Bizi Takip Edin

Avrupa

Avrupa Parlamentosunda görev değişimi sancısı kapıda

Yayınlanma

Avrupa Parlamentosu milletvekilleri, Roberta Metsola’nın başkanlık koltuğunu koruyup koruyamayacağını ve üst düzey görevlerin siyasi gruplar arasındaki dağılımını belirleyecek sancılı bir pazarlık sürecinin gölgesinde yaz tatiline giriyor. Meclisin 31 Ağustos’ta yeniden açılmasıyla hız kazanacak müzakerelerde başkanlık, 14 başkan yardımcılığı, 26 komisyon başkanlığı ve 78 başkan yardımcılığı koltuğu yeniden dağıtılacak.

Avrupa Parlamentosu (AP) milletvekilleri, yaz tatiline girerken çözülmesi gereken kritik siyasi başlıklarla karşı karşıya.

Bu başlıklar arasında Sosyalistlerin Roberta Metsola’nın başkanlığına meydan okuyup okumayacağı, Metsola’nın siyasi ailesi Avrupa Halk Partisinin (EPP) koltuğu korumak için ne gibi tavizler vereceği ve her siyasi grubun meclisteki üst düzey pozisyonlardan aldığı payı nasıl koruyacağı yer alıyor.

Milletvekillerinin 31 Ağustos’ta görevlerine dönmesiyle birlikte, AP’nin dönem ortası yeniden yapılanmasına yönelik müzakereler yoğunlaşacak.

Süreçte başkanlık koltuğunun yanı sıra 14 başkan yardımcılığı, 26 komisyon başkanlığı, 78 komisyon başkan yardımcılığı ve nüfuzlu koordinatörlük görevleri yeniden belirlenecek.

Bu mücadele, 2024 seçimlerinden bu yana parlamentoya yön veren ittifakları test edecek ve sağ ile aşırı sağ grupların kurum yönetiminde daha etkin bir rol üstlenip üstlenmeyeceğini netleştirecek.

EPP lideri Manfred Weber, yaz öncesinde somut bir gelişme olmayacağını belirterek “sakin bir yaz” çağrısında bulunsa da altı haftalık tatilin, milletvekillerinin oy hesabı yapmasını, ittifak senaryoları geliştirmesini ve hangi pozisyonlar için mücadele edeceklerine karar vermesini engellemesi beklenmiyor.

Politico’ya konuşan 20 milletvekili, danışman ve AP yetkilisine göre, bu yaz döneminde parlamentonun gündemini meşgul edecek beş temel dosya öne çıkıyor.

EPP için öncelik: Metsola’yı koltukta tutmanın bedelini belirlemek

Milletvekillerinin büyük kısmı, AP Başkanı Roberta Metsola’nın üçüncü dönem için aday olacağını öngörüyor. Metsola henüz adaylığını resmi olarak açıklamasa da diğer siyasi gruplar hazırlıklarını bu ihtimale göre yürütüyor.

EPP için temel sorun, Sosyalistlerin (S&D), dönemin başında EPP ve liberal eğilimli Renew Europe ile yapılan ancak yayımlanmayan anlaşma uyarınca başkanlığın kendilerine geçmesi gerektiğini savunması olarak gösteriliyor.

Bu durum EPP’yi, Sosyalistlerin desteğini almak için ne kadar ileri gidebileceğini ya da bu desteğe gerçekten ihtiyaç duyup duymadığını değerlendirmeye zorluyor.

Pazarlık masasındaki en büyük ödüllerden biri, şu anda Metsola’nın eski özel kalem müdürü olan ve EPP’ye yakınlığıyla bilinen Alessandro Chiocchetti’nin yürüttüğü AP Genel Sekreterliği görevi olarak değerlendiriliyor. Siyasi gözlemciler, grubun kurumun en güçlü idari makamlarından birini devretmeye sıcak bakmayacağına dikkati çekiyor.

Sosyalistleri ikna etmek için ek başkan yardımcılıkları, komisyon başkanlıkları ya da genel müdürlük gibi üst düzey idari pozisyonlar da alternatifler arasında tartışılıyor.

