Bizi Takip Edin

Rusya

Fyodor Lukyanov: İran’a yönelik savaş, uluslararası kaosu derinleştirmeye gebe

Yayınlanma

Valday Kulübü Araştırma Direktörü ve Russia in Global Affairs Genel Yayın Yönetmeni Prof. Fyodor Lukyanov, İran’a yönelik askeri harekatın sadece bölgesel bir çatışma değil, uluslararası ilişkilerin temelindeki hukuki ve ahlaki “mimariyi” yıkan bir dönüm noktası olduğunu vurguluyor. Lukyanov, diplomasi masasının artık çözüm üretmekten ziyade muhatabı gafil avlamak amacıyla kullanılan kinik bir araç haline geldiğini, bu durumun küresel güven ortamını temelden sarstığını ifade ediyor. ABD ve müttefiklerinin “çıplak gücü” tek meşruiyet kaynağı haline getirmesi, diğer devletleri kendi savunma reflekslerini sertleştirmeye ve caydırıcı güçlerini -makalede “kırmızı düğme” metaforuyla ifade edilen- en üst seviyeye çıkarmaya zorluyor. Bölgesel istikrarın 2003 Irak müdahalesinden bu yana süregelen erozyonunun, İran’ın tasfiyesi girişimiyle bir üst safhaya taşındığı ve bunun tüm Ortadoğu’yu geri dönülemez bir kaosa sürükleyeceğini kaydeden Lukyanov, ideolojik ve ahlaki kılıflardan arınmış, tamamen güç odaklı yeni bir dünya düzeninin inşa edildiğini ve bu acımasız gerçekliğin her devlet tarafından ciddiyetle hesaba katılması gerektiğinin altını çiziyor.


İran’a yönelik savaş, uluslararası kaosu derinleştirmeye gebe

Fyodor Lukyanov
Rossiyskaya Gazeta
1 Mart 2026

İran’a yönelik savaş, uluslararası kaosu derinleştirmeye gebe. Mevcut krizin akıbeti ne olursa olsun, ABD ve İsrail’in İran’a saldırısı dünya siyaseti üzerinde sarsıcı[1] etkilere yol açacak. Mesele, yalnızca İslam Cumhuriyeti’nin geleceğinden ibaret değil; asıl mesele, uluslararası ilişkilerde “neyin mümkün ve neyin mübah[2]” olduğuna dair algının bizzat kendisinde yatıyor. Bu algı bir dönüşüm geçiriyor ve bu değişim rüzgarları gelecek adına hiç de hayırlı şeyler fısıldamıyor.

Söze, diplomasinin temel taşı olması beklenen uluslararası hukuka sığınmanın artık hiçbir anlam ifade etmediğini belirterek başlamak gerek. 2002-2003 yıllarında, Birleşmiş Milletler (ABD) Irak’ı işgale hazırlanırken, en azından BM Güvenlik Konseyi’nden uygun bir karar çıkartabilmek adına zaman ve enerji harcamayı gerekli görüyorlardı. Colin Powell’ın, Irak’ta kitle imha silahlarının varlığını kanıtlamak gayesiyle BM oturumunda sergilediği o meşhur deney tüpü[3], titizlikle kurgulanmış bir retoriğin eşliğinde sunulmuştu. Belki ikna edemediler, ancak en azından çabaladılar; bunu yapmayı arzu edilir buldular.

Bugün ise böylesi bir çaba kimsenin aklının ucundan dahi geçmiyor. Ne geçtiğimiz yılın yaz aylarında ne de şimdi, bu askeri harekatın mimarları, eylemlerine meşruiyet kazandırmak için uluslararası mercilerin kapısını çaldı. Şimdilerde ABD’de meselenin iç hukuka uygunluğu tartışılıyor: Trump’ın, Kongre’nin onayını almaksızın fiilen başka bir ülkeye savaş ilan etme yetkisi yoktu (yeri gelmişken, Oğul George Bush, Irak için bu icazeti vaktinden çok önce koparmıştı). Ne var ki bu, bütünüyle ABD’nin iç siyasi konjonktürüyle ilgili bir durum; meselenin dışarıya yansıyan yüzünde zerre kadar ehemmiyeti yok.

