.

Ancak iki taraf, müzakerelerin kesin coğrafi kapsamını açıklamadı. Bu da, eğer Pekin ya da Taipei tarafından talep edilen alanları kesecek şekilde ikili bir hat çizerlerse, söz konusu sınırın dışarıda bırakılan hak sahiplerine karşı hukuken ileri sürülemeyeceği anlamına geliyor.

Buna bir örnek, Doğu Çin Denizi’nde Pekin’in kıta sahanlığı iddialarını devre dışı bırakan 1974 tarihli Japonya-Güney Kore ortak kalkınma anlaşmasıdır. Pekin, bu anlaşmayı derhâl tamamen yasadışı ve geçersiz ilan etmişti; bu tutumunu bugün de sürdürüyor.

Tokyo ve Manila sınırlandırmadan ne elde eder?

UNCLOS’a göre bir kıyı devleti, 200 deniz millik MEB’i içinde tüm doğal kaynakları araştırma, işletme ve yönetme konusunda münhasır haklara sahiptir. Bu haklar, deniz yatağı ve deniz altı toprağındaki petrol, doğal gaz ve diğer mineralleri kapsar ve kıta sahanlığı haklarıyla büyük ölçüde örtüşür.

Uluslararası hukuk ayrıca bir kıyı devletine, MEB içinde tüm yapay tesislerin inşasını ve işletilmesini, ayrıca deniz bilimsel araştırmalarını yetkilendirme, düzenleme ve denetleme yönünde yürütme yetkileri tanır.

Hainan Adası merkezli Güney Çin Denizi Çalışmaları Ulusal Enstitüsü’ndeki Uluslararası ve Bölgesel Meseleler Araştırma Merkezi Direktörü Ding Duo, Tokyo ve Manila’nın deniz sınırı görüşmelerinin kapsadığı alanlarda güvenlik işbirliğini artırmayı ve ortak kaynak geliştirme faaliyetleri yürütmeyi de hedefleyebileceğini söyledi.

Dikkat çekici biçimde, Yaeyama Adaları Japonya’nın en güneybatıdaki takımadalarını oluşturuyor ve Çin’in Batı Pasifik’e askerî erişimini kısıtlamayı amaçlayan, Doğu Asya kıyı şeridi boyunca uzanan takımadalar dizisi olarak bilinen “birinci ada zinciri” üzerinde yer alıyor.

Ding, “Sınırlandırma aynı zamanda Çin’in birinci ada zinciri içindeki operasyon alanını daraltmayı da hedefleyebilir” dedi.

Pekin ve Taipei nasıl tepki verdi?

Pekin, cuma günü müzakereleri “tamamen yasadışı ve hükümsüz” olarak kınadı.

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mao Ning, Pekin’in iki hükümete protesto girişiminde bulunduğunu söyledi.

Pazartesi günü yaptığı açıklamada Çin Sahil Güvenliği Sözcüsü Jiang Lue, sahil güvenliğin ilgili sulardaki kontrol ve yönetimini güçlendirmeye devam edeceğini ve “Çin’in toprak egemenliğini ve denizlerdeki hak ve çıkarlarını kararlılıkla korumak” için somut önlemler alacağını belirtti.

Salı sabahı düzenlenen olağan basın toplantısında Tayvan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hsiao Kuang-wei, Japonya ve Filipinler’den açıklamalarında bahsettikleri deniz sınırı belirleme sürecine ilişkin ayrıntı vermelerini istediklerini söyledi.

Japonya ve Filipinler’in müzakere ettiği suların Tayvan’ın sularıyla önemli ölçüde örtüştüğünü dikkate alan bakanlık, iki ülkeyi süreç boyunca bu gerçeği göz önünde bulundurmaya çağırdı.

Hsiao, Tokyo ve Manila’nın Tayvan’ın hak ve çıkarlarını dışlamaması ya da ihlal etmemesi gerektiğini belirterek, Tayvan ile istişarelerde bulunmaları gerektiğini söyledi.

Çin’deki gözlemciler, Pekin’in Tayvan’ın doğusundaki sulardaki varlığını güçlendirmesini beklediklerini ifade etti.

Çin’in en üst düzey devlet bağlantılı düşünce kuruluşu olan Çin Sosyal Bilimler Akademisi’nde araştırmacı Yang Xiao, “Onlar [Japonya ve Filipinler] üç taraflı örtüşen bir bölgede müzakere ettiklerine göre, biz de Tayvan’ın doğusundaki sular üzerindeki yetki alanımızı ilerletmek için daha ileri adımlar atabiliriz” dedi.

