Diplomasi
POLITICO: ABD güvenliğini Avrupa’nınkinden ayırmaya çalışıyor

ABD’nin Almanya’ya Tomahawk satmaması ve askerlerini çekeceğini açıklaması, kendi güvenliğini Kıta’nın güvenliğinden ayırmaya çalıştığının kanıtı olarak görülüyor.
POLITICO’da yer alan analize göre Pentagon’un Almanya’ya uzun menzilli Tomahawk füzeleri satmayacağı haberi ve ABD’nin Almanya’dan 5.000 askerini geri çekmesinin yanı sıra NATO planlarına ABD katkılarının ciddi ölçüde azaltılması da gündem oldu.
Pentagon, bu adımların Kıta’nın savunmasına yönelik Avrupa ve ABD katkıları arasında yeniden denge sağlamak için gerekli olduğunu iddia ediyor.
Fakat POLITICO’ya göre Tomahawk satışını durdurma kararı, “çok daha tedirgin edici” bir gerçeğe işaret ediyor: Washington artık Avrupa’ya derin hassas vuruş sistemleri konuşlandırmakla kalmıyor, aynı zamanda Rusya’nın tepkisinden korktuğu için Avrupalı müttefiklerinin bu sistemlerle silahlanma imkânını da elinden alıyor.
Haberde, “Başka bir deyişle, ABD şu anda güvenliğini Avrupa’nınkinden aktif olarak ayırmaya çalışıyor,” deniyor.
POLITICO’ya göre bu, transatlantik ilişkilerde “ayrışmanın” bir sorun haline gelmesinin ilk örneği değil. Bu tür bir ayrıştırmaya ilişkin endişeler ilk olarak 1950’lerin sonlarında, Sovyetler Birliği’nin ABD anakarasını doğrudan hedef alabilecek kapasiteyi geliştirdiği dönemde ortaya çıktı.
Daha sonra da 1970’lerin ortalarında, Sovyetler Birliği’nin tüm Avrupa’ya ulaşabilen ama ABD’ye ulaşamayan SS-20 nükleer balistik füzelerini konuşlandırmasının ardından yeniden gündeme geldi.
O dönemin Almanya Şansölyesi Helmut Schmidt’in bu duruma karşı NATO’dan bir yanıt verilmesini talep etmesinin ardından, ittifak ülkeleri 1979’da Sovyetler Birliği’ne ulaşabilecek uzun menzilli nükleer füzeler konuşlandırmayı kabul ederken, bu tür füzelerin sınırlandırılmasına ilişkin müzakere teklifinde bulundular.
1987 yılına gelindiğinde NATO, yüzlerce nükleer füze konuşlandırmıştı; bu durum, Washington ve Moskova’nın, menzili 500 ile 5.000 kilometre arasında olan tüm orta menzilli nükleer silahların yasaklanması konusunda anlaşmasına yol açtı.
Bu silahlar arasında Sovyet SS-20 füzeleri ile NATO’nun karadan fırlatılan seyir füzeleri ve Pershing II füzeleri de yer alıyordu.
O yıl imzalanan Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler Anlaşması, 30 yıldan fazla bir süre boyunca yürürlükte kaldı; ta ki 2019’da ABD Başkanı Donald Trump’ın ilk yönetimi anlaşmadan çekilme kararı alana kadar.
O günden bu yana NATO ülkeleri, Rusya’daki hedeflere ulaşabilecek uzun menzilli füzelerin konuşlandırılması gerekliliğini tartışıyor.
Tomahawk füzelerinin konuşlandırılması ve Berlin’e satışı, Almanya ve diğer NATO ülkeleri kendi uzun menzilli füze sistemlerini geliştirip konuşlandırana kadar bu boşluğu kapatacak gibi görünüyordu.
Avrupa’da füze geliştirme çalışmaları devam ediyor ama bu sistemlerin konuşlandırılması için hâlâ uzun yıllar var.
Şimdi ise Washington’un satışı durdurma kararı, NATO’nun caydırıcılık stratejisinde önemli bir deliği yeniden açıyor.