Diplomatik sürecin bizatihi kendisi, kendi zıddına dönüşmüş durumda. Hem İsrail ile İran arasındaki o 12 günlük savaşı (ki 13 Haziran 2025’te patlak vermişti – ed. n.) hem de bugünkü saldırganlığı, yoğun bir müzakere trafiği öncelemişti. Üstelik bunlar, sırf göz boyamak için sahnelenen birer tiyatro gibi de durmuyordu; nükleer program eksenindeki çatışmanın çözümüne dair somut senaryolar masadaydı. Lakin her iki vakada da müzakereler, fiilen hiç kesintiye uğramaksızın, aniden askeri bir cezalandırma harekatına evrildi. İsrail örneğinde durum bir bakıma “dürüstçe” idi; zira onlar İran rejimini yok etme arzularını hiçbir zaman gizlemediler ve diplomasi yoluna zerre inançları olmadığını hep beyan ettiler. Ancak ABD cephesine baktığımızda manzara şu: Diyalog masası, muhatabı ninnilerle uyutmak ve gafil avlamak için son derece kinik[4] bir biçimde kullanıldı.

Peki, halihazırda Washington ile diplomatik bir süreç yürütenler veya gelecekte bu masaya oturacak olanlar buradan nasıl bir hisse çıkaracak? Şudur: Hiçbir şeye, ama hiçbir şeye güvenilmez. Güvenilecek tek liman, kendi gücünüz ve bileğinizdir. Ve asgari düzeyde, muhatabınızın görmezden gelemeyeceği kallavi bir argümana sahip olmanız şarttır. Bundan sonrası ise çok daha çetrefilli.

İran’ın Dini Lideri yalnızca nokta atışı bir saldırıyla ortadan kaldırılmakla kalmadı; bu suikast, ihtilafın gelecekte çözüme kavuşturulması adına muazzam bir başarı ve lütuf olarak ilan edildi. Oysa Ali Hamaney, ülkesinin yasalarına göre meşruiyeti olan, Birleşmiş Milletler’e üye, neredeyse tüm dünyaca tanınan ve uluslararası ilişkilerin her türlü formunda tam yetkili bir aktör olan bir devletin başkanıydı. Ve bu sıfatıyla, bizzat bu saldırıyı düzenleyenlerle bugüne dek süregelen siyasi müzakerelerin de tarafıydı.

Bir devlet başkanının, tıpkı terör örgütü veya uyuşturucu karteli elebaşlarının tasfiye edildiği o malum modele uygun olarak, başka bir devletin silahlı kuvvetleri eliyle ve o devletin yönetiminin kararıyla katledilmesi, dünya siyasetini temelden, yepyeni bir boyuta taşımaktadır. Bu durum, Muammer Kaddafi’nin Libya’da linç edilmesi veya Saddam Hüseyin’in Irak’ta idam edilmesi gibi en vahşi sonları barındıran geçmiş rejim değişikliği vakalarıyla kıyaslandığında bile bambaşkadır. Evet, o iki vaka da dışarıdan gelen bir askeri müdahale sayesinde mümkün olmuştu. Ancak Kaddafi, bir iç savaşın neticesinde kendi Libyalı muhalifleri tarafından öldürülmüş; Hüseyin ise, tarafsızlığı ne kadar tartışılırsa tartışılsın, bir Irak mahkemesinin yargılaması ve kararı sonucunda idam edilmişti. İran örneği ise bambaşka; bu, İsrail’in Hizbullah ve Hamas liderlerine uyguladığı yöntemin devletler seviyesinde yeniden üretilmesidir. Ve Amerika Birleşik Devletleri bu yaklaşımı koşulsuz şartsız desteklemektedir.