Devlet yayıncısı CCTV ile bağlantılı bir sosyal medya hesabı olan Yuyuan Tantian’ın aktardığına göre Yang, “Karşı taraf pervasız ve yıkıcı adımlar atacağına göre, biz de kaçınılmaz olarak yeni karşı önlemler devreye sokacağız” ifadelerini kullandı.

Okumaya Devam Et

Asya

Güney Kore borsası Hindistan’ı geride bırakarak dünya altıncısı oldu

Yayınlanma

Güney Kore hisse senedi piyasası, yapay zeka sektörüne yönelik güçlü küresel ilginin etkisiyle Hindistan’ı geride bırakarak dünyanın en büyük altıncı borsası konumuna yükseldi. Bloomberg verilerine göre, Kospi endeksinin piyasa değeri 2026 başından itibaren yüzde 86’dan fazla artarak 5 trilyon dolara ulaşırken, Hindistan borsası gerileyerek yedinci sıraya yerleşti.

Güney Kore hisse senedi piyasası, Hindistan’ı geride bırakarak dünyanın en büyük altıncı borsası unvanını elde etti.

Seul yönetimindeki piyasalar, mayıs ayının başında da Kanada’yı geride bırakarak yedinci sıraya yerleşmişti.

Borsadaki bu yukarı yönlü ivmenin temel itici gücü olarak yapay zeka teknolojilerine yönelik devam eden yüksek küresel ilgi gösteriliyor.

Bloomberg tarafından yapılan hesaplamalara göre, Güney Kore hisse senedi piyasasının ana endeksi Kospi’nin toplam kapitalizasyonu, 2026 yılının başından bu yana yüzde 86’nın üzerinde bir artış kaydederek 5 trilyon dolara ulaştı.

Aynı dönemde Hindistan hisse senedi piyasasını temsil eden Nifty 50 endeksinin toplam hacmi ise gerileyerek 4,8 trilyon dolar seviyesine düştü.

Dünya borsaları sıralamasında güncel verilere göre ilk sırada 79,47 trilyon dolar piyasa değeriyle ABD yer alıyor. ABD’yi sırasıyla 15,09 trilyon dolarla Çin, 8,63 trilyon dolarla Japonya ve 7,24 trilyon dolar değerindeki Hong Kong piyasası takip ediyor.

Tayvan 5,15 trilyon dolarlık piyasa değeriyle listenin beşinci sırasında konumlanırken, hemen ardından 5,04 trilyon dolarla Güney Kore geliyor.

Hindistan ise bu gelişmeler neticesinde altıncı sıradan yedinci sıraya gerilemiş bulunuyor. Güney Kore, mayıs ayının başında da bu sıralamada Kanada piyasasını geride bırakmıştı.

Bloomberg, Güney Kore piyasasında gözlenen bu büyümenin arkasında, küresel yapay zeka endüstrisinin gelişimini sağlayan en büyük mikroçip üreticilerinin hisselerine yönelik yoğun talebin bulunduğunu aktardı.

Bununla birlikte analizde, yatırımcıların bahislerini ağırlıklı olarak yapay zeka sektöründe yoğunlaştırmasının, piyasada aşırı ısınma risklerine dair endişeleri de beraberinde getirdiği ifade edildi.

Reed Capital Partners Yatırım Direktörü Gerald Gan gelişmeye ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Bu büyüme, sonraki teknolojik inovasyon dalgasında Güney Koreli teknoloji şirketlerinin süregelen önemini vurguluyor. Aynı zamanda bu durum, küresel sermaye akışlarının bir zamanlar Batı piyasalarının gölgesinde kalan ancak günümüzde teknolojinin ve büyümenin geleceğini şekillendirmede giderek daha belirgin bir rol oynayan büyük Asya ekonomilerine doğru geniş çaplı kayışını yansıtıyor” ifadelerini kullandı.

Diğer taraftan Asset Value Investors Kıdemli Yatırım Analisti Ross McGarry, Güney Kore için asıl sınavın, bu büyüme performansını kurumsal yönetim alanında gerçekleştirilecek gerçek reformlar ve yapısal değişikliklerle koruyup koruyamayacağı olacağını ekledi.

Bloomberg analizine göre Hindistan, para birimi rupinin zayıflaması, rekor düzeydeki yabancı sermaye çıkışları ve doğrudan yapay zeka altyapısıyla ilişkili şirketlerin eksikliği nedeniyle küresel sıralamadaki konumunu kaybediyor.

Enerji kaynaklarının fiyatlarındaki artışın da enflasyon endişelerini tetikleyerek Hindistan piyasası üzerinde baskı oluşturduğu kaydedildi.

Gerald Gan, konuya ilişkin olarak “Yatırımcıların gözünde Hindistan’ın büyüme hikayesi, ülkenin artan iç ve dış siyasi zorluklarla karşı karşıya kalması nedeniyle dinamizmini giderek yitiriyor” değerlendirmesinde bulundu.