Dahası, POLITICO’ya göre ayrışma korkusu NATO’nun tarihi boyunca derin bir şekilde yerleşmiş olsa da, 1970’lerde Schmidt tarafından dile getirilen ayrışma endişeleri ile bugün yaşananlar arasında büyük bir fark bulunuyor:
“O zamanlar ayrışma, Sovyetlerin eylemlerinin bir sonucuyken, bugün ise ABD’nin eylemlerinin bir sonucu. Nitekim Pentagon, NATO’nun caydırıcılık gereksinimlerinden çok Rusya’nın endişelerinden etkilenmiş görünüyor.
Elli yıl önce Avrupa, ABD’nin geri çekilmesinden korkuyordu. Bugün ise Washington, dikkatini ve kapasitelerini başka bölgelere kaydırırken, geri çekilme açıkça ABD’nin politikası haline gelmiştir.”
POLITICO’ya göre NATO’nun Avrupa Müttefik Kuvvetler Yüksek Komutanı Alexus G. Grynkewich’in ABD’nin kapasitelerine yönelik “sağlıksız karşılıklı bağımlılık” olarak nitelendirdiği durumu sona erdirmek uygun olabilir ama Avrupalı müttefiklerin kendilerini savunma yeteneğini ellerinden almak tamamen farklı bir konu.
Bu ABD kararlarının zamanlaması, Trump yönetiminin haftalarca süren “NATO’nun ABD ve İsrail’in İran’a karşı savaşını desteklemek için yeterince çaba göstermediği” yönündeki şikayetlerinin ardından özellikle ironik bir hal almış durumda.
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, NATO’nun “Amerika’nın sadece Avrupa’yı savunma konumunda olduğu tek yönlü bir yol” haline geldiğini ama müttefiklerin buna karşılık vermediğini savundu.
POLITICO, “Oysa Avrupa kendini savunmak için harekete geçtiğinde, hatta bunu yapmak için ABD’den teçhizat satın almak istediğinde, cevap birdenbire ‘hayır’ oluyor,” iddiasında bulunuyor.
Trump ve danışmanlarının uzun süredir “Avrupalıların kendilerini terk etmesinden şikayet ettiğini” kaydeden POLITICO, “Avrupalılar ise artık ABD’nin kendilerini terk etmesinden korkuyor. Her iki taraf da haklı ve her ikisi de daha fazla kopma yoluna giderek tepki gösteriyor,” diye yazıyor.
ABD geri çekilirken, Avrupa’nın savunma harcamalarını artırdığını ve çeşitli uzun menzilli saldırı yetenekleri geliştirdiğini hatırlatan POLITICO, “Bunlar egemenlik kapsamındaki sistemler. ABD, bunların ne zaman veya nasıl kullanılacağı konusunda söz sahibi olmayacak. Sonuç olarak, Washington’un Avrupa’dan ayrışmaya çalışmak ve Rusya ile bir savaşa karışmaktan kaçınmak için daha da büyük bir teşviki olacak,” diyor.
“Bağlantıların kopması”nın Avrupa’nın savunmasız kalacağı anlamına gelmeyeceğini savunan POLITICO, bilakis bunun artık “Avrupa ve ABD’nin güvenliğinin birbiriyle iç içe görülmediği anlamına geldiğini” vurguluyor.
Bu durumda Washington, Varşova veya Tallinn’i tehdit eden bir krizi artık otomatik olarak ABD’nin güvenliğine yönelik bir tehdit olarak görmeyebilir ve bu da, “son 80 yıldır barışı koruyan entegre caydırıcılık sisteminin sonu anlamına gelir.”
Diplomasi
Ukrayna’nın bütçe açığı 2027’de beklenenden yüksek olabilir

Ukrayna, savaşın uzaması ve Batılı donörlerle yürütülen müzakereler kapsamında savunma harcamalarındaki finansman açığının büyümesi riskiyle karşı karşıya. Bloomberg’in aktardığına göre, ülkenin 2027 yılı bütçe açığının önceki tahminlerin üzerine çıkması bekleniyor.