Geçmiş çağlardan bu yana ayakta kalmayı başaran, uluslararası ilişkilerin o temel frenleyici mekanizmalarının gözlerimizin önünde sökülüp atılışına[5] şahit oluyoruz. Devletlerin meşruiyetinin tanınması, artık anlık koşullara, hatta belirli aktörlerin şahsi sempati veya antipatilerine endekslenmiş durumda. Bu durum, uluslararası ilişkileri adeta bir Rus ruletine çeviriyor ve sistemin altındaki ana kolonu çekip alıyor. Elbette eskiden de herkes sadece hukukun ve ahlakın (ki ahlak mefhumu zaten kültürel geleneklere göre farklılık gösterir) normlarına harfiyen uyarak hareket etmiyordu. Ancak en azından bir çerçeve, bir sınır vardı; şimdiyse o sınırları tamamen kaldırıp atıyorlar.

Bu noktaya adım adım ve nispeten yavaş bir tempoyla gelindiği için, görünüşe bakılırsa pek çok siyasi elit yaşanan olayları o kadar da dramatik bir mercekle değerlendirmiyor. Durumu, biraz sert de olsa, çelişkilerin anlaşılabilir bir tezahürü olarak görüyorlar. Ancak herkes aynı kanıda değil. ABD’nin rakiplerinin buradan çıkaracağı aşikar dersler, kendini dayatıyor.

Birincisi: Amerikalılarla müzakere masasına oturmanın artık neredeyse hiçbir manası kalmamıştır; ortadaki asıl mesele ya kayıtsız şartsız teslimiyet ya da askeri bir çözüme zemin hazırlamak için oynanan bir oyalamacadır.

İkincisi: Geri adım atılacak bir yerin ve kaybedilecek hiçbir şeyin kalmadığı bir durum gayet muhtemeldir. Ve o vakit geldiğinde, elde bulunan o “son” argümanlardan herhangi birini -ister mecazi ister kelimenin tam anlamıyla elin altındaki o “kırmızı düğmeyi[6]”- kullanmak meşruiyet kazanır.

Önümüzdeki günlerde İran’da ne yaşanırsa yaşansın, bu çıkarımlar geçerliliğini koruyacaktır. İktidarın, herkesi memnun edecek perde arkası bir uzlaşmayla belli ellere devredildiği o “Geliştirilmiş Venezuela” modelinin bir benzeri İran’da hayata geçirilse dahi (ki bu ihtimal şimdilik pek yüksek görünmüyor, ama şu aşamada neyi tamamen göz ardı edebiliriz ki?), böylesi bir sosyal mühendislik, ABD’ye muhalif diğer rejimlerin yüreğine su serpmeyecektir. Yönetimi değiştirme ve kontrol altına alma mekanizması artık deşifre olmuştur; bu, 2000’li yılların “renkli devrimlerinden” bile çok daha acımasız bir versiyondur ve buna karşı geliştirilecek direniş de giderek sertleşecek, çok daha çaresiz bir hal alacaktır. Belirli senaryolarda bu direnişin sonuçları ölümcül olacaktır.

Son olarak, bu hadiselerin Ortadoğu’nun mimarisine dair bir başka boyutu daha var. Burada da 2003 Irak harekatına dönüp bakmakta fayda var. O harekat, bölgenin 20. yüzyılda inşa edilen tüm mimarisinin çatırdamaya başladığı kırılma noktasıydı (Hakkını teslim etmek gerekirse, bu sürecin fitili 1991’deki Çöl Fırtınası operasyonuyla[7] ateşlenmişti, ancak o dönemde eş zamanlı olarak çok daha mühim küresel hadiseler cereyan ediyordu). Irak ordusunun hızlıca darmadağın edilmesi ve Saddam Hüseyin’in devrilmesi, tüm bölgeyi Amerikan kalıplarına göre etkili bir şekilde yeniden dizayn edebileceklerine dair bir öfori[8] yaratmıştı. Gerçekte ise işler bambaşka bir seyir izledi; yönetilebilirlik hızla dibe vurdu, bel bağlanan aktörler değil, bambaşka güçler palazlandı. Yeri gelmişken, bugünkü çatışmanın da büyük ölçüde zeminini hazırlayan İran’ın bölgesel yükselişi, tam da o eski Irak rejiminin ortadan kaldırılmasıyla ivme kazanmıştı.