Ancak iç değerlendirmeleri paylaşmak adına isimlerinin açıklanmasını istemeyen iki kıdemli EPP milletvekili, merkez solun şart koşacak kadar güçlü olmadığını savunarak bu tür taviz iddialarını gerçekçi bulmadıklarını ifade etti.

Sosyalistler, Metsola’nın kendileri yerine, arasında oldukça popüler olduğu sağ ve aşırı sağ grupların desteğine de yönelebileceğinin farkında bulunuyor.

Kalkınma Komisyonu Başkanı olan İrlandalı liberal milletvekili Barry Andrews, “EPP içinde birçok kişinin aşırı sağ ile resmi olarak çalışmaya açık olduğu görülüyor. Başkan Metsola’nın duruşunu netleştirmesi gerekiyor. Yeniden seçilmesi durumunda aşırı sağcılar parlamentoda üst düzey siyasi roller üstlenecek mi?” sorusunu yöneltti.

Olası bir uzlaşmanın EPP, Sosyalistler ve Renew arasında yazılı taahhütler içermesi bekleniyor. Renew lideri Valérie Hayer, başkan adaylarının Avrupa yanlısı çoğunluğun bir arada kalacağını garanti etmesi ve EPP’nin yasaları geçirmek için sağa yönelmekten vazgeçmesi gerektiğini savunuyor.

Sosyalistlerin ise dönemin başında imzalanan işbirliği anlaşmasının defalarca göz ardı edilmesini gerekçe göstererek genel bir ortaklık beyanı yerine, somut politika başlıklarında yazılı sözler talep edeceği belirtiliyor.

S&D Grubu Başkanı Iratxe García, Politico’ya yaptığı açıklamada, “Grubumuz her konuyu müzakere etmeye hazır. Görüşmeler sadece makamlarla ilgili olmayacak, siyasi taahhütleri de kapsayacak” dedi.

Sosyalistler için karar anı: Metsola’ya rakip çıkarılacak mı?

S&D grubunun en büyük ulusal delegasyonları arasındaki güç paylaşımı anlaşmasına göre, parlamento başkanlığının dönemin ortasında Almanya Sosyal Demokrat Partisine (SPD) geçmesi gerekiyor.

AP Başkan Yardımcısı ve eski Almanya Adalet Bakanı Katarina Barley, bu makam için en doğal aday olarak görülüyordu. Ancak Barley henüz adaylığını açıklamadı ve SPD, Metsola’nın favori olduğu bir yarışa girip girmemeyi tartışmaya devam ediyor.

Bazı gruplar, Sosyalistlerin seçimi kaybetme ihtimali olsa bile başkanlığı savaşmadan bırakmayacaklarını göstermek ve müzakere güçlerini artırmak için bir aday çıkarması gerektiğini savunuyor.

Buna karşın, sembolik bir aday göstermenin grubun zayıflığını ifşa edebileceğini ve müttefiklerinin EPP ile ayrı anlaşmalar yapmasının önünü açabileceğini düşünenler de bulunuyor.

S&D lideri García, konuya ilişkin kararın tatil sonrasında verileceğini belirtti.

Renew ve Yeşiller: EPP ile anlaşma zamanlaması

Renew ve Yeşiller, EPP’nin yasama süreçlerinde sağ ve aşırı sağ ile hareket ettiği dönemlerde çoğunlukla Sosyalistlerle ortak hareket etti. Ancak üst düzey görev paylaşımı mücadelesinde bu blokun korunması zor görünüyor.

Sosyalistlerin henüz bir aday belirlememesi ve Metsola’yı yenme şansının düşük görülmesi nedeniyle pek çok liberal ve Yeşiller milletvekili, EPP ile müzakerelere başlamak için beklemenin anlamsız olduğunu düşünüyor.

Kıdemli bir Renew milletvekili, “Renew gayriresmi olarak, pozisyonlarımızın korunması ve adil davranılması halinde Metsola’yı destekleyebileceğimizi iletiyor. Kör bir bağlılığımız yok ancak Metsola erişilebilir, saygın ve çalışkan bir isim” değerlendirmesinde bulundu.