Ukrayna, savaşın uzaması ve Batılı donörlerle süren müzakereler paralelinde savunma alanında giderek büyüyen bir finansman açığıyla karşı karşıya.
Bloomberg’in konuya yakın kaynaklara dayandırdığı haberine göre, Ukrayna’nın 2027 yılı bütçe açığının daha önce yapılan tahminlerin üzerinde gerçekleşmesi bekleniyor.
Uluslararası Para Fonu (IMF), haziran ayında çatışmaların 2026 yılı sonunda biteceği varsayımına dayanarak Ukrayna’nın 2027 yılındaki finansman açığını gayrisafi yurt içi hasılasının (GSYİH) yüzde 17,8’i seviyesinde öngörmüştü.
Ancak ek açığın boyutu ve bunun hangi kaynaklarla karşılanacağı henüz netleşmiş değil.
Ajansa konuşan bir kaynak, çatışmalar uzadıkça bu oranın yukarı yönlü revize edileceğini, açığı kapatacak finansman kaynakları üzerinde ise henüz uzlaşma sağlanamadığını aktardı.
IMF ve AB yardımları vergi düzenlemesine bağlı
Tüm bu gelişmeler yaşanırken Kiev yönetimi IMF ile yeni bir müzakere turuna başladı. Görüşmelerdeki temel anlaşmazlık noktalarından birini, düşük tutarlı yurt dışı posta gönderilerine uygulanan vergi muafiyetlerinin kaldırılmasını öngören yasa tasarısı oluşturuyor.
Tasarının yasalaşması, IMF’den sağlanacak yaklaşık 700 milyon dolarlık dilim ile AB’nin üçüncü çeyrekte Ukrayna’ya aktarmayı planladığı yaklaşık 4 milyar avroluk yardım paketi için şart koşuluyor.
Yükümlülüklerin yerine getirilememesi halinde Kiev, IMF ve AB’nin toplamda yaklaşık 5 milyar dolarlık ortak mali desteğini kaybetme riskiyle karşı karşıya kalacak.
Ortaya çıkan ek açığın, dondurulan Rus varlıklarının kullanılması konusunu yeniden gündeme getirebileceği belirtiliyor. Habere göre İspanya, Polonya, Hollanda ve İsveç dışişleri bakanları daha önce bu öneriye dönülmesi çağrısında bulunmuştu. Euractiv sitesi de AB içinde Kiev’in finansman açığını kapatmak amacıyla dondurulan Rus varlıklarının kullanılması konusunun yeniden tartışıldığını aktarmıştı.
AB, Belçika merkezli takas kurumu Euroclear bünyesinde bulunan 210 milyar avro tutarındaki Rus varlığını Aralık 2025’te süresiz olarak dondurmuştu.
Bu karardan önce varlıkların dondurulması işlemi altı ayda bir uzatılıyor ve tüm AB üyesi ülkelerin oy birliğini gerektiriyordu.
Söz konusu adımın ardından Rusya Merkez Bankası, oluşan zararın tazmini talebiyle Euroclear aleyhine 18,2 trilyon rublelik dava açtı. Moskova Tahkim Mahkemesi mayıs ayında Merkez Bankasının taleplerini kabul etti ve 3 Haziran’da icra takibi belgesini düzenledi.
Moskova yönetimi, yurt dışındaki varlıklarına yönelik her türlü müdahaleyi yasadışı olarak tanımlıyor. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Batı’nın Rus varlıklarına el koyma girişimlerinin hırsızlık sayılacağını ve karşılıksız kalmayacağını ifade etmişti.
Finansman ihtiyacı sürüyor
Ukrayna Maliye Bakanlığı haziran ayı sonunda yaptığı açıklamada, ülkenin 2026-2029 döneminde ihtiyaç duyduğu toplam dış finansman miktarının 145,9 milyar dolar olduğunu bildirmişti.