Şayet bu saldırganlığın neticesinde İran’da bir dönüşüm yaşanırsa, tüm bölgesel konjonktür yeniden başka bir evreye taşınacaktır. Trump ve yakın çevresinin Ortadoğu için kafasındaki fikir aslında son derece basit: İsrail’in bölgedeki askeri hegemonyasını, yine İsrail’in Körfez monarşileriyle, en başta ABD’nin çıkarlarına hizmet edecek şekilde ekonomik etkileşimini yoğunlaştırmasıyla harmanlamak. İran burada bir pürüzdür; hem komşularına saldığı korku açısından hem de kendi çıkarları ve müttefiklik ilişkileri olan bir devlet olması hasebiyle. Şayet İran, mevcut haliyle tasfiye edilebilir veya en azından ciddi anlamda belini doğrultamayacak hale getirilebilirse, bu askeri-ticari şema kendine bir ufuk bulacaktır.

Ne var ki, sonuçları planlanandan taban tabana zıt gelişen Irak tecrübesini bugün de akıldan çıkarmamak elzemdir. İran, öylesine sıradan numaralarla alaşağı edilemeyecek kadar büyük, tüm Ortadoğu’nun geleneksel anlamda taşıyıcı sütunu olan bir devlettir. Sızdırılan bilgilere inanacak olursak Trump, savaş ilan etme kararından önce uzun süre tereddüt etmiş; ancak başarıya ulaşılması halinde elde edilecek siyasi temettünün devasa boyutta olacağına ikna edilmiştir. Bu temettü sadece Körfez çevresinin kontrolünü değil, aynı zamanda Kafkasya’dan Orta Asya’ya (kısmen Güney Asya’ya) kadar uzanan geniş bir coğrafyada nüfuz sahibi olmayı da içeriyor. Ve bu da, Trump ve kurmaylarının dünya görüşünün tam merkezinde yer alan, niteliksel olarak bambaşka ticari ufuklar açıyor. Kağıt üzerinde her şey kusursuz duruyor; oysa gerçek hayatta, fikir kulağa ne kadar mantıklı gelirse gelsin, işler hiçbir zaman kağıda döküldüğü gibi yürümez.

Velhasıl, varacağımız genel sonuç pek de orijinal sayılmaz ama elden ne gelir: Dünya siyasetinde çıplak güce ve zorbalığa yapılan yatırım giderek artıyor. Geriye kalan her şey bir kenara itilmiş durumda. Hatta artık o iki yüzlü ahlaki veya ideolojik kılıflara bile ihtiyaç duyulmuyor. Buna nasıl tepki vereceğiniz tamamen sizin kişisel meselenizdir. Ancak bu gerçeği hesaba katmamak, kelimenin tam anlamıyla aymazlıktır.


[1] Sarsıcı (Etki): Orijinal: серьезные последствия (seryoznıye posledstviya): Rusçada “серьезный” (seryoznıy) kelimesi doğrudan “ciddi” anlamına gelse de, Rus siyaset biliminde ve diplomasisinde (başta makalenin yazarı Lukyanov gibi isimlerin metinlerinde) “серьезные последствия” kalıbı, standart bir ciddiyetten ziyade “sistemi temelinden sarsacak, geri dönülemez majör sonuçlar” anlamını taşır. (ç.n.)

[2] Mübah: Orijinal: допустимого (dopustimogo): Kökü “допустить” (izin vermek, müsaade etmek) fiiline dayanır. Uluslararası ilişkiler teorisinde devletlerin eylemlerinin “kabul edilebilirliği” sınırlarını çizer. Modern diplomaside “kabul edilebilir olan” şeklinde çevrilebilirdi. Ancak Lukyanov burada ahlaki ve hukuki bir çöküşten bahsediyor. (ç.n.)