Yeşiller grubunun da geçen hafta Strazburg’da strateji değerlendirmesi yaptığı öğrenildi. Toplantıda bir kesim Metsola ile erken bir anlaşma yapılmasını savunurken, diğer kesim bunun için henüz erken olduğunu dile getirdi.

Bir Yeşiller milletvekili Sosyalistlerin şansına ilişkin, “Hiç şansları yok” derken, bir diğeri “Zaten seçilecekse, neden şimdiden anlaşıp karşılığında bir şeyler almayalım?” sorusunu sordu.

Milletvekillerini cezbeden unsurlar sadece başkanlık koltuğuyla sınırlı kalmıyor. Sosyalistler, Renew ve Yeşiller, normal şartlarda aşırı sağcı “Avrupa için Vatanseverler” veya “Egemen Uluslar Avrupası” gruplarına gitmesi gereken ancak “kordon sıhhi” (cordon sanitaire) adı verilen gayriresmi tecrit politikasıyla aşırı sağın elinden alınan kritik komisyon başkanlıklarını ve idari koltukları elinde tutuyor.

Mevcut tabloda Yeşiller kültür ve ulaştırma komisyonlarının başkanlıklarını korurken, Sosyalistler fazladan iki AP başkan yardımcılığına sahip bulunuyor. Metsola’yı desteklemek karşılığında bu kazanımları korumak, Yeşiller ve liberaller için kaybedilmesi muhtemel bir yarışta Sosyalistleri takip etmekten daha cazip bir seçenek olarak öne çıkıyor.

Aşırı sağcı Vatanseverler yönetimde yer arıyor

AP’nin en büyük üçüncü grubu konumundaki “Avrupa için Vatanseverler” ittifakı, mecliste herhangi bir başkan yardımcılığı veya komisyon başkanlığı görevini yürütemiyor.

Yasa tasarıları oylanırken aşırı sağa uygulanan tecrit duvarının çatırdamaya başlamasıyla birlikte grup, meclis yönetim organı olan 14 üyeli büroda temsil edilmek istiyor.

Vatanseverler grubunun idari yöneticisi Marieke Ehlers, ilkbaharda yaptığı açıklamada, “Büro bizi de ilgilendiren kararlar alıyor ancak orada bir başkan yardımcımız olmadığı için temsil edilmiyoruz. Her siyasi grubun bu organda temsil edilmesi gerekir” değerlendirmesini yapmıştı.

EPP lideri Weber, aşırı sağa yönetim yetkisi verilmesini kırmızı çizgisi olarak ilan etse de AP başkan yardımcılarının gizli oyla seçilmesi, EPP milletvekillerinin resmi bir anlaşma olmaksızın Vatanseverlerin adayına oy vermesini kolaylaştırabilir.

Kıdemli bir EPP milletvekili, “Yalnızca tek bir başkan yardımcılığı talep ederlerse, bunu elde etme olasılıkları oldukça yüksek” dedi.

Eylül ayında stratejisini belirlemesi beklenen Vatanseverlerin bu süreçteki başarısı, AP’deki tecrit politikasının idari yapıda geçerliliğini koruyup korumadığını da gösterecek.

Siyasi gruplarda liderlik yarışları

Dönem ortası yapılanması çerçevesinde AP’deki siyasi grupların kendi yönetim kadroları da yenilenecek, ancak mevcut liderlerin büyük kısmının yerini koruması bekleniyor.

Yeşiller grubunda, mayıs ayında istifa eden eş başkan Bas Eickhout’un yerine geçecek isim için arayış sürüyor. Adaylar arasında Danimarkalı milletvekili Kira Marie Peter-Hansen, Belçikalı Sara Matthieu ve AP Başkan Yardımcısı Nicolae Ștefănuță’nın adları geçiyor.