Bakanlık, 90 milyar avroluk kredi dahil Batılı müttefiklerin sağladığı desteğe rağmen finansman ihtiyacının yüksek seviyesini koruduğunu kaydetti.
AB, Ukrayna’ya yönelik 90 milyar avroluk kredi paketini 22 Nisan’da onaylamıştı. Söz konusu tutarın 30 milyar avroluk kısmı bütçe desteği, 60 milyar avroluk bölümü ise savunma harcamaları için tahsis edildi.
Evropeyska Pravda’nın aktardığına göre bu kredi, ülkenin iki yıllık ihtiyacının yaklaşık üçte ikisini karşılamayı hedefliyor.
Kiev, bütçe desteği kapsamındaki 3,2 milyar avroluk ilk dilimi 25 Haziran’da teslim alırken yaklaşık 6 milyar avroluk askeri finansmanın daha sonra ödenmesi planlanıyor.
Ukrayna’nın 2026 yılı bütçesi yaklaşık 1,9 trilyon grivna (47,5 milyar dolar) açıkla kabul edilmişti. Kyiv Independent ise Avrupa Komisyonunun bir sunumuna dayandırdığı haberinde, AB kredisinin devreye girmesine rağmen Ukrayna ordusunun 19,6 milyar avroluk bir askeri finansman açığıyla karşı karşıya kalabileceğini aktarmıştı.
Diplomasi
Colby: Kıtanın savunmasının Avrupa öncülüğünde yapılmasını istiyoruz

Pentagon’un politika müsteşarı Elbridge Colby, kıtanın savunmasının daha fazla Avrupalı NATO üyeleri öncülüğünde yürütülmesini istiyor.
Colby, bu hedefe ulaşmak amacıyla yapıldığını belirttiği Avrupa’daki ABD kuvvetlerine ilişkin gözden geçirme sürecinin bir parçası olarak müttefiklerin görüşlerini almak istediğini söyledi.
Washington, Haziran ayında Avrupa’daki ABD askerlerinin konuşlandırılmasına ilişkin altı aylık bir gözden geçirme sürecini duyurmuş ve son haftalarda NATO üyelerine, savunma harcamalarından stratejiye, tedarikten ABD’nin dış politika önceliklerine verilen desteğe kadar çeşitli konuları kapsayan bir anket göndermişti.
Pentagon tarafından yayınlanan konuşma metnine göre, ABD Savunma Bakanlığı Politika Müsteşarı Elbridge Colby, Perşembe günü Brüksel’deki NATO genel merkezinde düzenlenen toplantı sırasında NATO ülkelerini temsil eden büyükelçilere, “Hayatta kalmak ve gerçekten gelişmek için NATO’nun değişmesi gerektiğine inanıyoruz,” dedi.
“Bu, yalnızca mekanlar ve üslerle ilgili dar kapsamlı bir inceleme değildir; elbette bunlar da önemlidir. Daha ziyade, buradaki stratejik duruşumuza daha geniş bir bakış açısıyla ele alınmaktadır,” diyen Colby, “bu incelemenin, kıtanın daha kalıcı ve güçlü, Avrupa öncülüğündeki konvansiyonel savunmasına geçişi teşvik edeceğini, mümkün kılacağını ve hızlandıracağını” da sözlerine ekledi.
Colby ayrıca ittifak içindeki ilerlemeyi övdü ve Avrupa’nın ABD için kritik bir bölge olmaya devam ettiğini söyledi.
Müsteşar, “Danışmak ve işbirliği, bu gözden geçirmenin hayati bir parçasıdır. Sizden görüşlerinizi duymak istiyoruz,” dedi.
Diplomatlar, Pentagon politika şefiyle yapılan görüşmeyi olumlu ama ön hazırlık niteliğinde olarak nitelendirdiler.
Bir NATO diplomatı, toplantının “oldukça iyi geçtiğini ve müttefiklerin yük paylaşımına yönelik çabalarının ve katkılarının yolunda olduğunu gösterdiğini” belirtti.