[3] O meşhur deney tüpü: Orijinal: Знаменитую пробирку (Znamenituyu probirku): Lukyanov burada 5 Şubat 2003 tarihine, ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell’ın Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde yaptığı efsanevi konuşmaya atıf yapıyor. Powell, elinde şarbon bakterisi olduğunu iddia ettiği küçük bir deney tüpü (probirka) sallayarak, Irak’ın kitle imha silahları (KİS) ürettiğine dünyayı ikna etmeye çalışmıştı. Yıllar sonra bu istihbaratın sahte olduğu ortaya çıktı. Lukyanov bu örneği vererek; “Eskiden ABD yalan söylerken bile uluslararası hukuka saygı duyuyormuş gibi bir tiyatro oynardı, şimdi o zahmete bile girmiyorlar” demek istiyor. (ç.n.)

[4] Kinik: Orijinal: цинично (tsiniçno): Antik Yunan’daki Kinizm felsefesinden gelse de, Rus siyasi lügatında “цинизм” (sinizm/kinizm); ahlaki değerleri, erdemleri ve samimiyeti açıkça hiçe sayan, sadece çıkarlara odaklanan, utanmazca bir pragmatizm anlamına gelir. (ç.n.)

[5] Sökülüp atılışı: Orijinal: демонтаж (demontaj): Rus siyasi analizlerinde Soğuk Savaş sonrası dünya düzeni genellikle bir “mimari” (arhitektura) veya “konstrüksiyon” olarak tasvir edilir. “Demontaj”, bir makinenin veya binanın parçalarına ayrılmasıdır. Lukyanov burada uluslararası sistemin rastgele çökmediğini, bizzat ABD tarafından bilinçli ve sistematik bir şekilde söküldüğünü (demonte edildiğini) ima ediyor. (ç.n.)

[6] “Kırmızı Düğme” (Krasnaya knopka): Orijinal: красная кнопка (krasnaya knopka): Hem nükleer bir saldırı başlatma yetkisini simgeleyen teknik bir cihazdır hem de siyasi retorikte “her şeyi yakıp yıkma seçeneği” (scorched earth policy) anlamında kullanılan bir metafor. Lukyanov burada “literalnaya ili figurálnaya” (literal veya figüratif) diyerek, bu düğmeye basmanın sadece fiziksel bir nükleer tuşa basmak değil, aynı zamanda diplomatik veya ekonomik bir “intihar/yok etme” hamlesi olabileceğini kastediyor. Bu, devletlerin köşeye sıkıştıklarında başvuracakları son raddenin bir portresidir. (ç.n.)

[7] “Çöl Fırtınası” (Operatsiya “Buryya v pustyne”): 1991 Körfez Savaşı’nın kod adıdır. Rus literatüründe bu operasyon, “iki kutuplu dünyanın (SSCB-ABD) resmen bitip, tek kutuplu (unipolar) Amerikan hegemonyasının başlangıcı” olarak kabul edilir. Lukyanov, bu noktayı vurgulayarak şunu demek istiyor: “1991’de başladınız, 2003’te Irak’ı yıktınız, şimdi ise İran ile bu mimariyi tamamen yok ediyorsunuz.” Yazar, okurun zihninde 1991’den 2026’ya uzanan bir “yıkım kronolojisi” oluşturarak, ABD’nin Ortadoğu’daki “kalıcı istikrarsızlık” siyasetini (strategic destabilization) gözler önüne seriyor. (ç.n.)

[8] Öfori: Orijinal: эйфория (eyforiya): Tıpta aşırı mutluluk ve coşku halini anlatan bu kelime, jeopolitikte bir devletin gücünden zehirlenmesi, gerçeklik algısını yitirerek her şeye kadir olduğuna inanması (hubris) durumunu anlatır. “Aşırı sevinç” veya “coşku” kelimeleri bu klinik durumu karşılayamaz. Amerikan emperyalizminin 2003 sonrası yaşadığı o sarhoşluk halini en iyi karşılayan kelimedir. (ç.n.)

Rusya

Rusya parlamentosu, Merkez Bankası ve Sberbank’a İHA yetkisi verdi

Yayınlanma

Rusya parlamentosunun üst kanadı; Merkez Bankası, bağlı kuruluşu Rosinkas, Sberbank ve Özel Posta İletişim Kuruluşu’na insansız araç saldırılarını engelleme yetkisi veren yasayı onayladı. Düzenleme, bu kurumların tesislerini insansız hava, su üstü ve su altı araçlarından gelebilecek saldırı veya saldırı tehdidine karşı korumayı amaçlıyor. Yasa tasarısı Ağustos 2025’te Devlet Duması’na sunulmuştu.