Yeşiller’in ekim ayında erken seçim yapma kararı alması üzerine, Sosyalistler ve Renew gruplarının da taze bir yetkiyle pazarlık masasına oturmak amacıyla liderlik seçimlerini öne çekmeyi değerlendirdiği belirtiliyor.

Sol grupta (The Left) ise dönemin başında varılan mutabakat gereği Alman milletvekili Martin Schirdewan’ın eş başkanlık görevini Syriza üyesi Konstantinos Arvanitis’e devretmesi gerekiyor. Ancak Syriza’nın Yunanistan seçimlerinde yaşadığı oy kaybı ve AP’deki sandalye sayısının azalması, görevi devralıp devralmaması gerektiği tartışmalarını beraberinde getirdi. Sol grubun ikinci büyük delegasyonu haline gelen İtalya’daki Beş Yıldız Hareketi ise yönetimde daha etkin bir rol talep ediyor.

Diğer gruplarda ise mevcut liderlerin konumları istikrarlı görünüyor.

On yılı aşkın süredir EPP’nin başında olan Manfred Weber’in değiştirilmesine yönelik bir eğilim bulunmuyor. Sosyalistlerin García ile devam etmesi, Renew grubunun ise Fransız delegasyonunun ağırlığından kaynaklanan bazı rahatsızlıklara rağmen Hayer ile yola devam etmesi bekleniyor.

Avrupalı Muhafazakarlar ve Reformistler (ECR) ile Vatanseverler gruplarının yönetiminde de köklü bir değişiklik öngörülmüyor. Siyasi grup liderlerinin büyük kısmı yaz tatiline kendi koltuklarını güvenceye almış olarak girerken, diğer görevlerin paylaşımı için yürütülecek çetin pazarlıklara hazırlanıyor.

Avrupa

İngiltere çelik üreticisi British Steel’i kamulaştırdı

Yayınlanma

İngiltere hükümeti, Scunthorpe’taki tesislerin kapanmasını ve 4 bin istihdamın kaybını önlemek amacıyla müdahale etmesinden 15 ay sonra British Steel’i resmen kamu mülkiyetine geçirdi. Başbakan Keir Starmer, Çinli Jingye grubuna ait fabrikanın devralınmasının ulusal çıkarlar doğrultusunda olduğunu açıkladı.

İngiltere hükümeti, Scunthorpe kentindeki çelik tesislerinin kapanmasını ve 4 bin çalışanın işini kaybetmesini engellemek için başlattığı müdahaleden 15 ay sonra, British Steel şirketini resmen kamu mülkiyetine geçirdi.

Başbakan Keir Starmer, Çelik Sanayii Kamulaştırma Yasası’nın kraliyet onayı almasının ardından başbakanlık dönemindeki son önemli icraatlarından biri olarak, fabrikanın Çinli sahibi Jingye grubundan devralınmasının ulusal çıkarlar için gerekli olduğunu belirtti.

İşçi Partisi hükümeti, Jingye grubunun Lincolnshire’daki yüksek fırınları korumaya yönelik adım atmadan çekilme tehdidi üzerine, geçen yılın nisan ayında British Steel’in kapanmasını önlemek amacıyla parlamentoyu olağanüstü toplantıya çağırmıştı.

Bu adım atılmasaydı, İngiltere’nin demir cevherinden birincil çelik üreten son tesisi de faaliyetlerini durdurmak zorunda kalacaktı.

Şirket o tarihten bu yana Jingye grubunun tepkisine rağmen hükümet yetkililerinin yönetiminde bulunuyordu. Ancak Çinli şirket, kamulaştırma kararına kadar ekonomik ortak payını elinde tutmaya devam etti.

Hükümet yetkilileri, herhangi bir tazminat ödenip ödenmeyeceğini belirlemek üzere bağımsız bir değerleme uzmanı atanacağını açıkladı.

Jingye grubu ise kendi Birleşik Krallık mali raporlarında ve WeChat sosyal medya hesabında, faaliyetlerini durdurmaya hazır olmasına rağmen British Steel’in yüksek tazminat hak eden değerli bir varlık olduğunu savunuyordu.