Bir Avrupalı diplomat ise görüşmeyi “esas olarak nabız yoklama” olarak nitelendirdi ve “Müttefiklerden gelen genel mesaj oldukça netti: Avrupa sorumluluklarını artırıyor ve birlik kilit öneme sahip. Bunun iyi anlaşıldığına inanıyorum,” dedi.
Reuters’ın elde ettiği bir belgeye göre, bu inceleme, Aralık ayındaki son tarihinden çok önce, 6 Kasım’a kadar Savunma Bakanı Pete Hegseth için en az dört farklı seçenek seti ortaya koyacak.
Bu süreç, Avrupa’daki yetkililer arasında ABD yönetiminin bu incelemeyi gerçek bir istişare, sembolik bir jest mi yoksa bir müzakere taktiği olarak kullanmaya çalıştığına dair soruları gündeme getirdi.
NATO müttefikleri, Haziran ayında duyurulan altı aylık gözden geçirme sürecinin, Avrupa genelinde bulunan yaklaşık 80.000 kişilik ABD askeri gücünde büyük çaplı kesintilere yol açacağından ve Başkan Donald Trump’ın, ABD-İsrail’in İran’a karşı savaşını desteklemediklerini düşündüğü ülkeleri cezalandıracağından endişe duyuyor.
Trump’a yakın Elbridge Colby: Tüm askeri gücümüzü Doğu Avrupa’ya aktarmayacağız
Daha önce ayrıntılı olarak açıklanmamış olan Pentagon’un “Görev Tanımı”, iç incelemenin izleyeceği adımları ve Avrupa genelindeki ABD üsleme kararlarını değerlendirmek için kullanılacak bazı kriterleri açıklıyor.
Belgede yer alan önemli bir açıklama, Avrupa’daki en üst düzey ABD generalinin 18 Eylül’e kadar Elbridge Colby ile bir karar brifingine katılması planına ilişkin.
Belgeye göre, bu brifing Hegseth için geliştirilecek seçeneklerin netleştirilmesinde kilit rol oynayacak.
Görev Tanımı hakkında sorulan bir soruya yanıt veren üst düzey bir Pentagon yetkilisi, çok çeşitli seçeneklerin ayrıntılı bir şekilde ortaya konacak olmasının sürecin ciddiyetini vurguladığını belirtti.
Yetkili, Reuters’a, “Çeşitli farklı kuvvet seviyeleri veya konuşlandırma seçeneklerinin artılarını ve eksilerini ayrıntılı bir şekilde tartışabilmek istiyoruz,” dedi.
Fakat bu ayrıntıların, gözden geçirme sürecine şüpheyle yaklaşan ve Washington’un kararını neredeyse çoktan vermiş olmasından endişe duyduklarını özel olarak dile getiren Avrupalı yetkilileri ikna edip etmeyeceği belirsiz.
Pentagon yetkilisi, Trump yönetiminin “müttefiklerin öncülüğünde kritik ve daha sınırlı bir destek sağlamaya doğru geçiş yaptığımızı” açıkça belirttiğini söyledi:
“Başkan Trump da son aylarda bazı müttefiklerin davranışlarından oldukça haklı ve açık bir şekilde rahatsızlık duymuştur. Dolayısıyla, Avrupa’daki asker sayımızı azaltacağımızı gösteren seçeneklere yönelik en azından bir miktar talep olduğu açık.”
Yine de yetkili, gözden geçirmenin amacının, ”şu anki durumumuzdan, gözden geçirmenin bizi götüreceği her yere kadar” geniş bir seçenek yelpazesi sunmak olduğunu belirtti.
Trump’ın dış siyaset danışmanı Colby: Çin, Rusya’dan daha tehlikeli
Haziran ayında yapılan gözden geçirmeyi duyururken Hegseth, bazı “bedavacı” NATO müttefiklerini eleştirmiş ve bu gözden geçirmenin ABD ordusunun “erişim, üs kullanımı ve hava sahası geçiş haklarının net bir şekilde tanımlanmasını” sağlayacağını söylemişti.