Rusya parlamentosunun üst kanadı Federasyon Konseyi, Rusya Merkez Bankası’na, Merkez Bankası’nın bağlı kuruluşu Rosinkas’a, Sberbank’a ve Özel Posta İletişim Kuruluşu’na (Spetssvyaz) insansız araçların faaliyetlerini durdurma ve saldırıları engelleme yetkisi veren yasayı onayladı.

Düzenleme, söz konusu kurumların insansız araçlarla gerçekleştirilen saldırılara karşı koyabilmesini öngörüyor.

Federasyon Konseyi Hukuk Dairesi’nin değerlendirme metninde, “Federal yasa, Rusya Merkez Bankası ve Rus Tahsilat Birliği’nin tesislerinin yanı sıra özel posta iletişim kuruluşunun ve Sberbank Rossii Halka Açık Anonim Şirketi’nin tesislerinin, insansız araçlarla gerçekleştirilen saldırılara veya saldırı tehdidine karşı korunmasını sağlamayı amaçlamaktadır” ifadelerine yer verildi.

Yasa, bu kuruluşlara insansız araçların kontrol sinyallerini bastırma yetkisi tanıyor.

Düzenleme ayrıca insansız hava araçlarının yanı sıra su üstü ve su altı dronlarının hasara uğratılmasına veya tamamen imha edilmesine de izin veriyor.

Rusya’da halen kurumsal güvenlik birimleri, Rusya Ulusal Muhafızları (Rosgvardiya), İçişleri Bakanlığı, Federal Güvenlik Servisi (FSB), Federal Koruma Servisi (FSO), Dış İstihbarat Servisi (SVR), Federal Ceza İnfaz Servisi (FSIN) ve Acil Durumlar Bakanlığı’na bağlı kurtarma askeri birliklerinin personeli insansız hava araçlarının faaliyetlerini durdurma yetkisine sahip bulunuyor.

Söz konusu yasa tasarısı Ağustos 2025’te Devlet Duması’na sunuldu.

Yasa tasarısının gerekçesinde, askeri operasyon sürecinde Rusya Merkez Bankası’na ait tesislerin korunmasının öncelik olarak değerlendirildiği belirtildi.

Gerekçede, yeni federal bölgelerde bulunan Merkez Bankası tesislerinin de bu kapsamda yer aldığı kaydedildi.

Belgede, “Yasa tasarısının kabul edilmesi, Rusya Federasyonu’na karşı insansız araçlar kullanılarak gerçekleştirilen sabotaj ve terör eylemlerindeki artışın arka planında, ilgili tesislerin korunması gerekliliğinden kaynaklanmaktadır” denildi.

Rusya’da St. Petersburg Ekonomi Forumu gününde İHA saldırısı

Yasa girişiminin yazarlarından biri olan Devlet Duması Finansal Piyasalar Komisyonu Başkanı Anatoliy Aksakov, yaptığı açıklamada, korunacak tesislerin yakınında İHA karşıtı savunma sistemlerinin konuşlandırılacağını söyledi.

Aksakov, personele silah da verileceğini belirtti.

Aksakov, koruma sisteminin nasıl işleyeceğine ilişkin soruya şu yanıtı verdi:

“Öncelikle ilgili tesislere yöneltilmesini ve saldırı düzenlenmesini zorlaştırmak için elektronik karıştırma uygulanacak. Yani çeşitli sinyaller bastırılacak. Bunun yanı sıra bu insansız araçları düşürmeye imkân veren sistemler de kullanılacak ve böylece ilgili tesisler korunacak.”

Aksakov, yasa tasarısının insansız araçlara karşı korunma faaliyetlerinin ilgili kuruluşların kendi bütçelerinden finanse edilmesini öngördüğünü de ifade etti.

Aksakov, “Ödemeyi kendileri yapacak. Eğer konu Merkez Bankası ise Merkez Bankası ödeme yapacak. Eğer konu Sber ise ödemeyi Sber yapacak” dedi.