The Guardian gazetesinin aktardığına göre Başbakan Starmer konuya ilişkin açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“British Steel, ulusumuzun dokusunun bir parçası ve İngiltere’nin sanayi gücünün temel taşıdır. Alınan karar Birleşik Krallık’ta çelik üretiminin geleceğini güvenceye alıyor, nitelikli iş güçlerini koruyor ve hayati önem taşıyan ulusal kabiliyetimizi muhafaza ediyor. Bu hükümet, İngiliz sanayisini desteklemek, ekonomimizi güçlendirmek ve güvendiğimiz sektörlerin gelecekte de gelişmesini sağlamak için her zaman ulusal çıkarlar doğrultusunda hareket edecektir.”

Hükümet tarafından yapılan açıklamada, yürütülen kapsamlı görüşmelere rağmen Jingye grubu ile hem şirketin geleceğini güvence altına alacak hem de mükelleflerin çıkarlarını koruyacak bir anlaşmaya varılamadığı kaydedildi.

Çelik işçilerini temsil eden sendikalar, istihdamın korunması amacıyla atılan bu adımdan memnuniyet duyduklarını açıkladı.

Community Sendikası Genel Sekreter Yardımcısı Alasdair McDiarmid, binlerce işin korunmasına yardımcı olacak ve ekonominin ile ulusal güvenliğin bağımlı olduğu çelik üretim kabiliyetini muhafaza edecek bu kamulaştırma kararı için minnettar olduklarını bildirdi.

İş Dünyası Bakanı Peter Kyle, Scunthorpe’taki bu tesisi kamulaştırma gerekçelerini açıklarken, “Bu tesisin yok olması durumunda, demiryollarımızda ve inşaat sektörümüzde kullanılan üretim türü için uluslararası pazarların ve diğer ülkelerin arzına muhtaç hale gelirdik” dedi.

Yüksek fırınların uzun vadede birincil çelik üretimine devam edip etmeyeceği yönündeki soru üzerine Kyle, Times Radio’ya yaptığı açıklamada, “Gelecekte bu durum, işletmenin kendisi ve hükümet tarafından belirlenecek bir karar olacaktır. Ancak çelik stratejimizin temel amacı yeşil çeliğe geçiş yapmaktır. Uzun vadede birincil talep bu alandadır ve ben bu tesisin, çelik satın alan şirket ve kuruluşların ihtiyaç duyduğu modern üretimi yapmasını istiyorum” değerlendirmesinde bulundu.

Gelecek hafta başbakanlık görevini devralması beklenen Andy Burnham ve yeni hükümet için bu kamulaştırma kararı son zorlu süreç olmayacak.

British Steel’in eskiyen yüksek fırınlarının değiştirilmesi gerekiyor ve çevre kirliliğini azaltacak elektrikli ark fırınlarının kurulmasını içeren karbonsuzlaştırma planının maliyetinin 1 milyar sterlinin üzerinde olacağı öngörülüyor.

Sektör temsilcisi UK Steel kuruluşunun Genel Direktörü Gareth Stace, British Steel’in, ülkenin sanayi direnci, ulusal güvenliği ve gelecekteki ekonomik büyümesi için kritik öneme sahip ray ve kiriş gibi uzun ürünleri üreten tek İngiliz üretici olduğunu vurguladı.

Stace, “British Steel’in kamu mülkiyetine geçirilmesi doğru bir adımdır. Gelecek hafta göreve başlayacak yeni hükümetin önceliği, şirketi ticari sürdürülebilirliğe kavuşturacak, düşük karbonlu modern çelik üretimine yatırımı güvence altına alacak ve sektörün gelişmesi için gereken rekabetçi iş ortamını yaratacak uzun vadeli bir planı hayata geçirmek olmalıdır” dedi.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Kanada; Birleşik Krallık, İtalya ve Japonya’nın savaş uçağı programına gözlemci oluyor

Yayınlanma

Kanada, Birleşik Krallık, İtalya ve Japonya’nın yürüttüğü Global Combat Air Programme’a (GCAP) gözlemci olarak katılma konusunda anlaşmaya vardı. Anlaşmanın gelecek salı günü Londra’da resmiyet kazanması ve duyurunun 20-24 Temmuz’da Birleşik Krallık’ta düzenlenecek Farnborough Uluslararası Havacılık Fuarı sırasında yapılması bekleniyor. Politico’ya konuşan yetkililere göre gözlemci statüsü Kanada’ya hassas proje bilgilerine erişim sağlayacak ancak mali yükümlülük ya da sözleşmelere katılım içermeyecek.