Görev Tanımı ise bunun ötesine geçiyor. Belgede, müttefik NATO ülkelerinde “ABO” olarak adlandırılan güvenilir erişim, üs kurma ve hava sahası geçiş haklarının sağlanmasının ötesinde, uzay, siber alan ve “ABD’nin küresel güç projeksiyonunu mümkün kılan istihbarat mimarileri ve altyapıları”nın da incelendiği belirtiliyor.
Üst düzey yetkili, Pentagon’un, ABD’nin NATO müttefiklerinin sağladığı her türlü desteği dikkate almasını sağlamak amacıyla ABO’nun tanımını genişlettiğini belirtti.
Görev Tanımı, müttefiklerin değerlendirileceği diğer yollara da değiniyor ve üst düzey yetkililer tarafından daha önce yapılan açıklamalarla uyumlu görünüyor.
Belgede, Pentagon’un, bu yılın başlarında ABD’nin kesintileri açıklanmasının ardından, müttefiklerin NATO harcama taahhütlerini yerine getirmek ve NATO kriz güçlerindeki boşlukları doldurmak için (NATO Kuvvet Modeli olarak bilinen) inandırıcı bir yol izleyip izlemediklerini belirlemeye çalışacağı belirtiliyor.
Diplomasi
Üst düzey NATO rolü için Almanya ve Kanada yarışıyor

19 Eylül’de Danimarka’da yapılacak oylamada NATO Askeri Komitesi liderliği için Almanya ve Kanada temsilcileri yarışacak.
32 müttefik ülkenin savunma kuvvetleri komutanlarının, mevcut başkan Amiral Giuseppe Cavo Dragone’nin halefini seçmesi bekleniyor. Kazanan kişinin Ocak 2028’de göreve başlaması öngörülüyor.
Berlin, Almanya’nın savunma kuvvetleri komutanı Carsten Breuer için aktif bir kampanya yürütüyor ve Avrupalı müttefiklerini onun adaylığını desteklemeye çağırırken, Kanada ise General Jennie Carignan’ı aday gösterdi.
Almanya Dış İlişkiler Konseyi’nde (DGAP) güvenlik uzmanı olan Aylin Matlé, Euractiv’e yaptığı açıklamada, “Başkan seçilmek, NATO içindeki herhangi bir ülke için bir ilerleme anlamına gelir,” dedi.
Matlé, Avrupa’nın ve özellikle Almanya’nın NATO içindeki savunma duruşunu güçlendirme ihtiyacından dolayı Breuer’in seçilmesinin daha büyük bir öneme ve ağırlığa sahip olacağını da sözlerine ekledi.
Başkan, NATO’nun siyasi ve askeri kademeleri arasında kilit bir bağlantı görevi görür; ittifakın en üst düzey siyasi organı olan Kuzey Atlantik Konseyi’ne ve Nükleer Planlama Grubu’na danışmanlık yapar.
ABD’nin Avrupalı müttefiklerine kıtanın savunması konusunda daha fazla sorumluluk üstlenmeleri için baskı uyguladığı bir dönemde, Berlin’in kendisini Avrupa güvenliğinin önde gelen sağlayıcısı olarak konumlandırma çabaları, Almanya’nın bu konudaki girişimlerine ivme kazandırdı.
Almanya ayrıca Washington’a güvenilir bir ortak olabileceği konusunda güvence vermeye çalıştı.
Bir NATO diplomatının aktardığına göre Ankara’daki NATO zirvesinde Berlin, ABD’nin Avrupa’dan geri çekmeyi planladığı askeri kapasitelerin yerine geçme sorumluluğunun büyük bir kısmını üstlenmeye hazır olduğunu söyledi.
Diplomat, Avrupa savunmasında Almanya’nın rolünü artırmaya yönelik bu daha geniş çaplı çabanın, NATO başkanlığı için yürüttüğü kampanyaya da katkı sağladığını belirtti.
Almanya, Şubat 2026’da Breuer’in adaylığını açıklayarak, adayını nispeten erken bir aşamada ortaya koydu.