Güney Kore’nin piyasa kapitalizasyonunda öne geçmesine rağmen Hindistan ekonomisi, toplam gayrisafi yurtiçi hasıla (GSYİH) büyüklüğünde Güney Kore’nin önünde yer almaya devam ediyor.

Uluslararası Para Fonu (IMF) verilerine göre Güney Kore’nin GSYİH’si 1,93 trilyon dolar seviyesinde bulunuyor.

Okumaya Devam Et

Asya

Çinli yapay elmas üreticileri yapay zeka ile yükselişte

Yayınlanma

Yapay zeka teknolojilerindeki küresel yükseliş, gelişmiş mikroçip üretiminde kritik bir soğutma bileşeni haline gelen Çinli yapay elmas üreticilerine rekor büyüme getirdi. Bloomberg’ün haberine göre sektördeki talep kaymasıyla birlikte Çinli laboratuvar üreticilerinin hisseleri hızla yükselirken, geleneksel metal üreticilerinin hisselerinde sert düşüşler kaydedildi.

Geleneksel olarak çoğunlukla mücevher sektörüyle ilişkilendirilen Çin üretimi sentetik elmaslar, yapay zeka çiplerinin soğutulmasında etkili bir malzeme olarak kullanılmaya başlandı.

Bloomberg’ün haberine göre, yapay elmaslar yapay zeka alanında daha güçlü yarı iletkenlerin üretilmesini sağlayan kritik bir bileşene dönüştü ve Çinli üreticiler bu yapay zeka patlamasının önemli yararlanıcıları haline geldi.

Bu gelişmenin ardından geçtiğimiz hafta sentetik elmas üreticilerinden Zhecheng Huifeng Diamond Technology Co. şirketinin hisseleri yüzde 51, SF Diamond Co. şirketinin hisseleri ise yüzde 40 oranında değer kazandı.

Yükseliş eğilimi bu hafta da devam etti. Söz konusu hisselerin gösterdiği performans, Şanghay ve Şençen menkul kıymetler borsalarında işlem gören en büyük ve en likit 300 hisse senedinin performansını takip eden CSI 300 endeksinin yüzde 1 seviyesindeki artışını geride bıraktı.

Bloomberg, baskı devre kartları ve optik modüller gibi donanım alanlarının aşırı yoğunlaştığı bir dönemde, yapay zeka yarı iletkenlerinde sentetik elmas kullanımının yeni ve niş bir segment olarak öne çıktığını bildirdi.

Sentetik elmaslar, mikroçiplerin soğutulmasında geleneksel olarak kullanılan bakır ve alüminyum malzemelerine alternatif bir çözüm sunuyor.

Huayuan Securities analistleri konuya ilişkin değerlendirmelerinde, “Elmas ile soğutma sektörel bir fikir birliği haline geliyor ve bu yöntemin yapay zeka ile veri merkezleri alanındaki uygulamasının genişlemesi bekleniyor” ifadelerini kullandı.

Elmas laboratuvarlarının hisselerindeki artışla eş zamanlı olarak, yapay zekaya yönelik iyimserlik ve renkli metallere olan talep nedeniyle daha önce yükseliş gösteren metal üreticileri Aluminum Corp. of China şirketinin hisselerinde yüzde 25, Jiangxi Copper Co. şirketinin hisselerinde ise yüzde 28 oranında düşüş kaydedildi.

Nomura’nın Çin teknoloji ve telekomünikasyon analisti Duan Bing, mevcut piyasa koşullarının sentetik elmaslar için avantajlı bir tablo ortaya koyduğunu belirtti.

Sentetik elmas üreticisi SF Diamond, Çin dışındaki müşterileri tarafından gerçekleştirilen testlerin ardından, kendi ürettiği malzemelere dayalı ısı emicilerin küçük partiler halinde sevkiyatına başladı.

Benzer şekilde, Henan Liliang Diamond Co. da yüksek güçlü ısı emici üretim projesinin ilk aşamasını başlattığını duyurdu.

Diğer taraftan, Rusya’nın en büyük elmas madenciliği şirketi Alrosa, 2025 yılının sonunda yayımladığı öngörüde dünyadaki doğal elmas üretiminin son 30 yılı aşkın sürenin en düşük seviyesine yaklaştığını bildirdi.

Söz konusu öngörüye göre, üretimin 150 milyon karata ulaştığı 2017-2018 dönemindeki seviyelerin ardından, düşüş eğiliminin 2026 yılında da devam ederek yıllık 95 milyon karata kadar gerileyebileceği tahmin ediliyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English