Kanada, Birleşik Krallık, İtalya ve Japonya’nın altıncı nesil savaş uçağı geliştirmek amacıyla yürüttüğü Global Combat Air Programme’a (GCAP) gözlemci olarak katılma konusunda anlaşmaya vardı.

Politico’ya konuşan yetkililerin verdiği bilgiye göre Ottawa, gelecek salı günü resmen programa gözlemci olarak kabul edilecek.

GCAP, Birleşik Krallık ve İtalya’nın kullandığı Eurofighter Typhoon ile Japonya’nın Mitsubishi F-2 savaş uçaklarının yerini alacak altıncı nesil savaş uçağını geliştirmeyi hedefliyor. Projenin uzun vadede ABD üretimi F-35’in yerini alması da öngörülüyor.

Yetkililerden birine göre Birleşik Krallık Savunma Bakanı Dan Jarvis, anlaşmayı resmileştirmek üzere Japonya Savunma Bakanı Şinciro Koizumi, İtalya Savunma Bakanı Guido Crosetto ve Kanada Savunma Bakanı David McGuinty’yi Londra’daki Savunma Bakanlığında ağırlayacak.

Haberde adı geçen diğer kaynaklar gibi bu yetkili de hassas hükümet görüşmelerini değerlendirebilmek için kimliğinin açıklanmaması şartıyla konuştu.

Kanada’nın gözlemci statüsü, GCAP’ın hassas proje bilgilerine erişim sağlayacak ancak Birleşik Krallık, İtalya ve Japonya’nın üstlendiği mali yükümlülükleri ya da sözleşmelere katılımı kapsamayacak. Buna karşın bu statünün gelecekte daha kapsamlı katılım için zemin hazırlaması amaçlanıyor.

İkinci yetkili, Kanada’nın projeye uçuş simülasyonu eğitim teknolojisiyle katkı sunmayı planladığını söyledi.

Duyurunun, 20-24 Temmuz tarihleri arasında Birleşik Krallık’ta düzenlenecek Farnborough Uluslararası Havacılık Fuarı sırasında yapılması bekleniyor.

Dünyanın en büyük havacılık ve savunma sanayi etkinliklerinden biri kabul edilen fuara Japonya ve Kanada dahil NATO üyesi ve müttefik ülkelerden geniş heyetlerin katılması öngörülüyor. Kanada Savunma Bakanı McGuinty de fuarda yer alacak.

Kanada Başbakanı Mark Carney hükümeti, aylardır üç ortak ülkeyle projeye katılım konusunda görüşmeler yürütüyor.

Ottawa, Carney’nin şubat ayında açıkladığı savunma sanayi stratejisi kapsamında savunma tedarikini çeşitlendirmeyi hedefliyor.

İlk yetkili, Kanada hükümetinin altıncı nesil hava muharebe kabiliyetlerinin beşinci nesil platformların güçlü yönlerini daha gelişmiş görünmezlik özellikleri ve haberleşme sistemleriyle geliştirmesini, ayrıca yapay zeka, insanlı ve insansız platformların birlikte görev yapması ile çok alanlı bağlantı kabiliyetlerinde ilerleme sağlamasını beklediğini söyledi.

Kanada hâlihazırda Lockheed Martin üretimi beşinci nesil F-35 savaş uçaklarını tedarik ediyor.

Kanada’nın Birleşik Krallık Yüksek Komiseri Bill Blair, geçen ay Politico’ya verdiği röportajda ülkesinin üç GCAP ortağıyla “gelecekteki olası katılımı” konusunda görüşmeler yürüttüğünü söylemişti.