Matlé şöyle konuştu:
“Almanya, en azından o dönemde müttefiklerin büyük çoğunluğunun, özellikle de ABD, Birleşik Krallık ve Fransa’nın Breuer’i desteklediğini bilmiyor olsaydı, adaylığını bu kadar erken açıklamazdı. NATO diplomatlarına göre, ABD’nin bu yılın başında Almanya lehine tavır alması da kesinlikle onun lehine bir faktör.”
Kanada ile Almanya arasındaki güvenlik ilişkilerinin yakın zamanda imzalanan denizaltı anlaşmasıyla daha da güçlenmesine rağmen, Ottawa Mayıs ayında kendi adayını ortaya koydu.
Ottawa ile Washington arasındaki ilişkilerin gergin olduğu bir ortamda, Kanada’nın Carignan’ı destekleme kampanyası daha karmaşık bir siyasi ortamla karşı karşıya.
ABD yönetiminin Avrupa’nın yük paylaşımını artırması yönünde baskı yapması nedeniyle, bu durum destek kazanmayı zorlaştırabilir.
Kanada Savunma Bakanlığı’ndan bir sözcü, Euractiv’e yaptığı açıklamada, “Onun adaylığı, Kanada’nın NATO’ya ve kolektif savunma ile transatlantik güvenliğin güçlendirilmesine yönelik kalıcı taahhüdünü yansıtıyor,” dedi.
Kanada ile karşılaştırıldığında, Almanya savunma harcamalarında önemli ölçüde daha fazla para harcamış ve son dönemde NATO’da çok daha belirgin bir rol oynamış durumda.
Matlé, bunun Breuer’in şansını önemli ölçüde artırdığını belirtti.
Fakat başka bir NATO yetkilisi, şu anda açık ara önde giden bir aday olmadığını ve tahminlerde bulunmanın zor olduğunu belirtti.
Bununla birlikte, söz konusu yetkili, Kanadalı adayın şu ana kadar Alman adaydan daha aktif olduğunu vurguladı.
İkinci NATO yetkilisi, “O, adaylığını desteklemek için birkaç mektup gönderirken, Alman aday ise kampanyasının başlangıcından bu yana sadece bir mektup gönderdi,” dedi.
Aynı yetkiliye göre, Carignan NATO’nun askeri yapısı için daha geniş kapsamlı bir vizyon ortaya koyarken, Breuer daha çok Ukrayna konusuna odaklandı.
Bununla birlikte, Breuer siyasi açıdan daha elverişli bir ortamla karşı karşıya kalabilir.
Yetkili, “Kanada ile ABD arasında tırmanan siyasi gerilimler, nihayetinde Alman adayın lehine işleyebilir,” dedi.
Seçim üç hafta sonra yapılacak olsa da, seçilen adayın, görev süresi 2028’in başına kadar sürecek olan Cavo Dragone’nin yerini hemen alması beklenmiyor.
Amerika1 hafta önceSteve Jobs’ı iflastan kurtaran gizli CIA anlaşması gün yüzüne çıktı
Dünya Basını2 hafta önceThe Economist, Daron Acemoğlu’nu yerden yere vurdu: “Sığ ve inandırıcılıktan uzak”
Söyleşi2 hafta önceEmekli Yarbay Daniel Davis Harici’ye konuştu: ABD, İran savaşını kaybetti
Görüş2 hafta önceJaponya’nın Savunma Beyaz Kitabı: Odakta Çin ve “Kapsamlı Ulusal Güç” Stratejisi Var
Dünya Basını4 gün önceMilanovic uyardı: Dünya 1914 öncesine benzer bir uçurumun kenarında
Rusya2 hafta önceDört AB ülkesi daha Rus pasaportlarına kısıtlama getiriyor
Ortadoğu2 hafta önceTelegraph: İran’a karşı silahlı Kürt isyanını Erdoğan engelledi
Dünya Basını2 hafta önceProf. Hanke: Trump İran konusunda kendini çıkamayacağı bir köşeye sıkıştırdı