Okumaya Devam Et

Rusya

Rusya ile Ukrayna arasında insansız hava aracı yarışı

Yayınlanma

Rusya Başbakan Yardımcısı Denis Manturov, ülkedeki işletmelerin günde 15 binden fazla FPV dronu tedarik edecek kapasiteye ulaştığını açıkladı. Ukrayna tarafının üretim potansiyeli ise yıllık bazda Rusya için telaffuz edilen bu miktarın yaklaşık 1,5 katı düzeyinde bulunuyor.

Rusya’da savunma sanayisinden sorumlu Birinci Başbakan Yardımcısı Denis Manturov, ülkedeki yerli işletmelerin sadece FPV (First Person View/Birinci Şahıs Bakış Açılı) dron kategorisinde günde 15 binden fazla cihazı tedarik edebilecek kapasiteye ulaştığını açıkladı.

Kommersant gazetesine mülakat veren Manturov, üretim hacmindeki artışa dikkat çekerek, “Yerli işletmeler bugün sadece FPV dronlarında günde 15 bin adetten fazla teslimat sağlayabilecek durumdadır. Oysa 2023 yılında bu miktar ancak bir ayda üretilebiliyordu” ifadelerini kullandı.

Manturov, insansız hava araçlarının geliştirilmesi sürecinde yeni teknolojilerin devreye alındığını belirtti. Geliştiricilerin yapay zeka unsurları içeren teknolojileri ve parazit korumalı iletişim çözümlerini aktif olarak sistemlere entegre ettiğini kaydeden Manturov; kamikaze dronlar ile dolanan mühimmat alanlarının da şekillendiğini ifade etti.

Rusya Birinci Başbakan Yardımcısı, insansız sistemlerin üretimini ölçeklendirme, kalite seviyesini yükseltme ve nihai maliyetleri düşürme yönündeki çalışmaların kesintisiz sürdüğünü de sözlerine ekledi.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, daha önce yaptığı bir açıklamada askeri tedarik verilerine değinmişti. Putin, Nisan ayında yaptığı açıklamada, Rus birliklerinin 2024 yılında farklı tiplerde toplam 1,5 milyondan fazla insansız hava aracı teslim aldığını ve cephe hattına her gün yaklaşık 4 bin FPV dronu gönderildiğini beyan etmişti.

Ukrayna Ulusal Güvenlik ve Savunma Konseyi tarafından paylaşılan veriler, iki ülkenin üretim kapasiteleri arasındaki farkı ortaya koyuyor.

Ukrayna savunma sanayisinin mevcut kapasitesi, 2026 yılı itibarıyla yılda 8 milyondan fazla FPV dronu üretilmesine imkan tanıyor. Ukrayna’da bu sınıftaki insansız hava araçlarının üretimiyle uğraşan 160’tan fazla şirket faaliyet gösteriyor.

Denis Manturov tarafından açıklanan günlük 15 bin adetlik kapasite referans alındığında, Rus işletmelerinin yıllık üretim potansiyeli yaklaşık 5,5 milyon cihaza tekabül ediyor.

Bu veriler ışığında, Ukrayna’nın beyan edilen yıllık üretim kapasitesi, Rusya Başbakan Yardımcısı Manturov’un işaret ettiği üretim seviyesini yaklaşık 1,5 kat geride bırakıyor.

Okumaya Devam Et

Rusya

Rusya Merkez Bankası döviz alımlarını haziranda dört kat artıracak

Yayınlanma

Rusya Merkez Bankası’nın iç piyasadaki net döviz alımları haziranda günlük 1,18 milyar rubleden 5,28 milyar rubleye yükselecek. Artış, Rusya Maliye Bakanlığı’nın bütçe kuralı kapsamında döviz ve altın alımlarını günlük 9,9 milyar rubleye çıkarmasından kaynaklanıyor.

Rusya Maliye Bakanlığı’nın bütçe kuralı kapsamında döviz ve altın alımlarını artırmasıyla birlikte, Rusya Merkez Bankası’nın iç piyasadaki net döviz alımları haziran ayında dört kattan fazla yükselecek.