Blair, Kanada’nın “geleceğin bu kabiliyeti ve eğitim altyapısı için gerekli teknolojiler üzerinde çalışan şirketlere sahip olduğuna” inandığını belirterek, “Ayrıca Kanada’da bu malzemelerin test edilmesine yönelik çok önemli kaynaklarımız var” ifadelerini kullandı.

Birleşik Krallık hükümetinin 30 Haziran’da yayımladığı Savunma Yatırım Planı kapsamında GCAP’a gelecek dört yıl için 8,6 milyar sterlin ayrıldı.

Bunun ardından üç ortak ülke, Birleşik Krallık’tan BAE Systems, İtalya’dan Leonardo ve Mitsubishi Heavy Industries’in bağlı kuruluşu Japan Aircraft Industrial Enhancement Co. ortak girişimi Edgewing ile 4,6 milyar sterlin tutarında sözleşme imzaladı.

Japon hükümeti, seri üretimin 2035 yılında başlamasını öngören takvimin gecikebileceği endişesiyle yeni ülkelerin tam ortak olarak programa katılmasına mesafeli yaklaşıyor.

Okumaya Devam Et

Avrupa

İngiltere, Ukrayna için balistik füze sözleşmesi imzaladı

Yayınlanma

İngiltere Savunma Bakanlığı, 50 yılı aşkın süredir ilk kez geliştirilecek yeni bir taktik kara balistik füzesinin tasarımı için çeşitli şirketlerle sözleşmeler imzaladı. Bloomberg’in haberine göre, Nightfall adı verilen proje kapsamındaki füzenin 2027 sonuna kadar Ukrayna’ya teslim edilmesi hedefleniyor.

İngiltere Savunma Bakanlığı, Ukrayna’ya teslim edilmek üzere 50 yılı aşkın süredir ilk kez geliştirilecek olan yeni bir taktik kara balistik füzesi için çeşitli şirketlerle sözleşmeler imzaladı.

Bloomberg’in konuya vakıf kaynaklara dayandırdığı haberinde, yeni füzenin 2027 yılı sonuna kadar hazır hale getirilmesinin planlandığı belirtildi.

Kaynaklar, İngiltere Savunma Bakanlığının tasarımı hızlandırmak ve füzeleri Ukrayna’ya bir an önce teslim edebilmek için Nightfall projesinin teknik şartnamesinde değişikliğe gittiğini aktardı.

Nightfall projesi, İngiltere Savunma Bakanlığının Ukrayna’ya gönderilecek bir kara balistik füzesinin hızlı bir şekilde geliştirilmesi amacıyla Ocak 2026’da açtığı yarışma kapsamında başlatıldı. Projenin teknik gereksinimleri arasında, elektronik harp engellemelerinin ve yoğun radyo elektronik parazitlerin olduğu koşullarda dahi çalışabilen mobil bir füze sisteminin oluşturulması yer alıyor.

Füzenin ilk testlerinin 12 ay içinde başlaması planlanıyor. Projenin başlangıç aşamasında menzilin 600 kilometrenin üzerinde olması öngörülüyordu.

Ancak şartnamede yapılan değişikliklerin ardından füzenin menzili 500 kilometreye, harp başlığının ağırlığı ise 300 kilogramdan 200 kilograma düşürüldü.

Ukrayna, bir diğer önemli askeri destek adımını da Fransa ile attı. Ukrayna ve Fransa, 14 Temmuz’da silah üretimi alanındaki işbirliklerini genişletmek üzere bir anlaşmaya vardı.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin açıklamasına göre Paris yönetimi, Kiev’e uzun menzilli SCALP seyir füzeleri ile AASM Hammer güdümlü uçak bombalarının üretimi için lisans vermeyi planlıyor.

Fransa’nın ayrıca İtalya ile ortaklaşa üretilen Aster 30 hava savunma füzelerinin imalat sürecine de katılım sağlayacağı kaydedildi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English