Bakanlığın açıklamasına göre haziran ayında bütçe kuralı çerçevesinde her gün 9,9 milyar ruble tutarında döviz ve altın alımı yapılacak.

Buna karşılık düzenleyici kurum günlük 4,62 milyar ruble tutarında döviz satışı gerçekleştirecek. Bu nedenle Merkez Bankası’nın iç piyasadaki net döviz alımları günlük 5,28 milyar ruble karşılığına ulaşacak. Bu rakam bir önceki ayda günlük 1,18 milyar ruble düzeyindeydi.

Maliye Bakanlığı, haziran ayında federal bütçenin ek petrol ve doğalgaz gelirlerinin 220,2 milyar ruble olacağını öngörüyor.

Bakanlığın açıklamasında, “Mayıs 2026 sonuçlarına göre fiilen elde edilen petrol ve doğalgaz gelirlerinin beklenen aylık hacimden sapması ile baz aylık petrol ve doğalgaz gelir hacmine ilişkin değerlendirmenin baz düzeyden sapmasının toplamı eksi 12,0 milyar ruble oldu” ifadelerine yer verildi.

Bakanlık gelecekteki işlemlere ilişkin değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı:

“Bu çerçevede yabancı para ve altın alımına yönlendirilecek toplam kaynak hacmi 208,2 milyar ruble olacak. İşlemler 5 Haziran 2026 ile 6 Temmuz 2026 tarihleri arasında gerçekleştirilecek. Buna göre günlük yabancı para ve altın alımı hacmi 9,9 milyar ruble karşılığına ulaşacak.”

Haziran ayında Maliye Bakanlığı’nın döviz ve altın alımlarının hacmi mayıs ayına kıyasla yaklaşık 1,7 kat artacak. Günlük alım tutarı 5,8 milyar rubleden 9,9 milyar rubleye çıkacak.

Rusya Merkez Bankası, bu işlemleri aynalarken aynı zamanda döviz satışı da yapacak. Bu satışlar, Ulusal Refah Fonu’ndan geçmiş dönemlerde gerçekleştirilen yatırımların piyasaya yansıtılmasını ifade ediyor.

Günlük satış hacmi 4,62 milyar ruble seviyesinde kalacak. Bu nedenle iç piyasadaki net döviz alımları günlük 1,18 milyar rubleden 5,28 milyar rubleye yükselecek.

Maliye Bakanlığı iki aylık aranın ardından alımlara dönmüştü

Rusya Maliye Bakanlığı mayıs ayında, iki aylık aradan sonra bütçe kuralı kapsamındaki döviz ve altın işlemlerine yeniden başlamıştı. Aynı dönemde bakanlık yaklaşık bir yıl aradan sonra ilk kez döviz ve altın alıcısı konumuna geçmişti.

Temmuz 2025 ile Şubat 2026 arasında bakanlık döviz ve altın satışı yapıyordu. Mart ve nisan aylarında ise işlemler tamamen durdurulmuştu.

Piyasa katılımcıları, Maliye Bakanlığı’nın döviz ve altın alımlarını artırabileceğini bekliyordu. Bununla birlikte tahminlerde daha güçlü bir artış öngörülüyordu.

T-Investments Başekonomisti Sofya Donets ile Sinara yatırım bankasının kıdemli ekonomisti Sergey Konıgin, bakanlığın günlük işlem hacminin 5,8 milyar rubleden 16 milyar rubleye çıkmasını bekliyordu.

Bu beklentilerin etkisiyle rublede değer kaybı başlamıştı. BKS Mir Investitsiy piyasa uzmanı Dmitriy Babin’in dikkat çektiği üzere, 2 Haziran’da Rus para birimi mayıs ortasından bu yana ilk kez yuan karşısında 10,8 ruble seviyesinin üzerine çıktı.

3 Haziran sabahındaki işlemlerde eğilim devam etti. Saat 10.30 itibarıyla yuan kuru, mayıs başından bu yana ilk kez 10,9 ruble seviyesine yaklaştı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English